İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) bugün duruşması görülen Büyükada Davası öncesinde yazılı bir açıklama yaptı.İHOP yargılanan insan hakları savunucuları hakkında beraat kararı verilmesini talep etti.
Kaleme alınan açıklamada “Üç yıl önce Büyükada’da düzenlenen olağan bir sivil toplum toplantısında insan hakları savunucuları gözaltına alındı. Yıllarını insan haklarını korumaya adamış insan hakları savunucuları gerçeklerden uzak iddialarla gazetelerde ve televizyonlarda hedef gösterildi” denildi.
‘Çürütülen iddialarla yargılama talep ediliyor’
“Yaratılan bu iklimin gölgesinde hiçbir hukuki gerekçe olmadan tutuklandılar” ifadelerinin kullanıldığı açıklama şu şekilde devam etti:
Hazırlanan iddianamede akla mantığa aykırı bambaşka suçlamalar yöneltildi. Geçtiğimiz üç yıl boyunca görülen duruşmalarda delilleriyle çürütülen bu iddialar, 27 Kasım 2019 tarihinde yapılan duruşmada sunulan mütalaada yer almaya devam etti.
Kanun gereği savcılık makamı adil yargılanmayı sağlamak ve sanıkların haklarının korumakla yükümlüyken, çürütülen iddialara dayanarak sanıkların cezalandırılmasını talep etti. Savcıların görevi sanıkların ne olursa olsun cezalandırılması değil, hakikatin ortaya çıkmasına katkı sağlamaktır.
İHOP açıklamanın sonunda “Aslında hiç açılmamış olması gereken bu davanın bugün görülecek duruşmasında hukuka uygun şekilde verilebilecek tek karar 11 hak savunucusunun hiçbir istisna olmadan beraat etmesidir” ifadelerini kullandı.
Bileşenler
İnsan Hakları Ortak Platformu’nda şu kurumlar yer alıyor: Civil Rights Defenders, Düşünce Suçu(!)na Karşı Girişim, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hak İnisiyatifi, Hakikat Adalet Hafıza Merkezii İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Kadın Koalisyonu, Kaos GL, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Özgürlük için Hukukçular Derneği, Punto 24 Bağımsız Gazetecilik Derneği, Research Institute on Turkey, Sivil Alan Araştırmaları Derneği, SPoD LGBTİ+, TürkiyeAlmanya KültürForumu
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Haziran 2020’ye ait enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) bir önceki aya göre yüzde 1,13, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 5,75 oldu.
Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,62 artan enflasyon on iki aylık ortalamalara göre ise yüzde 11,88 oranında artış gösterdi.
Böylece memur ve emekliye verilecek zam oranları da belirlenmiş oldu. Toplu sözleşme doğrultusunda yılın başında maaşlara yüzde 4 oranında zam yapılmıştı. Enflasyonun yüzde 4’ü aşan kısmı yılın ikinci yarısında memurlara enflasyon farkı olarak veriliyor. Yılın ilk altı ayında yüzde 5.75 olarak gelen enflasyon oranı sonrasında memur ve emeklilerin temmuz maaşlarına yüzde 1.75 enflasyon farkı yansıtılacak.
TÜFE yıllık değişim oranları (%), Haziran 2020
Ulaştırma, eğlence sektörü, alkollü içecekler, tütün ve konutta artış
Bir önceki yılın aynı ayına göre enflasyon artışının en düşük olduğu ana grup yüzde 4,84 ile haberleşme oldu. Enflasyon artışının en düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla, yüzde 6,32 ile eğlence ve kültür, yüzde 9,74 ile ev eşyası ve yüzde 10,66 ile giyim ve ayakkabı.
Buna karşılık, artışın yüksek olduğu gruplar ise sırasıyla, yüzde 4,49 ile ulaştırma, yüzde 2,83 ile lokanta ve oteller ve yüzde 2,45 ile eğlence ve kültür oldu. Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 22,41 ile alkollü içecekler ve tütün, yüzde 19,80 ile çeşitli mal ve hizmetler ve yüzde 14,95 ile konut.
Ana harcama grupları itibarıyla Haziran 2020’de azalış gösteren tek ana grup yüzde 1,60 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu.
290 maddenin fiyatı arttı
Haziran 2020’de, endekste kapsanan 418 maddeden, 71 maddenin ortalama fiyatında düşüş gerçekleşirken, 57 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı. 290 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.
Fiyatı en fazla artan ve en çok düşen ürünler
Tüketici fiyatları bazında Haziran’da en yüksek fiyat artışı yüzde 25,97 ile taze fasulyede gerçekleşti. En çok ucuzlayan ürün ise yüzde 24,32 ile sarımsak oldu.
Fiyat artışında taze fasulyeyi yüzde 23,52 ile şehirlerarası otobüs ücreti, yüzde 21,65 ile sivri biber izledi. Fiyatı en çok artış gösteren diğer ürünler, yüzde 12,39 ile uçak bileti ücreti, yüzde 11,64 ile araba kiralama ücreti, yüzde 10,47 ile yer fıstığı, yüzde 8,67 ile cep telefonu, yüzde 8,61 ile yurt içi hafta sonu turları, yüzde 8,15 ile elma, yüzde 7,90 ile kuru fasulye ve yüzde 7,55 ile benzin oldu.
En fazla fiyat düşüşünün yaşandığı sarımsağı ise yüzde 23,91 ile domates, yüzde 20,18 ile patates, yüzde 19,71 ile kuru soğan, yüzde 15,51 ile yumurta, yüzde 11,49 ile muz, yüzde 11,29 ile çilek, yüzde 9,31 ile salatalık izledi.
Hormon takviyesi, pestisitler ve doğal olmayan üretim teknikleri ile sebze ve meyvelere neredeyse istediğimiz her zaman market raflarından ulaşabiliyoruz. Ancak besinleri mevsiminde tüketmek hem doğa hem de sağlığımız için oldukça önemli.
Peki Temmuz ayında hangi sebze ve meyveleri tüketmeliyiz?
‘Doğayı ve doğal olanı korumak için’
Yeşil Düşünce Derneği tarafından hazırlanan takvim hangi mevsimde neleri yememiz gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor ve şu açıklamayı yapıyor:
Doğayı ve doğal olanı korumak, zehirsiz gıdaya ulaşmak, sağlıklı olmak, yerel küçük üreticileri desteklemek, evinizin ekonomisini korumak ve karbon ayak izini düşürmek için mevsiminde beslenmek en basit çözüm.
Ayrıca, mevsiminde yetişmemiş meyve-sebze, doğa şartlarıyla işbirliği yapılarak değil, doğayla mücadele ederek üretildiğinden, üretiminde hibrid tohum, böcek ilacı ve kimyasal gübre kullanım oranı yükseliyor.
Sabancı Vakfı tarafından düzenlenen 5. Kısa Film Yarışması’na başvurular başladı. “İklim Değişikliğini Kim Çekiyor?” sloganı ile beşincisi yapılacagerçekleştirilecek kısa film yarışmasının bu yılki teması “Değişen İklimler, değişen hayatlar.”
İnsan müdahalesi ile gerçekleşen iklim değişikliğinin medeniyetleri büyük bir bilinmezliğe sürüklediğine dikkat çeken Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan şunları söyledi:
İklim değişikliği biyoçeşitliliğin azalması, deniz ve kıyı ekosistemlerinin bozulması, kuraklık ve çölleşme, gıda güvenliğinin tehlike altında olması ve kitlesel göçlerin artması gibi birçok çevresel ve sosyal soruna yol açıyor. Doğaya, toprağa ve atmosfere bıraktığımız etkileri düşünmeden hareket etmeye devam ettiğimiz takdirde hayatlarımızın değişmesi kaçınılmaz olacak. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve bu değişime uyum sağlamak için harekete geçmeliyiz”
Yarışma ile toplumsal sorunlara dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak için sanatın gücünü kullandıklarını belirten Bilsel Safkan, “Bu nedenle bu yıl Kısa Film Yarışmamızın temasını ‘Değişen İklimler, Değişen Hayatlar’ olarak belirledik. Sanatın dönüştürücü gücü ve yönetmenlerin yaratıcı bakış açısı ile toplumda iklim değişikliği konusunda farkındalık yaratmak istiyoruz” ifadeleri kullandı.
Kısa Film Yarışması Sanat Yönetmeni Zeynep Atakan ise yarışma ile ilgili olarak şöyle konuştu:
Yarışma, ilk yılından itibaren temaya uygun yeni üretilen filmlerin yaratıcılarını odak noktasına koyarak, üretilen filmlerin geniş kitlelerle buluşmasını ve kesintisiz iletişimle yarışmacıların profesyonel yolculuklarına önemli bir başlangıç oluşturmayı hedefledi. Dünyanın çok farklı bir dönemden geçtiği şu günlerde sinemacılara çok fazla iş düşüyor ve bu yılın temasının da bu açıdan çok anlamlı olduğunu düşünüyorum.”
Son başvuru tarihi 20 Kasım
Yarışmaya başvurular 20 Kasım 2020’ye kadar devam edecek. Başvuracak eserlerin en fazla beş dakika uzunluğunda olması ve iklim değişikliği konusunu ele alması gerekiyor.Ön jüri tarafından tüm eserlerin değerlendirilmesinin ardından, finale kalan en az 10, en fazla 15 eser arasından jüri son değerlendirmeyi yapacak.
Yarışmayla ilgili ayrıntılı bilgi ve başvuru için tıklayın.
Brezilya hükümetine bağlı uzay araştırma ajansı INPE, Amazonlar’da Haziran ayında gerçekeleşen yangın sayısının geçtiğimiz yılın Haziran ayına kıyasla yüzde 20 arttığını duyurdu.
Yalnızca Haziran ayında 2 bin 248 yangın tespit edildi. Bu geçtiğimiz 13 yıl içinde görülen en yüksek seviye. Geçtiğimiz yıl Haziran ayında ise 1.180 yangın kayda geçmişti.
‘Geçtiğimiz yıldan daha kötü olabilir’
Uzmanlar, geçtiğimiz yıl yaşanan yıkıcı yangınların bu yıl daha büyük bir şekilde tekrarlamasından endişe ediyor. Ağustos 2019’da yangınlar zirve yapmış ve sayı günde ortalama bin yangına ulaşmıştı.
CBS News’te yer alan habere göre Brezilya Ulusal Amazon Araştırmaları Enstitüsü‘nün ekoloji uzmanı Philip Fearnside, “Bu kötü bir işaret, ancak asıl önemli olan bundan sonra olacaklar” dedi.
Fearnside, koronavirüs pandemesi sebebiyle yangınların daha yıkıcı etkileri olabileceğine ve dumanların koronavirüsten kaynaklı ölüm sayısını artırabileceğine dikkat çekti. Ekoloji uzmanı bir başka sorunun da artan ormansızlaşma olduğunu söyledi.
Fotoğraf: AA
Ormansızlaşma askeri birliklere rağmen arttı
Brezilya Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro’nun Amazonlar’daki artan orman yangınları ile kaçak kesimlerle mücadele etmesi için konuşlandırdığı askeri birliklere rağmen Mayıs ayındaki ormansızlaşma bir yıl öncesine kıyasla yüzde 12 arttı.
Ulusal Uzay Araştırmaları Merkezi‘nin (INPE) uydu görüntülerinden yola çıkarak yaptığı ön araştırmanın sonuçlarına göre Ocak ayından Mayıs sonuna kadar geçen sürede ormansızlaşma geçtiğimiz yılın ilk beş ayına kıyasla yüzde 34 arttı.
Bu süre zarfında 2 bin 32 kilometrekare alanda yer alan orman yok oldu. Bu ölçü Türkiye’nin izdüşüm alanının iki buçuk katından daha fazlasına denk geliyor.
Fransa Başbakanı Edouard Philippe’in bugün istifa ettiği açıklandı. Philippe ile birlikte mevcut kabinede görev yapan bakanlar da istifalarını sundu.
Elysee Sarayı, istifanın kabul edildiğini açıklarken, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un yeni kabineyi oluşturana kadar Philippe’in hükümetle iletişimi sürdürmek için çalışacağını bildirdi. Cumhurbaşkanlığı “Yeni Başbakan’ın gelecek saatler içinde görevlendirileceğini” de duyurdu.
‘Yeşil seçmen’in oyunu almak için yeni politikalar
Hafta sonu yapılan yerel seçimde Macron’un beklediğini elde edememiş; Fransız Yeşiller’i, sol ittifakla birlikte büyük zafer kazanarak, tüm büyük kentlerde belediye başkanlıklarını elde etmişti. Macron’un, Yeşiller’in aldığı başarılı sonuçlardan sonra kabine değişikliğine gideceği, Yeşil seçmenin oyunu alabilmek için “çevreci politikalar”a ağırlık vereceği konuşuluyordu
Fransız Cumhurbaşkanı, dün yerel basına yaptığı açıklamalarda cumhurbaşkanlığının kalan döneminde ‘yeni bir ekiple’ ilerleyeceğini söylemiş; “Yeni dönemde yeni bağımsızlık hedefleri, yeniden inşaa ve farklı yöntemler uygulanacak. Bunların arkasında yeni bir ekip olacak” demişti.
Fransa’da bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimi 2022 yılında yapılacak.
Uluslararası Af Örgütü bugün görülecek ve aralarında pek çok hak savunucusunun sanık olarak yer aldığı Büyükada Davası ile ilgili basına yansıyan yanlış bilgiler hakkında bir açıklama yayınladı.
Açıklamada “Demirören Haber Ajansı tarafından 2.07.2020 tarihinde basına servis edilen ‘Büyükada davasında karar çıkması bekleniyor’ başlıklı haberin içeriğinde yer alan bilgiler ve iddialar gerçeği yansıtmamaktadır” denildi. Söz konusu haberlerde yer alan iddialara yönelik düzeltmeler şöyle:
1- Taner Kılıç’ın 18 farklı hat kullandığı iddiası
Bu ifadede sarih bir maddi hata vardır. Mütalaada “sanığın 27/08/2014 tarihinden itibaren 05xx xx xx 18 gsm hattının takılı olduğu 35xxxxxxxxxx74 IMEI numaralı telefon” yazmaktadır. Mütalaada da görüleceği üzere Taner Kılıç’a ait paragrafta üst satırdaki telefon numarasının son iki hanesi alt satıra geçmiştir. “18 gsm hattının takılı olduğu 35xxxxxxxxxx74 IMEI numaralı telefon” ifadesindeki “18”’in telefon numarasının son iki hanesi olduğu net bir şekilde belirgin olsa da, Kılıç’ın Bylock kullandığı iddia edilen telefonuna 18 farklı hat taktığı ifadesi anlaşılmış ve bu şekilde ciddi hata içeren bir başlık atılmıştır.
Açıkça görüldüğü üzere, mütalaa 18 hat takılı olduğunu iddia etmemekte, sadece Kılıç’ın telefon numarasını belirtmektedir.
(Mütalaada açıkça belirtilen telefon numarasının ve IMEI numarasının bazı rakamları bu açıklamaya yerleştirilirken güvenlik açısından x ile değiştirilmiştir.)
2- Telefonundan ByLock çıktığı iddiası
Taner Kılıç’in cep telefonunda ByLock bulunmadığı İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Müdürlüğü’nden gelen iki rapor ile birlikte 4 ayrı özel rapor olarak (toplam 6 rapor) tespit edildi.
3- Bank Asya’ya para yatırma iddiası
Mütalaadaki bu asılsız suçlama da mütalaadan önce bizzat soruşturma savcısı tarafından çürütülmüştür. Soruşturma savcısının edindiği 28.07.2017 tarihli raporda açıkça görüldüğü üzere Taner Kılıç 25.10.2013 tarihinde 10.000 TL’lik katılım hesabı açtırmış, 2 ay 7 gün sonra ise bu hesaptan parasını çekmiştir.
Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere Fethullah Gülen para yatırma çağrısını 25 Aralık 2013’te yapmış, Taner Kılıç ise bundan 8 gün sonra parasını çekmiştir. Kısacası Taner Kılıç, talimatla para yatırmanın tam aksine, Gülen’in açıklamalarının ardından parasını çekmiştir.
4- Taner Kılıç’ın kız kardeşinin eşiyle ilgili suçlanması
Bu suçlama ile suçta ve cezada şahsilik ilkesi ihlal edilmektedir. Taner Kılıç başkasının işlediği iddia edilen suçlardan sorumlu tutulamayacağı gibi ilgili kişi hakkında bir hüküm de verilmemiştir.
5- Ele geçirildiği iddia edilen dijital materyaller
Savcılık mütalaasında yer alan metinler soruşturma ve kovuşturma sürecinde Taner Kılıç’ın bilgisayarında bulunduğu iddia edilen metinler değildir. Bu metinler mütalaaya kadar dosyada, iddianamede, siber şubeden gelen raporlarda hiç anılmamış, duruşmalarda hiç konuşulmamıştır.
Taner Kılıç’ın UAÖ Türkiye Şubesi başkanlığı yürütmediği dönemde, Uluslararası Af Örgütü Uluslararası Sekretaryası tarafından hazırlanmış olan ve Gezi Parkı protestoları ile ilgili açıklamalar Taner Kılıç’a yönelik suçlamaların delilleri olarak mütalaada yer almıştır.
Ayrıca yine UAÖ Uluslararası Sekretaryası tarafından yayınlanan 15 Temmuz darbe girişimi sonrası darbe girişimini kınayan, darbe girişiminin sorumluların adil yargılanmak üzere adalet önüne getirilmesini ve hak ihlalleri yaşanmaması konusunda uyarıda bulunan açıklaması darbe girişimini gerçekleştirenler lehine yorumlanmıştır.
Taner Kılıç’la hiçbir bağı olmayan bu açıklamalarda bir suç unsuru bulunmadığı gibi, bu açıklamalarla ilgili hiçbir cezai soruşturma açılmamıştır.
6- Telefonda Fethullah Gülen’e ait bir video bulunduğu iddiası
Taner Kılıç’ın cep telefonunda Fethullah Gülen’e ait 41 saniyelik bir video bulunduğu iddiasına dair duruşmalar boyunca iletilen tüm taleplere rağmen mahkeme tarafından bir bilirkişi raporu sağlanmamıştır. Taner Kılıç’ın telefonunda olduğundan haberdar olmadığı bu video ile ilgili hukukun temel ilkelerine aykırı şekilde kendi masumiyetini ispatlaması beklenmiştir.
Bunun üzerine Taner Kılıç, saygın bir uzman olan adli bilirkişi Koray Peksayar’dan bir bilirkişi raporu talep etmiştir. Siber şube raporunda işaret edilen video dosyası VID-20160818-WA0000.mp4 adında bir dosyadır. WhatsApp kullanan herhangi bir kişinin de bileceği ve bilirkişi raporunda da değinildiği üzere bu video WhatsApp mesajı olarak 18.08.2016 tarihinde Taner Kılıç’a iletilmiş bir videodur.
Taner Kılıç’ın bu mesajı başka birine göndermediği ve Taner Kılıç’ın videoyu gördüyse bile en fazla 10 saniyesini izlemiş olabileceği bilirkişi raporunda açıkça ortaya konulmuştur.
7- İdil Eser’den ele geçirildiği iddia edilen dökümanlar
İdil Eser’in bilgisayarında bulunduğu iddia edilen açıklamalar haberler çarpıtılmıştır. 2014 yılında yürütülen “Kore Bize Gaz Verme” adlı kampanya, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yürütülmüş gibi gösterilmiş, İdil Eser üzerinde şüphe yaratılmaya çalışılmıştır. İlgili kampanyanın darbe girişimi ile bağı yoktur ve darbe girişiminden iki yıl önce yürütülmüştür.
Ayrıca İdil Eser, ilgili kampanya başlatıldığında Uluslararası Af Örgütü’nde çalışmıyordu.
Uluslararası Af Örgütü yaptığı açıklamada söz konusu gerçek dışı habere dair düzeltmelerin Demirören Haber Ajansı’na ve haberi yayınlayan basın kuruluşlarına gönderildiğini söyledi.
Büyükada Davası
Davanın son duruşması 19 Şubat 2020’de görülmüştü. Savunmalara devam edilmesi için 3 Nisan’a bırakılan duruşma koronavirüs sebebiyle 3 Temmuz’a ertelendi.
Savcılık, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı ve eski Direktörü Taner Kılıç‘ın “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istiyor.
Kimler yargılanıyor?
İnsan hakları savunucuları Nejat Taştan, Veli Acu, Günal Kurşun, İdil Eser ve Özlem Dalkıran için istenen ceza ise “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan yine 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis.
Savcı, diğer hak savunucuları İlknur Üstün, Ali Gharavi, Peter Frank Steudtner, Nalan Erkem ve Muhammed Şeyhmus Özbek içinse terör örgütlerine yardım yapıldığına dair delil olmadığı gerekçesiyle beraatlerini talep ediyor.
Normally The Environmental Impact Assessment (EIA) aims to determine the impacts of projects on the environment . Starting from the planning stage, all processes including construction, operation and termination of the activity are covered. However, the EIA reports, which have theoretically undergone systematic changes for the last five years and have in practice been under the control of political decision mechanisms, being prepared as formalities in Turkey. The statements containing subjective comments and generalizations in the reports are the most important indication that there is not even a concern that the applicant may not be approved. As a matter of fact, the objections of the civil society are not taken into consideration in the processes despite the right to public participation and following-up. Furthermore, the final EIA reports of up to three thousand pages are approved by the political authorities within 10 days.
The processes described above have already been experienced in the Akkuyu Nuclear Power Plant (NPP) at all levels and now the intention is to do the same for Sinop in a similar way. However, although Sinop Nuclear Power Plant project and its impact on its immediate surroundings has been opened for evaluation, there is yet neither a valid agreement nor a company commissioned for the construction of reactors! The Japanese Government, who was committed to realize the Sinop nuclear power plant project withdrew from the International Agreement (Intergovernmental Agreement) at the beginning of 2018 after submitting the EIA application file. Thus ending the Mitsubishi-Areva consortium commissioned in 2013 for the construction of reactors also ended. However, this development did not prevent the EIA preparation file from turning into a final EIA application. Moreover the participation of the public that has to be done according to the EIA regulations was held by preventing the participation of the opposing public in February of the same year as you can see in our previous article. Then in 2019 the non-governmental organizations from Sinop were prevented from attending to the Review and Evaluation Commission (IAC) which was held in Ankara for Sinop NPP.
We have repeatedly underlined that the end of the International Agreement with the Government of Japan did not mean the NPP project was abandoned in Sinop. The company which performed the EIA application on 30 March 2020 was Assystem ENVY Energy and Environmental Investment on behalf of EUAS International ICC Sinop Nuclear Power Plant Jersey Islands Turkey Central Branch. In fact it was decided that EUAS ICC would never have more than %49 share per the intergovernmental agreement with Japan and when Mitsubishi was involved to the project. The most interesting part of the final EIA report is that the Flamanville 3 type reactor was declared as a “reference reactor” to evaluate the impact of the project on the environment while there is no technology investor company replacing Japanese Mitsubishi. In other words, when the EIA preparation file was submitted 2 years ago, it was prepared for the untested Atmea 1 type 4 reactor (4560 MW in total) which would be produced by Japanese Mitsubishi and French Areva consortium. But now it seems that the French nuclear industry Areva who has an aim to equip the world with its third generation pressurized water reactor (EPR-European Pressurized Reactor) seems to be interested in establishment of the Sinop Nuclear Power Plant project alone despite the fact that there is no intergovernmental agreement signed to perform in Turkey!
EPR is an Areva-made reactor, according to the information in The World Nuclear Industry Status Report (WNISR) 2019, Flamanville 3 reactors which was encountered as “referance reactor”for Sinop NPP project has been under construction since 2007 at Flamanville Nuclear Power Plant and its startup is currently scheduled at the end of 2022 at the earliest. We have at Green Gazette previously conveyed you the scandal about the EPR reactors with our news that “400 incompatibilities were detected in the production processes of Areva”. In addition, let us state that the EPR reactor installed in Flamanville 3 was supposed to be put into operation in 2012 in France at first, and the estimated cost of 3.6 billion dollars has reached 13 billion dollars today. Although there may be differences with Flamanville 3, another EPR investment is the Olkiluoto 3 reactor which has been under construction inFinland since 2005 and has at least quadrupled its estimated construction costs, the latest commitment for it to be completed is in 2021. In China,we see Taishan 1 to 2 as operating EPR reactors; we also see projects in UK with Hinkley Point C and Sizewell C which is very far from construction stage, as well as other projects in India and in Africa. So when we think of reasons for the insistence of the Turkish Government on the nuclear power plant project in Sinop, the agreement between IAEA and Nuclear Regulatory Authority of Turkey (NDK) which is established in the place of Turkish Atomic Energy Institution (TAEK) in September becomes more meaningful.
Another humpback for Turkey
One common point of the above-mentioned projects is the EPR, and another common point is that these projects almost triple their projected costs by moving out of their planned investment deadlines. Therefore, for Sinop NPP, as written in this final EIA report, that excavation work will be started in 2021 and it will start operating in 2031, is far from being realistic. Moreover, while these delays are experienced for a single reactor, the establishment of four reactors in Sinop means that citizens will be facing with a new economic burden since delays in construction mean cost. Undoubtedly, if the ecological and social damages caused by the establishment of a nuclear power plant could be calculated numerically and added to economic costs, no investor company would dare to make such a damage to nature by constructing and operating nuclear power plants. However, reflecting financial costs to the electricity bill of citizens can even make projects profitable for companies. For this reason, the environmental massacre started in Mersin Akkuyu and Sinop is not a loss for the state and companies.
(1 million trees cut after the transfer of the land to Energy Ministry)
1 million trees cut down for a final repository
In Sinop, the first movement that paved the way for the environmental massacre for this project was the transfer of 10 square kilometers of land from the Ministry of Agriculture and Forestry to the Ministry of Energy. In the area of 1415 stadiums, nearly 1 million trees were cut without showing any sign of remorse. However, in order to suppress the rising reaction of the public, the EIA report sought to prove that, as the statements of the political representatives said, the claims of the opponents of the NPP did not reflect the true characteristic of the “rejuvenation” they made in doing this. Because the most crucial point of the final EIA application made for Sinop NPP to the Ministry of Environment and Urbanization is related to nuclear waste issues, in the report it is explicitly mentioned that the 10 square kilometer area transferred to the Ministry of Energy for the purpose of establishing a nuclear facility would be used as a temporary waste storage area for 60 years lifetime of the power plant and the final disposal facility would be established by Turkey under the responsibility of Turkish Atomic Energy Institution(TAEK)* to have the waste ultimately disposed of at this disposal facility. Such an explanation indicates that the government of Turkey also easily attempts to build a “final repository” which will be at least three times more costly and has never been successfully done in the world since 1942, when the first reactor was established. Today the first such facility is still under construction in Finland since 2004, namely The Onkalo Repository.
A double foreign dependence
Another issue that the nuclear opponents have been blaming the government for decades is seen in the final EIA report as a confession regarding the projects being neither local nor national. Through mention of long-term agreements for nuclear power plant project in the final EIA with supplier countries such as Australia, North America, Kazakhstan, Russia, South Africa, Niger (mistyped as Nigeria on page 6 of the EIA report) and Namibia, the government confesses this. It is obvious that nuclear fuel will be purchased from other countries and foreign technology will increase, even double, Turkey’s economic foreign dependency, as there is also the Akkuyu Nuclear Power Plant construction going on at the coast of Mediterranean Sea. On the other hand, it should be noted that the countermeasures for the risks that may occur in the case of nuclear fuel transportation which was declared to be done via Istanbul Bosphorus Strait, are not included in the final report.
Sinop NPP project and its “final” EIA involves a burden that will mean Turkey’s future will be taken under the mortgage from every direction, even by only the very few items that I discussed here. Moreover, in the 3284-page EIA of this nuclear power plant investment, the question mark remains on how accurate and realistic the effect of the environment is calculated over the “reference reactor” hypothesis. Because of outdated information which leads us to conclude that the document has remained as it was prepared for the previous model Atmea 1 reactor, there is a need to have the whole information checked carefully by experts who are outside the political decision mechanism.
Since they have tried to exclude intervention of society for Sinop NPP Project, just like the case was for Akkuyu from the beginning of the EIA application process, it would not be wrong to presume that the report was 3284 pages long to make analyzing it difficult and this makes sense when considered within the antidemocratic processes leading to the trial of its antinuclear opponents. However, another reason could be the necessity of covering possible damage that may be caused by the establishment of the plant. Because the project, which means a massacre for nature just by cutting nearly 1 million trees until today, has to claim that it will not be giving any harm to its surroundings, vegetation, underground and above water assets, animal life, and endemic plants. The project should not be harmful to adjacent to subsistence works such as agriculture, animal agriculture and fishing in nearby villages as well and friendly to its neighbour Hamsaros National Nature Conservation Area.
(Sinop Inceburun, NPP project are 7 years ago)
As a matter of fact, on the 93th page of the EIA, we see “There is no IAEA elimination criteria for NPP field selection”; “It has been concluded that Sinop field conditions do not constitute an obstacle to the ability to prevent, detect, delay and properly respond to nuclear safety incidents”. And while these expressions are jagged in some places, in the 4.12 Conclusion section, the phrase “As a result of the analysis and evaluations made during the Field Research and Site Selection stages, Sinop NPP area has been found to be suitable for NPP construction and operation” appears as a wall. What shall we say? In the picture above, for the sake of the trees that no longer exist, and for our tomorrow: The walls are meant to fall!
*
*Despite TAEK was replaced by Nuclear Regulatory Institution(NDK) which was established by Presidential rules under the effect of 15 July 2016 “Military coup” and Turkish Energy Nuclear Mining Research Institution (TENMAK ) which was added to NDK 2 years later, its name remains in the report.
İran‘ın tek uranyum zenginleştirme tesisi olan İsfahan yakınlarındaki Natanz Uranyum Zenginleştirme Tesisi‘nde 25 Haziran Perşembe günü bir patlama meydana geldi. Yeraltındakiuranyum zenginleştirme (Santrifruj) tesisi üstündeki binada hasara yolaçanpatlamanın sabotaj olduğu ihtimali üzerinde duruluyor.
WHEC‘in aktardığına göre, İran Atom Enerjisi Kurumu sözcüsü Behrouz Kamalvandi patlamanın binanın çatısında hasara yol açtığı ve bunun kaygı duyulacak bir durum olmadığını söyledi. Ancak patlamadan hemen sonra hem Kamalvandi hem de kurumun başkanı olan Ali Akbar Salehi‘nin apar topar Natanz Tesisi’ne gitmiş olması olayın ciddi sonuçları olduğuna delalet şeklinde yorumlanıyor.
İran devlet ajansları: Sabotaj ihtimali güçlü
Ülkedeki haber kaynaklarından ise olaya ilişkin farklı bilgiler verildi. Devlet-özel iştiraklı bir haber ajansı olan Tasnim, Natanz Valisi Ramazanali Ferdowsi’ye göre bir yangının patlamaya yol açtığını, Kalmandi’nin ise bir açıklama yapmadığını yazdı.
İran’ın devlet kaynaklı haber ajansı IRNA iseABD ve İsrail‘in sabotajı ihtimalini öne çıkardı: “İran İslam Cumhuriyeti şu ana kadar krizlerin yoğunlaşmasını ve öngörülemeyen koşul ve durumların oluşmasını önlemeye çalıştı. Ancak İran’ın kırmızı çizgilerinin başta Siyonist rejim olmak üzere düşman ülkelerce ve ABD tarafından geçilmesi stratejimizi gözden geçirmemiz gerektiği anlamına geliyor.”
İran Atom Enerjisi Ajansı vedevlet televizyon kanalında daha sonra yayımlanan görüntülerdetuğla binanın çatısının büyük ölçüde hasar aldığıgörülüyor. Görüntüler arasında tarumar olmuş bir duvar ve uçmuş bir kapı da bulunuyor.
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi‘nin verilerine göre patlama yerel saate göre gece yarısından sonra saat 2’de gerçekleşti vepatlamanın etkisiyle binanın kuzeybatısını saran alevler uydudan bile görüntülenebildi.
Kamalvandi: Tesiste bir kesinti yaşanmadı
İran devlet televizyonuna“Fiziksel hasar ve maddi zarara yol açan bu patlamanın nedenini araştırıyoruz”diye konuşan Kamalvandi zenginleştirme tesisinde her hangi bir sorun yaşanmadığını, çalışmalara aynen devam edildiğini, proseste herhangi bir kesinti yaşanmadığını kaydetti.
Kamera ve uydu görüntülerinin gerçeği yansıttığını söyleyen Kaliforniya’daki MiddleburyEnstitüsü‘nün Uluslararası İlişkiler Bölümü Nükleer Silahsızlanma çalışmaları araştırmacılarından Fabian Hinz ise tesisin hasara uğramasının çalışmaların ilerlemesini önleyeceğinin altını çizerekpatlamayı son derece şüpheli ve gizemli bulduğunuifade etti.
Hinz şöyle konuştu: “Natanz’daki santrifrüj teknolojisinin gelişmesini geciktirecektir. Bir kez araştırmalarda ilerlemişkendevamını ertelemek çok zor. Bu nedenle İran’ındüşmanı olan ülkeler açısından İran’ın nükleer tesisigayet kullanışlı bir hedeftir.”
Yerin 7,6 metre altında
Tahran‘a yaklaşık 250 kilometre mesafedeki Natanz Uranyum Zenginleştirme Tesisi hava saldırılarına karşı korunmak için7,6 metre derinliği olan bir beton zeminin altına kurulmuş olan bir kompleks.İran’ın pilot uranyum üretimi yaptığı bilinen bu uranyum zenginleştirme tesisiaynı zamanda2015 yılında Dünya süper güçleriyle yaptığı anlaşma doğrultusunda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) tarafından da denetleniyor.
IAEA’ya göre İran nükleer anlaşmanın dışına çıkarak uranyum zenginleştirmesini %3,5 yerine %4,5 civarına çıkararak, nükleer silah üretilmesi için gereken %90’lara çıkmamış bile olsa belirlenen sınırı ihlal etmiş bulunuyor.Yine IAEA raporları bu santrifruj kapsamındaki çalışmalarda testler yapıldığına işaret ediyor. İran bugün bir taraftan anlaşmayı ihlal etmeye devam ederken diğer taraftan IAEA denetçilerine ve kameraların tesisiizlemesine de izin veriyor.
2019 yılında IAEA yetkilileri tesiste patlayıcı nitrat tespit ettiğini raporlayınca Natanz, IAEA denetçilerine ekim ayında tesise giriş izni vermemişti. Uzmanlara göre aslında bir tür gübre olan nitratın biraz yakıtla karıştırılmasıTNT gücünde patlayıcı etki yapması anlamına gelebilir. Havaalanlarında ve diğer güvenli tesislerdeki kontrollerdeki aramalardatespit edebilir.
Tesis geçmişte sabotaja uğramıştı
Ne var ki Natanz, daha önce sabotaja uğradığı için de Tahran’ıendişelendiriyor. Zira ABD ve İsrail üretimi olan Stuxnet bilgisayar virüsü,2010 yılında İran’ın Natanz’daki santrifüjlerin bozulmasına yol açmıştı.
Yine geçen hafta 26 Haziran Cuma günü Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Tahran’ın doğusunda bir gaz deposunda patlama meydana gelmiş; aynı hafta salı günü de İran’ın kuzeyindeki bir hastanede meydana gelen patlama 19 kişinin ölümüne yol açmıştı.
Demircan: Nükleer tesisin hedef alınması atom bombası atmakla aynı anlama gelebilir
İran’ın Natanz Uranyum zenginleştirme tesisindekipatlamayı değerlendiren gazetemizin nükleer editörü Pınar Demircan da bu patlamaların tesadüf olmayacağına işaret etti.
Nükleer tesislerin kendi operasyon süreçlerinde insan hatası, teknik arıza, doğal afet riskleri altında yaşamın sağlıklı devamlılığı açısından Demokles’in Kılıcı gibi dünyanın başında sallandığının altını çizen Demircan, nükleer tesisleringerek diğer ülkeler gerekse gruplar tarafından tehdit amaçlı kullanılabileceğini, sabotajihtimalinin her zaman bulunduğunu söyledi. Demircan şöyle konuştu:
Bir ülke ya da grubun bir ülkeyi onun yönetimini tehdit etmek istediği noktada nükleer silaha sahip olması gerekmez, eğer o ülkede nükleer tesis varsa onun hedef alınması o ülkeye atom bombası atmakla aynı şey anlamına gelebilir. Bu şekildegüç sahibi olmakla özdeşleştirilen nükleer tesis sahipliğinin esas olarak güçsüzlüğün ve aczin göstergesi olduğu iyi görülmelidir. Akdeniz’in kıyısında inşaatında ilerlenilen Akkuyu ile Sinop’ta yapılmak istenen nükleer santrallerin kurulması halindepazarlık masasında istenilen yöne gidilmedikçe bu ülke üzerindeki yaşamla birlikteher an dönüşü olmayan zarara uğratılmaklatehdit edilebileceği toplumun tüm kesimleri tarafından iyice anlaşılmalıdır.
Ankara Mamak‘a bağlı Ege Mahallesi‘nde yer alan ve daha önce çöplük olarak kullanılan alanın Mamak Belediyesi’nin meclis üyelerinden habersiz aldığı karar ile spor tesisine karşı çıkan halk imza kampanyası başlattı.
Evrensel’de yer alan habere göre bölge halkı eski Kömür Deposu olarak da bilinen alanın daha önce kendilerine söz verildiği gibi yeşil alan olarak kullanılmasını istiyor. Mamaklılar tesisin yapılmasıyla alanın ticarileşmeye açılacağını iddia ediyor.
Daha önce itiraz edilmişti
Eski Kömür Deposu (Eski Çöplük) imar planında yeşil alan olarak görünmesine rağmen, beş yıl önce imar planında değişiklik yapılmaya çalışılmış, ancak mahalle halkının itiraz etmesi ve imza toplayarak karşı çıkmasıyla rekreasyon alanı olarak geri kazanılmıştı.
Ancak geçtiğimiz haftalarda Mamak Belediyesi, “Spor Kompleksi” yapmak için çalışmalara başladı. Ege Mahallesi halkı ise kendi mahallelerinde yapılacak park alanı için söz sahibi olmak ve karar sürecinde yer almak istiyor.
Bölge daha önce şehir çöplüğü olarak kullanılıyordu.
‘Halk yıllardır buranın yeşil olması özlemini taşıyor’
Alanın halı sahalara çevrilmesine karşı çıkan ve yeşil alanın artırılmasını isteyen bölge halkı mahalle muhtarının çağrısıyla 29 Haziran Pazartesi günü de Mamak Ege Mahallesi Eski Kömür Deposu’nda buluştu. Burada projesiz yürütülen çalışmalara dair usulsüzlükleri açıklayan halk, talepleri için imza kampanyası başlatarak haklarını savunacaklarını belirtti.
“Yıllardır atıl durumda olan Mamak Çöplüğü’nün yeşil alan olarak halka kazandırılmasına ihtiyacımız var” diyen mahalle halkı, verilen sözlerin yerine getirilmesi çağrısında bulundu.
Bazı yurttaşlar “En başından söz verilmesine rağmen yıllardır halk, buranın yeşil olması özlemini taşıyor. Kazma vurulunca hepimiz mutlu olduk ama vurulan kazmanın amacı farklı olunca doğal olarak ürküyoruz bu sefer. Bu alanın ticari zihniyetle yapılmasını istemiyoruz” diyor.
Fotoğraf: Ekoloji Birliği
Akkuş: Metan gazını deşarj eden bacalar kapatıldı
Erol Akkuş, yaptığı açıklamada Burası eski çöplük alanı. Orada ciddi anlamda 70 metre derinlikte bulunan çöp metan gazı birikimi var. Orada eskiden gece kondu vardı ve gecekondular yıkıldığında belediye orayı tamamen yeşil alan yapma sözü vermişti. Gazi Üniversitesi’nin metan gazını deşarj etmesi için kurduğu bacaların da bu çalışma ile kapatıldığı belirtiliyor” dedi.
Akkuş, başlatılan imza kampanyası sürecinde mahalle halkının kapı kapı dolaşarak standlar kurarak kendilerinin ne istediğini ve belediyenin ne yapmaya çalıştığını anlatacağını söyledi.