Ana Sayfa Blog Sayfa 2743

Bursa’da yapılması planlanan Biyokütle Enerji Santrali’ne karşı yöre halkının direnişi 67’nci gününde

Bursa’nın Büyükorhan ilçesine bağlı Karaağız Köyü’ne yapılmak istenen Biyokütle Enerji Santrali’ne karşı halkın direnişi bugün 67’nci gününe girdi. Kadın ve çocuklar başta olmak üzere tüm mahalle halkı köylerini ve topraklarını korumakta kararlı.

“16 yıldır bu iktidara oy veriyoruz, ama bizi 10 dakika bile dinlemediler”

Açık Radyo’da Yeşil Bülten programına konuk olan Karaağız Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Hayri Sönmez, “İş makinalarına karşı duruyoruz. Gündüz kadınlar, akşamları erkekler bekliyor. Pek çok sivil toplum örgütü bize destek oluyor ama maalesef devleti temsil eden kurumlar bizi dinlemiyorlar. ‘İlla yapacağız’ diyorlar. İktidara sesleniyoruz, biz 16 yıldır bu iktidara oy veriyoruz, ama bizi bir 10 dakika bile dinlemediler bu projeyi neden istemediğimizi. Çok canlı bir köyümüz var. SİT alanı, tarım arazileriyle. Süreç bizden gizli saklı yürütülüyor. Daha önce 250 kişilik bir çevik kuvvet ekibi gelmişti onları engelledik ama bir daha geleceklerini bekliyoruz. Şimdi bekliyoruz. Burada kimsenin başına bir şey gelmesin. Bursa’ya 100 km uzaklıkta, tarihi bir köy. 2 bin yıllık tarihi var. Böbrek taşını düşürenler buraya gelir suyu için. Küçükbaş hayvancılık yapılır devlet teşviğiyle ve bunu engellemek istiyorlar. Neden olduğunu anlamış değiliz. Sesimiz Bursa’dan öteye ulaşsın istiyoruz” açıklamalarında bulundu.

 

Biyokütle Enerji Santrali’ni halk sağlığı açısından değerlendiren Prof. Dr. Kayıhan Pala ise ciddi bir hava ve su kirliliğine yol açacağı uyarısında bulundu. Pala, şu açıklamalarda bulundu:

“En önemli sorunlardan biri denetim eksikliği”

“Biyokütle dediğimiz kavram geniş bir yelpazedeki kavramları barındır. Ayçiçek artığı da sanayi atığı da var içinde. Bu atıkların hangi bölümünden söz ettiğimizi belirtmek gerekir. Bu atıklar çevrimden geçince enerji ya da ısı elde edilir. Karaağız’da orman atıklarının yakılmasıyla karşısında yakılma sürecinde ortaya çoktan tüm sorunlarla karşılaşacağız demek oluyor bu. Hem yakma işlemi hem de yakılan ürünlere bakınca sağlığa etkilerini konuşmak gerekir, ve hava kirliliği üretecektir. Bu santral termik santraldan daha ciddi halk sağlığı sorunlarına neden olabilir zira odunun yakımı sonucundaki zarar artık dünyada çalışmalarla ortaya konmuş durumda. Karaağız’daki 49 MW enerji üreteceği belirtilen bu santralin ÇED raporu yok. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile yapılan toplantıda bulunmuştuk ve bu santral için yeterince organik çöp kalıntılarının olmadığını ortaya koyduk ve Türkiye’de böyle santrallerin örneklerine bakınca içinde kömür yakma eğilimlerinin olduğunu görüyoruz. Buradaki en önemli sorunlardan biri, denetim eksikliği.

“Cilt reaksiyonları, astım, boğaz ağrıları, nefes alma zorluğu, akciğer ve mesane kanseri görülme sıklığı artabilir”

Bursa Tabip Odası olarak yaptığımız bir başvuruda, özelleştirilen enerji tesislerinin 2020 yılına kadar denetim dışımda olduğu yanıtını almıştık. Bu yüzden Karaağız Köylüleri de projeyi köylerinde istemiyor. Atıl enerji kapasitesi bu kadar büyükken, neden bu enerji santrali ısrarı bilmiyoruz. Kömürlü termik santrallerin halk sağlığındaki maliyeti yüzde 10’u oluşturuyor. Bu santralin dolaylı ve doğrudan sağlık etkileri olur. Dolaylı etki, köylünün sularının santralde gitmesi sonucu susuzluktan kaynaklı sıkıntılar ortaya çıkabilir. Doğrudan olanlarda cilt reaksiyonları, astım, boğaz ağrıları, nefes alma zorlukları olabilir. İçinde kimyasal yakılması ihtimaliyle akciğer ve erkeklerde mesane kanseri görülme sıklığı artabilir. Türkiye’de partiküler maddenin solunmasıyla ilgili olarak bir sınır değer bulunmadığının altını çizelim. Sadece Bursa’da sınır değerin 3 katını soluyoruz. Çin’de yapılan çok ciddi bir araştırmanın sonucuyla The Guardian’da yayınlanan sonucuyla konuşursak eğer, bu partiküler maddeler çevrede yaşayanlarda zeka geriliğine bile yol açabilir durumda.”

 

(Yeşil Bülten, Yeşil Gazete)

Brezilya’dan Türkiye’ye getirilen ve şarbon hastalığına rastlanan 146 hayvan öldürüldü

Ankara Gölbaşı’nda karantinada tutulan hayvanlarla aynı gemiyle getirilen 3 binden fazla hayvanın Konya, İzmir ve Balıkesir’e gönderildiği ortaya çıktı. Bu üç ildeki çiftliklerde yapılan incelemelerde şarbona rastlanmadı. Gölbaşı’na yakın olan Ahiboz ve Günalan’daki kontrol işlemleri ise sürüyor.

“İlk bulgu bitki kaynaklı”

Hürriyet’ten Eray Görgülü’nün haberine göre şarbonlu hayvanlarla ilgili yeni bir açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Gölbaşı’ndaki işletmeye getirilen hayvanlardan şarbon vakası görülen 146’sının Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre öldürüldüğünü söyledi. İlk bulgulara göre şarbon hastalığının bitki kaynaklı olabileceğini belirten Pakdemirli, “İthal edilen hayvanlar, canlı veya et olarak hiçbir şekilde piyasaya verilmedi” ifadesini kullandı.

“Muayeneleri yapıldı”

Brezilya ve İrlanda’dan toplam 6 bin 968 baş kesimlik hayvan ithal edildiğini bildiren Pakdemirli, hayvanların İzmir Veteriner Sınır Kontrol Noktası’nda gerekli muayenelerinin yapıldıktan sonra, bu hayvanlardan 3 bin 9’unun Konya’daki işletmeye, 3 bin 959’unun da Ankara Gölbaşı ilçesi Ahiboz mahallesindeki işletmeye getirildiğini söyledi.

Şarbon tespit edilen hayvanları ithal ettiği belirtilen Hijazi Group yetkilileri Hürriyet’e yaptıkları açıklamada, söz konusu hayvanların ithalatında yalnızca gemilerini kiraladıklarını belirterek, bu ithalatla ilgili doğrudan bir bağlantılarının olmadığını söylediler.

Brezilya’dan ithal edilen büyükbaş hayvanlarda şarbon hastalığı çıktı: 50 hayvan öldü

7 ülkeden 7 hastalık: Ali Ekber Yıldırım devletin kendi eliyle ithal ettiği hayvan hastalıklarını yazdı

 

(Hürriyet)

7 ülkeden 7 hastalık: Ali Ekber Yıldırım devletin kendi eliyle ithal ettiği hayvan hastalıklarını yazdı

Et ve Balık Kurumu’nun Brezilya’dan ithal ettiği etlerde şarbon basili saptanması, yurt dışıdan ithal edilen hayvanlara uygulanan denetimlerin yeterliliği tartışmalarını gündeme getirdi.

Dünya gazetesi yazarı, gazeteci Ali Ekber Yıldırım Türkiye’deki ithal hayvan fazlalığı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

“Hayvancılıkta ithalat politikası ile Türkiye, sığır ithalatında dünya ikincisi, Avrupa’nın ise lideri konumuna geldi” diyen Yıldırım, veterinerlik konusunda yaşanan sıkıntılara da dikkat çekti.

Yıldırım’ın ‘İthalatla gelen hayvan hastalıkları’ başlıklı yazısının ilgili bölümü şu şekilde:

“İthalatta ulaşılması zor rekorlar kıran Türkiye, bir çok hayvan hastalığını da ithal ediyor. Saman, et ve et ürünleri ithalatı, hastalık risklerini daha da artırıyor. İthalatın başladığı 2010 yılından bu yana her yıl özellikle de kurban bayramı döneminde mutlaka bir kaç hastalıkla karşı karşıya kalıyoruz. Kurban döneminde hastalıkların ortaya çıkması tesadüf değil. Hem devlet hem de özel sektör kurban döneminde yerli hayvan fiyatını düşürmek için yoğun olarak ithalat yapıyor.

Şirket parası ile hayvan seçen veterinerler

İthalatın yapılabilmesi için Tarım Bakanlığı tarafından veteriner hekim görevlendirilmesi ve bu hekimlerin ithalatın yapılacağı ülkede hayvan seçiminde, hastalık testlerinde bulunması, onay vermesi gerekiyor. Onay vermezse ithalat yapılamaz.

Görevlendirmede önemli sorunlar yaşanıyor. Bakanlık genellikle aynı hekimleri görevlendirerek daha çok harcırah almalarını sağlıyor. Ayrıca, görevlendirilen veteriner hekimin harcırahını, yol parasını, otel masrafını ve diğer harcamalarını ithalatı yapan kurum veya şirket ödüyor. Görevini doğru yapan namuslu, dürüst görevlileri tenzih ederiz. Ancak, hayvanları hiç görmeden şirket parasıyla 5 yıldızlı otellerde keyif yapan veteriner hekimlerin imzasıyla hayvan ithal edildiği de biliniyor.

Canlı hayvan ve kırmızı et ithalatının başladığı 2010 yılından bu yana ülkeye giren bazı hastalıkları hatırlayalım:

Polonya’da deli dana hastalıklı et geldi mi?

Polonya hükümeti, 2011 ve 2012 yıllarında ihraç ettikleri kırmızı ette deli dana hasatlığı olduğu iddiası ile bir soruşturma başlattı. İhracat yapılan ülkelerden birisi Türkiye’ydi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na yazı yazıldı. Et ithalatında görevlendirilen veteriner hekimlerin görüşüne başvuruldu. Veteriner hekimler soruşturma kapsamında verdikleri ifadede: “Bize, Polonya dilinde evraklar verdiler. Bu dili bilmediğimiz için anlayamadık ve imza attık” diyerek savunma yaptı.

Dönemin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba; “Bunlar halkın ucuz et yemesini istemeyen mihraklardır” diye haber yapan gazeteleri suçladı.

Kaçak hayvanlarla Afrika hastalığı geldi mi?

Yıl 2014. Kurban Bayramı öncesi Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzurum ve çevresinde sığırlarda “Afrika Hastalığı” görüldü. Bakanlık yetkilileri Afrika hastalığının ülkeye kaçak veya sınır ticareti ile giren hayvanlarla girmiş olabileceğini ve hızla aşılama yapıldığını açıkladı. Bir zamanlar Orta Doğu ülkelerine canlı hayvan ve et ihraç eden Türkiye şimdi bu ülkelerden kaçak veya sınır ticaretiyle aldığı hayvanlarla hastalık ithal ediyordu.

Yunanistan ve Bulgaristan’dan mavi dil hastalığı

Aynı dönemde 2014 yılında Trakya ve Marmara Bölgesi’nde ise “Mavi Dil” hastalığı görüldü ve kısa sürede yayıldı. Bir çok ilde hayvan hareketleri durduruldu. Köy ve mahalleler karantinaya alındı.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı mavi dil hastalığının mayıs ayı sonunda önce Yunanistan’da daha sonra Bulgaristan’da görüldüğünü Türkiye’de ise ilk kez 12 Ağustos’ta Kırklareli’nde görüldüğünü, hastalığın yayılmaması için aşılama çalışmaları yapıldığını açıkladı.

Fransa’dan ithal edilen hayvanlarda mavi dil riski

Yine bir Kurban Bayramı öncesi Eylül 2015’te, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OİE), Fransa’nın Auvergne Bölgesi’nde (Allier, Cantal, Hauta-Lorie,Puy-DE Dome) Mavidil Serotip 8 hastalığı görüldüğünü ilan etti. Bu bölgeden Fransa’nın diğer bölgelerine ve Avrupa Birliği ülkelerine hayvan sevkiyatı durduruldu. O dönemde Fransa’dan hayvan alımı için seçim yapan Türk yetkililer karadan hayvanları getiremeyeceğini anlayınca deniz yoluyla hayvan ithal etti.

Türkiye’den ithalat yapan firmanın temsilcisi; “Milyonlarca lira ödediğimiz hayvanları Fransa’da mı bıraksaydık” diyerek ithalatı yaptı. Hastalık riskinin en yüksek olduğu bir dönemde Fransa’dan ithalat yapan tek ülke Türkiye olurken, Fransa, 2010 yılından bu yana Türkiye’ye özel önem veriyor. Eski bakanlardan Mehdi Eker’e “şövalyelik” nişanı verdi. Bu yıl Fransa’da yapılacak hayvancılık fuarında Türkiye “onur konuğu ülke” olarak ağırlanacak.

Romanya’dan gelen “sığır pasteurellozu” ile çok hayvan öldü

Bakanlar Kurulu, 2017 yılı için Et ve Süt Kurumu’na 500 bin baş besilik sığır ithalatı için yetki verdi. Et ve Süt Kurumu aldığı yetki kapsamında Romanya’da iki firma ile 17 bin baş besilik hayvan ithalatı için anlaşma imzaladı. Anlaşma kapsamında ithalatına başlanan hayvanlarda Sığır Pasteurellozu” hastalığına bağlı olarak çok sayıda hayvan öldü.

Bulgaristan’dan veba, Romanya’dan scrapie hastalığı

Türkiye uzun zamandan beri Romanya ve Bulgaristan’dan koyun ithal ediyor. Romanya’da Scrapie hastalığı, Bulgaristan’da koyun vebası hastalığı çıktı. Bu ülkelerde binlerce koyun itlaf edildi.İthalatı yapan Türkiye’de, bakan ve bürokratlar hemen açıklama yaptı: “Bizim ithal ettiğimiz koyunlarda hastalık yok.” Ülke vebadan kasıp kavrulurken Türkiye’ye sağlıklı koyunları nasıl seçip verdiler?

Brezilya’dan şarbon ithal edildi

Önceki gün ülkeyi sarsan yeni bir hastalık olayı patladı. Et ve Süt Kurumu’nun Brezilya’dan ithal ederek Ankara Gölbaşı İlçesi Ahiboz Mahallesi’ndeki bir işletmeye getirdiği hayvanlarda şarbon hastalığı tespit edildi. Kesimlik olarak ithal edilen yaklaşık 4 bin sığırın 50’si şarbon hastalığı nedeniyle öldü. Et ve Süt Kurumu yetkilileri hastalığı doğruladı.Etlerin imha edildiğini,bölgenin karantiya alındığını duyurdu.

Özetle, hükümet, 2010 yılından bu yana üretim yerine ithalatı destekleyince canlı hayvan ve et ithalatı ile birlikte çok sayıda hastalık ülkeye girdi. Sorumluluğu olan hiçbir yetkili istifa etmedi. Vatandaş hastalıklı etleri afiyetle yedi. Herkese afiyet olsun!

Bakan Pakdemirli’den şarbon açıklaması

Öte yandan Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Et ve Süt Kurumu tarafından ithal edilerek, Ankara İli Gölbaşı ilçesine bağlı Ahiboz beldesinde faaliyet gösteren özel sektöre ait bir işletmeye getirilen kesimlik büyükbaş hayvanlarda, Anthrax (şarbon) hastalığının tespit edildiği belirtilerek, “Anthrax (şarbon) tespit edilmesinin ardından Gölbaşı Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü ekipleri gözetiminde, söz konusu hayvan etleri imha edilerek, kesimhaneye karantina kararı alınmış ve tüm giriş çıkışlar yasaklanmıştı. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli şarbon hastalığının tespit edilmesi üzerine bu konuyla ilgili Bakanlık Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı müfettişlerince inceleme başlatılması talimatı vermiştir” denildi.

Tarım ve Orman Bakanlığınca bu konunun hassasiyetle takip edildiğinin aktarıldığı açıklamada, hastalığın çiftlik dışındaki başka hayvanlara bulaşmaması için de gerekli bütün tedbirler alınarak, uygulandığı, vatandaşların ve bölgedeki çiftçilerin endişe edeceği bir durumun söz konusu olmadığı aktarıldı.

Brezilya’dan ithal edilen büyükbaş hayvanlarda şarbon hastalığı çıktı: 50 hayvan öldü

Brezilya’dan Türkiye’ye canlı hayvan ticaretinde sağlıkçılardan “zehirli kimyasal” uyarısı

Brezilyalı hayvan hakları aktivistlerinden Türkiye’ye dayanışma çağrısı

Hayvan özgürlüğü aktivistlerinden protesto eylemi: Bu zülme ortak olmayın!

“Ölüm gemisi” NADA Türkiye’de!

 

(Cumhuriyet, Sözcü)

Porto Riko 1 yıl sonra Maria Kasırgası’ndaki kayıpların sayısını revize etti: 64 değil 2 bin 975 ölü

Porto Riko’da yetkililer, 2017 yılında Maria Kasırgası’nın Karayip Adaları’nı etkisi altına alması sonucu daha önce 64 olarak açıklanan yaşamını yitirenlerin sayısının 2 bin 975 olduğunu duyurdu. Bu, daha önce açıklanan rakamın yaklaşık 47 katına denk düşüyor.

Maria Kasırgası son 90 yıldır Karayip Adaları’nı etkisi altına alan en güçlü kasırga olarak kayda geçerken, Porto Riko’da hükümet son bir yılda defalarca meydana gelen kasırgalarda hayatını kaybedenlerin gerçek sayısını vermemekle suçlanıyordu.

Çok sayıda kişi kasırga sonrası yaşamını yitirmişti. Hayatını kaybedenlerin sayısını açıklayan yetkili Porto Riko Valisi Ricardo Rossello oldu.

Rosello, bulguları uzun soluklu bağımsız bir soruşturmanın ardından duyurdu. Düzenlediği basın toplantısında konuşan Vali Rosello, “Yetkililere resmi ölü sayısını 2 bin 975’e çıkarmaları için talimat veriyorum. Bu tahmini bir rakam olsa da, bilimsel dayanakları var” dedi.

ABD merkezli George Washington Üniversitesi’nin araştırmalarına dayanan güncel veriler, Porto Riko hükümeti tarafından da kabul gördü.

3 milyon 300 bin ABD vatandaşının yaşadığı Porto Riko’da kasırga nedeniyle nüfusun yüzde 8’i evlerini terk etmek zorunda kalmıştı.

Kasırga sonrası tedavi koşulları ve temiz suya erişimin yetersizliği ile tekrar eden elektik kesintileri nedeniyle çok sayıda insan hayatını kaybetmişti.

Harvey, Irma ve Maria kasırgalarının iklim değişikliğiyle ilgisi ne?

İklim değişikliği nedeniyle okyanus yüzeyinin ısınması ve buharlaşmanın artması hem kasırgaların daha fazla enerji biriktirmesine, hem de daha ağır yağış bırakmasına neden oluyor. Küresel ısınmaya bağlı olarak deniz seviyelerinin yükselmesi de denizden karaya vuran kasırgaların meydana getirdiği fırtına dalgalarının (storm surge) daha yükselmesine ve tahrip gücünün artmasına neden oluyor.

Maria Kasırgası Porto Rico’yu vurdu

Maria Kasırgası Porto Rico’yu 6 ay elektriksiz bırakacak

İklim değişikliği nedeniyle Irma ve Maria’nın vurduğu Porto Riko’da yıkım büyüyor

İklim değişikliğinin yol açtığı Irma ve Maria’nın vurduğu Porto Riko’daki insani krize dair

 

(Karınca, Yeşil Gazete)

2050 yılında 1 milyardan fazla kadın ve çocuk demir eksikliği anemisi ile yüz yüze kalabilir

Sera gazı emisyonları ile atmosferde artan karbondioksit yoğunluğu temel besin kaynaklarının besleyiciliğini azaltıyor.

Boston, ABD – Harvard Üniversitesi T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu tarafından yeni yayınlanan araştırmaya göre, fosil yakıt tüketimi ile atmosferde yoğunluğu artan karbondioksit (CO2), pirinç ve buğday gibi temel besin kaynaklarının daha az besleyici olmasına neden oluyor.

297 milyon insan çinko ve protein yetersizliği ile yüz yüze kalabilir

Araştırmaya göre, 2050 yılında, bu temel besin kaynaklarındaki azalan besleyicilik yüzünden, 175 milyon insanın çinko yetersizliği ve 122 milyon insanın ise protein yetersizliği ile karşı karşıya kalacak.

1 milyarı aşkın kadın ve çocukta yetersiz demir nedeniyle anemi riski artacak

Çalışma aynı zamanda, bir milyardan fazla kadın ve çocuğun ise yeterli demire erişemediğinden anemi ve benzer hastalık riskinin artacağını ortaya koyuyor.

Çalışmanın baş yazarı ve Harvard Üniversitesi araştırmacısı Sam Myers, “Araştırmamız, her gün, evimizi nasıl ısıtacağımız, ne yiyeceğimiz, nasıl seyahat edeceğimiz ve ne aldığımıza dair yaptığımız tercihlerin besinlerimizin besleyiciliğini azalttığını ve diğer toplumlar ile gelecek nesillerin sağlığını tehlikeye attığını çok açık bir biçimde gözler önüne seriyor” diyor.

Çalışma, 27 Ağustos 2018’de Nature Climate Change adlı prestijli dergide yayınlandı.

151 ülkeyi kapsayan detaylı bir analiz yapıldı

Halihazırda, dünya çapında 2 milyar insan besin yetersizliği çekiyor. Genellikle, insanlar, temel besleyici maddeleri bitkilerden elde ediyor. Beslenme rejimimizdeki proteinin %63’nü, demirin %81’ini ve çinkonun ise %68’ini bitkisel besinlerden elde ediyoruz. Çalışma, atmosferde artan CO2 seviyesinin, mahsüllerin daha az besleyici olmasına sebep olduğunu ve besinlerdeki protein, demir ve çinko miktarının 550 ppm CO2 seviyesinde, günümüzdeki 400 ppm CO2 seviyesine göre yüzde 3 ile 17 arasında azaldığını ortaya koyuyor.

Çalışma kapsamında, araştırmacılar, CO2 ilişkin besleyicilik sorunlarının yaratacağı sağlık problemini ortaya koymak için 151 ülkeyi kapsayan detaylı bir analiz yaptılar. Bu kapsamda, tüm bu besleyicileri kapsayan varsayımlar geliştiren araştırmacılar, 225 farklı gıdada etkileri en yakın bir biçimde tahmin edebilmek için yaş ve cinsiyite parametreleri üzerinden gerekli gıda alımı verilerini oluşturdular. Bu çalışma, daha az ülkede, daha az gıdayı inceleyen benzer çalışmalar üzerine inşa edildi.

Çalışma, CO2 seviyelerinin 550 ppm’e çıkabileceği bu yüzyılın ortasına kadar, sadece bu artışın temel besinlerde yaratacağı etki yüzünden, dünya popülasyonunun yüzde 1,9’u çinko yetersizliği ve yüzde 1.3’ü ise protein yetersizliği çekecek. Araştırma aynı zamanda, hali hazırda demir eksikliği riski altında bulunan 1.4 milyar doğurma yaşındaki kadın ve 5 yaş altı çocuğun demir eksikliği çekmesi ihtimalini de arttıyor.

Besin yetersizliği çeken 2 milyar insanın durumu kötüleşebilir

Araştırmacılar, hali hazırda besin yetersizliği çeken 2 milyar insanın da durumunun daha az besleyici olan gıdalar yüzünden kötüleşebileceğini vurguluyor.

Araştırmaya göre, Hindistan bu durumdan en çok etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Ülkede, 50 milyon insan çinko yetersizliği, 38 milyon insan protein yetersizliği ile karşı karşıya kalırken 502 milyon kadın ve çocuk ise demir yetersizliği ile ilişkin risklere karşı daha korumasız olacak. Güney Asya, Güneydoğu Asya, Afrika ve Ortadoğu diğer en çok etkilenecek olan coğrafyalar olarak ön plana çıkıyor.

Dünya Sağlık Birliği Başkanı da olan Myers “Araştırma, dünya sağlığı konusunda önemli giderek artan bir prensibi de tekrar gözler önüne seriyor. Dünya’nın milyonlarca yıldır var olan biyo-fiziksel dengesinin, kendi sağlığımızı ve refahımızı da tehlikeye atarak bozuyoruz.” diyor.

 

(Yeşil Gazete)

Hava kirliliği bilişsel performansı düşürüyor: En çok etkilenen erkekler

Çin’de hava kirliliğinin bilişsel becerilere etkisi üzerine farklı yaş gruplarından 20 bin kişiyle yapılan ve dört yıla yayılan araştırmaya göre havadaki zehirli partiküller, sayısal ve sözel becerilerde azalmaya neden oluyor.

Bilim dergisi ‘Proceedings of The National Academy of Science’ta yayımlanan araştırma sonuçlarına göre hava kirliliği yüzünden bir yıl eğitim boşa gitmiş oluyor.

BBC’de yer alan habere göre araştırma kapsamında 2010-2014 yılları arasında 10 yaş ve üstü kişilere belirli aralıklarla sayısal ve sözel becerileri ölçen 24 matematik ve 34 dil sorusu verildi. Ardından kişilerin maruz kaldıkları hava kirliliği seviyelerinin bilişsel test sonuçlarındaki zamansal değişimdeki etkileri hesaplandı.

Sonuçlar, hava kirliliğine daha uzun süre maruz kalanların bilişsel performanslarının daha fazla zarar gördüğünü ortaya koydu.

“Erkekler kadınlardan daha fazla etkileniyor”

Ayrıca araştırma sonuçlarına göre hava kirliliği erkekleri kadınlardan daha fazla etkiliyor.

Uzun süre kirli havaya maruz kalmak, kişilerin bilişsel becerilerini doğrudan zayıflatıyor. Bu durum özellikle düşük eğitimli erkeklerde yaşla birlikte daha hızlı ilerliyor.

Araştırmacılar, hava kirliliğinin Alzheimer ve demansın farklı türleri gibi dejeneratif hastalıkların görülme riskini de artırdığını belirtiyor.

Dünya Sağlık Örgütü, “görünmez katil” olarak tanımladığı hava kirliliği nedeniyle dünya genelinde yaklaşık 7 milyon prematüre ölüm yaşandığını söylüyor.

Türkiye’de Android işletim sistemi kullanıcıları bulundukları şehrin hava kalitesini ölçmek için “Nefesiniz Cebinizde” uygulamasını ücretsiz buraya tıklayarak ücretsiz indirebilir.  

Türkiye’de IOS işletim sistemi kullanıcıları bulundukları şehrin hava kalitesini ölçmek için “Nefesiniz Cebinizde” uygulamasını ücretsiz buraya tıklayarak indirebilir. 

Havanın ne kadar kirli olduğunun farkında mısınız? İşte İstanbul’un havası en kirli ve en temiz semtleri

Hava kirliliği sperm kalitesini düşürüyor, apandisit vakalarını artıyor

[Özel Haber] Marmaray için Yenikapı’ya getirilen yüzer termik santrala çevre örgütlerinden tepki: “İstanbul’da hava kirliliği artar”

İstanbul, Bursa ve Kırklareli’nde sağlığımızı tehdit eden hava kirliliği oranlarını inceledik

‘Türkiye’de hava kirliliği nedeniyle her yıl 32 bin kişi ölüyor’

 

(Karınca)

Dersim’deki yangını incelemeye giden HDP’lilere engel: Ormanları savunmak üzere buradayız

Dersim’de bombardıman sonucu yeniden başlayan yangın dört gündür devam ederken yetkililerin müdahale etmediği orman yangınını incelemek için bölgeye gelen HDP heyeti valiliğin emriyle engellendi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Ayhan Bilgen, Dersim Milletvekili Alican Önlü ile milletvekilleri Mahmut Toğrul, Erkan Baş, Meral Danış Beştaş, Erdal Aydemir, Murat Çepni, Mehmet Tiryaki, Dilşat Canbaz ve Kemal Bülbül’den oluşan heyet, orman yangınları için dün Dersim’e geldi. HDP milletvekillerinden oluşan heyet Dersim’de kurum ve kuruluşların temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirerek bilgi aldı.

Valilik isim vermeden huzuru bozmakla suçladı

Heyet daha yangın yerine gitmeden Tunceli Valisi Tuncay Sonel, valiliğin internet sitesinde yazılı bir açıklama yaptı. “Tunceli’nin huzurunu bozmak isteyenlere müsaade edilmeyecektir” başlıklı açıklamada, kentte onlarca hektarlık ormanlık alanın yanmasını ‘örtü altı yangın’ olarak belirtilmesi dikkat çekti. Sonel’in açıklaması şu şekilde:

“Tunceli, tarihinin en huzurlu günlerini yaşamakta olup istihdam başta olmak üzere şehrimize yapılan yatırımlarla Devletimiz ve vatandaşlarımız arasında sıcak bir diyalog ve iletişim ortamı sağlanmıştır. Bu durumdan rahatsız olan bazı art niyetli çevrelerce örtü altı yangınlar bahane edilerek esasen terörle mücadelemiz sekteye uğratılmak istenmekte gerçek olmayan paylaşım ve haberlerle vatandaşlarımızın çevre duyarlılığı istismar edilmektedir. Örtü altı yangınlarına yangın söndürme uçakları da dahil olmak üzere her türlü imkanlarımız seferber edilmiştir. Şehrimizin sahip olduğu bu huzurlu ortamı şu an kontrol altına aldığımız örtü altı yangınlarını bahane ederek bozmak, vatandaşlarımızın duyarlılıklarını istismar etmek ve terörle mücadelemizi sekteye uğratmak isteyen hiçbir kişiye, gruba ve oluşuma müsaade edilmeyecek ve gerekli her türlü kanuni işlem yapılacaktır.”

“Halkın değerlerini, kültürünü, ormanlarını savunmak üzere buradayız”

Öte yandan, Seyit Rıza Meydanı’nda açıklama yapan HDP Grup Başkanvekili Ayhan Bilgen, Vali Sonel’in açıklamasına yanıt verdi. Kendi kendilerine vazife çıkarmadıklarını, halkın vekili olduklarını ve sorumluluklarını yaptıklarını söyleyen Bilgen, “Dolayısıyla daha biz çalışmaya başlamadan niyet okuması gibi bir tavır almak, pozisyon almak, valilerin ne yetkisindedir, ne de haddinedir. Eğer siyaset yapmak istiyorsa, bir rahatsızlığı varsa bizim siyaset tarzımızda tabi tercihini siyasetten yana yapabilir. Biz anayasa da bize verilmiş olan görev olarak halkı savunma, halkın değerlerini, kültürünü, ormanlarını savunmak üzere buradayız. Bu şehirde yangın olduğunu valilik daha sitesine koyamıyor. Bize  ders vermeden önce, bize mesaj vermeden önce, bizim şehrin huzurunu kaçırmak üzere burada bulunduğumuza dair ahkam kesmeden önce sitesinde Türkiye tarihinin en büyük yangınlarından birisinin olduğunu kabul etsin. İtiraf etsin ondan sonra bize cevap yetiştirmeye çalışsın. Biz daha ziyaretimize yeni başlamışız. Bunu huzur kaçırma diye tarif etmek fiilen bir çalışmayı engelleme suçudur. Bunu kendisine hatırlatmak istiyoruz” dedi.

Oturma eylemi yapıldı

Yapılan açıklamadan sonra yangın yerine gitmek isteyen HDP heyetine polisler tarafından Valilik açıklaması gerekçe gösterilerek izin verilmeyeceği söylendi. Buna rağmen yola çıkan heyet Dersim-Elazığ yolunda oturma eylemi düzenledi.

“Yazılı bir talimat somut bir karar olmamasına rağmen en uzak bölge olan  Çemişgezekten girişimize dahi izin verilmedi” diyen HDP Grup Başkanvekili Ayhan Bilgen, “Biz buraya kendi yorumumuzu paylaşmak için değil, olanı bütün dünyaya, Türkiye kamuoyuna duyurmak için geldik. Ama gördüğümüz manzara en az yangın kadar bu şehrin yönetim anlayışının da hakkı, hukuku, Evren anayasasını bile önemsemeyen her şey iki dudağı arasında canı ne istiyorsa onu yapan bir tablo ile karşı karşıya kaldık. Heyetimiz dışındaki bütün araçların geçişine izin verildi. Hozat Kaymakamı yazılı bir karar olmadığını kabul etti. Orada bulunan askerlerde bunu açıkça beyan etti. Hozat Kaymakamı görüşmeler yapıp döneceğini söylemesine rağmen dönüş yapmadı. Bu şehirde her şeyin keyfi olduğunu kendileri de kabul etti” dedi.

Bilgen, “Türkiye tarihinin en büyük yangınlarını orman müdürlüğü bile paylaşmıyor. Bu suç bastırmaktır. Neyi saklıyorsunuz? Bizim girişimiz engellendiğinde bu şehirde yaşayanlar sizin söylediklerinize mi inanacaklar? Bize bu yapılıyorsa halka ne yapılıyoru anlatmaya çalışacağız” diye konuştu.

Pertek’te heyete ikinci kez engelleme

Oturma eyleminin ardından heyet yoldaki araçlara dönük engellemeye ilişkin açıklama yaptı. Yer yer vekiller ve güvenlik güçleri arasında gerginlik yaşandı. Yolun trafiğe açılmasından sonra heyet Pertek üzerinden yangın bölgesine gitmeye çalıştı fakat burada da engelle karşılaştı.

Heyet Hozat, Pertek, Çemişgezek kavşağında Hıdırdamı köyünde durduruldu. Hozat Kaymakamlığı tarafından heyetin girişi engellenirken yapılan görüşmelerden sonuç alınamadı. Heyetin yangın bölgesine girişine izin verilmedi.

Tunceli Barosu’ndan orman yangınlarına müdahale çağrısı

Tunceli Barosu Başkanı Barış Yıldırım Orman Genel Müdürlüğüne Dersim Merkez İlçesi Dikenli köyü, Eğriyamaç köyü, Karşılar köyü ile Ovacık İlçesi Garipuşağı köyü kırsalında devam etmekte olan yangınlara müdahale edilmesi çağrısı yaptı

Çağrısında Anayasa’nın “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.
Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz” maddesini hatırlatan Yıldırım, yangınların söndürülmesi için ivedi olarak gerekli iş ve işlemlerin icrasını bu kapsamda yangına havadan müdahale edilmesini talep etti.

Ne olmuştu?

Dersim’in Hozat ilçesinde üç hafta önce başlayan yangın günlerce kent merkezi kırsalında sürmüştü. Yangınlara “güvenlik bölgelerinde” olduğu gerekçesiyle müdahale edilmesine izin verilmemişti. Bölgeye yangını söndürmek için giden gönüllü ekipler yol güzergâhlarındaki karakollar tarafından engellenmişti. Ancak orman yangınları buna rağmen gönüllülerin yoğun çabası sonucu kontrol altına alınmıştı. Fakat yangınlar, yine bombardıman sonucunda 26 Ağustos’ta yeniden alevlenmişti.

 

(Evrensel, Karınca)

Fransa Çevre Bakanı Nicolas Hulot canlı yayında istifa etti: Artık yalan söylemek istemiyorum

Fransa Çevre Bakanı Nicolas Hulot, ‘küresel ısınma ve çevreyle ilgili tehditlerle mücadele konusunda yaşadığı hayal kırıklığı’ nedeniyle radyo canlı yayınında istifasını açıkladı. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da kararı radyodan öğrendi.

Bu konuda hükümet içinde kendisini ‘yalnız hissettiğini’ belirten Hulot, karısının da bu kararından haberi olmadığını söyledi.

Yayında “Hayatımın en zorlu kararını alıyorum ve hükümetten ayrılıyorum” diyen Hulot, “Hükümetteki görevimle (çevre ve ekoloji konularında) yaşanan sorunların üstesinden gelindiği izlenimi vermek istemiyorum. Artık yalan söylemek istemiyorum” ifadelerini kullandı.

Eski bir televizyon sunucusu ve çevre aktivisti olan Hulot, kendisini ikna etmeye çalışacaklarını düşündüğü için istifa fikrini Macron ve Başbakan Edouard Philippe’e açmadığını belirtti.

Gözlemciler, ülkede sevilen bir kişi olan Hulot’un istifasının halk desteği giderek azalan Macron’a büyük bir darbe olduğuna dikkat çekiyor.

Hükümet sözcüsü Benjamin Griveaux, kararı üzüntüyle karşıladığını belirterek, “Daha ilk yılında pek çok başarı elde etmesine rağmen neden istifa ettiğini anlamıyorum” dedi.

“Küresel ısınmayla mücadele hükümetin öncelikler listesinin en altında”

Fransa Hükümeti geçtiğimiz günlerde, avlanmaya yönelik sınırlamaları azaltma kararı almıştı.

Hulot bu kararla, ‘ülkedeki lobi gruplarının varlığının farkına vardığını’ söyledi. Nicolas Hulot ayrıca, küresel ısınmayla mücadelenin hükümetin öncelikler listesinin en altında olduğunu savundu, “İstifamın bir uyarı ve seferberlik çağrısı olarak değerlendirilmesini umuyorum” diye konuştu.

Nicolas Hulot kimdir?

1955 doğumlu siyasetçi, yazar, fotoğrafçı ve gazeteci Nicolas Hulot, plaj görevlisi, yelken eğitmeni, garson olarak da çalıştı. 1973’te Gökşin Sipahioğlu tarafından işe alınmış ve 5 yıl Sipa Press için çalıştı. 1980’den itibaren radyo ve televizyonda programlar hazırlayıp sundu. 1990’da Fondation Ushuaïa’yı kurmuş 1995’te bu vakfın adı İnsan ve Doğa için Nicolas Hulot Vakfı oldu ve halen bu vakfın başkanlığını sürdürüyor. 2012 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimi için 2011’de çevrecilerin yaptığı önseçime katıldı ancak önseçimi kaybetti. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda Jean-Luc Mélenchon’a oy verdi, 2. turda ise François Hollande’ı destekledi. Emmanuel Macron’un cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından kurulan hükümette Devlet Bakanı, Dayanışmacı ve Ekolojik Dönüşüm Bakanı olarak atandı.

 

(BBC Türkçe, NTV, Bianet)

Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunun devamına karar verildi

Yaklaşık iki yıldır Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, “terör örgütü yöneticiliği” suçundan yargılandığı davada tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen dünkü davanın duruşmasına tutuklu sanık Demirtaş, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.

Mazeret dilekçesi bildiren Demirtaş’ın avukatları duruşmada yer almadı.

Mahkeme Başkanı, önceki duruşmada alınan ara karar gereği dava dosyasına gelen evrakı okuyarak sanığa karşı beyan için söz verdi.

Demirtaş, bizzat duruşma salonuna gelerek avukatlarının hazır bulunduğu esnada savunma yapmak istediğini belirterek duruşmanın ertelenmesini talep etti.

Daha sonra ara kararını açıklayan mahkeme, Demirtaş’ın tutukluluk halinini devamına hükmetti.

Duruşmaya 3 Ekim’de devam edilecek.

 

(T24)

Trans kadın Esra Ateş öldürüldüğü yerde anıldı: Sessiz kalınmasını kabul etmiyoruz

Arkadaşları ve LGBTİ+ hak savunucuları Nakka LGBTİ+’nın çağrısıyla evinin önünde boğazı kesilerek öldürülen seks işçisi trans kadın Esra Ateş’i öldürüldüğü yerde andı. Çiçek ve Esra’nın fotoğraflarını taşıdı. Evinin balkonuna gökkuşağı ve trans bayrakları astı.

İstanbul Beyoğlu’nda Esra Ateş’in yaşadığı apartman girişindeki anma eyleminde LGBTİ+ hak savunucuları, “Kamera kayıtlarının izlenmesiyle yakalanan ve tutuklanan katil zanlısı erkek, her zaman bildiğimiz yalanlarla ve transfobik, kadın düşmanı söylemlerle kendini aklamaya çalıştı” dedi.

Eylemde sık sık “Trans cinayetleri politiktir”, “Susma, haykır translar vardır”, “Travestiyiz, buradayız, alışın alışın gitmiyoruz”, “Seks işçisiyiz, emekçiyiz, alışın alışın gitmiyoruz” sloganları atıldı.

“Esra’nın katilini tanıyoruz”

“Esra’nın katilini tanıyoruz” diyen LGBTİ+ hak savunucuları, “Esra’nın katilinin daha birkaç gün önce Bursa’da işkence edilerek öldürülen Begüm’ün katiliyle; Hande Kader’i yakarak katledenlerle; Eylül Cansın’ı intihara sürükleyenlerle; Muhammed Wisam Sankari’yi kafasını keserek öldürenlerle aynı olduğunu biliyoruz! Trans cinayetlerinin faillerinin erkek egemen, LGBTİ+fobik, militarist sistemden doğduğunu, beslendiğini, güçlendiğini biliyoruz; bu sisteme karşı mücadele ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Basın açıklamasında Esra’nın Esra Ateş’in gün önce, “Beyoğlu’nun göbeğinde, karakola 1 dakika mesafede, başında polislerin beklediği bir sokakta yaşadığı evin önünde boğazı kesilerek katledildiği” hatırlatılarak şu sorular yöneltildi:

“Devlet yetkilileri neden LGBTİ+’ları koruyamıyor”

“Soruyoruz: Mesele yasaklamalar olunca tüm güçlerini seferber eden devlet yetkilileri seks işçisi bir trans kadın öldürülürken müdahale edemeyecek kadar aciz midir? Yoksa seks işçilerini korumak mı istememektedir? İstanbul’un göbeğinde işlenen bu cinayetin ve her gün, her gece sokaklarda güvencesiz şekilde çalışırken seks işçilerinin uğradığı saldırıların sorumlusu sadece failler midir? Onur Yürüyüşü’nü yasaklarken şu an içinde bulunduğumuz sokak dahil Taksim’in her yerine kolluk güçlerini yerleştiren devlet yetkilileri neden LGBTİ+’ları, kadınları, çocukları, seks işçilerini koruyamamaktadır?”

Devletin yasaklarıyla, engellemelerle LGBTİ+’lara karşı nefret ürettiğini vurgulayan LGBTİ+ hak savunucuları şöyle devam etti:

“LGBTİ+ cinayetlerinin failleri yargılanırken tıpkı kadın cinayetlerinde yaptıkları gibi “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimleriyle faillere güç vermekte, yeni cinayetlerin ve saldırıların önünü açmaktadır!

“Trans kadınlar kadındır! Öldürülen kadın Esra Ateş’in faili, Esra’nın trans kimliğini gerekçe göstererek onu öldürdüğünü “Kadın sandım erkek çıktı, öldürdüm” gibi nefret dolu bir cümleyle itiraf etmiştir. Bu itiraf gösteriyor ki trans kadınlar sadece varoluşlarıyla nefretin, şiddetin ve cinayetin öznesi haline getiriliyor. Bu itiraf gösteriyor ki failler, trans kadınların cinsiyet kimliklerini, öldürmek ve şiddet uygulamak için gerekçe gösteriyor; cinsiyet kimliklerimizi iyi hal indirimi için kullanıyor. Bizler bir kez daha diyoruz: Trans kadınlar kadındır! Trans kadınlar, kadındır!”

Esra Ateş

“Sessiz kalınmasını kabul etmiyoruz”

Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

“Bizler LGBTİ+’lar ve LGBTİ+ hak savunucuları olarak trans kadın cinayetlerine sessiz kalınmasını kabul etmiyoruz, bu cinayetlerin görünmez kılınmasını kabul etmiyoruz! Trans kadınlar erkek egemen gerici sistem tarafından geleceksizliğe, ölüme ve yalnızlığa mahkum edilmekte; medya tarafından nefret, güldürü ve fetiş malzemesi haline getirilmek istenmekte ve toplum tarafından tecride mahkum edilmektedir. Trans kadınlar özgürleşmeden cis kadınların yani trans olmayan kadınların özgürlüğü de mümkün olmayacaktır!

“Seks işçileri işçidir! Diğer tüm işçilik biçimlerinde olduğu gibi seks işçileri de güvenli çalışma alanlarına ve güvenceli çalışma koşullarına erişmelidir. Seks işçilerini güvencesizliğe terk eden sistemden hesap sorulmadan diğer iş alanlardaki ihlaller de son bulmayacaktır! Saldırılar bir bütünün parçasıdır ve mücadele herkes için olmalıdır!

Bizler burada olan ve olamayan LGBTİ+’lar ve LGBTİ+fobi karşıtları olarak Esra’yı kaybetmenin acısını ve öfkesini yaşıyoruz. Tüm transfobiklere, kadın düşmanlarına ve orospufobiklere karşı mücadelemizi büyüterek sürdüreceğimizi; Esra Ateş cinayetinin takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz. Trans kadınız, orospuyuz, işçiyiz; alışın, buradayız, gitmiyoruz!”

Ne olmuştu?

İstanbul Beyoğlu’nda trans kadın Esra Ateş 25 Ağustos’ta yaşadığı apartmanın girişinde boğazı kesilerek öldürüldü. Katil gözaltına alındı. Arkadaşları karakolun önünde saatlerce bekledi. Nöbetçi mahkeme yağma ve cinayet suçundan katilin tutuklanmasına karar verdi. Katil emniyetteki sorgusunda suçunu itiraf etti, “Kadın mı erkek mi anlamadım” dedi.

 

(KAOS GL)