Ana Sayfa Blog Sayfa 1859

Güney Afrikalı çevre aktivisti evinde vurularak öldürüldü

Güney Afrika’da, evinin yakınlarında bulunan bir kömür madeninin genişletilmesine karşı çıkan bir çevre aktivisti evinde vurularak öldürüldü.

65 yaşındaki Fikile Ntshangase, Afrika’nın en eski doğa koruma alanı olan Hluhluwe-Imfolozi parkının yakınlarında bulunan Somkhele yakınındaki, Tendele Coal tarafından işletilen açık maden ocağının genişletilmesine karşı verilen hukuk mücadelesinde yer alıyordu.

Yerel polisin aktardığına göre dört erkek sabah 06.30’da Ntshangase’nin Ophondweni‘deki evine girerek kendisini vurdu. Cinayete tanık olan 13 yaşında bir çocuğun polislere yardım ettiği soruşturmada şimdiye kadar tutuklama olmadı.

Maden ocağından yapılan açıklamada cinayet kınandı ve sükunet çağrısında bulunuldu.

Maden; şirket, çevre savunucuları ve yerelde ekonomik nedenlerle genişlemeyi savunanlar arasında uzun süredir devam eden bir anlaşmazlığın odağındaydı.

‘Gerekirse halkım için ölürüm’

Ntshangase’nin avukatı Kirsten Youens, Mfolozi Topluluğu Çevresel Adalet Örgütü‘nün önemli bir üyesi olan müvekkilinin madenin genişletilmesine karşı cesaretini övdü:

Değerlerinden asla taviz vermedi. Avukatı olarak onun doğruluğunu, ateşli ve cesur savunuculuğunu özleyeceğim. Ölmeyi hak etmedi. Onun kaybı bizi derinden sarstı.

Ntshangase öldürülmeden önce bir konuşmasında “Halkımı satamam, gerekirse halkım için ölürüm” demişti.

Avukatların aktardığına göre son aylarda maden karşıtları tehditlerin odağında. Toprağından ayrılmayı reddeden aileler kurşunlara hedef oluyor.

Global Witness‘ın Temmuz tarihli raporu, 2019’da dünya çapında rekor sayıda insanın topraklarını ve çevrelerini savundukları için öldürüldüğünü söylüyor. Bu sayı, bir önceki yılın yaklaşık yüzde 30 daha fazlası.

‘Dolarla maaş almayanların ülkesinde, dolar 8 Türk lirasını aştı’

Her geçen gün daha fazla değer kaybeden Türk lirası bu haftaya da gene euro, dolar ve sterlin karşısında değer kaybederek başladı.

Yeni haftaya 7.9760 TL ile başlayan dolar, kısa sürede yükselerek 8.05 TL’nin üzerine çıkarak yeni bir rekor kırdı. Dolar şu dakikalarda 7.99-8.01 TL aralığında dalgalanıyor.

Dolar/TL kuru geçen hafta Merkez Bankası’nın piyasa beklentilerinin aksine politika faizini yüzde 10,25’te sabit tutmasının ardından 7,97 seviyelerinin üzerini test etmişti.

Nasıl başladı/nasıl bitti?

Yeşiller Partisi tarafından yapılan açıklamada Türk lirasında yaşanan değer kaybı “Dolarla maaş almayanların ülkesinde, dolar 8 Türk lirasını aştı” ifadeleriyle eleştirildi.

Partinin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada “Nasıl başladı?/ Nasıl bitti?” kıyaslaması yapılarak doların 2002 yılında 1,65 seviyesinde olduğu şu anda ise 8 TL’nin üzerine çıktığı hatırlatıldı.

Euro ve strelin rekor yeniledi

Euro da haftaya güçlü başladı. 9.44 TL’nin üzerinde açılan euro, 9.4805 TL ile zirve yaptı. Çift hanelerden düşmeyen sterlin ise 10.4255 TL’den işlem görüyor.

Piyasada Merkez Bankası kararı haricinde yakından izlenen gelişmeler arasında ABD seçimleri, Brexit, koronavirüste küresel ve lokal artış trendi, AB ile tansiyonun yeniden artması endişesi, Azerbaycan-Ermenistan gerilimi ve S-400 hava savunma sistemleri konusunda devam eden süreç öne çıkıyor.

Şükran mevsimi: Sonbahar

Mevsimlerin en güzeli ve en hüzünlüsüdür sonbahar. Nice şaire ilham kaynağı olmuştur, en güzel şiirler sonbaharda hayat bulmuştur. Turgut Uyar, “Acıyor” isimli şiirinde der ki:

“Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır

Sonbahar geldi hüzün

Kış geldi kara hüzün

Ey en akıllı kişisi gündüzün

sevgim acıyor

Kimi sevsem

Kim beni sevse

*

Eylül toparlandı gitti işte

Ekim falan da gider bu gidişle

Tarihe gömülen koca koca atlar

Tarihe gömülür o kadar”

Sonbahar, edebiyatın güzelliklerine güzellik katmakla kalmaz. Aynı zamanda bir şükran mevsimidir de. Bereketli toprak ana ile kucaklaşmamız, ilkbahar ile başlar ve sonbaharın neredeyse sonlarına kadar sürer. Eker, biçeriz toprağın cömertliği elverdiği ölçüde. Hasat mevsimi gelince de hasadımızı tarladan kaldırırız. Kaldırdıktan sonra toprak anaya, doğaya şükranlarımız ile mevsimi bitiririz.

Cadılar Bayramı‘nın özünde doğaya şükran vardır. Bir Mezopotamya ritüeli olduğu söylenen cadılar bayramı, verdiklerinden ötürü doğaya, suya, toprağa duyulan bir şükrandır. İlkbahardan sonbahara kadar süren bu süreç, çiftçiler için çok meşakkatli bir süreçtir. Kaç ayın emeği, umudu, beklentisi doğanın vicdanındadır. Özellikle makinelerden daha çok insan gücüne dayanan dönemlerde…

Koşullar öyle ağır olabilir ki insan kendi kendi ile cebelleşmeye düşer. Kendi içindeki en karanlık köşeleri görebilir. Kendini tanımadığını fark eder. Yaşar Kemal, “Dağın Öte Yüzü” isimli üçlemesinin ilkinde Çukurova’ya pamuk toplamaya inen köylülerin ne zor koşullarda Ova’ya indiklerini, o arada her insanın kendi ile olan cebelleşmesini yüreklere dokunan şekilde anlatır, bir şiir naifliğinde… İlkbaharda başlayan ve sonbahara kadar devam eden süreç, tamamen doğanın merhametine kalmıştır.  

Toprağı kendine yar bellemek

Babam, tahsil hayatından ötürü bir yanı şehirli olan, ama aslı toprakta olan bir aşiret evladı idi. Ticaretin yanı sıra, atalarından kalan topraklarda köyde yaşayan ve sadece emekleri ile ortak olan insanlar ile birlikte çiftçilik de yapardı. Çocukluğumda yaşadıklarım, babam sayesinde öğrendiklerim, toprağa olan saygımın nedenidir. Toprakla ile bir kez bağ kurdunuz mu, nerede olursanız olun o bağ kopmaz. Ta ki ölene kadar… O zaman da zaten toprak ananın koynuna girmişsinizdir.

Aşık Veysel, ne güzel der, “benim sadık yarim kara topraktır” diye. Toprağı kendine yar bellemek… Şükranların en güzeli. Topraktan geldik toprağa gideceğiz derken de aslında ana rahminde iken topraktan gelen besinlerin bizi dolaylı olarak beslemesi ile topraktan geldiğimizi kast ediyor olabiliriz.

Toprağın ve suyun durumuna göre, ekilecek ürüne karar verilir ve dört beş yılda bir tarla nadasa bırakılırdı. Babamın ekip, biçtirdikleri içinde en erken buğday hasadı başlardı. Hem ahşap evimizin hem de yeni evimizin ambarı vardı. Hasat, tarladan gelip satılana kadar geçen sürede depo olarak kullanılan. Tarladan kaldırılan hasadın bir miktarı satılmaz, ayrı bir yere konur ve “bider” olarak saklanırdı. Halk arasında “bider” olarak adlandırılan şey, bir sonraki yıl ekilecek tohumdu. Bire beş verdi, bire on verdi denilirdi bir yıl sonra ne kadar hasat elde ettiğinize göre. Yani bir tohum ekti iseniz, hasadın sonunda o tohumdan beş tane buğday olurdu. Bider ne kadar fazla ise, bu doğanın o kadar cömert olduğunu gösterirdi.

Tabii bir de buğdayı ölçmek için kullanılan tahtadan yapılma kovaya benzeyen bir şey vardı ve ona da “silme” denilirdi. Batozu da unutmamak lazım. Buğday başaklarının, tarladan kaldırılmadan samanlarından ayrılması için tarlanın ortasına batoz denilen araç gelir ve tarlada çalışanlar, deste deste edilen buğday başaklarını bu aracın içine koyarlardı. Samanların buğday tanelerinden ayrılması esnasında batozdan havaya bir toz bulutu dağılırdı, buram buram toprak ve saman kokan. O koku, işte o koku… Bir defa teneffüs ettiniz mi bir daha hayatınız boyunca unutamazsınız. Babanızı özlersiniz; kokar buram buram burnunuzun ucunda. Çocukluğunuz gelir aklınıza; kokar buram buram burnunuzun ucunda. Anılar içinde kaybolursunuz, kokar buram buram burnunuzun ucunda.

Hasat mevsimi

Ne zaman hasadı evdeki ambarlara getirme vakti gelir, telaş ve heyecan had safhasına ulaşırdı. Traktör, evin önüne gelir, babama tarlaların bulunduğu köyden ortaklık eden köylüler ve onların delikanlı çağına gelmiş çocukları, önce silmeler ile buğdayı çuvallara koyar, sonra sırtlarında ambara taşırlardı. Bütün işler bitince, ilkbahardan sonbahara kadar süren emeğin karşılığını kazasız, belasız ambara kaldırmanın büyük rahatlığı, hem onların yüzüne hem de babamın yüzüne yayılırdı. Ve annemin olağanüstü lezzetli yemeklerin yenmesi ile uzun gün biter, evli evine köylü köyüne dönerdi. Köylüler, bizim kapıdan ayrılırken traktörün kornasına basarlardı. Sanırım korna çalmanın amacı, “işimizi bitirdik gidiyoruz, haydi eyvallah” demekten daha ziyade, toprak anaya gönderilen bir selamdı, bir şükran duygusuydu.

Bu yıl da onca zorluktan sonra sonbaharın yarısından fazlasını arkamızda bıraktık. İngilizlerin “autumn”, Amerikalıların ise “fall” dedikleri mevsim, yüzyıllar önce İngiltere’de “harvest” olarak adlandırılırmış ve kökünü eski İngilizce bir kelime olan “haerfest”ten almış. Yani hasat mevsimi. Şehirleşme ile bu kelime unutulmaya ve sonbahar, “fall” ya da “autumn” olarak adlandırılmaya başlamış. “Autumn” kelimesi, Latin kökenli “autumnus,” ve “yılın geçişi” anlamına gelen bir kelimeden, “fall” kelimesi ise, eski İngilizcede yer alan “fiaell”, yüksekten düşen anlamına gelen ve düşen yaprakları kast ettiği söylenen bir kelimeden elde edilmiş. Biz de “güz” deriz, “hazan mevsimi” deriz, “sonbahar” deriz. Ne dersek diyelim, nasıl adlandırırsak adlandıralım sonbahar; mevsimlerin en hüzünlüsü, ama aynı zamanda en güzelidir. Bize doğanın cömertliğini gösteren, bize şükran duygularını anımsatan…

Ekrem İmamoğlu’nun Covid-19 testi pozitif çıktı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu Covid-19 testinin pozitif çıktığını duyurdu. Hastanede tedavi süreci başlayan İmamoğlu’nun sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sözcüsü Murat Ongun, sosyal medyada yaptığı açıklamada İBB Başkanı’nın sağlık durumu ile ilgili “İBB Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun Covid-19 testi pozitif çıkmıştır. Hastanede tedavi süreci başlayan Başkanımızın sağlık durumu iyidir. Kamuoyunun bilgisine sunarız” ifadelerini kullandı.

Ongun, İmamoğlu’nun ailesinin ve yakın çalışma arkadaşlarının Covid-19 testlerinin ise negatif çıktığını belirtti.

İmamoğlu: Sağlığınıza dikkat edin

Ardından bir video yayınlayan İmamoğlu, cumartesi günü yaptığı paylaşımda “Covid 19 testim pozitif çıktı, tedavi sürecim başladı. Sağlık durumum şu an iyi, ilgi gösteren herkese teşekkürler. Sağlığınıza ve önlemlere mutlaka dikkat edin, hepinizi seviyorum” dedi.

Yavaş: Birlikte başaracağız

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, İmamoğlu’na geçmiş olsun dileklerini sunduğu paylaşımda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun Covid-19 testinin pozitif çıktığını üzüntüyle öğrendim” dedi.

Geçmiş olsun olsun dileklerini sunan Yavaş, “Bu zor günleri dayanışma içinde aşacak, birlikte başaracağız” dedi. 

Soyer: Dayanışmayla aşacağız

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de bir paylaşım yaparak Covid 19 testi pozitif çıkan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu‘na geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum” dedi. 

Paylaşımda “Sevgili Ekrem başkanımız en kısa zamanda sağlığına kavuşarak görevinin başına dönecektir. Bu zor günleri omuz omuza dayanışmayla aşacağız” ifadeleri yer aldı. 

 

Fukuşima’nın radyoaktif atık suyu insan DNA’sına zarar verebilir

Greenpeace, 2011 yılında yaşanan tsunamide zarar gören Fukuşima Nükleer Santrali’ni soğutmakta kullanılan suyun içindeki radyoaktif atıkların insan genetiğine zarar verebileceğini açıkladı.

BBC Türkçe‘nin haberine göre Greenpeace, raporunu, medyada Japonya hükümetinin 2022 yılında dolacak depolarda tutulan bu suyu okyanusa salmayı planladığı yolunda haberler yayınlanması ardından açıkladı.

Japonya hükümeti henüz Greenpeace raporuyla ilgili bir açıklama yapmadı.

‘Sudaki karbon-14 tehlikeli seviyede’

“Suyu Engellemek 2020: Fukuşima radyoaktif su krizi gerçekliği” başlıklı raporda kirli suda bulunan “insan DNA‘sına zarar verme potansiyeli taşıyan” radyoaktif madde karbon-14‘ün tehlikeli düzeyde olduğu ifade ediliyor.

Greenpeace, Japonya hükümetini, suyun temizlendiği ve sadece trityum içerdiği izlenimi vermekle suçluyor. Japonya hükümeti henüz atık suyla ilgili herhangi bir karar alınmadığını söylese de gözlemciler, planın bu ayın sonunda açıklanmasını bekliyor.

Çevre grupları uzun süredir bu suyun okyanusa salınmasına karşı çıkıyorlar. Balıkçılıkla ilgili grupların da aynı şekilde itirazları var. Tüketicilerin bu bölgeden çıkarılan balıkları almayacağını söylüyorlar.

Kazdağları Kardeşliği: Çok geç olmadan torba yasayı geri çekin

Kazdağları Kardeşliği enerji ve maden şirketlerine bir takım ayrıcalıklar öngören Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi isimli yeni torba yasaya ilişkin bir açıklama yayınladı. Açıklamada torba yasanın geri çekilmesi çağrısında bulunuldu.

AKP’li milletvekillerinin imzasıyla TBMM Başkanlığı’na sunulan torba yasa, 13 Ekim’deki alt komisyonda görüşüldükten sonra 21 Ekim tarihinde gerçekleştirilen üst komisyon toplantısında oy çokluğuyla kabul edilmişti. Değişikliklerin önümüzdeki haftalarda Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmesi planlanıyor.

‘Alamos Gold hala Kazdağları’nı işgal ediyor’

Kamuoyunda oluşan tepkiler ile torba yasadaki bazı maddelerin revize edildiğini belirten Kazdağları Kardeşliği “Anladığımız kadarıyla ilgili revizyon Alamos Gold‘un Kazdağları Kirazlı‘da yeniden faaliyet yapmasının önünün tekrardan kapanmasını sağladı” dedi.

Bunun iyi bir haber olduğu belirtilen açıklamada “Bu iyi haber, hepimizin eline sağlık. Fakat Alamos Gold hala hukuksuz şekilde Kazdağları’nı işgal etmeye devam ediyor” ifadeleri yer aldı.

Tepki toplayan 3’üncü madde değiştirildi

Torba yasa teklifinin en çok tepki toplayan maddeleri 3’üncü ve 5’inci maddeleriydi. 3’üncü maddede maden ruhsatlarının uzatma (temdit) döneminde, denetlemeler ve izinler tamamlanmadan maden işletmelerine Bakanlık izniyle 12 ay daha çalışma hakkı sunuluyordu.

Bu da kamuoyunda ruhsat süresi bitmiş Alamos Gold’un çalışmalara tekrar başlayacağı endişesi yaratmıştı. Bu madde komisyon görüşmesi sırasında yeniden düzenlendi ve şirketlere ruhsat süreleri bitiminden 12 ay önce başvuru yapma zorunluluğu getirildi.

Buna göre sürede başvuru yapmayan şirketler 100 bin lira para cezası ödeyecek. Ayrıca şirketlerin süre bitiminden altı ay önce Bakanlık veya ilgili kurumların istediği şartları yerine getirmesi gerekecek. Aksi taktirde başvuruları yok hükmünde sayılacak.

‘Son eklenen madde orman tahribini artıracak’

Kazdağları Kardeşliği tarafından yapılan açıklamada olumlu gelişmelere rağmen komisyon görüşmeleri sırasında son anda eklenen ve işletmelere ruhsat sahası dışında madencilik faaliyetiyle ilgili geçici tesis kurabilme imtiyazı veren yeni bir madde olduğunu hatırlattı.

Açıklamada “Madde 6 ‘ya göre ruhsatsız alanlar, madencilik faaliyetlerine açılıyor. Ülkenin yüzölçümünün büyük bir bölümü zaten madencilik alanları olarak ruhsatlandırılmışken bu alan denetimsiz bir şekilde daha da büyütülüyor ve ne olduğu tanımlanmamış geçici tesisler yapılabiliyor” denildi.

‘Sesimizi birlikte yükseltelim’

Bu maddenin ormanların daha fazla tahrip edilmesinin önünü açacağını belirten Kazdağları Kardeşliği, “Bu madde doğaya, yörede yaşayan insanlara ve o ekosistemin parçası olan tüm canlılara ise yıkım getiriyor. Rant uğruna hem bizlerden hem gelecek nesillerden havamız, suyumuz, gıdamız, yaşam hakkımız çalınıyor” ifadelerini kullandı.

Ekosistemlere verilen zararın küresel pandemi, iklim krizi ve türlerin yokoluşu olarak geri döndüğü belirtilen açıklamada “Çok geç olmadan şirketleri değil doğayı koru diyor #TorbaYasayıGeriÇek kampanyası ile sesimizi yükseltmeye çalışıyoruz” denildi.

Torba yasanın geri çekilmesi için başlatılan ve şu ana kadar 100 ekoloji örgütünün ve 18 binin üzerinde bireyin imzacı olduğu kampanyanın hatırlatıldığı açıklamada “Hem imzacısı olduğumuz kurumlar hem de bireysel olarak her birimizin bu süreci büyütmesine çok ihtiyacımız var” çağrısında bulunuldu.

TikTok’tan nefret söylemine karşı adım: ‘Onarım’ terapisini destekleyen içerikler kaldırılıyor

Çin menşeli sosyal medya uygulaması TikTok, yayınladığı “TikTok’ta Nefretle Mücadele” metninin “Nefret ideolojilerine tavır almak” ara başlıklı bölümünde “onarım terapisi” adı altında LGBTİ+’lara uygulanan işkenceyi destekleyen içerikleri yasakladığını duyurdu. Gözde Demirbilek‘in Kaos GL’de yayınlanan haberine göre duyuruda şu ifadeler yer aldı:

(…) “Hiç kimsenin LGBTQ+ olarak doğmadığı” fikri ve onarım terapisini destekleyen içerikler dahil olmak üzere LGBTQ+ topluluğuna zarar veren içerikleri kaldırıyoruz.

Metinde ayrıca içerik moderasyonunu yapan “Güven & Güvenlik” ekiplerinin kültürel farkındalığı artırmak için düzenli olarak eğitimlere tabi tutulduğu belirtildi:

Nefretin biçimlerini tanımak ve bununla etkili bir şekilde mücadele etmek için politika ve yaptırım stratejisi geliştirmek bize düşüyor. Nefret söylem ve sembollerini daha iyi tespit etmek için yaptırım ekiplerimizi düzenli olarak eğitiyoruz.

(…) LGBTQ+, siyah, Yahudi, Roman ve azınlık etnik toplulukları gibi haklarından mahrum bırakılmış bir grubun üyesi, bir güçlendirme ifadesi kullandığında, uygulama ekiplerimizin arkasındaki bağlamı anlamasını ve içeriği yanlışlıkla kaldırmamasını istiyoruz.

‘2020 insanların koronavirüse arıların Varroa hastalığına karşı savaştığı bir yıl oldu’

2020 yılı insanların Covid-19’a karşı, arıların ise Varroa hastalığına karşı savaştığı bir yıl oldu. İklim değişikliğine bağlı olarak değişen mevsim normallerinden de etkilenen arılar bu yıl kovanları boş bıraktı.

Konuyu değerlendiren 35 yıllık bal üreticisi Ahmet Bağran Aksoy, “Bu sezon yaşanan problemler sebebiyle kovanlar boş kaldı. Bal arzı düşük olduğu için bu sene arı ürünlerinin fiyatı yükselecek. Tüketiciler böyle dönemlerde sahte ürün satan kötü niyetli kişilere dikkat etmeli” diyerek tüketicileri uyardı.

‘Sahte ballara dikkat edin’

Arıların bu yıl içerisinde birçok sorunla karşı karşıya kaldığını belirten Aksoy, “İlkbahar soğuk, yaz kurak geçtiğinden çoğu bölgede bal üretimi çok az oldu. Mevsimden etkilenmeyen arılar da hastalıktan etkilendi” dedi.

Aksoy, çam balının oluşmasını sağlayan Marchalina hellenica böcek türünde de toplu ölümler yaşandığını belirtti.

“Bu yıl beklenenin çok altında gerçekleşen bal hasadı sebebiyle bal alırken daha dikkatli olunması gerektiğini belirten Aksoy, “Reçel ve pekmez fiyatına balımsı ürün satmaya çalışan fırsatçılara asla güvenmeyin” dedi.

İzmir Dikili’deki altın madeni davasında bilirkişi raporu çevre savunucularını haklı buldu

İzmir‘in Dikili ilçesine bağlı  Çukuralan köyü yakınlarındaki altın madeninin üçüncü kez kapasite artırımı ile ilgili geçen Haziran’da yapılan ÇED davası keşfinin bilirkişi raporu, çevre savunucuları lehine sonuçlandı.

61 Sayfalık rapor Harita ve Kadastro Mühendisliği, Maden Mühendisliği, Jeoloji Mühendisliği, Kimya Mühendisliği, Orman Mühendisliği, Çevre Mühendisliği, tarımsal çevre, fauna, bitki çeşitliliği yönünden değerlendirilerek oluşturuldu. Raporda dokuz bilirikşiden yedisi çevre savunucuları lehine görüş bildirdi.

‘Yürütmeyi durdurma kararı bekliyoruz’

EGEÇEP’ten çevre avukatı Arif Ali Cangı, raporda aleyhte görüş veren iki bilirkişinin görüşüne itiraz etti. Cangı’nın itiraz metninde şu ifadeler yer alıyor:

Koronavirüsün, mutasyon geçirerek yaban hayatından insana bulaştığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Bu da bize şunu gösteriyor; dünyada insan yaşamının sürdürülebilmesi, insanın da doğanın bir parçası olduğunu kabul edip, onunla uyumlu bir yaşam kurmasına bağlıdır. Şimdiye kadar uygulanan doğal varlıkların bir metaya dönüştürülmesi, doğaya hükmetme politika uygulamalarının dünyayı getirdiği noktayı, yaşadığımız süreç çok çarpıcı şekilde bize göstermiştir.

(…) Her ne kadar bilirkişi heyetindeki Maden ve Orman Bilirkişileri kendi bölümlerinde dava konusu işlemin dayanağı ÇED raporunu olumlu bulmuş olsalar da, heyet olarak olumsuz nihai görüş bildirilmiştir. Bu da dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu göstermektedir. İşlemin uygulanmasının yarattığı ekolojik yıkım keşif sırasında gözlemlenmiştir. Bu yıkımın daha da artmaması ve felakete yol açmaması için yargılama sonucu beklenmeden, dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesini talep ediyoruz.

İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı: Çapa’da koronavirüs pozitif sayısı bir ayda üçe katlandı

Koronavirüs salgınının etkisi kış aylarının gelmesiyle ve alınan karantina önlemlerinin azaltılmasıyla birlikte yeniden artışa geçti.

Türk Tabipler Birliği‘nin aile hekimleri arasında yaptığı ankete göre günlük pozitif vaka sayısı yaklaşık 15 bin, evde izlenen pozitif hasta sayısı ise 143 bin kişi.

Salgın tüm Türkiye’de etkili olurken, salgının merkezi ise İstanbul gibi görünüyor. Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada vakaların yüzde 40’ının İstanbul’da görüldüğünü duyurdu.

‘Pozitiflik oranı yüzde 35’e çıktı’

Milliyet’ten Mert İnan’a konuşan  İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, mevcut vaka yükünün Nisan ayından bile kötü olduğu uyarısında bulundu.

Tükek “Test pozitiflik oranımız Haziran ve Temmuz’da yüzde 5’e gerilemişti. Ancak Ağustos ve Eylül döneminde önce yüzde 12 ardından yüzde 15 olan pozitiflik oranı, şu an için yüzde 35’e ulaşmış durumda” dedi.

‘Covid-19 seferberliği ilan etmemiz gerekiyor’

Bu oranların önümüzdeki günlerde katlanarak artacağından endişe duyduklarını belirten Tükek, “Vatandaşlarımız, bu uyarılarımızı belki kanıksadı, belki de sıkıldı veya dikkate almaktan vazgeçti. Bir de, ‘atın ölümü arpadan olsun’ diyerek önemsemeyenler var. Herkes şunu bilsin ki, Nisan, Mayıs döneminden daha kötü durumdayız” ifadelerini kullandı.

Kamu hastanelerindeki yatakların dolmaya başladığını söyleyen Tükek, “Bu gidişat devam ederse boş yatak bulmakta sıkıntı yaşanır. Artık tek vücut halinde Covid-19 seferberliği ilan etmemiz gerekiyor” tavsiyesinde bulundu.

‘İkinci kez Covid-19 geçirenler var’

Test sonuçları pozitif çıkan çok sayıda hastanın 30, 40 yaş arası gençlerden oluştuğunu dile getiren Prof.Dr. Tükek, “Virüs kapan gençler arasında maalesef zatürre oranı da yükseliyor. Yatan hasta sayımızda da artış devam ediyor. Her gün tanıdıklarımız, dostlarımız arayıp, bir yakınının Covid-19 olduğunu ve yatış yaptırmak istediğini söylüyor” dedi.

İnsanların yanlış bildiği konular olduğunu söyleyen Tükek, “Bir kez Covid-19 geçirenlerin antikor ürettiği ve bir daha hastalığa yakalanmayacağı düşüncesi doğru değil. Antikor 3 ay sonra işlevini yitirip, kayboluyor. Artık bize başvuran hastalar arasında 2’nci kez Covid-19 geçirenler de var. Kimse ‘hastalığı geçirdim, bundan sonra bana bir şey olmaz’ demesin” değerlendirmesinde bulundu.

‘İyileşip pıhtıdan ölen var’

Tek çarenin aşı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr Tükek, “Bu nedenle aşıya erişene kadar tıpkı Nisan, Mayıs dönemindeki gibi çok disiplinli davranmalıyız. Salgın daha da kötüye gidecek. Bugünleri mumla arayabiliriz. Vatandaş durumun ciddiyetinin farkında değil. Hastaların yüzde 95’i Covid-19’u hafif semptomlarla atlattığı için önemsemiyor ancak bu vurdumduymazlığın sonu iyi olmaz” dedi.

Tedavide kullanılan ilaçların da kamuoyunda sürekli tartışıldığını belirten Tükek, “Şimdiye kadar Covid-19’a karşı üretilmiş özel bir ilaç yok. Şu an için en etkin tedavi yöntemi olarak kortizon öne çıkmış durumda. Ağır hastalarda kortizon tedavisi de başlıyoruz. Çok önemli bir ayrıntı daha var. Covid-19 damarlarda ağır tahribat yaratabiliyor. Hastalığı geçirdikten sonra kimse ‘kurtuldum’ demesin. Bazı hastalar iyileştikten birkaç ay sonra damarlarında oluşan tahribat ve pıhtı atması nedeniyle yaşamını yitiyor” uyarısında bulundu.