Ana Sayfa Blog Sayfa 2078

TTB: ‘Vakalar hafifledi’ açıklamalarını hayretle izliyoruz

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Covid-19 İzleme Kurulu Yürütme Kurulu yaptığı basın toplantısıyla koronavirüsün Türkiye‘yi nasıl etkilediğini ve “normalleşme dönemi”ne ilişkin Sağlık Bakanlığı‘ndan yapılan açıklamaları değerlendirdi.

“Türkiye’de İlk Hasta Duyurusundan Bugüne… Salgında Neredeyiz?” başlıklı toplantı, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Covid-19 İzleme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Özlem Azap, Prof. Dr. Kayıhan Pala ve Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz’un katılımıyla Zoom üzerinden yapıldı.

Yavuz:  Salgının etkileri konusunda yolun başındayız

Basın açıklamasını okuyan Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz salgının hala sürdüğüne dikkat çekti ve “salgının toplumun çeşitli kesimleri üzerindeki uzun dönemli sosyal etkilerinin henüz başında” olunduğunu vurguladı.

Yavuz, Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan, vakaların azaldığı yönündeki açıklamaların kendilerini hayrete düşürdüğünü belirtti ve var olan akademik çalışmaların bunun tam tersini ortaya koyduğunu savundu:

“Vakalar hafifledi” açıklamalarını hayretle izliyoruz. Kanıt nerede? Yok. Üstelik mevcut akademik çalışmalar tam aksini söylüyor. Örneğin, virüsün tüm genom analizini içeren bazı çalışmalar “virüsün yapısında, daha olumlu veya daha olumsuz sonuçlara yol açabilecek bir değişiklik olmadığını” söylüyor ve ekliyor: Dolayısıyla bulaşmaya yönelik tedbirlerin hassasiyetle uygulanmaya devam edilmesi gerekir.

İzmir’de sosyal mesafe önlemi

Yavuz salgının kontrol altına alındığına dair kanıt da bulunmadığını söyledi ve bunun söylenebilmesi için henüz erken olduğunu vurguladı.

PCR’si negatif olup tedavi gören hasta sayısı açıklanmıyor

Yavuz, salgının ilk üç ayı ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu:

  • 1 Haziran 2020 tarihi itibarıyla Türkiye’de doğrulanmış olgu sayısı 174 bin 23, doğrulanmış ölüm sayısı 3 bin 763, aktif hasta sayısı 21 bin 400.
  • Türkiye nüfusa göre dünyanın en kalabalık 17’nci ülkesi. Pandeminin üçüncü ayı bittiğinde bütün dünyada Covid-19 doğrulanmış olgu sayısında 12’nci sırada, Covid-19 doğrulanmış ölüm sayısında ise 17’nci sırada.
  • Türkiye, milyon kişi başına toplam doğrulanmış olgu sayısı bakımından komşu ülkelerle karşılaştırıldığında İran ile benzerlik gösteriyor, Bulgaristan ve Yunanistan’da ise toplam doğrulanmış olgu sayısının Türkiye’den daha az olduğu gözleniyor.
  • 4 bin 763 insanımızı kaybettik. Yüzlerce insanımız yoğun bakımda.

  • Vaka sayısında dalgalanma sürüyor. Her gün testi pozitif çıkan bine yakın hastamız oluyor. PCR testi negatif olan ancak Covid-19 tedavisi alan kaç hasta var? Bilmiyoruz, çünkü açıklanmıyor.

‘İlk dalgayı bastırabilmiş değiliz’

  • Bu süreçte 23’ü hekim 43 sağlık çalışanını kaybettik.
  • İlk dalgayı tam olarak bastırabilmiş değiliz.
  • Türkiye’de salgın süreci yönetimi, katılımcılıktan ve veri paylaşımından uzak, epidemiyoloji biliminin salgın yönetiminde gereksinim duyduğu hiçbir veriyi ve analizi paylaşmayan, ne ölçüde kanıta dayalı yürütüldüğü belli olmayan bir biçimde ilerliyor.

‘Kontrol altına alındığına dair kanıt yok’

  • Salgını kontrol altına alınabildiğine dönük bir kanıt yok. Salgın eğrisinin tepe noktasına ulaştıktan sonra çıktığı hızla iniş göstermemesi ve özellikle 11 Mayıs’taki erken açılmanın ardından doğrulanmış olgu sayılarındaki kümelenmeler ve yurt çapında çok sayıda ilan edilen karantina uygulamaları salgının kontrol altında olduğunu söyleyebilmek için henüz erken olduğunu gösteriyor.
  • Adına “normalleşme” denilen bu “yeniden açılma” sürecinde sağlık hizmetlerinin yeniden planlanması gerekiyor.

RES projesinin ÇED Raporu’ndan: İnsan-kuş rekabetinde kaybeden kuşlar olur

Mardin’de Derik, Mazıdağı ve Kızıltepe ilçelerini kapsayan rüzgar enerjisi santrali (RES) projesinin ÇED raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı.

Dicleres Elektrik Anonim Şirketi tarafından “Dicleres Rüzgar Enerji Santrali Projesi” adı altında hayata geçirilecek proje kapsamına 50 adet rüzgar türbini kurulması planlanıyor.

‘Kaybeden taraf kuşlar olacak’

Roma döneminden kalan tarihi Rabat Kalesi ve tarihi GAP şelalesi için tehdit oluşturacağı düşünülen projede bölgedeki kuşların da projeden etkileneceği onaylanan ÇED Raporu’nda dahi kabul ediliyor. Kuşların ve insanların bir rekabet halinde olduğu belirtilen raporda şu ifadeler yer alıyor:

Rüzgardan enerji elde edilmesi sürecinde insanoğlu ve doğal ortamı gökyüzü olan, rüzgardan gerektiğinde kolay uçuşlar için istifade eden kuşlar arasında adı konulmamış bir rekabet söz konusudur.

Kuşlar, rüzgarı uçuşlarında, özellikle de göç süreçlerinde ekonomik uçuş amacıyla kullanmak isterken insanoğlu da onu enerjiye dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Bu rekabet bazı yerlerde çakışmaları gündeme getirebilmekte sonuçta rekabeti kaybeden taraf ise kuşlar olmaktadır.”

Akyol: Doğayı metalaştıran bir dil

Söz konusu ifadeler ile ilgili Yeşil Gazete’ye konuşan Mardin Ekoloji Derneği’nden Derya Akyol böyle bir ifadenin kabul edilemeyeceğini belirtti. Akyol “İnsanlarla kuşların bir rekabetinden bahsediliyor ve doğa insanın bir kaynağıymış gibi lanse ediliyor. Hem edilgen hem de doğayı meta gören bir dil” değerlendirmesinde bulundu.

Bölgede çok fazla kuş türü bulunduğunu belirten Akyol, “Bol miktarda kırlangıç, toygar, güvercin, leş kargası, saksağan, saka , dağ serçesi gibi kuş türleri bulunuyor. Proje tam olarak göç yolu güzergahından geçmiyor ancak bu, buradaki kuşları etkilemeyeceği anlamına gelmiyor” dedi.

Görsel: Gazete Karınca

‘Tarihi alanda patlatma yapılacak’

Akyol, projenin kapsadığı üç ilçe arasında tarihi eser ve yerleşimlerin de bulunduğunu belirterek, “Rabat Kalesi’nde üç tane türbin yapmayı planlıyorlar. Hali hazırda defineciler sebebiyle fazlaca tahrip edilmiş. Bir de üstüne türbinlerin kazı aşamasında patlatma yapılacağı söyleniyor” ifadelerini kullandı.

ÇED raporunda bu eserlerin etkilenmeyeceği belirtilse de çalışma sırasında bu alanların zarar göreceğini belirten Akyol, rapordaki türbin yapılacağı belirtilen noktaları yapım aşamasında maliyet düşürmek için değiştireceklerinden endişelendiklerini söyledi.

Halk olmadan gerçekleşen halkı bilgilendirme toplantısı

Akyol projeyle ilgili bir başka sorunun da yapılan halkı bilgilendirme toplantısına yerelden hiç kimsenin katılmaması olduğunu söyledi. Bölgede yaptıkları ziyarette halkın projeden hiç haberi olmadığını öğrendiklerini belirten Akyol “Bakanlık, buna rağmen onay verdi” dedi.

Bölgedeki halkı bilgilendirmek üzere görüşmeler yapmaya karar verdiklerini belirten Akyol, “Biz de bölgedeki halka yeterli bilgilendirmeyi yapıp projenin zararlarını ve faydalarını anlattıktan sonra eğer onlar da istemiyorsa yürütmeyi durdurmak için dava açmayı düşünüyoruz” diye konuştu.

Yeni araştırma: Mikroplastiklerin havaya karıştığı bir kez daha kanıtlandı

Bilim insanlarının ABD’nin 11 bölgesinde yapmış olduğu araştırma, tıpkı yağmurun oluşması gibi atmosfere karışan bin metrik tona varan mikroplastik partikülün inceleme alanlarındaki milli parklara yağdığını ortaya koydu.

The Guardian’dan Valerie Yurk’un haberine göre, Utah Üniversitesi‘nden Janice Brahney bu süreci “plastik sarmalı” diye nitelendiriyor. Plastiklerin parçalanarak, geri dönüşerek ve atmosfere karışarak bu sarmalın içinde kaldığını söyleyen Brahney’e göre, plastiğin bu yolculuğunun ne kadar sürdüğünü ve menzilinin genişliğini kimse bilmiyor.

Kıtalar arası hareket ediyor

Aralarında Great Basin ve Craters of the Moon milli parklarının da bulunduğu 11 farklı lokasyonda incelemeler ve ölçümlemeler yapıldı. Brahney’in ekibi ıslak mikroplastikler olarak anılan maddelerin çoğunlukla büyük kentlerden çıktığını ortaya koydu.

Araştırmaları kuru mikroplastiklerin ise aksine tozlara benzer şekilde davrandığını, sıvılara göre çok daha uzun mesafeler katettiğini, hatta kıtalar arası yolculuk yaptığını gösterdi.

Sağlığa verdiği zarar henüz bilinmiyor

Brahney’e göre araştırmadan elde edilen yeni bulgular, plastik kullanımının azaltılması gereğinin aciliyetini gösteriyor. Mikroplastiklerin insan vücudunda yaratacağı tahribatın boyutu hala kesin olarak bilinmese de, pek çok bilim insanları konunun sağlık açısından yaratacağı tehlikelere değiniyor.

Akciğerlere girip burada tutunabilecek kadar küçük boyutlarda olmaları da astım ve kanser gibi hastalıklarla ilişkili olabileceklerini düşündürüyor.

Plastikler doğada parçalarına ayrılamadığı için atıklar arasında parçalarına ayrılıyor ve mikroplastiklere dönüşüyor. Mikroplastikler atmosfere, daha sonra ise toprağa ve sulara karışıyor.

*

Yeşil Gazete, yaptığı haberler ve yazarlarının yazılarıyla bir süredir konuyu gündemde tutuyor. Daha geniş bilgi için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz:

https://yesilgazete.org/blog/2020/05/16/bildigimiz-temiz-havalarin-sonu/

https://yesilgazete.org/blog/2018/11/05/mikroplastikler-besin-zincirinin-en-tehlikeli-halkasi-sedat-gundogdu/

https://yesilgazete.org/blog/2019/08/10/turkiyede-mikroplastik-kirliliginin-durumu-gercekten-de-bilinmiyor-mu/

https://yesilgazete.org/blog/2019/08/17/kuzey-kutbuna-mikroplastik-yagiyor/

 

Tunus açıklarında batan teknede en az 54 göçmenin cansız bedenine ulaşıldı

Tunus’un Safaks ili kıyılarında bindikleri teknenin batması sonucu hayatını kaybeden düzensiz göçmenlerden 54’ünün cansız bedenine ulaşıldı. Bölgede arama çalışmaları sürerken yetkililer, hayatını kaybedenlerin bir kısmının ise Safaks kentinde toprağa verildiğini duyurdu.

Tunus Savunma Bakanlığı, Safaks’a bağlı Kerkennah Adası‘ndan 6 Haziran Cumartesi günü ayrılan ve daha sonra batan teknedeki göçmenlerin başta Fildişi Sahili olmak üzere Sahra altı Afrika ülkelerinden gelen kişiler olduğunu açıkladı.

Yaklaşık 60 kişinin olduğu tahmin edilen teknenin batması sonucu bir hamile kadınla birlikte 2 çocuğun da yaşamını yitirdiği belirtildi.

Fotoğraf: AP

‘Göçmen ve mültecilerin yüzde 53’ü işlerini kaybetti’

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği‘nin (UNCHR) Orta Akdeniz özel elçisi Vincent Cochetel, Guardian’a yaptığı açıklamada daha fazla göçmenin geçişi yapmaya çalışacağından korktuğunu söyledi.

Cochetel “Tunus’taki Covid-19 kısıtlamaları sırasında göçmenlerin ve mültecilerin yüzde 53’ü işini kaybetti. Kaçının iş bulmayı başaracağı veya yerel halk ile daha sıkı rekabet etmek zorunda kalacağı belli değil” dedi.

Bu durumun mülteciler ve göçmenler için büyük risk oluşturduğunu belirten Cochetel, “Umutsuzluk insanları hayatlarını riske atmaya itiyor ve kaçakçılar onlara yalan söylemeye devam ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

HDP’li Gülüm’den Bekçiler Yasası’na eleştiri: Kadınlara ve LGBTİ+’lara müdahale edilecek

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu’ndaki, bekçilerin yetkilerini genişleten maddelerin, kadınların ve LGBTİ+’ların yaşamına müdahale anlamına geldiğini söyledi.

Kaos GL’de yer alan habere göre Gülüm konuşmasında varolduğu iddia edilen güvenlik sorununun, iktidarın güvenliği sorunu olduğunu söyledi, ve “iktidar kendi bekasını garanti altına almak için bu paketi önümüze getirdi” dedi.

Kendi görüşünüze göre bir toplum dayatıyorsunuz

Gülüm bekçilerin ayrıca insanların sosyal hayatlarına müdahale edeceği yolundaki endişelerini dile getirdi:

Bekçiler sizin adınıza ahlak bekçiliği de yapacaklar. Sizin görüşünüze göre bir toplum dayatmaya çalışıyorsunuz, bunun için buraya da müdahale etmeye çalışıyorsunuz. Kadınların hayatlarına, yaşam biçimlerine, giyim kuşamlarına müdahale etmeye çalışıyorsunuz.

LGBTİ+’lara, cinsel yönelimlerinden dolayı baskı, şiddet uygulamayı düşünüyorsunuz yani kendi zihniyetinizi sokaklara, meydanlara bekçiler aracılığıyla yaymaya çalışıyorsunuz.

Bekçilerin yetkilerinin genişletilmesiyle ilgili olarak daha önce de CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat endişelerini dile getirmişti. Bekçilerin “AKP‘nin yeni milis gücü” olarak kullanılacağını savunan Polat, böylelikle özel alana müdahale edeceklerini ve ahlak polisliği yapacaklarını söylemişti.

Hrant Dink Vakfı’na tehdit mesajı gönderenlere 26 yıla kadar hapis istemi

Hrant Dink Vakfı avukatı ve Rakel Dink‘e yönelik ölüm tehdidi mesajı gönderen iki kişi için iddianame hazırlandı.

AA’nın haberine göre iddianamede 28-29 Mayıs tarihlerinde vakfın e-posta adresine mesaj atan zanlı Hüseyin Ateş hakkında zincirleme halinde “tehdit” suçundan 7,5 yıldan 26 yıl 3 aya kadar hapsi istendi. 30 Mayıs tarihinde nefret suçu içeren bir e-posta atan zanlı Ersin Başkan için ise 2,5 yıldan 8 yıl 9 aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.

İki ayrı tehdit mesajı

Hrant Dink Vakfı 29 Mayıs’ta yaptığı duyuruyla e-mail yoluyla gelen bir ölüm tehdidini kamuoyuyla paylaşmıştı. Duyuruda “Tehdit, Hrant Dink Vakfı’nı “kardeş masalları” anlatmakla itham ediyor, ülkeyi terk etmemizi talep ediyor, Rakel Dink’i ve avukatımızı ölümle tehdit ediyor” denilmişti. Vakıf, 30 Mayıs tarihinde ikinci bir tehdit mesajı aldığını söylemişti.

Bunun üzerine Hüseyin Ateş Konya‘da gözaltına alınarak İstanbul‘a getirilmiş; Ersin Başkan ise İstanbul’da yakalanarak gözaltına alınmıştı. Savcılık karşısına çıkarılan iki kişi hakkında tutuklama kararı verilmişti.

Almanya altı aylık gecikmeyle 10 yıllık ulusal iklim ve enerji planını onayladı

Almanya hükümeti altı aylık bir gecikmenin ardından 10 yıllık ulusal enerji ve iklim planını (NECP) onayladı. Clean Eenrgy Wire’da yer alan habere göre plan, 2030 yılına kadarki sürede ulaşılması gereken hedefleri içeriyor.

Hedefler arasında sera gazı emisyonlarını 1990 yılına kıyasla en az yüzde 55 düşürmek, birincil enerji kullanımını 2008 yılına kıyasla yüzde 30 azaltmak, ve genel enerji tüketimindeki yenilenebilir enerji payını yüzde 30 arttırmak gibi maddeler yer alıyor.

Ekonomi Bakanı: Plan sürekli geliştirilecek

NECP bunların dışında hükümetin 2030 kararlarını uygulayabilmek adına oluşturduğu iklim paketinde yer alan içerikleri de kapsıyor. Ancak araştırmalar, 2030 hedeflerine ulaşmak için bu paketin yeterli olmadığını söylüyor.

Hükümet, 10 Haziran Çarşamba günü yayınlanan plan ile ilgili enerji ve iklim planlarını sürekli geliştireceklerini söyledi. Ekonomi Bakanı Peter Altmaier yaptığı basın açıklamasında “Planla birlikte Almanya, Avrupa Birliği’ndeki iklim ve enerji politikalarını daha şeffaf ve kıyaslanabilir  hale getirecek ve AB’nin 2030 hedefine Avrupalı partnerleriyle birlikte ulaşabilecek” dedi.

Komşularını ölümle tehdit eden Sevda Noyan’a altı yıla kadar hapis istemi

Ülke TV’de Esra Elönü‘nün sunduğu “Arafta Sorular” programına katılan ve burada sitesinde yaşayan insanlar hakkında ölüm tehdidinde bulunan Sevda Noyan hakkında savcılık üç yıldan altı yıla kadar hapsini istedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu tarafından başlatılan soruşturmada Sevda Noyan’ın açıklamalarına ilişkin “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçundan iddianame düzenlendi.

’15 Temmuz kuşağımızda kaldı’

Sevda Noyan, katıldığı televizyon programında “15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık. Boş bulunduk. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim sitede hâlâ 3-5 var, benim listem hazır” demişti.

Bu sözlerine gelen tepkiler üzerine RTÜK canlı yayında tehdit ifadeleri için ifade özgürlüğünü aştığı gerekçesiyle katıldığı programa üç kez program durdurma cezası vermişti.

Noyan: Boş bulunarak söyledim

Hakkında açılan soruşturma üzerine savcılıkta ifade veren Noyan “Soruşturmaya konu olan sözleri boş bulunarak söyledim. Kesinlikle suç işlemek veya toplumu tahkir etmek gibi bir amacım yoktu. Benim herhangi bir listem olmadığı gibi insanlara zarar verebileceğim herhangi bir silahım da yoktur. Milletimden özür dilerim” demişti.

Greenpeace: Virüs gıdamızı vurmasın

Greenpeace, yeni tip koronavirüs salgınının gıdanın üretimi ve teminiyle ilgili gözler önüne serdiği sıkıntılar ile ilgili bir açıklama yaptı. Salgının uzun sürmesi durumunda gıda krizi ile yüz yüze geleceğimizi belirten Greenpeace, bunun önüne geçmek için yapılması gereken adımları anlattı. 

Açıklamada “Salgın Türkiye de dahil olmak üzere hiçbir ülkenin uzun vadede tarım ve gıda erişimi konusunda stratejik bir planı olmadığını gözler önüne serdi” denildi.

Salgın devam ederse gıda krizi kapıda

Salgının devam etmesi durumunda 34 ülkenin ciddi boyutta gıda krizleri yaşayabileceğinin ve Türkiye’de de belli ürünlere erişimde sıkıntılar yaşanmasının olası olduğu belirtilen açıklamada şunlar söylendi:

Nitekim salgın nedeniyle başlayan karantinalar ve seyahat kısıtlamaları uzadıkça olası bir gıda krizi konusunda küresel kuruluşlardan da uyarılar gelmeye başladı. Bu uyarıların temelinde tedarik zincirinde yaşanabilecek aksaklıklar, artacak gıda fiyatları ve üretimde yaşanabilecek aksamalar bulunuyor. 

Ortaya çıkabilecek riskler

Türkiye’nin yıllık 44 Milyar ABD Doları üretimle hali hazırda dünyada en çok tarımsal üretim yapan ilk 10 -11 ülke içinde yer aldığı söylenen açıklamada buna rağmen gıdanın kırılgan bir yapıda olduğu belirtildi. 

Greenpeace Akdeniz’in hazırladığı “Türkiye’nin Salgın Kapsamında Gıda Güvenliği” başlıklı rapora göre salgının devam etmesi durumunda karşı karşıya kalınabilecek gıda riskleri şöyle; 

  • Salgın sırasında dolarda görülen artış nedeniyle soya ithalatçısı Türkiye’de, soya fiyatlarında  yüzde 26’lık bir fiyat artışı olası görülüyor. 
  • Marmara, özellikle de 370 bin ton ve yüzde 19’luk pay ile Tekirdağ, Türkiye’de ayçiçeği üretiminin en çok yapıldığı bölge. Kovid-19’un en çok etkilediği bölgenin İstanbul ve çevresi olması nedeniyle ayçiçeği veriminin etkileneceği tahmin ediliyor. 

Fiyatlar arttı

  • Dolarda ve fiyatlarda yaşanan artış nedeniyle Nisan 2019’da küresel pazarda 413 ABD Doları olan 1 ton pirincin Türkiye’deki fiyatı 2378 TL iken, Mart 2020’de fiyatının 494 ABD Dolarına yükselmesi ile Türkiye’deki fiyatı da 3245 TL’ye yükseldi, başka bir deyişle yüzde 36’lık bir artış yaşandı
  • Salgın nedeniyle bahar aylarında tarımsal işgücünün yeterince olmaması 2020 sonbaharı ve 2021 için sorunlara yol açabilir.
  • Salgının uzaması ve ikinci dalganın yaşanması durumunda yeni bir karantina gündeme gelirse, üretimin yoğun olduğu bölgelerden üretimin düşük olduğu bölgelere gıda ulaştırılmasında yaşanabilecek sorunlar bazı bölgelerin temel gıda ihtiyaçlarında sıkıntı yaratabilir. Özellikle Doğu Anadolu sonrasında İç Anadolu bu riskin yüksek olabileceği yerlerdir.  

Üretimden kopuşlar

  • Tarım çoğu meslek gibi evden çalışmayla yönetilemeyecek bir faaliyet olduğundan özellikle Türkiye’de tarımında 65 yaş üstü kesimin yüksek oranda olduğu çiftçilerin (çiftçi yaş ortalaması 56) ve mevsimlik işçilerin bahar aylarında tarlaya gidememesi, bu aylarda ekilmesi gereken sebze ve meyvelerin üretiminde sıkıntı yaratabilir. 
  • Doların yükselişi ile tarım-kimyasalları ve yakıt girdisi artacağından küçük ölçekte yılda tek ürün alabilen çiftçiler maliyetler yüzünden arazi işlemeyi bırakabilir. Bu terk ediş nedeniyle üretimin azalması sonucu ihtiyacın dış kaynaklardan karşılanması gerekebilir.
  • Gürcistan’dan gelecek mevsimlik işçiler, sınırların kapalı olması nedeniyle gelemedi, bu durum çay üretiminde de bir baskı oluşturdu

‘Yerel ihtiyacını karşılayacak arazi planlaması’

Tüm bu riskleri bertaraf etmenin mümkün olduğunu söyleyen Greenpeace Akdeniz, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bir çağrıda bulunarak hızla bir “Kriz Dönemlerinde Tarım & Gıda” planı hazırlaması ve uygulamaya koyması gerektiğini söyledi. Buna göre Türkiye’nin kendine yeterli üretimi sağlayabilmesi için öncelikle atılması gereken adımlar şöyle;

  • İthal edilen ürünlerin yerel koşullarda üretiminin planlanması, 
  • Gençlerin tarıma özendirilmesi, 
  • Verimli arazilerin tarıma (geri)kazandırılması (özellikle İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerin kendilerine yetebilecek üretimi yapabilmeleri açısından buralarda arazi geri kazanımı çok önemli), 
  • Her üretim bölgesinin yerel nüfusun gıda ihtiyacını karşılayacak arazi planları oluşturulması (ürün çeşitliliğinin bölgesel iklim ve arazi koşulları ile yerel kaynaklar gözetilerek planlanması),

‘Mevsimlik işçilerin koşulları düzeltilsin’

  • Mevsimlik işçilerin şartlarının salgın koşulları gözetilerek düzenlenmesi, 
  • Biyoçeşitliliğin korunması için gerekli tampon bölgelerin oluşturulması, 
  • Küçük üreticilerin üretime devam edebilmesi için gerekli koşulların sağlanması, üretici pazarlarının yaygınlaştırılması, 
  • Zengin protein muhtevası sebebiyle baklagil üretiminin öncelenmesi, 
  • Tarım ve Orman Bakanlığı’na ait toplam 35 adet Devlet Üretme Çiftlikleri’nde salgın zamanlarında gerekli olacak stratejik gıda ürünlerinin öncelikli olarak yetiştirilmesi…

Çevre gruplarından çağrı: UNESCO mercan resiflerini ‘tehlikede’ olarak tanımlasın

Avustralya hükümetinin mercan resiflerini yok olmaktan korumak için üstüne düşen yasal yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirten ABD ve Avustralyalı çevre grupları UNESCO’dan dünya mirası olan resiflerin statüsünü “tehlikede” sınıfına almasını talep etti.

San Francisco merkezli Earthjustice ve Environmental Justice Australia konuyla ilgili UNESCO dünya mirası komitesine bir mektup gönderdi.

Guardian’dan Adam Morton’un haberine göre mektupta her ne kadar iklim krizi bir ülkenin çözebileceği bir sorun olmasa da gezegeni endüstri dönemi öncesine göre 1,5 derece ısınma sınırında tutmak için Avustralya’nın kendine düşen sorumluluğu yerine getirmediğine dikkat çekildi.

Beş yıl içinde üçüncü ağartma

Devlet dairesi olan Büyük Bariyer Resifi Deniz Parkı Kurumu, Nisan ayında yaptığı açıklamada mercan resifinin suların ısınması sebebiyle beş yıl içerisinde üçüncü kez ağartma geçirdiğini duyurmuştu.

Sınıflandırmaya hükümet engeli

Komite resifin dünya mirası listesindeki statüsünü incelemek üzerine bu ay toplanmayı planlıyordu. Ancak toplantı koronavirüs salgını dolayısıyla ertelendi.

Daha önceki toplantılarda mercan resiflerinin ‘tehlikede’ olarak sınıflandırılması için adımlar atılmıştı. Bu girişim Avustralya hükümetinin karşı çıkmasıyla engellenmişti. Hükümet, iklim değişikliğinin tehlikede sınıflandırması için kullanılamayacağını çünkü sorunun yerel bir sorundan öte küresel bir sorun olduğunu öne sürmüştü.