Ana Sayfa Blog Sayfa 2660

15 yaşındaki iklim aktivisti Greta Polonya’da liderlere seslendi: “Hoşlanın ya da hoşlanmayın ayaklanacağız!”

İklim değişikliği konusunda yılın en önemli toplantısı olarak görülen ve pazar günü başlayan (2 Aralık) BM Taraflar Konferansı (COP24) Polonya’nın Katoviçe şehrinde devam ediyor.

BM Genel Sekreteri António Guterres ve Greta Thunberg

İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf olan 197 ülkenin katıldığı zirveye, İsveç’in yaşadığı en sıcak yazın ardından iklim değişikliğine dikkat çekmek için okul grevine çıkan ve son yılların en büyük sivil toplum isyanlarından birini başlatan 15 yaşındaki Greta Thunberg’in konuşması damga vurdu.

Eskiden kömür madeni olan bir binadayapılan iklim zirvesinde BM Genel Sekreteri António Guterres ve dünya liderlerine seslenen Greta Thunberg, dünyanın kurallara göre oynanarak kurtarılacak aşamayı geçtiğini söyledi.

Thunberg yaptığı konuşmada tüm dünyadaki gençleri şu sözleriyle harekete çağırdı:

“Artık medyadan krize kriz gibi davranmaya başlamalarını isteyeceğim”

“25 yıl boyunca sayısız insan Birleşmiş Milletler İklim Konferansları’nın yapıldığı binaların önünde durdu ve liderlerimizden emisyonları durdurmalarını istedi. Ancak, açıkça görülüyor ki emisyonlar artmaya devam ediyor. Bu yüzden onlardan bir şey istemeyeceğim. Bunun yerine medyadan bir şey isteyeceğim, artık krize kriz gibi davranmaya başlamalarını. Bunun yerine dünyanın her yerinden insanlara liderlerin bunu beceremediğinin farkına varmaya çağırıyorum. Çünkü varoluşsal bir tehditle karşı karşıyayız ve bu çılgınlığı sürdürecek zamanımız yok. İsveç gibi zengin ülkelerin küresel  ısınmayı 2 derecede tutma hedefine ulaşması için emisyonlarını yılda en az yüzde 15 azaltmaya başlaması gerekiyor.

“Altıncı büyük yok oluşun ortasındayız”

Medyanın, liderlerin ve herkesin bundan başka hiçbir şeyden söz etmemesi gerektiğini düşünebilirsiniz, ama aslında kimse bundan söz etmiyor. Ya da kimse her gün tükenmekte olan 200 tür ile birlikte altıncı büyük yokoluşun ortasında olduğumuzdan söz etmiyor. Dünyanın beş büyük yokoluşuna geri gitmeye çalışacağım. (4 buçuk milyar yıllık dünya, tarihi boyunca beş büyük yok oluş yaşadı. Dahası, kimse Paris Anlaşması’nda açıkça belirtilmiş olan küresel ölçekte ve eşit mücadele etmenin gerekliliklerinden bahsetmiyor. Bizimki gibi zengin ülkelerin 6-12 yıl içinde günümüzün emisyon hızını sıfıra indirgemesi gerektiği anlamına geliyor ki, böylece yoksul ülkelerdeki insanlar zaten inşa ettiğimiz alt yapının bir kısmını oluşturarak yaşam standartlarını yükseltebilsinler. Sağlık hizmeti, elektrik, temiz içme suyu gibi… Zaten her şeye sahip olan biz, Paris İklim Anlaşması’nın yükümlülüklerini yerine getirmezken Hindistan, Kolombiya ya da Nijerya gibi ülkelerin iklim krizine nasıl bakmasını bekleyebiliriz ki? İşte bu yüzden bu yıl Ağustos ayında İsveç parlamentosunun önünde oturmaya başladım. İklim için okul grevine başladım.

“Belki de olmayacak bir gelecek için neden okula gitmek gerekiyor”

Bazı insanlar bunun yerine okulda olmam gerektiğini söylediler. Bazı insanlar bir iklim bilimci olmak için okula gitmem gerektiğini, böylece ileride iklim krizini çözebileceğimi söylediler. Ancak biz kanıtlara da, çözümlere de zaten sahibiz. Ve ayrıca belki de olmayacak bir gelecek için neden okula gitmek gerekiyor, kimse geleceği kurtarmak için bir şey yapmazken? En somut gerçekler bile toplumumuza bir şey ifade etmezken bu gerçekleri öğrenmem ne ifade ediyor? Her gün 100 milyon varil petrol kullanıyoruz. Bunu değiştiren hiçbir politikacı yok. Petrolün yerin altında kalmasını sağlayacak hiçbir yasa yok.

“Liderler hoşlansın ya da hoşlanmasın ayaklanacağız”

Bu şu anlama geliyor, dünyayı kuralına göre oynayarak kurtaramayız. Çünkü kurallar değişmek zorunda. Bu yüzden geleceğimizi önemsemek için dünya liderlerine yalvarmaya gelmedik. Bizi geçmişte görmezden geldiler ve tekrar bizi görmezden gelecekler. Buraya onlar hoşlansın ya da hoşlanmasın değişimin geldiğini söylemek için geldik. İnsanlar meydan okumak için ayaklanacak. Ve liderlerimiz çocuk gibi davranmaya devam ettikçe, uzun zaman önce alınması gereken sorumluluğu biz alacağız.”

COP 24 İklim Konferansı başladı: Yeşil Gazete Katowice’de

[Katowice’den Notlar-1] COP24 İklim Zirvesi’nin açılışında tarihin en büyük laf kalabalığı! – Ümit Şahin

BM İklim Zirvesi 200’e yakın ülkenin katılımı ile Polonya’da başladı

COP24’te Türkiye’nin ısrarı resmi gündemin dışında kaldı: Ek-1’den çıkma talebi istişare edilecek

Köln ve Berlin’de 40 bin iklim aktivisti Federal Hükümet’i protesto etti

Türkiye’nin kömür hesabı Paris’e uyacak mı?

COP 24 için sivil toplum tek ses: Türkiye Paris Anlaşması’nı onaylasın!

11 yaşındaki iklim aktivistleri Deniz ve Dilan Avustralya’dan bildiriyor!

Doç. Dr. Semra Cerit Mazlum: Türkiye Kurallar kitabı tamamlanıncaya kadar Paris Anlaşması’na taraf olmazsa uyum sağlaması güç olacak

(Bianet, enb.iisd.org)

[Yeşil İşler] TEMA Vakfı, ‘Orman ve Kırsal Kalkınma Proje Sorumlusu’ arıyor

TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı), ‘Orman ve Kırsal Kalkınma Proje Sorumlusu’ arıyor.

İlgili pozisyona dair aranan genel nitelikler ile iş tanımı hakkında detay bilgi almak için Sivilalan.com/ da yer alan ilanı sayfasını ziyaret edebilirsiniz. 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklyn

(Yeşil Gazete, Sivil Alan)

Gıda Toplulukları Çalıştayı’nın üçüncüsü bu haftasonu Boğaziçi’nde

Üreticiler, türeticiler, gıda toplulukları temsilcileri ve meraklılarını 2016 yılından bu yana bir araya getiren Gıda Toplulukları Çalıştayı’nın üçüncüsü  8 Aralık Cumartesi günü Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştiriliyor.

Ekoharita.org, Gidatopluluklari.org, Kadıköy Kent Konseyi, Heinrich Böll Vakfı ve Boğaziçi Üniversitesi Köy ve Kooperatifçilik Kulübü’nün desteklediği çalıştay Halk-Bes-Koop, Kadıköy Kooperatifi, Koşuyolu Kooperatifi Girişimi, Yeryüzü Derneği Gıda Toplulukları, Yeşil Gıda Topluluğu, Yeşil Düşünce Derneği Gıda Toplulukları, DÜRTÜK, Anadoluda Yaşam, Beşiktaş Kooperatifi Girişimi, BİTOT, DBB, GETO, Homeros Gıda Topluluğu, Banadura Gıda Topluluğu, Kuzey Adana Gıda Topluluğu ve Bostan’dan Tatavlaya Gıda Topluluğu’nun da dahil olduğu imece grubunun ortak çabalarıyla düzenleniyor.

Çalıştayı organize eden ekip Boğaziçi Üniversitesi’ne girişlerde sorun yaşamamak adına kayıt yapılması gerektiğini özellikle vurguluyor. 3. çalıştaya katılım için bu bağlantı üzerinden kayıt yaptırabilirsiniz. 

3. Gıda Toplulukları Çalıştayı’nın facebook etkinlik sayfasına ise buradan erişim mümkün.

(Yeşil Gazete, Eko Harita)

Katar, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden ayrılıyor

Körfez ülkesi Katar, 2019 yılının başında Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ayrılacağını duyurdu. Karar, 6 Aralık’ta düzenlenecek OPEC toplantısı öncesinde kamuoyu ile paylaşıldı.

Başkent Doha’da bir basın toplantısı düzenleyen Katar Enerji Bakanı Saad Şerida el Kaabi, “1 Ocak 2019 itibarıyla OPEC’ten ayrılacağız, kararı bu sabah OPEC’e de bildirdik” dedi.

El Kaabi, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden ayrılma kararının Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin kendilerine uyguladığı ablukayla bir ilgisinin olmadığını da kaydetti.

Geleceğe yönelik büyüme odaklı strateji geliştirmek için içeride ve dışarıda gayretle çalıştıklarını aktaran Katarlı Bakan, “İddialı büyüme stratejimizi gerçekleştirmek, Katar’ın doğal gaz üretimindeki lider konumunu korumak için çaba, bağlılık ve özveri gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Dünyanın en büyük sıvı gaz üreticisi konumundaki Katar ayrıca yıllık 77 milyon ton olan doğalgaz üretimini 110 milyon tona çıkaracağını bildirdi.

Katar tek başına dünyanın sıvı gaz ihtiyacının yüzde 30’unu karşılıyor.

(Euronews)

Yeni raporda çarpıcı sonuç: Kömürlü termik santrallerin yarıya yakını zararda

Carbon Tracker tarafından yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, dünyadaki kömürlü termik santrallerin beşte ikisi şimdiden zarar ediyor. Dünyada ilk defa yapılan bu çalışma, yeni kömürlü termik santrallere ihtiyaç olmadığını ve Paris Anlaşması doğrultusunda kapatılmalarının ekonomik açıdan anlamlı olduğunu ortaya koyuyor.

Finans düşünce kuruluşu Carbon Tracker’ın bu çalışmasında dünyada işletmede olan kömürlü termik santral kurulu gücünün yüzde 95’ini (1900GW) ve inşa halindeki kurulu gücün yüzde 90’ını (220GW) teşkil eden 6 bin 685 kömürlü termik santralin ilk kâr analizi gerçekleştirildi. Sonuçlar, yeni bir kömür enerjisi ekonomisi portalında yayınladı. 2030 yılına kadar dünyadaki kömürlü termik santrallerin en az %59’unun kapatılması gerekiyor.


Güçsüzleşen Kömür: Kömür enerjisinin son yıllarının ekonomik ve finansal riskleri isimli rapor ve portal iki yıl süren bir modelleme çalışmasının eseri.

Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli IPCC’ye göre, küresel ısınmanın 1,5°C derecede tutulması için 2030 yılına kadar dünyadaki kömürlü termik santrallerin en az %59’unun kapatılması gerekiyor ve birçok ülke kömürden çıkış tarihi belirlemiş durumda. 2030’da rüzgâr ve güneş enerjisi mevcut kömür enerjisinin yüzde 96’sından daha ucuz olacak.

Çalışmanın temel bulguları arasında bu başlıklar öne çıkıyor:

– Küresel kömürlü termik santral kurulu gücünün %42’si yüksek yakıt maliyetleri yüzünden kâr sağlamıyor. 2040 yılında bu oran %72’ye çıkabilir;

– Kömürlü termik santrallerin %35’inin işletmede kalması yeni yenilenebilir enerji santralleri kurulmasından daha maliyetli; 2030 yılı itibarıyla, yeni yenilenebilir enerji santrallerinin kurulması bugün mevcut olan ve planlanan kömürlü termik santrallerin %96’sını çalıştırmaktan daha ucuz olacak.

– Çin, mevcut planlarını devam ettirmek yerine, Paris İklim Anlaşması doğrultusunda kömürlü termik santrallerini kapatarak 389 milyar ABD doları tasarruf sağlayabilir; Avrupa Birliği 89 milyar ABD doları, ABAD 78 milyar ABD doları ve Rusya 20 milyar ABD doları tasarruf yapabilir.

Rapor, elektrik şirketleri ve hissedarlarının, Avrupa’nın büyük kısmı ve ABD’nin bazı bölgelerinde olduğu gibi, elektrik üreticilerinin rekabet ettikleri serbest piyasalarda atıl varlık riskiyle karşı karşıya oldukları konusunda uyarıda bulunuyor. Kömürlü termik santraller, hükümetlerden teşvik almadıkları ya da çevre düzenlemelerinde gecikme ya da azalma olmadığı takdirde, kapatılmak zorunda kalacak.

Kömürün rekabetten korunduğu düzenlenmiş piyasalarda nihai yatırım riskini hükümet alıyor. Çin, Hindistan, Japonya ve ABD’nin bazı bölgelerinde, yönetim genelde enerji üretimi maliyetini onaylıyor ve bu maliyeti tüketicilere yansıtıyor.

Türkiye’nin termik santral karnesi

Türkiye’nin 2018’de işletmede olan kömürlü termik santral kurulu gücü 19 GW, inşaat aşamasındaki kömürlü termik santral kurulu gücü ise 1,3 GW. Halihazırda toplam elektrik üretiminin üçte biri kömürle yapılırken, planlanan 42 GW ek kömürlü termik santral kurulu gücü elektrik üretiminde kömürün payını yaklaşık olarak %150 artıracak. Yeni kömürlü termik santral planlarının büyük kısmı özel şirketler tarafından sunuldu ve bu santrallerin ithal kömür kullanması bekleniyor.

Türkiye’de yenilenebilir enerjiye yapılacak yatırımlar daha az finansal risk taşıyor

Türkiye elektrik sektöründe iddialı bir serbestleştirme ve özelleştirme başlatarak, özel şirketlerin ikili elektrik üretim ve dağıtımı sözleşmeleri yapmalarını sağladı. Türkiye’nin kömür kapasitesini önemli ölçüde arttırma planları ülkenin yenilenebilir enerji potansiyeliyle ters düşüyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinde yaşanan hızlı büyümeye bakıldığında, Türkiye’de yenilenebilir enerjiye yapılacak yatırımların kömüre dayalı elektrik üretiminin artırılmasından daha az finansal risk taşıdığı görülüyor.

Rapor için ne dediler?

İstanbul Politikalar Merkezi İklim Çalışmaları Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin raporla ilgili yaptığı değerlendirmede raporun Türkiye’nin karbon yoğun bir patikaya kilitlenmesini iyice artıracağını bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi:

“IPCC’nin son raporu küresel sıcaklık artışını Paris Anlaşması’nda öngörüldüğü gibi 1,5 derece ile sınırlamak için zamanın giderek daraldığını ortaya koyuyor. Bunun için önümüzdeki 12 yıl içinde küresel emisyonları yarı yarıya düşürmek, 32 yıl içinde de sıfırlamak zorundayız. Oysa yeni yapılan bir kömürlü termik santral en az 40-50 yıl elektrik üretmek üzere inşa ediliyor. Bu da bize mevcut santralleri önümüzdeki yıllarda kapatmamız ve asla yeni bir termik santral inşa etmememiz gerektiğini gösteriyor. Bu gerçekler Türkiye için de geçerli. Carbon Tracker’ın yeni raporu kömürlü termik santrallerde ısrar etmenin Türkiye ekonomisinin karbon yoğun bir patikaya kilitlenmesini iyice artıracağını bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye yeni kömürlü santral yapma planlarından vazgeçmez ve çalışan santralleri de bir plan dahilinde kapatmaya başlamazsa sadece iklime daha fazla zarar vermekle kalmayacak, ekonomik olarak da her geçen yıl daha fazla zarar edecek. Bu sorunu çözmenin yolu yenilenebilir enerjiye daha kararlı bir şekilde yönelmek ve ekonominin karbon yoğunluğunu hızla azaltarak rüzgar ve güneşi enerji kaynaklarını çeşitlendirecek bir ek kaynak olarak görmemek, fosil yakıtların yerini alacak asıl enerji kaynağı haline getirmektir.”

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Onur Akgül ise Türkiye bir an önce Paris Anlaşması’nı onaylayıp kömürden tamamen vazgeçmesi gerektiği yorumunu yapıyor:

“Uluslararası finans kurumları, sigorta şirketleri ve ülkelerin karar vericileri kömürden vazgeçiyor. Çünkü kömür, bugün yıkıcı etkileri ile iklim değişikliğinin en büyük sebebi olmasının yanı sıra insan sağlığını ve doğayı tehdit ediyor. Carbon Tracker’in raporundaki 2022 ve 2030 Türkiye projeksiyonları, kömürde ısrarın ekonomik olarak sürdürülebilir olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Buna rağmen Türkiye, şirketlere kömürlü termik santrallerden üretecekleri elektrik için alım garantisi teşvikleri veriyor. Bu teşvikler, kamu bütçesine ciddi bir yük getirecek. Greenpeace Akdeniz’in raporuna göre ihalesi 5 kez ertelenen Eskişehir Alpu Termik Santral projesine devletin vereceği 15 yıllık alım garantisiyle Türkiye’nin mevcut güneş kurulu gücü 2 kat artırılabilir. Türkiye bir an önce Paris Anlaşması’nı onaylayıp kömürden tamamen vazgeçmeli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeli.”

Carbon Tracker Enerji Analisti ve raporun yazarlarından Sebastian Ljungwaldh, “Kömürsüz asgari maliyetli bir elektrik sisteminin mümkün olduğunu gösteren analizimiz, temiz ve yeşil bir hassasiyetten ziyade bir ekonomik kaçınılmazlık olarak görülmelidir” diyor.

(Yeşil Gazete)

Şef, reis, para babası, akıl hocası yok kardeşim! – Mehveş Evin

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

Üzerinden 5.5 yıl geçti, iktidarın Gezi garezi bitmedi… Aksine, en tepeden gelen beyanların gölgesinde yapılan tuhaf gözaltılar, ifade almalarla Gezi yeniden ısıtılıyor, yeniden kriminalize ediliyor.

Oysa devlet şiddetiyle bastırıldıktan sonra Gezi’ye katılan ya da destek olduğu iddia edilen pek çok yurttaşa dava açılmış, öne sürülen suçlamaların hiçbiri (Kabataş, Dolmabahçe, darbe, yurtdışından finansal destek vb.) kanıtlanamamıştı. Hatırlayalım:

– 35 Çarşı grubu üyesi “darbe teşebbüsü” suçlamasıyla yargılandı ve beraat etti.

– Bayrak satıcısı dahil, 19 kişinin yargılandığı bir başka dava da 2018’de beraatle sonuçlandı. Sanıklar arasında hiçbir ilişki kurulamadı. 

– Gezi davaları deyince asıl kamuoyu vicdanını yaralayan davalar geliyor akla: Polis şiddeti yüzünden ağır yaralanan, hayatını kaybedenlerin davalarında ailelere resmen azap çektirildi, utanç verici kararlar çıktı. Son olarak Hatay’da Abdullah Cömert’i vuran polise verilen ceza, 13 yıldan 6 yıla düşürüldü. Berkin’in katili yargılanmadı, duruşması yıllardır sürüyor.

Şiddetle ilgisi olmayan bu gencecik insanların kanı yerde dururken hesap vermek şöyle dursun, öldürülmeleri alkışlatılıyor.

AVRUPA ACABA NEDEN SORUYOR?

Saray ve şürekası, Gezi’yi “bir darbe teşebbüsü”ne çevirmeye uğraşsa da bütün çabalar beyhude çıktı.

Son koz ne? Bir yılı aşkın, iddianamesiz olarak tek kişilik hücrede tutulan Osman Kavala.

Bir dönem Ergenekon’un savcısı olduğunu ilan eden, AİHM’in Demirtaş kararına “karşı hamlemizi yaparız” diyerek hukuka ne kadar saygılı olduğunu defaeten kanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, iddianamesi bile bulunmayan Kavala’yı “Gezi’nin finansörü” ilan etti!

G-20’ye götürdüğü kalemşorlerine “Gezi kalkışmasının dış ayağı Soros, iç ayağı Kavala” buyurmuş.

Efendim Merkel de Steinmeyer de kendisine Kavala’yı soruyormuş, Avrupa neden onu bu kadar seviyormuş?

Ne tuhaf değil mi? Kendi Anayasa’nı ve ceza kanunlarını, uluslararası tüm sözleşmeleri çiğniyorsun, sonra Avrupa neden bu adamı bana soruyor diyorsun.

Acaba neden? Bu tutukluluğun hukukun üstünlüğüyle, demokrasinin temel ilkeleriyle bağdaşmadığınıhatırlatmak için olabilir mi mesela?

GEZİ ISITILIYOR, ÇÜNKÜ…

Kavala ve Gezi etrafında kurgulanan yeni soruşturma ve hedef göstermelerin nedeni sır değil:

  1. Yerel seçimler yaklaşırken Erdoğan’ın yeni düşman üretmeye ihtiyacı var. Kendisi ve partisinin “dış mihraklardan beslenen güçler” tarafından tehdit altında olduğunu sürekli tekrarlamanın tam zamanı. Muhalefeti hedef göstermek için yeni malzeme lazım.
  2. Malum, kendi vatandaşlarını hapisten çıkarmayı önceleyen Batı ülkeleriyle OHAL’de yoğun görüşme ve pazarlıklar yürütüldü. Kapalı kapılar ardında bir takım alışverişler “halledildikten” sonra rahip Brunson gibi 7/24 casuslukla, Gülencilikle suçlanan “baş düşman”lar da pıtır pıtır salıverildi. Rehineler üzerinden pazarlık yapmak, Batı’yla bir siyaset biçimine dönüştü. Ama tabii, Saray medyasının bunu sorgulayacak hali yok. Onların işi alkış.
  3. George Soros’un dünyadaki tüm kötülüklerin kaynağı olduğuna dair önyargının, AKP-MHP ittifakı dışında görünen çevrelerde de karşılığı var. Erdoğan, kendini barış ve demokrasiye adamış Kavala’ya karşı Soros alerjisini kaşıyarak liberal nefretine, antisemitik vurgularıyla İslamcı nefretine hitap ediyor. Bir taşla birkaç kuş, en iyi bildiği şey.

İşte bu ortamda, Taksim Dayanışma’nın bazı üyeleri tekrar sorguya çağrıldı. Onlar da bir kez daha açıklama yaptı: Gezi’nin şefi, reisi, finansörü yok!

Mücella Yapıcı’nın belirttiği gibi, her şey o kadar şeffaftı ki toplantılar parklarda yapıldı, kararlar ortak alındı. Pankart hazırlayan kendi hazırladı, yemekler imece usulüyle yapıldı.

Tam da bu şeffaflık, doğallık, ortaklaşma, barışçıllık; partili CB için olabilecek en kötü senaryo.

Gerçekten Gezi’nin bir tehdit olduğuna inanmasa da otoritesini sarsmış bir “terbiyesizliği” cezalandırmakistiyor.

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

Mehveş Evin

Taksim Dayanışması: Gezi toplumsal tarihimizin en onurlu sayfasıdır!

Gezi Direnişi’ne dair yeniden başlatılan soruşturma dalgasına yönelik Taksim Dayanışması basın açıklaması yaptı.

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde düzenlenen açıklamayı Taksim Dayanışması adına, kendisi de soruşturma kapsamında ifadeye çağrılan Mücella Yapıcı okudu. “Gezi ülkemizin toplumsal tarihinin en parlak ve en onurlu sayfasıdır” denilen açıklamada iktidarın hukuk tanımayan uygulamalarının mayıs ayı sonunda amansız bir şiddete dönüştüğü hatırlatıldı.

Açıklamada özgürlük ve demokrasi talepleriyle ülkenin dört bir yanında eylemlerin başladığının hatırlatılırken, eylemin ilk günden beri karalanmaya, hak taleplerinin suç unsuru gibi gösterilmeye ve gerçekliğin çarpıtılmaya çalışıldığına dikkat çekildi.

Gezi direnişinin yargılanamayacağı, hakkında şaibe dahi yaratılamayacağı vurgulandı. Gezi dönemi alınan kararların açık şekilde tartışmalarla alındığının hatırlatılan açıklamada, “Gezi’nin şefi yoktur” denildi ve “içeride veya dışarıda finansörü” olmadığı kaydedildi. Bu süreçte onlarca kişinin gözünü kaybettiği, binlerce kişinin yaralandığı, katledilenlerin faillerininse korunduğuna dikkat çekilen açıklamada yargılanması gerekenlerin ölüm ve yaralanmalara neden olanlar olduğu ifade edildi. Haklı talepler karşısında düşman yaratma, suç icat etme ve “darbe ve terör örgütü” çıkarma girişimlerine tepki gösterilerek ilk günkü taleplerinin arkasında oldukları belirtildi.

(İleri Haber)

Japonya, Sinop Nükleer Santral Projesi’nden çekilmenin arifesinde!

Japon Hükümeti ile Mitsubishi Şirketi’nin Sinop Nükleer Santral Projesi’nden çekilme sürecine girdiği öğrenildi. Bu kararın nedeni ise Temmuz ayında santralin inşaat maliyetlerinin iki kat artarak  44 milyar dolara ulaşmasından sonra Türkiye ile Japonya arasında projenin geleceğine yönelik bir anlaşmaya varılamamış olması.   

Yaklaşık 1 milyon ağacın kesilmiş olduğu haliyle İnceburun

Japon Nikkei gazetesinin haberine göre Mitsubishi Şirketi’nden üst düzey bir yetkili, nükleer santralden vazgeçilse bile Japon Hükümeti’nin  enerji sektöründe başka alanlarda Türkiye ile yatırım ve işbirliğine devam etmek arzusunda olduğunu söyledi. Bu açıdan, daha ekonomik rakamlarda bir işbirliği için nükleer santral yerine düşük karbon emisyonlu bir termik santral projesi de olasılık dahilinde !

Türkiye ve Japonya hükümetleri arasında Sinop Nükleer Santral Projesi için imzalar 2013 yılında atılmıştı. Mitsubishi Şirketi’nin Fransız Areva (sonradan Framatom) ile kurduğu Atmea şirketinin denenmemiş Atmea 1 reaktörlerinin kullanılmasına karar verilen santralin inşaatına 2017 yılında başlanacaktı ama başlanamadı. İlk reaktörden elektrik üretimine ise 2023’te  başlaması öngörülüyordu.

Yaklaşık dört yıldır zemin etütlerine devam edilen, yer lisansı dahi alınmamış olan Sinop’ta bu nükleer santral projesi için yüzbinlercesi son bir yılda olmak üzere dört yılda neredeyse 1 milyon ağaç kesildi.

Türkiye’deki projenin iptaliyle Japon Hükümeti’nin nükleer endüstri ile iş birliği yaparak üstlendiği yurt dışı projelerinden yalnızca Hitachi’nin Birleşik Krallık’ta kurmaya çalıştığı santral kalmış olacak. 

 

(Nikkei, Yeşil Gazete)

 

Fransa’da ‘sarı yelekliler’in dediği oldu: Akaryakıtta vergi artışına 6 ay erteleme

Fransa Başbakanı Edouard Philippe, akaryakıt fiyatlarındaki vergi artışını 6 aylığına ertelediğini açıkladı.

“Sarı Yelekliler”e çağrıda bulunan Fransa Başbakanı Eduardo Philippe, “Bu şiddet sona ermeli. Ancak Fransız halkının öfkesine kulak vermemek için de sağır olmak gerekiyor” dedi. 

Enerji dönüşümü üzerinde yeniden düşünmek gerektiğini belirten Başbakan Başbakan Philippe, gaz ve elektrik fiyatlarına zam planının da erteleneceğini vurguladı.  

Gösteriler iki haftadır sürüyor

Fransa’da “Sarı Yelekliler”in akaryakıt zammına karşı protesto gösterileriyle başlayan eylemleri iki hafta içinde hayat pahalılığına karşı isyana dönüştü.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron hükümeti, halkın sokağa taşan öfkesine hazırlıksız yakalandı.

Macron Sırbistan ziyaretini açıkladı

Yaşananlar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un karşı karşıya kaldığı en büyük kriz oldu. Macron, gösteriler nedeniyle Sırbistan’a yapacaği ziyareti ertelemek zorunda kaldı. 

10 kişiden 8’i eylemleri destekliyor

Fransız halkının “Sarı Yelekliler”e desteği ise devam ediyor. Fransa’daki çatışmalar sonrası yapılan ankete göre, 10 kişiden 8’i eylemleri destekliyor.

(T24)

COP24’te Türkiye’nin ısrarı resmi gündemin dışında kaldı: Ek-1’den çıkma talebi istişare edilecek

Pazar günü Polonya’nın Katowice şehrinde başlayan 24. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesinde (COP24), Türkiye’nin gündeme alınması için başvuru yaptığı EK-1 listesinden çıkarılma önerisi reddedildi. Resmi gündeme alınmayan öneri ile ilgili gayriresmi istişareler yürütüleceği belirtiliyor.

İklim Haber’in haberine göre,  Türkiye’nin, iklim finansmanı ve emisyon azaltımına daha fazla katkı vermesi beklenen gelişmiş ülkeler listesinden (EK-1), çıkarılma önerisi müzakerelerin gündemine alınmadı. Doç. Dr. Semra Cerit sosyal medya hesabından paylaştığı bilgide,  zirvede öneri ile ilgili gayriresmi istişareler yürütüleceğini de belirtti.

Türkiye’nin eklerden çıkma hakkındaki tutumunu daha önce sosyal medya hesabından eleştiren Doç. Dr. Semra Cerit şu ifadeleri kullanmıştı: “BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi eksenli küresel iklim mücadelesinin 26 yıllık tarihinde politika pozisyonu en istikrarlı ülkeyiz. Bu süre içinde Amerika, Avustralya, Brezilya, Çin, Hindistan, Güney Afrika, Japonya, Kanada, Meksika gibi pek çok ülkenin, hatta AB’nin iklim politika pozisyonunda belirgin değişiklikler, iniş çıkışlar yaşandı. Türkiye’nin Sözleşme EK’lerinden çıkma endeksli politikası değişmedi. Sözleşme eklerinden çıkmak çevre/iklim dış politikası hedeflerinden biri olabilir. Bunun iklim politikası olarak görülmesi/tanımlanması yetersiz. İklim politikasının azaltım, uyum, dayanaklılığın artırılması bileşenlerindeki hedefler nelerdir sorusunun açık bir yanıtı bulunmuyor”.

(İklim Haber)