Ana Sayfa Blog Sayfa 3489

Brezilya Topraksız Kır İşçileri Hareketi bu haftasonu Kadıköy’de

Kadıköy Tüketim Kooperatifi, 5 Mart’ta Brezilya Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST) ulusal koordinasyonu üyesi Marina dos Santos‘un katılımıyla kooperatifler ve gıda egemenliği üzerine  Caddebostan Kültür Merkezi’nde söyleşi düzenliyor.

22

Dünyanın en büyük muhalif hareketlerinden biri durumundaki Brezilya Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST-Movimento dos Trabalhadores Rurais Sem Terra), yaklaşık bir milyon 700 bin insanın kolektif bir yaşamı örgütledikleri, eğitimden sağlığa yaşamın her alanında, varolan sisteme alternatif yollar geliştirdikleri bir mücadele. 1979’da Rio Grande do Sul’deki ilk toprak işgalleriyle başlayan hareket 1980’lerin ortalarında Brezilya’da toprak reformunun yeniden yakıcı bir sorun olarak gündeme oturmasıyla birlikte ülke çapında yaygınlaştı. 1990’lara gelindiğindeyse MST artık toplum nezdinde meşruiyeti olan bir kitle hareketine dönüştü. Bugün MST’nin işgal ettiği toprakların toplamı Belçika’dan büyük bir alanı kaplıyor.

5 Mart saat 14.00’te Caddebostan Kültür Merkezi Küçük Salon’da yapılacak söyleşide Marina dos Santos MST’nin organize ettiği kooperatifleri, kır ve kent ilişkisini ve gıda egemenliği üzerine konuşacak.

Ayrıntılı bilgi için facebook etkinlik sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

(Bianet)

 

Tahıl ambarı Karapınar’a mahkeme müjdesi: Kömür Ocağı projesine iptal

Danıştay 14. Dairesi, Türkiye’nin tahıl ambarı Konya Karapınar havzasında kurulması planlanan Karaman-Akçaşehir kömür ocağı projesi için verilen ‘ÇED olumlu’ kararını iptal eden Konya 1. İdare Mahkemesi’nin kararını onadı.

14

Radikal’den İdris Emen’in haberine göre 2014 yılında Konya-Karapınar ve Karaman Akçaşehir havzalarında linyit ocağı kurulması için 3 kömür ocağına ruhsat verildi. Karaman-Akçaşehir’de kurulacak kömür santralinin yer altı sularını kurutacağını ve Karapınar Kapalı Havzasında yapılan tarımın olumsuz zarar göreceğini savunan bölge halkı ÇED olumlu kararının iptal edilmesi için Konya Birinci İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

Bilirkişi raporunda kömür madeni için 177 pompaj kuyusu açılacağı ve açılacak pompaj kuyularının vereceği çevresel zarar nedeniyle 57 bin 300 dönümlük arazide sulu tarım yapılamayacağı belirtildi. Bilirkişi raporunda yer verilen diğer çarpıcı tespit ise Akgöl ve Meke gölleri ile ilgili oldu. Raporda, yer altından çekilecek olan suyun Akgöl ve Meke gölüne dökülmesi durumunda göllerin yapısının bozulacağı ifade edildi.

ÇED olumlu kararına iptal

Bilirkişi incelemesini dikkate alan Konya 1. İdare Mahkemesi ÇED Olumlu Kararı’nı hukuka aykırı bularak ÇED Olumlu Karar’ını iptal etti.

15

Mahkeme iptal gerekçesini şu şekilde belirtti: “dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinde, 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca Çevresel Etki Değerlendirilmesinin gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlemesinde olumsuz yöndeki etkilerinin önlenmesi ya da çevreye zarar veremeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar olarak tanımladığı hususu dikkate alındığında yukarıda anılan raporda tespit edilen eksikliklerin giderilmesi gerektiği, bu haliyle dava konusu, ‘ÇED Olumlu’ kararının hukuka aykırı olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.”

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı itirazına da ret

Konya 1. İdare Mahkemesi’nin ÇED olumlu kararı ile ilgili verdiği iptal kararına itiraz eden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile firma temyiz için Danıştay’a başvurdu. Başvuruyu değerlendiren Danıştay 14. Daire’si temyiz başvurusunu ret ederek Konya 1. İdare Mahkemesi’nin verdiği ÇED iptal kararını onadı.

 

(Radikal)

Gıdada glifosat kalıntısı araştırılacak

Carey Gillam tarafından Civil Eats‘de yayomlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Melda Ciner Düz‘ün çevirisiyle sunuyoruz.

***

Görsel: The Free Thought Project
Görsel: The Free Thought Project

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), halihazırda gıdaların içinde birçok zirai kimyasal kalıntısını test ediyor. Artık kanserle ilişkilendirilen ve yaygın bir şekilde kullanılan yabani ot ilacını da test etmeye başlayacak.

Ülkenin lider gıda güvenlik düzenleyicisi FDA, Dünya Sağlık Örgütü kanser uzmanlarının geçtiğimiz yıl dünyanın en çok kullanılan bu ot ilacını olası bir kanserojen madde olarak ilan etmesinin ardından, kimyasalın kalıntıları için belli gıdaları test etmeye başlamaya planlıyor.

FDA bu kararını glifosat olarak bilinen ot ilacının güvenliği hakkında halk arasında giderek artan endişeyle beraber, ABD Sayıştayı (GAO) tarafından bu tarz değerlendirmeler yapmadığı ve bu eksiği halkla paylaşmadığı için kınandıktan sonra verdi.

Özel şirketler, akademisyen ve tüketici grupları yakın zamanda kendi testlerini yapmaya başladılar ve anne sütü, bal, tahıl, buğday unu, soya sosu, bebek maması ve diğer maddelerde glifosat kalıntıları tespit ettiklerini belirttiler.

FDA yetkilileri konuyu “hassas” olarak nitelendirdi ve planın detaylarını sunmayı reddetti; ancak FDA sözcüsü Lauren Sucher kurumun tarihinde ilk defa glifosatı test etmeye başlamak üzere harekete geçtiğini belirtti.

Sucher Civil Eats Gazetesine verdiği beyanda sözlerine şunları da ekledi: “FDA soya fasulyesi, mısır, süt, yumurta ve benzeri gıdalarda glifosatı ölçmeyi 2016 mali yılının hedefleri arasında değerlendiriyor. Soya fasulyesi ve mısır, gıda ürünlerinin arasında en yaygın kullanılan malzemelerden ikisi ve genetiği değiştirilmiş çeşitleri genelde glifosat ile ilaçlanıyor. ”

GAO’nun FDA’yı 2014 denetiminde glifosatı test etmediği için eleştirmesinin ardından FDA’nın GAO’ya yaptığı açıklamaya göre, altı adet FDA test laboratuvarında seçmeli kalıntı metotlarını uygulamanın başlangıç maliyeti yaklaşık 5 milyon dolar belirlendi. GAO, FDA’nın böcek ilacı kalıntı testi programında birden fazla eksiklik bulduğunu nakletti ve “en çok kullanılan zirai ilaç” olarak ifade ettiği glifosatın test edilmediğinin altını çizdi.

FDA raporunun GAO’ya bağlı sözcülerinden John Neuman şöyle konuştu: “Belki de onları utandırarak bu testi yapmaya teşvik ettik.” Neuman, GAO’nun FDA’dan böyle bir test yapmasını talep etmediğini, ancak en azından FDA’nın bu testi yapmadığını beyan etmesi gerektiğini söyledi. Neuman sözlerine Haziran ayında GAO’nun tüm tavsiyelerini uygulayıp uygulamadığı konusunda FDA’nın kaydettiği ilerlemenin GAO tarafından değerleneceğini ekledi. Neuman, FDA’nın verilerinin güvenirliğinde kayda değer kısıtlamalar olduğunu da belirtti.

Hem FDA hem de Amerikan Tarım Bakanlığı (USDA) gıdalarda yüzlerce böcek ilacı kalıntısının bulunup bulunmadığını düzenli olarak test ediyor. Her ikisi de yine düzenli olarak, glifosatın test edilmesinin çok maliyetli olduğu ve kamu sağlığını korumak için gerekli olmadığı iddiasıyla glifosatı test etmeyi ihmal ediyor. Sucher, artık kurumun ot ilacının testi için “modernleştirilmiş metotlar” geliştirdiğini belirtti.

Mevcut düzenlemeler çerçevesinde, EPA gıdalardaki böcek ilacı kalıntıları için tolerans olarak adlandırılan standartlar belirliyor. Amerikan Tarım Bakanlığının bir kolu da EPA’nın tolerans değerleriyle uyumu kontrol etmek üzere et, kanatlı ve işlenmiş yumurta ürünlerini izleme altına alırken FDA meyve ve sebze gibi diğer gıda kalemlerini izliyor. Amerikan Tarım Bakanlığının Zirai Pazarlama Hizmeti en çok tüketilen gıdalar için yıllık kalıntı verisi topluyor. Ancak bakanlığın aksine, FDA, kalıntıların yasal seviyeleri aşması durumunda şirketlere yaptırım uygulama yetkisine sahip. Bununla birlikte, bu yetkilerin yetersiz olduğuna dair FDA’ya yönelik eleştiriler de mevcut.

Glifosat, Roundup’ın etken maddesi ve dünyanın en çok kullanılan ot ilacı. Monsanto 1970 yılında  bu ot ilacının patentini aldı ve ilaç kısa bir süre içinde sorunlu otları yok etmedeki etkinliği sayesinde popüler oldu. Monsanto 1990’lı yılların ortasına doğru, glifosattan etkilenmemek üzere genetiğiyle oynanmış “Roundup Ready” mahsullerini piyasaya lanse ettikten sonra glifosat kullanımı birdenbire arttı. Bu da artık çiftçilerin bu ilacı doğrudan mahsullerin üzerine atabileceği anlamına geliyordu. Ayrıca kurumalarına yardımcı olmak üzere hasat edilmeden önce doğrudan üzerlerine glifosat atılan, buğday gibi birçok GDO’suz mahsul de mevcut. Glifosat, artık patent süresinin sona ermesiyle dünyanın dört bir köşesinde yüzlerce ot ilacı ürünlerinde kullanılıyor.

FDA’nın bu girişimi, genetiğiyle oynanmış mahsul teknolojisinin insan sağlığı ve çevre üzerinde algılanan risklerine ilişkin şiddetli bir politik tartışmaların ve gıdadaki glifosat kalıntılarına dair endişelerin başı çektiği bir ortamda doğdu. Birçok eyalet GDO’lu gıdaların etiketlenmesini zorunlu kılarken aynı önlem Vermont’ta da 1 Haziran itibariyle yürürlüğe girecek. Onlarca büyük gıda endüstrisi oyuncuları ve zirai işletme, zorunlu etiketlemeye karşı savaşıyor ve Vermont’un yasasını bloke edecek federal bir yasa tasarısı istiyorlar.

FDA’nın test etmeye başlama girişimi Consumers Union’da (Tüketiciler Birliği) kıdemli bilim insanı olarak çalışan Michael Hansen tarafından övülürken, Hansen, Tarım Bakanlığının konuyu ihmal etmeyi bırakması gerektiğini söylüyor. Bakanlığın 1991 yılından itibaren faaliyette olan yıllık böcek ilacı veri programı (PDP) gıdada bulunan böcek ilacı kalıntılarına dair öncelikli yetkili rapor olarak görülüyor.

Hanson konu hakkında şöyle konuştu: “Bu harika bir ilk adım… ancak bu (Tarım Bakanlığında) böcek ilacı veri programının bir parçası haline getirilmeli. İngiltere bunu yıllardır yapıyor. Kullanımın giderek artması sebebiyle gıdada daha çok kalıntı görmemiz muhtemel. Bu testi çoktan uygulamaya başlamış olmalılardı.”

Monsanto glifosattan yıllık yaklaşık 5 milyar dolar gelir elde ediyor. Monsanto ve diğer zirai işletmeler glifosatın hastalıklarla ilişkilendirilmesine dair geçerli bir kanıtın olmadığını ve gıdadaki glifosat kalıntı miktarlarının korkulacak miktarlar olmadığını söylüyorlar. Glifosatın güvenli olduğunu tespit eden birçok çalışma olduğunu da ekliyorlar.

Amerika Çevre Koruma Kurumu (EPA) büyük ölçüde aynı fikirde olup 2013 yılında FDA’nın belirli gıda mahsullerinde güvenli olarak belirlediği eser glifosat kalıntı miktarını arttırdı. Geçtiğimiz sene EPA tarafından glifosat üzerinde yeni bir risk değerlendirmesi yayımlanması bekleniyordu ancak ertelendi.

Eleştiriler ise birçok çalışmanın glifosatı, non-Hodgkin lenfoma ve böbrek ile karaciğer sorunları dahil insan hastalıklarıyla ilişkilendirdiği üzerinden yapılıyor ve glifosatın çevrede çok yaygın olması sebebiyle eser miktarların bile uzun süre maruz kalındığında zararlı olabileceğini belirtiyor.

Charles Benbrook tarafından yapılan ve hakemli dergi Environmental Sciences Europe’da (Çevre Bilimleri Avrupa) çıkan yakın zamanlı bir araştırmaya göre, Amerikalı çiftçilerin glifosat kullanımları 1995 yılında 12.5 milyon pound iken bu rakam 2014 yılında yirmiye katlanarak 250 milyon pounda çıktı. Dünya çapındaki kullanım oranı ise 1995 yılında 112.6 milyonken 2014 yılında 1.65 milyar pounda yükseldi. Benbrook şu an özel danışmanlık yapıyor ancak araştırmayı Washington Eyalet Üniversitesinde profesörken gerçekleştirmişti.

İsmini vermek istemeyen bir Tarım Bakanlığı sözcüsü kurumun, FDA’nın teste mısır ve soya fasulyesinden başlayacağı konusunda bilgilendirildiğini belirtti. Sözcü Civil Eats Gazetesine bakanlığın ise test yapmaya başlamayı planlamadığını söyledi. Monsanto konu hakkında henüz bir yorumda bulunmadı.

Editörün notu: Monsanto daha sonra FDA’nın glifosat kalıntıları üzerine test yapma ihtimali üzerine kendi yorumuna dair aşağıdaki beyanda bulundu;

“FDA resmi olarak bizlere kalıntı testi konusunda harekete geçmeyi planladıklarını henüz teyit etmese de glifosatın 40 senelik güvenli kullanım tarihi EPA ve on yıllık çalışma ve değerlendirmelerin ardından dünyanın çeşitli yerlerinden denetleyiciler tarafından desteklendi. Şu ana kadar hiçbir veri EPA’nın son derece tutucu İzin Verilebilir Günlük Alımını geçen bir kalıntı düzeyine ya da herhangi bir endişeye işaret etmemiştir.  FDA bilimsel bir titizlikle ilave testler yapmaya başlarsa, dünyanın dört bir köşesinden çiftçiler, toprak ve ev sahipleri tarafından güvenli ve etkili şekilde kullanılan bu hayati aracın uzun süredir var olan güvenlik profilini yeniden onaylayacağı konusunda eminiz.”

 

Haberin İngilizce Orijinali

Yazı: Carey Gillam

Yeşil Gazete için çeviri: Melda Ciner Düz

(Yeşil Gazete, Civil Eats)

 

Vazgeçilemeyen Dünya ve biz insancıklar – Ömer Madra

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

10

Avon’lu Ozan’ın 400. yaşgününe günler kala onun sihirli diliyle seslenerek başlayalım söze:

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,

Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,

Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,

Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,

O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,

Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,

Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,

Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,

Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,

Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e 

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,

Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

William Shakespeare, 66. Sone (Türkçe söyleyen: Can Yücel)

***

Hava, Su, İklim

Çünkü evet, dünyanın suyu çıktı maalesef: Mesela su tabloları yeryüzünün her tarafında büyük düşüş gösteriyor ve 4 milyar insan –dünya nüfusunun üçte ikisi!– su kıtlığı tehdidi altında kalıyor: Temiz su bitmekte yani… Herkes için!

Öte yandan, küresel ısınmaya ve böcek öldürücü (pestisid) kullanımındaki yaygınlığa bağlı olarak dünyanın birçok yerinde milyonlarca insan Zika virüsü “infilakı”ndan etkileniyor, Güney Amerika’da birçok çocuk küçük beyinlerle (mikrosefali) doğuyor ve doğacak… Brezilya’da müstakbel annelere resmî uyarı geliyor: “Birkaç sene çocuk doğurmayı düşünmeseniz iyi olur.”

Aynı anda Avrupa’dan da bir “resmî” uyarı geliyor. Ama insan sağlığı değil de, daha ziyade “ekonominin sağlığı” konusunda: AB’nin resmî finans riski denetleme kurumu, âcil önlem alınmazsa iklim değişikliğinin mali piyasaları mahvedebileceğini, trilyonlarca doları “bir anda silebileceğini” söylüyor!

Bu dünyada adalet: Oxfam yardım kuruluşunun yeni araştırma raporu geliyor. Buna göre, yeryüzü sakinlerinin en zengin %1’inin ortalama karbon ayakizi, en yoksul %10 içinde yer alan bir kişinin karbon salımı ortalamasının en az 175 katı! En zengin %10 nüfus da, atmosfere boca edilen karbon salımlarının en az %50’sinin sorumlusu!

“Tersine Robin Hood sendromu”: Önde gelen dünya üniversitelerinden gelen yeni ortak araştırma raporuna göre sonuç net: İklim değişikliği yoksullardan alıp zenginlere veriyor! “Doğal kaynaklar”ın yeniden tahsisini yapıyor, her türlü sermayenin değerini tersyüz ediyor ve refahın kitlesel olarak yeniden dağılımına yol açıyor. “Altta kalanın canı çıkıyor” yani!

Ülkede kalkınma için  plajlar kayboluyor, arabalar çoğalıyor, zeytinler kesiliyor, bağlar bozuluyordu: Antalya’da her yıl milyonlarca turist ağırlayan Konyaaltı Sahili, son 70 yılda 70 metre “kayboluyor”du! Sahili besleyen Boğaçayı’ndan kentteki yoğun yapılaşma ve inşaat için kum-çakıl alınması ve buna bağlı olarak dalgaların oluşturduğu erozyon nedeniyle 70 metre elden gitmişti ve bu sahil kaybının geri dönüşü yoktu! Temiz hava ve temiz sudan sonraki en büyük üçüncü ihtiyaç ve kaybımızın kum(sal) olduğu açıktı!

O esnada trafiğe her ay ortalama 100 bin yeni taşıt çıkıyor, toplam taşıt geçen yıl sonunda tam 20 milyona ulaşıyor, böylelikle ülkede artık her 4 kişiye 1 motorlu araç düşüyordu. Yeni araca yeni yol gerekti tabii: Yapımı devam eden İstanbul-İzmir Otoyolu için 700 bin zeytin ağacı kesiliyor, 105 km boyunca da bağlar bozuluyordu.

Bu durumda da bazı Atasözlerini değiştirmek de farz oluyordu elbete: Artık “Kum gider, sel kalır”dı.  “Araç, yolunda gerek”ti. Ve de, “Mazot gibi üste çıkmak” daha doğru olacaktı.

Türkiye’den dünyaya küçük bir geri sıçrama: Milyonlarca ve belki de milyarlarca yıldır tozlama (polinasyon) yapan canlıların yani arıların, kelebeklerin, börtü böceğin, yarasaların vb. insan kaynaklı iklim değişikliği ve yaygın pestisid kullanımı gibi uygulamalar yüzünden dörtbir yanda hızla yokoluşa gittiği, bunun da elma, badem, kahve, çikolata gibi birçok besin maddesinin ortadan kalkmasına yol açacağı yolunda uyarılar birbirini kovalıyordu. Çoğalmayı arılarla böceklere bakarak öğrenme geleneğimiz de yakında sizlere ömür olabilirdi!

İnanması güç ama, iklim değişikliği, eriyen buzlar yüzünden, dünyanın güneş etrafındaki dönüşünü dahi yavaşlatıyor ve günler azıcık uzuyordu!

***

Mahşerin 4 Atlısı

Dünyanın dörtbir yanında yolsuzluk kol geziyor: sonsuz kâr hırsı peşindeki soyguncu şirketler doğayı soyup soğana çeviriyor ve onların cebindeki hırsız yöneticilerin, soyguncu politikacıların kimi yargılanıyor kimi zaman, kimiyse afralanıp tafralanmayı sürdürüyor.

Ortadoğu’da: Her an askerî müdahalenin konuşulduğu komşu Suriye 5 yıl içinde gözlerimizin önünde “yok olmakta”: Yarım milyona yakın ölü, göç ve ölümlerle yüzde 21 azalmış nüfus (en az % 11’i ölü ve/ya yaralı); iç savaşın patlak vermesinden bu yana ülkede ortalama ömür 70 yaştan 55,5’a düşmüş – sadece 5 yılda!

O sırada Türkiye’de: Diyarbakır, Suruç, Ankara Garı, İstanbul Sultanahmet katliamları, gene Ankara’da, Başkentin kalbinde bombayla parçalanan askerlerle siviller, Güneydoğu’da yasaklı sokaklar, onbinlerin göçü, yıkılan tarih, tanklarıyla, toplarıyla gelen devlet güçleri, bir ilçede kimisi tanınmaz halde olan, gömülmeyi beklediği halde gömülemeyen 150’ye yakın cenaze, yanmış gazeteci cesetleri, yerle bir olan evler, hayalet şehirler, bitmek bilmeyen operasyonlar, yitip giden kentler, kursa çağrılan öğretmenler, öğretmensiz, okulsuz, oyunsuz kalan öğrenciler, kapanan eğitim mevsimleri…

Ayrıca gene Türkiye’de güneydoğuda, doğuda, batıda, her yerde hapsedilen gazeteciler, kovulan, soruşturulan akademisyenler, Artvin’de Cerattepe’de şirketlerin sonsuz kâr hırsına arka çıkan kolluk kuvvetlerince direnen yerli halka karşı girişilen “büyük taarruz”: Kartpostal güzelliğindeki zümrüt vadilere öbek öbek yayılan beyaz gaz bulutları…

“Batı yakasının hikâyesi”nde: Yılın ilk 6 haftasında Avrupa’ya ulaşan 80 bin (günde 2 bin) mülteci/göçmen; Türkiye’nin batısındaki turistik cennet sahillere neredeyse her gün vuran çocuk cesetleri, batan botlar, saçılan can yelekleri, yıkılan umutlar… Akdeniz’de yılın ilk 2 ayında günde 7 göçmen/mülteci ölümü. Her gün! Son 1 buçuk – 2 yıl içinde Avrupa’da “kaybolduğu” açıklanan ve kaçakçı çetelerince seks kölesi yapıldığından korkulan en az 10 bin göçmen/mülteci çocuğu… Seks kölesi 10 bin kimsesiz kız ve oğlan! Kimsenin sormadığı!

Avrupa’da ise gelişmeler şu minvalde: Onu “Avrupa medeniyeti” yapan aslî unsurlardan açık sınır politikasının toptan iflası, AB’nin felç olması, içişleri bakanlarının mülteci akınını “âcilen yavaşlatmak” için toplanması, göçmenlerin “kaynağında durdurulması” talebinin dile getirilmesi, “AB’nin bekasının tehlikeye gireceği” teranesinin tekrarlanması, Yunanistan Başbakanı’nın bu “tedbirleri” eleştirip ülkesinin bir “ruhlar deposuna” dönüştüğünü söylemesi, herkesin birbirini suçlaması ve hır çıkması…

Asya’da, Orta Doğu’da başgösteren “savaş suçları ve insanlık suçları işleme alışkanlığı”nın sürüp gitmesi: Afganistan’da, Yemen’de, Suriye’de peş peşe ABD, Suudi, Rus roketleriyle vurulan hastanelerde, revirlerde ve kliniklerde ölen, yanan, sakatlanan çoluk-çocuk, yaşlı genç hastalar, hasta yakınları, hastabakıcılar, doktorlar ve hemşireler… Aynı bölgelerde kadim şehirlerin üstüne döşenen “bombadan halılar”, araziye saçılan “salkım bombaları”… ABD’nin, Afganistan’a, Libya’ya, Afrika’ya getirdiği yeni savaşlar: v2.0 savaşları.

Silah imalat ve ihracatçıları savaş uçaklarında, İHA’larda, roketlerde, zırhlı araçlarda, gece görüşlü dürbünlerde, lazerlerde, gelişkin helikopterlerde ve bilumum akıllı ölüm araçlarında bilumum dünya rekorlarının peşpeşe kırılmaya devam etmesi, önde gelen silah şirketlerinin hisse senetlerinde ve toplam piyasa değerlerinde de öyle…

O esnada silah cenneti ABD’de: Iowa Eyalet Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen, Senato’dan da geçerse yürürlüğe girecek olan yeni bir yasaya göre her yaştan çocuk tabanca kullanabilecek. Kanunla 1, 2, 3, 4 yaşındaki çocuklar – anababalarının denetim ve gözetimi altında olmak şartıyla – otomatik tabanca, revolver, altıpatlar gibi bilumum silahları ve mühimmatı kullanabilecek. Av tüfeği, çifte ve uzun namlulu tüfek kullanma iznine zaten kanunen sahip bulunan bu minikler şimdi tabancalara da erişiyor. Minik milisler daha tay tay giderken durup “Bambam! Seni vuydum!…” diye bağırarak tabancalarını ateşleyebilecekler! İlkokullara reklam yapan silah şirketleri, yeni jenerasyon tetikçileri görev başına çağırıyor.

Uluslararası Af Örgütü 160 ülkede insan haklarını mercek altına aldığı 2015 raporunda dünyanın insan hakları açısından 2. Dünya Savaşı’ndan beri yaşanan en büyük krizle karşı karşıya olduğunu söylüyor: Raporda mültecilere dönük hak ihlalleri, cezasızlık, devletlerin ve devlet dışı aktörlerin şiddetinin yanı sıra uluslararası hukuk sisteminin insan haklarını korumaya dönük eksikliklerine de dikkat çekiliyor.

Raporun Türkiye’ye ilişkin bölümünde insan haklarının durumunun Haziran’daki genel seçimlerin ve Temmuz’da Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve Türk silahlı kuvvetleri arasında şiddetin patlak vermesinin ardından ciddi biçimde kötüye gittiği, basının hükümet tarafından uygulanan eşi benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya kaldığı, polisin aşırı güç kullandığı, gözaltında kötü muamele vakalarının artış gösterdiği, insan hakları ihlallerinde cezasızlığın devam ettiği, ve yargının bağımsızlığının daha da sarsıldığı belirtiliyor.

Kara Afrika’da kadim Yunan’a yakışır bir trajedi: Yeni yılda perde Boko Haram saldırılarıyla yerinden yurdundan edilmiş 50 bin kişilik mülteci kampına, örgütün iki kız bombacısının saldırısıyla açılır. Sonuç: 58 ölü, sayısız yaralı! Ek sürpriz sonuç: Üçüncü intihar bombacısı kız, kendini patlatmaktan o saat vazgeçer. Neden? Çünkü tam o anda kampta ana babasını ve kardeşlerini görmüş, dünyası şaşmıştır! [Bombacı küçük kız soldan çıkar –  perde!]

“Arş-ı âlâ”ya varan nal seslerini duyabiliyor musunuz? Öyleyse, işte –huzurlarınızda alkışlarınızla – Mahşerin Dört Atlısı:

1) Yeryüzünü Nuh’un Tufanı ile Dante’nin cehennemi arasına sıkıştıran iklim değişikliği ve/ya küresel ısınma.

2) Yeryüzü yüzeyini ay yüzeyine döndüren, çöle ve cehenneme çeviren büyük enerji, inşaat ve maden şirketlerinin sonsuz ve azgın kâr hırsı.

3) İnsanların boğazına dayanan yoksulluk ve eşitsizlik cehennemi.

4) Yeryüzünün her yanında kol gezen ayrımcılık, milliyetçilik, militarizm, emperyalizm, savaş ve şiddet…

***

Direnen İnsancıklar

Öte yandan, insanlığın bir kesimi de kuvvetle direniyor ama: Kuzey Amerika’da yerliler bit kadar kanolarıyla dev petrol şirketlerinin dev platformunun önüne çıkıyor, dev şirketi 7 milyar dolarlık dev masrafa rağmen Kuzey kutbunun eriyen buzları altında petrol aramaktan vazgeçirtebiliyor…

Dünyanın en pis fosil yakıtı olan katran kumullarını çıkarmak için dünyanın canını çıkaran dev şirketin iş makineleri önüne bedenlerini siper eden tarihin ilk Kızılderili-Kovboy ittifakı 4 yıllık müthiş mücadele sonunda boru hattı ruhsatını engellemeyi başarıyor…

New York’da 400 bin kişi sel olup Manhattan vadisini kaplıyor, Almanya’da devasa iş makinelerinin önüne çıkan vatandaşlar kömür santrallerinin yapımını durduruyor ve Kuzeyli ülkede “güneşi doğduruyor”… Güneyde Pasifik adalarında sular altında kalacak ada sakinleri, savaş boyalarını sürüp “boğulmayacağız, savaşacağız” diye ortaya fırlıyor…

195 küsur ülke Paris’te bir araya gelip –dişi epey az olsa da– ilk evrensel iklim anlaşmasını imzalayabiliyor. İklim adaleti peşinde koşanlar, Fransa’da olağanüstü hal ve yasakları dinlemeyip, kırmızılarını takınıyor, “kırmızı çizgilerini” âleme haykırıyor, Eyfel Kulesi etrafında insan zinciri oluşturuyor ve tarihi heykellere kutup ayısı kıyafeti giydiriyor…

Gerze ahalisi termik santralin yapımını neredeyse 4 yıllık cansiperane mücadelenin sonunda durdurabiliyor; Halkidiki’de her kuşaktan insanlar yaşam haklarını savunmayı ve direnmeyi yıllar yılı sürdürüyor ve direnme kararlarının arkasında dimdik durabiliyor…

Artvin Cerattepe’de bölge halkı, sağcı solcu, ak ya da kara partili demeksizin maden şirketine ve onu koruyup kollayan kolluk kuvvetlerine karşı birleşip eşsiz bir dayanışma ile topyekûn direniş gösterince, Başbakan, sonunda direnişçilerle görüşmek ve sonuçta mahkeme kararına kadar şirkete “hele bir dur” demek zorunda kalıyor. Ama Artvin ahalisi hem temkinli, hem kararlı: Şirket Cerattepe’yi terkedene kadar direnişi sürdürme kararı alıyor.

Akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, çizerler, sanatçılar, bilim insanları, sporcular ve toplumun birçok başka kesimi, dünyada ve ülkede iktidarların ayrımcı, baskıcı, yasakçı, demokrasi karşıtı, anti-demokratik ve otokratik herhangi bir girişimine suç ortağı olmayı reddedip direniyor ve gelebilecek baskılara aldırmıyor…

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, bireysel başvurularını değerlendirdiği iki gazetecinin yaptıkları haber nedeniyle tutuklanmalarının “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın hürriyetlerinin ihlali” olduğuna karar veriyor, gazeteciler 3 ay yattıktan sonra serbest kalıyor ve haberciliğe bıraktıkları yerden devam edeceklerini söylüyor.

“Cüce Şubat”ın son günlerine girilirken Britanya’da bütün bir kuşağın en büyük nükleer silah karşıtı eylemi gerçekleştiriliyor. Dünyanın tam öbür ucundan gelenlerin de katılımıyla Londra’da sokaklara ve meydanlara dökülen onbinlerce eylemci, ülkeleri ve gezegenleri için nükleer silahlardan arınmış bir dünya istiyor.

Ve son gün: Bahar gelir, çiçekler açmaya dururken 29 Şubat “artık yıl” (“sıçrayan yıl”) günü 150’den fazla uluslararası örgüt “Sıçrama Manifestosu”nu ilan ediyor: Tüm ülkelerde gösteriler, gösterimler, oturumlar ve binbir türlü başka eylem. İklim adaleti aktivistleri temel taleplerini dünyaya ilan ediyor: Karbonsuz dünya, yerli haklarına saygı, ekonomik adalet, iklim adaleti… Daha adil, daha hakkaniyetli, daha temiz, daha yeşil bir toplum düzeni. Yerel hareketler eşgüdümlü eylem hazırlığı içinde yeni dünya düzenine doğru coşkuyla ilerliyor…

Bu arada, biliminsanları, yerçekimini ve evreni anlama yolunda muazzam bir keşif yaptıklarını açıklıyor: İnsanlık, Einstein’ın kuramlarından 100 yıl sonra, onun tüm evrene yayıldığını söylediği kütleçekimi dalgalarını nihayet gözlemliyor, sesini bile kayda alıyor!…

Ve devran dönüyor…

***

Yıllardır Açık Radyo’da her sabah bir başka hikâyesini dinleyiciyle paylaştığımız Güney Amerikalı yazar Galeano’nun “herşeyin tarihi” diye nitelendirebileceğimiz Aynalar kitabından bir anlatıyı aktararak bağlayalım öyleyse sözümüzü:

… Tanrının şaheserleri mi yoksa Şeytan’ın kötü bir şakası mı olduğumuzu artık bilmiyoruz. Biz, insancıklar:

Her şeyin yok edicisiyiz,

hemcinslerimizin avcısıyız,

atom bombasının, hidrojen bombasının ve insanları öldürürken nesnelere hiç zarar vermediği için bunların arasında en faydalısı olan nötron bombasının yaratıcılarıyız,

makineler icat eden,

icat ettiği makinelerin hizmetinde yaşayan,

içinde yaşadığı evi yiyip bitiren,

kendisine içecek olan suyu ve yiyecek veren toprağı zehirleyen,

kendisini kiralayabilen ya da satabilen ve kendi benzerlerini kiralayabilen ya da satabilen,

zevk için öldürebilen,

işkence eden,

tecavüz eden yegâne hayvanlarız.

 

Ama aynı zamanda da,

gülen,

uyanıkken düş kuran,

ipekböceğinin salyasından ipek yapan,

çöplüğü güzelliğe dönüştüren,

gökkuşağının tanımadığı renkleri keşfeden,

dünyanın seslerine yeni müzikler katan,

ve gerçeklikle hafıza dilsiz olmasın diye

yeni sözcükler yaratan yegâne hayvanlarız…

Eduardo Galeano, Aynalar (çeviren: Süleyman Doğru), Sel Yayınları, 2013, 4. bası, s.235

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

11-Ömer-Madra

 

 

Ömer Madra

Cerattepe’den “yavru gezici” tanımına cevap, “Gezici değil buranın yerlisiyiz”

Artvin’in Cerattepe mevkiindeki bakır madeni inşaatının hukuki süreç bitene kadar durdurulmasının ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bakır madenine karşı direnenler için, “Bunlar da yavru Gezicilerdir” sözlerine Yeşil Artvin Derneği’nden yanıt geldi.

121

Derneğin yönetim kurulu üyesi avukat Bedrettin Kalın, Erdoğan’ın yavru nitelendirmesine, “Biz yavru değiliz, 20 yıllık bir mücadeleyiz”sözleriyle yanıt verirken şöyle devam etti: “Biz gezici değil, yerleşik halkız.”

Cerattepe’deki maden projesinin 25 yıl önce planlandığını, Yeşil Artvin Derneği’nin ise 20 yıl önce kurulduğunu hatırlatan Bedrettin Kalın, verdikleri yaşam alanı mücadelesinin bir siyasi oluşumla ya da bir siyasi partiyle ilgisinin olmadığını belirtti.

Yeşil Artvin Derneği yönetim kurulu üyesi avukat Bedrettin Kalın
Yeşil Artvin Derneği yönetim kurulu üyesi avukat Bedrettin Kalın

Cerattepe mücadelesi dönemlerinde farklı siyasi partilere mensup iktidarların da gelip geçtiğini vurgulayan Kalın, “Cumhurbaşkanı bir takım hak ve demokratik mücadeleleri bazı etiketlemelerle yaftalamayı çok seven birisi. Ama bizim üzerimize yapıştırmaya çalıştığı şeyler bize uymaz. Cerattepe mücadelesi Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde yapılan ve bütün Artvin halkına mal olmuş bir mücadeledir. Asla bu söylemlerle kirletilecek bir mücadele değildir ve bu tutmaz” ifadelerini kullandı.

 

(Diken)

Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif, kömürden kurtulma çağrısı yaptı

Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif, yaptığı açıklamada ‘kömür ile kalkınmanın mümkün olmadığı’ uyarısında bulundu.

Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif, Aliağa, Zonguldak, İskenderun ve tüm Türkiye`nin yüzleştiği “yeni gelen kömür tehdidi”nin kalkınma adına insan ve doğa haklarını, toplumsal refah ve sağlığını ayaklar altına aldığı uyarısı yaptı.

119
Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif’ib web sitesi tr.breakfree2016.org/

İnisiyatif bir basın açıklaması yaparak, “Sokağımızda, mahallemizde, İzmir’de, Muğla’da, Afşin/Elbistan’da kirli hava soluyor, termik santrallerin külüne, tozuna maruz kalıyoruz” diye uyardı.

Basın açıklamasının yanında gazeticilere Aliağa ve Foça bölgesinden toplanan “cüruf” örneğini de yollayan çevreciler, 2015 sonunda Paris`te düzenlenen COP21 iklim konferansını hatırlattı. COP21, 197 ülkenin katılımıyla “kömür ile kalkınma ve refahın mümkün olmadığını” göstermişti.

Kömürün havayı kirleterek, suları kuruttuğu ve insanların madenlere rehin edildiği yazılan basın açıklamasında, kömür ihtiyacı nedeniyle “dışa bağımlılık” vurgusu yapıldığı ve kömürün tek alternatif gibi gösterildiği ifade edildi.

120

Basın açıklamasında, “Kömüre her yıl milyonlarca dolar teşvik veriyoruz. Kömür firmalarına, istedikleri gibi madenlerde istedikleri şekilde çalışma olanağı tanıyoruz. Karşılığında, dünyanın en kirli enerji kaynağının pisliğini, havamıza, suyumuza, toprağımıza gömüyoruz, iklimimizi kirletiyoruz. Yerin üstünü, yerin üstündeki güzelliklerimizi gözden çıkarıyoruz. Yetmiyor, yıllık 11 milyar liraya kadar çıkan bir sağlık maliyetini karşılıyoruz” denildi.

Dünyada “fosil yakıt çağının bittiği” ve kömürün “kalkınma” olmadığı çağrısı da yapılarak, “Dünya’nın dört bir yanında, dönüşüm başlıyor” uyarısında bulundu.

Açıklamada, “Enerjiyi yerelleştirerek, ihtiyaçlarımızı, yerinde, doğanın gücü ile, yenilenebilir enerji ile karşılamak mümkün. Ekonomimizi dönüştürerek, kömür belasından kurtulabiliriz. Veba gibi Dünya’mızı hasta eden kömürü ve tüm fosil yakıtları terk ederek geleceğimizi kurtarabiliriz” diye vurgulandı.

118

Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif, dünya ile omuz omuza vererek Aliağa`dan başlayıp 5 kıtadan 13 ülkede fosil yakıtlara “dur” demek için yola çıkacaklarını söyledi. İnisiyatif, Aliağa`da planlanan dört yeni termik santral ile mücadele edecek.

Türkiye ayağının 21 sivil toplum kuruluşundan meydana geldiği Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif’in (Breakfree) websitesine bu link üzerinden erişim mümkün.

Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif’inde yer alan sivil toplum kuruluşları; 350.org, Aliağa Çevre Platformu (ALÇEP), Aliağa Emekli-Sen,  Ana Yaşam Vakfı, Avrupa İklim Ağı (CAN – EUROPE), Bornova Halk Forumu, Çandarlı Çevre Platformu, Çevre Mühendisleri Odası (İzmir şb.), Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), Ekoloji Kolektifi Derneği (EKD), Foça Çevre ve Kültür Platformu (FOÇEP), Foça Forum, Foça Kent Konseyi, Karşıyaka Halk Forumu, Kuzey Ormanları Savunması (KOS), Sivil Toplum Platformu (STOP), Şakran ve Bozburun Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma ve Güzelleştirme Derneği, Şehir Plancıları Odası (İzmir şb.), Yuva Derneği (YUVA), Yeryüzü Derneği ve Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma Ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA).

İnisiyatif tarafından yapılan açıklamada 15 Mayıs 2016`da büyük bir buluşma gerçekleştirileceği de açıklandı.

 

(DHA)

Çanakkale’de doğa talanına ‘bilirkişi’ desteği

Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Prof. Dr. Türker Savaş, “Doğayı talan edenlere sermayenin desteği ve devletin desteği yetmiyormuş gibi bölgemizde birde ‘bilirkişi desteği’ sağlanıyor” dedi. Açıklamanın ardından Çanakkale Adliyesi önünde konuyla ilgili suç duyurusunda bulunuldu.

Açıklamayı Çanakkale Çevre Platformu adına Dönem Sözcüsü Prof. Dr. Türker Savaş (ortada, krem rengi kazaklı) okudu
Açıklamayı Çanakkale Çevre Platformu adına Dönem Sözcüsü Prof. Dr. Türker Savaş (ortada, krem rengi kazaklı) okudu

Çanakkale Olay Gazetesi’nden Burhan Mert Balcı’nın haberine göre Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Prof. Dr. Türker Savaş, dün yaptığı açıklamasında ÇED davalarındaki bilirkişi konusuna değindi. Bilirkişi sorununun doğa talanına destek olduğunu ifade ede eden Savaş, Artvin Cerrattepe konusunda ise direnişin Türkiye’ye örnek olması gerektiğini ifade etti.

Savaş, “Yağmacılara bilirkişi desteği” başlığı ile başlığı ile yaptığı açıklamada, “Ülkemizin insanı ile birlikte asıl ve en büyük zenginliği doğasıdır. Türkiye doğasal özellikleriyle gezegenimizin eşsiz, benzersiz bir bölgesidir. Bu yüzden ülkenin her yerine rastgele iş makineleri ile kazmalarla giremezsiniz. Bunu hele o yörenin insanlarının iradesine karşı yapamazsınız. Bu anlamda; Artvin halkının Cerrattepe’deki kahramanca, özverili, gözü pek ve yurtsever direnişi tüm Türkiye’ye örnek olmalıdır.

116

Çanakkale’deki doğaseverler olarak kalbimiz Artvinlilerle birlikte atmakta, hatta bedenlerimizle de Artvinlilerin yanında olduğumuzu geçtiğimiz günlerde Artvin’e Cerrattepe’ye giderek gösterdik. Son elli yılda sürdürebilir olmayan yaşam tercihlerimiz, neredeyse doğanın üçte ikisini geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip etti. Tükenen doğal kaynaklar, artan doğal afetler, ürkütücü boyutlara ulaşan yoksulluk ekonomik faaliyetlerin çevresel ve sosyal acıdan artık mevcut biçimi ile sürdürülemez olduğunu gösteriyor. Bu gerçek, bu günlerde iş dünyasının karar vericileri tarafından da dillendiriliyor. Bu durum aynı zamanda tehlikenin ne kadar büyük tehdidin ne kadar yakın olduğunu da gösteriyor.

Bu gerçeklere rağmen; Kazdağlarında, Biga Yarımadasında vahşi madencilik ve kömürlü termik santraller yargı kararları hiçe sayılarak özel sektörün iştahı ve devleti yönetenlerin desteği ile sürdürülüyor” dedi.

Açıklamanın ardından Çanakkale Çevre Platformu bileşenleri Kaz Dağları’nda ve termik santraller konusunda bilirkişilerin hazırladığı raporların eksik ve yanlı olduğu gerekçesiyle, Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

 

(Çanakkale Olay)

Adalet Bakanı’ndan çarpıcı iddia: Anayasa Mahkemesi anayasayı ihlal etti

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın gazeteciler Gül ve Dündar hakkındaki AYM kararına ilişkin açıklamasına destek verdi.

Bakan Bozdağ, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliyesine ilişkin verdiği karar ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararla ilgili “Saygı duymuyorum” sözlerini değerlendirdi.

114

Bozdağ “AYM kararının Anayasa ve yasayı ihlal olduğu açıktır” dedi.

Meclis’te gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bozdağ, Bir gazetecinin “CHP, Cumhurbaşkanı’nın AYM’nin verdiği kararla ilgili sözlerini geri alması halinde masaya döneceğini ifade etti. Ne diyorsunuz?” sorusuna Bozdağ, şu yanıtı verdi:

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun AYM’yi veya kararlarını eleştirmesi nasıl bir demokratik haksa, sayın Cumhurbaşkanı da AYM’nin verdiği kararları eleştirmesi o kadar doğrudur, o kadar demokratik haktır. Bundan sayın Kılıçdaroğlu niye alınganlık gösteriyor, onu anlamak mümkün değil. Yargıyla, yargı görevi yapanlarla, yargı kararlarıyla ilgili sayın Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri kayıtlardadır. Her gün söylüyor.

‘Anayasa ve yasa ihlali olduğu açık olan bir karar’

Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü; “Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasa ve yasa ihlali olduğu açık olan bir karar hakkında, Anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları sözleşmelerine göre hareket etmesi gereken mahkemenin Anayasa ihlali yaptığına inandığını ve o nedenle böyle bir açıklama yaptığını zaten ifade etti.”

Bozdağ, “AYM’nin verdiği kararı, açık bir anayasa ihlali olarak mı görüyorsunuz?” sorusuna, konuyla ilgili bir açıklama yapacağını ifade etti.

 

(Bianet)

Anayasa Mahkemesi’nden Cumhurbaşkanı’na, “Kararımız herkesi bağlar” yanıtı

Can Dündar ve Erdem Gül’ün özgürlüklerine kavuşmalarını sağlayan hak ihlali kararı sonrası Anayasa Mahkemesi tartışmaların odağı haline geldi. Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan konuyla ilgili açıklamada bulundu.

AYM Başkanı Zühtü Arslan, “Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi Konferansı”nda yaptığı konuşmada Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının herke için ve tüm kurumlar için bağlayıcı olduğunu söyledi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan
Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan

Mahkeme kararlarının eleştirilebileceğini hatta eleştirilmesi gerektiğini, yargının bu şekilde gelişeceğini ifade eden Arslan, “Verdiğimiz kararlara göre varlığımızı hatırlayanlar değişse de biz hep buradaydık ve burada olmaya devam edeceğiz” dedi.

Arslan, “‘Son tartışmalardan bağımız olarak bireysel başvuru kararlarının doğasına, içeriğine yönelik ilkesel değerlendirmelerde bulunduğunu’ vurgulayan Arslan, “Yargıçlar kutsal varlıklar değildir. Bu nedenle mahkeme kararları eleştirilebilir, eleştirilmelidir. Aksi takdirde hukuk donar, gelişemez. Biz de kararlarımıza yönelik her tür eleştiriye saygı duyuyoruz. Ancak eleştirinin ötesinde tamamen hayali diyaloglar üreterek mahkememizi talimatla karar veriyormuş gibi gösteren, şahsıma ve üyelerimize yönelik tamamen yalan ve iftira niteliğindeki haber ve yorumları da kınıyor ve reddediyorum” diye konuştu.

“Herkesi bağlar”

112

AYM kararlarının herkesi ve her kurumu bağladığını belirten Arslan, kararları bugün alkışlayanların yarın başka bir kararda lanetleyebildiğine dikkat çekerek, “Kısacası Ankara’daki varlığımızı hatırlayanlar kararlara göre değişebiliyor. Verdiğimiz kararlara göre varlığımızı hatırlayanlar değişse de biz hep buradaydık ve burada olmaya devam edeceğiz”dedi.

Zühtü Arslan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ayrıca şunun da bilinmesini isterim ki, kınayanın kınaması da övenin övgüsü de AYM’yi etkilemez. Ne övgüler ne de tamamen yalan ve uydurma haberler yoluyla yapılan karalama faaliyetleri üyelerimizin Anayasaya, kanunlara ve vicdanlarına göre hareket etme kararlılığını asla değiştirmeyecektir.”

“Başvuranın kimliğine bakmıyoruz”

Arslan AYM olarak bireysel başvuruda başvurucunun kimliğine bakmadıklarını, sadece işlerini yaptıklarını vurgulayarak, “Bağımsız ve tarafsız yargı organı olarak kimsenin yanında ya da karşısında değiliz. Sadece ve sadece hukukun ve adaletin yanındayız, haksızlığın ve hukuksuzluğun karşısındayız. Bizim şiarımız da herkes için hukuk ve adalettir.”diye konuştu.

Anayasa Mahkemesi’nin Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül’ün yaptıkları bireysel başvuru sonucunda ‘hak ihlali’ nedeniyle tahliye kararı vermesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert tepkisine yol açmıştı. Erdoğan, “AYM bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Ben Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara sadece sessiz kalırım ama onu kabul etmek durumunda değilim. Verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum” açıklaması yapmıştı.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Trakyanın dağlarında, derelerinde, ovalarında, baharlarında ölüm var – Göksal Çidem

Trakya büyük bir bölümü Ergene Havzası ve Istrancalar’dan oluşuyor. Bu bölgede ki doğal varlıklar Trakya’nın ve İstanbul’un yaşam kaynağıdır.

Ergene Nehri plansız yapılaşma ve sanayi uğruna yok edildi. Trakya’nın tek akarsuyu, plansızlık ve kirli sanayileşme sonucu akarsıvı oldu. Zehir akıyor, ölüm saçıyor.

69

İlgili Bakanlar ve Milletvekilleri Ergene nehrinde ki durum için Balık tutulacağını ve yüzüleceğini söylemiş, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ise 12.11.2013 tarihinde yaptığı açıklamada “İnşallah Ergene’yi 25-30 yıl öncesi büyüklerimizin hatırasında olan ‘balık tutardık’ noktasına getireceğiz. İnşallah 2 yıl sonra hep birlikte Ergene’de balık tutacağız.” Demişti. Değil balık tutmak kirlilikten dolayı, kayıplarımızı bile arayamadık. Kaynak: ormansu.gov.tr/osb/haberduyuru/guncelhaber/

Acı gerçekle önceki gün yüzleştik. Gencecik bedenini tarihi taş köprüden Ergene deki sıvının içine atan Onyedi yaşında ki bir gencimiz için üzülmemek elde değil.

Bahar aylarının geldiği bu günlerde, Hayatının baharında Ergene Nehrinde kayboldu, gitti. Yerel ve Ulusal basında yer alan haberlerde arama ve kurtarma için gelen resmi ve sivil kurtarma ekiplerinde ki balık adam ve dalgıçlar arama yapmak için Ergene’den akan sıvıya dalış yapmadılar. Yapamadılar. Çünkü Su değil, sıvı akıyor. Niteliği belirsiz bir sıvı.

Ergene için 2011 yılında Ergene Havzası Koruma Eylem planı yapıldı. Nehir temizlenecek, Balık tutacaktık.. Bu gidişle balık adamların bile giremediği Ergenede balığı ancak yarım asır önceki fotoğraflarda görmeye devam edeceğiz.

70

Ergeneyi besleyen kaynaklarda durum nedir diye baktığımız da ise, Kaynakları kurutmak için gereken her şey yapılıyor.

27 Şubat 2016 günü bir grup yaşam savunucusu ile Istrancalar da gördüklerimiz; Kaynaklar üzerinde RES için kilometrelerce kesilen onbinlerce ağaç, , Dere yataklarına kontrolsüzce atılan hafriyat atıkları. Dünyanın temiz içme suyu kaynaklarını nasıl koruduğunu, örnek almak yerine yok etmeyi seçiyoruz. Ne uğruna yok ediyoruz.. Aş ve iş diye gelen sanayileşme, yarım asır önce gelip Ergeneyi nasıl yok etti ise, bugünde aynı söylem ve aynı işlemle Istrancaları ve içindeki, çevresinde ki yaşamı yok ediyor. Kırma eleme tesisleri, çimento fabrikaları, tras, mermer, taş, çakıl .. Sayılamayacak kadar çok.. Mevcutların yanı sıra her gün yeni bir proje duyurusu.

73

Üstelik Istrancalar Avrupa’nın en önemli 5 Doğa Alanından birisi. Son buzul çağında bile yaşamın devam ettiği Istrancalar’da, UNESCO ya sunulmak üzere hazırlanan biyosfer rezerv alan çalışması yapılmış. Sadece yapılmakla kalmış. Dünyada sadece 3 noktada Amazonlar-Afrika Kongosu, Kırklareli İğneada da bulunan subasar (longoz) ormanları İçin GFE II projesi yapılmış. Bu da sadece yapılmış. Yaşamı korumak için yapılan projeler hayata bulmaz iken, yaşamı yok edecek projelerin, her gün yeni bir tanesi doğal ve sosyal yaşamı yok etmek için faaliyete geçiyor.

72

Baharın geldiği bu günlerde Istrancalar’da baharın yerine RES ler geliyor. Kuşların kanat sesleri yerine RES kanatlarının sesi duyulur oldu. Bu gidişle Istrancalar’ıda ki orman da derelerde doğal yaşamda fotoğraflarda kalacak. Buna olur ve onay verenleri, göz yumanları gelecek nesiller rahmetle değil, lanetle anacaklar. Yok ettiğimiz onların geleceği. Yanlış planlar ve kararlar ile yarınlarımız ve yaşamlarımız yok ediliyor.

79-Göksal-Çidem

 

Göksal Çidem
29 Şubat 2016 Kırklareli
Doğal Yaşamı Koruma Vakfı Kırklareli İl Temsilcisi