Ana Sayfa Blog Sayfa 3327

Türkiye’deki muhaliflere Almanya’dan iltica seçeneği

Almanya Devlet Bakanı Roth, Türkiye’de “tüm muhalif zihniyetlerle” dayanışma içinde olduklarını belirterek, Almanya’ya iltica başvurusunda bulunabileceklerine işaret etti.

38

Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth, Die Welt gazetesine demeç verdi. Roth Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumunu sert bir dille eleştirerek, “Türkiye’de şu an olanların Avrupa değerleri, hukuk devleti ilkesi, demokrasi ve basın özgürlüğü anlayışımızla hiçbir ilgisi yoktur. Bu nedenle de Türk hükümetine yanıtımız çok açık ve net: Böyle olmaz” dedi.

Roth: Bütün muhaliflerle dayanışma içindeyiz

Devlet Bakanı Michael Roth, Türkiye’de son dönemlerde çok sayıda milletvekili, bilim insanı ve gazetecinin tutuklandığını hatırlatarak, açık ve net bir biçimde Alman İltica Yasası’na işaret etti. Roth, “Türkiye’deki bütün muhalif zihniyetler, Alman hükümetinin onlarla dayanışma içinde olduğunu bilmeli” dedi. Bakan, ‘Almanya Türkiye’de takibata uğrayan siyasetçiler, gazeteciler ve sanatçıları almaya hazır mı?” şeklindeki soruya şu yanıtı verdi: “İltica başvuruları konusunda karar verme yetkisi ilgili birimlerde. Ancak Almanya dünyaya açık bir ülke ve prensipte siyasi olarak takibata uğrayan herkese açık. Almanya’ya iltica başvurusunda bulunabilirler. Bu durum sadece gazeteciler için geçerli değil. İltica hukuku bunun için var.”

Roth Alman Dışişleri Bakanlığı’nın şu sıralar bu konuda ne yapabileceği konusunda çalıştığını ifade etti. Bakan bilim insanları ya da gazeteciler için Almanya’da farklı programlar olduğunu hatırlattı.

AB’nin yarın açıklaması beklenen Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu’nun olumsuz olacağını söyleyen Roth, “AB Komisyonu gayet gerçekçi, açık ve eleştirel bir biçimde Türkiye’de neyin kötü gittiği ya da işlemediğinin bilançosunun çıkaracaktır. Ve ne yazık ki bunlar Türkiye’de çok fazla” dedi.

Alman Bakan buna rağmen Türkiye ile üyelik müzakerelerinin kesilmesine karşı olduğunu söyleyerek, “Böyle bir adım Batı’ya yönelmiş Türkiye’yi yalnız bırakmak olur” dedi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Kadıköy’ün kedisi ‘Tombili’nin heykelini çaldılar

Kadıköy Ziverbey’de bir kaldırım taşında verdiği pozuyla fenomen haline gelen kedi Tombili’nin heykeli çalındı.

35

1 Ağustos’ta hayatını kaybeden Tombili’nin, Change.org’da heykelinin yapılması için düzenlenen kampanyaya 17 bin imza atılmıştı.

Bıçkın kedinin heykelinin yapılması talebine olumlu yanıt veren Kadıköy Belediyesi çalışmalara başlamıştı. Heykeltıraş Seval Şahin tarafından gönüllü olarak yapılan heykel Bu yıl Ekim ayında tamamlandı.

36

Tombili’yi ölümsüzleştirecek heykelin açılışı 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde yapılmıştı.

37

Tombili’nin heykelinin çalındığı haberlerini Kadıköy Belediyesi de twitter üzerinden olayı doğruladı. Tombili’yi besleyen ve adını veren kasap İlyas Çetinkaya çalınma olayını doğrulayarak “Kırıp götürmüşler. Nasıl insanlar anlayamadık” dedi.

 

(Birgün)

Almanya Başbakanı Merkel’den HDP ve Cumhuriyet açıklaması

Almanya Başbakanı Merkel, HDP ve Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik operasyonlara dair açıklamasında “Türkiye’den alarm sinyalleri geliyor” dedi. Merkel, Türkiye’ye temel özgürlüklerin korunması çağrısında bulundu.

34

Berlin’de Norveç Başbakanı Erna Solberg ile ortak basın toplantısında konuşan Merkel, Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth’un Türkiye’den siyasi iltica başvurularını kabul edebileceği yönündeki sözlerine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Öncelikle insanların iltica başvurusunda bulunmak zorunda kalmaması ve temel özgürlüklerine kavuşmaları için gereken durumun Türkiye’de sağlanması için siyasi çabalarımızı sürdürüyoruz.”  Merkel, iltica başvurusunda bulunanların durumuna ilişkin kararı ilgili bağımsız kuruluşların verdiğini hatırlattı.

Norveç Başbakanı Solberg de ülkesinde iltica başvurularını bağımsız kuruluşların değerlendirdiğini söyledi. Türkiye’nin insanların iltica başvurusunda bulunmasını gerektirecek bir ülkeye dönüşebileceğini işaret eden Solberg, ancak geçen 20 yıl içinde de Türk ve Kürtlerin Norveç’te sığınma başvurusunda bulunduğunu ve başvuruların kabul edildiğini dile getirdi.

Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth, Die Welt gazetesine verdiği mülakatta Türkiye’deki “tüm muhalif zihniyetlerle” dayanışma içinde olduklarını belirterek Almanya’ya iltica başvurusunda bulunabileceklerini işaret etmişti. Roth, “Almanya Türkiye’de takibata uğrayan siyasetçiler, gazeteciler ve sanatçıları almaya hazır mı?”sorusuna, “İltica başvuruları konusunda karar verme yetkisi ilgili birimlerde. Ancak Almanya dünyaya açık bir ülke ve prensipte siyasi olarak takibata uğrayan herkese açık. Almanya’ya iltica başvurusunda bulunabilirler. Bu durum sadece gazeteciler için geçerli değil. İltica hukuku bunun için var” yanıtını vermişti.

 

(Gazete Duvar)

Erkekler Ekim ayında 23 Kadın ve 2 Kız Çocuğunu öldürdü

Erkekler Ekim’de 23 kadın ve iki kız çocuğunu öldürdü. Kadınların yüzde 28’i ayrılmak/boşanmak istediği ya da barışma teklifini reddettiği için öldürüldü.

32

Bianet’ten Çiçek Tahaoğlu’nun haberine göre bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler 23 kadın ve iki kız çocuğunu öldürdü; dört kadına tecavüz etti; 17 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 13 kadını taciz etti; 32 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 27 kadını yaraladı.

Kadınların yüzde 28’i ayrılmak/boşanmak istediği ya da barışma teklifini reddettiği için öldürüldü. Bir kadın kızının boşanmak istediği kocası tarafından öldürüldü; bir başka kadın kızının boşanmak istediği kocası tarafından ağır yaralandı.

Ekim’de basına yansıyan tecavüz olaylarının yüzde 50’sinde failler kadınların ayrılmak istedikleri kocaları ve/veya sevgilileriydi.

Cezasızlığın sonuçları Ekim ayı çetelesinde çarpıcı bir şekilde yer aldı: Daha önce çocuklara cinsel istismarda bulunduğu için sadece meslekten uzaklaştırılan bir uzman çavuş, Ekim 2016 çetelesinde altı çocuğa cinsel istismarda bulunan bir bakkal olarak girdi. Ekim ayında dokuz kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan bir öğretmen hakkında ise sadece idari soruşturma başlatıldı.

33

2016’nın ilk 10 ayında erkekler en az 220 kadın öldürdü, 65 kadına tecavüz etti; 104 kadını taciz etti; 352 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 282 kadına şiddet uyguladı.

 

(Bianet)

New York Times: ABD’nin 45. başkanı yüzde 95 Trump olacak

ABD’deki başkanlık seçiminde 50 eyaletin 42’sinde resmi olmayan sonuçlar belli olmuş durumda. Cumhuriyetçi aday Donald Trump 25, Demokrat aday Hillary Clinton ise 17 eyalette seçimi kazandı. Kilit eyaletlerden Ohio ve Florida’da seçimin galibi Trump oldu. Trump delege sayısında 244-215 önde. New York Times gazetesinin son tahminine göre ABD’nin 45. başkanı yüzde 95 Trump olacak.

31

ABD’de delege sayılarının netleşmesiyle birlikte Cumhuriyetçi aday Donald Trump, rakibi Hillary Clinton’ın açık ara önüne geçti. Trum, ‘kilit eyalet’ olarak adlandırılan eyaletlerde de kazanan isim oldu.

30

Yeni Türkiye Saati (YTS) 08:38 itibarı ile açıklama yapan Fransa’nın ABD Büyükelçisi Gerard Araud, Trump’ın önde gitmesine yönelik, “Brexit ve bu seçimlerden sonra artık her şey mümkün. Gözlerimizin önünde bir dünya yıkılıyor“ şeklinde konuştu.

ABD’de eşi benzeri görülmemiş sertlikte geçen bir seçim kampanyasının ardından ABD vatandaşları yeni başkanı seçmek üzere sandık başına gitti. Demokrat Parti’nin adayı eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un seçilmesi halinde Beyaz Saray’a ilk kez bir kadın çıkacak. Polemik yaratan açıklamaları ile seçim kampanyasına damgasını vuran Cumhuriyetçi Parti’nin adayı Donald Trump ise siyasi tecrübesi bulunmayan bir isim. Gece boyunca art arda önemli eyaletlerde Cumhuriyetçi aday Trump’ın öne geçmesiyle gözler seçimin kaderini belirleyecek eyaletlere çevrildi.

ABD Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde eden Cumhuriyetçiler, Senato’da da çoğunluğu kazanmaya da çok yakın.

 

(BBC Türkçe, DW Türkçe)

 

İklim değişikliği zirvelerinde “Türkiye’nin yılı”

Marakeş’te sürmekte olan COP 22 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde ilk günden günün fosili “ödülünü” alarak dikkatleri üzerine çeken Türkiye, müzakerelerdeki aktif, ama sadece kendi gündemiyle ilgili katılımı nedeniyle eleştirilere hedef oluyor.

Uluslararası İklim Eylem Ağı (CAN International) tarafından zirve boyunca her gün yayımlanan ECO başlıklı bültende bugün bir yazı da Türkiye’nin tutumuna ayrıldı.

Türkiye'nin Marakeş'teki COP 22'de açtığı ülke pavilyonu
Türkiye’nin Marakeş’teki COP 22’de açtığı ülke pavilyonu

Marakeş’te, iklim zirveleri tarihinde ilk kez gösterişli bir pavilyon açarak 2020 iklim zirvesini düzenlemeye aday olan, daha ilk oturumda gündeme bir madde eklenmesini isteyerek azaltım için finansman yardımı talep eden, ama henüz Paris Anlaşması’na taraf bile olmayan ve geçen yıl sunduğu azaltım hedeflerinin yetersiz olduğu bilinen Türkiye’nin tutumundaki çelişkilerin vurgulandığı yazının tam metni şöyle:

eco_year_of_turkey“Herkes iyi bir COP’u sever – hatta o kadar ki delegeler daha tamamlanmamış bir konferans merkezinde bile dolanır durur. Ve daha 2017, 2018 ve 2019 COP’larının hangi ülkenin ev sahipliğinde yapılacağını bilmesek de, bir şeyi biliyoruz: 2020, Türkiye’nin yılı olabilir.

Türkiye hükumetinin 2020 yılında yapılacak iklim zirvesine aday olduğu, kendilerini 4. Bölge’nin renkli ülke pavilyonlarında dolaşır halde bulanların dikkatini çekmiştir. Ama bu, Günün Fosili ödülünü en ironik gündem önerisinde bulunması nedeniyle almasını gölgeleyemiyor. Paris Anlaşması’nı (yüz küsur ülkenin yaptığı gibi) henüz onaylamamış olmasına rağmen, Türkiye dün Paris Anlaşması ve Yeşil İklim Fonu altında finansal destek almak için bir gündem maddesi konulmasını istemeye cüret etti. Gözüpek, cesur, atak – ya da sadece gülünç derecede dünyadan bihaber?

Ne yazık ki, Türkiye’nin kısa vadede yeni kömürlü termik santralların açılmasına verdiği desteği ve sera gazı emisyonlarını artırma planlarını düşünürseniz, muhtemelen sonuncusu. Oysa Anlaşma altında finansal desteğe erişmek ister görünmek yerine, Türkiye şu en basit 3 adımı atmalı: Anlaşmayı onaylamalı, ulusal iklim eylem planındaki hedeflerini yükseltmeli ve %100 yenilenebilir enerjiye yönelmeli.”

(CAN, Yeşil Gazete)

İç savaştan payıma düşen japon gülleri

‘’Son derece önemli amaçlar için uğraşırken zorunluluk düşüncesine inanan insanlardaki kafa dinçliğinden, canlılıktan, güç ve sabırdan daha fazlası nerede bulunabilir ki?’’ – Priestly

Yalnızca okuduğum yazılardan ve servis edilen görüntülerden biliyorum mülteci kamplarını. Aslında Adanalıoğlu için ‘mülteci kampı’ ifadesini kullanmak doğru değil çünkü yoğun şekilde yaşadıkları yer olarak geçiyormuş. Suriyeli göçmenlerin yoğun olarak yaşadıkları bu alana gitmem de anlamlı bir tesadüf eseri oldu.

Mersin Üniversitesi’nden ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ bildirisine imza attığı için görevinden uzaklaştırılan, Kamu Yönetimi Bölümü, eski öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Bediz Yılmaz’ın başında olduğu bir çağrıyı gördüm. Bu çağrının bir kısmını aynen aktarıyorum: ‘’Mersin Akdeniz Belediyesi, Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Tabip Odası ile Mersin Halkların Dayanışma köprüsü girişimi arasındaki işbirliği sonucu iğneyle kuyu kazarcasına gerçekleştirilen eğitim çalışması..’’

Bediz hocamın öğretmenliğini sonlandırdılar belki ama öğreticiliğine devam ettiği bu çalışmaya kayıtsız kalamadım ve soluğu Bediz Yılmaz ile beraber, eğitim çalışmalarının yürütüldüğü Adanalıoğlu Mahalle Evi’nde aldım. Tarımda çalışan ailelerin yaşadığı çadır bölgesinden alınan Suriyeli çocukların olduğu bu çalışmada gönüllü öğretmenler yer alıyor. Onlardan biri ile yakından tanıştım, Seda öğretmen.

ÖNÜM, ARKAM, SAĞIM, SOLUM YOK

Seda öğretmen ile, Suriyeli çocuklarla Adanalıoğlu Mahalle Evi’nin bahçesinde, oyun oynadığı sırada tanışıyorum. Sevgili Seda, tüm gayretiyle çocuklara eğitim veriyordu.

Ben arkadaş olmak niyetiyle sıcak tavırlarla yanlarına gitmek istiyorum çocukların fakat utanıp, çekiniyorlar benden. Bir fırsattan istifade edip, öğretmenleri hepsini sıraya dizmiş tren misali dolaştırıyorken ben de takıldım peşlerine ve aralarında gülüşmeye başladılar. Savaş mağduru olan bu çocukların korkuları hala tazeyken ve yaşamaya çalıştıkları çadırlarda kim bilir nelerle karşılaşıyorlarken, arkalarından gidip bir anda huzursuzluk yaratmak istemedim ve hemen ön sıraya geçtim. El salladım hepsine gülümseyerek..  Ardından sevmeye başladık birbirimizi.

Güven sağladıktan sonra çocuklar bahçedeki parkta oynamaya gidiyorlar ama biraz tehlikeli bir hoyratlık içindeler. Bir yandan Seda öğretmen onları gözlerken diğer yandan da ben sorup duruyorum çocukların hallerini. Seda, daireler çizdirip, yönler gösterdiğinden bahsederek;  çocukların sağı, solu, önü, arkayı bilmediklerini söylüyor. Kaldı ki bir de değindiğim tutucu tavır meselesi var ki bu da mühim. Çünkü kızlar, erkeklerin; erkekler de kızların ellerini tutmuyorlarmış. Böyle büyürlerse ve Anadolu toplumuna katılacak olurlarsa yaramıza tuz basacaklarından endişe etmiyor değilim. Seda öğretmen çocuklara öğretilen bu kapalı davranışları, oyunlar oynatarak çözmeye çabalıyor.

Biraz uzaktan çocukları kendi hallerinde izlemek istiyorum. Biraz sonra yanıma hafifçe sarışın, saçları dağılmış bir kız çocuğu geliyor,  güzelce bir Japon gülü ile. Göçe zorlanmış çocukluğunun , sınır tanımayan yakınlığını gösteriyor bana Japon gülünü dostlukla uzatırken..

Ardından bir Japon gülü daha getirdi kız çocuklarından biri. Şaşıp kalıyorum, fotoğraflarını çekiyorum. Aralarında anlaşıp sundukları paylaşım, Suriyeli çocuklara ön yargılı davranan insanlar adına utandırıyor beni.

GÜLÜMSEMENİN BOMBALI TRAJEDİSİ

Savaş mağduru çocukları çadır kente götürmenin vakti geldiğinde, ben ve Seda öğretmen beraber hareket ediyoruz. Servis otobüsüne binerken Raniye ile tanışıyorum. Bana bakarken ki meraklı tavırları ve onun misafiriymişim gibi beni sahiplenmesinden mutluluk duyuyorum.

Adanalıoğlu’na vardığımızda, servisten iner inmez karşımda duran genç bir çocuğa ilişiyor gözlerim. Sürekli gülmesine insani bir merak duyuyorum ve çok sık maruz kaldığı bomba seslerinin aklını yitirmesine sebep olduğunu öğrendiğimde, sözcüklerim yuvarlanıp gidiyorlar dilimin ucundan.

DOĞU VE BATI’YI AYIRAN KÖPRÜ TÜRKİYE

2011 yılından bu yana yaşanan iç savaştan dolayı, yaklaşık beş milyon Suriyeli ülkesinden kaçmak zorunda kaldı. Türkiye’de ise Suriyeli nüfusunun iki milyonu aştığı tahmin ediliyor. Batı’ya gidebilmek için insan kaçakçılarının ellerine düşüp, kıyılarımıza vuran bu insanları hepimiz mülteci olarak tanıyor olabiliriz ama Türkiye Devleti Doğu’dan gelenleri değil, Avrupa’dan gelenleri mülteci olarak tanımayı tercih ediyor. Mültecilerin haklarını ve ödevlerini belirten uluslararası 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde Türkiye’nin bu tutumu coğrafi sınırlama olarak biliniyor.

Suriye krizinin başından beri Açık Kapı Politikası uygulayan fakat Doğu’dan gelenlere Uluslararası Mülteci Statüsü vermeyen Türkiye, Suriyelilerin ülkeye girişine izin veriyor ve geçici koruma altına almış durumda yani misafir ediyor. Fakat savaşın beşinci yılında hala misafirlik belirsizliği içinde kalan bu insanlar için durumlar zorlaşıyor.

Mülteci statüsü verilmediği için, yasal çalışma hakkına da sahip değiller. Dolayısıyla doktor veya mühendis olmasının ya da eğitimini Avrupa’da, Amerika’da yapmasının hiçbir geçerliliği yok. Bu durum ise yasa dışı çalışmalara sebep oluyor. Ayrıca kendi mesleklerini yaparak yaşamak isteyenler kaçak olarak bir yol bulup, Batı’ya gidiyorlar. O yolda hayatta kalıp kalmayacakları ve de gittikleri ülkede nelerle karşılaşacaklarını bilmemeleri ise dünyanın hafızasından çok zor silinecek vicdani yaralara sebep oluyor.

MİSAFİRİ AÇKEN TOK YATAN DEVLET

Türkiye’de Suriyelilerin temel haklarını sağladığı düşüncesini ben tam anlamıyla Adanalıoğlu kampında görmüş değilim. Yaşadıkları çevrenin sağlıklı olduğunu söyleyemem. Kirli bir derenin hemen yanında kurulmuş çadırlar. Asılan çamaşırlardan bazılarının bu derenin üzerinde kurutulduğunu gördüm. Çoğu annenin kucağında kırk günlük bebek var ve incecik çadırlarda yaşıyorlar. Etraf deseniz çamur arazi. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ve gerekli tedbirlerin devlet tarafından alınma zorunluluğu Adanalıoğlu’na uğramamış. Kaldı ki, nüfusun büyük çoğunluğu çocuk ve ebeveynlere eğitim verilmezse bu nüfus büyümeye devam edecek gibi görünüyor.

Türkiye’ye kalıcı olarak yerleşen Suriyelileri artık kabul etmek zorundayız ve devlet de buna yönelik topluma uyum çalışmaları yapmak durumunda. Özellikle çocukların; emekleri, bedenleri, eğitim hakları korunmak zorunda.

‘’Eğitim görmeden tarlada çalıştırılmaya başlanan Suriyeli çocuklar 5-10 yıl içinde manipülasyonlara açık halde olacaklar. Sömürüye ve tacize maruz kalmamaları için, bedenlerini satmaya başlamamaları için çalışıyoruz. ‘Önce kendi çocuklarımızı düşünelim’ diyenler doğru söylüyorlar fakat bu çocuklarla beraber büyüyeceğiz ve onları korumak aynı zamanda kendi çocuklarımızı da korumak demek. Artık kaderimiz bir.’’ diyor Bediz hocam da.

Amacım, Suriyeli mülteciler ve çocuklar konusunda kesin yargılara varmak değil. Sorumluluk bilincim, acılarına birkaç adım daha yaklaşıp, tanık olduğum insanları yazmaya zorluyor beni. Ancak söylemeden de geçmeyeceğim bir şey var,

Ayrı ayrı insan tanımı yapmak benim harcım değil. Çocuk çocuktur ve ‘’yetiştirilmesinden tüm toplum sorumludur.’’

Hiçbir gerçeklik kendi kendine dönüşmez” der Paulo Freire, Ezilenlerin Pedagojisi kitabında.  İnsanlaşma, insanın yetisidir ve bizler bu şekilde adaletsizliğe, sömürüye, baskıya, önyargılara karşı koyabiliriz. Bizden olmayanı da severiz, kaybettiklerimizi de kazanırız.

Fotoğraflar: Gökçe Atik

44-gokce-atik

 

Gökçe Atik

ABD 45. başkanını seçiyor

ABD’de Cumhuriyetçi Başkan adayı Donald Trump ve Demokrat aday Hillary Clinton, seçimlerden bir gün önce son hamlelerini yapmayı sürdürdü.

30

ABD’liler, Clinton’a yönelik e-posta soruşturmasında FBI’ın “suç unsuru bulmaması”, Trump’a yönelik taciz iddiaları ve “hileli seçim” gibi tartışmaların gündeminde, Salı günü sandık başına gidiyor.

Başkan adayları Trump ve Clinton, en çekişmeli eyaletlerden sayılan Kuzey Karolina, Pennsylvania ve Michigan’da seçimlere bir gün kala mitingler düzenledi.

Son anketler: Clinton dört puan önde

Bu mitinglerde, Demokrat aday Hillary Clinton, seçmenlere “umut dolu, kucaklayıcı, kocaman yürekli bir Amerika’yı geri getirmeleri” çağrısı yaptı.

Trump ise, destekçilerine yapılacak seçimlerin “yolsuz bir sistemi yenilgiye uğratmak için muhteşem bir şans” olduğunu söyledi.

Seçim anketlerine göre, Demokrat aday Clinton Cumhuriyetçi aday Trump’ın dört puan ilerisinde.

Birçok eyalette sandıklar henüz açılmadı. Ancak yaklaşık 46 milyon Amerikalı, oy kullanma noktaları ya da posta yoluyla erken oy kullandı. Bu, Amerikalılar için rekor bir sayı.

 

(BBC Türkçe)

ABD’de ilk sandık açıldı! Clinton:4 Trump:2

582176fb67b0a91b387db298ABD’deki kritik başkanlık seçimlerinde ilk sonuçlar, yine o köyden geldi: Dixville Notch. Sadece sekiz seçmenin bulunduğu köyde kazanan ise Demokratların adayı Hillary Clinton oldu.

New Hampshire eyaletindeki Dixville Notch köyündeki oylama, 1960’yılından beri olduğu gibi, günün ilk dakikalarında, yani diğer eyaletlerden en az sekiz saat önce yapıldı.

Sandıktan Clinton’a dört oy çıkarken, Cumhuriyetçi rakibi Donald Trump iki oy aldı.

Özgürlükçü Parti’nin adayı Gary Johnson bir oy alırken, sürpriz isim ise Cumhuriyetçilerin 2012’deki adayı Mitt Romney oldu.

Dixville Notch köyündeki seçmenlerden biri de oy verirken, protesto amacıyla Romney’nin adını yazdı.

İzmir’deki genelevlerde kadınların SGK zaferi

0
fft81_mf2008441İzmir’de genelevlerdeki seks işçileri, işverenin ödemediği primler nedeniyle emekli olamadıkları gerekçesiyle SGK’ye başvurdu. 23 genelevin, 1800 kadının primlerini yatırmadığı belirlendi.

İzmir genelevinde çalışan kadınlar, emeklilik yaşlarının gelmesi üzerine Sosyal Sigorta Kurumu’na (SGK) giderek dilekçe verdi. Kadınların evraklarını inceleyen SGK yetkilileri, sigorta gün sayılarının eksik olduğunu söyledi. Emekli olamayacaklarını öğrenen kadınlar, bu kez genelevdeki ev sahiplerine giderek, eksik primlerinin yatırılması talebinde bulundu. Olumsuz yanıt alan kadınlar kapı kapı dolaşarak haklarını aramaya çalıştı.

Bir kadınının başvurusu üzerine olaydan haberdar olan İzmir Barosu Kadın Hakları Merkezi, İzmir genelevinde sigorta primleri yatırılmadığı için emeklilik hakkı kazanamayan çok sayıda kadın olduğu bilgisine ulaştı. İzmir Valiliği İnsan Hakları Kurulu’na müracaat eden avukatlar, “Genelevinde Çalışan Genel Kadınların Hak İhlallerini Tespit ve Araştırma Alt Komisyonu”nu kurdurdu. Habertürk gazetesinden Mehmet İnmez’in haberine göre, İzmir’de genelevleri pek çok kez ziyaret eden komisyon üyeleri, rapor hazırladı ve SGK’ya gönderdi.

23 GENELEVE PARA CEZASI

SGK İzmir İl Müdürlüğü tarafından görevlendirilen denetmenler, 23 ev sahibinin kadınların sigorta günlerini eksik yatırdığını, paralarını düzenli ödemediğini ve özlük haklarını vermediğini tespit etti. Yapılan incelemede, 7 yıllık sürede evlerde çalışan 1800 kadının sigorta primlerinin eksik yatırıldığı ortaya çıktı. İşverenlere para cezası kesen SGK, eksik günlerin yatırılmasını sağlayarak, ilk planda emeklilik günleri dolan 501 kadına emekli maaşı bağladı. SGK’nin uyarısıyla bin 299 kadının ise eksik primleri yatırıldı.

İzmir genelevindeki kadınların dava açmadan haklarına kavuşması Türkiye’nin diğer illerindeki kadınlara da örnek oldu. Emeklilik isteyen kadınlar, “İşveren sigorta primlerimizi eksik yatırmış. Her yıl işe giriş çıkış yaptıkları için işsiz kaldığımızda işsizlik maaşından da yararlanamıyoruz. Devlet bize sahip çıksın” dedi.

(Cumhuriyet)