Ana Sayfa Blog Sayfa 3285

[Kırsal Yaşam ve Yapılar] Ağaç kesimi ve depolama – Hüseyin Melih Aşanlı

Yeni İnsan Yayınevi‘nden kitap ve e-kitap olarak çıkan, ‘Geleneksel Yapı Teknikleri : Doğal ve Ekolojik Yapı Rehberinin yazarı Melih Aşanlı ile Yeşil Gazete’de “Kırsal Yaşam ve Yapılar” başlıklı yazı dizisine başladık.

Kendisi ile Temmuz ayında kitabı bağlamında gerçekleştirdiğimiz röportaj sırasında kararlaştırdığımız bu yazı dizisinin kırsalda bir hayat kurmak isteyen tüm okurlarımız için de bir rehber olmasını umut ediyoruz

***

6 – Ağaç kesimi ve depolama

İstek üzerine ormandan nasıl ağaç seçilir başlıklı bir konu yazıyorum. İlk önce ormandan ağaç kesemeyiz. Aslında kesebilseydik, ormanımız kalır mıydı bilmiyorum, belki de kalırdı korktuğumuzun aksine. Çünkü  yüzyıllardan beri orman köylüleri ihtiyaçları kadar ormanlardan ağaçları kesiyorlar ve ormanların azaldığı falan yok. Üstüne bir de gelişmiş ve çoğalmış durumdalar. Tabi ki ne zamana kadar, ormanların sanayi kuruluşları tarafından kullanılmasına kadar. Uzun yıllardan beri orman köylüleri ile birlikteyim. Onlar bir ağaç keserken aynı zamanda bakım yapmak gibi bir hassasiyetlere sahipler. Çünkü ormanı yaşamın kaynağı ve evi olarak görüyorlar. Çobanlık yaparken rastladıkları ağaçların budamasını yapıyor, kırılan dalları temizliyor, ormanı bunaltmış sarmaşıkları ayıklıyorlar. Sanırım bu orman ile insanın kurduğu kadim ilişkiden beri böyle. Ama kağıt fabrikaları, kereste ve yonga sanayisi için maalesef aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Henüz bu yaz kilometrekarelerce alanı burnumuzun dibinde dev makineler ile dümdüz edip, çıkan tüm ağaçları yerinde talaş haline getirdiler. Dünyanın şimdiki sistemi bu.

Peki biz ağaçlarımızı nasıl keseriz? Öncelikle kendi arazimiz varsa bir kısmını orman olarak muhafaza edip ya da ağaçlandırıp, yıllar sonra ihtiyacımız kadar kesebiliriz. Eğer böyle bir imkana sahip değilsek, orman köylerinde ağaçların büyümesi için ayrılmış tapulu araziler var. Bu araziler periyodik olarak mangal kömürü yapmak maksadı ile satılıyor. Bu işleme tapulu kesim denilir. Ormana dilekçe verirsiniz, resmi bir takım işlemler vardır. Orman kesim yapılacak yeri gelir ölçer ve izin verir. O saatten sonra dilediğiniz gibi o arazi üstünde kesim yapabilirsiniz.  Arazi üzerinde muhtemelen sadece meşe ağaçları vardır. Bu da işin başka sıkıcı bir yönü.

Tüm bunları bir kenara bıraktığımızda ve kesim kısmı ile ilgilendiğimizde, öncelikle ağacı ne işte kullanacağımız önemlidir. Her ağaçtan maalesef her ürünü üretemeyiz. Yapı işlerinde kullanılacak ağaçların içerisinde öz bulunması gerekir. Öz kısım ne kadar kalın olursa ağaç o kadar sağlam olacaktır. Mesela kızıl meşede yoğun öz varken, ak meşede yoktur sadece odun olur.

Arazide gezerken kesilecek ağaç seçilir. Uzunluğu, kabuklarının soyulmasından sonra kalacak kutur kalınlığı, dallarının nerede başladığına bakılır, çünkü dallar budaklardır ve zayıf halkaları oluştururlar. Ağacın eğri  olması genellikle bir dezavantajdır. Düzeltmek için çok zaman ve malzeme israf edilir. Eğer aradığımız ağacı bulduysak, sıra kesim şartlarının uygunluğuna gelir.  Ağacın nerede olduğu önemlidir. Eğimli bir yamaç işi zorlaştıracaktır. Bölgenin rüzgar alıp almaması da önemlidir. Çevresinde ağacın güvenli yıkılabileceği bir alan olmalıdır ve yıkılırken başka bir ağaca zarar vermemelidir. Ağaçların dalları kavak haricinde ekseriyetle lodos istikametinde uzar. Poyrazın soğuk esintisini onlar da bizler gibi çok sevmezler. Bu yüzden ağacın poyraz tarafı daha ağırdır ve o tarafa düşme eğilimi vardır. Fakat arazinin eğimi, esen rüzgar, ağacın eğriliği her şeyi değiştirebilir. Değiştirmediğini varsayarsak ve işin en adabına göre hareket etmek istersek, öncelikle sonbahar sonlarında yani ağacın suyu neredeyse tamamen çekildiğinde ve yaprakları döküldüğünde ağacın tepesine tırmanarak tepe kesimi yapılır. Bu arada kesim motoru veya balta ile ağaç kesmek, ciddi bir iştir ve profesyonel deneyim ile bilgi ister. Orman kazaları hayati tehlike taşırlar. Bence bir bilen ile çalışılmalı, kimse kendini tehlikeye atmamalı. Öyle bir kaç satır ile anlatılabilir bir işten maalesef bahsetmiyorum.

Tepe kesimi yapılan ağaç bir iki ay daha kendi haline bırakılır. Kış mevsiminde ormanın uygun olduğu balçığın çamurun ve yoğun karın olmadığı bir ara ağacın kesimi yapılır. Olabildiğince dipten en az sarfiyat olacak şekilde kesmek için ağacın dibi çalı çırpı ve taşlardan çapa ile ayıklanır. Ağacın sıvaması yapılıp işi engelleyecek dallar çevreden uzaklaştırılır. Devrilme aşamasında kaçmak için bir kaçış yolu planlanır, rüzgar ve diğer etkenler gözden geçirilir ve salavat getirilerek ağacı kesme işlemine başlanır. Eğer ağaç çok büyükse macera da büyüyecektir.

Kesilen ağaç dalları temizlenir ve kendi dallarından yapılan takozların üstüne oturtulur. Takozlar orman yüzeyinden ağacı en az 35-40 cm. yükseltmelidir. Toprakta kalan ağaçlar çürür yada böceklenirler. Ağaçlar tüm kışı ormanda takoz üzerinde geçirirler. Yağan kar ve yağmur ağaç kabuğu ile odunu arasında bir boşluk yaratır kabuk soyma işleminde geç kalınırsa kabuk kuruyacak ve soyulması çok zorlaşacaktır.. Kış sonu bahar gelmeden daha havalar soğukken gidilip sökü demiri ya da yontma baltası ile (ben balta yada tahra kullanıyorum.) Kabukları soyulur ve oradan uzaklaştırılır. Ağacın altı temiz olmalı. Bahar yağmurları ve hatta son karlar ağacı iyice yıkamalı. Bu arada eğer ağaç açık alanda ise güneş kütüğümüzün çatlamasına sebep olacaktır.

Tüm ahşaplar gölgede ve serin bol rüzgar alan yerlerde kurumalıdır.  İlkbaharın ortalarında ya da mevsime göre sonlarında havalar çok ısınmadan, ağaç zincirle traktöre bağlanır ve sürüklenerek atölyeye taşınır. Orada en az 60’lık bıçkı ile kaba kesim yapılır. Eğer kereste değil azman gibi büyük ebatlı taşıyıcı isteniyorsa balta ile yontulur. Yontulan ya da biçilen kereste gölgede yerden yine 40cm.civarı yüksekte kurumaya bırakılır. Kereste istifi çok önemlidir. Yanlış istiflenmiş kereste mutlaka ya döner ya burulur ya da çatlar. Ağaçlar kesit alanlarından daha hızlı kururlar. Yani kerestenin iki başı çabuk kurur. Buralar hızlı kuruduğunda çatlama yapar, başları boyanarak bu önlenebilir. İstiflemede sandık istif en makul istifleme biçimidir.

Yaz ayı çatlama ve eğrilme için en tehlikeli aydır. Serin kuru ve rüzgarlı alanda doğru istiflenmiş ağaçlar bir yıl sonunda %12 civarında hava kurusu diye tabir edilen nemlilik derecesine ulaşırlar. Bu nem dış cephe çalışmaları, yapı çatkısı, ve diğer yapı parçaları için yeterlidir. Mobilya için ağaçların iç mekan ısılarında dayanmaları ve daha kuru olmaları gerekir. Hava kurusu bir kereste ile güzel bir dolap yapıp evinize koyduğunuzda, ilk kış yanan soba ile malzeme %6-7 nem oranlarına kadar nemini atacak, dolayısı ile çalışacak, çatlayacak, eğrilip bükülecektir.

Mobilya yapımı için fırın kurusu kerestelere ihtiyacımız var. Eski marangoz atölyelerine sobanın makul bir uzaklığında mobilya için bekletilen keresteler kullanılırdı. Soba ile kereste kurutmak tecrübe isteyen ve uğraştırıcı bir iştir. Soba sanayi fırınları gibi homojen bir ısı yaymadığından kerestelerin dengesiz kurumasına ve çok deforme olmasına sebep olacaktır. Soba sürekli yer değiştirmeler ve çevirmeler gerektiren bir kurutma yöntemidir.

Ağaçların kesilme ve depolanma kısmı ön bilgi olarak bu kadar. Pratik eğitim ya da deneyim olmadan uygulama aşamasına geçilmemesi gereken işler olduğunu hatırlatmak isterim. Aslında bu yazıda hangi ağaçla ne yapılması gerektiğini de yazmayı planlıyordum ama konu uzun sürdü. Haftaya yapılarda enerji kısmından bahsedecektim fakat şu şartlar altında o bir sonraki haftaya kaldı. Haftaya bazı ağaçların özellikleri ve nerelerde kullanıldıkları ile kerestelerin aslında nasıl kesilmesi gerektiğini anlatan bir yazı ile bu yazıyı tamamlamayı düşünüyorum.

Hoşçakalın.

 

Hüseyin Melih Aşanlı

HDP’li Garo Paylan’a Meclisten soykırım cezası

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Garo Paylan’a, Anayasa değişikliği teklifinin 11. maddesinin görüşmelerinde “soykırım” ifadesi nedeniyle TBMM’den üç birleşim boyunca çıkarılma cezası verildi.

Paylan yaptığı konuşmada Türkiye tarihinde yok sayılanların sessizliğe büründüğünü veya isyan ettiğini belirterek “1913-1923 yıllarında Ermeniler, Süryaniler, Rumlar ve Yahudiler kaybedildi. Büyük katliam ve soykırımlarla bu topraklardan ya sürüldüler ya mübadelelere uğradılar” dedi.

“Adını hep beraber koyalım”

Paylan’ın, ‘soykırım” demesi üzerine AKP’li vekiller bağırarak ayağa kalktı. TBMM Başkanvekili Ahmet Aydın da Paylan’a “Hâl ve hareketlerinize dikkat edin” diye seslendi ve sözlerini geri almasını istedi.

Paylan ise sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir zamanlar yüzde 40’tık, bugün binde biriz. Herhalde başımıza bir iş geldi ki… Ben adına soykırım diyorum, siz ne derseniz deyin. Adını hep beraber koyalım ve yolumuza devam edelim. Ermeni halkı başına ne geldiğini çok iyi biliyor. Atamın, dedemin başına ne geldiğini çok iyi biliyorum. Gelin, adını siz koyun, hep beraber yüzleşelim. Artık biz yok hükmündeyiz, binde bire düşmüş durumdayız.”

AKP İstanbul Miletvekii Metin Külünk “O soykırım kelimesi düzeltilecek” diye bağırdı. Bazı AKP’liler de Paylan’ın üzerine yürüdü. Gerilimin tırmanması üzerine oturuma ara verildi.

Üç parti kınadı, HDP salonu terk etti

Aranın ardından AKP, CHP ve MHP adına söz alan vekiller, Garo Paylan’ın sözlerini kınadı.

Paylan’a “soykırım” ifadesi nedeniyle TBMM’den üç birleşim boyunca çıkarılma cezası verildi. Paylan’ın sözlerinin TBMM tutanaklarından da çıkarılacağı belirtildi. Kararın açıklanmasının ardından HDP’li vekiller Garo Paylan’la birlikte Genel Kurul salonunu terk etti.

 

(Bianet)

Pembe Hayat KuirFest’te ikinci gün: 14 Ocak

Pembe Hayat KuirFest Ankara’daki ikinci gününde takipçilerine ödüllü uzun metraj kurmaca ve belgesel yapımlar, kısa filmler ve özel seçkilerle dolu bir program sunuyor.

Kuir kültürü yaygınlaştırmak ve toplumsal dayanışmayı genişletmek amacıyla bu yıl ücretsiz olarak gerçekleştirilen etkinlik ve gösterimleri, 19 Ocak’a kadar Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Haymatlos Mekân’da takip edebilirsiniz.

‘Amerika’dan Türkiye’ye: Baldwin’in İzinde’

Bugün, festival programının en özel seçkilerinden ‘Amerika’dan Türkiye’ye: Baldwin’in İzinde’ başlıklı bölüm izleyicilerle buluşacak. Ünlü yazarın yaşamı, mücadelesi ve fikirlerinin izini süren bölüm bizleri, Baldwin’in dünyanın hiçbir zaman egemenden ibaret olmadığını ve hayatta olduğumuz sürece mücadeleye devam etmemiz gerektiğini hatırlatan sözlerinden ilhamla bugüne bakmaya davet ediyor. Seçki kapsamında bugün, Aykan Safoğlu’nun Oberhausen Uluslararası Kısa Film Festivali’nde Özel Jüri Ödülü alan ve James Baldwin ile kurgusal bir diyaloğu konu alan filmi Kırık Beyaz Laleler (Off-White Tulips, 2013), geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden ünlü fotoğrafçı Sedat Pakay’dan James Baldwin’in İstanbul’daki günlerini belgeleyen James Baldwin: Başka Bir Yerden (James Baldwin: From Another Place, 1973) ve aktivist, komedyen Dick Gregory’nin James Baldwin ile 1960’ların İngiltere ve Amerika’sındaki siyah kimliği hakkında gerçekleştirdiği bir tartışmayı belgeleyen filmi Baldwin’in Zencisi (Baldwin’s Nigger, 1968) gösterilecek. Gösterimlerin ardından yönetmen ve sinema yazarı Zeynep Dadak’ın da katılımıyla hep birlikte Baldwin’i konuşacağız.

‘Kuir Belgeseller’

Festival programında bugün dünya festivallerinde ses getiren yapımların yer aldığı ‘Kuir Belgeseller’ bölümü dikkat çekiyor. Ünlü bir yazar olan 13 yıllık hayat arkadaşını bir kıskançlık krizi sırasında öldüren Jens Michael Shau’nun hikâyesini anlatan Ne Yaptı? (What He Did, 2015) bölümün en heyecan verici filmlerinden. Danimarka yapımı suç belgeseli, yönetmen Jonas Poher Rasmussen’in katılımıyla gösterilecek. Film, DokFilm, Hot Docs ve Queer Lisboa gibi festivallerde gösterildi, Selânik Belgesel Film Festivali’nde FIPRESCI ödülünün ve Oslo/Fusion Film Festivali’nde Belgesel Jüri Ödülü’nün sahibi oldu. Delikanlının Hası (Real Boy, 2016) kimlik ve geçiş temalarını merkezine alarak, anne-evlat ilişkisi ve trans dayanışması etrafında örülen bir birlikte büyüme ve dönüşme hikâyesi olarak dikkat çekiyor. Daha önce iki kez Teddy Ödülü’ne lâyık görülen ünlü yönetmen Sébastien Lifshitz’in Cannes Film Festivali’nde ‘Kuir Palmiye’ ödülünü kazanan filmi Therese’in Hayatları (Les vies de Thérèse, 2016) ise Ankara’daki ilk gösterimini İKSV işbirliğiyle KuirFest kapsamında gerçekleştirecek. Belgesel, LGBTİ hakları mücadelesi tarihinin önemli isimlerinden Thérèse Clerc’in hayatının son dönemine odaklanıyor.

‘Ğ’

Türkiye’den uzun metrajların gösterildiği ‘Ğ’ bölümü kapsamında bugün, !f İstanbul’da Keş!f ödülünü kucaklayan Veşartî (Gizli, 2015) gösterilecek. Ali Kemal Çınar’ın ikinci uzun metrajı olan Veşartî, 30 yaşına geldiğinde bir kadına dönüşeceğini öğrenen bir gencin hikâyesini anlatıyor. Film Kürt sineması içinde farklı arayışıyla dikkat çekerken, yalın dünyasıyla da sevilen bir yapım oldu.

‘Gökkuşağının Altında’

Dünya festivallerinden ödüllü filmlerin yer aldığı ‘Gökkuşağının Altında’ bölümü bugün Kerem Sanga’nın yeni bir romansın ilk heyecanlarına ve yüzyıllardır tadılan aşk acısına dair çağdaş ve bir o kadar lezzetli bir perspektif sunduğu filmi Sevdiğim İlk Kız (First Girl I Loved, 2016) gösterilecek. Filmin, kendine has mizahı ve sosyal medyanın yaratıcı kullanımıyla yıl boyu festivallerde dikkatleri üzerine topladı ve Sundance Film Festivali’nde Seyirci Ödülü’nün sahibi oldu.

Ayrıca….

‘Kuir Kısalar Yarışması’ndan filmlerin gösterimi bugün de devam ediyor. Yarışmanın jürisi Zeynep Dadak, Jonas Poher Rasmussen ve Özge Çelikaslan’dan oluşuyor. Kazanan, festivalin son günlerinde belli olacak.

Ayrıntılı bilgi ve festival programı için: www.pembehayatkuirfest.org

(Yeşil Gazete)

Ölmez ağaç Zeytin ve İklim değişikliği

Bilindiği ve her fırsatta tekrar edilmesi gerektiği üzere, iklim değişikliği yeryüzündeki tüm yaşam formlarını ve bunlar arasındaki dengeyi etkiliyor. Artan sıcaklıklar, kuraklık, seller, yakın zamanda tattığımız siklonlu yağışlar ve daha birçok aşırı hava olayı türlerin ekosistemdeki varlığını kritik düzeyde değiştirebiliyor.

İklim değişikliğinin hem öznesi hem de nesnesi konumundaki tarım, insanın en temel ihtiyaçlarından olan gıda temin etme fonksiyonu göz önüne alındığında, iklim değişikliği araştırmalarında ve hükümetlerin gıda güvencesi politikalarında öncelikli alanlar arasında geliyor.

Görsel: Extreme weather for crop farmers

Değişen iklim koşullarının bitki metabolizmasında ne tür değişimlere yol açabileceğini öngörmek oldukça karmaşık bir süreç, zira ekosistemdeki her canlı birbirine güçlü bir örüntü ile bağlı. Yeni koşullar altında bitkinin büyüme hızının ve kütlesinin ne olacağı kadar bu bitki türleriyle beslenen diğer canlıların nasıl etkileneceği de ürün verimliliğinde önem arz ediyor.

Yapılan çeşitli çalışmalar bin yıllardır barışın, bilgeliğin, bereketin sembolü; Akdeniz kültürünün ayrılmaz parçası zeytin ağaçlarının değişen iklim koşulları altında geleceğini araştırıyor- ki iklim değişikliği kaynaklı tehlike çanlarının en net işitildiği bölgelerden biri Akdeniz havzası. İtalya Yeni Teknolojiler, Enerji ve Sürdürülebilir Ekonomik Kalkınma Ulusal Ajansı (ENEA) ve Sürdürülebilir Agro-ekolojik Sistemler Merkezi (CASAS)nden bilim insanı Luigi Ponti, bir çalışmasında ortalama 1.8°C‘lik sıcaklık artışının zeytin fenolojisi ve zeytin sineği popülasyonuna etkilerini incelemişti. Bu çalışma sonunda Akdeniz havzasında hem kazananların hem de kaybedenlerin olabileceği görüldü.

Görsel: The New Age

Kurulan biyoekonomik modele göre (verim, zararlılarla mücadele maliyeti, ürün kalitesi ve bunlara bağlı piyasa fiyatları gibi parametreler eşliğinde) 1.8°C’ lik artışa havzanın farklı bölgeleri farklı tepkiler vermekte. Zeytin sineği istilası artmakta ya da azalmakta, öte yandan sıcaklığa bağlı ürün verimliliği de çeşitlilik göstermekte. Ekonomik kaybın en fazla başta Orta Doğu olmak üzere Türkiye, Yunanistan ve Balkanlar’ı içine alan bölgelerde yaşanacağını gösteriyor. Dahası, ekonomik kayıplardan en çok etkilenecek grupların çölleşmeye meyilli eğimli arazilerdeki küçük çiftlik sahiplerini etkilemesi beklenmekte. Zararlı sayısında artışın olduğu bölgeler ise daha fazla kimyasal ilaç kullanımıyla uzun vadede bu zararlıların direnç kazanmasına ve dolayısıyla artan maliyet ve zararlara maruz kalabilir.

Bölgelere göre zeytin üretimi karlılığındaki değişim oranı sıklık dağılım grafiği. Renk skalasında sağa doğru koyulaşan kırmızı tonlar artışı, sola doğru koyulaşan mavi tonlar ise azalışı temsil ediyor. Görsel: ENEA

Sonuç olarak terk edilmek zorunda kalındığında bu topraklar erozyona açık, ekosistem sağlığı ve gıda güvencesi önünde tehdit oluşturan alanlar haline geliyor.

Buraya kadarki kısmı zeytinin iklim değişikliğine nasıl ve ne dereceye kadar uyum sağlayabileceği olarak ele alırsak eğer, sıra ölmez ağacın iklim değişikliği azaltım süreçlerindeki olası rollerine geliyor.

Uluslararası Zeytin Konseyi (IOC) nin Marakeş’te düzenlenen 22. taraflar toplantısında (öteki adı ile COP22) zeytin ağacının çevre üzerindeki olumlu etkilerine yönelik bir sunum gerçekleştirmişti. Buna göre, eğimli arazilerde yetişen ve benzer odunsu bitkilerin hayatta kalamayacağı zor iklim koşullarına dayanıklı zeytin ağacı bu özellikleri sayesinde erozyon ve çölleşmeyle mücadelede önemli bir rol sahibi. Erozyonu engelleyici ve dolayısıyla organik maddenin (yani aslında atmosferdeki karbondioksitten fotosentez yoluyla alınmış karbonun) toprakta tutulmasını sağlayıcı rolü zeytini iklim değişikliği azaltımında yardımcı kılıyor. Yine IOC’ye göre, 1 litre zeytinyağı üretiminin belli şartlar altında 10 kg’a kadar CO2‘yi tutma potansiyeli var. Yani zeytin ağacı hem erozyona açık toprakları koruyucu özelliği hem de zeytin yağı üretimi için gereken zeytinlerini oluşturmada atmosferden tuttuğu CO2 sayesinde iklim adaleti için mücadele saflarında yer alıyor.

Zeytinlikler ve üzüm bağları, Meknes/Fas. Görsel: Olive Oil Times

Sonuç olarak, barışın simgesi ölmez ağaç iklim değişikliği tehdidi altında olmasına rağmen barışçıl yanını unutmuyor ve yapıcı mücadelesine devam ediyor.

Doğum gününün yaklaştığı şu günlerde Nazım Hikmet’ten aşağıdaki alıntının tam da yeri sanki..

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                                      yaşamak yanı ağır bastığından. "

 

Haber: Özge Geyik

 

(Yeşil Gazete, Olive Oil Times, Pnas.org)

Son dönemin Yeşil Kitapları

İklim Değişikliği ve Medya

Medya, iklim değişikliği gibi çok boyutlu, sonuçları açısından belirsizliklerle dolu ve hızlı politik kararlar almayı gerektiren konuları toplumların gündemine taşımakta önemli bir role sahiptir. Ancak kuraklık dönemleri, alışılmadık hava olayları ve gündeme oturan küresel gelişmeler dışında iklim değişikli- ğinin Türkiye’nin kitlesel medya organlarında pek fazla yer bulabildiği söylenemez. Türkiye’de kitlesel medya kuruluşlarında yöneticilik yapan gazeteciler- le yapılan mülakatlardan yola çıkan bu araştırmada iklim değişikliği ve bağlantılı konuların Türkiye’de neden medya gündemine yeterince gelmediği ve hangi şartlarda ve bağlamlarda haber olabildiği so- ruları ele alınmıştır.

İklim Değişikliği ve Medya (Politika Notunu okumak için tklynz

Ümit Şahin ve Mehmet Ali Üzelgün
IPM Yayını
2016

 

Toplum ve Bilim aralık sayısı: Ekolojinin Politikası: Piyasa, Mekan, Gıda

Bu sayıdaki yazıların bir hedefi ekoloji, mekân ve piyasa kavramlarının belirli söylemsel rejimler içinde nasıl devreye girdiğini, ortaya çıkan politik problemleri nasıl çerçevelendirdiğini ve üretilen çözümleri nasıl sınırlandırdığını göstermek; dolayısıyla bu kavramın her yerde karşımıza çıkan farklı yüzlerini eleştirel bir gözle yeniden ele almak. Ancak bu özel sayı sadece bir kavramın fikrî takibi üzerine kuru- lu değil. Bu kavram etrafında belirli mekânların nasıl örgütlendiğine, yaşam alanla- rının bozulup nasıl yeniden kurulduğuna ve bu esnada insanların ve diğer varlıkların ilişkilerinin nasıl dönüştüğüne bakıyoruz. Dolayısıyla sermayenin genişlemesini ve daha hızlı birikmesini mümkün kılan teknik-politik alanları irdeliyoruz.

Toplum ve Bilim Aralık 2016 (138-139)

 

Doğa Tarihi

Yaşlı Plinius’un İS 77-79 yıllarından günümüze ulaşan ve otuz yedi kitaptan oluşan Doğa Tarihi adlı bu büyük eseri kozmoloji, coğrafya, antropoloji, zooloji, botanik, tıp, farmakoloji, mineraloji ve sanat tarihi gibi hususlarda iki bin cildi bulan kitaptan derlenmiş bilgi, gözlem ve olguları bir arada toplaması bakımından bir ansiklopedi olma niteliğini taşıyor. Bu bilgi hazinesinin takdim ve fihristinin yer aldığı birinci kitabı ile kozmoloji konularının ele alındığı ikinci kitabı, eserin ilk defa Türkçeye kazandırılan bu baskısında bir araya geliyor.

Doğa Tarihi
Gaius Plinius Secundus
Çeviren: İnanç Pastırmacı
Say Yayınları
2017

 

 

Derleyen: Barış Gençer Baykan

Mersin’i tedbirsizlikler afete sürükledi

21 Aralıkta yağmaya başlayan kar Mersin’in yaylalarında tutsaklık yaşattı. 28 Aralık gecesinden başlayan yağmur ise Mersin’de sele sebep oldu. Akdeniz şehri olan Mersin’in yaşadığı sel ve kar afetlerini birebir yaşayınca yazmadan olmaz dedim, anlatılması gerekiyor. Fakat bu yazı geç kaleme alındı. Üzerine bir İstanbul Reina saldırısı, Başkanlık tartışmaları, kedi barınağı cinayeti, milletvekillerinin birbirini ısırması konuları geldi, geçti ve geçiyor. Yine de bilmek ve okumak isteyenler için tanık olduklarımı yazdım.

‘Hayır’lı günler!

Şehri planlamak mı planlamamak mı?

‘Hiç böylesini görmedim!’’ diyor Gözne’li vatandaş boyu kadar kar kalınlığına bakarak. En son Mersin’de bu derece yoğun kar 1981-1983 tarihlerinde görülmüş. Herkesin elinde kazma kürek. Yol boyu kar küreyen insanlar görüyorum. Yollar trafiğe kapalı. İnsanlar arabalarının üzerine işaret bırakıyorlar ki yerleri belli olsun. Kar hala yağıyor. İlk kez yağmasın artık diyorum, yağmasın! Elektrik kesiliyor, sular donuyor. 1150 metre yüksekliğindeki Gözne’de durumlar buyken, daha yüksek yerlerde yörüklerin mahsur kaldığını duyuyoruz. Yaylalarda kar mücadelesi varken, şehrin merkezinde ise sel var. Müftü deresi taşıyor, deniz insan yutuyor dalgalarıyla. Arabalar ‘Demokrasi’ içinde yüzüyorlar! Evet, doğal afet yaşanıyor Mersin’de, doğal olmayan tedbirsizlikler yüzünden.

Mersin, Gözne yaylasında bir evin çatısı

1982-1983

Mersin’in Kızılkaya köyünde yaşayan Hüseyin Kara’yla iletişim kuruyorum.

-Durumlar nedir orada? Biz Gözne’de mahsur kaldık.

Bana yazılı bir mesaj atıyor,

-En son 1981-1983 yıllarında bu kadar yoğun kar yağışı yaşanmış. Kızılkaya ve Alanyalı köylerinde yaklaşık on iki gündür su ve elektrik yok. Besicilik yapan köylüler çok zor durumda, yolları on gündür kapalı. Alanyalı köyü Kızılçukur mevkiinde Yörük Süleyman Aksoy ve Kuyualanı mevkiinde Yörük Mehmet Oksal mahsur durumda. Yolları kapalı, çadırlar kar altında. Kızılkaya köyü Kürtkızı mevkiinde Sebilli Mustafa yolu kapalı, on iki gündür irtibat kuramıyoruz. Kızılkaya’dan Alanyalı arası yol dar açıldığı için hergün kapanıyor. Otobus ve araçlar için yol kapalı.

Kızılkaya köyünden Hüseyin Kara’nın attığı mesaj

Son durumun bu şekilde olduğu Kızılkaya, yardım bekliyor. Gözne’de ise 3 gündür durmadan yağan kardan dolayı evlerin çatıları çöküyor, elektrik telleri karın ağırlığına dayanamadıkları için kopuyorlar. Telefon da çekmeyince Mersin’in merkezine 1 saatlık mesafedeki Gözne mahallesine iletişim zorlaşıyor. Öğreniyorum ki Gözne’ye gelen ve giden yollar kapatılmış. Burada da vatandaş yardım beklemeye koyuluyor.

Hüseyin Kara’nın evinin önü, Kızılkaya

Afete karşı dirençli şehir kuramamak 

Mersin’in yaşadığı sel felaketi 28 Ocak gecesi başladı. İnsanlar sağanak yağışa rağmen işlerine, okullarına gitme zorunluluğu içinde idiler o sabah. Şaşırtacak derece aralıksız ve yoğun yağıyor yağmur. Resmi makamlardan herhangi bir tatil açıklaması gelmediği için mecburi sokaklara iniliyor. Yollar gölleşmiş ve bazı sokaklardan geçebilmek için balık olmayı göze almak gerek. Hava yağıyor yağmasına buna çözümümüz yok. Peki ya sel felaketine de yok muydu çözüm? Geceden başlayan sağanak yağışın etkisini ön görüp, erkenden uyarı yapılamaz mıydı?

Şehirdeki sel açıkça kontrol altına alınamıyor. Sel nasıl kontrol altına alınsın değil mi? Önünde kim durabilir ki selin? Doğru, kimse duramaz. Duramayacağımızı da önceden kestirmesi gerekmiyor muydu yetkililerin? Bunu düşünüp, afete dirençli şehir önlemleri almaları gerekmez miydi? Derenin kavuşması gereken yatağının üzerine, canlı ve çevre hakkını hiçe sayan betonları yapmaması gerekmez miydi?

Demokrasiyi sel aldı

Demokrasi kavşağı

Denize ve yatağına kavuşamayan dere ve yağmur suları, akacak yer bulamayınca Demokrasi Kavşağı, Tulumba Battı Çıktı kavşaklarına doluyor. Belediyenin sağladığı bu ani havuz hizmetinden yararlanmak isteyen vatandaş ise deniz yatağını dereye kavuşturuyor ki dere yataksız kalmasın.

Tulumba Battı Çıktı’da yüzen Cihan Özbağdat ve batan araç

Afete Dirençli Şehir kapsamında; Belirsizlik odaklı planlama, zarar görebilirlik analizi, önleme, kentsel yönetim gibi temel planlama hizmetlerinin göz ardı edilmesi, Mersin’i sele müdahale edemez boyuta getirdi. Çocuklarını kreşe götürmek isteyen bir çifti öldürdü, çocukları ise kayıp. Bu afetin yarattığı yıkımı Mersin halkı kolay kolay atlatamayacak maalesef.

Kızılkaya’nın son durumu

Hüseyin Kara’dan aldığım 12.01.2017 tarihli son bilgilere göre yollar açık fakat buzlanma hakim. Değirmendere’ye kadar Toroslar belediyesi yolları açmış. Kızılkaya ve Alanyalı ise büyükşehir ekiplerini beş saat boyunca beklemişler. Ekipmanların bakımsız olduğunu iddia ediyor Kara ve Değirmendere’de hortumu patlak bir iş makinesinin durduğunu belirtiyor.

 

Gökçe Atik

 

Kartal’da ‘Nükleer mi? Sinop’a mı? Oldu canım!” fotoğraf sergisi

Fotoğraf Sanatçısı Volkan Atılgan, nükleer santrallerin tehlikelerine karşı kamuoyu farkındalığını artırmak amacı ile Nisan 2015’de Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda başlattığı “Nükleer mi? Sinop’a mı? oldu canım!” fotoğraf sergilerinin 13.sü için bugün 17:00’de Kartal Belediyesi Fıuaye Alanı‘nda açılış gerçekleştiriyor. Sergi 13 – 19 Ocak tarihleri arasında ziyaret edilebilir.

Hemen hemen tüm Türkiye’yi dolaşan fotoğraf sergilerinin bir özelliği de farklı sanat disiplinlerini de biraraya getirmesi. Bu bağlamda Kartal Belediyesi’ndeki açılışa katılanlar Art İstanbul Trio’dan çello keman ve piyano dinletisi imkanına da sahip olacaklar.

Açık Radyo’da haftaiçi hergün sabah 08:00 – 10:00 saatleri arasında yayınlanan Açık Gazete programında Ömer Madra ve Murat Can Tonbil‘in de sorularını yanıtlama imkanı bulan Volkan Atılgan, “Nükleer mi? Sinop’a mı? oldu canım!” fotoğraf sergisine dair şu bilgileri iletti.

“Biz bu fotoğraf sergisi ile nükleerin tehlikelerine karşı farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Ülkemizde hem Sinop hem de Mersin’de nükleer güç santralleri kurulması parlamento nezdinde kararlaştırılmış durumda. Yılda birkaç defa nükleer karşıtı mitingler düzenleyerek ‘Nükleere Hayır!’ sesini çıkartıyor olsak da daha geniş bir kesime ulaşılmasının da gerektiğini düşünüyorum.

Kartal’da 13.sünü hayata geçireceğimiz “Nükleer mi? Sinop’a mı? oldu canım!” fotoğraf sergisine kadar geçen sürede ülke çapında 800bin insana ulaşma imkanımız oldu. Bu 800bin kişiye ulaşmayı daa sergileri sadece kapalı mekanlarda gerçekleştrmen yerine açık alanları da dahil etmek sureti ile başardık diyebilirim. Sergi süresince ilgili yerde bulunarak tüm katılımcılara nükleer güç santralleri ile ilgili doğru bilgileri aktarmaya da gayret ediyoruz.

Bu akşam Kartal’da sergiyi açtıktan hemen sonra 16 Ocak Pazartesi günü de diğer yakaya geçerek Sarıyer Yaşar Kemal Kültür Merkezi‘nde sergimizi açacağız. Sarıyer’deki sergi ise 16 – 23 Ocak tarihleri arasında ziyarete açık olacak.

Kartal’daki sergi açılışında Art İstanbul Trio’dan çello keman ve piyano dinletisi de olacak.

Kartal Belediyesi Fuaye Salonu, Belediyenin hizmet binası içinde yer alıyor. Kartal sahilden çok rahat ulaşım sağlayabilir ziyaret etmek isteyenler.

Sarıyer Yaşar Kemal Kültür Merkezi’ne ulaşım için ise metronun Sarıyer Hacıosman Metrosu’ndan Darüşşafaka durağında inildiğinde Acıbadem Hastanesi önünde bulunuyor”

Fotoğraf Sanatçısı Volkan Atılgan’a Açık Radyo’daki programın ardından telefon ile ulaşma imkanı da bulduk. Yakın zamanda bu sergi bağlamında daha geniş kapsamlı bir röportajı da Yeşil Gazete’de yayınlama imkanı bulacağımız haberini de şimdiden paylaşmış olalım.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Pembe Hayat KuirFest’te ilk gün heyecanı

Pembe Hayat KuirFest  kapılarını altıncı kez açtı. Gece, açılış töreni ve ‘Gökkuşağının Altında’ bölümünün 66. Berlin Film Festivali’nden Teddy Ödülü’yle dönen yapımı Asla Yalnız Olmayacaksın’ın (Nunca vas a estar solo, 2016) gösteriminin ardından 7 Renk Koro’nun şarkıları ve DJ Şevval’in performansıyla devam etti. 

6. Pembe Hayat KuirFest’in açılışında Mersin’de kurulan ve Türkiye’nin ilk LGBTİ korosu ünvanını taşıyan 7 Renk Koro da renk kattı

Festivalde Bugün – 13 Ocak

Festival gösterimleri bugün ‘Kuir Kısalar Yarışması’ndan filmlerle başlıyor. KuirFest’in geçtiğimiz yıl programına dâhil ettiği yarışmada, İsrail’den İsveç’e dünyanın farklı yerlerinden 14 film yer alıyor. Yarışmanın jürisinde Zeynep Dadak, Jonas Poher Rasmussen ve Özge Çelikaslan yer alıyor. 

‘Gökkuşağının Altında’

KuirFest’in dünya festivallerinde dikkat çeken, ödüllü uzun metraj kurmaca filmleri takipçileriyle buluşturduğu bölümü ‘Gökkuşağının Altında’, festivalin ilk gününe hızlı bir giriş yapıyor. 

Geçtiğimiz yıl Berlin Film Festivali’nden Generation Kplus Büyük Ödülü ve Queer Lisboa’dan En İyi Film Seyirci Ödülü’yle ayrılan Şili-Arjantin ortak yapımı Rara (2016) ile katılımcılarının çoğunun üst sınıftan olduğu, yeni üreme teknolojilerinin sağladığı “özgürlükleri” tartışan bir konferans sırasında vestiyerde çalışan üç kadının konuyla ilgili tartışmalarını konu alan Henüz Bitmedi (Nichts ist erledigt, 2016) bugün festivalde olacak. Filmin yönetmenlerinden Kornelia Kugler filmin ardından soru-cevap etkinliğinde izleyicilerle buluşacak.

‘Kuir Belgeseller’

Festivallerde ses getiren, ödüllü belgeselleri bir araya getiren bölüm kapsamında bugün Tayland yapımı #BKKY (2016) gösterilecek. Film, 17 yaşındaki JoJo üzerinden Bangkok gençliğinin cinsellik, aşk, toplumsal cinsiyet ve kimlik gibi konulardaki deneyimlerini, kafa karışıklıklarını ve çocuklukla yetişkinlik arasında kalan duygularını keşfetmeye çalışıyor.

‘Ğ’

Türkiye sinemasından örneklere yer veren bölüm, açılışını Rüzgâr Buşki’nin Gezi Direnişi ve onu takip eden süreçte LGBTİ bireylerin rolünü anlatan belgeseli #direnayol (2016) ve Dünya prömiyerini KuirFest’te gerçekleştirecek olan Gacı Gibi (2016) ile yapacak. Gacı Gibi, Mersin’de yaşayan transseksüel bir seks işçisi olan Deniz’in uğradığı nefret saldırısını konu alıyor. #direnayol filminin katılımcılarından Şevval Kılıç ve İlksen Gürsoy, gösterimin ardından izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. Gacı Gibi’nin yönetmeni Serkan Çiftci de filmin ardından bizlerle olacak.

‘qÜLT’

Pembe Hayat KuirFest’in en çok ilgi gören bölümlerinden ‘qÜLT’ bu yıl da sinema tarihine damgasını vuran kuir yapımları festival izleyicileriyle tanıştırmaya devam ediyor. Festivalde bugün, KuirFest’in geçen yıl Tom Kalin imzalı Swoon (1992) ile mercek altına aldığı Yeni Kuir Sinema’nın önemli örneklerinden biri, Cheryl Dunye imzalı Karpuz Kadın (Watermelon Woman, 1996) yenilenmiş kopyasıyla seyirci karşısına çıkacak. 1980’lerin New York’unda kuir alt kültürün ikonik bir parçası olan drag baloları üzerinden Afro-Amerikan, Latin, eşcinsel ve trans komünitelerinin hayatlarını ve ırkçılık, homofobi, sınıf, cinsiyet gibi konuları ele alan Paris Yanıyor (Paris is Burning, 1990) da kesinlikle kaçırılmaması gereken filmlerden.

Ayrıntılı bilgi ve festival programı için: www.pembehayatkuirfest.org

 

(Yeşil Gazete)

BM Genel Sekreteri Guterres: Kıbrıs’ta çözüme yaklaşılıyor

Kıbrıs görüşmelerinin sürdüğü Cenevre’de konuşan BM Genel Sekreteri Guterres, Kıbrıs sorunun görünür bir gelecekte çözülmesine çok yaklaşıldığını belirtti.

Kıbrıs sorununa çözüm amacıyla Kıbrıslı Türk ve Rum liderler arasında 19 aydır süren müzakereler yeni bir aşamaya geldi.  İsviçre’nin Cenevre kentinde Kıbrıslı Türk ve Rum liderler Mustafa Akıncı ile Nikos Anastasiadis arasında üç gün süren tarihi Kıbrıs görüşmeleri, bugün garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin dışişleri bakanları seviyesinde katılımıyla beşli konferans haline geldi.

Konferansta Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan’ı Nikos Koçias, Birleşik Krallığı ise Boris Johnson temsil ediyor. Beşli konferans BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in başkanlığında başladı.

BM Genel Sekreteri  Guterres, Türk ve Rum liderler Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiadis ile birlikte düzenlenen ortak basın toplantısında, “Bu sabah son derece yapıcı bir oturum gerçekleştirdik, arkasından da öğle arasında açık bir tartışma ortamı bulduk” dedi. Yapılması gereken henüz çok iş olduğunu belirten Guterres, bunun sadece iki toplumun da güvenlik kaygılarını dindirmekle sınırlı olmadığına da dikkat çekti.

Kıbrıs sorunun görünür bir gelecekte çözülmesine çok yaklaşıldığını belirten BM Başkanı, ancak “mucize” beklenmemesi gerektiğini kaydetti. Müzakerelerde “sağlam ve dayanıklı bir çözüm arandığını“ kaydeden Guterres, Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varılacaksa, buna her iki toplumun yapılacak referandum sonucuna göre karar vereceğini ifade etti. Guterres, “Çok güçlü bir şekilde 2017 başında Kıbrıs’ın umut için bir sembol olabileceğine inanıyorum” diye konuştu.

Taraflar ne istiyor?

Türk tarafının sunduğu harita, Kuzey Kıbrıs sınırları içinde yer alan yüzde 36 oranındaki toprağın yüzde 29 nokta 2’ye inmesini öngörüyor. Rumlara bırakılacak yüzde 7 toprak karşılığında Kıbrıslı Türklerin Rumlarla siyasi eşitliğini sağlayacak bazı hayati yetkilerin alınması amaçlanıyor.

Türk tarafının harita teklifi, Rauf Denktaş döneminde yürütülen müzakerelerde yapılan ve Kuzey Kıbrıs meclisince de onaylanmış “yüzde 29 artı” diye adlandırılan oranı temel alıyor.

Rumların haritası ise Türklerden yüzde 8 oranında toprak alınmasını, böylece Kuzey’de adanın yüzde 36’sını oluşturan toprağın yüzde 28 nokta 2’ye inmesini öngörüyor.

Rum tarafı, demode olduğunu ileri sürdüğü garantörlüğün kalkmasını ve Türk askeri varlığının sona ermesini istiyor. Buna karşılık Kıbrıslı Türkler gerek kendi güvenliğini, gerekse varılacak anlaşmanın garantisini Türkiye’nin varlığında görüyor.

Zirvenin uzayabileceği, sürpriz ilerleme sağlanırsa düzeyinin yükselebileceği belirtiliyor.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini düzenleyen 8. madde kabul edildi

TBMM Genel Kurulu’nda Anayasa değişikliği teklifinin birinci tur oylamasında, Cumhurbaşkanı’na yürütme yetkisi veren ve ‘Devlet Başkanlığı’ sıfatı getiren 8. madde kabul edildi.

Teklifin çok tartışılan 8. maddesi, Anayasa’nın “cumhurbaşkanının görev ve yetkilerine” ilişkin maddesinde önemli değişiklikler getiriyor.

Başbakan Binali Yıldırım ve bazı AKP milletvekilleri, 6. madde oylaması sırasında fotoğraf çektirdi.

Anadolu Ajansı (AA), Meclis’te yapılan 481 milletvekilinin katıldığı oylamada 340 kabul, 135 ret oyu verildiğini bildirdi.

AA’nın haberinde maddeye ilişkin, “Cumhurbaşkanı, ‘devlet başkanı’ sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil edecek, anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını sağlayacak” ifadeleri yer aldı.

Buna göre, 8 madde Cumhurbaşkanı’na “kanunları yayımlamak” ve “tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye geri göndermek” gibi yetkiler getiriyor.

Cumhurbaşkanı, “yürütme yetkisine ilişkin konularda” Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilecek, milli güvenlik politikalarını belirleyerek gerekli gördüğü tedbirleri alabilecek.

Cumhurbaşkanı ayrıca, “kanunların, TBMM İçtüzüğü’nün tümünün veya belirli hükümlerinin anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açabilecek”.

Cumhurbaşkanlığı seçimini düzenleyen 7. madde de kabul edilmişti

TBMM Genel Kurulu’nda Anayasa değişikliği teklifinin birinci tur oylamasında, Cumhurbaşkanlığı seçimini düzenleyen 7. madde de 340 oyla kabul edildi.

Oylamaya 483 milletvekilinin katıldı; 340 kabul oyuna karşılık 136 ret oyu verildi. 4 boş, 2 geçersiz oy kullanıldı.

Meclis’te kabul edilen maddenin getirdiği düzenlemeye göre, Cumhurbaşkanı, 40 yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilecek. Cumhurbaşkanı en fazla 2 kez görev yapabilecek.

‘Erken seçim kararına Cumhuriyet Halk Partisi tam destek veriyor’

Anayasa değişikliği teklifinin 7. maddesinin görüşmeleri sırasında söz alarak konuşan CHP Antalya milletvekili Deniz Baykal, MHP lideri Devlet Bahçeli ve AKP Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un “Eğer anayasa Meclis’ten geçmezse seçime gidilir” sözlerine tepki gösterdi.

Deniz Baykal, “erken seçim” açıklamalarına sert yanıt verdi.

Erken seçim tehdidiyle siyasi sonuç almaya kalkışanları kınadığını söyleyen Baykal, “Eğer bu bir tehdit ise, yakışıksızdır” Eğer bu bir tespitse, zamansızdır. Eğer bu bir tehditse; böyle bir tehdidi Meclis’imize de, buradaki teker teker her bir vekilimize de hakaret sayarım.” dedi.

Baykal’ın konuşması ardından CHP grubunun bulunduğu bölümde ayağa kalkarak söz isteyen Grup Başkanvekili Levent Gök, erken seçim kararının hemen alınması gerektiğini söyledi. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de yaptığı açıklamada, “Sayın Genel Başkanımızın varlığında, Genel Başkanımızın talimatlarıyla, bugün böyle bir rejim değişikliğine kalkışmaktansa, bugün akşam gelecek bir erken seçim kararına Cumhuriyet Halk Partisi tam destek veriyor” dedi.

Toplam 7 madde kabul edildi

Yargı ile ilgili düzenlemeyi içeren birinci maddeye 347 kabul oyu geldi.

Teklifin, milletvekili sayısını 550’den 600’e çıkarılmasını öngören ikinci maddesi 343 oyla kabul edilmişti.

Seçilme yaşının 25’ten 18’e düşürülmesini öngören 3. Madde 341 oyla kabul edilmişti.

Teklifin “TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 5 yılda bir, aynı gün yapılmasını” öngören 4. maddesi, 343 oyla kabul edilmişti.

Meclisin görev ve yetkilerinin sıralandığı 5. madde ise 343 oyla kabul edildi.

Gensoruyu kaldıran 6. madde 343 oyla kabul edildi.

Süreç nasıl işliyor?

Değişiklik paketinde 18 madde bulunuyor. Yasa gereği, anayasa değişikliklerinin iki tur oylamayla yapılması gerekiyor.

Her madde görüşüldükten sonra, gizli oylama yapılıyor.

Genel Kurul’da yapılan birinci tur oylamalar, maddelerin ikinci tur oylamada 330’u geçip geçemeyeceğini göstermesi açısından önem taşıyor.

İlk tur oylamalar yapıldıktan sonra anayasa değişikliği görüşmelerinde birinci tur bitmiş olacak; ikinci ve son tur oylamalara geçilecek.

İkinci tur oylamada en az 330 oy alan maddeler kabul edilecek.

Ardından anayasa değişikliği paketi referanduma götürülecek.

 

(BBC Türkçe)