Ana Sayfa Blog Sayfa 2044

Türkiyede koronavirüs: 17 kişi yaşamını yitirdi, 1.186 yeni vaka

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 17 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 1186 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı. Böylece toplam ölü sayısı 5 bin 167’ye, vaka sayısı 202 bin 284’e yükseldi.

Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle: 

Burdur ve Gümüşhane’de 2 gündür yeni vaka yok. En çok vaka olan 5 il: İstanbul, Ankara, Gaziantep, Konya, Bursa. Toplum sağlığı için risk yansıtan görüntüler artıyor: Bugün, medyada, yolcular arasında sosyal mesafenin sıfırlandığı taşıt haberleri yer aldı.”

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta tespit edildi. O günden bu yana alınan önlemler kademeli olarak hafifletildi. 1 Haziran’dan itibarense “kontrollü normalleşmeye” geçildi. Normalleşme tablosu şu şekilde: 

1 Haziran: 827 vaka, 23 ölüm (31.525 test)
2 Haziran: 786 vaka, 22 ölüm (32.325 test)
3 Haziran: 867 vaka, 24 ölüm (52.305 test)
4 Haziran: 988 vaka, 21 ölüm (54.234 test)
5 Haziran: 930 vaka, 18 ölüm (57.829 test)
6 Haziran: 878 vaka, 21 ölüm (35.846 test)
7 Haziran: 914 vaka, 23 ölüm (35.335 test)
8 Haziran: 989 vaka, 19 ölüm (39.361 test)
9 Haziran: 993 vaka, 18 ölüm (37.225 test)
10 Haziran: 922 vaka, 22 ölüm (36.521 test)
11 Haziran: 987 vaka, 17 ölüm (49.190 test)
12 Haziran: 1195 vaka, 15 ölüm (41.013 test)
13 Haziran: 1459 vaka, 14 ölüm (45.092 test)
14 Haziran: 1562 vaka, 15 ölüm (45.176 test)
15 Haziran: 1592 vaka, 18 ölüm (42.032 test)
16 Haziran: 1467 vaka, 17 ölüm (46.800 test)
17 Haziran: 1429 vaka, 19 ölüm (52.901 test)
18 Haziran: 1304 vaka, 21 ölüm (48.412 test)
19 Haziran: 1214 vaka, 23 ölüm (41.316 test)
20 Haziran: 1248 vaka, 22 ölüm (41.112 test)
21 Haziran: 1192 vaka,23 ölüm (40.496 test)
22 Haziran: 1212 vaka, 24 ölüm (41.413 test)
23 Haziran: 1268 vaka, 27 ölüm (42.982 test)
24 Haziran: 1492 vaka, 24 ölüm (53.486 test)
25 Haziran: 1458 vaka, 21 ölüm (52.303 test)
26 Haziran: 1396 vaka, 19 ölüm (51.198 test)
27 Haziran: 1372 vaka, 17 ölüm (45.213 test)
28 Haziran: 1356 vaka, 15 ölüm (48.309 test)
29 Haziran: 1374 vaka, 18 ölüm (51.014 test)
30 Haziran: 1293 vaka, 16 ölüm (50.492 test)

1 Temmuz: 1192 vaka, 19 ölüm (52.313 test)
2 Temmuz: 1186 vaka, 17 ölüm (49.714 test)

Savunma Yılmıyor: Yasak Anayasa’ya aykırı, vazgeçmeyeceğiz

Baroların Ankara’da yapacağı Büyük Savunma Mitingi öncesi Ankara Valiliği “yasak” kararı açıkladı. Kararda her türlü toplantı, gösteri yürüyüşü vb. faaliyetler 15 gün süreyle kısıtlandırıldı. Yasağın gerekçesi olarak koronavirüs salgını gösterildi.

Baro başkanları ve avukatlar ise Savunma Mitingi’nden vazgeçmeyeceklerini açıkladı.

‘Karar Anayasa’ya aykırı’

Kararın Anayasa‘ya aykırı olduğunu belirten Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan şöyle söyledi:

Anayasal haklarımız çok ciddi tehdit altındadır. (…) Türkiye çok ciddi baskı rejiminin içerisine sokulmuş durumdadır. Maalesef pandemi buna bir gerekçe olarak sunulmaktadır. Pandemiye ilişkin bakanlığın ve bilim kurulunun ilan ettiği sosyal mesafe, maske gibi önlemlere uyulacağını taahhüt ettik. Buna rağmen bugün pandemi gerekçe gösterilerek bu tür bir toplantının mitingin 15 gün süreyle ertelenmesi Anayasa’ya aykırıdır.

Öte yandan baro başkanları bugün baro teklifinin görüşüleceği TBMM Adalet Komisyonu’na kabul edilmedi.

‘Anlattık dinlemediniz’

Ankara Valiliği’nin kararına ilişkin baro başkanları, sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları paylaşımlarla yürüyüşten vazgeçmeyeceğini açıkladı. Barolar Twitter‘den yaptıkları eş paylaşımda, miting yasağını kabul etmeyeceklerini ifade etti:

Anlattık, dinlemediniz. Başkentimize geldik, yürütmediniz. Adalet Komisyonuna almadınız, görüşmediniz. Basın yayınladı, ekranlarını kararttınız. Sosyal medyada göründük, kapatmaya kalktınız. Miting çağrısı yaptık, yasak koydunuz. Haberiniz olsun: vazgeçmeyeceğiz!

https://twitter.com/avbektas/status/1278644889761337344

 

Ozan Güven’den şiddet gören Deniz Bulutsuz şikayetçi oldu, ünlüler sessiz

Ozan Güven tarafından şiddete maruz kalan Deniz Bulutsuz, avukatı Mustafa Kurtuluş aracılığıyla İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na oyuncu hakkında suç duyurusunda bulundu.

Şikayet dilekçesinde Güven’in “Kasten öldürmeye teşebbüs”, “Hürriyetten yoksun bırakma” ve “Hakaret” suçlarından yargılanmasını talep edildi.

Sözcü’nün dilekçede yer alan ifadelerine dayandırdığı haberine göre ikilinin yaşadığı sözlü tartışma sırasında Güven’in etrafındaki eşyaları kırmasıyla kavga fiziksel boyuta taşındı. Kavganın devamında Güven, Bulutsuz’a ve kendisine fiziksel şiddet uyguladı ve bunu yaparken “Bak sana bir tane vurdum, kendime yirmi kez vuruyorum” dedi.

‘Güvenlik kameraları olayı doğrulayacak’

İfadesinde anlattığına göre, evden kaçmaya çalışan Bulutsuz’a Güven engel oldu ve şiddet artan boyutlarıyla burada da devam etti. Bulutsuz, Güven’in şoförünün kendisini bir arkadaşının evine bırakmasıyla kurtuldu.

Dilekçede evdeki güvenlik kameralarının incelendiğinde olayın gerçekliğinin ortaya çıkacağı belirtilerek savcılıktan cep telefonlarının konumlarının incelenmesi de istendi.

Asıl yaralanan Ozan Güven’miş

Öte yandan Güven de darp raporu aldı ve savcılığa giderek ifade verdi. Güven, Bulutsuz’un kendisine, “Seni Türkiye‘ye rezil edeceğim. ‘Kadın döven adam’ diye söyleyeceğim” dediğini ileri sürdü ve asıl yaralanın kendisi olduğunu iddia etti.

Bulutsuz, Güven hakkında 60 gün uzaklaştırma kararı aldırdı. Güven, eğer karara uymazsa üç günden on güne kadar hapis cezasına çarptırılabilir.

Ünlüler büyük ölçüde sessiz

Ünlüler büyük ölçüde sessizliğini korusa da, bugün sosyal medya mecralarında birkaç isim Bulutsuz’a destek veren paylaşımlarda bulundu.

Şarkıcı Hadise, Twitter‘dan yaptığı paylaşımda “Türkiye’de her gün kadınlar şiddete uğruyor. Bıçakla ölen, kurşunla ölen, balkondan atılan kaç tane kadının daha ölümüne şahit olacağız? Midem bulanıyor erkeklerin kadınlara uyguladıkları her türlü şiddetten! Bir kadınla bir ilişki yaşıyorsan o senin malın değil! 0 birinin kızı, kardeşi, ablası, arkadaşı. Kadını aşağılayan, kendi komplekslerinden, ezik hallerinden kadını yerle bir eden bu erkeklere sadece söyleyeceğim bir laf var: Eziksiniz” diye yazdı.

Gazeteci Melis Alphan da Ozan Güven’in bundan sonra çalışacağı yapım şirketlerinin, yönetmenlerin, oyuncuların ve senaristlerin suça ortak olacağı yorumunda bulundu:

Dün de Deniz Özdemir Twitter hesabından yaptığı paylaşımla Bulutsuz’a desteğini dile getirmişti:

2019 itibariyle Türkiye’de 408 bin 494 web sitesi erişime engellendi

İfade Özgürlüğü Derneği Türkiye’den erişime engellenen web siteleri, haber, sosyal medya hesap ve içerikleri ile ilgili istatistiki verileri derlediği “EngelliWeb 2019″ isimli raporunu yayınladı.

Rapora göre Türkiye’de 2019 sonu itibariyle Türkiye’den 408 bin 494 web sitesi erişime engellendi. Erişim engeli verilenler arasında 130 bin URL adresi, yedi bin Twitter hesabı, 40 bin tweet, 10 bin YouTube videosu ve 6 bin 200 Facebook içeriği de yer aldı.

2019’da 5 bin 999 haber adresi engellendi

Dernek, 2019 yılı içinde, 5651 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi dayanak gösterilerek 223 farklı sulh ceza hakimliği tarafından verilen toplam 888 farklı karar ile erişime engellenen 5 bin 599 haber adresi (URL) tespit edildiğini söyledi. 

Erişime engelli haberden 3 bin 528 tanesi haber siteleri (içerik sağlayıcıları) tarafından bu haberler erişime engellendikten sonra yayından çıkartıldı veya kaldırıldı.

Görsel: İfade Özgürlüğü Derneği

En çok engellenen Hürriyet oldu

2019 yılı içinde “en çok haberi engellenen haber sitesi” kategorisinde 336 haberle Hürriyet gazetesi birinci sırada, 226 haberi engellenen haberler.com ikinci sırada, 222 haberi engellenen Sabah gazetesi üçüncü sırada, 198 haberi engellenen Milliyet ise dördüncü sırada yer aldı. 

2019 içinde “erişime engellenen haberleri sayısal olarak en çok kaldıran ve silen” kategorisinde, erişime engellenen 336 haberinden 318 tanesini (yüzde 95) kaldıran veya silen Hürriyet listenin ilk sırasında.

Diken, bianet, sendika.org hiçbir haberi kaldırmadı

Erişime engellenen 226 haberinden 210 tanesini (yüzde 93) kaldıran haberler.com ikinci sırada, erişime engellenen 198 haberinden 187 tanesini (yüzde 94) kaldıran Milliyet üçüncü sırada, erişime engellenen 186 haberinden 171 tanesini (yüzde 92) kaldıran T24 dördüncü sırada.
Diken, bianet ve sendika.org ise erişime engellenen haberlerinin hiçbirini kaldırmayan haber siteleri arasında yer aldı. 

 

Eren Aysan ile Bu Gün: Katliam demeyelim de ne diyelim?

Yeşil Gazete TV’de Bu Gün programının altıncısında, şair ve doktor Behçet Aysan‘ın kızı dramaturg, şair, yazar Eren Aysan ile, babasının da aralarında olduğu 33 yazar ve şairin yakılarak öldürüldüğü 2 Temmuz Sivas Katliamı konuşuldu.

Toplumsal Bellek Platformu üyesi de olan Aysan, koronavirüs salgını gerekçesiyle, yapılacak olan Sivas anmalarının yasaklanmasıyla ilgili verdiği cevabında, anmaların toplumlar açısından önemine değindi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun geçen yıl uğradığı saldırıyı ve bu sırada bir kadının Kılıçdaroğlu’nu kastederek “Yakın!” demesini hatırlatan Aysan, 26 yıl sonra kendisini bu kadar dehşete düşüren ve ürküten başka bir şey olmadığını söyledi:

Biz ne yazık ki bu tür vahşetlere gebe bir toplumuz. O yüzden bu anmaların sadece Sivas’ı anmak değil, bir daha buna benzer cinayetlerin işlenmemesi için, insanları bir bilince sevk etmede önemli bir çığlık olduğunu düşünüyorum.

Hem orada ölenlerin kim olduğunu toplumun daha geniş kesimlerine göstermek açısından anlamlı bu hem de (babam şair Behçet Aysan, şair Metin Altıok, Asım Bezirci, Muhlis Akarsu, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin…) hem de bir daha bu tarz aydın katliamların olmaması adına önemli bir girişim olduğunu düşünüyorum.

 

Aysan, bugün Sivas AKP Gençlik Kolları Başkanı Murat Toraman tarafından, “Sivas Katliamı” ifadesini kullananlar hakkında suç duyurusunda bulunmasıyla ilgili olarak da şu yorumda bulundu:

Mahkemede onanmış bir durum. Bu tarz fevri çıkışları günlük siyaset malzemesi olarak kullanmak isteyen genç bir arkadaşımızın yapmış olduğu bir tuhaf eylem olarak görüyorum. Otelin etrafını saran, “Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” diyen bir grup vardı, ellerinde benzin bidonları… Ne yapıyordu bu insanlar, glu glu dansı mı Amiyane olacak ama katliam demeyelim de Mahmut mu diyelim?

Aysan programın devamında Toplumsal Bellek Platformu‘nun nasıl bir araya geldiğini, amaçlarını ve yapmış olduğu çalışmaları anlattı.

TikTok hakkında soruşturma başlatıldı

Kişisel Verileri Koruma Kurulu (KVKK), dünya çapında kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaşan sosyal medya platformu TikTok hakkında “veri güvenliği açığı” iddiaları üzerine soruşturma başlattı.

Daha önce veri güvenliği ihlalleri sebebiyle Facebook’a toplam 3 milyon 250 bin lira idari para cezası veren kurul, TikTok hakkındaki soruşturmayı ise son günlerde basın organlarında yer alan veri güvenliği açığı iddiaları ve gelen ihbarlar üzerine başlattı.

‘Kullanıcı panosuna erişebiliyor’

iOS 14’ün Beta sürümündeki güvenlik özellikleri sayesinde TikTok’un sık sık kullanıcı panosuna eriştiği iddia ediliyor. Donanım Haber’den Yusuf Akbaş’ın aktardığına göre TikTok, kullanıcının neyi kopyaladığı her zaman görebiliyor.

Yani, kullanıcının TikTok’a girmeden önce başka bir uygulamada hesap numarasının sonrasında TikTok’a girildiğinde uygulama tarafından görüntülenebildiği öne sürülüyor.

Santraller yine filtresiz mi çalışıyor?

Temiz Hava Hakkı Platformu, yazılı bir açıklama yayınlayarak çevre mevzuatına uygun olmadıkları için 1 Ocak 2020’de kapatılarak 8 Haziran 2020’de yeniden açılan altı kömürlü termik santralin bacasından hala kirli dumanlar çıktığını belirtti.

Santrallere yapılan çevre yatırımlarının ve bacadan çıkan emisyonların şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmadığını belirten Platform temsilcileri, bu yatırımların tamamlanmadan santrallerin işletmeye geçmesinin Covid-19 pandemisi sürecinde öne çıkan halk sağlığı öncelikleriyle bağdaşmadığının altını çizdi. Açıklamada gerekli çevre yatırımlarını tamamlamayan santrallerin çalışmasına izin verilmemesi çağrısında bulunuldu.

Bayram: Santrallere tespit davası açıldı

Temiz Hava Hakkı Platformu Temsilcisi Greenpeace Akdeniz Program Direktörü Avukat Deniz Bayram “Kapatılan santrallerin bazı ünitelerinin, santrallerin çevre ve halk sağlığı için yapmaları gereken yatırımlar henüz tamamlanmamasına rağmen; 6 ay içinde bulunan geçici çözümlerle tekrar çalışmasına izin verildi” dedi.

Her gün Kahramanmaraş Afşin, Zonguldak Çatalağzı, Kütahya Seyitömer ve Manisa Soma’dan vatandaşların özellikle akşam saatlerinde çıkan koyu dumanların fotoğraflarını paylaştığını belirten Bayram,  “Gerekli yatırımların tamamlanıp tamamlanmadığını anlayabilmek için Zonguldak ve Kahramanmaraş’taki santraller için tespit davaları açtık” açıklamasında bulundu.

Yalçın: Kül saçmaya devam ediyor

Kahramanmaraş Elbistan – Afşin Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu Üyesi İbrahim Yalçın “Filtre yapıldığı söylenerek açılan Afşin A santralinin iki ünitesi her gün eskisi gibi kül saçmaya devam ediyor. Baca gazı için filtre takıldığı söyleniyor ama kül filtresi takılmamış. 6 aydır rahat bir nefes alıyorduk ama şimdi yine kapkara dumanı görüyoruz” dedi.

Makine Mühendisleri Odası Enerji Grubu Üyesi Orhan Aytaç ise “Sahadan, yerel basından ve sektör dergilerinden aldığımız bilgilere göre geçici faaliyet belgesi verilen santral ünitelerine yalnızca ‘kuru soğurucu püskürtme’ sistemi monte edilmiştir. Başka bir iyileştirme yapılmamıştır” ifadelerini kullandı.

Aytaç: Toz salımı eskisinden de fazla olabilir

Aytaç, konuşmasına “Bu sistem, ülkemizdeki kömürün kükürt oranı ve yandıktan sonra oluşan kül miktarı çok fazla olduğu için verimli değildir. Üstelik Türkiye’deki santrallerde kullanılan elektrofiltreler bu sistemi çalıştırmaya elverişli olmadığı için hem kükürt salımı azalmayacak, hem de toz salımı eskisinden de fazla olacaktır” sözleriyle devam etti.

“Söz konusu sistemin geçici olarak kurulduğu ve bu santrallarda bir yıl içinde daha verimli olan ‘kireç taşı ile yaş yıkama’ tekniğine uygun tesis kurulacağı belirtilmektedir ancak bu da gerçekçi değildir. Bu tip tesislerin yapımı yaklaşık üç yıl gerektirmektedir” dedi.

Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Buket Atlı “Covid-19 pandemisi ile mücadele ettiğimiz ve her nefesin önem taşıdığı bu günlerde, çevre izni almak için baca gazı ve kül depolama ile ilgili gerekli yatırımları tamamlamadan tekrar çalışmaya başlayan kömürlü termik santraller havamızı kirletmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Halk sağlığını önceliklendirdiğini söyleyen karar vericilerin, bu yatırımlar tamamlanmadan santralleri açmasının kabul edilebilir olmadığını söyleyen Atlı, “Bacadan çıkan emisyonlar maalesef kamuoyu ile paylaşılmıyor, limitlerin aşılıp aşılmadığını veya hangi yatırımların yapıldığını bilemiyoruz” dedi.

Soma Termik Santrali

‘Şeffaf bilgi paylaşılsın’

Platform, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan verilen geçici faaliyet belgesi ile çalışmaya başlayan santrallerle ilgili şeffaf bilgi paylaşılmasını ve limitleri karşılamayanların acilen kapatılmasını talep ediyor.Platformun öncelikli olarak yanıt aradığı sorular şöyle:

  • Bu bacalardan çıkan gazların emisyon değerleri nedir? Limitler aşılıyor mu?
  • Çevre mevzuatına uyulması için hangi yatırımlar yapılmıştır?
  • Yapılan yatırımlar çevre mevzuatındaki toz, azot oksit, kükürt dioksit limit değerlerini, kül depolama gerekliliklerinin karşılanması için uygun teknolojiler midir?

Kurtulmuş’un ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çıkabiliriz’ sözlerine kadın örgütlerinden tepki

AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, katıldığı bir televizyon programında Türkiye’nin taraf olduğu, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için bir dizi yükümlülük getiren İstanbul Sözleşmesi hakkında konuştu.

Kurtulmuş, “Halkımızda İstanbul Sözleşmesi konusunda büyük bir beklenti varken AK Parti olarak biz buna bigâne kalmayız. Nasıl usulü yerine getirerek bu sözleşme imzalanmışsa, aynı şekilde usulü de yerine getirilerek bu sözleşmeden çıkılır” ifadelerini kullandı. Sözleşmenin imzalanmasının yanlış olduğunu öne süren Kurtulmuş, şunları söyledi: 

“Bu metnin içinde dikkat çekmemiz gereken ve bizimle uyuşmayan iki tane önemli husus var. Bunlardan birisi toplumsal cinsiyet meselesi. Bir de cinsel yönelim tercihi. Başka şeyler de var ama bu iki mesele, demin konuştuğumuz çerçevede, LGBT ve marjinal unsurların ekmeğine yağ sürecek kavramlar oldu. Onların arkasına sığınarak faaliyet yapacakları kavramlar oldu.”

 “Parti içinde birçok arkadaşımız bu düşüncede” ifadelerini kullanan Kurtulmuş “İstanbul Sözleşmesi olmazsa kadına karşı şiddet artar, tezi de yanlış bir tezdir. Şu anda Türk hukuk sistemi içerisinde kadın-erkek fırsat eşitliği bizim örfümüzün en temel meselelerinden birisidir” diye konuştu. 

İlk eleştiri değil

İktidar tarafından İstanbul Sözleşmesi’ne yöneltilen eleştiriler ilk değil. Kadın hakları savunucuları sözleşmenin uygulanması çağrısını yapıyor ancak Türkiye’de bir kesim, sözleşmenin ‘Türk aile yapısına zarar verdiğini’ söyleyerek Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini istiyor.

Peki eleştirilerin temelinde ne yatıyor? Savunanların argümanları ne? Eleştirilerde sıklıkla dile getirilen ‘Türk aile yapısına uygun olmamak’ ne anlama geliyor? Bu soruların cevaplarını  Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı gönüllüsü Avukat ve Akademisyen Özlem Özkan ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Fidan Ataselim ile konuştuk.

İstanbul Sözleşmesi nedir?

Sözleşme, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için İstanbul Sözleşmesi olarak biliniyor. Asıl ismi ise Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi.

Türkiye bu sözleşmeyi imzalayan ve onaylayan ilk ülke oldu. Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine dayanan sözleşme, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

Özkan: Şiddetin yaygın olmadığını mı düşünüyorlar?

Numan Kurtulmuş’un açıklamalarını sorduğumuz Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı gönüllüsü Avukat ve Akademisyen Özlem Özkan Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Yüzlerce kadın örgütünün çabasıyla meclisten de onaylanarak çıkan yasalar ve uluslararası sözleşmeler ‘gerekirse çıkarız’ yaklaşımıyla ortadan kaldırılamaz” dedi.

İstanbul Sözleşmesi’nden neden çıkmak istediklerini ve uygulamakta direndiklerini anlayamadıklarını söyleyen Özkan “Kadınlara şiddeti önleme konusunda devlete yükümlülük veren bir sözleşme. Ne düşünüyorlar? Şiddetin yaygın olmadığını mı düşünüyorlar?” sorusunu sordu.

‘Her gün binlerce 6284 başvurusu yapılıyor’

Özkan konuşmasına “Her gün binlerce 6284 başvurusu yapıldığı bir Türkiye’den bahsediyoruz. Kadınlardan, kız çocuklarından ve erkek çocuklarından birçok cinsel istismar dosyaları düşüyor önümüze. Istanbul Barosu Adli Yardım Servisinde de çalışıyorum. Sürekli şiddet gören kadınların başvurusunu inceliyoruz. Bu bir gerçeklik” diye devam etti.

Ataselim: Saldırılar bir bütün olarak değerlendirilmeli

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Fidan Ataselim ise Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede “Bu saldırıları bir bütün olarak görmek gerekir. 6284 numaralı kanuna, İstanbul Sözleşmesi’ne ve nafaka hakkına saldıran bir kesim var. Toplum bunu istemiyor şeklinde söylenmesi ise tamamen algı oluşturmak niyetiyle yapılıyor” dedi.

“Eşitmişiz de kadınlara daha fazla güç veriliyormuş gibi açıklamaların gerçekle bir bağı yok” diyen Ataselim, özellikle belirli bir konumdaki insanların bu konuda eleştiri yapmasının kabul edilebilir gibi olmadığını söyledi. 

‘Kadına yönelik şiddet göreceli hale getirilmek isteniyor’

Bu üretilen söylemlerin kadınların güçsüzleştirilmesi ve şiddetin göreli hale gelmesi ile ilgili olduğunu belirten Ataselim “Her gün öldürülen, yok sayılan kadınlara yönelik cinsiyet temelli şiddeti göreli hale getirmeye çalışıyorlar. Bir kadın şiddete uğradıysa, kime göre neye göre uğradığı belli olmasın, ‘kimi kadınlar haketmiştir’ denilsin isteniyor. Bu yüzden de eşitlik terimi yerine daha göreli olan adalet kelimesini kullanmak istiyorlar” dedi. Ataselim konuşmasına şu soruları sorarak devam etti:

Kim kadınların yaşama hakkının savunulmasından rahatsız olur ki? Dört maddeyle neler yapılması gerektiğini anlatan, eşitsizliği ortadan kaldırmakla ilgili alınması gereken tedbirleri anlatan bir sözleşmeden neden rahatsız olunuyor?

Fidan Ataselim

Sözleşme ne öneriyor?

İstanbul Sözleşmesi taraf devletlere şiddeti önleyici mekanizmaları kurmalarını, etkili bir şekilde soruşturmasının sağlanmasını ve koruma sağlama mekanizmaları kurmayı öneriyor.

Sözleşmede ayrıca, her kademede kadına yönelik şiddet birimlerinin açılmasını, devlet kademelerinde danışma merkezlerinin açılması gerektiği belirtiliyor.

‘Erkeklik sırtını politikacıların söylemlerine dayıyor’

İstanbul Sözleşmesi’nin uygulandığı bir Türkiye’nin nasıl olacağını sorduğumuz Fidan Ataselim “Kadına yönelik şiddeti önlemek konusunda epey bir yol katetmiş olurduk” ifadelerini kullandı. Ataselim sözlerine şöyle devam etti: 

İmzalanmasının bile doğrudan etkisi oldu. Çünkü bu, devlet olarak bu konuyla ilgili adım atıyoruzun bir temsilidir. İmzalandığı yıl cinayetler azaldı.  Ancak kadına yönelik şiddeti destekleyici açıklamalar ve kadına yönelik politik baskı arttığında erkeklik de sırtını buraya dayıyor. Politikacılar ‘Bu kadınların da sesi fazla çıktı’ dediğinde öldüren erkekler de argüman olarak bunu söylüyor. 

‘Yasalar belli durumları aşmak için yapılır’

Son olarak eleştirilerde sıklıkla kullanılan ‘Türk aile yapısına uygun değil’ argümanını konuştuk. Özlem Özkan “Biz de zaten toplumsal olarak kadını ikinci bir sınıfa koyan bir yapının var olduğunu söylüyoruz. Ancak bunların korunması aşamasını geçtiğimizi düşünüyorum. Yasalar, sözleşmeler yeni gelişmeler ile belli durumları aşmak için yapılır. Biz 50 sene öncesine geri döneceksek bu sözleşmeye başta imza atan iktidarın samimiyetinden de şüphe duyarım” dedi.

‘Kötü olan geleneklerimizi değiştirmeliyiz’

Fidan Ataselim ise “Geleneğimiz ve göreneğimizde kadının şiddete uğramasını hak gösteren atasözü varsa bunu neden değiştirmeyelim?” sorusunu sordu. Ataselim konuşmasının devamında şunları söyledi: 

Bu kadar tutucu olmamalıyız. İyi olan şeyleri toplumsal değerlerimizi korumalıyız. Kötü olanlarını da tartışmalı ve değiştirmeliyiz. Kimin yararı sorusunu sormamız gerekiyor. Bir kadın şiddete uğradığını söylüyorsa ‘aile içinde sessizliğe gömülsün’ demek  kadınları o yaşama mahkum ediyorsunuz anlamına geliyor, bunu düşündük mü? Dilimize de konuyu ele alışımıza da dikkat etmemiz gerekiyor. Şiddetin hiçbir şekilde bahsi geçemez. 

 

Myanmar’da maden ocağında heyelan: 113 işçi hayatını kaybetti

Myanmar’da yeşim madeninde heyelan meydana geldi, 113 madenci yaşamını yitirdi. Myanmar İtfaiye Teşkilatı’ndan yapılan açıklamada, Kachin eyaletinde etkili olan şiddetli yağmurların ardından Hpakant ilçesindeki bir yeşim madeninde heyelan oluştuğu, çalışanları “çamurlu bir dalganın vurduğu” kaydedildi. 

113 işçinin cansız bedeninin toprak altında çıkarıldığı madende, hâlâ çamura saplanmış cesetler olduğu ve ölü sayısının artacağı belirtiliyor. 200’den fazla işçinin çalıştığı madende diğer işçiler için arama faaliyetlerine devam ediliyor.

Hpakant’taki madenlerin yeterince iyi denetlenmemesi sebebiyle bölgede sık sık ölümcül maden kazaları meydana geliyor. Myanmar hükümeti de 26 Haziran’da yağmur mevsimi boyunca sıkça görülen toprak kaymaları nedeniyle Hpakant bölgesinde üç  aylık maden yasağı getirmişti.

myanmar-da-maden-ocaginda-heyelan-113-olu-751958-1.

Madencilerin çoğu göçmen işçi

Kaza anına tanık olan 38 yaşındaki madenci Maung Khaing, madenin yakınında tepede birikinti gördüğünü, tam fotoğrafını çekmeye çalışırken insanların bir anda “koş” diye bağırmaya başladığını ifade etti. Khaing, “Bir dakikadan kısa süre içinde tepenin altındaki insanlar gözden kayboldu. Kalbimde bir boşluk varmış gibi hissediyorum. Tüylerim diken diken oldu. Çamura saplanmış, yardım isteyen insanlar vardı ancak kimse onlara yardım edemedi” dedi.

Madende yaşamını yitirenlerin çoğunun göçmen işçiler olduğu belirtiliyor. Aynı bölgede geçen yıl nisan ayında bir maden ocağındaki toprak kaymasında 54 kişi hayatını kaybetmişti.

 

TBMM’den Netflix’e erişim engellendi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Sosyal medya mecraların düzene sokulması şarttır. Bir an önce biz bunları parlamentomuza getirip, bu tür sosyal medya mecralarının tamamen kaldırılmasını kontrol edilmesini istiyoruz” açıklamasının ardından TBMM çalışanlarının kampüs içinde Netflix engellemesiyle karşılaştığı belirtildi.