Ana Sayfa Blog Sayfa 3416

[Yeşil Mutfak Denemeleri] -Cheesecake – Sevin Turan Bettscheider

Geldik benim meşhur cheesecake tarifime. Yeşil Ev’den de hatırlayanlar olacaktır muhtemelen:)

İçinde beyaz çikolata var ama tatlıyı çok ağır hale getirmiyor. Vişne sosu içinde, benim daha önce yaptığım vişne konservesinin suyunu birazcık nişastayla karıştırdım ve vişneleri içine ekledim. Elinizde yoksa vişne suyuda kullanabilirsiniz.

Not: Normalde 25-27 cm çemberler için bu karışım uygun. Eşimin doğum günü için büyük çemberde yaparken küçük çemberlerde de hazırladım. Yukarıda ki fotoğraf bu küçük kalıplardan çıkma.

Malzemeler:

800 gr krem peynir (labne )

140 gr beyaz çikolata

4 adet yumurta

240 gr şeker

20 gr nişasta

biraz süt

vanilya

bir tutam tuz

Tabanı için kurabiye (crumble) malzemesi:

150 gr un

90 gr tereyağı

50 gr şeker

1 çay kaşığı tarçın

isteğe bağlı kavrulmuş ve küçük parça fındık

Yapılışı:

Tabanı için hazır kurabiye kullanmak yerine önceden evde yaptığınız herhangi kurabiye hamurunu kullanabilirsiniz. Pişmiş kurabiyeniz varsa ufalayıp biraz tereyağıyla karıştırın ve taban olarak kullanın veya yukarda vermiş olduğum basit tarifide kullabilirsiniz. Tabanı hazırlamak için bütün malzemeleri karıştırın. Benim tabanı olan kelepçeli kek kalıbım var. Kekin kolay çıkması için taban malzemesini koymadan çemberin boyutunda yağlı kağıt yerleştiriyorum. Daha sonra kek hamurunu koyup üzerine güzelce yayın. 180 derecece pembeleşinceye kadar pişirin. Pişince kurabiyeyi soğuması için kenara alın ve fırının soğuması için de kapağını açık bırakın. Fırını cheesecake pişirirken 120 derecede ve fansız kullanacağız.

Diğer yanda beyaz çikolatayı benmarie usulünde eritin. Eriyince kenara alın ve 3-4 yemek kaşığı sütü içine ekleyin ve karıştırın. İlk önce yapısı değişecek topaklanmış görünecek ama karıştırmaya devam ettikçe pürüzsüz bir yapıya sahip olacak.Bir miktar sütle çikolatayı karıştırmadan , çikolatayı diğer karışıma eklerseniz karışımın içinde çikolata topak topak kalacaktır. Çikolatayı ılınmaya bırakın.

Diğer yanda peynirleri büyük bir kaba boşaltın. Şeker ve nişastayı beraber karıştırın ve peynirin üzerine ekleyin. Çok fazla karıştırıp karışımı çok sulu hale getirmeyin. Daha sonra yumurtaları da ekleyip karıştırın.

En sonunda çikolata karışımını, vanilyayı ve tuzu ekleyip karıştırdıktan sonra hazırladığınız çemberin içine karışımı dökün.

Not: Çemberinizin tabanı varsa bile çevresini alüminyum folya ile sarmanızı tavsiye ediyorum. İçine herşekilde su alma olasılığı var.

Fırının 120 derecede ve fan olmadan çalıştırmak çok önemli. Çemberi fırın tepsisine yerleştirip, tespinin içine de soğuk su ekliyoruz. Yaklaşık 70-90 dk pişirin. Çemberi hafifçe sallayın, karışım sallanmıyor, kalıp gibi duruyorsa hazır demektir.

Afiyet olsun…

 

 

 

 

Sevin Turan Bettscheider

greenandsweet.wordpress.com/

[Kuşlar, Orman ve Ben] İlk Azizlerim

Türkiye’de doğa ve insan konularının yakın tarihinde tanıklıklar

Güneşin Aydemir

***

2

İlk Azizlerim

Malumunuz ismim Güneşin, soyadım Aydemir. Üstüne, baharın başlangıç gününde doğmuşum. Eh benim doğa ile ilgilenmemem zaten mümkün değil. Çocukluğumda Afrika’da yaban hayat veterinerliği yapan bir adamın ekibiyle ve iyileştirdiği hayvanlarla olan maceralarını anlatan bir dizi vardı. Yerliler kahramanımıza “Daktari” diyorlardı. Her nedense dizi, karakterler, konular beni büyülemişti ve evet işte olmayı istediğim yer diye düşündüğümü, çoğu kez kendimi orada hayal ettiğimi hatırlıyorum.

Babam Balıkesirli’dir. Babaannemin Balıkesir’de bir mahallenin çıkmaz sokağının ucunda (şimdi oralar da kentsel olarak dönüşüyor), içinde nar, dut ağaçları; bu ağaçlar arasına gerilmiş hamağı,  tulumbası, dışarıda tuvaleti, ahşap merdivenleri, yan duvarın arkasındaki komşularıyla bir cennet bahçesi vardı. Mutfağında tel dolabı vardı. Evinde kuzine yanardı. Öylesine sade, öylesine basit bir yaşam sürerdi babaannem. Mahallenin danışılacak ihtiyarlarından olduğundan da geleni gideni eksik olmazdı. Her mahalleye bir tane lazım. Sigara ve kahve içerdi. Kovanlarımızdan birinin adını Fatima koydum. Babaannemin adından geliyor. Fatma’dan. Şimdi düşünüyorum da ömrü içinde ülkesinden başka bir diyara göç etmiş, yerinden yurdundan olmuş, dünya savaşları, ihtilaller görmüş bir insandı. Bizim gördüğümüz daha ne ki diye… Yokluk, kıtlık yaşamış mesela. Ekmek karne ile dağıtılırmış. Tahayyül etmesi bile zor.

güneşin yazı

Neyse lafı fazla uzattım, nerden aldım nereye getirdim.  Özetle çocukluğumun en aylak yıllarında o bahçede vakit geçirmişliğim vardır. Orada, ağacın üzerinde yaşayan kumrunun “yusufçuk” sesiyle uyandım, kuzenlerimle, amcamla, halamla, babam, annem ve ablamla nar ayıkladım, güzel yemekler yedim, tulumbasını çektim, kuzinesinde patates közledim, dökme suyla yıkandım  vesaire vesaire. Kalabalık ailede büyüdüm.

O yıllara dair önemli birkaç karakter daha var. Biri Kaptan Cousteau. İnanılmaz insan. Suyun altındaki dünya tarafından yeryüzüne kendini merak etmesi için gönderilmiş kişi. O nasıl bir tutkudur öyle. Nasıl saf, çocuksu bir haldir… Bizi denizaltının harikaları ile tanıştırdı. Tıpkı Binbir Gece Masallarındaki Karadaki Abdullah ile Denizdeki Abdullah masalında olduğu gibi.

Bir diğeri David Attenborough. Doğaya tam anlamıyla aşık bir insan. Çok klişe bir terim haline gelen ve itibarsızlaşan “doğa aşığı” tamlaması bozuluma uğramadan önce belki de David Attenborough’dan ortaya çıkmıştı. Yerdeki salyangozları özenle alıp baktıktan sonra aynı özenle tekrar aldığı yere yerleştirmesi bende günlük yaşamımın bir parçası halinde. Aldığımı yerine bırakırım.

Bir de annem var. 10 dakikalık bir yolu, yolda gördüğü her bir yaratığa büyük ilgi göstererek 1 saatte yürüyen bir kadın. Bütün bitkileri, ağaçları tanıyor. Bir çitanın avlanırken saatte kaç km hıza ulaştığı, gorillerle orangutanlar arasındaki farklılıkların ne olduğuna dair bilgileri haiz bir insan kendisi. Onunla yürüyüşün kendisi başlı başına bir doğa buluşması.

İşte bütün bunlar olurken ben de 8-10 yaşında falan olsam gerek. Belki biraz daha küçüğümdür ama aşağı yukarı böyle. Waldorf Eğitim Ekolünün kurucusu Rudolf Steiner, bir insanın duygusal bedeninin (böyle bir beden tanımlıyor) 7-14 yaş arasında olgunlaştığını söylüyordu yanılmıyorsam. Bundan önceki dönemde 0-7 yaş arası fiziksel sınırlarını keşfettiği bir dönem insan yavrusunun. Demek ki o yaşlarda ne ile karşılaşıyorsan kaderini oluşturan yolu çiziyor. Olması muhtemel kanımca.

Buradan da pek çok konuya zıplarım zıplamasına da, sizde sabır kalır mı onu bilemedim…

Sanırım bundan sonrasında üniversitedeki yıllara geçeceğim. Başlangıca döneceğim.

Devam edecek…11-güneşin-aydemir

 

 

 

Güneşin Aydemir

Sinn Fein’den Kuzey İrlanda’da “birlik referandumu” çağrısı

Referandumun Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması yönünde bir sonuca neden olacağının anlaşılması ardından, Kuzey İrlanda’daki Sinn Fein partisi yaptığı açıklamada, ‘Kuzey İrlanda’da, birleşik bir İrlanda için referandumu yapılmasını’ savundu.

brexitmapSinn Fein’in açıklamasında, ortaya çıkan sonucun Kuzey İrlanda’daki siyasi görünümü tamamen değiştirdiği belirtildi.

Parti, Birleşik Krallık’ın AB’den çıkması durumunda bu ülkenin Kuzey İrlanda halkının çıkarlarını temsil etme yetkisinden mahrum kalacağını söyledi.

AB referandumunda Kuzey İrlanda’daki seçmenlerin çoğunluğu, AB’de kalınmasından yana oy kullandı.

(BBC Türkçe)

Birleşik Krallık’ta AB’den çıkma kararı: Brexit az farkla kazandı

Birleşik Krallık’ta dün gerçekleşen referandum sonucunda oyunu %52’ye %48 oyla Avrupa Birliği’nden çıkmaya yönelik kullandı.

david-cameron-487174Referandumda İngiltere ve Galler ayrılma yönünde oy kullanırken İskoçya ve Kuzey İrlanda’da AB’de kalma yanlıları ağırlıktaydı.

Referandum sözünü veren ve AB’de kalma yanlısı Başbakan James Cameron‘ın istifa edip etmeyeceği konuşuluyor.

İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn ise seçmenin kararına saygı duyulması gerektiğini belirterek, İngiltere’nin AB’den çıkışının yasal zeminini oluşturan Lizbon anlaşmasının 50. maddesinin derhal devreye girmesi gerektiğini söyledi.

(BBC, Yeşil Gazete)

Türkiye de AB müzakere sürecini referanduma götürebilir, ama kimin umurunda?

Dün, İngiltere vatandaşları ülkelerinin AB ile ilişkilerini belirleyecek referandum sandığında oy kullanırken Türkiye basını da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın restiyle referandumu gündemine almış oldu.

turkeyeuBu restinde Erdoğan öncelikle Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un kendisi için, “Sığınmacıları Avrupa’ya göndermeye cesaret edemez” sözlerine, “Tutuştunuz” diyerek karşılık vermiş ve “Türkiye kapıyı açıp da mültecileri salarsa, halimiz ne olacak diye düşünüyorsunuz. Geri kabul, vesaire, sizin ne kadar sözünüzde durmaz olduğunuzu gösteriyor” diye konuşmuştu.

Erdoğan, AB referandumunun kampanya sürecinde Türkiye’nin bu haliyle en erken 3000 yılında AB üyesi olabileceğini söyleyen İngiltere Başbakan’ı David Cameron’ı da eleştirerek Türkiye’nin de müzakerelere devam edip edilmeyeceğine dair bir referanduma gidebileceğini söyledi.

Bu haberler üzerine görüşlerine başvurduğumuz İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Senem Aydın Düzgit, Brexit üzerinde yapılan Müslüman ve Türkiye karşıtı sağ popülist tartışmaların bizde de Batı karşıtlığına yeni bir koz verdiğini söyledi.

Cameron’ın bu çıkışını, “Halihazırda Batı karşıtlığını pompalamakta olan iktidar partisine yeni bir malzeme olarak değerlendirmek mümkün” diye değerlendiren Düzgit, “Biraz spekülasyon olmakla beraber, zaten AB ile ilişkileri tamamen kopartmaya hazırlıklı bir iktidar için yeni bir bahane-yol kapısı da açıldı. Tabii, AB’nin umurunda mıdır, hayır. Sadece iç politika bağlamında değerlendirmek lazımdiyor.

Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri içinse yine Bilgi Üniversitesi’nden Emre Gönen, “Bundan 20 yıl önce politik ve etik olarak kabul edilmeyen tavırlar, artık günlük rutin haline geldi” diyerek referandum öncesinde Türkiye’nin üyeliğini destekleyen İngiltere parlamentosundaki güçlü partilerin – İşçi Partisi, muhafazakârlar ve Liberal Demokratlar –  bu referandumla yitirildiğine dikkati çekmişti.

Erdoğan’ın dediği gibi Türkiye’de de İngiltere gibi bir AB referandumu olur mu bilinmez, ama olsa da bunun kimin umurunda olacağı ayrı bir soru işaretiymiş gibi görünüyor.

Haber: Bahar Topçu – Yeşil Gazete

Yazarlar mektuplarını bu sefer bizzat İngiltere’ye yazdı

Avrupa’nın 10 farklı ülkesinden gelen yazarlar mektuplarını bu sefer bizzat İngiltere’ye yazdı.

Sevgili İngiltere, …

23 Haziran’da gerçekleşecek AB referandumutla İngiltere, birlikte kalma ya da çıkma kararını verecek. Referandum öncesinde The Guardian gazetesi Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen yazarlardan konuyla ilgili duygu ve düşüncelerini anlatan birer yazı yazmalarını istedi. Yazarlar arasında filozof Slovaj Zizek ve Yunanistan’ın ekonomi eski bakanı Yanis Varoufakis de var.

Yazarların AB kuruluş değerlerinin kimliğimiz, gündelik hayatımızla bağlantılarını ustalıkla anlattıkları mektupları aşağıda sizin için harmanladık. Anadilleri farklı yazarların İngilizce yazdıkları mektupların tam metnine şu linkten ulaşabilirsiniz

https://www.theguardian.com/books/2016/jun/04/dear-britain-letters-from-europe-referendum?CMP=share_btn_tw 

***

 

“Komşuluk muhabbeti biterse, her şey biter.”

Mektuplarında yazarlar öncelikle nüfusunun üçte birinden fazlasının öldüğü İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa Birliği projesiyle sağlanan çatışmasızlık ve barış ortamını hatırlatıyor.

İsimsiz Sokak, Aşkın 12 dakikası gibi kitapların yazarı Kapka Kassabova, böyle bir Avrupa’nın teknik olarak bittiği, yolculuğunuza bağlı olaraksa kimine göre de başladığı yerden, Bulgaristan’dan geldiğini yazmış. Kassabova mektubunda içinde bulunduğumuz tarihsel dönemin gelgitlerinin tesellisini bulduğumuz “komşuculuğun” kıymetini hatırlatıyor. “Avrupa homojen bir kültür değil,” diyor Kassabova, “rengeyiğine bindiğin, üzüm yetiştirdiğin ve muhabbetiyle beraber Türk lokumu yediğin bir yerde, burada kalmaya devam etmek istiyorum.”

 

“Göçleri dikenli tellerle kontrol edemezsiniz.”

Yazarlar referandum kararının çıkmak ya da kalmak gibi basit bir karar olmadığını belirterek İngiltere’nin Avrupalı kimliğine de değinmişler. Times Dergisine güne günümüzün en etkili 100 ismi arasında yer alan, asıl adının bilinmediği yazar Elena Farrante’ye göre mesele Avrupa Birliği’ne sempati besleyip beslememek değil. Kendisinin de bugünün AB’sine yakın hissetmediğini söyleyen Farrante, “En kötü niyetli politikaların kök salmaya başladığı şu günlerde birlikte olmak sadece bir seçim değil; aynı zamanda hepimiz için bir gerekli bir sorumluluk” diyor.

Yine Farrante’nin, “Göçleri dikenli tellerle kontrol edemezsiniz” sözünü başka bir yazar, Javier Maries kendi hikâyesini anlatmaya başlayarak doğruluyor sanki. Franco rejimine doğan Maries, böyle bir ortamda bir de iç savaşı kaybetmiş taraftan bir aileden geliyorsanız, sürgün olmak sizin her zaman bir olasılık. Yazar bu olasılığı düşündüğünde aklına ilk gelen ülkenin İngiltere olduğunu söylüyor. Fransa, İtalya ya da bir İspanyol olarak Latin Amerika ülkeleri değil de; neden İngiltere diye kendi kendine sorduğunda, özellikle demokrasi vurgusunu yapıyor Maries.

“Dışına çıkmak, ayrılık anlamına gelmez ki… ”

En ilginç mektuplardan biri Yunanistan’ın Euro Krizini Syriza Hükümetinde ilk yürüten Ekonomi Eski Bakanı Yanis Varoufakis’ten. Bir sayfada çok şeyler söylüyor eski bakan. Önce geçtiğimiz yıllarda günlerini Avrupa Birliği amirlerini ülkesine karşı daha insancıl davranmaya ikna etmeye çalıştığını, başaramadığını anlatıyor. Bununla beraber İngiltere’nin AB’de kalmasını istemesine, “Yunanistan’ın borçlarını İngiltere ödesin” yorumlarının geleceğinden emin. O ise, bu tezatlığın anlamına bakacaklara güvendiğini belirtiyor.

Varoufakis’e göre İngiltere Avrupa Birliği’nde kalmalı çünkü birlikten çıkması, gerçek bir ayrılık anlamına gelmiyor. Öncelikle Brüksel’in finansal düzenlemelerinden etkilenmeye devam edeceği gibi, daha pis, daha üzgün ve daha tehlikeli bir Avrupa’yla komşu olmaya devam edecek. Avrupa’nın demokratlarının size, Sizin de onlara ihtiyacınız var, diyor Varoufakis. “Çünkü Avrupa’nın demokrasisini yeniden birlikte diriltebiliriz ve buna değer.”

Öğrencilik yıllarından bir arkadaşını hatırlamış Varoufakis. Partilere gitmekten nefret ederdi; ama (ertesi gün şikayet edecek bir şeye ihtiyacı olduğu için) hiçbir partiyi de kaçırmazdı. Yunan politikacının bir ricası var İngiltere’ye, “Lütfen onun gibi olmayın.”

 

“Tek umudumuz, çeşitlilik içinde birlikte hareket etmek”

İngiltere’ye mektup yazan yazarlardan İrlandalı Anne Enright, kapıları kapayıp perdeleri çekip paraları de şiltenin altında saklayarak ne kadar yaşanabilir ki, ancak geçici – kötü bir dönem olabilir diyor. İsveç’ten Jonas Jonasson da futboldan vuruyor Krallık Ülkesini. İngilizlerin 24 yıldır İsveç’i yenemediğini hatırlatıyor ve “bu yıl dünya kupası sizin olsun” diyerek anlaşabileceklerini belirtiyor.

direniş 20 slavoj zizekBütün bu değinmeler, tek bir ülkenin aslında hiçbir sorunu tek başına kalmayı tercih ederek çözemeyeceğine yönelik ince değerlendirmelerken Zizek konuya direk giriyor. “Ulus – Devlet bugün karşılaştığımız Mülteci sorunu, Küresel Isınma gibi meselelerden hiçbirinin çözümü olamaz. Global kapitalizme karşı tek şansımız beraber hareket etmek.”

 

Bahar Topçu – Yeşil Gazete

Brexit 3: Brexit’i tartışırken aslında neyi konuşuyoruz?

Yazarlarımızdan Bahar Topçu, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çıkış referandumu (Brexit) öncesi “Başka bir Krallık mümkün mü?” başlıklı üç bölümlük yazı dizisi hazırladı. Yazı dizisinin ilk bölümü “Thomas Mair, Jo Cox’u neden öldürdü?” ve ikinci bölümü “AB’de kimler kalmak istiyor?”.

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi, yukarıda bahsettiğim gibi akademisyenlerden Morgan Palmer’ın süreçle ilgili kapsamlı bir makalesini paylaştı. Palmer’a göre Brexit kampanyası meseleye duygusal yaklaşırken Brimain kampanyası AB’yi çoğunlukla entelektüel bir noktadan yaklaşarak değerlendiriyor. Palmer aslında İngiltere iki yıldır Brexit kampanyası için çalıştığı kadar AB ile olan ortak sorunlarını çözmeye yönelik çalışsaydı daha olumlu sonuçlar elde edebileceği kanaatinde. Sonuçta İngiltere, AB’nin bütün kurumlarında genel gidişatı etkileyebilecek bir konumda. Ancak Palmer’a göre İngiltere’nin Avrupa Birliği ile işbirliği yapmak gibi bir niyeti olmadığından Avrupa Parlamentosundaki 73 milletvekilinden 53’ü parlamentoda bireysel hareket ediyor ve genelde kendi iç meseleleri üzerinde çalışıyorlar. Özellikle 2009’dan beri giderek açılan ve belirginleşen bir durum…

İşte burada bütün süreci Avrupa Parlamentosundan yöneten UKIP lideri Nigel Farage ‘a geçiyoruz.

brexit31
Bu resim Slovakya’da çekilmiş. Kırmızı ve büyük harflerle, “kırılma noktası” altında da “Avrupa Birliği hepimizi başarısızlığa uğrattı,” yazıyor. En alttaysa “AB’den ayrılmak ve sınırlarımızın kontrolünü geri almak zorundayız.” denilmiş. Sol taraftaysa resme girmemiş birinin taşıdığı küçük sloganda ise Brimain kampanyasından çıkma: “Britanya Avrupa Birliğinde Daha Güçlü” yazıyor.

 

Referandum öncesinde Avrupa Parlamentosunda yaptığı son konuşmada Farage,

https://www.youtube.com/watch?v=UzRXDLBTDvU&feature=youtu.be

hiçbir zaman AB yanlısı olmadığını belirtiyor ve Birliği daha Akdeniz genişlemesinde uyarmaya başladığını fakat dinlenmediği gibi önce 8 sonra da 10 eski komünist ülkeyi katanların bugünkü krizden sorumlu olduklarını belirtiyor. UKIP liderine göre 2005’te Fransa ve Hollanda’nın Avrupa Anayasasını kabul etmeyişi Avrupa Birliği’nin sadece Büyük Britanya için değil, bütün Avrupa demokrasileri için yanlış bir proje olduğunu göstermişti. Farage İngiltere’yi başka ülkelerin de takip etmesini diliyor ve “Umarım 23 Haziran’da AB’den çıkarız ve bu da benim bu Parlamentodaki son konuşmam olur, şimdi çıkıyorum” diyerek konuşmasını bitirir bitirmez salonu terk ediyor.

Nigel Farage Parlamentodan çıktığı gibi fotoğraf çektirmeye gitmiş olabilir. Çünkü ardından Brexit kampanyası yukarıdaki propaganda resmini yayınladı. Bu sefer bu resim en son BBC ‘de gösterilen Nazi belgeselindeki propaganda afişlerini çağrıştırdı.

brexit32
Brexit kampanyanın pek çok karikatürü ya da posteri ırkçı bulunuyor ve Nazi Almanyasının propaganda arşivlerindeki ilanlara benzetiliyor.

 

Brexit’i tartışırken aslında neyi konuşuyoruz?

London School of Economics (LSE) tarafından yapılan bir araştırmaya göre İngiltere’de AB’de kalmak isteyenlerin oranı %44, Brexit yanlılarıysa %42. Araştırmayı yürüten Michael Bruter’e göre geri kalan %13 henüz kararını verememiş kesim ve yanlış bir karar vermekten korkuyor, kampanyaları yöneten insanların sözleri ve davranışlarından da oldukça etkileniyorlar. Bu nedenle Bruter’e göre sonuç son ana kadar netleşmeyecek gibi görünüyor. Jo Cox cinayeti öncesinde yapılan bu araştırma, İngiltere’nin AB referandumunun aynı Avusturya’daki Başkanlık seçiminde olduğu gibi sonucun son anda ve az farkla netleşeceğini gösteriyor.

Bununla beraber Brexit’le oluşturulan, yukarıda örneklediğim gündemler, bana kalırsa tarihi bir politik kitsch örneği olacak.

brexit33
Başka bir Brexit karikatürü

Milliyetçi partilerin bir başarısı diyebileceğimiz bu referandum, sorunların üzerini boş sözlerle örtme klişesini dayattığı gibi gerçek değişim yanlısı olan kesimleri de statüko yanlısı bir pozisyona mecbur bıraktı. Kimine göre gizli bir Brexit yanlısı olan İşçi Partisi başkanı Corbyn gerçek bir AB’de kalma – Brimain kampanyası yürütmedi, Brexit’e giden oyların önemli bir bölümünden sorumlu.  AB’nin de reforma ihtiyacı olduğu düşüncesini gizlemeyen Corbyn, en son olarak İskoçya halkını Avrupa halkıyla dayanışmaya çağırdı. Bununla beraber İşçi Partisi milletvekilleri kampanya sürecini İngiltere’nin neden AB’de kalması gerektiğini anlatmaktan çok Boris Johson gibi Brexit liderlerinin manipülatif açıklamalarını yalanlamakla geçirdiler.

Bir kere referandum kararını aldıktan sonra, Avrupa’ya da Afganistan bölgesinden, Irak’tan ya da Suriye’den akan mülteci krizi üzerinde İngiltere’nin rolünü tartışmak anlamsız bir hale geldi. Belki de bu yüzden Avrupa Yeşilleri referandum tartışma gündemi çoğunlukla göçmenler üzerinden ilerlerken oy kullanabileceklerin demokratik meşruiyetinin bile sorunlu olduğunun altını çizmişti.

Much Ado About Nothing*

İngiltere son 40 yılda %15 nüfus artışı yaşadı. Bu artışın %40’i doğal artışken diğer %40’ı Avrupa dışından gelen göçle gerçekleşti. Avrupa Birliği göçüyle artış da geri kalan %20’ye tekabül ediyor.

23 Haziran’daki İrlanda, Malta ve Güney Kıbrıs dışındaki AB vatandaşlarının oy kullanma hakkı yok. Eğer çıkma kararı alınırsa çıkış sürecinin iki yıl süreceği söyleniyor. AB ile alternatif yeni ilişki durumları henüz masada değil; ama Norveç, İsviçre gibi örnekler olduğundan yönetilemeyecek bir durum da yok. Kaldığı ya da çıktığı takdirde ilk önce İngiltere’de yaşayanlar, sonra da onunla ticari, kültürel ya da sosyal ilişkisi olan herkes etkilenecek.

Jo Cox’un kocası Brendan Cox, olay sonrasında yaptığı açıklamada, “akıl sağlığımızı korumalı, yaratılan bu nefret dalgasına karşı birlikte mücadele etmeliyiz, aynı Cox’un da isteyeceği gibi” demişti. Bakalım referandum sonrasında Cox’un bu sözleri hatırlanacak mı?

Alakır Nehri’nde HES inşaatına ‘acil yürütmeyi durdurma’

Antalya‘nın Kumluca ilçesindeki Alakır Vadisi‘nin koruma alanı olduğuna ve HES yapılamayacağına ilişkin kesinleşmiş yargı kararları olmasına rağmen, geçen hafta Alakır Nehri’ne iş makineleriyle giren Reis adlı şirketin faaliyetlerine ‘acil yürütmeyi durdurma’  kararı çıktı.

Danıştay’ın, Antalya Tabiat Varlıkları Kurulu’nun iki senedir uygulamaya koymadığı yargı kararına dayanarak  “1. derece doğal sit alanı niteliğinde olan Alakır Çayı üzerinde HES projesinin yapılmasına olanak bulunmamaktadır.” şeklindeki hükmüne rağmen üzerinde 4’ünün inşaatı bitmiş 8 HES projesi olan Alakır Nehri için süren adalet arayışında yine doğa kazandı.

Alakır-Nehri-Kardeşliği-

Reis adlı şirketin Dereköy HES inşaatına 1 megavatlık kapasite artırımı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan 2014 yılında aldığı ‘ÇED gerekli değildir’ kararına istinaden vadiye girmesi üzerine geçtiğimiz günlerde sokağa çıkan yöre halkı , konuyu yargıya da taşıdı. Alakır Nehri Kardeşliği’nin, şirketin kapasite artırımı izninin iptali talebiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığına karşı açtığı davada, mahkeme yöre halkını haklı buldu.

Mahkeme bir kez daha durdurdu

Antalya 4. İdare Mahkemesi, davalı idare olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının savunması alınıncaya kadar, dava konusu işlemle ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kararın tebliğ edildiği davacı tarafın avukatı Tuncay Koç, “Alakır’da bir kez daha yürütmeyi durdurma kararı aldık. Geçen hafta SİT alanında iş makinaları çalışıyordu ve ellerinde 1,3 megavatlık kapasite artışı için alınmış ÇED gerekli değildir kararı vardı fakat dayandıkları ÇED olumlu kararı iptal edilmişti. Mahkeme eldeki kararları gözeterek yürütmeyi durdurma kararı verdi.” açıklamasında bulundu.

karar

Avukat: “Şirket vadiyi terk etmeli”

Bu kararın Dereköy için alınan 4. karar olduğunu, idarenin ve şirketin, mahkeme kararlarını işlevsiz kılmak için elinden geleni yaptığını savunan Avukat Koç, “Haklılığın inadıyla mücadeleyi sürdürüyoruz. Şirketin bu saatten sonra yapacağı işlemler hukuksuzdur. Faaliyetlerin derhal durdurmalı, vadiyi terk etmelidir. Kumluca Kaymakamlığının da duruma el koyması gerekir.” dedi.

alakır nehir

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı savunma yapacak

Alakır Nehri Kardeşliği’nden Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu, “Adında ‘çevre’ olup kamusal görevi ‘çevreyi korumak’ olan bir bakanlığın, hakkında ‘1. Dereceden Koruma Alanı’ kararı bulunan bir alanda yapılmak istenilen ‘HES’ ile ilgili davada “savunma” yaptığı koşullarda yaşıyoruz. Bu bile herşeyi anlatıyor aslında. Bu yürütmeyi durdurma kararıyla birlikte şirketin hukuksuz katliamları için tek bahaneleri de ortadan kalkmış oldu.  Bu inşaat artık tam anlamıyla hukuksuz.  Hala bu yargı kararlarını uygulayacak yetkilileri bulamadık.  Kumluca Jandarma Komutanlığından “Durdurma yetkimiz yok. Sadece zabıt tutabiliriz” cevabı aldık. Mücadeleye devam!” şeklinde konuştu.

alakır tuğba birhan

Avukatlarıyla birlikte Kumluca Kaymakamı ile görüşen bir grup, Kaymakamın, Antalya Vali Yardımcısı ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürü ile birlikte Dereköy HES inşaat sahasına giderek durumu yerinde inceleyeceklerini öğrendi. Kesinleşmiş Danıştay kararına rağmen şirketin iş makineleriyle vadiye girip çalışmaya başladığı bilgisi verilen Kaymakamlık, Bakanlığın oluruna dayanarak şirketin faaliyetlerine devamında bir sakınca görmemişti.

Alakır için adalet aramaya devam

Yıllar önce yerleştikleri Alakır Vadisi’nde, Alakır Nehri’nin suyu borulara hapsolmasın, sadece Alakır’da yaşayan Alakır Alası balığı yok olmasın diye, Alakır Nehri Kardeşliği’nin dostları ile doğa ve hukuk mücadelesini sürdüren Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu,  “İnceleme değil, yargı kararının derhal uygulanmasını istiyoruz. Halkın katılamadığı bu ‘inceleme’nin takipçisi olacağız” dedi.

Haber: Güneş DERMENCİ
(Yeşil Gazete)

Müzisyen, besteci, şair, yazar ve aktivist Patti Smith İstanbul’da – Ercüment Gürçay

Günümüzün ve tarihin en önemli müzisyen/sanatçılarından aynı zamanda insan hakları, barış ve ekoloji aktivisti olan Patti Smith, ilk albümü ‘Horses’ ın 40’ıncı yıl turnesi kapsamında İstanbul’daki sevenleriyle buluşacak.

Patti Smith 22 Haziran’da kitaplarını imzalayacak ve 23 Haziran’da Zorlu PSM’ de sahne alacak. Konserin biletleri 29 Nisan’da satışa çıkmış ve kısa bir sürede tükenmişti.

Smith’e konserinde Lenny Kaye ve Jay Dee Daugherty’ nin yanı sıra bas ve klavyede, 20 yıldır birlikte çaldığı Tony Shanahan da eşlik edecek.

Finlandiya Konseri-2007
Finlandiya Konseri-2007

Patti Smith’in Sanat Yaşamı

1946 doğumlu sanatçı Beat şiiri peformans tarzını garage rock ile birleştirdi. Disko çağına meydan okurken, özellikle Arthur Rimbaud’ dan beslendi ve Amerikan gençlerini 19. yüzyıl Fransız şiiri ile de tanıştırdı.

Bruce Springsteen ile birlikte yazdığı ‘Because the Night’ şarkısı ile çok geniş kesimler tarafından tanınan Smith’in Yehova gönüllüsü olan annesi Beverly de bir caz şarkıcısıydı. Çok yoğun bir din eğitimi aldı, ergenlik dönemindeyse dinin çok bağlayıcı olduğunu anladı ve dini terk etti. Bu kararını 1975’ te yayımlanan albümünün açılış şarkısı Gloria, ‘İsa birilerinin günahları yüzünden öldü ama benim değil’ cümlesiyle anlatıyordu.

1964’te liseyi bitirdi ve ailesinin yoksulluğu nedeniyle bir fabrikada çalışmaya başladı.

Sonraki yıllarda birçok işte çalıştı. 1969’da Paris’e gitti ve sokak performansları-şarkıcılığıyla hayatını sürdürdü. Aynı yıl Newyork’a döndü ve Femme Fatale oyununda rol aldı. Pek çok şarkıcının plak kayıtlarında yer aldı. Creem dergisinde rock yazıları yazdı.

1974’ den itibaren kendi grubu Patti Smith Group ile rock müzik yapmaya başladı. İlk single’ı Hey Joe/ Piss Factory aynı yıl yayımlandı.

4-Patti Smith1970’li yıllardan bugüne kadar 11 stüdyo albümü yayınlayan Patti Smith, şiiri vurucu şarkı sözlerinin formu haline getirdi. Punk rock ile şiiri birleştiren ilk albümü Horses’ı 1975’de Arsito Records etiketi ile çıkardı. Plak tanıtımı için çıkılan ABD ve Avrupa turneleri punk’ın popülaritesini de arttırdı. Sonraki yıllarda yayımlanan Radio Ethiopia albümü ilki kadar ilgi görmese de Smith bu albümdeki şarkılarını bugün de konserlerinde seslendiriyor. 1978’de çıkan albümü Easter, ticari açıdan en başarılı albüm oldu. Bu albümde Bruce Springsteen ile birlikte yazdığı ve Smith’ i daha geniş kesimlere tanıtan Because the Night şarkısı da yer alıyordu. 1979’ da Wave albümünü çıkaran Patti Smith uzunca bir zaman müzikten uzak kaldı ve zamanını daha çok ailesiyle birlikte Detroit’in kuzeyindeki St. Clair Shores’ta geçirdi.

1988’de Dream of Life albümünü çıkardı.

Sonra yine uzunca bir ara. New York’a geri taşınmaya karar veren Patti’yi arkadaşları R.E.M.’den Michael Stripe ve Allen Ginsberg yeniden yollara düşmeye ikna etti. Patti, 1995 Aralık ayını Bob Dylan’la turnede geçirdi.

1996’da Kurt Cobain’in anısına kaydedilen şarkısı About A Boy şarkısının da yer aldığı ‘Gone Again’i çıkardı.

Patti Smith-

Gone Again’i çıkardıktan sonra Patti iki albüm daha kaydetti: 1997’de Peace and Noise ve 2000’de Gung Ho. 1996’da, sanatçının o zamana kadarki çalışmalarından derlenen The Patti Smith Masters albümü yayınlandı. 2002’de ise 2 CD’ lik Land (1975–2002) yayınlandı. Bu albümde Patti bir de Prince cover’ı seslendirdi: “When Doves Cry”. Smith’in Strange Messenger isimli sanat sergisi 2002 yılında Pittsburgh’daki Andy Warhol Müzesi’nde sergilendi.

27 Nisan 2004’te ‘Patti Trampin’ isimli, genellikle annelikle ilgili şarkılar barındıran, bir anlamda Patti’ nin iki sene evvel vefat eden annesini anma niteliğinde olan albümü çıkarttı.

2005 yılında, Arthur Rimbaud ve William Blake ile ilgili edebiyat dersleri verdi.

Smith, 12 Mart 2007’de Rock and Roll of Fame’e kabul edildi. Patti, ödülü eşi Fred’e adadı ve törende The Rolling Stones klasiği olan ‘Gimme Shelter’ı seslendirdi. Törenin sonunda ise Patti’ nin ‘People Have the Power’ı büyük bir kalabalık eşliğinde söylendi.

28 Mart-22 Haziran 2008 tarihleri arasında Paris’teki the Fondation Cartier pour l’art contemporain Smith’in 1967-2007 yılları arasındaki görsel çalışmalarını sergiledi.

2008’de Patti Smith: Dream of Life isimli bir belgesel vizyona girdi.

11 Temmuz 2008’de ise Patti Smith ve Kevin Shields’ın canlı kayıtlardan oluşan ‘The Coral Sea’ isimli yeni albümleri çıktı.

Patti Smith & Robert Mapplethorpe, Coney Island, c. 1969
Patti Smith & Robert Mapplethorpe, Coney Island, c. 1969

2010’da yayınlanan biyografik kitabı Just Kids, Türkçe’ye çevrilen adıyla Çoluk Çocuk ile prestijli National Book Award’ u kazanan Smith, son olarak geçtiğimiz yıl yayınlanan kitabı M Train’le de en çok satanlar listesine bir kez daha adını yazdırmayı başardı. Özellikle Çoluk Çocuk kitabı zaman göz etmeksizin son beş yıldır hem dünyada, hem de Türkiye’de binlerce kopya satmaya ve aşk hikâyesi gibi başladıktan sonra organik bir şekilde evirilip, göğsünüze kaldırması güç bir ağırlık bırakmasıyla birlikte eşsiz etkisini korumaya devam ediyor.

Patti Smith sadece şair ve müzisyen değildi. Aynı zamanda bir insan hakları, barış ve ekoloji aktivistiydi. Smith, Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri için Ralph Nader’i aday gösteren Yeşiller Partisi’nin aktif bir destekçisi oldu. Kampanya toplantılarında, kalabalığı People have the power şarkısını söylerek canlandıran Patti, aynı zamanda Nader’ in birbirini takip eden ‘Demokrasi Yükseliyor’ gösterilerinde de sahne aldı. Patti Smith, 2004-2005 kışında Nader ile Irak Savaşı’nı protesto ve George W. Bush’u suçlama turuna çıktı.

Sanatçı, 2006 yılının eylül ayında, Londra’da iki yeni şarkısını tanıttı. The Independent gazetesinden Louise Jury, şarkıları ABD ve İsrail’in dış politikalarına duygusal bir suçlama olarak tanımladı. Qana isimli ilk şarkı İsrail’in hava saldırılarına maruz kalan Lübnan’ın Qana köyü ile ilgili. Diğer şarkı Without Chains ise Almanya’da doğup büyüyen Murat Kurnaz isimli bir Türk vatandaşı hakkında. Kurnaz, dört sene boyunca Guantanamo Kampı’nda hapis yattı. Jury’ nin makalesinde Smith’in şu sözlerine yer verildi:

 “Bu iki şarkıyı çok öfkelendiğim olaylara tepki olması için yazdım. Haksız bir şekilde hapsedilmiş çocuklar, genç erkek ve kadınlar var. Ben bir Amerikalıyım, vergilerimi ödüyorum ve onlar da İsrail gibi ülkelere milyonlarca dolar veriyorlar ki İsrail savunma teknolojisini geliştirsin, bombalar üretsin ve bu bombaları Qanalılar üzerine bıraksın. Bu berbat bir durum. Bu insan haklarının ihlali.”

33-Ercüment-Gürçay

 

 

 

(Vikipedi, Ercüment Gürçay)

 

 

Brexit 2: Kimler AB’de kalmak istiyor?

Yazarlarımızdan Bahar Topçu, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çıkış referandumu (Brexit) öncesi “Başka bir Krallık mümkün mü?” başlıklı üç bölümlük yazı dizisi hazırladı. Yazı dizisinin ilk bölümü “Thomas Mair, Jo Cox’u neden öldürdü?” buradan okuyabilirsiniz. 

Dün umduklarım, bugün bulduklarım

Avrupa serbest pazarını kurmak ve yönetmek üzerine kurulu AET,  Maastrict Anlaşmasıyla politik bir birliğe atılan en önemli, en büyük ilk adımdı. Artık “Avrupa Birliği” olan projenin öncelikli iki özelliği, ortak para birimi ve serbest dolaşım oldu. İngiltere iki adımda da dışarıda kaldı. Ne Euro bölgesine girdi, ne de serbest dolaşım anlaşmasının tam bir parçası oldu. Bununla beraber AB müktesebatı değiştikçe üye ülkeler de kendi paylarına düşen etkileşimi yaşadılar. Aslında bu değişimde de önemli etkisi olan İngiltere, AP’de en fazla milletvekili olan üçüncü ülke durumunda, 73 Milletvekili var. Bu vekillerin önemli bir bölümü masalarının üzerindeki İngiltere bayrağıyla, parlamento bürokratlarının “unwanted” (istenmeyen) diyerek anlattıkları AB karşıtı bölümde oturuyor ve birliğin dağılmasına kadar gidebilecek politikalar için çalışıyorlar.

Gençlerse Avrupa’nın Birliğinde kalmak istiyor

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Milletvekillerinden Terry Reintke’nin paylaşımına göre oy kullanabilecek gençlerin yüzde 70’den fazlası AB’de kalmaktan yana (– ki artık 39 da genç bir yaş değil mi, özellikle Avrupa’da – )

brexit2

Reintke gençliğin tercihlerindeki enerji ve umudu gören bir yeşil olduğu için, bugün hala kararsız kalan İngilizlere seslenmiş ve “Önümüzdeki birkaç on yılı kimin kararlarına göre yaşamak istiyorsunuz, bir bakın?” diyerek paylaşmış yukarıdaki tabloyu. Öyle görünüyor ki 1975 referandumunda AET’de kalmak için oy kullananlar bugün artık AB’den çıkma yanlısı. Reintke’ye karşı bir argüman olarak, konuyu küçümseyerek gençliğin Avrupa’da tatil, üniversite heyecanı yanında tecrübenin de önemli olduğunu söyleyenler olacaktır. Zamanında AET’den çıkmak isteyen bugünse AB’de kalma (Brimain) kampanyası için çalışan İşçi Partisinin önemli bir bölümü ve lideri Jeremy Corbyn’ı biraz bekleterek, öncelikle Cameron’ın 2013 Davos Zirvesinde açıkladığı referandumun nedenlerinde nasıl bir tecrübenin yattığına bakalım.

Önemli isimlerin önemli konuşmaları

Cameron’a göre AB üç ana başlıkta ciddi kriz yaşıyor.

  • Euro krizi. Bu krizi yaşayan ülkelerin durumu ve AB’nin bu sıkıntıları ele alış biçimi.
  • AB’nin diğer dünya ekonomilerine karşı rekabet edebilirliği giderek azalıyor. Ayrıca yeni gelişmelere karşılık vermekte de çok yavaş kalıyor.
  • Demokrasi açığı. Avrupa Birliği kurumlarının işleyişi ve üye ülkelerle ilişkilerindeki hesap verilebilirlik sorunu.

AB gibi olmayan, hesap verebilir bir demokrasisi olduğu için referanduma giden İngiltere;  (eğer devam kararı alırsa) rekabet edebilirlik, esneklik, AB kurumlarına karşı üye ülkelere daha fazla söz hakkı, hesap verebilirlik ve adalet prensipleri ışığında bir güncelleme yaparak AB ile yoluna devam etmek istiyor. Cameron, İkinci Dünya Savaşı sonrasında AB’nin kuruluş nedeni olan barışı sağlama amacının başarıya ulaştığını, bugünse artık AB’nin temel amacının değiştiğini ve “refahın sağlanması ve korunması” olduğunu söylüyor.

İngiltere’nin başbakanına göre bu refaha karşı tehlike de artık “dışarıdan” geliyor.

Bu konuşmanın üzerinden üç yıl geçmiş, referandum tarihi 23 Haziran 2016 olarak belirlenmişken Şubat 2016’da Brexit tarafından önemli ikinci bir isim çıkıyor karşımıza, Boris Johnson. Eski Londra Valisi Johnson muhafazakâr partide Cameron’ın liderliği için çalışmış, partinin önemli isimlerinden biri. Johnson’ın açıklamasının yarattığı etkiyi anlamak için önce Cameron’ın AB Komisyon Başkanına sunduğu İngiltere’nin yeni üyelik süreci koşullarını hatırlamakta fayda var. 4 başlıktaki bu koşullar;

  1. Göçmenler ve çocuk yardımı.

AB üyesi ülkelerden İngiltere’ye gelen göçmenlerin devlet olanaklarından yararlanabilmesi için İngiltere’de en az 4 yıl yaşamasını ve bu kişilerin işsizlik yardımı almamasını talep ediyor. Ayrıca 6 aydan uzun bir süre işsiz kaldıkları takdirde ülkeden çıkarılmalarını da. Cameron yine İngiltere’de AB vatandaşı göçmenlerin kendi ülkelerindeki çocuklarına gönderilen belli bir miktar yardımın çıkarılmasını talep ediyor.

  1. Egemenlik meselesi.

İngiltere’nin hiçbir zaman AB bütünleşmesinin bir parçası olmayacağının kesinleşmesi (İngilizce tarifiyle, “opt out of ever closer unioun”)

  1. Avrupa Merkez Bankasının mali düzenlemelerinin sonlandırılması
  2. Adil rekabet için Euro bölgesinde olmayan ülkelerin korunacağının teyidinin verilmesi

İşte Boris Johnson, Cameron’ın koşullarına karşı önce Brexit yanlısı olduğunu açıkladı, sonraki açıklamalarıyla da bu maddeleri başka noktalara taşıdı.

İlk büyük çıkışı Avrupa’nın aynı Roma İmparatorluğu gibi büyük bir devlet kurmak istediğini, zamanında Napolyon ve Hitler’in de benzer deneyimlerinin trajik sonuçları olduğunu söylemesiydi. Tam da bu yüzden İngiliz vatandaşlarını Avrupa’nın modern kahramanları olmaya çağırdı. Kendisine getirilen eleştirilere cevap olarak da verdiği örneğin Avrupa’nın demokrasi açığına karşı iyi bir örnek olduğunu savundu.

Muhtemelen bu sırada, bu işin aslının öyle olmadığını anlatmaya çalışan akademisyenler makalelerine çalışırken, Boris Johnson fazla beklemedi. 75 milyon nüfuslu Müslüman Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne gireceğini,  terörle mücadelede İngiltere için ciddi sorun olacağını söyledi. Bunu da Brexit kampanyasının, “Artık kendi sınırlarımızın kontrolünü geri kazanmaya ve kontrolsüz göçü sonlandırma zamanı” söylemiyle birleştirdi. Hemen ertesi gün David Cameron katıldığı bir televizyon programında Johnson’ın AB konusunda yalan söylediğini ve Türkiye’nin anca 3000 yılında Avrupa Birliğine üye olabileceğini söyledi. Ayrıca Johnson Londra Valisi olmadan önce, 2006 yılında Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen bir kampanyaya katılmıştı. Bu sırada The Guardian’da yayınlanan habere göre İngilizlerin çoğu AB kurumları hakkında Cameron’dan çok Johnson’ın söylediklerine inanıyordu.

***

Kaynaklar:

http://www.theguardian.com/politics/2013/jan/23/david-cameron-eu-speech-referendum

https://www.youtube.com/watch?v=8Ls60Wbq_dkhttp://www.theguardian.com/politics/2016/feb/21/boris-johnson-joins-campaign-to-leave-eu

http://www.independent.co.uk/news/uk/politics/i-don-t-write-the-headlines-says-boris-johnson-as-he-distances-from-hitler-eu-comparison-a7066086.html

http://www.telegraph.co.uk/news/2016/05/14/boris-johnson-the-eu-wants-a-superstate-just-as-hitler-did/

http://www.independent.co.uk/news/uk/politics/even-boris-johnsons-turkish-cousin-doesnt-trust-what-he-says-about-the-eu-a7040071.html

https://www.facebook.com/BuzzFeedUKPolitics/videos/vb.665729536839218/977419255670243/?type=2&theater

https://www.buzzfeed.com/jimwaterson/boris-johnson-turkey?utm_term=.uuo8MogXY#.xs75EDydJ

http://www.huffingtonpost.co.uk/entry/how-can-boris-johnson-live-with-himself-over-turkey-eu-lies-asks-yvette-cooper-in-passionate-attack_uk_575935fee4b04151436946ac

http://www.independent.co.uk/news/uk/politics/eu-referendum-boris-johnson-michael-gove-turkey-migration-deliberately-lying-to-voters-yvette-cooper-a7072661.html

http://www.huffingtonpost.co.uk/entry/boris-johnson-alex-salmond-immigration_uk_576036f9e4b00f4bac30d3df