Ana Sayfa Blog Sayfa 2744

Brezilya’dan ithal edilen büyükbaş hayvanlarda şarbon hastalığı çıktı: 50 hayvan öldü

Et ve Süt Kurumu‘nun (ESK) kurbanlık hayvan olarak getirerek Gölbaşı ilçesinin bir mahallesine yakın bölgedeki özel çiftliğe yediemin olarak bıraktığı yaklaşık 4 bin büyükbaş hayvandan 50’si öldü.

Gölbaşı ilçesine bağlı Günalan ve Ahiboz mahalleleri yakınlarındaki çiftlikte bulunan büyükbaş hayvanlar, geçen günlerde ölmeye başladı.

Çiftlikte araştırma yapan Gölbaşı Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, ölen yaklaşık 50 büyükbaş hayvandan örnek alarak incelemeye gönderdi.

Yapılan incelemenin ardından çiftliğin girişine Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından”Bu mahallede şarbon hastalığı vardır” yazılı levha asılan çiftlik ve olduğu bölge, karantinaya alındı.

Maske ile çiftlik bölgesinde çalışan görevliler de hastalık olduğunu belirterek olay yerine gelen basın mensuplarını bölgeden uzaklaştırdı.

Hayvanlar Brezilya’dan ithal edildi

Et ve Süt Kurumu’na ait olduğu belirtilen yaklaşık 4 bin büyükbaş hayvanın Brezilya’dan kurbanlık olarak Türkiye’ye getirildiği ve Gölbaşı’ndaki bir özel çiftliğe kira ödeyerek yediemine bıraktığı öğrenildi.

Olayla ilgili Gölbaşı Kaymakamı Tülay Baydar Bilgihan, kendisinin konuyla ilgili açıklama yetkisinin bulunmadığını belirtti.

ESK açıklama yaptı: Firma karantinaya alındı

Et ve Süt Kurumu, Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde bulunan özel sektöre ait bir işletmede şarbon hastalığının görülmesi üzerine firmanın karantinaya alındığını bildirdi.

Kurumdan yapılan açıklamada, Ankara Gölbaşı ilçesinde bulunan özel sektöre ait bir işletmeye Et ve Süt Kurumu tarafından ithal edilen 3 bin 959 adet büyükbaş kesimlik hayvan getirtildiği belirtildi.

Kesimi yapılan söz konusu hayvanların veteriner hekimler tarafından muayenesinin yapıldığının ifade edildiği açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

“Yapılan muayene sonucu numune alınarak Etlik Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsüne gönderilmiş ve sonuç anthrax (şarbon) yönünden pozitif çıkmıştır. Kesilen hayvanlara ait karkas etler Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü elemanları gözetiminde imha edilmiş, işletmeye karantina uygulanarak tüm giriş ve çıkışlar yasaklanmış, geriye kalan hayvanların aşılama işlemleri tamamlanmıştır. Söz konusu etlerin piyasaya sürülmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Hastalığın çiftlik dışındaki başka hayvanlara bulaşmaması için de gerekli bütün tedbirler alınmış olup, endişe edecek bir durum bulunmamaktadır.”

Brezilya’dan Türkiye’ye canlı hayvan ticaretinde sağlıkçılardan “zehirli kimyasal” uyarısı

Brezilyalı hayvan hakları aktivistlerinden Türkiye’ye dayanışma çağrısı

Hayvan özgürlüğü aktivistlerinden protesto eylemi: Bu zülme ortak olmayın!

“Ölüm gemisi” NADA Türkiye’de!

 

(Bloomberg HT)

Türkiye doğasının korunması için mücadele eden Doğa Derneği 15 yaşında

Doğa Derneği kuruluşunun on beşinci yılını doldurdu. Yaşamın bütünlüğüne ve çeşitliliğine inanan bir avuç insanının kurduğu dernek, on beş yıl gibi kısa bir sürede Türkiye doğasının korunması için pek çok ilkin mimarı oldu veya içinde yer aldı.

Doğa Derneği’nin on beşinci yılı için tasarlanan yeni logosu, ressam Gökçe Sümerkan tarafından yapıldı. Yeni logo tasarımında kadim Anadolu uygarlıklarının çizimlerinden derneğin üzerinde çalıştığı türlere kadar uzanan pek çok görsel gizli. Derneğin ilk logosunda yer alan bukalemun ikonu da yeni logonun bir parçası olarak yer alıyor.

Dernek 2004 yılında korunmaya değer doğal alanların belirlenmesi için Önemli Doğa Alanları (ÖDA) yöntemini ortaya koydu. ÖDA yöntemi dünyada ilk kez Türkiye’de uyguladı ve bu çalışmanın sonucunda bin sayfanın üzerinde ve iki ciltlik bir envanter 2006 yılında yayınlandı. 2016’da ise ÖDA yaklaşımı Dünya Doğayı Koruma Birliği tarafından korunan alanların belirlenmesinde uluslararası ölçüt olarak kabul edildi ve bugün yetmişten çok ülkede uygulanıyor.

Doğa Derneği Gediz Deltası başta olmak üzere pek çok Önemli Doğa Alanı’nın koruma altına alınmasında önemli rol oynadı. Hasankeyf’in korunması için dünya ölçeğinde bir kampanya yürüttü ve 2009’da Ilısu Barajı’nın yapılması için sağlanan Avrupa kaynaklı kredinin durdurulmasını sağladı. Bu kampanyaya ve derneğin diğer çalışmalarına Tarkan, Yaşar Kemal ve Sezen Aksu’nun da dahil olduğu fikir önderleri ve sanatçılar destek verdi. 2018’de Doğa Derneği ve Gediz Deltası’ndaki yaşamı tehdit eden İzmir Körfez Otobanı Projesi’ne karşı birlikte çalıştığı diğer sivil kuruluşlar, açtığı dava sonucunda projenin durdurulmasını sağladı.

Dernek, Burdur Gölü’nden, Doğu Karadeniz Dağları’na ve Urfa Bozkırları’na kadar uzanan tüm Anadolu sathında çalışmalar yürüttü ve “Hedef: Sıfır Yok Oluş” kampanyasıyla bu alanlarda yaşayan nesli tehlike altındaki türlerin yaşamını destekledi. Derneğin korunması için çalıştığı elliyi aşkın tür arasında kelaynak, pars, ceylan, toy, şah kartal, çizili sırtlan gibi türler bulunuyor. Dernek 2011 yılında Anadolu derelerinin ve doğasının yok edilmesine tepki olarak “Anadolu’yu Vermeyeceğiz!” sloganıyla yola çıkan Büyük Anadolu Yürüyüşü’ne katıldı ve Türkiye Su Meclisi’nin kurucuların biri oldu. Dicle ve Amazon nehirlerinin birlikte korunması için Amazon yerlileriyle omuz omuza çalıştı.

Doğa Derneği, 2013 yılında Seferihisar Belediyesi ile ortalık içinde doğa kültürünü araştırmak, yaşamak ve yaymak için Seferihisar Doğa Okulu’nu kurdu. Yavaş Dükkan ismiyle biyolojik çeşitliliği destekleyen ürünlerin yer aldığı bir ağ kurdu. Dünya Kuşları Koruma Kurumu’nun (BirdLife International) Türkiye’deki ortağı olan dernek, kuşların ve biyolojik çeşitliliğin korunması için diğer kuruluşlarla ortaklık halinde çok sayıda çalışma yürütmeye devam ediyor.

Derneğin on beşinci yılı hakkında konuşan Doğa Derneği Genel Koordinatörü Dicle Tuba Kılıç şunları söyledi:

“On beş yıllık kısa tarihimizde pek çok başarıya ve başarısızlığa imza attık. Başardıklarımızdan dolayı gururluyuz. Başaramadıklarımız ise bize; dünyaya, insana ve kendimize nasıl bakmamız gerektiği konusunda yepyeni şeyler öğretti. Doğa Derneği, önümüzdeki yıllarda biyolojik çeşitliliği koruma odağını değiştirmeden, doğa korumanın imeceye dayalı yeni yöntemlerini daha çok kullanma fırsatlarını kollayacak ve bunun için 2013’te Gezi’nin bizlere anlattığı gibi merkezsiz, hiyerarşisiz ortaklık olanaklarını sonuna kadar araştıracak.”

 

(Yeşil Gazete)

Güney Afrika nükleer enerji yatırım planlarından vazgeçti!

Afrika’nın yeni enerji yatırımları doğal gaz, rüzgar ve güneşten yana olacak. Nükleer planları eski Devlet Başkanı Jacop Zuma döneminde belirsizliğini korumuşsa da Güney Afrika’ya nükleer projelerle giden Rosatom olumlu bir işaret beklemekteydi.

Fakat Güney Afrika ülkede bulunan iki reaktörüne 2030 yılına kadar 9600 Megavatlık nükleer santral yatırımıyla arttırma planını iptal etti.

Pazartesi günü Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa’nın yaptığı açıklamaya göre nükleer enerji yerine doğal gaz, rüzgar ve diğer enerji kaynaklarının payının arttırılması planları var.

Afrika’nın tek nükleer gücü 1860 Megavat olup altı defa ilave nükleer güç kurulması konusu masaya getirildi ve yüksek maliyetler ve çeşitli nedenlerle iptal edildi.

Enerji Bakanı Jeff Radebe hükümetin yeni entegre planlarını halka okurken “2030’a kadar nükleer enerji planlarını arttırma yönünde bir eğilim yok” ifadelerini kullandı.  Plan elektrik talebinin de bir süredir düştüğüne işaret ediyordu .

Oysa Rus üretici Rosatom nükleer planlar konusunda ısrarcıydı. Rosatom ile Güney Afrika hükümeti tarafından yalanlansa da dönemin Devlet Başkanı Zuma ve Rus lider Putin arasında yapılan görüşmeler  halkın onayına sunulmadan nükleer planlar lehine görüşmeler yapıldığı yönünde spekülasyonlara yol açmıştı.

Fakat Şubat ayında Zuma’dan iktidarı devralan Cyril Ramaphosa nükleer planları pahalı olduğu gerekçesiyle rafa kaldırdı. Temmuz ayında Ramaphosa Putin’in Johannesbourg’da gerçekleştirilen BRICS’de özel bir toplantıda nükleer anlaşma konusunu açtığını söyledi. Ancak yeni Devlet Başkanı hükümetin şu anda böyle bir anlaşmayı imzalamasının mümkün olmadığını  anlattı. Radebe pazartesi günü nükleerden ziyade başka enerji kaynaklarına yatırım yapılacağını açıkladı.

Parlamento tarafından nihai onay alınmadan önce halkın görüşüne de sunularak onaylanan programla 2030’a kadar  8,100 Megavat rüzgar,  8,100 Megavat doğal gaz, 5,670 Megavat fotovoltaik , 2,500 Megavat hidrolik ve 1,000 Megavat kömür yatırımı öngörülüyor.

Geçen yıllarda dönemin Devlet Başkanı Zuma nükleer enerji programını zirveye taşımışsa da maliyet öngörüleri 37 milyar dolardan 100 milyar dolara yükselince, 22 Kasım tarihinde Maliye Bakanı Pravin Gordhan ülke ekonomisinin bu yükün altından kalkamayacağını, önce  bütçe açığının kapatılması gerektiğini  açıklamıştı.

Güney Afrika, 2023’e kadar nükleer santral planlarını rafa kaldırdı!

 

(Reuters, Yeşil Gazete)

1963’teki darbe girişimi döneminde geçen “Anons”un dünya prömiyeri Venedik Film Festivali’nde

Uzak İhtimal ve Yozgat Blues filmlerinin ödüllü yönetmeni Mahmut Fazıl Coşkun’un üçüncü uzun metraj sinema filmi “Anons”, 75. Venedik Uluslararası Film Festivali’nin bir diğer uluslararası yarışma bölümü olan Orizzonti’ye seçilen 18 film arasında yer alıyor. 29 Ağustos – 8 Eylül tarihleri arasında düzenlenen dünyanın en eski film festivalinde aynı zamanda dünya prömiyerini yapacak olan film, 1 Eylül Cumartesi günü saat 14.15’te Sala Darsena’da ilk kez sinemaseverlerle buluşacak.

Anons’un festival kapsamındaki ikinci gösterimi ise 2 Eylül Pazar günü saat 13.00’te Pala Biennale’de yapılacak.

Mahmut Fazıl Coşkun’un hem yönetmen koltuğunda oturduğu hem de senaryosunu Ercan Kesal ile birlikte kaleme aldığı Anons’un başrollerini Ali Seçkiner Alıcı, Tarhan Karagöz, Murat Kılıç ve Şencan Güleryüz paylaşıyor.

Filmin konusu ise şöyle: 1963 yılı, Mayıs ayının son günleri… Teğmen Şinasi, Binbaşı Kemal, Binbaşı Rıfat ve Albay Reha aynı gece Ankara’da başlayacak olan askeri darbenin İstanbul ayağında, darbe bildirisini İstanbul Radyosu’ndan anons etmeyi planlamaktadır. Yeterince güçlü ve etkili yapılan bir anons sonucunda darbenin başarılı olacağından ve halk desteğini arkalarına alacaklarından emindirler. Fakat hiçbir şey bekledikleri gibi gitmeyecektir. Her şeyin planlama ve askeri güçle çözülebileceğine inanan bu dört asker, kendilerini başkalarının adına karar verebilecek konumda hissetmişlerdir. Fakat onları yenilgiye uğratan şey sivil hayatın görünmez gücüdür.

 

(Artı Gerçek)

Kurban Bayramı tatilinde isyan ettiren çöp yığınlarına karşı seferberlik çağrısı

Türkiye’nin dört bir yanında tatil beldeleri 9 günlük Kurban Bayramı tatilinde milyonlarca kişiyi ağırladı.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da tatilcilerden geriye çöp yığınları kaldı.

Ortaya çıkan kirlilikten etkilenen şehirlerden biri Muğla oldu.

Akyaka “çöpyaka” oldu

Muğla’nın Ula ilçesine bağlı “Sakin Şehir” unvanlı Akyaka, 4 bin yerleşik nüfusuna karşılık tatil süresince günlük 100 bin kişiyi ağırlarken, günübirlik tatilcilerin gözde mekânı Çınar plajında çöp dağları oluştu.

Çöplerini çalılıklar arasına ve çam ağaçlarının diplerine bırakan tatilciler çöp bırakılmaması yönündeki uyarıları dikkate almadı.

“Eğitim şart. Bu eğitim öncelikle çocuklardan başlamalı”

Tatilciler, “Yeryüzü cenneti bu kıyılara gelen vatandaşlarımız evlerindeki gibi bu kıyıları temiz tutmak zorunda. Evimizi nasıl temiz tutuyorsak, tatil için geldiğimiz bu kıyıları da temiz tutmak zorundayız. Çevre bilinci henüz oluşmamış. Eğitim şart. Bu eğitim öncelikle çocuklardan başlamalı. Bunun yanında bu kadar güzel bir tatil alanında yerel yönetimler de vatandaşların tuvalet ihtiyacı için belli noktalara tuvalet yapması gerekir” dediler.

Marmaris ve Fethiye karayolunun tek geçiş noktası Sakartepe rampasının kenarlarında da pet şişe, naylon poşet, değişik cam şişeler, sigara izmariti gibi tonlarca çöp dikkat çekti.

Yurdun dört bir yanında tatilcilerin cep telefonlarına yansıyan çöp yığınları videoları kamuoyunda tartışmalara yol açtı.

New York Üniversitesi Öğretim Görevlisi Selçuk Şirin, sosyal medya hesabından Slovenya’daki temizlik eylemine atıfta bulunarak “tüm ülkede bir günlük temizlik kampanyası yapalım” çağrısı yaptı.

“Geleceğimiz için bizim de bu milli çöp seferberliğine sahip çıkmamız gerekiyor”

Şirin, Hürriyet gazetesinde çıkan yazısında çevre kirliliği ile yazısında tüm Türkiye’yi çöp toplamaya davet etti.

“Milli çöp meselesine akılcı, uygulanabilir bir çözüm önermek istiyorum. Sorun eğitim ya da kültür sorunu değil. Biz temizliği bilen, hijyene önem veren bir kültüre sahibiz. ‘Temizlik imandan gelir’ düsturunu çok benimseriz.

Türkiye’deki kadar temiz ev ortamı olan çok az ülke gördüm. O halde sorun kültür ya da bilgi sorunu değil. İstesek, ülkemizin her karış toprağını evimizin içi gibi tertemiz yapabiliriz.

Bizim sorunumuz evimizin ötesinde olup biteni kendi derdimiz saymamakla başlıyor. Dağı taşı devlete, sokağı parkı belediyeye havale ediyoruz. Hal böyle olunca da evimizin dışındaki pisliği kendimize dert etmiyoruz.

Bu yazıyı çok somut bir öneride bulunmak için yazıyorum. En az bir yıl önceden belirlenecek bir tarihte bütün Türkiye’yi çöp toplamaya davet ediyorum. Geleceğimiz için bizim de bu milli çöp seferberliğine sahip çıkmamız gerekiyor.”

Şirin’den çağrısına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan cevap geldi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcısı Mehmet Emin Birpınar da sosyal medya hesabı üzerinden Selçuk Şirin’e attığı mesajda, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak biz hazırız…” paylaşımıyla destek verdi.

 

(Cumhuriyet, Hürriyet)

HDP orman yangınlarını incelemek üzere Dersim’e 11 kişilik heyet gönderiyor

Dersim merkez kırsalında gönüllülerin müdahalesi sonucu kontrol altına alınan yangın hafta sonu, yapılan bombardımanın ardından yeniden alevlendi.

Mezopotamya Ajansı’nın yerel kaynaklardan aktardığı bilgilere göre, Cumartesi sabahı saat 07.00 civarında 2 helikopterin Bali Deresi ile Müşkirek bölgesini bombalaması sonucu yangın çıktı.

Yangının Sincik Dağı, Rengül kırsalına da sıçradığı belirtilirken, Bali ve Müşkirek bölgesindeki yangının genişlediği ifade edildi.

Dersim merkez kırsalında çıkan yangın birçok bölgeye sıçradı. Müşkirek Köyü sakini Hüseyin Zeytin bölgenin alevlenmesi için saatlerce bombalandığını belirterek, yangının söndürülmesi için duyarlı herkesi bölgeye çağırdı.

Yangından Avgasor Vadisi, Bali mezrası, Müşkirek ve Kartan mıntıkası Sincik Dağı Xoşiruk Dağı, Dikenli Mahmut Köyü ve Garipuşağı arasındaki mevkii etkilendi.

HDP 11 milletvekiliyle bölgeye gidiyor

Dersim’de ormanlık alanların bombalanması sonucu yeniden başlayan yangının söndürülmesi için çağrılar yapılırken, HDP 11 milletvekiliyle bölgeye gidiyor.

Yarın sabah Dersim’de olacak heyet Eş Genel Başkan Yardımcıları Alican Önlü, Murat Çepni, Meclis Grup Başkanvekili Ayhan Bilgen, İdare Amiri Mahmut Toğrul ile milletvekilleri Erkan Baş, Hüda Kaya, Meral Danış Beştaş, Erdal Aydemir, Mehmet Tiryaki, Dilşat Cambaz ve Kemal Bülbül’den oluşuyor. Heyet yanan bölgelerde incelemelerde bulunacak.

Dersim’de Merkez Bali Deresi vadisi iç kesimlerinde, askeri operasyon sırasında çıkan orman yangını günlerce devam etmiş, kent merkezi ile çevre köylerden giden vatandaşların alevleri kendi imkanları ile söndürmeye çalışmıştı.

Dersim dört dağ içinde, dört dağ ateş içinde – Pelin Cengiz

Ovacık Belediye Başkanı Maçoğlu’ndan Dersim’deki yangına acil müdahale çağrısı

Dersim’deki orman yangınlarına müdahale edilmesine izin verilmiyor

 

(Artı Gerçek, Birgün)

BM’den Arakan raporu: Soykırım ile yargılanmalılar

Birleşmiş Milletler’in Myanmar’da öldürülen ve göçe zorlanan Arakan Müslümanları ile ilgili hazırladığı rapor açıklandı.

BM raporunda, Myanmar Genelkurmay Başkanı Min Aung Hlaing ve pek çok üst düzey generalin Arakanlı Müslümanlara soykırım yaptığı bildirildi. Soykırım suçu işleyen komutanların Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde kurulacak bir mahkemede yargılanması gerektiği vurgulandı.

Raporda “Askeri zorunluluklar asla ayrım gözetmeksizin cinayetler işlenmesini, kadınlara toplu tecavüzü, çocuklara saldırılmasını ve köylerin tamamen yakılmasını haklı çıkarmayacaktır” denildi.

Birleşmiş Milletler’in raporunun ardından İngiltere’nin Asya ve Pasifik’ten Sorumlu Bakanı Mark Field, Arakan’da kitlesel katliam ve tecavüzden sorumlu olanlarının cezadan kaçmaması gerektiğini söyledi.

Myanmar ordusu Ekim 2016’da yüzlerce Arakanlı Müslümanı öldürülmüş, 700 binden fazla kişi göçe zorlanmıştı.

Rapor ile ilgili Myanmar hükümetinden henüz bir açıklama gelmedi.

 

(CNN Türk)

Hayvan hakları savunucularından tüm dünyada eş zamanlı eylem

İngiltere, Lüksemburg, Avustralya, Filipinler, Yeni Zelanda, Hollanda’nın da aralarında bulunduğu birçok ülkede hayvan hakları savunucuları eş zamanlı olarak eylem gerçekleştirdi.

25 Ağustos’ta düzenlenen Hayvan Hakları Yürüyüşü’ne onbinlerce insan katıldı.

Hayvan hakları savunucuları dünya genelinde her yıl esir edilen, suistimale uğrayan, işkence edilen ve öldürülen 70 milyar hayvanın uğradıkları zulme dikkat çekti.

Göstericiler herkesi hayvan özgürlüğünü savunmaya ve vegan olmaya çağırdı.

‘Köpek sevince hayvansever olunmuyor, endüstriyel hayvancılıkta da sistematik şiddet var’

Lüksemburg 30 yıl sonra ilk kez hayvan hakları yasasını genişletti

Endüstriyel hayvancılığın Güney Amerika’daki yaban hayatı yok ettiği ortaya çıktı

 

(Yeşil Gazete)

Soylu’dan Cumartesi Anneleri açıklaması: Anneliğin teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık?

“Annelik kavramı üzerinden toplumu ayrıştırmaya çalışıyorlar”

İçişleri Bakanı Soylu, şöyle devam etti:

“Bugün terör örgütleri, bu odaklar eliyle bir başka istismar alanı peşinde koşuyorlar, anne istismarı. Yapılmak istenen çok açıktır. Annelik kavramı üzerinden bir mağduriyet oluşturup, hem teröre bir mağduriyet maskesi giydirmeye çalışıyorlar, hem de toplumu ayrıştırmaya çalışıyorlar.”

Galatasaray Meydanı’nın, ‘terör örgütlerinin sözde ortak meşruiyet alanı haline getirilmesine müsaade etmeyeceklerini’ söyleyen Soylu, “Bu millet yüz yıl önce bunların ağababalarına bu ülkeyi teslim etmemişti, bugün onların paçozlarına da teslim etmez, bunu herkes böyle bilsin” ifadelerini kullandı.

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri, önceki gün Galatasaray Meydanı’nda 700. kez bir araya gelmek istemişti. Eyleme izin vermeyen polis, kayıp yakınları, milletvekilleri ve gazetecilere plastik mermi ve biber gazıyla müdahale etmişti. Müdahalede birçok kişi gözaltına alınmıştı.

“Naylon kahramanlara da bu ülke teslim olmadı”

Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eylemine katılan HDP Milletvekili Ahmet Şık, Twitter hesabından Soylu’nun sözlerine yanıt verdi.

Cumartesi Anneleri’nin 2011 yılında Erdoğan’la yaptıkları görüşmenin arşiv görüntülerini de paylaşan Şık, “Zalimlik ve savunuculuğunu yapmak konusunda tutarlı olup ilkeler söz konusu olduğunda dünü ile bugünü arasındaki uçurumu menfaatleriyle doldurmaya çalışan naylon kahramanlara da bu ülke teslim olmadı.” diye yazdı.

Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eylemine yasak ve polis müdahalesi

Cumartesi Anneleri’nin 615. buluşmasında gözaltı

“Cumartesi Anneleri” 700. haftada Galatasaray Meydanı’na çağırıyor

 

(T24)

Suudi kadınlardan radyo kanalı: Feminizm FM

Suudi Arabistan’daki kadın haklarını savunma amacıyla internette yeni bir radyo kanalı kuruldu. Nsawya FM (Feminizm FM) adlı radyo kanalının sunucusu Mezopotamya mitolojisinde aşk ve savaş tanrıçası olarak bilinen İştar takma adını kullanıyor.

BBC’ye konuşan İştar, Nsawya FM üç hafta önce bir Twitter hesabı açtı ve “sessiz çoğunluğun sesi olmak” için haftalık programlar yayınlayacaklarını duyurdu. Radyo kanalı ayrıca, yapım sürecine dahil olmak veya katkıda bulunmak isteyen gönüllülere de çağrıda bulundu. İnternette yayın yapan radyo kanalı, son iki haftada, yalnızca bir mikrofon, bir dizüstü bilgisayar, ses montaj programı ve bir canlı yayın sistemi kullanarak birer saatlik iki program yayınladı.

Ses kalitesinin zayıflığı ve genel olarak prodüksiyon süreci, projenin ne kadar amatör olduğunu gösteriyor. İştar, başlangıçta çok büyük bir dinleyici kitlesi beklemediklerini, programa olan ilginin yavaş yavaş artabileceğini düşündüklerini söyledi. Suudi Arabistan dışında yaşamasına rağmen güvenlik kaygıları nedeniyle kendi kimliği hakkında hiçbir ayrıntı vermek istemeyen İştar, projeyi neden başlattıklarını şu şekilde anlattı:

“Bu projeyi, tarihin bu dönemini kayda geçirmek için başlattık. İnsanların bizim gerçek olduğumuzu bilmeleri, var olduğumuzu görmeleri için. Suudi yetkililer Twitter’ı her an yasaklayabilir ve düşünce arşivimizi kaybedebiliriz. Ama radyo, programlarımızı kaydetme ve diğer platformlarda yayınlama fırsatı tanıyor.” Nsawya FM’in 2 sunucusu ve 9 yapımcısı var. İki kadın hariç hepsi Suudi vatandaşı, bazıları hala Suudi Arabistan’da yaşıyor. Farklı zaman dilimlerinde yaşadıkları ve bazılarının eğitimi, işi olduğu için kendi aralarında iletişimin zor olduğunu söylüyorlar.

“Anaerkil Çağ”a özlem

İştar, İslam öncesi dönemde kadınların aşiret liderleri olduğu Arap dünyasına atıfta bulunup ‘Anaerkil Çağ’a özlem duyduğunu söylüyor ve ekliyor: “Kadınların erkeklerden daha iyi olduğunu düşünüyorum. Kadınlar, özellikle yargı gibi bazı kurumlarda gücü yeniden ele geçirirse, dünya çok daha güzel bir yer olur.”

 

(Yeni Yaşam)