Ana Sayfa Blog Sayfa 2066

Araştırma: Tibet antiloplarından dağlarda hayatta kalmak için benzersiz evrim

Nebraska Üniversitesi Biyolojik Bilimler Okulu‘ndaki bir araştırmacı ekibi, Tibet antiloplarının yüksek dağlarda hayatta kalmak için benzersiz bir şekilde evrim geçirdiğini tespit etti.

Tibet antilopu, adından da anlaşılacağı gibi, Himalaya dağları ile Taklamakan Çölü arasında yer alan Tibet platosunda yaşıyor. Buradaki yükseklik deniz seviyesinden 3 bin 600 ila 5 bin 500 metre yüksekliğe ulaşıyor. Bu yüksekliklerde oksijen basıncı deniz seviyesinden iki kat daha düşük.

Çocukluk genini tercih etti

Bu koşulda nasıl yaşadıklarını araştıran ekip, ilk olarak kandaki oksijenin taşınmasında büyük rol oynayan B-globin genlerinin odağının incelendiği çalışmada iki farklı varyasyon tespit edildi.

İki çeşidi karşılaştıran ekip, antilopların memelilerde en yaygın olan βA genini kaybettiğini ve bunun yerine antilopların memelilerde çocukluk döneminde bulunan βF formunu kullandığını fark etti.

Tibet antilobu βF’yi bir yetişkin olarak yüksek rakımda hayatta kalmak için kullandığı bilinen şu ana kadarki tek memeli oldu. Bu gen üzerine deneyler yapan araştırmacılar βF’nin yüksek oksijenli ortam ile başa çıkmak için daha başarılı olduğunu ve Tibet antiloplarının bu sebeple evrimleşerek diğer formu kullanmayı bıraktıklarını öne sürdü.

Yeryüzünün her yerine tonlarca mikroplastik partikül yağıyor

Bilim insanları son zamanlarda artan “plastik yağmurları” konusunda uyardı: Yağmur suyuna karışan plastik atıkların deniz ve kara canlılarına verebileceği zarar endişe uyandırıcı.

Amerikalı bilim insanlarının Science dergisinde yayımladığı çalışmaya göre ABD‘de bazı bölgelerde, yağmur sularına karışan bin metrik tona varan mikroplastik partikül tespit edildi, bu da yaklaşık 120 milyon plastik şişeye denk geliyor.

ABD’nin 11 korunaklı bölgesinde yapılan araştırma, yağmurun oluşması için atmosfere karışan mikroplastik partiküllerinin inceleme alanlarındaki milli parklara yağdığını ortaya koydu.

Nereye düşeceği belli değil

Utah Üniversitesi‘nden araştırmaya katılan Janice Brahney‘in “plastik sarmalı” olarak nitelendirdiği süreçte, plastikler parçalanarak, geri dönüşerek ve atmosfere karışarak bu sarmalın içinde kalıyor. Brahney’e göre, plastiğin bu yolculuğunun ne kadar sürdüğünü ve menzilinin genişliğini ise kimse bilmiyor.


Brahney, “Hemen hemen her örnekte küçük, renkli, parlak plastik kalıntıları görmek bizi gerçekten şaşırttı” diye konuştu. Bu küçük plastik kalıntıları atmosfere yükselerek okyanus ve karadaki doğal yaşam alanlarına yağmur suyu ile birlikte düşerek canlılar ve toprak için büyük bir risk teşkil ediyor.

Her yıl 8 milyon ton plastik okyanuslara karışıyor

Dünya Ekonomik Forumu’nun verilerine göre her yıl ortalama 8 milyon ton plastik, okyanus sularına karışıyor. Yunuslar, balinalar ve su kuşları, doğada yok olması onlarca yıl alan plastik parçalarını yiyecek sanıp tüketiyor. Plastik kirliliği, çöpleri gıda zanneden deniz canlılarının boğulmasına ya da plastik parçalara takılarak ölümü beklemesine yol açıyor.

Üç tip yeni yeni üniversite modeli öneren plan Erdoğan’a sunuldu

Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu yeni üç tip üniversite modeline yer veren Yükseköğretim Reformu Politika Belgesi’ni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sundu.

Belgede üniversitelerin ‘tematik’, ‘sınırlı alanda uzmanlaşmış’ ve ‘çok yönlü üniversite’ şeklinde üç kategoriye ayrılması öngörülüyor.

Ayrıca, tüm devlet üniversitelerinde üniversite konseyleri oluşturulacak. Üst yönetim konsey ile rektörden oluşacak, konsey üniversiteye destek olan, hizmet eden, toplumla üniversite arasında köprü kurabilecek kişiler arasından atanacak.

Atamalarda paydaş görüşü

Hürriyet’ten Erdinç Çelikkan’ın haberine göre, rektör dahil tüm atamalarda üniversitelerin misyon ve hedeflerine uygun olarak yürütülmesi için paydaş görüşlerinin alınması, temel prensiplerden biri olacak.

Yükseköğretimde çeşitlenen öğrenci profiline uygun talepleri karşılayabilecek, sosyal ve ekonomik gelişime katkı sağlayabilecek, piyasaların çeşitlenen iş gücüne cevap verebilecek, istihdamı arttırabilecek, artan rekabete uyum sağlayabilecek bir üniversitenin hedef olacağı belirtiliyor.

Vakıf, devlet ve özel

Bu kapsamda üniversiteler ‘devlet’, ‘vakıf’ ve ‘özel’ misyonlarına göre konumlandırılacak ve ‘tematik’, ‘sınırlı alanda uzmanlaşmış’ ya da ‘çok yönlü üniversite’ olarak yeniden yapılandırılacak.

Meslek yüksekokullarının her bölgede kurulacak olan ‘Bölgesel Mesleki Eğitim Üniversiteleri’ne bağlanması öngörülüyor. Her bir ön lisans programının en az bir sektörel destekçisi olması benimsenecek.

Kedi Bob artık yok

Evsiz James Bowen‘in hayatını değiştiren; çok satan A Street Cat Named Bob adlı kitabına konu olan ve filmi çekilen kedi Bob 14 yaşında hayata veda etti.

Bowen’in kitabının yayıncısı Hodder & Stoughton, Bob’un ölüm haberini doğrulayarak şu açıklamayı yaptı: “James ve Bob dünyanın dört bir yanındaki hayranlarını bulmaya devam ederken, Bob kitap imza günlerinde iyi dileklerle karşılaştı, dünyayı dolaştı ve kedi şöhretiyle başa çıktı. O, çok özlenecek sıra dışı bir kediydi.” 

Bowen’in hayatını değiştirmişti

James Bowen, 2007’de sokaklarda yaşıyor ve hayatını sokak sanatçılığı yaparak kazanıyordu. Yaşadığı psikolojik sorunlar ve uyuşturucu kullanımına bağlı olarak bipolar tanısı konuldu. Rehabilitasyona gitti ve Tottenham’da bir barınakta yaşamaya çalıştı. Bir gün barınağa girerken, hayatını değiştirecek olan sarman kediyle karşılaştı. Bacağında enfeksiyon olduğunu fark edip sarman kediye yardım etme kararı aldı. 

Kediyi tedavi eden ve o süreçte gerçek sahibini bulmak adına ilanlar veren Bowen, en sonunda kedinin ailesini bulacağını düşünerek onu sokağa bıraktı. Ancak kedinin gidecek yeri olmadığını anlayan Bowen, sahiplendiği kediye Bob adını verdi.

Kedi Bob, sokak şarkıcılığı yapan Bowen’e eşlik etti. Zaman içerisinde sokakta polislerin verdiği sıkıntılar yüzünden şarkı söylemeyi bırakan Bowen, dergi satmaya başladı. Bob’un sayesinde hayatını düzelten Bowen, uyuşturucuyu bırakmaya, bağımlılığından tamamen kurtulmaya karar verdi. 

Evsiz genç adamın Bob’un hikayesini anlattığı kitabı 2012’de basıldı, 2016’da Luke Treadaway’in rol aldığı filme uyarlandı. Bob, filmin bir sonraki yıl çekilen devam filmi A Gift from Bob’da da rol almıştı.

Bowen, ölen kedisinin ardından şunları söyledi:

Bob benim hayatımı kurtardı. Bir işbirliğinden daha fazlasını verdi bana. Kitaplarımız ve filmlerimizle birlikte elde ettiğimiz başarı mucizeviydi. Binlerce insanla tanıştı, milyonlarca hayata dokundu. Onun gibi bir kedi yok. Ve hiçbir zaman olmayacak. Hayatımın ışığı gitmiş gibi hissediyorum. Onu asla unutmayacağım.”

 

Barolar Ankara’ya yürüyor

Barolar, seçim sisteminin değiştirilmesi, illere birden fazla baro kurulması ve hak ve yetkilerinin sınırlandırılmasına karşı bugün ‘Savunma Yürüyor’ sloganıyla Ankara‘ya yürümeye başladı. 

İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir ve Aydın baro başkanlarının da katıldığı yürüyüşte, İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu yargı bağımsızlığı için yola çıktıklarını söyledi:

Bugün başladığım yolculuk basit bir yolculuk değil. Yüreğimizin götürdüğü yere yürüyoruz! Bizim yüreğimizin götürdüğü yer hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve savunmanın güvenliğidir. Bunu sağlamaya çalışıyoruz. Bütün bunları toplum adına yapıyoruz. Açtığımız bu yolda siyasi iktidar da bize katılabilir.

‘Ülkenin uçuruma yuvarlanmasını engellemek için…’

Gazete Duvar‘dan Müzeyyen Yüce‘ye konuşan Antalya Barosu Başkanı Polat Balkan da söz konusu yasa değişikliği teklifinin antidemokratik şartlarda hazırlandığını belirterek “Ülkenin uçuruma yuvarlanmasını engellemek, hukukun üstünlüğünü savunmak için yola çıktık. Toplumun haklarını koruyan savunma bir kez daha güçlü avukat, güçlü savunma anlayışı ile halk için yürüyor” dedi.

Eskişehir’de de Baro Başkanı Mustafa Elagöz, il sınırına gelerek bu noktadan Ankara’ya doğru yürüyüşe başladı. Ealgöz konuşmasında iktidarın yargı üzerindeki baskılarını eleştirdi:

Ülkemizde artık tuz kokmuştur. İktidarla yaptığımız görüşmelerden sonuç alamayınca, yürümek zorunda kaldık. Demokratik protesto hakkımızı kullanıyoruz.

Barolar susturulmak, parçalanmak ve itibarsızlaştırılmak isteniyor. Baroların yapısının değiştirilmesi, geçmiş yıllarda FETÖ’nün devlet içinde en güçlü olduğu dönemde gündeme getirilmiş ancak başarılı olunamamıştı. FETÖ’nün yapamadığını iktidar yapmaya çalışıyor.

Ne olmuştu?

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, geçtiğimiz Ramazan ayının ilk cuma hutbesinde LGBTİ+’ları ve HIV+’leri hedef almıştı. Baroların nefret söylemine tepki göstermesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “bazı meslek örgütlerinin seçim sistemlerinin değiştirileceği” yönünde açıklamalarda bulunmuştu.

Erdoğan, “Ankara Barosu’nun ve aynı zihniyetteki yapıların Diyanet İşleri Başkanımız ile onun şahsında İslama yönelik fütursuz saldırılarına şahit olduk. Sadece bu örnek dahi meslek kuruluşlarının seçim yöntemiyle ilgili düzenlemenin aciliyetini ve ehemmiyetini göstermiştir” demişti. Barolar Erdoğan’ın açıklamalarına, yargı bağımsızlığını tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle itiraz etmişti.

 

Bartınlılar bir kez daha kazandı

Kömür madenine ve kömürlü termik santraline karşı yaklaşık 15 yıldır uzun soluklu bir mücadele yürütülen Amasra’da Bartın Platformu tarafından açılan bir dava daha Bartınlıların lehine sonuçlandı. 

Hattat Holding’in yapmak istediği termik santralin önünü açmak için yapılan 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliği kararı Danıştay 6’ncı Dairesi tarafından bozuldu. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Bartın Platformu Yürütme Kurulu üyesi Erdoğan Atmış Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada bu zamana kadar projeye karşı 13 dava açtıklarını, şirketin ise beş kez ÇED raporu sunduğunu anlattı Atmış “Yürütmenin durdurma kararı oldukça olumlu ancak biz projenin tamamen iptalini istiyoruz” dedi.

ÇED sonrası gelen plan değişikliği

Söz konusu dava ile ilgili bilgi paylaşan Atmış, dava konusu plan değişikliğinin projenin 2016 yılında onaylanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunun ardından yapıldığını belirtti.

Planda ormanlık alan olarak belirtilen bölgenin ÇED Olumlu kararına atıf yapılarak termik santral alanı olarak değiştirildiğini söyleyen Atmış, Bartın Platformu’nun değişikliğe karşı “ÇED raporlarının plan değişikliğinin sebebi olamayacağını” söyleyerek dava açtığını anlattı.

Açılan davada, termik santralin tarihi ve turistik, aynı zamanda dünya doğal ve kültürel miras listesine alınmış Amasra ilçesine olumsuz etkilerinin olacağının altı çizilmişti.

Beşinci kez ÇED başvurusu

Erdoğan Atmış, şirketin tekrar ÇED raporu için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurduğunu söyledi. Bu başvuru, daha öncesinde bakanlık kararıyla ve mahkeme kararlarıyla ÇED raporu defalarca iptal edilen şirketin beşinci başvurusu olacak. Atmış, bakanlığın bu başvuruyu reddetmesi gerektiğini belirtti.

13’üncü dava açıldı

Bartın Platformu olarak 10 yıla yakın bir süredir bu mücadeleyi yürüttüklerini belirten Atmış, yapılmak istenen projelere karşı 13’üncü davalarını açtıklarını anlattı.

Geçtiğimiz hafta dilekçesi teslim edilen davanın konusu ise Mahalli Çevre Kurulu tarafından santralin orataya çıkardığı külün depolanması için ayrılan alan. Alınan kararda depolama alanının yüzde 100 ormanlık bir saha üstüne kurulması öngörülüyor.

‘Bartında yaşayanlardan ret, yaşamayanlardan onay’

Atmış’ın aktardığına göre bu kararda ilginç olan taraf ise karara kimin onay verip kimin reddettiği. Bartın Belediye Başkanı Cemal Akın ve Bartın Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Halil Balık karar için ret oyu kullanıyor. 

Aralarında Devlet Su İşleri, Orman Müdürlüğü ve Milli Parklar Müdürlüğü’nün bulunduğu devlet kurumları da “Sorunlar vardır ama şirket bunları çözmeli” diye bir cevapla onay veriyor.

Bu kararı değerlendiren Atmış “Baktığınız zaman karşı oy verenler burada yaşayanlar, lehte daha doğrusu yuvarlak ifadelerle görüş verenler de burada yaşamayan insanlar. Asıl çelişki burada. Biz de platform ve burada yaşayan insanlar olarak bu kararı dava ediyoruz” dedi.

‘Bartın’ı kendi haline bırakın’

Şirketin pek çok hukuksuz uygulaması olduğunu belirten Atmış, “Şirket üretim lisansını geçen yıl doldurdu. Sahada kömür çıkartmak için Taş Kömür Kurumu’ndan yer kiralamıştı. Bunun için hazırlık süresi doldu.  15 yıl önce yapılan sözleşmeye göre sekiz yıl önce çıkarmaları gerekiyordu. Devlete ödemesi gereken tazminatı da ödemiyor” ifadelerini kullandı.

Şirketin ve hükümetin Bartınlıları yıllardır oyaladığını söyleyen Atmış “Biz diyoruz ki bu kadar mahkemelerde dava görülüyor ve Bartınlıların yüzde 99’u karşı. Artık Bartın’ın kendi haline bırakın. Turizmiyle, deniziyle ormanıyla yaşasın. Biz kendi çözümlerimizi bulalım” dedi. 

 

Venedik Komisyonu: Kayyım atamaları demokrasiyi baltalıyor

Avrupa Konseyi’nin Anayasa reformlarını incelemekle görevli organı Venedik Komisyonu bir açıklama yaparak, Türkiye’de 31 Mart 2019 tarihinde düzenlenen yerel seçimlerin ardından yapılan kayyım atamalarının demokrasiye aykırı olduğu belirtildi. Bildiride, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçilen adayları tanımayarak insanların seçme ve seçilme hakkını ihlal ettiği ve halkın iradesine karşı geldiği belirtildi.

Komisyon’un açıklamasında Türk hükümetine kayyım atamalarının ve alınan kararların iptal edilmesi çağrısı yapılarak, yapılan atamaların OHAL’in kaldırılmasına rağmen etkilerinin sürdürüldüğü ifade edildi; “Bu durumda, belirsiz bir yasal dayanağın temel alınması endişe vericidir” denildi. 

‘YSK’nin kararları uluslararası normlara uygun değil’

Komisyon, 674 sayılı KHK ile Belediye Kanunu’nda yapılan 45’inci madde kapsamındaki değişikliklerin yürürlükten kaldırılmasını tavsiye etti.

Bildiride şu ifadelere yer verildi:

YSK’nin aldığı kararlar uluslararası norm ve standartlara uygun değildir ve geri alınmalıdır. Demokrasinin düzgün işlemesi için, en fazla oy alan adayların seçilmiş lider sayılması önemlidir.

İçişleri Bakanlığı kararıyla görevlerinden alınan belediye başkanları görevlerine iade edilmeli veya seçmenlerin iradesine saygı duyacak şekilde, farklı bir çözüm yolu benimsenmelidir. Bu bağlamda, ilgili belediye meclislerine başkan seçmeleri için izin verilmeli veya ilgili bölgelerde yeniden seçim düzenlenmelidir.” 

Kilise haçını söken zanlı için 5 yıl hapis cezası istendi

Üsküdar Kuzguncuk’ta bulunan Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi‘nin dış sokak kapısının haçını söktüğü gerekçesiyle tutuklanan Mazlum D. için istenen ceza belli oldu. 

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, tutuklanan Mazlum S. hakkındaki soruşturmasını tamamladı. Şüpheli hakkında “ibadethanelere zarar verme” suçundan 5 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

‘Olay anlık gelişti’ demişti

Kuzguncuk Çarşı Caddesi üzerinde bulunan kilisenin dış kapısının haçını 23 Mayıs tarihinde söken Mazlum D. hakkında, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınmış, ifadesinin ardından serbest bırakılmıştı.

Saldırgan ifadesinde tüm ibadethanelere saygısı olduğunu, olayın anlık geliştiğini savunarak, “Yaptığım şeyin kimseye faydası olmadığını biliyorum. Keşke hiç yapmasaydım. Bu olaydan dolayı çok pişmanım. Yoldan geçerken düşünmeden yaptığım bir olaydır. Kilisenin maddi zararını karşılamaya hazırım” demişti. 

Soruşturmayı yürüten İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, mahkemenin kararına itiraz etti. Savcılığın kararını bir üst mahkeme sıfatı ile bugün değerlendiren İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Hakimliği, Mazlum D. hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarmıştı. Mazlum D. çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. 

İtalya’da üç kentin atık sularında koronavirüs izleri bulundu

İtalya’da Milano ve Torino kentlerinin Aralık 2019’daki atık su örnekleri üzerinde yapılan bir araştırmada yeni tip koronavirüs izlerine rastlandı.

The Guardian‘ın aktardığına göre, İtalya’nın Yüksek Sağlık Enstitüsü (ISS) tarafından yapılan araştırmada Ekim 2019 ve Şubat 2020 arasında 40 kanalizasyon suyu örneği ve Eylül 2018 Haziran 2019 arasındaki  24 su örneği karşılaştırıldı. 

Araştırma sonucunda Milano ve Torino kentlerindeki kanalizasyon sularında Aralık 2019’da koronavirüs izleri tespit edildi. Bolonya‘da da 29 Ocak tarihinden örneklerde virüse rastlandı. 

Bolonya’da da ocak ayında saptandı

ISS Çevre ve Sağlık Departmanı’ndan Giuseppina La Rossa konuya ilişkin, “İki laboratuvarda iki farklı teknikle yapılan araştırmaların sonuçları Milano ve Torino’da Aralık 2019’da, Bolonya’da Ocak 2020’de kanalizasyon sularında Sars-CoV-2 varlığını doğruluyor” dedi. La Rossa, aynı kentlerde ekim ve kasım aylarında alınan örneklerde ise sonuçların negatif çıktığını söyledi. 

İtalya’da ilk tespit edilen Covid-19 vakası Milano’yu çevreleyen Lombardiya bölgesinde, 20 Şubat’ta tespit edilmişti. Torino’da ise 22 Şubat’ta vaka tespit edilmişti.  Lombardiya, vaka sayıları azalsa da İtalya’da hâlâ günlük vaka sayılarının en yüksek olduğu bölge. 

Dünyanın en büyük sıvı hava bataryasının inşaatı başladı

Yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerjiyi depolayacak ve fosil yakıtlı elektrik santrallerinden kaynaklanan karbon emisyonlarını azaltacak dünyanın en büyük sıvı hava bataryasının inşaatı başladı.

Guardian‘da yer alan habere göre Birleşik Krallık’ta Manchester yakınlarına inşa edilecek proje, yenilenebilir elektriği kullanarak havayı sıkıştırıyor. Böylece de depolanmasını sağlıyor. 

Talebin arttığı zaman sıvılaştırılmış hava tekrar gaz formuna dönüştürülüyor ve bir türbine aktarılarak yeşil enerjiyi şebekeye geri gönderiyor.

Elektriği haftalar boyunca depolayabiliyor

Rüzgar ve güneş enerjisi iklim acil durumuyla başa çıkmak için en hayati kaynaklar. Ancak bu enerjinin depolanamaması ve istenilen her zaman kullanılamayacak olması yenilenebilir enerji kullanımının artmasının önce geçiyordu. Bu yüzden bu projenin gezegen için önemi de çok büyük.

Highview Power tarafından geliştirilen sıvılaştırılmış hava baterisinin 2022 yılında faliyete geçmesi bekleniyor. Bateri beş saat boyunca 200 bin haneye elektrik verebilme kapasitesine ve elektriği haftalar boyunca depolama kapasitesine sahip.

‘Her yerde kullanılabilir’

Highview’in genel müdürü Javier Cavada, sıvı hava pillerinin herhangi bir yerde kurulabileceğini söyledi. Cavada “Hava dünyanın her yerinde. Ana rakip gerçekten diğer depolama teknolojileri değil, fosil yakıtlar. Çünkü insanlar bugün hala garip bir şekilde gaz ve kömürle çalışan tesisler inşa etmeye devam etmek istiyorlar ”dedi.

‘Net sıfır karbon emisyonu için gerekli’

Birleşik Krallık hükümeti projeyi 10 milyon sterlinlik bir hibeyle destekledi. Enerji ve Temiz Büyüme Bakanı Kwasi Kwarteng, “Bu devrimci yeni tesis, İngiltere’nin elektrik şebekesine daha fazla esneklik getirerek ve Manchester’da yeşil yakalı işler yaratarak net sıfıra doğru itilmemizin önemli bir payını oluşturacak” değerlendirmesinde bulundu.

Kwarteng, konuşmasının devamında “Bu gibi projeler, birinci sınıf yenilenebilir kaynaklarımızın tam değerini anlamamıza yardımcı olacak. Güneşin parlamıyorken ve rüzgar esmediğinde bile evlerin ve işletmelerin hala yeşil enerji ile güçlendirilmesini sağlayacak” dedi.