Ana Sayfa Blog Sayfa 3328

Gündem; ‘ahlaksız dosya’lar (1) – Arif Ali Cangı

Geçen hafta Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanlarının gözaltına alınması, Cumhuriyet bayramında 2 ayrı KHK ile onbinin üzerinde kamu görevlisinin ihraç edilmesini dert etmiştik. (2)

Geçtiğimiz hafta, önceki haftayı da aratan olaylar yaşadık. Pazartesi sabahından itibaren Cumhuriyet Gazetesi’ne operasyon başlatıldı, yönetici ve yazarları evleri aranarak gözaltına alındı, KHK ile değiştirilen kanuna bile aykırı biçimde dört gün avukatları ile dahi görüştürülmediler. Basına ilişkin bunlar yaşanırken siyasette de çok kaygı verici olaylar yaşandı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanları tutuklandı, belediye yönetimi kayyıma devredildi. Bu boğucu hava yetmiyormuş gibi Cuma sabahı Türkiye HDP eş genel başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile milletvekillerinin evlerinden gözaltına alınmaları haberiyle uyandı.

Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticileri Cuma günü başlayan ifade ve sorguların sonunda iki muhasebecisi ile Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya adli kontrol kararı ile serbest bırakılırken, Cumartesi sabahı genel yayın yönetmeni, yazarı, çizeri, avukatı 9 kişi tutuklandı. HDP operasyonunda da partinin eş genel başkanları ile birlikte 9 milletvekili tutuklandı. Her iki operasyonda 9’ar tutuklu var, 9 (dokuz)’un bir anlamı var mı? İnsan ister istemez bir mesaj mı verilmek isteniyor diye düşünüyor. ‘Dokuz’la ilgili deyim ve atasözlerimizden seç seçebildiğini; “dokuz ayın çarşambası bir araya gelmek”, “dokuz köyden kovulmak”, “dokuz ölç, bir biç”, “dokuz at bir kazığa bağlanmaz”, “dokuz körün bir değneği”, “dokuz doğurmak”, “dokuz canlı”, “dokuz yorgan eskitmek”

Cumhuriyet Gazetesi yazarları ve yöneticileri ‘PKK/KCK ve FETÖ/PDY terör örgütleri müzahiri olmak’la suçlanıyorlar. Son günlerde çok kullanılan Arapça kökenli müzahir, arkalayan, destekleyici, arka çıkan, yardımcı anlamına geliyor. Burada soruşturmanın hiç bir dayanağının olmadığını anlatmaya kalkışmayacağım, Cumhuriyet Gazetesi’ni okuyan, takip eden herkes Cumhuriyet’in her dönem silahın, şiddetin, demokrasi dışı hamlelerin karşısında olduğunu bilir. Bu gazete yıllardır Fetullah tehlikesini haber yapan tek gazetedir, ‘müzahir şüphelisi’ Hikmet Çetinkaya bıkmadan usanmadan neredeyse yazılarının çoğunu bu tehlikeye ayırmış tek köşe yazarıdır. Bu gerçeklik karşısında ‘FETÖ müzahiri’ suçlamasına kargalar bile güler. Bunu daha çok konuşacağız, şimdilik şunu söyleyeyim; Cumhuriyet’e yönelik operasyonda hukukun kırıntısı yok, yapılan halkın haber alma hakkına yönelik ağır bir darbedir.

Eş genel başkanları ve milletvekilleri tutuklanan HDP, 6 milyon seçmenin tercihi ile TBMM’nin üçüncü büyük legal siyasi partisidir. Her şey bir yana bu tutuklamalar kimin işine yarayacak sorusuna herkesin cevap vermesi gerekiyor. HDP’ye yönelik operasyon başta Kürt meselesinin silahsız, demokratik siyasetle çözümü umutlarını tüketme noktasına getirmiştir. Bir kez daha yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesiyle karşı karşıyayız. Türkiye siyaset dışı başka güçler tarafından dizayn edilmesi deneyimlerinden çok ağır bedeller ödemiş bir ülkedir. Bu şekilde çeşitli vesayet odakları tarafından demokratik siyasetin boğulmasının önüne geçilememesi halinde, bu ülkeye barış da gelmez demokrasi de.
Yaşananların hukukla bir alakası yok, bu ülkeye bu kadar kötülük yeter, ‘dokuz ölçüp bir biç’mesini öneriyorum. Demokrasi ve hukuk güvenliği olan eşit, özgür ve barış içinde birarada yaşanacak geleceği kurma mücadelesinde herkese ‘dokuz canlı’ olma gücü ve enerjisi diliyorum.

Yazıyı Cumhuriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni Murat Sabunun “Halkımızın ve okurlarımızın önünde saygıyla eğiliriz ve başka hiç kimsenin önünde eğilmeyiz” (3) savunması ile Selahattin Demirtaş’ın “Koşullar ne olursa olsun demokratik, siyasi mücadelemizi sürdüreceğiz. Barış çağrılarımızı yinelemeye devam edeceğiz”(4) sözleriyle bitirmek istiyorum..
Yazıyı tamamlayıp gazeteye gönderdikten sonra son dakika haberi düştü; “HDP Meclis çalışmalarını durdurma kararı aldı”. HDP’ye yönelik operasyonun amacı buysa, amaç hasıl oldu ve siyaset ve Türkiye bir kez daha kaybetti. Umarım bu gelişme demokratik siyasetten temelli vazgeçme sonucunu doğurmaz, dedim ya ‘dokuz ölçüp bir biç’mek zorundayız.

Arif Ali Cangı -haberekspres.com.tr12-Arif Ali Cangı

1 Aydın Engin’den; http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/626352/Aydin_Engin__Ben_bu_kadar_ahlaksiz_dosya_gormedim.html
2 http://www.haberekspres.com.tr/makale/amp/5044
3 http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/626752/Bedenim_gazetede_yuregim_Silivri_de.html
4 http://www.diken.com.tr/tutuklanan-demirtastan-ilk-mesaj-sivil-darbeye-karsi-dimdik-ayakta-duracagiz/

İklim Zirvesine hızlı başladık: COP22’de ilk günün fosili Türkiye

Fas’ın Marakeş kentinde bugün başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Toplantısı’nda (COP22) Türkiye günün fosili seçildi.

Fotoğraf @iklimhaber twitter adresinden alınmıştır
Fotoğraf @iklimhaber twitter adresinden alınmıştır

Türkiye’nin bu ödülü zirvenin ilk gününde iklim müzakerelerini en çok zora sokan ülke olması nedeni ile fosile layık bulunduğu da ödül töreni sırasında belirtildi.

Ödül Törenini organize eden İklim Eylem Ağı’ndan Dharini Parthasarathy, Türkiye’nin Günün Fosili seçilmesinin ardından yaptığı yazılı açıklamada ödül gerekçelerini şu şekilde açıkladı,

“Türkiye, müzakerelerin açılış oturumunda söz alarak; müzakere gündemine Türkiye’nin iklim finansmanına erişimi meselesinin eklenmesini önerdi. Türkiye’nin bir yandan kömürlü termik santralleri açılışı yaparken diğer bir yandan iklim değişikliği ile mücadele için fonlardan yararlanmak istemesi, uluslararası sivil toplum kuruluşları tarafından tepki ile karşılandı.

60

Ayrıca, ödül töreninde Türkiye’nin Paris İklim Konferansı öncesinde sunmuş olduğu Ulusal Katkı Niyet Beyanı (INDC) belgesi de eleştirildi. Türkiye’nin yenilebilir enerji potansiyeli ile çok daha etkin bir iklim eylem planı hazırlayabileceğinin belirtildiği törende, 2020 COP’una aday olan Türkiye’nin öncelikle Paris İklim Anlaşması’nı onaylaması ve halihazırda zayıf bulunan INDC’sini daha iddialı hedeflerle güncellemesi gerektiği vurgulandı.”

İklim Zirvelerinde sivil toplum kuruluşlarının en önemli etkinlikleri arasında gösterilen Günün Fosili ödülleri, 1999 yılından beri veriliyor. Günün Fosili ödülleri iklim müzakerelerini tıkayan ülkelere ve kuruluşlara müzakereler boyunca her gün veriliyor.

59
Fotoğraf @iklim_postasi twitter adresinden alınmıştır

Günün Fosili ödülleri her yıl İklim Eylem Ağı (CAN – Climate Action Network) tarafından İklim Zirvesi süresince dağıtılıyor. Günün Fosili seçilen ülke ya da kuruluşların iklim değişikliğine karşı duyarsızlığı da Günün Fosili ödülüne değer bulunmaları ile tescillenmiş oluyor.

7 – 18 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 22. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Toplantısı’nın başladığı gün Türkiye’de Elektrik Santralleri Toplu Açılış Töreni’ne katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Başbakan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanının da hazır bulunduğu törende yaptığı konuşmada “Çevrecilik üzerinden Türkiye’ye yöneltilen saldırılar” olduğunu “Kömür ve nükleer enerjiyle çalışan santraller olmasa Türkiye’nin Batı’nın karanlığa gömüleceğini” da vurgulayarak dile getirmiş ve, “Biz kendi rezervimizi eritmek için ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Çorlu’dan Şırnak’a kadar kömürle dolu. Biz önce bu kömürlerimizi eritelim” şeklinde konuşmuştu.

58

Bunun yanında Türkiye, COP21 Paris İklim Zirvesi sırasında Paris İklim Anlaşması’nı imzalayan 191 ülke arasında yer alıyor. Anlaşmanın ilgili ülkede yürürlüğe konması için kendi meclisinden de geçmesi gerekiyor. Türkiye ise Paris İklim Anlaşması için henüz bu süreci hayata geçirebilmiş değil.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Kömür rezervimizi eritmek için ne gerekiyorsa yapacağız.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak ve Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü ile beraber Elektrik Santralleri Toplu Açılış Töreni’ne katıldı. “Çevrecilik üzerinden Türkiye’ye yöneltilen saldırılar” olduğunu söyleyerek “kömür ve nükleer enerjiyle çalışan santraller olmasa Batı’nın karanlığa gömüleceğini” belirtti.

1-zxafxmhr6aicxn9j5fnluaFas’ın Marakeş kentinde bugün başlayan 22. BM İklim Zirvesi’nin açılışına denk gelen törende konuşan Erdoğan “Türkiye’de ne zaman kömür santrali, nükleer santrali projesi gündeme gelse birilerinin buna engel olmaya çalıştığını”söyleyerek şu açıklamada bulundu:

“Siz bakmayın Batı ülkelerinden ülkemize, çevrecilik üzerinden yöneltilen saldırılara. Bunların hepsi de maksatlıdır, art niyetlidir. Bugün çevrecilerin en çok eleştirdiği kömür ve nükleer enerji santrallerinin kahir ekseriyeti Batı ülkelerinde bulunuyor. Öyle ki şayet kömür ve nükleer enerjiyle çalışan santraller olmasa Batı karanlığa gömülür. Ülkemizde ne zaman bir kömür santrali, bir nükleer santral projesi gündeme gelse birileri hemen ayağa kalkar, çevrecilik adına bunlara engel olmaya çalışır. Peki kömürü ve nükleer enerjiyi en çok kullanan Batı ülkelerinde niye sokağa dökülmezler? Bu protestolar, tepkiler, kampanyalar oralarda niçin olmuyor? Çünkü bu kampanyaları arka planda organize ve finanse edenlerin dertleri başka. Onlar üzüm yemenin yani çevreyi korumanın, bağcıyı dövmenin yani Türkiye’nin büyümesini engellemenin peşinde. Dert bu”

Türkiye’deki “kömür rezervlerini nükleer kaynakları kullanmanın cari açık sorununu çözeceğini” ifade eden Erdoğan, “Biz kendi rezervimizi eritmek için ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Çorlu’dan Şırnak’a kadar kömürle dolu. Biz önce bu kömürlerimizi eritelim. Bunların üzerinde çalışalım. Öyleyse biz kararlı bir şekilde bu adımı atacağız. Biz yenilenebilir kaynaklarımızla birlikte kömür ve nükleer kaynakları da etkin bir şekilde kullanabildiğimizde cari açık sorununun üstesinden kolayca gelebilme imkanına sahibiz” diye konuştu.

Türkiye’deki süren iki nükleer santral inşaasına değinen ve üçüncünün proje aşamasında olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Mersin Akkuyu’da inşası süren nükleer santrali inşallah 2023 yılında devreye almayı planlıyoruz. Sinop’taki nükleer santralle ilgili çalışmalar sürüyor. Şimdi üçüncü bir nükleer santral için ön hazırlıklara başladık. Her 3 projeyi de tamamlayarak, ülkemizin hizmetine sunmakta kararlıyız” ifadelerini kullandı.

(140journos, Yeşil Gazete)

Yeşil Gazete, COP22 İklim Zirvesi’nde Marakeş’ten bildirecek

Fas’ın Marakeş kentinde bugün başlayan 22. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Toplantısı COP22’deki tüm gelişmeleri bundan önceki iklim zirvelerinde de olduğu gibi Yeşil Gazete, gönüllü editör ve muhabirleri ile yerinden takip edecek.

Yeşil Gazete’den Ümit Şahin ve Özgecan Kara‘nın yanısıra COP22 itibarı ile gönüllü muhabirlerimiz arasına katılacak olan Elif Cansu İlhan da zirveden haberleri 12 – 18 Kasım tarihleri arasında Yeşil Gazete aracılığı ile okurlarımızla paylaşma imkanı bulacak.

Aramıza COP22 Marakeş İklim Zirvesi ile katılacak olan İlhan ile İklim Zirvesi’ni Fas’ta takip etmeye giden süreci konuştuk.

Elif Cansu İlhan
Elif Cansu İlhan

Yeşil Gazete: Elif Cansu, merhaba. Öncelikle COP22’yi yerinden takip ederek Yeşil Gazete okurlarına zirveden en güncel haberleri yerinden ve anında vereceğin için çok teşekkür ederiz sana. Ama önce seni bir tanıyalım. Elif Cansu İlhan kimdir?

Elif Cansu İlhan: Asıl ben teşekkür ederim, böyle bir imkanı sağladığınız için. Nasıl anlatayım kendimi? 28 yaşındayım, Eczacıyım. Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden daha bu sene başı, Ocak 2016’da mezun oldum.

Y.G.: Peki nereden çıktı İklim Zirvesi için Marakeş’e gitmek? Nasıl gelişti bu süreç? O konuda bilgi verebilir misin?

Elif Cansu İlhan: İzmir’de yaşıyorum. Bergama Çevre Platformu üyesi, aynı zamanda Greenpeace gönüllüsüyüm. Çevre ve İklim mücadelesinin de içinde bir insanım. Arkadaşlarımın da yönlendirmesi ile böyle bir imkanımın olduğunu öğrendim. Ve sonuçta 12 Kasım Cumartesi akşamı, bir aksilik olmaz ise Marakeş’te olacağım. Zirvenin sona erdiği 18 Kasım sabahına kadar da oradayım.

Y. G.: Peki nasıl gidebileceksin oraya kadar? Yoldu, ulaşımdı, konaklama idi bir sürü masrafın da olacaktır. Bunu nasıl karşılayacaksın?

Elif Cansu İlhan: Bu soru için teşekkür ederim. Herkesin de aklındaki bir sorun gibi aslında bu mesele. Ben, Sivil Düşün AB Programı‘nın Bireysel Aktivistler için açtığı fona başvuruda bulundum. Projem de kabul edildi. Yol ve konaklama masraflarımı Sivil Düşün karşılayacak. Eğer isterseniz bir yolunu bulmak çokta imkansız değil aslında.

48

Y. G.: Sivil Düşün sürecini bir parça açabilir misin? Bir şeyler yapmak, iyi yönde bir değişime katkıda bulunmak isteyen okurlarımız için de aydınlatıcı olabilir bu süreçte deneyimlediklerin

Elif Cansu İlhan: Elbette. Sivil Düşün AB Programı’na başvurmak aslında oldukça basit. İnternet üzerinden 23 Ekim’de projemi yazıp online olarak başvurumu yaptım. 25 Ekim’de ise projemin onaylandığı bilgisi geldi. Ve bu Cumartesi günü de İklim Zirvesi’ni yerinde takip etmek üzere Marakeş’e doğru yola çıkacağım.

Detay vermem gerekirse. Sivil Düşün’ün kategorileri’nden Çalışma Kategorisi olarak, “Hareketlilik ve Ağ Oluşturma“yı, Tematik Alan olarak ise, “Çevre Hakları“nı seçtim.

Çalışma Adı kısmını, “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Toplantısı COP22“, Çalışma Özeti kısmını ise, “COP22’de alternatif zirve ve etkinlikleri takip edip, aktivist bakış açısı ile zirveyi anlatan İngilizce ve Türkçe seçenekli bir blog oluşturma” şeklinde doldurdum.

Sivil Düşün’ün sitesinde projeye dair sorular da bulunuyor. O soruları da Marakeş İklim Zirvesi’nde yapmak istediklerime dair yanıtları vererek doldurdum ve başvurumu yaptım. 2 gün sonra da onaylandığı bilgisi geldi.

Y. G.: Peki, madem konu oraya geldi, soralım. COP22’de neler yapmak istiyorsun?

Elif Cansu İlhan: Proje formunda yazdığım şekilde yanıt vereyim o zaman.

COPP22’yi takip edip, aktivisler ve halk ile konuşarak, zirveye dair, “taraflar” adına aktarılanların dışında, alternatif bir döküman ve bellek oluşturmak istiyorum.

COPP22 boyunca, alternatif etkinlikleri, sokak etkinliklerini, zirvenin şehirdeki etkilerini, düzenlenme ihtimali olan eylemleri takip etmek, orada olan aktivistlerle konuşmak, zirveye bakış açılarını öğrenmek ve bütün bunları derlediğim, İngilizce ve Türkçe bir blog oluşturarak zirve üzerine alternatif bir kaynak oluşturmak da amaçlarım arasında.

12 Kasım akşamı Marakeş’te olma nedenim ise 13 Kasım’da düzenlenmesi planlanan ve artık geleneksel hale gelen People’s Climate March (İnsanlığın İklim Yürüyüşü) sırasında orda olabimek.

Marchers make their way across Central Park South during the People's Climate March on September 21 2014, in New York. Activists mobilized in cities across the globe Sunday for marches against climate change, with one of the biggest planned for New York, where celebrities, political leaders and tens of thousands of people were expected. The march comes before the United Nations Secretary-General Ban Ki-moon convenes a climate change summit of 120 world leaders .   AFP PHOTO/Timothy A. Clary        (Photo credit should read TIMOTHY A. CLARY/AFP/Getty Images)

Y. G.: Yeşil Gazete’den de COP22 İklim Zirvesi’nden her gün haber geçeceksin diye konuşmuştuk en son. Başvurunda bir de blog açmaktan söz etmişsin. Bunun hakkında ve Yeşil Gazete’ye geçeceğin haberler hakkında da bilgi alalım senden son olarak

Elif Cansu İlhan: Sivil Düşün’e yazdığım projede iklim zirvesindeki deneyimlerimi bir blog üzerinden paylaşmak da var, evet. Blogu, Marakeş’e gitmeden önce açıp size bilgi vereceğim.

Yeşil Gazete’ye de seninle daha önce konuştuğumuz gibi orda bulunduğum süre içerisinde canlı haberler geçmeyi planlıyorum. Tüm Yeşil Gazete okurlarına en doğru bilgiyi, yerinden ve anında verme şansım da olacak böylece.

49

Y. G.: Elif Cansu, bir kez daha teşekkür ediyorum sana bu desteğin için. Zirve sonrasında da Yeşil Gazete’de haber ve yazılarını okumak isteriz ama.

Elif Cansu İlhan: Elbette, Yeşil Gazete’de yer almayı çok isterim. Marakeş’ten haberlerimde buluşmak üzere diyeyim o zaman.

 

Röportaj: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

COP22 Marakeş Bülteni, İklim Postası ‘merhaba’ sayısı ile yayında

Paris İklim Anlaşması’nın da kabul edildiği 21. Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı COP21 sırasında yayın hayatına başlayan ve COP21 süresince en doğru ve güncel bilgileri okuyucuları ile paylaşan İklim Postası, COP22 ile birlikte tekrar yayında.

45

Marakeş İklim Zirvesi COP22’nin ilk gününde 22. zirveye dair ilk sayısı ile iklim aktivislerine merhaba diyen İklim Postası’nın 4 sayfalık 2016 yılı açılış sayısında, “İklim Postası’ndan tekrar merhaba” yazısı, ODTÜ Yer Sistem Bilimleri Doktora öğrencisi Arif Cem Gündoğan’ın “UNEP uyarıyor: Paris anlaşması kapsamındaki ulusal katkılar iklim değişikliği ile etkin bir mücadele için yetersiz” başlıklı yazısı, İklim Ağı’nın Türkiye’ye yönelik “İklim Ağı, Türkiye’yi Paris Anlaşması’nı onaylamaya çağırıyor” daveti ve Yeşil Gazete üzerinden de paylaştığımız 350.org’un COP22 bilgi notu yer alıyor.

İklim Postası’nın COP22 başlangıç sayısına bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Marakeş’teki iklim zirvesi neden önemli? – Arif Cem Gündoğan / Ethemcan Turhan

Bu yazı birgun.net/ den alınmıştır

Fransa Paris’te Aralık 2015’te düzenlenen zirvede iklim krizine çare olması için üzerinde uzlaşılan ve Nisan 2016’da imzaya açılan Paris Anlaşması 4 Kasım 2016’da resmen yürürlüğe girdi. Bilim insanları anlaşma kapsamında masadaki vaatlerin yeterli olmadığına işaret ederken taraf ülke temsilcileri anlaşma hükümlerinin nasıl uygulanacağı konusunu müzakere etmek Fas’ın Marakeş şehrinde bugün buluşuyor. 18 Kasım’a kadar sürecek olan iklim zirvesinde çok sayıda konunun masaya yatırılması bekleniyor.

43

Ülkenin boğucu gündeminde anlamsız gelebilir ancak tüm sorunlara rağmen dünya dönüyor. Var olan adaletsizlikleri, krizleri, sorunları körükleyen problemlerin problemi sayılabilecek küresel iklim krizi bertaraf edilebilmiş değil. Bugün Marakeş’te 197 ülkenin katılımıyla başlayacak iklim zirvesi vesilesi ile son bir yılda neler olmuştu? Bu zirveden neler beklenebilir?

Paris’te ilk adım atıldı
Hatırlayacağınız üzere uluslararası kamuoyu iklim değişikliği ile etkin bir şekilde mücadele edebilmek için 12 Aralık 2015 günü Paris’teki iklim zirvesinde yeni bir anlaşma metni üzerinde uzlaşmıştı. Alkışlar eşliğinde kutlanan ve kamuoyuna bir zafer olarak sunulan anlaşma metni hem sivil toplum, hem de bilim insanları tarafından yetersiz olmakla eleştirilmişti.

Hedefler koyuldu
Anlaşma özetle küresel seragazı salımlarının içinde bulunduğumuz yüzyılın ikinci yarısında olabildiğince çabuk şekilde azaltılarak küresel sıcaklık ortalamasındaki bu yüzyıl sonuna doğru yaşanacak artışın 2 derecenin olabildiğince altında dizginlenebilmesini hedefliyor.

Yürürlüğe giren en hızlı anlaşma oldu
Paris Anlaşması’nın Birleşmiş Milletler tarihinde (bu öneme sahip anlaşmalar arasında) en hızlı yürürlüğe giren anlaşma olduğunun altını çizmekte yarar var. Ancak bunun hemen ardından geçen bir yılda üzerinde defalarca yazılıp çizilen bir konuyu dile getirmek mühim: Katkılar oldukça yetersiz. Geçen günlerde BM Çevre Programı (UNEP) tarafından yayımlanan ‘Seragazı salımlarında azaltım açığı’ raporunda Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkıların tamamı hayata geçirilse bile küresel sıcaklık ortalamasındaki artış bu yüzyılın sonunda 2.9 ila 3.4 dereceyi bulabilir. Yani Bülent Ortaçgil’in dediği gibi “sıcak, çok sıcak, daha da sıcak” olması işten değil.
Toplumsal hareketler İyimser olmak ve sanki planların tümü hayata geçirilmişçesine kutlama yapmanın vakti değil. Bu bağlamda Fas’ın Marakeş şehrinde düzenlenecek 22. Taraflar Toplantısı (COP22) oldukça kritik. Ülke temsilcileri Paris Anlaşması’nı kutlama faslını geçip asıl işin şimdi başladığını fark etmeli. Marakeş’te ülke temsilcilerinin yüzüne su çalacak ve kendilerine getirecek bazı gündem maddeleri mevcut. İşte bu yüzden iklim adaletini tesis etmeye çalışan toplumsal hareketler de en rahatsız gerçekleri gezegenin elitlerinin yüzlerine söylemek için orada olacak.

Yeni bir toplumsal dönüşüme ihtiyacımız var

Etkili veya etkisiz tartışması yanında Paris Anlaşması’nın dünya geneline verdiği açık mesajlardan da bahsetmek elzem. Yenilenebilir enerjiye yatırımların dünya genelinde tahminlerin çok ötesinde hızla arttığını gözlemliyoruz. Başta kömür olmak üzere fosil yakıt endüstrisinin anlaşmanın imzalanmasından bu yana bir yıl içinde bile hatırı sayılır mali kayıplar yaşadığını; sıkılaşan çevresel mevzuatlardan ve finansman sıkıntılarından dolayı pek çok santralın kapatıldığını veya haklarında kapatılma kararı alındığını biliyoruz. Bazı dev yatırım fonlarının ve finansör kuruluşların fosil yakıtlara dayalı projelere kaynak ayırmaktan vazgeçtiğini görüyoruz. Bunun yanında fosil yakıt sübvansiyonlarına dair artan bir karşı duruş söz konusu. Yerel yönetimlerden özel sektöre, iklim riskleri daha iyi algılanmaya ve buna karşı mücadele planları oluşturulmaya başlandı. Şimdilik krize çare olarak iklim biliminin önerdiği yola uzak olsa da bunlar üst üste eklenince anlam ifade etmeye başlıyor denebilir. Öte yandan enerji talebinin büyüdüğü bir dünyada yenilenebilir enerji de başlı başına bir çözüm sunmuyor. Yeni bir toplumsal dönüşüme ihtiyacımız var ve bu dönüşümün temelleri çevresel karar alma mekanizmalarını yerelleştiren, kamu faydasını kârın üstünde tutan politikalarda yatıyor. Kuşaklar arası ve sınıflar arası iklim adaleti için bundan daha azıyla yetinemeyiz.

Bu yazı birgun.net/ den alınmıştır

42

 

Arif Cem Gündoğan

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yer Sistem Bilimi doktora öğrencisi

 

 

44

 

Ethemcan Turhan

İstanbul Politikalar Merkezi, Dr. 

İklim Değişikliği ile Mücadele’de Yeni Kritik Durak: Marakeş İklim Müzakereleri

Geçtiğimiz sene kabul edilen Paris İklim Anlaşması, tarihte en hızlı onaylanan uluslararası anlaşma olarak 4 Kasım 2016’da yürürlüğe girdi. Paris İklim Anlaşması’nın nasıl uygulanacağının, uygulama kurallarının nasıl oluşuacağının tartışılacağı  COP 22 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı 22) ise bugün Marakeşte başlıyor.

41

Bugün Fas’ın Marakesh kentinde başlayan 22. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Toplantısı COP 22‘ye dair 350.org tarafından yayınlanan bilgi notunu aynen paylaşıyoruz.

***

40

İklim Zirvesi[1] bugün (07.11.2016) Fas’ın tarihi kenti Marakeş’te başlıyor. Paris İklim Anlaşması’nın resmi olarak yürürlüğe girmesinden (04.11.2016) sadece üç gün sonra başlayan iklim zirvesinde alınacak kararlar, özellikle Paris İklim Anlaşması’nın nasıl uygulanacağını belirleyecek.

Paris Anlaşması’nın nasıl yönetileceği, nasıl yürütüleceği, prosedürleri ve gözlem mekanizmalarının nasıl olacağı gibi konular Marakeş İklim Zirvesi’nde tartışılacak. Bu  yüzden Marakeş İklim Zirvesi oldukça kritik kararların alınacağı bir toplantı olacak.

İklim değişikliğinin gözle görülür şekilde artan ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri Marakeş Zirvesi’ni önemini artırıyor.  . Üstelik son bilimsel çalışmalar üye ülkelerin Paris Anlaşması öncesi taahhüt ettikleri ulusal katkılar, iklim krizini engellemeye yetmediğini ortaya koydu.. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) anlaşmanın yürürlüğe girdiği gün yayınladığı çalışma durumun aciliyetini ortaya koyuyor. The Emissions Gap 2016 (Seragazı Salımlarında Azaltım Açığı) raporuna göre, ülkeler mevcut sözlerini hayata geçirse bile, küresel sıcaklık ortalamasındaki artış bu yüzyılın sonunda 2.9 ila 3.4oC’yi bulabilir.

Bu durum, Marakeşh İklim Zirvesi’nin önemini daha da arttırıyor.

1) Paris Anlaşması Nasıl Yürürlüğe girdi?

Birleşmiş Milletler kurulduğundan bu yana çok taraflı anlaşmalar arasında en hızlı yürürlüğe giren anlaşma oldu.  Anlaşma aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 196 ülke tarafından imzalandı[2]. Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için geçilmesi gereken iki eşik vardı: Küresel sera gazı salımlarının toplamda en az %55’inden sorumlu 55 ülkenin anlaşmayı onaylaması gerekiyordu.[3]

Bu iki kritik eşik, sadece 1 yıldan kısa bir sürede tamamlandı. 94 ülke anlaşmayı onayladı ya da farklı şekillerde anlaşmaya katıldı. Bu ülkeler, küresel sera gazı salımlarının %66’sından sorumlu.[4]

2) Anlaşma’nın hükümleri ne kadar geçerli?

Aralık 2015’te  belirlenen hükümlerin çoğu, Anlaşma’nın yürürlüğe girmesiyle, taraf ülkeler için yasal bağlayıcılığa sahip olacak. Bağlayıcılığı olacak hükümler arasında iklim değişikliğiyle mücadele için planlar oluşturmak ve gelişmekte olan ülkelere finansal ve teknik destek vermek de yer alıyor.[5]

Paris Anlaşması, gelecekte iklim değişikliği konusunda atılacak adımlarla ilgili bir yön belirliyor olsa da, anlaşmanın yönlendirici kurallarının halen geliştirilmeye ihtiyacı var.[6] Paris Anlaşması’na göre 2018 yılında tüm ülkelerin niyet beyanlarının anlaşmaya uygun olarak yenilenmesi gerekiyor. Marakeş İklim Zirvesi bu yenilenme sürecinin nasıl olacağını belirleyecek.[7]

Marakeş İklim Zirvesi aynı zamanda Paris Anlaşması’nın tarafı olan ülkelerin ilk toplantısına (CMA1) da sahne olacak. CMA (Paris Anlaşması Tarafları Toplantıları), Anlaşma’nın sabit, usule dair, yönetimsel ve operasyonel meseleleri için yönetim kurulu işlevi görecek.[8]

3) Marakeş İklim Zirvesi’nde Türkiye

Anlaşma’nın yürürlüğe girmesiyle, müzakereler “Paris Anlaşması Tarafları Toplantıları” (CMA) adı altında devam edecek. Ancak bu müzakerelerde sadece anlaşmayı onaylayan ülkeler yer alabilecek. Bu yüzden birçok ülke, Paris Anlaşması’nın uygulama, yönetim ve teknik taraflarıyla ilgili gerçekleşecek tartışmalardan uzak kalabilir .[9]

Türkiye, özellikle iklim değişikliği ile daha etkin mücadele edebilmek için özel koşulları olduğu ve gelişmiş / gelişmekte olan ülke ayrımının daha net bir biçimde ortaya konulması gerektiği tezini savunuyor. Anlaşma, emisyon azaltımı ve iklim konusunda harekete geçme gibi konularda gelişmiş / gelişmekte olan ülke ayrımı yapmasa da, gelişmiş ülkeler tarafından gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferi ve iklim finansmanının sağlanmasını hükmediyor.

Türkiye İklim Değişikliği Baş Müzakerecisi Mehmet Emin Birpınar, Paris İklim Zirvesi’nin hemen ardından anlaşma hakkında “Ülkeler, gelişmiş ve gelişmekte olan olarak ayrıldı. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olanlara finans desteği verecek. Ancak kim gelişmiş ülke, kim gelişmekte olan ülke bilmiyoruz.”[10] diye açıklama yapmıştı.

Türkiye, Paris İklim Anlaşması’nın imzaladığı halde, onaylamayan ülkelerden biri. Bu yüzden Türkiye, yukarıdaki gibi teknik detayların tartışılacağı müzakere toplantılarında (CMA toplantılarında) mevcut koşullara göre, yer alamama tehlikesi ile karşı karşıya.

4) Paris İklim Anlaşması İşe Yarıyor mu?

Paris İklim Anlaşması ‘nın işe yarayıp yaramayacağı da uluslararası çevrelerde hararetle tartışılıyor. Ancak, Paris Anlaşması’nın Aralık 2015’te kabul edilmesinden bu yana ortaya çıkan siyasi ve ekonomik gelişmeler anlaşmanın özellikle enerji sektörü başta olmak üzere önemli küresel etkileri olduğunu ortaya koyuyor:

  • Paris Anlaşması sonrası daha da güçlenen, temiz enerjiye talebin artacağına dair beklentiler, yenilenebilir enerji fiyatlarının rekor düzeyde düşmesine neden oldu. Bu hem güneş enerjisi,[11] hem güneş paneli üretimi,[12] hem de rüzgar enerjisi[13] için geçerli.
  • Paris Anlaşması şartlarını sağlayabilmek için yenilenebilir enerji talebinin artacağına yönelik öngörüler ışığında, rüzgar ve güneş enerjisi maliyetlerinin hızla düşmeye devam edeceği tahmin ediliyor.[14]
  • Yenilenebilir enerji kaynakları, yoksul ülkelerde zengin ülkelere göre daha hızlı büyüyor: 2014 yılında ilk kez, gelişmekte olan pazarlar dünya temiz enerji yatırımlarının yarısını oluşturdu.[15] [16]
  • Gelişmekte olan ülkelerde yenilenebilir enerji miktarı, beş yılda (2008-2013) %143 arttı.[17] Aynı dönemde gelişmiş ülkelerde yenilenebilir enerjiler, %84 oranında büyüme gösterdi.
  • Gelişmekte olan ülkeler, yenilenebilir enerji konusunda önemli yatırımcılar haline geliyor.[18] Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika’nın her biri, 2014 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarına 5 milyar dolardan fazla yatırım yaptı.[19]
  • 2014 yılında, Latin Amerika, Karayipler, Asya ve Afrika’daki 55 gelişmekte olan ülkede yenilenebilir enerjilere 126 milyar dolar yatırım yapıldı.[20] – Bu rakam, uluslararası iklim müzakereleri kapsamında zengin ülkelerin yoksul ülkelere vermesi gereken miktardan 26 milyar dolar daha fazla.[21]
  • Gelişmekte olan ekonomilerin de 2020’ye dek her yıl 100 milyar dolar aktarılması öngörülen iklim fonundan yararlanması öngörülüyor.[22]

 5) Türkiye Anlaşmayı onaylamalı mı?

Hem müzakerelerin yapısı, hem de uluslararası politik ve ekonomik gelişmeler, Paris İklim Anlaşması’nın koşullarının Türkiye için önemli ekonomik faydalar barındırdığını gösteriyor. Dünyaca ünlü New Climate Institute (NCI) ile CAN Europe (Avrupa İklim Ağı) tarafından Türkiye İklim Ağı’nın desteği ile hazırlanan “İklim Hareketine Geçmenin Yan Faydaları: Türkiye İklim Taahhüdünün Değerlendirmesi Raporu” Paris Anlaşması’na uyumlu politikaların Türkiye için daha güçlü ekonomi anlamına geldiğini gösteriyor. Rapora göre, Türkiye sadece enerji politikalarını değiştirerek 2030 yılına kadar enerji ithalatında 23 milyar Dolar tasarruf elde edebilir. Bu 23 milyar dolarlık ekonomik fayda aynı zamanda  Türkiye 2014 GSYİH’sinin yaklaşık %3’ü kadar tasarruf anlamına geliyor.

Ayrıca, iklim değişikliği müzakerelerinde daha etkin bir politika izlemenin yolu da anlaşmayı onaylamaktan geçiyor. Türkiye’nin anlaşmayı imzalaması, müzakerelerdeki elini güçlendirecek.

Paris İklim Anlaşması ile beraber küresel dönüşüm ve ekonomi sürdürülebilir enerji politikalarına yöneliyor. Türkiye, anlaşmayı onaylayarak bu dönüşümden daha etkin bir biçimde  fayda elde edebilir.

Kaynaklar:
[1] Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 22. Taraflar Konferansı
[9] https://www.carbonbrief.org/explainer-paris-agreement-to-enter-into-force Fransa ve Fas bu konuda bir belge yayımladı. Seçeneklerden biri CMA’yı acilen askıya alıp, anlaşmayı onaylamış olsun ya da olmasın tüm tarafların katılımıyla devam etmek.
(350.org)

Delhi’de hava kirliliği nedeniyle okullar 3 gün tatil

Hindistan’ın Delhi kentinde yoğun hava kirliliği nedeniyle okullar 3 gün süreyle tatil edildi.

Delhi Eyaleti Başbakanı Arvind Kejriwal, Pazar günkü olağanüstü bakanlar kurulu toplantısının ardından okulların tatil edildiğini söylerken yoğun hava kirliliğiyle mücadele için aldıkları önlemleri de açıkladı.

38

Önlemler, kentteki tüm inşaat ve yıkım işlerinin 5 gün süreyle durdurulması, anayollara su serpilerek tozların havaya karışmasının engellenmesi, Badarpur kömür santralının 10 günlüğüne kapatılması ve çöplüklerdeki yangınlarla mücadele gibi uygulamaları da içeriyor.

Arvind Kejriwal, Delhilileri zorunlu olmadıkça kentten çıkmamaları konusunda uyardı, mümkünse evden çalışmalarını tavsiye etti.

Kentteki okulların bin 800’ü Cumartesi günü kapatılmıştı.

Kirlilik limitin 90 katı

Delhi hükümetinin bu hamlesi, havadaki insan ciğerinde birikebilen parçacıkların sayısının Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı kabul ettiği üst sınırın 90 katına ulaşmasının ardından geldi.

Hava kirliliği nedeniyle geçen hafta Delhi’de görüş mesafesi 200 metreye kadar inmişti.

Hindistan’ın başkenti Delhi sisle kaplandı

Pazar günü yüzlerine maske takan yüzlerce eylemci, Delhi’deki Jantar Mantar heykelinin önünde toplanarak hava kirliliğini protesto etti. Delhililer sosyal medyada ise #MyRightToBreathe (#BenimNefesAlmaHakkım) etiketiyle paylaşımda bulundu.

39

Hava kirliliğinin bu seviyeye ulaşmasında birkaç faktörün etkisi bulunuyor.

30 Ekim’de kutlanan Divali Işık Festivali’nde kullanılan çok sayıda havai fişek havaya önemli oranda parçacık bıraktı.

Havaların soğuması nedeniyle yoksul mahallelerde halk, geceleri ısınmak için çöp yakmaya başladı.

Kentin etrafındaki tarım arazilerindeki tarım atıkları da, her ne kadar hükümet tarafından yasaklanmış olsa da, ateşe verildi.

Delhi, “dünyanın en kirli kenti” listesinde Çin’in başkenti Pekin’le liderlik yarışına girmiş durumda.

Delhi hükümeti buna karşı dizel araçları yasaklamak ve tek-çift plaka uygulamasına geçmek gibi önlemler alsa da bunlar yeterli olmadı.

Hindistan’da hava kirliliği en büyük erken ölüm nedeni. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 620 bin insan hava kirliliği nedeniyle yaşamını yitiriyor.

 

(BBC Türkçe)

Suriye Demokratik Güçleri’nden ‘Rakka operasyonunu başlattık’ açıklaması

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye’nin kuzeyindeki Rakka kentinin IŞİD’den alınması için operasyon başlattığını açıkladı.

37

 

Ana gövdesini YPG’nin (Halk Koruma Birlikleri) oluşturduğu, bünyesinde Kürt ve Arap güçleri barındıran SDG, ABD tarafından destekleniyor.

Ayn İsa kasabasında basın toplantısı düzenleyen SDG komutanları, operasyonun amacının Rakka’nın özgürleştirilmesi olduğunu söyledi.

Operasyonun Cumartesi gecesi başlatıldığı belirtildi.

Açıklamada operasyonun uluslararası koalisyon güçlerinin aktif katılımı ile yürütüleceği aktarıldı.

ABD Savunma Bakanı Ashton Carter operasyonun duyurulmasından sonra “Suriye Demokratik Güçleri’nin bugün yaptığı açıklamayı memnuniyetle karşılıyorum” dedi.

Carter, “Rakka’yı izole etmek ve özgürleştirmek, koalisyonumuzun planında sıradaki adımdı. Musul’da olduğu gibi burada da savaş kolay olmayacak. Ama IŞİD’in halifelik oyuyunu sonlandırmak ve müttefiklerimize saldırı yapma potansiyeline zarar vermek için bu şarttı” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Barack Obama’nın IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk ise Rakka operasyonuyla ilgili Türkiye’yle yakın iletişimde olduklarını açıkladı.

Konuyla ilgili Pazar akşamı Fransa’daki Europe 1 radyosuna konuşan Fransa Savunma Bakanı Jean-Yves Le Drian, Fransa’nın Rakka operasyonuna hava desteği vereceğini duyurdu.

İngiltere de operasyona desteğini açıkladı. Savunma Bakanı Michael Fallon, operasyona uçaklarla destek vereceklerini söyledi.

ABD geçtiğimiz günlerde, Rakka operasyonun kısa süre içinde başlayacağını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve Savunma Bakanı Fikri Işık, geçtiğimiz haftalarda Rakka’da YPG’nin değil Türkiye’nin olması gerektiğine yönelik açıklamalar yapmıştı.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ise 31 Ekim’de yaptığı açıklamada Rakka operasyonunun Fırat Kalkanı operasyonu tamamlandıktan sonra başlaması gerektiğini söylemişti.

 

(BBC Türkçe)

Bedenim gazetede yüreğim Silivri’de – Aydın Engin

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

Benden 5 günlük gözaltı süresince İstanbul Terörle Mücadele nezarethanesinde yaşadıklarımızı anlatmamı beklemiyorsunuz değil mi? “Görmemişin 5 günlük gözaltısı olmuş, tutmuş yazıya dökmüş” deyip alay edeceklere fırsat yaratmaya hiç niyetim yok…

Kanıt bulamadıkları için tanık ifadelerinden suç yaratmaya kalkıştıklarından ve bunun için Cumhuriyet sanıklarına karşı “savcı tanıklığı” onursuzluğunu kabullenip sayfalar dolusu FETÖ, PKK, CIA üyesi olduğumuza ilişkin yalanlarını art arda sıralayanların adlarından söz edip bu köşeyi kilitletmeye de hiç niyetim yok. Hırsları zekâlarının, yeteneklerinin ve ahlaklarının fersah fersah üstünde olanları onursuzlukları ile baş başa bırakmak en iyisi…

Evet, aynı anda PKK ve FETÖ örgütlerine hizmet edilmesi gibi “sıcak buz”a, “köşeli daire”ye benzeyen iddialara dayanılarak FETÖ üyeliğinden hakkında dava açılmış, şüpheliden sanık mertebesine terfi etmiş, hakkında iki kez ömür boyu hapis cezası istendiği kanıtlı, belgeli bir hukuk diplomalının(!) önümüze koyduğu dosya için herhangi bir tanım bulamıyorum. “İçi boş” desem “boş”a haksızlık; savcının tanıklarının yalanlarına dayalı bir dosya önüne gelince dokuz arkadaşım hakkında tutuklama kararı verilmesini ise eleştirilmeye bile değmez buluyorum.

Boş verin.

Kimilerini tanıdığınız, kimilerinin adını bile duymadığınız 13 Cumhuriyet çalışanı beş gün cep telefonsuz, bilgisayarsız, dünyadan habersiz keyifli günler geçirdik.
Kahkahalarımız nezarethanenin soğuk duvarlarını ısıttı. Arkadaşlarımın gözlerinin ışıltısı loş koridorları ışığa boğdu.

Gencecik polis memurlarının çaktırmadan yanıma yaklaşıp “Abi internetten yazılarını hep okurum. Ama şimdi kâğıt gazeteyi de düzenli alıyorum” dedikten sonra kendi cep telefonundan Cumhuriyet’in birinci sayfasını gösterdiğinde yüreklerimizi nasıl ısıttığını anlatamam. Nal gibi harflerle “Teslim olmayız” diye kükreyen gazetedeki genç arkadaşlarımı uzaktan nasıl da bağrımıza bastığımızı bir bilseniz…

Cumhuriyet’in yayın ilkeleri pek açık: Demokrasiyi, özgürlükleri ve laikliği savunmak. Buna gazeteciliğin evrensel ilkelerini, “Doğru haber, bağımsız yorum”u ekleyin. Sonra da göğsünüzü gere gere “İşte Cumhuriyet gazetesi”deyin.

***

Beni ve Hikmet Çetinkaya’yı tutuksuz yargılanmak üzere bıraktılar. Ama yurtdışına çıkış yasağı da koydular. Anlaşılan “tarihi eserlerin” yurtdışına çıkarılmasına ilişkin yasağı uyguluyorlar.

Geri kalan dokuz arkadaşımı tutukladılar, Silivri zindanına yolladılar.

Başlığı tekrarlayacağım: “Bedenim gazetede, ama yüreğim Silivri’de.”
Orada başının gölgesini önünü düşürmeyen, diz çökmeyen, boyun eğmeyen dokuz arkadaşım, dokuz kapı yoldaşım, dokuz yiğit ve iyi gazeteci yatıyor.

Bu yazı bir mesajla bitsin, size iletmem istenen bir mesajla. Genel Yayın Yönetmenim, can arkadaşım Murat Sabuncu’nun mesajı:

“Halkımızın ve okurlarımızın önünde saygıyla eğiliriz ve başka hiç kimsenin önünde eğilmeyiz…”

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

31-aydin-engin

 

Aydın Engin