Ana Sayfa Blog Sayfa 3531

[Yeşil Mutfak Denemeleri] Kuru Meyve ve Cevizli Ekmek – Sevin Turan Bettscheider

Yeni yıla arkadaşlarla, güzel bir akşam yemeği hazırlayarak girdik. Yemekte balangıç olarak salata, daha sonra kabak çorbası ve ardından ana yemek olarak asya usulu taze tuna (ton) balığı vardı. Balığın yanında teriyaki sosuyla sotelenmiş yeşil sebze ve hindistan cevizi sütlü pilav eşlik etti. Tatlı olarak ta herkesin ortak kararı çikolatalı sufle masada yerini aldı. Çok lezzetli ve eğlenceli bir yemekti.

25

Ekstra olarak peynir tabağı ve onun yanında kuru meyve ve cevizli ekmeğide unutmamak lazım. Genelde şarabın yanında verilen peynir tabağında lezzet olarak birbirini tamamlayan değişik ekmekler olur. Bu tarifte onlardan biri.

Arkadaşlarımızdan biri kuru meyveyi sevmediği için bu ekmeği iki çeşit yaptım. Diğerinin içine ceviz, ayçekirdeği içi ve keten tohumu ekledim. Özellikle eski kaşar veya gouda peyniriyle çok lezzetli oluyor.

Bu ekmekte üç ayrı un çeşidi kullandım. Beyaz un, daha önce baget ekmekte bahsettiğim dinkel (spelt un)un ve çavdar unu.

Gelelim tarife : 

23

6 kişilik

Malzemeler:

450 gr un

180 gr dinkel(spelt un)

400 gr çavdar unu

25 gr tuz

30 gr yaş maya

50 gr tereyağı

2 tatlı kaşığı bal

550-650 ml su

80 gr kuru kayısı

90 gr kuru incir

60 gr kuru üzüm

300 gr ceviz

Yapılışı:

Un ve tuzu karıştırın ve ayrı bir kapta mayayı biraz suyla açın. Diğer tarafta kuru meyveleri küçük parçalara ayırın.

Daha sonra unun içine mayayı, balı ve suyu ekleyerek yoğurmaya başlayın. Tereyağınıda küçük parçalara ayırıp ekledikten sonra pürüzsüz bir kıvama gelinceye kadar yoğurun. Yumuşak kıvamlı ama ele yapışmayan bir kıvamda olacak. Kuru meyveleri ve cevizi eklemeden hamuru ikiye böldüm(kuru meyveli ekmek fazla olacak şekilde).

24

En son kuru meyveleri ve cevizi ekleyip yoğurduktan sonra yaklaşık 1- 1,5 saat oda sıcaklığında dinlenmeye bırakın. Diğer hamura ceviz, ayçekirdeği içi ve keten tohumu ekleyip mayalanmaya bıraktım.

Hamur mayalandıktan sonra istediğiniz şekli verin ve bir kez daha mayalanması için bırakın. Ben uzun kek kalıbında yaptım. Hamur kek kalıbında 2 katına çıkınca 170 derecede 45-60 dk pişirin. (fırınınıza göre değişiklik gösterir) 45 dakikadan sonra kontrol edin. Afiyet olsun…

 

Bu tarif greenandsweet.wordpress.com/ dan alınmıştır

26-Sevin-Turan-Bettscheider

 

Sevin TURAN BETTSCHEIDER

[Manzum Serzenişler] Sayılar

Sanatla ve barışla kalın…

(c) IMCTV
(c) IMCTV

Sayılar

Zorsa anlamak
iki hecesine bak
baş…
…kan
sorular sakıncalı
gerisi yasak

Sahilde yirmiyedi iz
Ege’nin Ocak ayazında
şişmiş ve sessiz…
Dizi arasında
denk geldi de
izlemekteyiz…

bin
yedi
yüz
otuz…
yazmak kolay
saymak zor,
baretli hayaletleri…
oysa daha sadece
1 sene geçti…

 

Üsküdar
19:42 8/1/16

Gırgır ve Trol ağlarıyla balık avcılığına kapatılan Adalar Bölgesi’nde sular durulmuyor

Geçen balık sezonunda yasak bölgede avlanan bir Gırgır Reisi ile Sahil Güvenlik Komutanlığı denetçileri arasında adli makamlara kadar yansıyan gerginlik bu kez de bir Kıyı Balıkçısı ile Gırgır Reisi arasında yaşandı.

5...

Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar’dan edinilen bilgiye göre olay 6 Ocak 00:00 sularında, Büyükada ile Sedef Adası arasında gerçekleşti. Sedef Adası vapur iskelesi civarında avlanmakta olan Kıyı Balıkçısını önce sözle taciz eden Gırgır Reisi, bu tacizin ardından iddialara göre sahibi olduğu 20 metrelik gırgır kayığını 7 metrelik balıkçı kayığının üzerine sürmek ve ağ kurşunlarını fırlatmak sureti ile kıyı balıkçısını batırmaya teşebbüs etti.

Saldırıdan ancak ağlarını denizde bırakarak kaçabilen kıyı balıkçısı Büyükada Polis Merkezi Amirliği’nde gırgır reisinden şikayetçi oldu. Kıyı Balıkçısı Deniz Recep Değirmenci, polis merkezinde doldurduğu “Deniz üzerinde trafik güvenliğini tehlikeye sokma” konu başlıklı şikayetçi-şüpheli ifade tutanağını daha sonra sosyal medya hesabından da paylaştı.

5

Kıyı balıkçısının Adalar, Gırgır Reisinin ise Poyraz kayığı olduğu da gelen bilgiler arasında.

Adalar Bölgesi neden önemli?

Bölge bir mera olarak görülüyor. Biyolojik koridor olarak tabir edilen İstanbul Boğazı’nın Marmara ağzında balıkların kışlayabileceği, göçerken dinlenebileceği ve bereketle üreyebileceği özel bir mera olarak son tebliğ döneminde gırgır ve trol ağları ile avcılığa yasaklamış; sadece ve sadece küçük ölçekli kıyı balıkçılarına izinli olarak yasa düzenlemişti.

Adalar'da trol ve gırgır teknelerine yasak olan bölge
Adalar’da trol ve gırgır teknelerine yasak olan bölge

 

Geçen yıl, gene aynı dönemde, ais sistemi ile kaydı takip edilebilen otuzun üzerinde Gırgır Kayığının bölgede avcılık yaptığı kıyı balıkçılarınca belgelenmiş ve balıkçılar arasında infiale sebep vermişti. “Denize kürtaj yaptılar” diye isyan eden Adalar Bölgesi Kooperatif başkanları durumun azalan ve artan ancak bir süreklilik içerisinde devam ettiğini bildirmişlerdi. Şikayetler üzerine bölgeye gelen denetçilerle gırgır reisleri arasındaki gerginlik ise gelecek için fevkalade karanlık ihtimallerin öncüsüydü.

Denizlerimiz bereketini yitiriyor

Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar geçen sezon ve dün sabaha karşı yaşanılan bu gerginliklerin buzdağının sadece görünen kısmı olduğuna dikkat çekiyor. Sucul hayatın yokolduğu sularımızda ölçüsüz, denetimsiz kalan avcıların ve hak ettiği fiyatı pazarda bulamayan, dolayısıyla balıkçısını beslemeyen av mahsulünün durumu bu noktaya getirmesi elbette şaşırtıcı değil.
İstanbul bölgesi başta olmak üzere tüm denizlerimizde bir denetim zaafiyeti olduğuna dikkat çeken Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar; sucul hayatta gözlenen hazin çöküşün, balıkçıların belki de canına mal olacak kavgalarına kadar uzanacağına dikkat çekiyor.

2016-2020 tebliğ dönemi için çalışmaların başladığı bu günlerde, Yeşil Gazete olarak biz de Fikir Sahibi Damaklar’ın görüşünü tekrar etmek isteriz: “Denizlerimiz denetimsiz, yasadışılık cezasız, ceza adaletsiz olduğu sürece ne sucul hayatın bekası sağlanabilir, ne denizde, ne de karada dirlik!”

Zira ya hep beraber, ya hiçbirimiz!

 

(Yeşil Gazete)

Bir haftadır “Mahpus Çocuklara Ücretsiz Mektup Hakkı” eylemini sürdürüyor

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) kurucusu ve eski başkanı Zafer Kıraç bir haftadır Ankara Konur Sokak’ta mahpus çocuklara ücretsiz mektuplşama hakkı verilmesi için tek kişilik bir eylem gerçekleştiriyor.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği'nin (CİSST) kurucusu ve eski başkanı Zafer Kıraç'ın amacı mahpus çocukların ücretsiz mektuplaşma hakkına sahip olması
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) kurucusu ve eski başkanı Zafer Kıraç’ın amacı mahpus çocukların ücretsiz mektuplaşma hakkına sahip olması

Hafta içi hergün 09:00 – 12:30 saatleri arasında Konur Sokak’taki İnsan Hakları Anıtı önünde talebini ve bu talebin içeriğini aktaran “Görülmüştür” başlıklı bir afişle eylemini devam ettiren Kıraç’la Yeşil Gazete için görüştük.

“Eyleme, Pazartesi Günü Adalet Bakanlığı önünde başladım”

Barışçıl eylemine 4 Ocak Pazartesi günü Adalet Bakanlığı önünde başladığını söylüyor Kıraç ve ekliyor, “Afişi aldım ve Adalet Bakanlığı’nın önüne gittim. 1,5 – 2 saat sonra orda bulunan güvenlik görevlileri hemen müdahale etmek istedi ama onlara Müsteşar Kenan İpek ile görüşmek istediğimi belirttim. Kenan İpek’i kendi dernek faaliyetlerimiz dolayısı ile eskiden beri tanırım. Ceza Evleri eski Genel Müdürü’dür kendisi. Görüşmeyi gerçekleştirdik. Kurum olarak konuyu bildiklerini ve çözüm için çalıştıklarını aktardı.”

Adalet Bakanlığı müsteşarı İpek’in kendisine görüşme sonunda, “Biz çözümü sağlayacağız, siz de bu soğukta dışarıda beklemeyin ve eylemi sonlandırın” ricasında bulunduğunu belirten Zafer Kıraç, eyleme mahpus çocukların bu sorunu çözülene kadar devam edeceğini ilettiğini ve kendisine eylemini sürdürmek için bir yer göstermelerini istediğini aktarıyor Kenan İpek’ten.

14

Adalet Bakanlığı tarafından Sakarya Caddesi önerilmiş, ancak Kıraç’ın tanıdığı aktivist arkadaşları eylemin daha görünür olması için Konur Sokağı önermişler kendisine. Bugün (8 Ocak 2015 Cuma) itibarı ile 5. gününe giren oturma eylemi de bu şekilde başlamış.

Hapishanedeki çocukların durumunu öğrenmek istiyoruz kendisinden.

Hapishanede erkekler, kadınlar, çocuklar vsr diye ayrı ayrı uygulamalar bulunmadığını herkesin “mahpus” statüsü altında değerlendirildiğini ifade ediyor Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) kurucusu Zafer Kıraç,

Zafer Kıraç, eylemine haftaiçi hergün 9:30 - 12:30 arasında Konur Sokak İnsan Hakları Anıtı önünde devam ediyor
Zafer Kıraç, eylemine haftaiçi hergün 9:30 – 12:30 arasında Konur Sokak İnsan Hakları Anıtı önünde devam ediyor

“Hapishanelerde mahkumlar çok kötü koşullar içerisinde. Kadınlar, Çocuklar, LGBTİ’ler vsr. Topluma orda yaşanılanları da aktarmamız gerekir. Hapishanelerde ziyaret edilmeyen ve dışarıdan bir gelir alamayan çocuk mahkumların oranı %35. Bu büyük bir oran ve bu çocukların istismarına da zemin açan bir durum.

Çocuklar, diğer mahkumlar gibi mektuplar için pul bedeli ödemek zorunda. En az gramajdaki mektubun pul bedeli 1,25 TL. Çocuk 4 kişiye mektup yazmak istese 5 TL pul bedeli ödemek durumunda. Bunu bu çocukların karşılayabilmesi mümkün değil.”

Öğlene kadar Konur Sokak, Öğleden sonra Adalet bakanlığı

Eylemine verilen destek için de teşekkür eden Zafer Kıraç, haftaiçi öğlene kadar Konur Sokak İnsan Hakları Anıtı önünde devam eden eyleminin ardından öğlden sonra konunun çözüme bir an önce kavuşturulması için Adalet Bakanlığı’na gittiğini ve orda çalışmaların devam ettiğini söylüyor

“Adalet Bakanlığı çalışanları ve konunun muhatapları samimi olarak bu durumu çözmek istiyor. Çözüm için PTT ve Ulaştırma Bakanlığı ile de görüşme halindeler. Bana 15 – 20 gün içerisinde çözüme kavuşacağı yönünde beyanda bulundular. Aslında 5 dakikada çözüme kavuşturulması mümkün olan bir durum bu.

Mahpus çocuklarıın bu sorunu çözüme kavuşturulana kadar ben eylemime devam edeceğim. Dernek olarak change.org’da “12-18 yaş arası mahpus çocuklar ücretsiz mektuplaşabilsin” başlıklı bir imza kampanyası başlattık. O kampanyaya 10 bin kişinin üzerinde imza geldi. Gelin bu sorunu hep birlikte çözüme kavuşturalım”

“Sanırım başaracağız”

Kıraç, bu sabah sosyal medya hesabından umut verici bir gelişmeyi de aktardı;

“Günaydın arkadaşlarım ,Sanırım başaracağız.

Adalet Bakanlığı ve Ceza Tevkifevleri Genel müdürlüğünde çalışmaların yürüdüğü bilgisini alıyoruz.Ulaştırma Bakanığı ve PTT ile bir protokol yapılmasını bekliyoruz.

Eylem; Bugun; 08 Ocak 2016, Cuma. Eyleme devam ediyorum.
İnsan Hakları anıtı onu.Konur sokak. Saat: 09.30/12.30”

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin imza kampanyasına buradan katılabilirsiniz.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Çöpe atmamız gereken 10 ekonomi miti

Dinyar Godrej tarafından New Internationalist Magazine‘de yayınlanan haberi Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Mitler ve Gerçekler
Mitler ve Gerçekler

Devam ettirilen fikirlerin gücünü asla hafife almayın. Gerçekliğin en sert tokadını yediğimizde bize daha sıkı tutunurlar.

Konu ekonomiye geldiğinde günümüzde en ağır basan inanç piyasanın hükmüdür. Eğer sadece tamamen serbest ve küreselse, yönetim kavramlarıyla birlikte ve çalışan hakları da yolundan çekilirse, iyi kapitalistler herkes için avantajlı bir bolluk dönemine teşrif ederler, en tepeden en dibe. İnananların iddiasına göre yasal düzenlemeler, sosyal haklar, kamusal varlıklar buna hep engel oluyor. Kamunun yararından bireysel sorumluluğa kadar. Hak ettiğinizi alırısınız.

Ekonomik bağnazlığa neoliberalism denir – “neo” çünkü imalat ve ticarette devlet müdahalesinin feshinin talep eden 18. yüzyıl liberal ekonomi ekolünün 20./21. yüzyılda diriltilmiş halidir.

Elitler yönettiklerinde müstesna lütuflar bulur. Fakat son yıllarda gördüğümüz ekonomik çöküşler için bir çözümleri de yoktur.

Ekonomik alanda daha fazla sosyal bir “gerçek dünya” vizyonuna ihtiyaç duyuyoruz. Değişim talebi sokakta ve benzer şekilde öğretilen bağnazlığa karşı öğrenci protestolarıyla akademide. Bu ruhla acilen gömmemiz gereken en çok zarar veren 10 ekonomik miti sizlere sunacağız.

Haberin İngilizce orjinaliHaber: Dinyar Godrej

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil GazeteNew Internationalist blog )

Rusya, Türkiye ile arasındaki akademik anlaşmaları iptal etti

Rusya Ulusal Araştırma Nükleer Araştırma Üniversitesinin (MEPhI), Hacettepe, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Ankara Üniversitesi ile yürüttüğü eğitimde iş birliği anlaşmalarını iptal ettiği bildirildi.

Hacettepe ve İTÜ’nün anlaşmaları, iki üniversite arasında bilim, eğitim ve sosyal alanlardaki işbirliğini kapsarken, Ankara Üniversitesi ile yapılan anlaşma, Mersin Akkuyu’da kurulacak olan nükleer santrale yetişmiş insan gücü sağlamayı amaçlıyordu.

3

Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Niyazi Meriç, yaptığı açıklamada, Ankara Üniversitesi ile Rusya’dan MEPhI arasında 13 Nisan 2015 tarihinde iki anlaşmanın imzalandığını bildirdi. Bunlardan birinin, “çift yüksek lisans programı çerçevesinde akademik işbirliği” anlaşması, diğerinin ise “bilimsel, eğitim ve sosyal alanlarda işbirliği” anlaşması olduğunu bildiren Meriç, bu kapsamda anlaşmaların iki üniversite arasında öğrenci değişimini içerdiğini anlattı.

Meriç’in verdiği bilgiye göre Rus Üniversitesi ile Nükleer Güç Santrallerini İzleme, Kontrol ve Güvenli İşletim Sistemleri Çift Diploma Yüksek Lisans Programı çerçevesinde imzalanan akademik işbirliği anlaşması, çift diploma programına kabul edilecek Rus ve Türk öğrencilerin eğitimlerinin ilk 6 ayı Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü’nde, bir yılını Moskova MEPhI’de, son altı ayını da yine Nükleer Bilimler Enstitüsü’nde geçirmelerini öngörüyordu.

Meriç, anlaşmaya göre Akkuyu’da toplam 4 ünite için ihtiyaç duyulan, nükleer enerji bilgisine sahip bin mühendisin, hem Türkiye hem de Rusya’da eğitilmesinin amaçlandığını bildirdi.

İşbirliği anlaşmasının imza törenine Türkiye’den yetkililerin yanı sıra Akkuyu Nükleer Santralinin yapımını üstlenen ROSATOM Genel Müdürü Sergey Kirienko’nun da katıldığını vurgulayan Meriç, Rus Üniversitesinin ikili anlaşmaya iptal ettiğine ilişkin yazının yakın zamanda ellerine geçtiğini bildirerek, şöyle konuştu:

“Anlaşmaya göre Türk öğrenciler, bir yıl boyunca MEPhl’de ve bir nükleer santralde deneylerini yapacaklar, tekrar Türkiye’ye dönüp tez hazırlayacaklardı. Öğrencilerimiz, Rusya’daki reaktörlerin başında deneyler yapacak, tecrübe kazanacaktı. Bu şekilde, yaklaşık bin öğrencinin hem Türkiye’de hem de Rusya’da eğitimi planlanmıştı. Hem Rus hem Türk öğrenciler, önümüzdeki yıldan itibaren hem Türkiye’ye hem de Rusya’daki eğitimlerine başlayacaktı.”

Rus tarafının anlaşmayı iptal ettiğini duyurmasıyla Ankara Üniversitesi olarak nükleer enerji konusunda ihtiyaç duyulan yüksek lisans programlarını kendilerinin açacağını vurgulayan Meriç, “Nükleer enerji konusunda deneyim kazanılabilecek Almanya, Japonya, Çin, İngiltere, Hindistan, İspanya gibi başka ülkeler de var. Bu ülkelerden bazıları, üniversitemize nükleer enerji konusunda bazı tekliflerde bulundu. Rus üniversitesinin bu iptal kararının ardından bu ülkelerden gelen diğer teklifleri değerlendireceğiz. Örneğin Sinop Nükleer Santrali de Japonya-Fransa ortaklığında yürütülecek. Tüm bu ihtimaller de masamızda duruyor” ifadesini kullandı.

Niyazi Meriç, MEPhI’nin Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi ile yürüttüğü bilim, eğitim ve sosyal alanlardaki işbirliği anlaşmasındaki katılımını da durdurduğunu sözlerine ekledi.

 

(Cumhuriyet)

Kuzey Kore’nin hidrojen bombası testi iddiası asılsız mı?

0

Kuzey Kore’nin sabah saatlerinde başarılı bir hidrojen bombası denemesi yaptığı açıklaması hem tepkiyle hem de kuşkuyla karşılandı.

Eğer, gerçekten Kuzey Kore’nin denemesinin başarılı olduğu teyit edilirse, bu, Pyongyang’ın 2006’dan bu yana gerçekleştirdiği dördüncü nükleer test olacak ve Kuzey Kore’nin nükleer kapasitesini ciddi şekilde güçlendirdiğini ortaya koyacak.

28

Ancak nükleer uzmanlar, deneme sırasında kaydedilen patlamanın gerçekten hidrojen bombasından mı kaynaklandığı konusunda şüphelerini dile getiriyor.

Atomların birleştirilmesiyle gerçekleşen füzyon teknolojisi kullanılarak üretilen hidrojen bombası, atom bombasından çok daha güçlü ve teknolojik olarak çok daha ileri bir silah olarak niteleniyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombaları ise atomun parçalanmasıyla üretiliyor.

ABD, Kuzey Kore’nin hidrojen bombası denemesinde bulunduğu yönündeki iddialara ilişkin şüphelerini dile getirdi.

ABD: İncelemeler iddialarla örtüşmüyor

Beyaz Saray sözcüsü Josh Earnest, “İlk incelemeler, Kuzey Kore’nin başarılı bir hidrojen bombası denemesi yaptığı iddialarıyla örtüşmüyor” dedi.

Earnest, “Son 24 saat içinde, ABD hükümetinin Kuzey Kore’nin teknik ve askesi kapasitesi hakkındaki değerlendirmelerini değiştirecek bir şey olmadı” diye konuştu.

Pyongyang’ın denemesi konusunda kuşkusunu dile getiren uzmanlardan ABD merkezli Rand Corporation’dan Bruce Bennett de, ”Ortaya çıkan patlamanın Kuzey Kore’nin iddia ettiğinden 10 kat daha güçlü olması gerekiyor” diyor ve şöyle devam ediyor:

”Dolayısıyla Kim Jong-un, hidrojen bombası denemesi yapmadıkları halde yaptıklarını söyleyerek ya yalan söylüyor ya da atomun parçalandığı bir silahtan biraz daha güçlü bir bomba kullandılar veya denemenin hidrojen ya da fizyon kısmında işler istedikleri gibi gitmedi.”

Çin Devlet Televizyonu’na konuşan Çinli askeri uzmanlardan Du Wenlong da, ellerindeki verilerin ”patlayıcının hidrojen bombası olduğu iddiasını desteklemediği” görüşünde.

Güney Koreli siyasetçi Lee Cheol-woo ise, ülkesinin istihbarat servisinden brifing aldığını belirterek, patlamanın ”muhtemelen hidrojen patlamasının gerisinde kaldığını” söyledi.

Ancak Pyongyang’da görev yapmış olan eski İngiltere Büyükelçisi John Evevard, ”patlamanın boyutlarının bir kenti haritadan silebilecek büyüklükte ve derin kaygı verici olduğunu” kaydetti.

Kuzey Kore: Denememiz başarılı

27

Pyongyang sabah saatlerinde, Punggye-ri nükleer merkezi yakınlarında sarsıntı tespit edilmesinin ardından yaptığı açıklamada ‘başarılı bir hidrojen bombası denemesi yaptıklarını’ duyurmuştu.

Kuzey Kore resmi televizyon kanalından yapılan açıklama, Punggye-ri adlı nükleer merkez yakınlarında 5.1 şiddetinde sarsıntı tespit edilmesinden saatler sonra geldi.

 

(BBC Türkçe)

Hava kirliliği alarm veriyor!

Geçtiğimiz hafta itibariyle başta İstanbul olmak üzere Türkiye genelinde görülmeye başlayan hava kirliliği son günlerde iyice hissedilir hal aldı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Hava Kalitesi İzleme İstasyonlarından alınan bilgiye göre, geçtiğimiz hafta kırmızı alarm seviyesinde olan Keşan ilçesinde veriler, tehlikeli boyutlara ulaştı. AB ölçülerine göre 50 mikrogram/metreküp olan partikül madde sayısı, Türkiye’de sınır değeri 90 kabul edilirken Keşan’da bu rakamlar 228’e ulaştı.

18

Geçtiğimiz hafta Soma, Karabük, Iğdır’da hava kirliliği seviyesi ‘mor’ renkte ‘tehlikeli’ olarak gösteriyordu. Bu hafta Iğdır’da hava hala sağlıksız koşullarda devam ederken, Soma ve Karabük’te alarm seviyesi tehlikeli seviyelerden hassas seviyeye indi. İstanbul’da hava kalitesi geçtiğimiz haftaya göre bir nebze olsun iyileşirken, Sinop Boyabat ve Tokat Turhal’da hava kalitesi ‘kötü’. Düzce ve Iğdır’da hava kalitesi bir derece daha iyi, ‘sağlıksız’ düzeyinde. Zonguldak, Ordu, Tekirdağ, Bolu, Amasya, Yozgat, Siirt, Urfa, Osmaniye, İzmir, Aydın, Manisa, Muğla’da ise ‘hassas’ hava seviyesi devam ediyor.

TÜRKİYE’DEKİ HAVA KİRLİLİĞİ AVRUPA’NIN ÇOK ÜSTÜNDE

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi üyesi Kübra Ayçiçek, Türkiye’deki hava kirliliği sınır değerlerinin Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği sınır değerlerinin üzerinde olduğunu söyledi. Ayçiçek, “Türkiye’de iyi/orta olarak tanımlanan hava kalitesi ABD ve Avrupa açısından değerlendirdiğimizde kirli sayılıyor” dedi. İstanbul Esenyurt’ta bu sınırın 126 gün aşıldığını örnek gösteren Ayçiçek “Bunu Avrupa’ya göre değerlendirseydik, muhtemelen Esenyurt’un 365 gün kirli hava soluduğunu görecektik” diye konuştu.

GÖKDELENLER HAVA KİRLİLİĞİNDE BAŞ FAKTÖR

Ayçiçek, “İstanbul’da ve dünyadaki yüksek yapılar hava kirliliği açısından başat faktörlerden bir tanesi. İstanbul’un rüzgar yönü kuzeyde ormanlar bulunuyor. Kuzey ormanlarını korumak oradan gelecek temiz havayı da korumak anlamına geliyor. Çünkü kuzeyden gelen temiz hava İstanbul’un içlerine kadar yayılıyor. Ulaşabilen miktar da yüksek kulelere çarptığı zaman şehrin içine temiz hava erişemiyor. Şehrin içinde kirlilik birikmesine neden oluyor” dedi.

KİRLİLİK 10 GÜNDEN FAZLA SÜRÜYORSA ÖNLEM ALINMALI

19

ABD’de sınır değerinin 3 kez aşılması halinde acil önlemler alındığını belirten Ayçiçek Türkiye’de böyle bir sınırlama olmadığının altını çizerek “Eğer 10 gün boyunca bir bölge kötü havaya maruz kalıyorsa oranın halkına gerekirse maskeler dağıtılmalı, sokağa çıkmamaları uyarılarında bulunulması ve önlem almaları gerektiği söylenir. Yöneticilerin önlem alması gerekir” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE HAVA KİRLİLİĞİNDEN ÖLÜM TRAFİK KAZALARINDAN ÖLENLERDEN 6 KAT FAZLA

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Toraks Derneği (TTD), Çevre için Hekimler Derneği, Greenpeace, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) gibi örgütlerin bir araya gelerek oluşturduğu Temiz Hava Platformu bileşenlerinden Toraks Derneği, Hava Kirliliği Dönem Grubu Eş Başkanı Dr. Nilüfer Aykaç Kongar hava kirliliğinin çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Kongar, son birkaç haftadır göğüs hastalıkları alanına başvuranların sayısında ciddi bir artış olduğunu belirtti.

Her ne kadar raporlara hava kirlliği ‘ölüm sebebi’ olarak geçmese de hava kirliliğinin akciğer, kalp ve sinir sistemi üzerinde ciddi etkilerinin olduğunu anlatan göğüs hastalıkları uzmanı Kongar, astım, kronik bronşit, solumun yolları enfeksiyonu, kalp krizi, kalp yetmezliği gibi sağlık sorunlarının yaşandığına dikkat çekti. OECD verilerinden örnek gösteren Dr. Kongar, “Dünyada yılda 7 milyon insan hava kirliliği nedeniyle ölüyor. OECD raporlarına göre geçen sene Türkiye’de hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısı 29 bin kişi. Bu oran trafik kazalarında hayatını kaybedenlerin 6 katı kadar” dedi.

HAVA KİRLİLİĞİ TIPKI SİGARA GİBİ

Kirli havanın yoğun olduğu bölgelerde yaşayan vatandaşları hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde dışarı çıkmamaları konusunda uyaran Kongar, “Kronik hastalıkları olanlar, astım hastaları dikkatli olmalı. Hava kirliliği tıpkı sigara gibi. Hem kronik bronşitin hem de akciğer kanserinin oluşmasına neden olabilirö dedi. Hava kirliliğinin özellikle çocuklarda akciğer gelişimi bozukluğuna yol açtığını belirten Kongar, “Temiz havada büyüyen bir çocuğun akciğeri ile kirli havada büyüyen bir çocuk arasında ciddi bir fark var” diye konuştu.

ESENYURT 2015’TE 126 GÜN ZEHİR SOLUDU

Çevre Mühendisleri Odasının yaptığı araştırmaya göre, 2015 yılında hava kirliliğinin kritik seviyeye ulaştığı iller arasında İstanbul, Ankara, Bolu, Edirne-Keşan, Düzce, İzmir ve Iğdır gibi şehirler yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) verilerine göre sadece 35 gün aşılabilecek partikül madde değerleri Düzce’de 232 gün iken, Bolu’da 151 gün, Keşan 228 gün ile bu sınırı çoktan aştı. İstanbul’da Yenibosna semti ile Kadıköy ve Esenyurt ilçeleri hava kirliliğinin en üst seviyeye ulaştığı yerler arasında. Hava kirliliğini belirleyen faktörler arasında kömür kullanımı ve “kentsel dönüşüm” faaliyetleri yer alıyor. Partikül madde sınır değerleri Yenibosna’da 181 gün, Esenyurt’ta 282 gün, Kadıköy’de 116 gün aşıldı. Ankara’da ise hava kirliliğinin olduğu yerler, trafiğin yoğun olduğu Sıhhiye, Bahçelievler, Dikmen, Cebeci ve Keçiören gibi ilçeler.

KEŞAN’DA DURUM ‘TEHLİKELİ’ BOYUTTA

Geçtiğimiz hafta kırmızı alarm seviyesinde olan Edirne’nin Keşan’da, hava sıcaklıklarının sıfırın altına düşmesi nedeniyle hava kirliliğinde artış oldu. Bazı vatandaşlar, nefes almakta bile güçlük çekildiğini belirtirken, kalitesiz kömür kullanılması ve kazan yakım saatlerine uyulmaması nedeniyle kirliliğin arttığı bildirildi. Yapılan kömür kontrolleri, kazan denetimlerinin artması, bina yöneticilerinin uyarılmasına rağmen hava kirliliğinde ciddi bir düşüş yaşanmadı. Son günlerde hava sıcaklıklarının sıfırın altına düşmesi nedeniyle özellikle akşam saatlerinde kükürt dioksit (SO2) oranı 2000 mikrogram/metreküpün üzerine çıkıyor. Linyit kömürünün kullanıldığı ilçede akşam saatlerinde aynı anda yakılan kalorifer ve sobalar nedeniyle şehrin üzerine adeta sis çökerken, yoğun kükürt gazı nedeniyle insanlar adeta zehir soluyor.

KAZAN VE SOBALAR BİLİNÇLİ YAKILMALI

Hava kirliliğinin önlenmesi için kısa vadede bilinçli kazan ve soba yakılması gerektiğini ifade eden bazı vatandaşlar, doğalgazın da bir an önce şehre getirilmesi gerektiğini aksi takdirde solunum yollarına bağlı hastalıkların artmaya devam edeceğini söylediler.

 

(DHA)

Kadınlar Meclis içinden seslendi, “Silahları susturun, Barışı konuşun!”

Meclis’e giden insan hakları savunucusu yedi kadın, eylem düzenledi, “Ölümleri durdurun, silahları susturun, barışı konuşun, çözüm masası yeniden kurulsun, müzakereler derhal başlasın” çağrısında bulundu.

Bianet’den Ekin Karaca’nın haberine göre bianet Proje Danışmanı gazeteci Nadire Mater, insan hakları aktivistleri Mine Nazari, Nimet Tanrıkulu, Ümit Efe, Ümit Sezer ile akademisyenler Prof. Dr. Neşe Özgen ve Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı Meclis’te barış çağrısı yaptı.

17

Meclis’teki tüm siyasi partileri ve 550 milletvekilini çatışmaların durması için göreve çağıran kadınlar, “Ölümleri durdurun, silahları susturun, barışı konuşun, çözüm masası yeniden kurulsun, müzakereler derhal başlasın” çağrısında bulundular.

Eylem hakkında bilgi veren Nadire Mater, eylemi Genel Kurul’da yapmayı planladıklarını ama bazı milletvekillerinin yönlendirmesiyle muhalefet kulisindeki merdivenlerde yaptıklarını söyledi.

Mater, eylemin ardından aralarında HDP milletvekilleri Pervin Buldan, Filiz Kerestecioğlu, Mithat Sancar ile CHP milletvekilleri Zeynep Altıok ve Melike Basmacı’nın da bulunduğu çok sayıda milletvekilinin kendilerine destek verdiğini ifade ederken, AKP’li ve MHP’li milletvekillerinin ise herhangi bir tepki göstermediğini not düştü.

Şebnem Korur Fincancı tarafından kamuoyu ve milletvekilleriyle paylaşılan metinde şu ifadelere yer verildi:

“Biz aşağıda imzası olan kadınlar özgür, demokratik, eşit ve adil barışın hüküm sürdüğü bir ülkede yaşamak istiyoruz.

Bu nedenle  Meclisi,  Meclisin 550 üyesini, meclisteki tüm siyasi partileri ve Hükümeti göreve çağırmak üzere bugün buradayız.

Meclis göreve

Ölümleri durdurun

Silahları susturun, barışı konuşun

Çözüm masası yeniden kurulsun, müzakereler derhal başlasın

Cizre, Silopi, Sur, Silvan, Dargeçit, Nusaybin… Kuşatma kalksın, sokağa çıkma yasakları son bulsun.

Hastaneler karargah olamaz.

Okullar karargah olamaz

Beyaz tülbentlerimizi öldürmekten değil yaşamdan yana taşa çalıyoruz.

Tekrarlıyoruz; Meclis göreve.

Nadire Mater, Mine Nazari, Nimet Tanrıkulu, Ümit Efe, Ümit Sezer, Neşe Özgen, Şebnem Korur Fincancı

 

(Bianet)

El Niño etkisi önümüzdeki aylarda daha da güçlenecek

Josh L Davis tarafından IFL Science‘de yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Merver Erdem‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

(Solda) Mevcut El Niño ve (sağda) 1997’de gerçekleşen El Niño karşılaştırması Fotoğraf: NASA

NASA’ya göre, yeni yıla girdiğimiz şu günlerde, hala gelişmekte olan hava sistemiyle birlikte El Niño kötüye gidecek gibi görünüyor. Batı’dan Doğu Pasifik’e giden, El Niño’yu besleyen kuvvetli rüzgarlar azalacak gibi görünmezken, okyanus yüzey sıcaklık verileri de El Niño’nun henüz tepe noktasına ulaşmadığını gösteriyor. Geride bıraktığımız 2015 yılı, Endonezya’daki geniş çaplı orman yangınları, Güney Amerika’nın büyük bölümündeki selleri ve Hint ısı dalgası gibi hava durumu ilintili olayları gördü.

Araştırmacılar, ülkenin kuzeyinde daha yüksek sıcaklıklar ve kuraklıklar, güneyinde ise soğuk ve yağışlı bir dönemi öngörürken, Amerika’yı vuran bu sistem etkisinin gelecek aylarda son bulacağını umuyor. Bu tahminler, 1997 yılında meydana gelen son büyük El Niño’yu baz alarak yapılıyor. Son zamanlarda tanık olduğumuz olayların izlediği yol, 19 sene önce meydana gelen, New England’da güçlü bir buz fırtınasının oluşumuna ve Körfez kıyısı boyunca karmaşaya sebep olmasına birebir benziyor.

Geçtiğimiz beş yılda kuraklığın yıktığı California, şiddetli sellerle karşı karşıya kalabilir. NASA Jetli Sürüş Laboratuvarı’nda iklim bilimci Bill Patzert açıklamasında “son on yılı aşkın süredir, Batı Amerika’nın büyük bir bölümünde su gündeminin ana konusunun kuraklık” olduğunu söyledi. “Rezervuar seviyesi kayda alınamayacak kadar düşük, yeraltı suyu göstergesi bir çok alanda tehlikeli bir şekilde düştü. Şimdi biz, madalyonun öbür yüzünü, sürekli sağanak yağmur ve kar yağışını görmeye hazırlanıyoruz.”

Bu durum kulağa Kaliforniya için bir rahatlama gibi gelirken, yine de kuraklığın bitmesi için yeterli olmayabilir. El Nino yağmurları, Kaliforniya’nın su kaynaklarının sadece küçük bir kısmına katkıda bulunur ve genellikle ters hava etkilerinin meydana gelebildiği şiddetli bir El Niño güçlü bir La Niña’yı izler. Şu anki hava sisteminin sürmesi Güneydoğu Asya ve Avustralya boyunca yağışları geciktirip azaltabilir. Bu da Pasifik’te yaşayan milyonlar için su ve gıda kıtlığı anlamına gelmektedir.

1997’de gerçekleşen El Niño’ya dayalı tahminlere ek olarak başka bir araştırma, bulutların atmosfer dolaşımına etkisinin, El Niño ve La Niña’nın yarısından daha fazla güçte olduğunu buldu. Bu iklim modelleri, bulut dolaşımını hesaba katmayan iklim modellerinin okyanus yüzey sıcaklıklarında daha düşük değişkenlik gösterdiğini, bunun da daha zayıf bir El Niño öngörüsüne sebep olduğunu gösterdi. Fakat, bulutlar dahil edildiğinde bu sıcaklık değişiminin ve beraberinde de tahmini hava olaylarının gücünün arttığı ortaya çıktı.

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: Josh L Davis

Yeşil Gazete için Çeviri: Merver Erdem

(Yeşil Gazete, IFL Science)