Ana Sayfa Blog Sayfa 2671

Suruç katliamı davasına mahkemeden erteleme

Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 3 yıl önce meydana gelen, 34 kişinin yaşamını yitirdiği, 70 kişinin yaralandığı canlı bomba saldırısıyla ilgili davada, mahkeme, eksik dosyaların giderilmesi karar verip, duruşmayı erteledi.

Kobani’ye yardım götürmek için Türkiye’nin çeşitli illerinden Suruç’a gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin 20 Temmuz 2015 günü Amara Kültür Merkezi’nde basın açıklaması yaptığı sırada, IŞİD’li canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün üzerindeki patlayıcıyı infilak ettirmesi sonucu 33 kişi yaşamını yitirmiş 104 kişi de yaralanmıştı.

Saldırının ardından başlatılan soruşturma kapsamında halen Ankara Gar saldırısından dolayı tutuklu olan Yakup Şahin ile Suriye’de bulunduğu belirtilen Deniz Büyükçelebi ve İlhami Bali hakkında 104’er kez müebbet hapis cezası istemiyle açılan davanın yedinci duruşması, Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Jandarmanın önlem aldığı duruşmaya, saldırıda yaralı kurtulan ve hayatını kaybedenlerin yakınları ile HDP Şanlıurfa milletvekili Ömer Öcalan ve Ayşe Sürücü’nün de aralarında olduğu çok sayıda kişi katıldı.

Savunmaların ardından kararını veren mahkeme heyeti dava avukatlarının olay gününe ilişkin Genel Bilgi Taraması (GBT) kayıtları ve telsiz konuşmalarının dosyaya konulması talebini ve Arslan’ın tutuklanma isteğini reddetti. Suruç Asliye Mahkemesi’nde görülen 2 polisin “Görevi kötüye kullandığı” iddiası ile yargılandığı dava ile bu davanın birleştirilmesi talebini de reddeden mahkeme, duruşmayı 12 Şubat 2019 tarihine erteledi.

Duruşma sonrası açıklama yapmak isteyen Suruç katliamında yaşamını yitirenlerin ailelerine jandarma izin vermedi. Açıklamada ısrar eden aileler ile jandarma arasında yaşanan gerginlik üzerine araya giren HDP Şanlıurfa Milletvekilleri Ömer Öcalan ve Ayşe Sürücü, jandarma komutanı ile tartıştı. HDP’li vekiller, sesini yükselten jandarma komutanına “Vekile sesini yükseltmezsin” dedi. Bunun üzerine jandarma komutanı “Benim vekilim değilsiniz” dedi.

 

(Cumhuriyet)

 

Biz kimiz – Can Tonbil

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Ay yüzeyine insanlı ilk uzay uçuşunun yapıldığı 1969’dan 15 yıl önce, yani 1954 yılında, Amerikan Petrol Enstitüsü adlı kuruluşun (API) yaptırdığı bir araştırma ile fosil yakıtların iklim değişikliğine neden olduğu gerçeğinin 64 yıl önce öğrendiğimiz bir haftayı geride bıraktık.

Stanford Üniversitesi’nden Tarihçi Benjamin Franta’nın Nature Climate Change Dergisi için yaptığı araştırmada bulduğu verilere göre, fosil yakıt endüstrisinin yarattığı yıkım 1950’lerin başlarından beri biliniyordu.

Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden bir araştırmacıya yaptırılan çalışmanın sonucunda, küresel karbon emisyonu salımının geçen 100 yıl içinde dünya üzerindeki sıcaklık değerlerinde %5’lik bir artışa neden olduğu bilimsel olarak net bir şekilde açıklanmış.

Amerikan fosil yakıt lobisinin bu araştırmanın sonuçlarını gizlediği yetmezmiş gibi, iklim değişikliği inkârı için uğraşan çevrelere kesenin ağzını da açarak içinde bulunduğumuz ana kadar bu gerçeği kamuoyundan gizlemeyi başardı.

Fakat artık yaşanmakta olan zamanlar – iklim felaketinin açıkça görülmeye başlandığı yıllar – insanları artık harekete geçirmenin elzem olduğu düşüncesiyle sokağa çıkarmaya başladı.

Peki kim bu insanlar?

Son günlerde iklim değişikliğine karşı mücadele için şiddetsiz sivil itaatsizlik yolunu seçen, sıradan insanlardan oluşan yeni oluşumların kimler olduğunu sizler için derledik:

***

Gündoğumu Hareketi

Biz kimiz?

Gündoğumu, iklim değişikliğini durdurma ve bu süreçte milyonlarca iyi iş oluşturmak için ortaya çıkan bir harekettir.

İklim değişikliği ile mücadele etmeyi Amerika genelinde acil bir öncelik haline getirmek için genç insanlardan oluşan bir ordu kuruyor ve fosil yakıt şirketlerinin yöneticilerinin yozlaşmış etkisini sona erdirerek, bütün insanların refahı ve sağlığı için ayağa kalkan liderleri seçiyoruz.

Bizler iklim krizinin sevdiğimiz yerler ve insanlar için ne manaya geldiğinden korkan sıradan gençleriz. Ülke genelinde sınıflarda, oturma odalarında ve ibadethanelerde biraraya geliyoruz. Kamuoyu zaten bizimle. Eğer milyonlarca insanı birleştirirsek, bunu politik güce dönüştürebilir ve demokrasimizi geri alabiliriz.

Sağa ya da sola bakmıyor, ileri bakıyoruz. Birlikte, bu ülkeyi ve bu dünyayı değiştirebileceğimize, her sabah güneşin doğduğundan emin olduğumuz kadar eminiz. (sunrisemovement.org)

 

Talepler

ABD’nin Temsilciler Meclisi’nin tarihteki en genç kadın üyesi olan 1989 doğumlu Amerikalı hispanik Alexandria Ocasio-Cortez, Donald Trump’ın seçilmesi ile birlikte büyük darbe alan ABD’nin iklim değişikliği mücadelesine yeni bir soluk getirdi.

Göreve gelir gelmez, iklim değişikliği ve ekonomik eşitsizliği merkeze alan “yeşil yeni düzen” (New Green Deal)  projesini kamuya duyuran Ocasio-Cortez, 10 sene içerisinde karbonsuz ve tamamen yenilebilir enerjiye geçmiş, dezavantajlı ve marjinalize edilmiş Amerikalılara ekonomik fırsatlar tanıyan bir gelecek çağrısı yapıyor.

350.org, Greenpeace, Friends of The Earth, CODEPINK gibi sivil toplum kuruluşlarının ve 18 Temsilciler Meclisi üyesinin desteğini alan girişim Gündoğumu hareketinin genç temsilcileri tarafından şiddetsiz sivil itaatsizlik eylemleri de dahil olmak üzere bir çok eylem yoluyla kamuoyuna duyuruluyor. (ocasio2018.com)

Son Eylemleri

Geçen hafta Perşembe günü bir grup genç Gündoğumu hareketi aktivisti, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratların lideri Nancy Pelosi’nin ofisini işgal etti.

Yeni seçilen Michigan temsilcisi Rashida Tlaib ve Justice Democrats (Adalet Demokratları) adlı grubun da desteği ile 150’den fazla gencin katıldığı oturma eyleminde, Demokrat Parti Meclis Başkanı’nın ofisinin önünde “planınız ne?” sorusu soruldu ve yeni seçilecek olan komitede iklim değişikliği konusunun ön plana çıkarılması çağrısı yapıldı.

***

İklim için Okul Boykotu Hareketi

Biz kimiz?

Bizler Avustralya genelindeki şehir ve kasabalardan, yaşları 5 ila 18 arasından değişen çocuklarız.

Politikacılarımıza geleceğimizi ciddiye almalarını ve bir kriz haline gelen iklim değişikliği sorununu çözmelerini anlatmak için okulu boykot ediyoruz.

Bize acilen harekete geçtiklerini göstermek için Avustralya’yı fosil yakıt projelerinin ötesine geçirebilir (örn. #StopAdani mega kömür madeni) ve hepimiz için %100 yenilenebilir enerji işini halledebilirler.

İklim değişikliği, dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biridir ve bu tehlike yeterince hızlı bir şekilde ele alınmıyor.

Avustralya’da eğitim son derece önemli ve bu dünyada fark yaratmak için önemli bir araç. Ama sadece okula gitmemek iklim değişikliği konusunda bir şeyi değiştirmeyecek. Ayrıca politikacılarımızın iklim değişikliği konusunda hiçbir şey yaptığı görülmüyor ya da en azından bu yeterli değil.

Özetlemek gerekirse, görmek istediğimiz değişikliklere katkıda bulunmak için okulu boykot ediyoruz. Geleceğimizi iklim yıkımı getiren Adani kömür madeni gibi projelere karşı savunmak için eğitimimizi geçici olarak, feda ediyoruz.

Görmek istediğimiz değişime bir katkıda bulunmak için okulu boykot ediyoruz. Geleceğimiz kurtarmak için, Adani kömür madeni gibi iklim yıkımı projelerinden kurtarma yolunda eğitimizi feda ediyoruz. (Schoolstrike4climate.com)

Talepler

İsveç’te geçen Eylül ayında düzenlenen seçimler öncesinde, İklim Sorununa Dikkat Çekmek İçin seçim gününe Kadar okula gitmeme ve bu yolla başta siyasetçiler olmak üzere kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışan 15 yaşındaki Greta Thunberg’in eylemi Avustralyalı gençler için ilham kaynağı oldu.

Avustralyalı öğrenciler de iklim değişikliği konusunda siyasi eylemsizliği protesto etmek için bir okul grevi örgütlemeye başladılar.

Üç talepleri var:

1. Adani kömür madenini durdurun

2. Yeni kömür ve gaz projeleri olmasın

3. 2030’a kadar 100% yenilenebilir enerjiye geçilsin. (Schoolstrike4climate.com)

Son eylemleri

Avusturalyalı çocuklarla gençlerin eylemleri Kasım ayına yayılmış durumda.

Yüzlerce öğrenci muhtelif yer ve zamanlarda okullarını boykot ederek, iklim değişikliğini bir olağanüstü hal olarak ele almaları için politikacıları zorlamaya çalışıyor.

Melbourne, Sydney, Canberra, Perth, Hobart, Whitsundays, Lismore, Gold Coast, Albury-Wodonga ve Sunshine Coast okullarında öğrenciler 28, 29 ve 30 Kasım günleri hep birlikte büyük bir boykota gitmeyi de kararlaştırmış halde.

 ***

Yokoluş İsyanı

 

Biz kimiz?

Biz siziz!  İlkelerimize ve değerlerimize uymayı kabul ederseniz, aramıza hoşgeldiniz.

Dünyada harekete geçmeye ve bize şefkat gösterilmesine ihtiyacımız var. Bu isyan içimizdeki sevgiyle besleniyor, yaşadığımız bu zor zamanların yasıyla yüzleşmeye razı olduğumuz için büyüyen sevgiyle. Yas, işimizin bir parçası. Birbirimizle bağ kurmak ve Yokoluş İsyanı’na destek için oluşturulmuş gruplar var.

Kızkardeşlik, Erkek kardeşlik, İhtiyarlar, Gençler, Müslümanlar, Gönüllüler, Küçük Çocuklu Aileler için kurulan gruplar ve daha birçok grup Birleşik Krallık genelinde pıtrak gibi yayılıyor. (Rebellion.earth)

Talepler

1. Hükûmet, içinde bulunduğumuz durumun ne kadar ölümcül olduğu konusunda doğruyu söylemeli, bu pozisyonla uyumlu olmayan tüm politikalarını değiştirmeli ve medyanın yanı sıra kendisi de değişimin âciliyeti konusunda halka bilgi vermeli – bireylerin, toplulukların ve şirketlerin yapması gereken şeyler hakkındaki bilgiler de buna dahildir.

2. İyiniyet beyanları ve rehber ilkeler yayınlamak buz örtülerini eriyip gitmekten kurtarmaz. Hükûmet, Birleşik Krallık’ta karbon salımlarını 2025 yılına kadar net sıfıra indirmek üzere bağlayıcı yasalar çıkarmalı ve ayrıca atmosferden sera gazı fazlasını çıkarmak üzere ekstra önlemler almalıdır. Hükûmet ayrıca küresel ekonominin gezegenin yıllık kaynak değerinin yarısından fazlasını kullanmaması için uluslararası işbirliği içine girmelidir.

3. Bu talepler, zorunlu olarak, ancak savaş zamanlarında kanunlarla düzenlenen çapta girişimleri ve seferberlik hallerini gerekli kılar. Ne var ki, Hükûmetimizin bu amaçların gerçekleştirilmesine yetecek cesur, hızlı ve uzun vadeli değişimleri yapacağına güvenmediğimiz gibi, politikacılarımıza daha geniş çaplı yetkiler vermeye de niyetimiz yok. Onun yerine, biz enkazdan çıkarken, amaca uygun bir demokrasi kurmak üzere, değişimleri gözetecek bir Yurttaşlar Meclisi talep ediyoruz. (Rebellion.earth)

Son eylemleri

Geçtiğimiz Cumartesi günü kendilerine Yokoluş İsyanı adını veren grup, Londra’nın beş ana köprüsünü trafiğe kapatarak, İngiltere tarihinin son on yıl içindeki en büyük sivil itaatsizlik eylemlerinden birini gerçekleştirdi.

Binlerce insanın katıldığı eylemde gönüllü olarak 70’den fazla kişi gözaltına alındı.

Southwark, Blackfriars, Waterloo, Westminster ve Lambeth köprülerini tutan, aralarında çocukların da bulunduğu binlerce gösterici yaratıcı eylemler eşliğinde köprülerde araçların geçişini engelledi.

Barışçıl geçen bu toplu sivil itaatsizlik eylemini hafta içerisinde swarming(üşüşme) adını verdikleri ani eylemlerini izlemeye başladı. Londra’da trafiğin yoğun olduğu bölgelerde kavşaklarda trafik ışıklarında yol keserek yapılan eylemlerle sivil itaatsizlik gösterileri devam ediyor. Grup yaptığı açıklamalarda talepleri yerine getirilince kadar bu eylemleri sürdüreceklerini dile getiriyor.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

 

Can Tonbil

Trump: Göçmenlere karşı gerekirse ‘öldürücü güç’ kullanabiliriz

ABD Başkanı Donald Trump, ABD-Meksika sınırına ulaşan Orta Amerikalı göçmen kafilesini durdurmak için sınırdaki güvenlik güçlerine gerekirse ‘öldürücü güç’ kullanmaları emri verdiğini söyledi. Şükran Günü tatilini geçirmek üzere gittiği Florida’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump “Ben onayı verdim. Umarım kullanmak zorunda kalmazlar” dedi.

Kargaşa yaşanması halinde ssınırın kapatılabileceğini ve Meksika ile ticaretin durdurulabileceğini de belirten Trump “Eğer kontrolü kaybettiğimizi hisseder ya da insanlar zarar görmeye başlarsa, durumu kontrol altına alana kadar sınırı kapatabiliriz. Tüm sınırı kastediyorum” dedi.

Trump daha önce de göçmenlerin şiddete başvurmaları durumunda ABD’li güvenlik güçlerinin ‘radikal tedbirlerle’ karşılık vereceğini söylemişti. Trump ayrıca ABD-Meksika sınırına örmek istediği duvar için ödenek çıkmaması halinde gelecek ay hükümeti kapatabileceği uyarısında da bulundu.

Hafta başında en yoğun sınır kapılarından olan Tijuana ile San Diego arasındaki San Ysidro kapısı, yeni bariyerler kurulmak üzere kısa süreliğine kapatıldı. Kafile için “işgalciler” ifadesini kullanan ABD Başkanı Trump sınıra 5800 asker gönderdi.

Yaklaşık 4 bin kilometrelik bir yolculuk sonrası Meksika-ABD sınırına ulaşan binlerce Orta Amerikalı göçmen sınır bölgesinde bekliyor. Kafiledeki Honduras, Guatemala ve El Salvadorlu göçmenler ülkelerindeki yoksulluk, şiddet ve zulümden kaçtıklarını söylüyor.

Yaklaşık 3000 Orta Amerikalı göçmen Meksika’nın ABD sınırındaki Tijuana kentine ulaştı. 2750 kadarı belediyenin sağladığı barınaklarda kalıyor.

Tijuana Belediye Başkanı Juan Manuel Gastelum önümüzdeki haftalarda göçmen sayısının 10 bine ulaşmasının beklendiğini, böyle bir göç dalgasıyla başa çıkabilecek durumda olmadıklarını söylemişti. Hafta başında Tijuana’da yüzlerce kişi göçmenleri protesto ederek kenti terk etmelerini istedi.

 

(Artı Gerçek)

Avrupa Birliği: Demirtaş’ın serbest bırakılmasını umuyoruz

Avrupa Birliği Dışilişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, “Türkiye’nin demokratik bir ülke olmasını istiyoruz” dedi. Mogherini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için verdiği karara değinerek “Serbest bırakılmasını umuyoruz” diye konuştu. AB Genişlemeden Sorumlu Komiser Johannes Hahn da “Vize ve Gümrük Birliği için bazı ülkeleri ikna etmeye çalışıyoruz. Ancak Vize serbestisi için belli kriterler var” açıklamasında bulundu.

Ankara, Türkiye-AB arasında üst düzeyli önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn, bugün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile temaslarda bulundu. 3 isim, toplantının ardından ortak basın açıklaması yaptı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ardından söz alan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, “AB Türkiye’ye göç krizinde destek vermeye devam edecektir. Bizim ortaklığımız ve iş birliğimiz oldukça önemli. Suriye, Irak, İran, Orta Doğu barış süreci ve körfez bölgesi açısından da önemlidir” açıklaması yaptı.

AİHM kararına değinen Mogherini, “Demirtaş’ın serbest bırakılmasını umuyoruz” dedi.

Mogherini, soru cevap kısmında AİHM Demirtaş hakkında verdiği kararın uygulanmamasının sonuçları hakkında sorulan soruya şu yanıtı verdi:

“Türkiye, AİHM’in kararını takip etmeli. Burada herhangi bir çifte standart yok. Hoşlanın ya da hoşlanmayın, bizim standartlarımız var. Şunu söylemek gerekiyor ki bu AB’den daha güvenli bir ortak bulmak mümkün değil, çok açık ve dürüst bir şekilde söyleyebilirim.”

 

(T24)

[Yeşil İşler] Yuva Derneği, ‘Program Manager’ arıyor

Ekoloji, insan hakları ve yoksulluğun ortadan kaldırılması konularını beraberce ele alan bütüncül öğrenme ve savunuculuk faaliyetleri yürüten Yuva Derneği, ‘Program Manager’ arıyor.

İlgili pozisyona dair aranan genel nitelikler ile iş tanımı hakkında detay bilgi almak için Yuva Derneği web sitesindeki İngilizce ilan sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklyn

 

(Yeşil Gazete)

Vanuatu, fosil yakıt şirketleri ile onları destekleyen ülkelere iklim davası açmak için adım atıyor

Vanuatu Cumhuriyeti fosil yakıt şirketlerine ve onları destekleyen ülkelere yıkıcı iklim değişikliğine sebep olmaktan dava açabileceklerini açıkladı. Vanuatu yasal işlem başlattığı takdirde, dünyanın dört bir yanında açılan ve sayıları hızla artan iklim davalarına ilk defa bir ülke müdahil olacak.

Vanuatu Dışişleri Bakanı Ralph Regenvanu bugün toplanan İklim Kırılganlığı Forumu Sanal Zirvesi’nde, en kirletici fosil yakıt şirketlerine ve fosil yakıt sektörünün iklim değişikliğine yol açmasını kolaylaştıran ülkelere karşı yasal işlem başlatmanın yollarını araştırdıklarını açıkladı.

Vanuatu Dışişleri Bakanı Ralph Regenvanu’nun açıklaması

İklim değişikliğinin en fazla risk oluşturduğu ülkelerin bir araya geldiği uluslararası İklim Kırılganlığı Forumu’ndan söz alan Regenvanu, ülkesinin aşırı hava olayları ve küresel ısınmaya bağlı olarak yaşadığı zararları karşılamak için acil olarak finansal desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtti. Regenvanu: “İklimi koruma maliyetlerinin ülkem için varoluşsal bir tehdit olan bu durumu bilerek yaratan fosil yakıt şirketlerine, finans kurumlarına ve hükümetlere kaydırılması için, uluslararası yasalar da dahil olmak üzere, tüm yasal yolları araştırıyoruz,” dedi. Regenvanu, iklim değişikliğine bağlı olarak meydana gelen ve Vanuatu’yu tahrip eden kayıp ve zararların göz ardı edilmeyeceği konusunda fosil yakıt şirketlerini ve onları destekleyen ülkeleri uyardığını da sözlerine ekledi.

Pasifik Okyanusu’nda Avustralya’nın 1.750 km doğusunda yer alan Vanuatu, 82 volkanik adadan oluşan 260 bin nüfuslu bir ada ülkesi. 2015 yılında meydana gelen tropikal Pam Siklonu Vanuatu’da 15 kişinin ölümüne, 75 bin kişinin evsiz kalmasına yol açmıştı. Pam Siklonu Vanuatu’nun GSYİH’nın yüzde 64’üne denk gelen 590 milyon ABD dolarlık zarara yol açmıştı. Vanuatu gibi küçük ada ülkeleri iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler, kırılgan ülke olarak tanımlanıyor.

Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli 12 yılımız kaldı uyarısı yapıyor, dünyanın dört bir yanında açılan iklim davalarının sayısı artıyor

Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli IPCC Ekim ayında yayınladığı “1,5ºC Küresel Isınma Özel Raporu”nda küresel ısınmayı 1.5ºC derecelik kritik eşikte tutmak için 12 yılımız kaldığı ve yarım derecelik bir ısınmanın bile çok ciddi etkileri olacağı konusunda uyarıda bulundu.

IPCC’nin uyarısından bir ay sonra, Regenvanu’nun bugün belirttiği üzere Vanuatu yasal yollara başvurmaya karar verirse, iklim değişikliği davası açan ilk ülke olarak tarihe geçecek. Henüz hiçbir ülke tarafından iklim davası açılmamış olmasına karşın, fosil yakıt şirketlerinin ve hükümetlerin iklim değişikliğinden sorumlu tutulması için dünyanın dört bir yanında açılan davaların sayısı gün geçtikçe artıyor. Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne bağlı İklim Değişikliği Hukuku Merkezi’nin veri tabanına göre, dünyada binin üzerinde dava açıldı.

90 fosil yakıt şirketi sera gazı emisyonlarının üçte ikisinden sorumlu

ABD’de New York Belediye Başkanı Bill de Blasio Ocak 2018’de New York şehrinin BP, Exxon, Mobil, Chevron, Conoco Phillips ve Shell’e iklim değişikliğindeki paylarından dolayı federal mahkemede dava açtıklarını açıklamıştı. Mahkemeye sunulan evraklarda New York kentinin iklim değişikliğine bağlı olarak sel ve erozyondan zarar gördüğü ve kenti iklim değişikliğinin etkilerinden korumanın maliyetini bu varoluşsal tehdidi oluşturmak için neredeyse ellerinden gelen her şeyi yapan şirketlere kaydırmanın amaçlandığı belirtilmişti. Evraklarda, 90 fosil yakıt şirketinin Sanayi Devrimi’nden bu yana salınan toplam sera gazı emisyonlarının hemen hemen üçte ikisinden sorumlu olduğu, ve dava edilen bu beş şirketin en büyük paya sahip olduğu vurgulanmıştı. Kaliforniya eyaletinde Richmond, Oakland ve San Francisco gibi birçok bölge de iklim değişikliğine bağlı olarak deniz seviyelerinin yükselmesi, sel, sıcak hava dalgaları ve aşırı yağışlar gibi aşırı hava olaylarını belirterek fosil yakıt şirketlerine dava açtı.

Şubat ayında Fransa’da Paris Belediyesi de fosil yakıt şirketlerinin iklim değişikliği maliyetlerinden sorumlu tutulması için yasal yolları araştırdığını açıkladı.

Kasım 2017’de ise Peru’da bir çiftçi Alman enerji şirketi RWE’ye enerji santrallerinden salınan karbon dioksitin küresel ısınmada payı olduğu ve And Dağları’nda ısıyı arttırarak, buzulların erimesine ve sel ve toprak kayması tehdidine yol açtığı iddiasıyla dava açmıştı.

Fosil yakıt şirketlerini destekleyen, iklim hedefleri yeterince iddialı olmayan hükümetler de iklim değişikliğinden sorumlu

Bir hükümete karşı açılmış ve ismi en çok duyulan iklim davası ise, 2015 yılında 886 Hollanda vatandaşının Hollanda hükümetini iklim değişikliğinden sorumlu tuttuğu Urgenda davası. Haziran 2015’te davanın görüldüğü Lahey Bölge Mahkemesi hükümetin 2020’ye kadar sera gazı emisyonlarında (1990 seviyeleri üzerinden) en az yüzde 25 azaltım yapmasına karar verdi. Hollanda hükümeti karara itiraz etti ancak Ekim 2018’de Lahey Temyiz Mahkemesi, Bölge Mahkemesi’nin kararını onadı. Urgenda davasının kazanılması sadece Hollanda’nın ulusal iklim değişikliği politikalarını etkilemekle kalmadı, Belçika’dan Yeni Zelanda’ya kadar birçok iklim davasına ilham kaynağı oldu.

Mayıs 2018’de evleri, geçim kaynakları, geleneksel aile meslekleri ve kültürleri iklim değişikliği tarafından tehdit edildiğini ileri süren Portekiz, Almanya, Fransa, İtalya, Romanya, Kenya ve Fiji’den 10 aile ile İsveç’ten Saami Gençlik Birliği Saminuorra People’s Climate Case çatısı altında bir araya gelerek temel haklarının korunması ve tehlikeli iklim değişikliğinin önlenmesi için, ve AB’nin 2030 iklim hedeflerinin yetersiz olduğu iddiası ile Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi’ne dava açtı. Davaya destek veren birçok STK’dan biri olan İklim Eylem Ağı CAN Avrupa düzenlediği kampanyada 160 binin üzerinde imza topladı.

Birleşik Krallık’ta Plan B isminde bir STK ve 9 ile 79 yaşları arasında 11 kişi hükümetin 2050 karbon hedefinin yetersiz olması ve güvenli bir iklim hedefi belirleyememiş olması iddiasıyla Temmuz 2018’de hükümete dava açtı.

2015 yılında Pakistan’da bir çiftçi Ulusal İklim Değişikliği Politikaları doğrultusunda iklim değişikliğine karşı gereken direnci geliştirmekte başarısız olduğu iddiasıyla hükümete açtığı davayı kazandı.
Uganda’da ise 2102 yılında, 18 yaşından küçük 4 kişi adına hükümete karşı açılan davada anayasaya göre hükümetin, hava dahil tüm doğal kaynaklarını mevcut ve gelecek nesiller için korumakla mükellef olduğu ve iklim değişikliğiyle mücadele etme zorunluluğu bulunduğu gerekçesiyle dava açılmıştı. Dava henüz bir karara bağlanmadı.

Bir diğer ada ülke Mikronezya ise 2009’da Çekya hükümetine karşı Prunerov kömürlü termik santralinin kapasite arttırımı için sınır ötesi çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreci yürütülmediği için dava açmıştı. Mikronezya, Prunerov’un kapasite arttırımın iklim değişikliği etkilerini de arttıracağı ve Mikronezya’da sel riskini yükselteceğini iddia etmişti. Mikronezya davayı hem kaybetti, hem  kazandı zira mahkeme çevresel etki değerlendirmesi yapılmasına karar verdi, ama sürecin sonunda Prunerov santralinde yine de kapasite arttırımı yapıldı.

Vanuatu Cumhuriyeti’nin fosil yakıt şirketlerine ve onları destekleyen ülkelere karşı yasal işlem başlatması da kuşkusuz, başta küçük ada ülkeleri olmak üzere, birçok ülkeyi aynı yolda adım atmaya teşvik edecektir. Vanuatu’nun önümüzdeki ay Polonya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 24. Taraflar Konferansı’nda (COP24) bu konuyu gündeme getirmesi ve diğer kırılgan ülkelere de yasal yollara başvurmalarını teklif etmesi bekleniyor.

Kaynaklar:

https://www.theguardian.com/world/2018/nov/22/vanuatu-says-it-may-sue-fossil-fuel-companies-and-other-countries-over-climate-change

https://www.theguardian.com/us-news/2018/jan/10/new-york-city-plans-to-divest-5bn-from-fossil-fuels-and-sue-oil-companies

http://climatecasechart.com/

https://peoplesclimatecase.caneurope.org/

https://planb.earth/

https://www.urgenda.nl/en/themas/climate-case/

https://www.crowdjustice.com/case/planb/

https://www.theguardian.com/environment/2017/nov/30/german-court-to-hear-peruvian-farmers-climate-case-against-rwe

 

Bu yazı aysebereket.wordpress.com/ ‘dan alınmıştır

 

Ayşe Bereket

 

 

 

 

Kadına şiddete dizi üzerinden yanıt: İtiş kakış şiddet olmuyor öyle mi?

Gülse Birsel’in senaristliğini yaptığı ve başrolünü oynadığı Jet Sosyete dizisinin ‘kadına şiddet’ sahnesi sosyal medyada gündem oldu. Dizide Sıla’ya şiddet uygulayan, Ahmet Kural’a da gönderme yapıldı.

Jet Sosyete dizisinin bu akşam (22 Kasım Perşembe) yayınlanacak 2. sezon 7. bölümünün ön izlemesi servis edildi. Dizide Gülse Birsel’in canlandırdığı Gizem karakteri, bir diziye başladı ve rol gereği şiddete uğraması gerekti. Çekim sırasında kendisine atılan tokata karşılık veren Gizem’in tepkisi, geçtiğimiz günlerde Sıla’ya şiddet uygulayan oyuncu Ahmet Kural’ı hatırlattı.

‘İtiş kakış şiddet değil mi?’

Yönetmenin tokat sahnesini ‘itiş kakış’a çevirmesi üzerine Gizem karakteri, ‘Yani karışıklı itiş kakış diyorsunuz yani, o zaman şiddet olmuyor öyle mi? Ne güzel kafalar sizin kafalar yemin ediyorum’ şeklinde karşılık vermesi Ahmet Kural’ın ‘Vurmadım, itiş kakış oldu’ açıklamasını gündeme getirdi.

Ardından itişme üzerine yıkılmayan Gizem karakteri bu defa ‘Yıkılmadım ayaktayım. Ne hakla itiyor beni. Biz bu adamlara maço değil psikopat diyoruz. Neden başrolleri böyle manyak manyak yazıyorsunuz. Neden böyle adam oluyor bunlar. Kusura bakmayın düşmem. Düşmeyeceğim hatta gidip bu adamı polise şikayet edecek, mahkemelerde sürüm sürüm süründürecek. Senaryoyu lütfen o şekilde değiştirin. Düşmeyen dik duran kadınlara hepiniz teker teker alıştıracağız’ dedi

 

(Mynet, Gazete Duvar)

Suudi Arabistan’da sel: Şiddetli yağışlarda 35 kişi öldü

Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA’nın Suudi Sivil Savunma İdaresi’ açıklamalarına dayandırdığı habere göre, 10 Kasım’dan beri devam eden şiddetli yağışlarda toplam 35 kişi öldü.

Bütün ülkeyi etkisi altına alan şiddetli yağışlar yüzünden 7 bölgeden 4 bin 38 kişi tahliye edilirken, 2 bin 563 kişiye barınma imkanı sağlandı. Sel veya taşkın sularına kapılma, elektrik çarpması ve bataklıklara saplanma gibi çeşitli nedenlerden dolayı 11’i Mekke’de olmak üzere, toplam 35 kişi yaşamını yitirdi.

https://www.youtube.com/watch?v=v3V_hdZFE6g

On üç bölgede mahsur kalan 2 bin 517 kişi kurtarıldı ve bu kişilerin 384’ünün başkent Riyad’dan olduğu bildirildi. Riyad havalimanının çatısının da şiddetli yağmurdan zarar gördüğü belirtildi. Suudi Arabistan, Kuveyt’ten acil hizmetler için destek talep etti.

2009 yılındaki Cidde seli, Cidde ve Mekke’nin bir kısmını etkisi altına almıştı. Yine Kasım sonunda meydana gelen felakette ölü sayısı 122, kayıp kişi sayısı 350 olarak bildirilmişti.

 

(Yeşil Gazete, Times of Islamabad, Sputnik News)

‘İtalya denizdeki arama-kurtarma çalışmalarını durdurmaya çalışıyor’

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), Akdeniz’de yürüttükleri arama-kurtarma çalışmalarının, İtalyaca durdurulmak istendiğini açıkladı.

İtalyan savcılığı, gemi atıklarının bertaraf edilmesinde kusur bulunduğu iddiasıyla Aquarius adlı arama kurtarma gemisine el konulmasını istedi.

MSF de yaptığı yazılı açıklamayla, bu talebin kendilerini hem şaşırttığını hem öfkelendirdiğini ifade etti:

“2015’ten bu yana arama kurtarma faaliyetlerimizi takiben İtalya’da 200’den fazla tahliye (karaya çıkarma) gerçekleştirdik. Bu tahliyelerin her biri, İtalyan polisi tarafından son derece kontrollü bir şekilde yakından takip edildi. Eğer iddia edildiği gibi yasadışı faaliyet yürütmüş olsaydık, bunları doğrudan yetkililerin gözü önünde yapmamız gerekirdi.”

Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu MSF, “bu asılsız tedbirin tek amacının, denizde hayat kurtarma amacıyla yürütülen yardım faaliyetlerini suçlu gösterme olduğunu” açıkladı.

MSF, beş arama kurtarma gemisiyle üç yıldır denizde faaliyet gösteriyor. Bu sürede 80 binden fazla kişiyi denizden kurtardılar.

‘Mare Jonio’ mülteci kurtarma gemisi Akdeniz’e açıldı

 

(Bianet)

Lüfer Koruma Timi’nden Arslanoğlu: Asgari avlanma boyu bilimsel verilere bağlı olarak belirlenmeli

1 Eylül itibariyle av sezonu açıldı ancak aşırı avlanma ve boy yasağının ihlâli balıkların yaşamlarını tehdit etmeye devam ediyor.

Geçen sezon avlanan balık oranı yüzde 60 oranında azaldı.

Lüfer Koruma Timi’nin paylaştığı bilgilere göre Karadeniz, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’ndeki balıkçılardan gelen “balık tükendi” açıklaması denizlerimizde oluşan karanlık tabloyu gözler önüne seriyor.

“Aşırı avlanma nedeniyle sürdürülemeyen stokların en yüksek oranları Akdeniz ve Karadeniz’de görülüyor”

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) dünyada balıkçılığın durumuyla ilgili Temmuz 2018’de Dünya Balıkçılık ve Su Ürünlerinin Durumu (SOFIA) raporunu yayınlamış, küresel balık üretim hacminin gelecek 10 yılda da artmaya devam edeceği öngörüsünü paylaşmıştı.

Rapordaki en dikkat çekici kısımlardan biri aşırı avlanma nedeniyle sürdürülemeyen stokların en yüksek oranlarının Akdeniz ve Karadeniz’de görülüyor olması…

Aşırı ve plansız avlanma, şehirleşme, denizlerdeki çöp ve mikroplastik iklim değişikliğinin de etkisiyle birleşince üreme ve büyüme dönemlerinde sorunlar yaşayan deniz canlılarını bir yokoluşa doğru sürüklüyor.

2018-2019 av yasağı afişi

Buna “dur” demek için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, hazırladığı “Deniz Balıklarının Yasal Avlanabilir Asgari Boy Ölçüleri” afişiyle deniz canlılarının nesillerinin korunmasına yönelik farkındalık yaratmaya çalışıyor.

Ancak bu uygulama bile avlanma mevzuatına aykırı olarak avlanan bazı balıkçıları engelleyemiyor.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Balıkçılık ve Su Ürünleri Şubesi tarafından balıkçılara düzenlenen operasyonda aralarında istavrit, lüfer ve ahtapotun bulunduğu 22 ton balığa el konuldu.

Balıkçılara ve halde görev yapan bazı firmalara cezai işlem uygulanarak idari para cezası kesildi.

Kurallara aykırı avlanan balıkçılara yönelik yapılan operasyonları Yeşil Gazete’ye değerlendiren Lüfer Koruma Timi’nden Ayşenur Arslanoğlu, denetimleri olumlu bulduğunu ifade ederek üreme boylarındaki yasal düzenlemelerdeki yanlışa dikkat çekti.

“Lüferin üreme boyu 24 cm olduğu kanıtlandığı halde, bu boyun altında, resmen daha bebekken avlanabiliyor ve bu yasal kabul ediliyor”

“1 Eylül 2018 tarihi itibariyle kalkan av yasakları ile balıkçılar için av sezonu başladı. Yıllardır takip ettiğimiz ve geçen av sezonunda da somut olarak gördüğümüz ciddi bir tükeniş var denizlerimizde. Biz özellikle bu tükenişin üzerindeki insan faktörünü konuşmak istiyoruz çünkü bunu düzeltebiliriz. ‘Aşırı’ avlanmayabiliriz. ‘Aşırı’ ve bilinçsiz bir şekilde tüketmeyebiliriz. Almayabiliriz, satmayabiliriz. Su ürünleri avcılığı stokları ve denizdeki yaşamın geleceği adına denetlenmeli. Türlerin üreme ve yaşama alanlarını, mevsimlerini gözetleyen şekilde düzenlenmeli ki diğer olumsuzluklara karşı ekoloji adına daha şanslı olalım. Av yasakları bu anlamda gerekli düzenlemeler.

Bu sezon okuduğumuz bütün denetim haberleri bu anlamda olumlu gelişmeler. Denetim bir süre, hepimiz arsızlığımıza ikna olana kadar şart belli ki. Yasakların kapsamları ve denetim usullerinde de  aynı ivmeyi bekliyoruz. Öyle ki hâlâ tüm türlerin geleceğini güvenceye alamadık. Örneğin lüfer. Üreme boyu 24 cm olduğu kanıtlandığı halde, bu boyun altında, resmen daha bebekken avlanabiliyor ve bu yasal kabul ediliyor. Denetlendiği haliyle bile bize yetmiyor bu. İstanbul’un, Boğaz’ın biriciği göz göre göre tüketiliyor.”

Yönetmenliğini Mert Gökalp’in üstlendiği “Lüfer – Boğaz’ın Prensi” adlı ödüllü yapım Türkiye’de tek bir balığa adanmış ilk belgesel olma özelliği taşıyor.

“Her balığın bir üreme boyu var ve asgari avlanma alt boyu da buna bağlı yani bilimsel verilere bağlı olarak belirlenmeli”

Arslanoğlu, türleri korumanın yollarından biri olarak hem satıcının hem de tüketicinin daha bilinçli ve kararlı davranmasının şart olduğunu söylüyor.

“Her balığın bir üreme boyu var ve asgari avlanma alt boyu da buna bağlı yani bilimsel verilere bağlı olarak belirlenmeli. Kendi hallerinde denizde yaşayan canlıları kendi hallerinde yaşarken rastgele avlayan insanlar olarak konuşmuyoruz. Gayet planlı, dev araçlarıyla ve her seferde bir sürüyü yok edecek kadar avlıyoruz. Bunu basit bir boy meselesine çeviremeyiz. Biraz fazla sorumluyuz bu işte. Satıcının da tüketicinin de daha bilinçli ve kararlı davranması gerekli. Böyle düşününce halde ve tezgahlarda bu boy altında balık satışının yasak olmasını konuşmak çok naif kalıyor. Fakat gerekli olduğu kesin. İki yönden bu avlanmaların önüne geçilmeli, türlerin devamlılığı için radikal düzenlemelere böyle sıçrarız diye umuyoruz.

Greenpeace’in düzenlediği “Seninki kaç santim?” kampanyası

İstanbul Boğazı ve Marmara’nın biyolojik koridor statüsü tehdit altında bulunuyor.

Balık yetiştiriciliğinin önemli bir girdisi olan balık unu üretimi için tonlarca hamsi avlanarak fabrikalara gönderiliyor.

Uzmanlar hamsiden lüfere palamuttan istavrite yaşam alanları iyice daralan türlerin hayatta kalabilmeleri için balıkçılık avlanma alt boylarının ve avlanma miktarlarının sınırlandırılmasını, balıkların yaşam ve üreme alanlarının koruma alanları olarak tespit edilmesini sağlayacak politikaların yasalaşmasını öneriyor.

 

Haber: Merve Damcı

(Yeşil Gazete)