Ana Sayfa Blog Sayfa 3490

Arktik buzullarındaki erime (yine) rekor seviyede

Brian Kahn tarafından Climate Central‘da yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Müge Çavdar‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

Kuzey enlemlerindeki kış sıkıntısı devam ediyor.

Bölgeyi kavuran kalıcı sıcaklar Alaska’nın bazı kısımlarında kar yağışı görülmemesine ve belki bundan da önemlisi, Arktik buzullarındaki büyümenin yavaşlamasına neden oldu. Buzul seviyesinin en yüksek değerine ulaşmasına henüz bir ay olsa da şu anki gidişat iyi değil.

Zaman zaman sıfıra inen yavaş büyüme Ocak ayında buzul miktarında rekor seviyede bir düşüşe  sebep oldu bile; Şubat ayı ön verileri de buzulların günlük bazda rekor seviyelere düşmeye devam ettiğini gösteriyor. Arktik buzullarının kış aylarındaki miktarı daha geçen sene rekor bir seviyeye inmişti ki bu rekorun ömrü pek uzun olmayacak gibi.

2_18_16_Brian_JanuaryArcticSeaIce_720_536_s_c1_c_c
Ocak ayı Arktik buzul miktarı. Turuncu çizgi 1981-2010 yılları arasındaki ortalama buzul miktarını gösteriyor. Kaynak: Nasa Earth Observatory

Gezegenin sağlığına dair kritik göstergelerden biri olan deniz buzulların sürekli yok olması, iklimin ısınmasıyla birlikte gezegenin gidişatı konusunda büyük endişe uyandırıyor.

Söz konusu düşüş uzun vadeli bir trendin devamı niteliğinde. Kesin uydu ölçümlerinin yapılmaya başlandığı 1979 yılından itibaren Arktik buzullarının kış aylarındaki miktarı her on yılda bir yüzde 3,2 oranında azalıyor. Bölge, yeryüzünün geri kalanından iki kat daha hızlı ısınıyor; buzulların yok olmasından büyük ölçüde sorumlu olan da işte bu trend.

Bölgedeki buzulların yıllık büyümesini yavaşlatan olağandışı sıcak hava bu yıl da geçmişteki yıllardan farklı değil. NASA Earth Observatory (NASA Yeryüzü Gözlem)verilerine göre Kuzey Kutbu’nun Atlantik bölgesinde Barents, Kara ve Doğu Grönland denizlerinde, Pasifik bölgesinde ise Bering ve Ohotsk Denizi’nde buzullar büyük ölçüde kaybolmuş durumda. Ocak ayında toplam buzul miktarı ortalamanın 1.041.175 kilometre kare altına düştü. Bu, Kolorado’nun dört katı büyüklüğünde bir alan kaplayacak kadar buzulun yok olduğu anlamına geliyor.

“Isı dalgası” ve “Arktik kış” genelde eş anlamlı olarak kullanılmasa da bu kış bölgede olanlar esasen böyle anlatılabilir (Pekâlâ, ısı dalgası biraz abartılı olmuş olabilir, öyleyse buna ılıman dalga diyelim). Ocak ayında bölgedeki sıcaklık ortalamanın 5° derece kadar üzerine çıktı ve gezegendeki en anormal ayın yaşamasında rol oynayan en önemli etmenlerden biri buydu. Ocak ayının başlarında Kuzey Kutbu’nda sıcaklıkların buzlanmayı  engellediği dönem de buna dahildi ve soğuk kış günlerinde -17°’nin bile görece sıcak kaldığı bir bölgede eser miktarda buzlanma nadir rastlanan bir durumdu.

Bu yılki buzul kayıplarının bir bölümüne neden olan okyanuslardaki ısınma da dahil olmak üzere arka plan koşullarında da ısınma gözlemlendi.

National Snow and Ice Data Center (Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi)da görev yapan bilim insanlarından Julienne Stroeve,  “Kış aylarında Bartens’te düşük buzlanmaya neden olan koşullar, kısmen 1990’larda Atlantik Okyanusu’nda gözlenen sıcaklık artışının sonucu olarak ortaya çıkmıştı,”  dedi.

Stroeve son yıllarda bölgede görülen soğuk su taşkınlarının etkisiyle bölgedeki buzul kaybının azalabileceğini —hatta belki buzul miktarının artabileceğini— söyledi. Fakat soğuk su taşkınları aslında pek de iyiye alamet değil zira  bu taşkınlara Grönland’daki buzul tabakasının erimesi neden oluyor, bu da aynı zamanda Atlantik Okyanusu’nun ana taşıyıcı kuşağını yavaşlatıyor.

Bu kış gözlenen düşük buzul seviyesinin yaz ayları için ne anlama geleceği ise belirsiz. Arktik buzulları bütün kış boyunca çoğaldıktan sonra, Eylül sonlarında mevsimin en düşük seviyesine gelmeden önce, genellikle baharda düşüşe geçmeye başlıyor.

2_18_16_Brian_ArcticSeaIceExtentPrelim_720_544_s_c1_c_c
2016 Arktik buzul miktarını gösteren günlük ön veriler. Grafik, buzul miktarındaki rekor düşüşün en alt seviyesinin görüldüğü 2012 yılını, en üst seviyesinin görüldüğü 2015 yılını ve medyan değeri kapsıyor. Kaynak: NSIDC

Kış buzullarında gözlenen düşüş önemli olsa da asıl mesele yaz buzullarında gözlenen düşüş.

Stroeve “Son dokuz yılda dokuz kez rekor seviyede düşen yaz aylarındaki buzul koşullarının daha önce eşi görülmediği muhakkak,” dedi.

2012 yılındaki rekor da, şu ana kadar kaydedilmiş en düşük dördüncü Arktik buzul miktarının gözlemlendiği geçen sene da bunlar arasında.

Bu kış gözlemlenen düşük buzul miktarı bizi yaz aylarında da buzulların rekor seviyede düşebileceğini düşünmeye itse de Stroeve bu ikisi arasında kıyaslama yapmaya temkinli yaklaşmak gerektiği uyarısında bulunuyor. Uzun vadede buzullardaki düşüş trendini iklim değişikliği belirlese de, yıllık buzul miktarındaki iniş çıkışlarda hava olaylarının da çok önemli bir rol oynuyor olması konuya temkinli yaklaşmayı gerektiriyor. Yine de geçtiğimiz on yıl (ve daha öncesi) herhangi bir şekilde geleceğe dair bir göstergeyse, bu yaz buzullarda rekor bir artış gözlemleme ihtimalinden söz etmemiz mümkün gözükmüyor.

 

Haberin İngilizce Orijinali

Yazı: Brian Kahn

Yeşil Gazete için çeviri: Müge Çavdar

(Yeşil Gazete, Climate Central)

O pankart gerçek oldu: Sur’lu çocuklar Kadıköy’e maça geldi

Fenerbahçe yönetimi Diyarbakır’ın Sur ilçesinden 40 çocuğu bugün oynanacak Fenerbahçe-Beşiktaş maçı ve Perşembe oynanacak Fenerbahçe-Amedspor maçını izlemeleri için İstanbul’a getirdi.

83

Sokağa çıkma yasağının ve çatışmaların devam ettiği Diyarbakır’ın Sur ilçesinden 40 çocuk ve beş öğretmen Fenerbahçe Spor Kulübü’nün davetlisi olarak İstanbul’a geldi.

84

Amedspor ve Fenerbahçe’nn Ziraat Türkiye Kupası ilk maçı için Diyarbakır’daki karşılaşmalarının öncesinde iki kulüp futbolcularının toplu halde önünde poz verdiği, “Çocuklar ölmesin. Maça gelsin” pankartı nedeni ile Amedspor, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından para cezasına çarptırılmıştı.

80

81

Bu akşam oynanacak Fenerbahçe-Beşiktaş maçını statta izleyecek olan çocuklar Perşembe günü de Türkiye Kupası çeyrek final maçında Fenerbahçe-Amedspor maçını izleyecek.

82

Çocukların Fenerbahçe tarafından İstanbul’da ağırlanmasını memnuniyetle karşılayan Amedspor yönetimi, Twitter hesabından çocukların fotoğraflarının da bulunduğu mesajlar paylaştı.

 

(Bianet, Yeşil Gazete)

Daha az Plastikle Yaşamak İçin 10 İpucu

Katherine Martinko tarafından Tree Hugger‘da kaleme alınan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Deniz Menteşeoğlu‘nun çevirisiyle sunuyoruz.

***

Plastikten tamamen uzak durmak belki imkansız ancak plastik kullanımından kaçınmanın etkili birçok yolu var!

Günümüzde plastik, hayatımızda o kadar çok yer edinmiş ki neredeyse onsuz bir hayat hayal etmek bile imkansız. Plastikten arınmış yaşam biçimi geliştirmeye çalışmak ise onurlu ve önemli bir çaba. Ayrıca gün geçtikçe ve plastik kullanımına alternatif talep eden ve anlamsız boyutlarda plastik tüketmeyi reddeden insanların sayısı arttıkça, alternatif yolları da çoğalıyor. İşte, evde plastik kullanmaktan kurtulmanın bazı yolları: Endişelenmeyin, düşündüğünüzden çok daha kolay!

1) En zararlı plastiklerden sakının

pl1

Dikkat ederseniz, tüm plastik ambalajların altında oklardan yapılmış bir üçgen sembolün içinde bir sayı (1-7 arası) göreceksiniz. En zararlı plastikler şunlardır:

#3 – Polivinil Klorid: son derece zehirli bir plastiktir ve kurşun, ftalat gibi tehlikeli katkılar içerir. Streç film, plastik şişeler, yerfıstığı ezmesi kavanozları ve çocuk oyuncaklarında kullanılır.

#6 – Polisitren: bu plastik, beyin ve sinir sistemi için zehir etkisi olan stiren içerir ve straforda, kullan-at plastik tabaklarda, restoranlarda yemek taşımak için kullanılan plastik kaplarda ve plastik çatal bıçaklarda bulunur.

#7 – Polikarbonat/Diğer Kategorisi: bisfenol A içerir ve çoğu çöp poşetinde, plastik akıtmaz bardaklarda, spor içeceği şişelerinde, meyve suyu ve ketçap ambalajında bulunur

2) Plastik içermeyen kaplar kullanın

sefertasi-kucuk-500x500Nereye giderseniz gidin yanınızda tekrar kullanılabilir su şişesi ve seyahat tipi içecek kupanızı taşıyın. Öğle yemeğinizi cam (cam turşu kavanozları işinizi görür), paslanmaz çelik, sefer tası, kumaş sandviç kılıfı, ahşap “Bento” kapları gibi malzemelerle taşıyın. Süpermarkete, manava ya da başka bir yere alışverişe giderken tekrar kullanılabilir torba , çanta ya da file götürün ve meyve sebze almadan önce bu torbayı tarttırın.

3)Asla şişelenmiş su içmeyin

sise-su

Şişelenmiş su almak absürd. Özellikle de şişelenmiş suyun, musluk suyundan daha az kontrol edildiği düşünülürse. Şişelenmiş sular genellikle filtrelenmiş musluk suyudur, anlamsız bir şekilde pahalıdır ve suyun toplanması, şişelenmesi, taşınması büyük bir kaynak israfıdır. Ayrıca, şişelenmiş su genellikle geri dönüştürülmeyen, gereksiz plastik tüketimiyle sonuçlanır.

4) Toptancıdan alışveriş yapın

aktarToptancıdan ne kadar çok malzeme alırsanız, ambalajdan o kadar tasarruf edersiniz. Toptan satış yapan marketlerde uzun yıllardır geçerli olan bu mantık, sonunda marketlerde de gittikçe yaygınlaşıyor. Ayrıca yiyeceklerin maliyetinden ve arabayla markete yapılacak ekstra yolculuklarda harcanacak yakıt parasından da tasarruf etmiş olursunuz.

Plastik bir ambalajı olmayan büyük teker peynir gibi malzemeler keşfedin ve bunları her fırsatta depolayın.

Editörün Notu: Türkiye bağlamında aktarları düşünebiliriz.

5) Dondurulmuş hazır gıdadan kaçının

donmus

Hazır yiyecekler aşırı ambalaj atığının en önde gelen nedenlerindendir. Donmuş yiyecekler plastiğe sarılı ve plastik bir kaba konmuş ve genelde üzeri yine plastikle örtülmüş olarak satılır. Başka bir yolu yok, eğer plastik kullanımından kurtulmak istiyorsanız alışveriş alışkanlıklarınızı değiştirmek zorundasınız.

6) Yapışmaz pişirme kapları kullanmaktan kaçının

teflon-pan-48612

Kendinizi ve ailenizi, Teflon gibi yapışmaz yüzeyler ısıtıldığında açığa çıkan zehirli perfloro kimyasallara maruz bırakmayın. Bunların yerine, dökme demir (düzgün şekilde bakımı ve muhafazası yapıldığında yapışmaz ürünler kadar kullanışlıdır), paslanmaz çelik ya da bakır kaplarda yemek pişirin.

(Dökme demir bakım ve saklama önerileri için burayı tıklayın.)

7) Soslarınızı ve çeşnilerinizi kendiniz hazırlayın

sos

Bu, eğlenceli bir konserve yapma deneyimi olabilir ve tek bir gününüzü ayırarak bütün yıl yetecek kadar konserve yapabilirsiniz. Yaz sonunda, mevsimi olan salatalık ya da kabak sosu ve ketçap hazırlayabilirsiniz. Çikolata sosu, hardal ve mayonez ise, yapılışını bir defa öğrendiğinizde çabucak ve kolayca yapabileceğiniz şeyler. Tüm bunlar cam kavanozlarda muhafaza edilebilir.

8) Karbonat ve sirke en yakın dostlarınız olsun

karbonat-sirke

Büyük karton kutularda ucuza satılan karbonat ve büyük cam kavanozlarda satılan sirke, evi temizlemek, ovmak ve dezenfekte etmek; bulaşıkları yıkamak için, plastik temizlik şişelerinde satılan ürünlerin yerine kullanılabilir. Ayrıca karbonattan, etkili bir ev yapımı deodorant elde edilebilir ve hem karbonat hem de sirke (özellikle elma sirkesi) şampuan ve saç kremi şişelerinin yerini alabilir.

Editörün Notu: Bu tarifler ve daha niceleri için “Zehirsiz Ev“e bakabilirsiniz.

9) Plastik ovalayıcılar yerine doğal kumaşlar kullanın

bez

Bir yeri ovalamak için ekstra güce ihtiyacınız varsa plastik yerine bakır malzemeleri tercih edin. Plastik ovma fırçaları yerine pamuklu bir bulaşık bezini ya da hindistancevizi lifinden yapılmış fırçaları bulaşıklarınızda kullanabilirsiniz. Kullan at bezler yerine pamuklu el yüz havlusu kullanın. Eskimiş paçavraların gücünü yabana atmayın!

10) Plastik kullanımı gerektirmeyen çamaşır yıkama alışkanlıkları kazanın

sabun1

Plastik kapaklı karton kutularda satılan, içinden çıkan kepçesi ya da ambalajı plastik olan hazır çamaşır deterjanları yerine sabun tabletleri, sabun topları ya da sabun çubukları kullanın. Bu deterjanlar ayrıca gezegenimiz için de oldukça zararlı. (Bu konuda daha fazla bilgi için burayı tıklayın.)

Aynı nedenlerle, sıvı sabun yerine kalıp sabunu tercih etmelisiniz. Kalıp sabun ayrıca iyi bir tıraş köpüğü alternatifidir.

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Katherine Martinko

Yeşil Gazete için Çeviri: Deniz Menteşeoğlu

(Yeşil Gazete, Tree Hugger)

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Yeşil Sektör 2016 semineri

Sürdürülebilir bir yaşam için çalışanlar Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Kulübü’nün 14-15 Mart 2016 tarihlerinde düzenleyeceği ‘Yeşil Sektör 2016’ seminerinde bir araya geliyor.

65

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Çevre Kulübü’nün bu yıl “Sürdürülebilir bir yaşam için iş!” sloganıyla 5.’sini gerçekleştireceği Yeşil Sektör Seminer Günleri 14-15 Mart 2016 tarihlerinde sürdürülebilirlik üzerine çalışanları öğrencilerle bir araya getirecek.

YTÜ Davutpaşa Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek etkinlikte, sürdürülebilirliğin önemli kurum ve isimlerinin bakış açıları öğrencilerle buluşacak. Programda açık oturum ve panel konsepti ile öğrencilerin “yeşil iş, sürdürülebilir iş” konularında farklı bakış açıları kazanmaları hedefleniyor.

64

Ön kayıt ve bilgi için www.ytucev.com/yesil-sektor-2016

Yeşil Sektör 2016’nın facebook etkinlik sayfası

 

(Yeşil Gazete)

Uluslararası iklim müzakerelerinin başına Fatih Birol mu geliyor?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Genel Sekreteri Christiana Figueres‘in süresinin dolması nedeniyle bu sene görevinden ayrılacağına dair haberimizi daha önce okumuştunuz.

Figueres’in yerine geçecek kişinin belirlenmesine daha birkaç ay olsa da, olası isimler ortaya çıkmaya başladı. Potansiyel adaylar arasında yakından tanıdığımız bir isim de var: Uluslararası Enerji Ajansı’nın başkanı Fatih Birol.

Fatih Birol
Fatih Birol

Guardian gazetesinin haberine göre uluslararası iklim müzakerelerinin en güçlü ismi olmaya aday 10 kişinin adı öne çıkıyor: İklim müzakerelerinin Cancun zirvesinde Kopenhag krizinden çıkmasını sağlayan bir isim olan ve halen Meksika’nın Almanya büyükelçisi olan Patricia Espinosa, iklim değişikliğini Uluslararası İklim Ajansı’nın gündemine sokan kuruluşun eski baş ekonomisti ve şimdiki başkanı Türkiye’den Fatih Birol, 2014’de Lima’da yapılan COP20’nin başarılı başkanı Peru Çevre Bakanı Manuel Pulgar Vidal, müzakerelerde en az gelişmiş ülkelerin haklarını savunan ve Paris zirvesinde Fabius’un danışmanlığını yapan Gambia Çevre Bakanı Pa Ousman Jarju, Paris zirvesinde gelişmekte olan ülkelerin sözcülüğünü yapan Güney Afrikalı Nozipho Joyce Mxakato-Diseko, Oxfam’ın iklim danışmanı ve Granada’nın BM temsilcisi Dessima Williams, Brezilya’nın iklim müzakerecisi ve Rio+20 zirvesinin baş müzakerecisi André Corrêa do Lago, düşünce kuruluşu Sürdürülebilir Kalkınma ve Uluslararası İlişkiler Enstütüsü IDDRI’dan İspanyalı iklim sözcüsü Teresa Ribera, Paris zirvesinde Fabius ekibinin beyni kabul edilen Laurence Tubiana ve Rio+20 zirvesinin yüzü olan tecrübeli müzakereci Brazilyalı Izabella Teixeira.

UNFCCC’nin başında bugüne dek dört kişi görev yapmıştı. Bu isimlerin ikisi Hollanda’da, biri Kosta Rika’dan, biri ise Malta’dandı. Bu göreve daha çok BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olmayan daha küçük ülkelerden kişiler getiriliyor.

Fatih Birol‘un ismi Paris Anlaşması’nın uygulama aşamasında enerji sektörünün önemi nedeniyle, bu alana verilen ağırlığın bir belirtisi olarak ön plana çıkabilir. Fatih Birol ayrıca güçlü bir konuşmacı ve alanında çok etkili bir isim olarak  tanınıyor.

Türkiye’nin 2020 İklim Zirvesi’ni Antalya’da düzenlemek üzere aday olmasının ardından Fatih Birol’un da UNFCCC’nin başına getirilmesi halinde, iklim politikalarında Türkiye ilginç ve beklenmedik bir şekilde ön plana çıkabilir.

(Yeşil Gazete)

Dünyanın çiftçileri Türkiye’de toplandı – Abdullah Aysu

Bu yazı karasaban.net/ den alınmıştır

Dünya çiftçi örgütü La Via Campesina’ya (Çiftçi Yolu) bağlı çiftçi örgütleri Çiftçi-SEN’in ev sahipliğinde Seferihisar Sığacık’ta toplandılar. Dünya tarımında olup bitenleri birlikte değerlendirdiler.

La Via Campesina’ya 88 ülkeden 164 örgüt bağlı. Bu örgütler küçük ve orta ölçekli çiftçilerin oluşturduğu örgütler. Aralarında büyük ölçeğe sahip çiftçi yok. Büyük çiftçi örgütleri de La Via Campesina’da yer alamıyor.

62

La Via Campesinalı örgütler bu toplantılarında sadece dünya tarımını değil, tarımsal üretim, yaşam ve ekolojiye etki eden; savaş ve göç gibi daha birçok konuyu ele aldılar. Toprakların şirketler tarafından nasıl gasp edildiği, arazilerin, suların ne şekilde ve kimler tarafından kirletildiğini aralarında değerlendirdiler.

Savaşın tarıma ve köylülere verdiği zararı, neden olduğu göç konusunu ve daha birçok konuyu tartıştılar. Tartışmakla kalmadılar, bu durum karşısında ne yapacaklarına dair bazı belirlemelerde de bulundular. Belirledikleri kararların taslaklarını çıkarttılar. Taslakları 2017’de Bask ülkesinde yapacakları genel kurulda karara dönüştürecekler.

Bir araya gelen çiftçi örgütleri, küçük ve orta ölçekte üretim yapan köylülerden oluşuyor.

Dünya çiftçileri, çiftçi kadınlar toplantısıyla başladı. Çiftçi kadınlar şu konularda ortaklaştılar:

-Köylü kadın hareketini güçlendirmek için politik eğitime ağırlık verilmesi

-Hareketi büyütmek için koordinasyon, iletişim ve ittifakları güçlendirme faaliyetlerine ağırlık verilmesi,

-Kadına Yönelik Şiddet konusunda mücadelenin güçlendirilmesi için devlet politikaları üzerinde etki kurulması; yapılan kampanyayı kamuoyunda daha görünür kılmak,

-İklim değişimi, ulusaşırı şirketler ve serbest ticaret anlaşmalarına karşı Gıda Egemenliği mücadelesinin güçlendirilmesi,

-Tüm bölgelerdeki kadın hareketini güçlendirmek üzere bir eğitim programı geliştirilmesi ve Agro ekoloji okullarında çiftçi kadınlara yönelik eğitimlere ağırlık verilmesi,

-Benzer görüşleri paylaşan örgütlerle ittifak kurulması,

-Köylü feminizminin yaygınlaştırılması için çalışmaların yürütülmesi

Kadın toplantısının bir gün sonrasında genç çiftçiler toplantısı yapıldı.

La Via Campesina’nın 6. Genel Kurulu’nda yapılan tartışmaların değerlendirildiği Gençlik Meclisi’nde, Afrika, Kuzey Amerika, Asya, Avrupa ve Latin Amerika bölgesi delegeleri kendi güncel durumlarına dair sunumlar yaptı. Bu sunumlarda, agroekoloji (ekolojik tarım) okulları deneyimleri, bölgesel konferanslar, eğitim ve örgütlenme çalışmaları, gıda egemenliği, iletişim, liderlik, sorumluluk ve tohum bankası pratikleri aktarıldı ve gözden geçirildi.

Toplantının devamında, iletişim ve eğitim konularına odaklanan tartışmalar yapıldı. Bu tartışmalar, genç çiftçilerin yaşadıkları sorunları, tarımsal ve politik eğitim, agroekoloji okulları, iletişim yöntemleri gibi başlıkları kapsıyordu. Bu başlıklar etrafında, ileriye dönük olarak genç çiftçilerin daha iyi örgütlenmesi ve bilinçlenmesinin nasıl mümkün olabileceği değerlendirildi.

Türkiye’nin dağlarında maden aramalarıyla yapılan katliamlar, ovalarında kurulan termik santrallerde yaratılan tahribatlar, özgür akan suların HES marka kelepçelerle tutsaklaştırılması, hava koridorlarına rüzgâr santrallerinden kurulan barikatlar, acil kamulaştırma adı altında toprak ve su gaspları Çiftçi-SEN’e bağlı genç, kadın ve diğer delegeleri tarafından  paylaşıldı. Ortak mücadele duygularıyla umutlar yeniden tazelendi.

Bu yazı karasaban.net/ den alınmıştır

61-Abdullah Aysu

 

Abdullah Aysu

Diyarbakır’da Özgür Kadın Platformu atölyesi – Zeynep Mataracı

Özgür Kadın Platformu’nun düzenlediği atölye çalışmalarının Diyarbakır ayağı 17 Şubat’ta yaklaşık 70 kişinin katılımıyla gerçekleşti. Atölye başlıkları şu şekildeydi;

Doğal Toplumda Kadın ve Köy Devrimi

Mevcut tarım Politikaları ve köy-kent ilşikisi ( gıda güveliği) ,mevsimlik işçi

Alternatif Tarım Politikaları ( Ekolojik ve Doğal Tarım)

59

Akademisyen , saha araştırmacısı , kooperatif ve kominlerden gelen katılımcıların mevcut durum ve geleceğe ilişkin önerile konuşuldu. Mevcut tarım politikaları ile kapitalist sistem dayatmalarınınn arasındaki doğrudan ilişkiyi sona erdirmek için nasıl bir çatlak yaratılabilir veya yaratılmalı mı konusu hemen hemen her başlık tartışılırken konuşuldu.

Yeryüzü derneği gönüllüsü olarak derneği tanıttım ve özellikle gıda toplulukları çalışmamızı ve diğer faaliyetlerimizden bahsettim. Katılımcı sayısı çok olduğundan atölye havasında bir söyleşi oldu. Kendi adıma önemli bir deneyim olduğunu söyleyebilirm.

Açılışı Diyabakır Belediyesi eş başkanı Gültan Kışanak yaptı;

60

– Tarlalar üretim merkezi, evler atölyeydi. Evler, tarlalar üretim merkezi olmaktan çıkmış kadının eve hapsedilmesiyle eşitlik ilkesi ortandan kalkmıştır

– Mekanın kadınlaştırılması yerine mülkiyet üzerinden yeniden değerlendirme

– Bilginin üretilmesiye ilgili sıkıntı var, Batı merkezinden kurtulup kendi öğretilerimizin yeniden şekillenmesi gerekli. Yerel kalkınma için modern yöntemler kullanılabilir. Feodalizm bu coğrafyada aşiretlerin içinde şekilleniş.

– Kapitalizm derin olarak nüfus etse de az da olsa herkesin toprak sahibi olduğu yerler var.

– Yoksulluk köyde değil, şehirde vardı. Köyler zengindi.

– Üretim ağını nasıl canlandırabiliriz. ( gıda topluluklarını tam burada anlattım)

– Kominal örgütlenme köylerden başlanacaksa , köylerden kopmuş olmamız soru işareti olarak karşımıza çıkar.

Katılımcıların ürettiği başlıklar

– Bakım görevinin ekonomisini tersine başlatabilmek. İşgücü takasına çevirmek . Bakım görevi kadınlar arasında takasa sokulabilir. Bakım müşterekleştirilebilir erkeklerle birlikte.Ayrca üretim üzerinden takas ekonomisi . Kriz olmayan yerel yönetimlerde kullanılan bir model.

– Doğal toplumlarda esas olan ilişki tarzları, kendi yaşamında yaşamak istediğimiz lişkiler , kadın erkek ilişkilerinin yeniden canlanması

– Hevsel bahçelerindeki üretimi kadınlar yapıyor, pazarlamasını erkekler.

– Aşevciler sokağı daha önceleri sadece kadınlardan oluşan bir pazarken şimdi üretici kadınlar yer bulamaıyor

– Kademeli geçiş yendien yaratılabilir miydi ? Her evde kadınlar o ailenin ekmeğini kollektif bir şekilde yapardı.

– Köy – kent ilişkisini yeniden başlatmak için kentten başlamak gerekli

– Tarım doğal değil, tarımla topraktan daha fazlasını almak zorunda kalıyoruz.

– Teknoloji insan emeğinden uzaklaşak mıdır? Yoksa teknolojinin kolaylaştırılıcığına yöneltip kolletiflik nasıl uygulanabilir.

– Bölgede kooperatifçilik ağalığın resmileşmesine sebep olmakta. Örneğin 7 kişilik kooperatif kuruluyor ancak teke elden yönetim gerçekleşiyor.

– Mevsimlik işçilerle problemlerin devam etmes özeleştiri konusudur. Ücretli kölelik şartlarının en ağır olduğu çalışanlar mevsimlik işçler.Mevsimlik işçi kadınlara “bölgede kendi ekecekleri araziniz olsa yine de gidermisiniz” diye sorulduğunda, kaldıklarında erkeklerin basksı her iki yerde de değişmediğinden, “en azından şehir dışında farklı ortamda başka yaşamlar görüyoruz” cevabını verebiliyorlar. Kadının özgürleşmesinin bir yolu da bu şekilde olabiliyor. Yaşanan süreçten dolayı bu sene evsimlik işçilere çok daha az para teklif edilecek.

58-Zeynep-Mataracı

 

Zeynep Mataracı
Yeryüzü Derneği gönüllüsü

İtalya’da sivil birliktelik yasası Crinna parlamentodan geçti

Uzun zamandır İtalya’nın gündeminden düşmeyen Cirinnà yasası 25 Şubat 2016’da İtalya parlamentosunda oylamaya sunuldu. Senato’da 71’e karşı 173 oyla kabul edilen yasada eşcinsel çiftlerin evlat edinme ya da taşıyıcı anne vasıtasıyla çocuk sahibi olma hakkını öngören maddelerin çıkartılması, eşcinsel haklarını savunan, yasanın çıkmasıyla ilgili süreci takip eden örgütler ve dernekler tarafından büyük bir hayal kırıklığı olarak değerlendirildi.

56

Muhafazakar kesime yenik düşmekle eleştirilen Başbakan Renzi ise açıklamalarında, yasanın kabul edilmesinin İtalya için tarihi bir önemi olduğunu ve artık birçok İtalya vatandaşının kendini daha az yalnız hissedeceğini belirtti.

İlginç bir gelişme ise Movimento Cinque Stelle‘nin oylamaya katılmamasıydı.

Cirinnà yasasi ilk gündeme geldiğinde, yasanın evlat edinme ile ilgili maddelerinin yasadan çıkartılarak oylamaya sunulması halinde yasayı desteklemeyecekleri ile ilgili radikal bir duruş gösteren Movimento Cinque Stelle, oylamadan önce yaptığı açıklamada, partiye üye milletvekillerinin oylamaya katılmakta özgür olduğunu ancak parti olarak resmi bir katılımda bulunmayacaklarını belirtmişti. Movimento Cinque Stelle’nin belirgin bir şekilde geri adım atmasının sebebi olarak hem partideki sağ görüşlü milletvekillerinin etkisi hem de tabanındaki muhafazakar kesimi kaybetme korkusu olduğu ileri sürülüyor.

Yasanın ilerleyen günlerde alt mecliste de onaylanması bekleniyor.

Tartışma yaratan Sivil Birliktelik Yasasının Eşcinsel Çiftlere Tanıdığı Haklar

  • Tıpkı evlilik gibi, kişiler bir devlet memuru önünde iki kişinin şahitliğinde sivil birlikteliklerini gerçekleştirebilecek. Birliktelik yasal olarak devletin arşivinde kayıtlı olarak yer alacak.
  • Sivil birliktelik boyunca taraflar kendi aralarında karar vererek ortak bir soyadı kullanabilecekler. (Ayrıca kendi soyisimleriyle beraber ortak soyismini de kullanabilecekler)
  • Evlilikte olduğu gibi sadakat zorunluluğu yok. Birlikte yaşadıkları müddetçe maddi ve manevi olarak taraflar birbirlerine karşı sorumludurlar.
  • Taraflar kendi kararlarıyla ortak adreslerini resmi ikamet adresleri olarak kullanabilir.
  • Ayrılık durumda evlilikten farklı olarak daha basitleştirilmiş bir uygulama söz konusu. Taraflar beraber ya da ayrı ayrı bir devlet görevlisine ayrılıklarını bildirerek resmi olarak sivil birlikteliğe son verebilir.
  • Taraflar ayrıca mal ayrılığı rejimi talep etmedikçe mal birlikteliği rejimi uygulacak.
  • Tıpkı evlilikte olduğu gibi taraflardan birinin ölümü söz konusu olduğunda bir diğeri miras hakkına sahip olabilecek.
  • Taraflar hastanede ya da hapis yatma durumunda yasal olarak refakat hakkına sahip olabilecekler.

Heteroseksüel Çiftler için Sivil Birliktelik Yasasının Getirdiği Yenilikler

  • Eşcinsel çiftlere tanınan miras hakkı heteroseksüel çiftlerin sivil birlikteliklerinde söz konusu değil. Yalnızca evlenerek bu hakka sahip olabilirler.
  • Tıpkı eşcinsel çiftlerin sivil birlikteliklerinde olduğu gibi hastanede ya da hapis yatma durumunda yasal olarak refakat hakkına sahip olabilecekler.
  • Her iki taraf da bir diğeri hasta olduğunda sağlık durumuyla ilgili kararların alınmasında bir diğer tarafın hastalığın derecesine bağlı olarak söz sahibi olabilecek. Ölüm söz konusu olduğunda ise cenaze ve oragan bağışıyla ilgili resmi olarak sorumlu olabilecek.
  • Taraflardan biri ev sahibi olduğunda ve ölümü söz konusu olduğunda diğer kişi sivil birlikteliklerinin süresine bağlı olarak 2 ve 5 yıl arasında beraber olduğu kişinin evinde yaşayabilecek. Kirada yaşıyorlarsa ve taraflardan biri vefat ettiyse diğer kişinin yaşadıkları evi kiralama hakkı olacak.
  • Çiftler evlilik antlaşmasına benzer mülk paylaşımıyla ilgili bir antlaşma yapma hakkına sahip olabilecekler.

 

Özel Haber : Nükhet Akgün Bordignon

(Yeşil Gazete]

Satışa çıkan plajı 40bin kişi ortaklaşa alıp halka açtı

Yeni Zelanda’da 40 bin kişi, Awaroa plajını satın alarak halka açtı. Givea- Little adlı internet sitesi üzerinden Ocak ayında başlatılan ve sosyal medya yoluyla da hızla yayılan kampanyanın sonucunda, 1.4 milyon Euro toplandı.

55

Toplanan parayla satın aldıkları plajı halka açacaklarını açıklayan ve bu açıklamalarıyla Tabii Kaynakları Koruma Bakanı Maggie Barry’den de tebrik alan bağışçılar, plajın hukuki sahibi olması için resmi olarak Abel Tasman Milli Parkı’yla birlikte çalışacak bir de vakıf kuracak.

Bağış yapan herkese, cömertliği, enerjisi ve ruhu için teşekkür edilmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Maggie Barry ise “Awaroa plajını satın almak için 2 milyon dolara yakın bağış yapıldı. Kampanya, ülkemizin doğal kaynaklarına nasıl sahip çıktığını görmemiz için ilham oldu. Hükümet zaten, mütevazı bir katkı için adım atmaya hazırdı” dedi.

 

(T24)

Haritalarla Yeryüzü Ekosistemlerinin İklim Duyarlılığı

Robert Mcsweeney tarafından Carbon Brief‘te yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Zeynep Şen‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

Yeryüzü, sıcak ve nemli tropikal bölgelerdeki gür yağmur ormanlarından, soğuk ve rüzgarlı kutup bölgelerine kadar çok çeşitli ekosistemlere sahip.

Bilim dergisi Nature’da bugün(17 Şubat 2016) yayımlanan bir araştırma bu farklı türde bitki örtülerinin iklimde yıldan yıla görülen değişimlere karşı duyarlılıklarını harita ile gösteriyor.

Aşağıdaki harita, araştırmanın ortaya çıkardığı yeni “bitki örtüsü duyarlılık indeksi”ni gösteriyor. Bu indeks, bitkilerdeki büyümenin iklimdeki dalgalanmalardan ne derece etkilendiğini ortaya koyuyor. İklim değişikliğine en fazla duyarlı olan ekosistemler kırmızı ile renklendirilirken daha az duyarlılığa sahip olanlar yeşil ile gösterilmiş.

Batı Afrika’da Gine Körfezi etrafı ile kuzey yarımkürenin orta ve yüksek enlemleri boyunca, Güney Amerika’nın tropikal ormanlarında ve Avustralya’nın doğu tarafı boyunca yüksek duyarlılığa sahip bölgelerin olduğunu haritadan görebilirsiniz.

map1
Bitki örtüsü verimliliğinin 2000-13 yılları arasında iklimdeki değişkenlere duyarlılığı haritası. Puanlar 0’dan (düşük duyarlılık, yeşil) 100’e (yüksek duyarlılık, kırmızı) kadar değişiklik gösteriyor. Kıraç araziler ile kalıcı buzulların çoğunlukta olduğu alanlar gri gölelendirilmiştir. İç denizler ile göller mavi gölgelendirilmiştir. Kaynak: Seddon ve ark. (2016).

Duyarlılık

Peki araştırmacılar herhangi bir ekosistemin “duyarlı” olup olmadığını nasıl anlıyorlar?

Bitkiler büyümek için besleyici ögelerin yanı sıra sıcaklık, su ve güneş ışığına ihtiyaç duyarlar. Araştırmacılar da 2000-13 yıllarına ait uydu verilerini inceleyerek hava sıcaklığı, suyun varlığı ve bulut örtüsündeki dalgalanmalar ile dünyanın farklı yerlerindeki bitki gelişiminin nasıl değişiklik gösterdiğini hesaplanmışlar. Uydular bitkilerin büyümelerindeki değişiklikleri bitki örtüsünün ne kadar “yeşil” olduğuna bakarak ölçüyor.

Bergen Üniversitesi’nde araştırmacı olan ve söz konusu araştırmanın baş yazarlarından Dr. Alistair Seddon duyarlılık ölçütünü Carbon Brief’e şöyle açıklıyor:

“İklimde büyük değişikliklere (örneğin ortalama koşullarda büyük dalgalanmalar) maruz kalan ancak bitki örtüsündeki yeşilliği çok az oranda değişiklik gösteren bir ekosistem çok az tepki verir, bu yüzden indekste düşük duyarlılık puanına sahip olur. Tam tersine, iklimde küçük değişikliklere maruz kalmasına rağmen bitki örtüsündeki yeşilliği büyük oranda değişiklik gösteren ekosistem indekste yüksek puana sahip olur.”

Sidney Teknoloji Üniversitesi’nden Prof. Alfredo Huete, “news and views” makalesinde haritanın ekosistemlerin iklime nasıl tepki verdiklerinin ölçülmesinde uydu verilerinin nasıl kullanılabileceğini gösterdiğini söylüyor. Bu da biliminsanlarının yeryüzündeki bitki örtüsünün geleceğinin iklim değişikliği altında nasıl olacağını anlamalarına yardımcı olacağını söyleyen Huete şunları ekliyor:

“Böyle bir değişikliğin ileride gıda güvenliğimiz ve refahımızın yanısıra, yeryüzündeki ekosistem ve biyoçeşitlilik üzerindeki sonuçlarıyla ilgili tahminlerimizi ancak bitki örtüsünün mevcut iklim değişkenine verdiği tepkileri anlayarak geliştirebiliriz.”

İklim değişkenleri

Araştırmacılar ayrıca her bir ekosistem için üç iklim değişkeninden en çok hangisinin en önemli olduğunu araştırdı. Seddon’a göre:

“Bu, dünyanın neresinde olduğunuza bağlı. Kutupta yaşayan bir bitki nispeten soğuk havalara maruz kalmıştır ve bu soğuk havalar büyümenin sınırlanmasında temel faktör olarak olarak rol alabilir. Avustralya’da kurak bir alan için ise su daha önemli olur.”
Seddon, tropikal yağmur ormanları gibi sürekli ılık ve yağışlı olan bölgelerdeki bitkilerin büyümesinin büyük oranda aldıkları güneş ışınlarını etkileyen bulut örtüsüne bağlı olduğunu söylüyor.

Aşağıda verilen ikinci haritada bunu görebilirsiniz. Örneğin Amazon’daki yağmur ormanları, Orta Afrika ve Güneydoğu Asya bulutluluk oranına en fazla duyarlılık gösteren bölgeler, bu yüzden yeşil ile gölgelendirilmiş. Kuzey Amerika’nın ortasındaki ağaçsız geniş düzlükler ise su değişkenine duyarlı olduğundan haritada mavi ile gösterilmiş. Birden fazla iklim değişkenine karşı duyarlı olan bölgeler ise iki rengin karışımı ile gösterilmiş, bu yüzden mor alanlar hem sıcaklık (kırmızı) hem de su (mavi) değişkenlerine karşı duyarlı.

map2

Üç iklim değişkeninin (sıcaklık:kırmızı, su:mavi, bulutluluk:yeşil) ekosistemlerin iklime karşı genel duyarlılığındaki paylarını gösteren harita. Veriler 2000-13 yıllarına aittir. Ağırlıklı olarak kıraç arazi ve kalıcı buzullardan oluşan alanlar gri; iç denizler ile göller mavi gölgelendirilmiştir. Kaynak: Seddon ve ark. (2016).

 

Haberin İngilizce Orijinali

Yazı: Robert Mcsweeney

Yeşil Gazete için çeviri: Zeynep Şen

(Yeşil Gazete, Carbon Brief)