Ana Sayfa Blog Sayfa 1858

İtalya’da salgının başından bu yana en yüksek vaka sayısı

İtalya Sağlık Bakanlığı’nın günlük açıkladığı verilere göre, son 24 saatte 21 bin 273 kişiye Covid-19 tanısı konuldu. Bu, salgının başından bu yana görülen en yüksek günlük vaka sayısı.

Yeni vakalarla birlikte ülkede salgının başından bu yana enfekte olan kişi sayısı ise 525 bin 782’ye çıktı.

Aktif Covid-19 hasta sayısı 222 bin 241 olarak bildirilirken, yoğun bakımda tedavi görenlerin sayısı ise 1208.

Cumhurbaşkanı Sözcüsü de enfekte oldu

Artan vakaları karşısında Başbakan Giuseppe Conte, dün yeni bir başbakanlık kararnamesi imzalayarak, salgına yönelik tedbirleri sıkılaştırdı. Yeni tedbirlere göre, ülkede, spor salonları, yüzme havuzları, tiyatro, sinema ve konser salonlarının aktiviteleri durdurulurken, restoran, bar, kafe ve dondurmacılar da 18.00’den sonra servis yapamayacak.

Öte yandan İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella‘nın sözcüsü Giovanni Grasso‘nun da Covid-19’a yakalandığı bildirildi. Grasso, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda perşembeden bu yana Cumhurbaşkanı ile görüşmediğini ve evde tecrit altında olduğunu belirtti.

Ülkede hayatını kaybedenlerin sayısı da son 24 saatte 128 artarak, 37 bin 338’e yükseldi.

‘Saraçoğlu Mahallesi’ndeki inşaat Kızılay’ın tabutuna son çiviyi çakacak’

Ankara’da yer alan özgün mimarisiyle kent hafızası için önemli bir yere sahip olan cumhuriyetin ilk toplu konut projesi Saraçoğlu Mahallesi’nde otopark üstü otel projesi için başlayan inşaat çalışmalarına ilişkin bir toplantı düzenlendi.

“Saraçoğlu Mahallesinde Neler Oluyor?” ismiyle düzenlenen çevrimiçi basın toplantısına Mimarlar Odası Ankara Şubesi, kurum temsilcileri, uzmanlar ve siyasi parti temsilcileri katılım gösterdi.

‘Biz bu kenti ancak dayanışmayla kurtarabiliriz’

Toplantıda ‘’Bilimsellikle tartışılarak, şeffaflıkla süreç yönetilmelidir. Yanlış politikalarla birçok değerimizi kaybettik. Biz bu kenti kurtaracaksak dayanışmayla kurtarabiliriz. Kızılay Meydanı’ndan başlayarak bütüncül bir Koruma Amaçlı İmar Planı yapılmalıdır” denildi.

Projenin Kızılay’ın tabutuna son çiviyi çakacağı belirtilen toplantıda “Kızılay trafiğini kilitleyecek ve kent merkezine daha çok araç getirecek. Bu tarihi dokuyu yok etmek Cumhuriyet değerlerini yok etmek demektir, buna sessiz kalmak onay vermektir” ifadeleri yer aldı. Toplantıda ayrıca Büyükşehir Belediyesi’nin sürece katılmasının önemi vurgulandı.

Candan: Restorasyon projeleri ortada yok

Toplantının açılış konuşmasını yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, ‘’Saraçoğlu Mahallesi’nin dün itibariyle etrafı panolarla kapatılmış durumda ve arttık Saraçoğlu Mahallesi’nin içindeki yapılara ve alanlara ulaşmak mümkün değil” dedi.

Meslek odalarının, Mimarlar Odası’nın ciddi bir mücadelesi olduğunu söyleyen Candan, “Restorasyon projeleri ortada yok, Koruma Kurulu projeleri ‘Emlak GYO’dan isteyin’ diyor. Kamuoyundan gizli yapılan bir süreç var karşımızda. Yapılan işlemlerin şeffaf olmaması bu açıdan oldukça sıkıntılı, bakanlığın tanıtımlarında ‘Saraçoğlu Mahallesi’ni metruk halden kurtarıyoruz’ deniliyor” ifadelerini kullandı.

‘2015 yılında insansızlaştırdılar’

Saraçoğlu Mahallesi’nin 2015 yılında zorla boşaltıldığını ve insansızlaştırıldığını hatırlatan Candan, “2013 yılında riskli alan ilan ettiler.2015 yılında Saraçoğlu Mahallesini zorla boşaltılar ve insansızlaştırdılar. Kapılarını balyozlarla kırdılar, bakımsız bıraktılar, kapılarının pencerelerinin kırılmasına, yağmur borularının, iç teçhizatının çalınmasına göz yumdular” dedi.

İktidarın mahalleyi korumayıp metruk hale getirdiğini söyleyen Candan, “Şimdi ‘metruk halden kurtarıyoruz’ söylemiyle Saraçoğlu Mahallesi’ni ve taşıdığı değerleri bir kez daha incitiyorlar” ifadelerini kullandı.

‘Kamusal alanı ticarileştiriyorlar’

Mahallenin çevresiyle bir bütün olarak ele alınması gerektiğini belirten Candan, bunun yerine bölgenin kamusal kullanımdan çıkartılarak, ticarileşecek, sermayeye ve vakıflara verilecek bir rantsal altyapı haline getirildiğini söyledi.

Candan, “Otel, ticaret, ofis ve birazda konut yapılacak bir süreç tanımlanıyor” değerlendirmesinde bulundu. Candan, projeyle birlikte gerçekleşecekleri ise şu şekilde anlattı:

Saraçoğlu Mahallesi’nin bahçesine girdiğinizde artık para ödemeniz gerekecek. Çünkü orası artık bahçe değil bir kafenin işletmesi olacak. Saraçoğlu Mahallesi Kentsel SİT alanı, buradaki her yapı, öge ve bitki ve ağaç varlığını hepsi tescilli kültür varlığı. Duyurularda sadece 210 anıt ağacın korunacağı söylenerek kentsel SİT alanı olan ve dokunulmaması gereken habitat, ağaçlar yok edilme tehdidi altında. Okul boşaltıldı. Kent merkezindeki okulları boşaltıp ticarete açmaya çalışan zihniyet, ilk olarak Namık Kemal Okulu’ndan başladı.

İncedayı: Uluslararası boyutta önemli bir miras

Mimarlar Odası Başkanı Deniz İncedayı ise “Ülkemiz açısından belki de uluslararası boyutta önemli miras değerinden bahsediyoruz. İçinde bulunan yaklaşım çok yanlış. Bugün dünyada toplumlara mal olmuş kentsel planlama ya da mimarlık örneklerinin yaşatılması onlardan mesajlar alınması ve gelecek kuşaklara aktarılması, bunun bir kültür varlığı bir miras korunması çok önemli. Bu uluslararası standartlarla ve sözleşmelerle belirlenmiş bir konudur” dedi.

Merttürk: Mahalle elimizden alınıyor

Toplantıda Saraçoğlu Mahallesi Yaşatma ve Koruma Derneği Başkanı Gül Merttürk de söz aldı.

Merttürk, “Saraçoğlu Mahallesi artık elimizden alınıyor. Ben her gün orada olmama rağmen artık birçok yere giremiyorum. Saraçoğlu hepimizin ortak değeri, mümkünse bireysel ve kurumsal davalara önem verirsek işin rengi değişir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Çelik: Ne ruhuna ne mimariye uygun

İMO Ankara Şubesi Proje Koordinatörü Buket Çelik söz konusu projeye ilişkin “Bu değişiklikler alanın Saraçoğlu’nun ne ruhuna ne mimari ve bütüncül peyzaj değerine uygun değildir. Tam tersine onun kaybına neden olacaktır. Biz yeni bir alan yaratmıyoruz, güncellemiyoruz sürekliğini sağlamıyoruz. Tam tersine büyük bir kayıpla karşı karşıyayız” değerlendirmesinde bulundu.

Kaya: CHP olarak sürecin takipçisiyiz

Kurum temsilcilerinin yanı sıra toplantıda siyasi parti temsilcileri de söz aldı.  CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya “Yapılan tartışmaların hepsi bir kimlik arayışıdır. Erdoğan en son itiraf etti ve18 yıldır fikri iktidarlarını kuramadıklarını söyledi. Bunun için fiziki tüm kuruluşlarını dönüştürmeyi akıllarına koymuşlar” yorumlarını paylaştı.

Tarihi dokuyu yok etmenin Cumhuriyet değerlerini yok etmek anlamına geleceğini söyleyen Kaya, “CHP olarak bu sürecin takipçisi olacağız, TBMM’de üzerimize düşen sorumluluklar neyse hepsini sizlerin önerileri doğrultusunda hayata geçirmek için büyük bir çaba sarf edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Yılmaz: Dayanışmayla kurtaracağız

HDP Ankara İl Örgütü’nden Dilek Yılmaz ise “Projenin restorasyon izni veren bir Çankaya Belediyesi var, projenin rant sahipleriyle resim veren belediye başkanlarımız var. Büyükşehir Belediyesi’nin oradaki okul arazisinde üçte birlik hakkı olmasına rağmen, çok net almış olduğu bir tutum var” dedi.

Yılmaz açıklamasını “Biz yerel siyasette muhalefet yaparken, başka bir muhalefet partisine muhalefet yapmayı sıkıntı olarak görüyoruz. Bu işin sokak, politika ve dayanışma ayağında çok önemli. Biz bu kenti kurtaracaksak dayanışmayla kurtarabiliriz. Saraçoğlu inisiyatifinin yanında olacağız” sözleriyle sürdürdü.

 

 

Doha havaalanında kadın yolculara çıplak muayene

Katar Havayolları ile seyahat eden kadınlar, başkent Doha‘daki Hamad Uluslararası Havalimanı‘nda yeni doğmuş bir bebeğin ölü bulunması nedeniyle uçaktan indirilerek soyuldu ve muayene edildi.

Avustralya kanalı 7News‘ün aktardığına göre, 2 Ekim tarihinde yaşanan olayda, Sydney‘e gitmek üzere kalkacak olan uçak ölü bebeği terk eden kişinin Sydney uçağına bindiğinin tespit edilmesinin ardından durduruldu ve kadınlar uçaktan çıkarıldı.

Avustralya Dışişleri Bakanlığı bilgi istedi

Uçakta bulunan 34 yolcu, üç saat boyunca pistte bekletildikten sonra, tüm kadınlar uçaktan indirildi. Bir süre sonra çoğu uçağa geri dönen yolcuların öfkeli olduğu gözlendi, bazılarının ise ağladığı rapor edildi.

Uçaktaki diğer yolcular, kadınların gördükleri muamelenin “kabul edilemez ve iğrenç” olduğu yolunda kendi aralarında konuştuğunu aktardı. Kadınlar,  uçaktan indikten sonra tek tek bir ambulansın içerisine alındılar ve tamamen soyularak kadın bir doktor tarafından medikal bir kontrolden geçirildiler.

Avustralya Dışişleri Bakanlığı 13 vatandaşının maruz kaldığı muamele ve prosedür hakkında detaylı bilgi istedi. Katar sürece ve sonuca ilişkin tüm bilgilerin en kısa sürede Avustralyalı yetkililer ile paylaşılacağını açıkladı.

Hollanda’da bir evin çöp torbası nasıl oluyor da Türkiye’de bir yol kenarına bırakılıyor?-1

Yazan: Jeroen Wester

Yeşil Gazete için çeviren:  Mehmet Can Akpınar

*

  • Hollanda’nın plastik atıkları Türkiye’de yasadışı bir şekilde boşaltılıyor. NRC ve Lighthouse Gazeteciler Birliği’nin yaptığı araştırmanın raporuna göre Hollanda’nın atıkları Türkiye’de çöp alanlarına, açık arazilere ve doğaya terk ediliyor.
  • Yapılan araştırmada Katja ve Klene marka şekerleme ürünlerinin, Heineken birasının kutusu ve rendelenmiş Hollanda peynirlerinin ambalajları Adana’nın çeşitli yerlerinde bulundu. Ayrıca Hollandaca sauna hediye kartları ve Oud-Beijerland’daki bir unlu mamüller fırının kuş üzümlü Hollanda lokması (oliebol) için hazırlanmış bir indirim etiketi de bulundu.
  • Geri dönüşümü mümkün olmayan plastiğin Avrupa Birliği dışındaki ülkelere ihracatı yasak.
  • Çin’in sınırlarını kapatmasından bu yana Türkiye’ye yönelen küresel plastik atık ihracatı patlama yaptı.
  • Türkiye artan atık sevkini kontrol etmede sorunlar yaşıyor ve rahatsızlıkları sınırlamak için giderek kısıtlayıcı olmaya çalışıyor

Yer Adana. Barakalarla ve ikinci el araba satıcılarıyla çevrili, kırık fayanslar ve beton molozlar arasında boş bir arsa. Her tarafta plastik var, yığınla plastik.

Akşam güneşinin ışıkları, üzerinde Hollandaca ‘en rahatlatıcı hediye’ yazan sauna hediye kartlarının üzerine vuruyor. Hediye kartının patlıcan moru rengi arka planının çimentonun gri rengine olan tezatlığı, keskin bir şekilde göze çarpıyor.

Altılı Heineken birasının yeşil plastik ambalajı, tahta parçaları ile plastik bir poşet arasında uçuşuyor. Ambalajın üzerinde “%95’i geri dönüştürülmüş. Bana yardım et!” diye yazıyor.

Birkaç metre uzakta, Oud-Beijerland kentinde bulunan Voordijk adlı bir unlu mamüller fırınına ait plastikle kaplı buruşmuş plastik bir fiyat indirim etiketi dikkat çekiyor. Üzerindeki kırmızı rakamlar yoldan geçenlere bağırıyor:  “kuş üzümlü taze Hollanda lokmasının (oliebol) tanesi 0.80 Avro!”

Adana’nın farklı yerlerinde, Hollandalı turistler tarafından kiralanmış bir arabanın camından yola atılamayacak kadar fazla Hollanda plastiği var. Yol kenarlarında, açık araziye bırakılmış çöplüklerde:

Katja’nın vegan yoğurt sakızlarını seviyorum. 1910’dan beri değişmeyen lezzet, ‘s Heerenberg’den 500 gram.

Parlak pembe kiloluk ambalajında gerçek İngiliz meyan kökü şekeri, Klene Neerlandsch’ten, tek gerçek lezzet.

Fırın yemekleri için rendelenmiş peynir Emmental 45+ peyniri ve az olgunlaştırılmış Gouda 48+ peynirinin hafif karışımı.

Bu plastik atıklarının Hollanda’dan dört bin kilometre uzakta bir çöplükte veya yasadışı bir çöp yığının içerisinde ya da öylesine terkedilmiş bir halde açık bir arazide ne işi var?

Hollanda’nın NRC Handelsblad gazetesi, bu yılın başından beri Lighthouse Reports Gazeteciler Birliği ile birlikte Hollanda’dan Türkiye’ye gönderilen plastik atıkları araştırıyor. Çin’in 2018’de sınırlarını Batı’dan gelen atıklara kapatmasının ardından, Türkiye’ye sevk edilen Avrupa atıklarının miktarı adeta patlama yaptı. Son iki yılda, Hollanda’dan Türkiye’ye yapılan plastik atık ihracatı altı kat arttı. Resmi mevzuata göre bu ihracat şayet atıklar Türkiye’de iyi bir şekilde değerlendirilecek ise mümkün. Ancak biyoçözünür özelliği olmayan bu plastik atıkların çok büyük bir kısmının serüveni hukuki radarın dışına çıkıp olmamaları gereken noktalarda sonuçlanıyor.

 Ayrıştırılmış plastik balyalar

Hollanda’da her ev çöplerini giderek daha fazla ayırıyor. 1993’te %32 olan bu rakam geçtiğimiz yıl %60’a ulaştı. Plastik, teneke kutu, karton, kağıt, meyve/sebze ve tekstil miktarlarının artmasına rağmen, kişi başına düşen çöp yıllık 263 kg’dan 165 kg’a düşerek yıllar içinde istikrarlı bir şekilde azaldı. Bu, anafikri ‘iyi ayrılmış atıkların geri dönüşümü daha kolaydır’ olarak belirlenmiş bir hükümet politikasının sonucu. Birçok belediye, insanları, plastik (p) ve metal (m) ambalaj atıklarını Tetra Pak karton kutuları (d) ile birlikte tek bir çöp kutusunda toplamaya teşvik ediyor. ‘PMD’ olarak tanımlanan bu atıklar toplandıktan sonra ayrıştırılmaları için çöp fabrikalarına gönderiliyor.

Plastik ambalaj bundan sonra bir çok işlemden geçiyor: Fabrikada çöpler önce sıkıştırılarak bir atık haznesine yüklenir, bir öğütücü tarafından ‘PMD’ parçalanır, taşıyıcı bant yardımıyla atıklar insan boyutundaki döner eleklere taşınır ve birbirine yapışmış kütleler silkelenerek ayrıştırılır. Burada en hafif malzeme, makinalar tarafında anında emilir. Geriye kalan bardaklar, teneke kutular, içecek kartonları ve şişeler daha yüksek hızda taşıyıcı bant üzerinde taşınmaya devam eder. Mıknatıslar yardımıyla metal atıklar ayıklanır ve güçlü bir hava akımıyla da karton atıklar bandın dışına üflenir. Bundan sonra taşıyıcı bantta sadece plastik atıklar kalır ve kızılötesi ışınlar plastiğin türünü algılayıp, örneğin, şeffaf PET şişeleri şeffaf olmayanlardan ayrıştırılmasına yardımcı olurlar.

Şeker poşetleri, rendelenmiş peynir ambalajı ve Heineken ambalaj plastiği ise büyük döner eleği geçtikten hemen sonra, mıknatıs ayrıştırıcısına varmadan önce seçilip alınır. Çünkü bunlar, düşük kaliteli folyo veya geri dönüştürülemeyen plastik kategorisine girer. Bundan sonraki işlem ayrıştırılmış tüm plastik türleri için aynıdır. Plastikler sınıflarına göre kolay istiflenebilir ve nakliyesi rahat, sıkıştırılmış birer plastik balya haline gelirler.

Patlak zıplama topu

Her şey, sonuçta sistemin sınıflandırarak meydana getirdiği atık etrafında döner. Karmakarışık PMD yığını bir çöp ayrıştırılarak plastik, karton veya metal sınıflarına ulaştığında, ödemeler Atık Fonu adlı, yaklaşık 2.500 şirket tarafından finanse edilen, merkezî bir kuruluştan yapılır. Belediye toplanan her ton için kendi ücret payını alır, toplama hizmetleri ödenir ve ayrıştırıcı şirket de atığın türü ve ağırlığına göre kendi ücretini alır.

Hükümetler ve geri dönüşüm endüstrisi, Almanya modelini izleyerek bu kapalı devre sistemi ortaklaşa tasarladı. Ancak bu sisteme göre Türkiye’ye ambalaj atıklarını göndermek ne mantıklı ne de yasal! Daha da ötesi, ev tipi plastik atıkları Avrupa Birliği dışına ihraç etmek mali açıdan da cazip değil. Eğer bu gerçekleşmiş ise ve Adana’da bulunan Hollanda menşeli ambalajlar gerçekten ‘ev tipi plastik atıklardan’ kaynaklanıyorsa, bu hata, üstü profesyonel olarak örtülmüş olan bir altyapı sorunudur.

Daha muhtemel diğer bir olasılık ise, Türkiye’deki Hollanda plastiğinin ‘endüstriyel atık’ olmasıdır. Bu, Hollanda’daki anlaşılması en karmaşık atık çeşididir. Ev atıklarındaki ambalaj harici tüm plastiklerden tutun evin dışında kullanılan tüm ambalajlar  ‘endüstriyel atık’ kapsamına girer: örneğin, evinizdeki patlak plastik zıplama topundan (skippy ball), ofisinizdeki tek kullanımlık salata kasesine kadar…

Şirketler geri dönüştürülmesi mümkün olmayan plastik ambalajları yasal düzenlemeye göre iade etmek zorunda, ancak bu çok meşakkatli bir iş.

Şirketlerden, ofislerden, süpermarketlerden, fabrikalardan ve belediye atık istasyonlarından gelen atıklar, Atık Fonu’nun ödeme sisteminin dışında kalmaktadır. Bu atıklara ne olduğuna dair bilgimiz çok daha az. Bu plastiklerin işlenmesinden kuruluşlar kendileri sorumludur ve genellikle bir atık tesisiyle kendileri özel bir sözleşme yaparlar. Fakat bu maalesef denetimi çok az, elimizde sağlam verilerin bulunmadığı tamamen serbest bir pazar. Bazılarının söylediğine göre endüstriyel atıklar ile evsel atıklar birbirlerine benzediklerinden dolayı plastik tacirleri bazen bu iki tip atığı birleştirmekteler. Bu noktadan sonra plastik çöpler artık takip radarının dışına çıkmakta ve bazen yasadışı kanallara sevk olabilmektedir

Üretim Merkezi

Adana’da bulunan plastik ambalajın menşei ne olursa olsun, uzun bir deniz yolculuğu yaptığı açık. Bu yolculuk bir yük gemisiyle 20 metrelik çelik bir konteyner içinde, bir veya iki hafta boyunca sürüyor.

Asya, bir süredir dünyanın üretim merkezi haline geldiğinden, Avrupa’ya gelen kargo hacmi Asya’ya gidenden çok daha fazla. Bundan dolayı, Avrupa’dan Asya’ya geri dönen konteyner gemilerinin boş kalmaması için Asya istikametindeki deniz yolu nakliye ücretleri çok düşük seviyelerde tutuluyor.

1989’da imzalanan Basel Konvansiyonu’na göre evsel ve tehlikeli atıkların ihracatında uluslararası kısıtlamalar mevcut. Ancak hikayesi Adana’da son bulan plastik ambalaj atıkları ‘tehlikeli’ kategorisine girmiyor ve bu yüzden sevkiyatları ile çok az düzenleme ve denetleme var. Kısacası, HS3915 kodu altında, her boyut ve şekildeki plastik, geri dönüştürülebilir olsun veya olmasın Hollanda’yı terk edebiliyor.

Hollanda’nın plastik atığının Avrupa dışındaki en büyük beş ihracat ülkesi. 

Hollanda’da her yıl yaklaşık 1 milyon ton yeni plastik piyasaya sürülmekte ve bunun yarısından fazlası da ithal edilmektedir. Anı zamanda, Hollanda İstatistik Kurumu’na göre (Statistics Netherlands) ülke yılda yaklaşık 300,000 ton plastik atık ihraç ediyor. Bu ihracat, tam olarak 75,000 yetişkin Asya filinin ağırlığına, başka bir ifadeyle 450 kilometrelik bir fil kervanının uzunluğuna denk geliyor.

Birkaç yıl öncesine kadar bu plastik genellikle Çin’e ihraç ediliyordu. Çin, ucuz işgücü sayesinde küresel atık sevkinin yaklaşık yarısını ayrıştırılıp temizliyordu. Düşük enerji maliyetleri ve esnek çevre kanunları sayesinde de, bazen sadece bu plastikleri yakıyor veya çöplüklere gömme işlemine sokuyordu.

Ancak Çin, 2017 yılının ortalarından itibaren sınırlarından içeriye geçiş yapan plastik atıkları durdurmaya başladı. Kendi elinde bulunan atıklar ile boğuşurken, Çin, artık dünyanın atık konteyneri olmayı reddetmeye başladı. Bu yüzden atık ithalat vergilerini arttırdı ve kalitesiz atıkları artık iade etmeye başladı.

Çin’in bu yeni politikasından bu yana, Avrupa’nın plastik atığı büyük bir çaba ile bir çıkış yolu arıyordu. Malezya, Endonezya, Vietnam ve Hindistan, Avrupa’nın plastik atıklarının önemli bir kısmını almaya da işte Çin’in yasağından sonra başladı.

Ama bir numaralı ülke Türkiye. Eurostat’a göre son üç yılda Avrupa Birliği ülkelerinden Türkiye’ye plastik ihracatı on iki kat arttı. Türkiye, zengin ülkeler kulübü OECD‘nin bir üyesi olduğu için, ihracat düzenlemeleri Asya’ya göre daha az katı. Hollanda’nın Türkiye’ye ihracatı ise son yıllarda Avrupa Birliği seviyelerine göre iki kat daha fazla arttı. Hollanda gümrük idaresinden alınan verilere göre son iki yılda Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye ihracatı üç katına çıkarken, Hollanda’nın ihracatı altı kat arttı. Sauna hediye kartları ve bonbon şeker ambalajları bu devasa artışın bir parçası.

Hollanda yalnızca Türkiye’ye doğrudan yaptığı ihracatın kaydını tutuyor.  Diğer ülkeler aracılığıyla bu ihracatın tam olarak ne kadar olduğu maalesef bilinmiyor. Örneğin Hollanda, kendisi gibi çok fazla plastik ihraç eden Almanya ve Belçika’ya yüksek miktarlarda plastik ihraç etmekte ve bu ihracat Avrupa Birliği bünyesinde gerçekleştiğinden kayda geçme zorunluluğu yok.

Google uydu görüntülerine göre Adana’daki bir çöp alanının 2015 ve 2019 yılları karşılaştırması.

Sonuç olarak, bir yetkilinin ifadesine göre, Hollanda İnsan Çevre ve Ulaşım Müfettişliği genel durum hakkında kapsamlı bir değerlendirmeden yoksun. Ve bazı ihracat düzenlemeleri ise sadece birer kağıttan ibaret. Atıkların açık havada yakılmak üzere Türkiye’ye taşınması veya bir çöplükte bertaraf edilmesi işlemi tamamen yasa dışı. Avrupa yönetmelikleri, atıkların Türkiye’ye ancak orada bir ‘geri dönüşüm uygulaması’ varsa gönderilmesini uygun görmekte, ancak bunun doğruluğunu kesin tespit için bir kanıt beyanı aramamakta.

Kanuna göre “faydalı kullanım”, “ikincil hammaddelerin elde edilmesine yönelik tüm eylemleri” kapsıyor. Bu aynı zamanda yeni plastik ürünler yapmak için kullanılabilecek plastik granül ve granül gibi yarı mamul ürünlerin üretimini de içeriyor. Ancak çevreyi kirleten bir çimento fabrikasına ısı sağlamak amacıyla yakılan plastik de ‘faydalı uygulama’ olarak görülüyor. Bu nedenle, Türkiye’ye yapılan plastik ihracına kolaylıkla izin veriliyor ve bu “geri dönüştürülmüş” olarak tescil ediliyor.

Geri dönüşüm esnasında neredeyse her zaman tekrar kullanımı mümkün olmayan artıklar ortaya çıkar. Peki ‘yeniden kazanım’ şart ise, olması gereken geri dönüşüm miktarı minimum yüzde kaç olmalıdır? İnsan Çevre ve Ulaşım Müfettişliği, Hollanda’da bunun için herhangi ‘hesaplama cetveli’ bulunmadığını söylüyor. Başka bir deyişle, eğer Hollanda’dan ihraç eden kurum, gönderdiği konteynerin içinde yoğun miktarda kirli plastik olsa dahi, eğer bu malzemenin “faydalı kullanım” için uygun olduğuna inanıyorsa, bunları sorunsuz bir şekilde Türkiye’ye gönderebilir. Türkiye’ye varan ürünlerin faydalı kullanımı Türkler için hayal kırıklığı yaratıyorsa, pratikte bu problem esas olarak artık Türkler’in kendi sorunudur!

*

Makale hakkında

NRC ve Lighthouse Reports uluslararası gazeteci birliği, mart ayından bu yana Türkiye‘ye olan plastik atık sevkiyatını araştırıyor. Bu makalenin yazarı Jeroen Wester’e ek olarak, gazeteci Sarah Lamote (Hollanda atıklarını Türkiye’de araştıran), Nouska du Saar, Qali Nur, Laura Hoogenraad, Eline Huisman ve Sylvain Mignot bu araştırmaya katkıda bulundular. Makale için halka açık kaynaklara (sosyal medya, Google Earth, veri tabanları, gemi takip yazılımı) başvuruldu. Hollandalı çevre müfettişlerini, Hollanda ve Türkiye‘deki denetleyici görevlileri, Hollanda ve Türkiye’deki atık endüstrisi yönetici ve çalışanlarını kapsayan altmıştan fazla kişi ile görüşmeler yapıldı. Bu araştırma kısmen Özel Gazetecilik Projeleri Fonu‘nun maddi desteğiyle gerçekleştirildi.

Metnin orijinali için tıklayın 

 

John Snow bildirisi ve sürü bağışıklığına doğru…

Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm Dünya Covid-19 pandemisinde yaz aylarından bu yana beklenen ikinci dalganın içine girdi. Worldometers sitesinin 25 Ekim itibarı ile verdiği rakamlara göre Dünya’da şu ana kadar 42.952.534 Covid-19 vakası, 1.154.964 ölüm ve 31.674.764 iyileşen hasta var. 24 Ekim tarihi itibarıyla aynı site ikinci dalganın içine giren Avrupa ülkelerinden Fransa’da 45.422, İtalya’da 19.644, İngiltere’de 23.012, Almanya’da 10.458 günlük yeni vaka olduğunu bildiriyor. Aynı gün ABD’de günlük vaka sayısı 79.449, Brezilya’da ise 25.524’e ulaşmış.

Ülkemizdeyse sadece belirti veren, bir sağlık kurumunda tedavi gören vaka sayısı açıklandığı ve gerçek vaka sayıları sadece Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile paylaşıldığı için, o gün itibarıyla açıklanan 2.091 sayısı gerçek tabloyu yansıtmıyor. Bilimsel yayınlarda ifade edildiği üzere, vakaların %15-20’sinin klinik belirti verdiği ve hastaneye yatarak tedavi gördüğü bilgisinden hareketle ülkemizdeki günlük toplam yeni vaka sayısının da 10-11 binlere yükseldiğini tahmin edebiliriz. Ancak açıklanan rakamlara baktığımız zaman bile ülkemizin birinci dalganın içinden çıkamadan ikinci dalganın içine girmiş olduğu görülebiliyor.

AB’de ufukta sert önlemler görünmüyor 

Tüm yaz ayları boyunca sağlık sistemlerini ikinci dalga için hazırlayan Avrupa ülkeleri, ikinci dalga nedeniyle toplumun tüm kesimlerini kapsayan karantina, seyahat yasakları gibi nisan-mayıs ayında aldıkları önlemlere benzer yeni önlemler alıyor mu? Bu sorunun tek ve net bir yanıtı var: Hayır… Geçtiğimiz günlerde salgının ilk dalgasına karşı en sert önlemleri alan ülkelerin başında gelen Almanya’nın Başbakanı Angela Merkel, ikinci dalga için eski önlemlere dönmeyi Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin ekonomik olarak kaldıramayacağını tüm kamuoyunun önünde açıkça söyledi. Anlaşılan AB ülkeleri hasta sayıları sağlık kurumları kapasitelerini zorlamadıkça ‘müdahale’ etmeyecekler…

Yaz aylarında ayak sesleri duyulan salgın yönetimindeki bu temel politika değişikliğinin en önemli ipuçlarından biri Fransa’dan geldi… Günlük vaka sayısı 45 binlere ulaşınca içlerinde Paris’in de yer aldığı yedi bölgede akşam 21.00’den sabah 06.00’a kadar sokağa çıkma yasağı kararı alındı. Nedeni ise eğlence merkezlerinin erken kapanmasını sağlamak… Görüldüğü gibi önlemler salgının önüne geçmek için değil; sağlık sisteminin kapasitesini zorlamayacak kontrollü bir toplum bağışıklığına dönük…

Peki, nedir; bazı kaynakların ‘sürü bağışıklığı’ olarak da nitelendirdiği toplum bağışıklığı? Toplum bağışıklığı bir toplumun önemli bir kısmının bulaşıcı bir hastalığa karşı bağışık hale gelmesi olarak tanımlanıyor ve hastalığın daha fazla yayılmasını sınırlıyor. Toplum bağışıklığına ulaşmanın iki yolu var: Aşılama ve enfeksiyona yakalanıp iyileşme. Covid-19’a karşı henüz etkili bir aşı yok. Sürü bağışıklığını sağlamak için insanların büyük bir kısmının enfekte olması ve iyileşmesi gerekiyor, ancak bu durum özellikle yaşlılarda ve kronik hastalığı olanlar arasında çok sayıda ölüme yol açabilir. İyileşenlerde de sonraki günlerde ortaya çıkabilecek yan etkiler de görülebilir.

Bu yaklaşımdaki diğer bir sorun ise toplum bağışıklığı eşiği; yani bir toplumda bağışıklık kazanmış olan ve artık bulaşma zincirine katılamayan bireylerin oranı… Bu oran değişik yayınlara göre Covid-19 için %50 ile 67 arasında değişiyor. Kontrolsüz bırakılan bir salgının o toplumda bu orana ulaşıncaya kadar özellikle yaşlılar arasında çok sayıda can kaybına neden olacağı açık. İşte tam bu dönemde, iki hafta önce DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, COVID-19 salgınıyla mücadelede toplum bağışıklığı stratejisine ilişkin ‘Tam olarak anlayamadığımız tehlikeli bir virüsün serbestçe dolaşmasına izin vermek, basit bir şekilde ahlak dışıdır. Bu bir seçenek değildir’ şeklinde bir açıklama yaptı. Oldukça geç kalan bu açıklamaya rağmen ülkelerin hala ‘sürü bağışıklığı’ politikalarında bir değişiklik yapmadığı görülüyor.

Gençlerde ‘kontrolsüz bulaşma’ uyarısı

14 Ekim’de Lancet’te 5000’e yakın bilim insanı, araştırmacı ve bilim kuruluşu tarafından imzalanan ve halen imzaya açık olan ‘John Snow Bildirisi’ yayınlandı.  Bildiriye adı verilen  John Snow, 1854’de Londra’daki kolera salgınında haritalama yöntemi ile salgın  kaynağını bulan ve modern epidemiyolojinin kuruculardan kabul edilen; tüm yaşamını halk sağlığının geliştirilmesine adamış bir bilim insanı… Bildiride çok açık olarak ‘Covid-19 için doğal enfeksiyonlardan bağışıklığa dayanan herhangi bir pandemik yönetim stratejisinin kusurlu olacağı’ vurgulanıyor.

Genç insanlarda kontrolsüz bulaşma, tüm toplumlarda önemli hastalık ve ölüm riski taşır. İnsan kaybına ek olarak, bu, işgücünü bir bütün olarak etkileyecek ve sağlık hizmetleri sistemlerinin akut ve rutin bakım sağlama yeteneğini aşacak” tespitleriyle devam eden bildiri,  doğal enfeksiyonu takiben SARS-CoV-2 virüsüne karşı kalıcı koruyucu bağışıklık oluştuğuna dair hala bilimsel bir kanıt olmadığını, bunun da tekrarlayan salgınlara yol açabileceği hatırlatmasını yapıyor. Bildiriyi hazırlayan ve imzalayan bilim insanları  ‘kararlı ve acilen hareket etmenin önemini’ vurgulayarak ‘bulaşmayı baskılayan ve kontrol eden etkili önlemlerin geniş çapta uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Bildiriye göre bu önlemler uygulanırken pandeminin şiddetlendirdiği eşitsizlikler nedeniyle artan insan tepkilerinin önlenmesi için alınacak önlemler mali ve sosyal programlarla desteklenmeli…

Bildiride Japonya, Vietnam ve Yeni Zelanda, doğru halk sağlığı uygulamalarıyla bulaşmayı kontrol edebilen ve yaşamın normale yakın bir yere dönmesinin sağlandığı ülkeler arasında sayılmış. Ancak bunu başaran ve deneyimlerini de diğer ülkelerle paylaşan Küba nedense unutulmuş. Üstelik Küba bildiride vurgulanan ve Covid-19’a karşı halk sağlığı önlemlerinin alınmasını güçleştiren eşitsizliklerin en aza indirildiği bir ülke iken örnek uygulamalarının vurgulanması bildiride unutulmuş. Bildirinin son paragrafında bir kez daha çok sayıda ülke ve ülkemiz tarafından adı pek konmadan uygulanan ‘sürü bağışıklığı’ politikalarına karşı çıkılıyor. 

Doğru çözüm ise şöyle özetleniyor: “Covid-19’un toplumda yayılmasını kontrol etmek, toplumlarımızı ve ekonomileri önümüzdeki aylarda güvenli ve etkili aşılar ve ilaçlar gelene kadar korumanın en iyi yoludur. Etkili bir yanıtı zayıflatan dikkat dağıtıcı unsurları göze alamayız; Kanıta dayalı olarak acilen hareket etmemiz çok önemlidir.”

Bildiriyi hazırlayanların unuttuğu veya görmek istemediği temel bir konu var: Salgın hastalıkların günümüzde giderek artması kapitalizmin doğa sömürüsünün sonucu olduğu. Kapitalist üretim ve tüketim ilişkileri içinde kalarak bu sistemin bulduğu çözüm ise önemli ölçüde insan kaybına yol açacak ahlak dışı sürü bağışıklığı yöntemidir. Bunun dışına çıkıp pandeminin gerçek bilimsel çözümlerini yaratmak bildiride de dikkat çekildiği gibi ancak toplumlardaki eşitsizliklerin önüne geçebilmekle yapılabilir. Bu da ancak başka bir sistemle mümkün.

 

Vicdani ret hakkı raporu yayında: Avrupa Türkiye’den eylem planı bekliyor

Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin nitelikli izlemesi altında yer alan “Ülke Grubu” davaları kararlarının uygulanmasıyla ilgili Vicdani Ret Derneği’nin de içerisinde olduğu altı farklı örgüt tarafından hazırlanan vicdani ret hakkı izleme raporu yayınlandı.  

Türkçe çevirisi tamamlanan rapor, geçen aylarda Avrupa Bakanlar Komitesi’ne sunuldu. Komite aldığı kararlarla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni vicdani ret hakkı ile ilgili etkin adımlar atmaya ve vicdani ret hakkını tanımaya çağırdı.

‘Türkiye vicdani ret hakkını yok sayıyor’

Vicdani Ret Derneği, 2021 Haziran ayında kadar, hükümetten vicdani ret hakkıyla ilgili bir eylem planı bekleyen Komite’nin kararlarını, Türkiye’de süren vicdani ret hakkı mücadelesi açısından heyecan verici olduğunu belirtti.

Dernek, “Hükümetin ilgili adımları atmasını istiyor ve vicdani reddi uluslararası insan hakları standartları uyarınca tanıması gerektiğini yeniden hatırlatıyoruz” diye seslendi. 

“lgili bir izleme raporu hazırladık. Hazırladığımız bu raporu, geçen aylarda düzenlenen Bakanlar Komitesi toplantısı öncesinde Komiteye sunduk.”

‘Bedelli askerlik, alternatif değil’

Uluslararası beş farklı örgütle birlikte hazırlanan İzleme Raporu’nda Türkiye Hükümeti’nin vicdani ret hakkını uluslararası insan hakları standartları uyarınca tanımama noktasında ısrarcı olduğuna da vurgu yapıldı.

İzleme Raporu’nda şu noktalara dikkat çekildi:

  • Askeralma Kanunu ile getirilen bedelli askerlik uygulaması, zorunlu askerliğe karşı vicdani reddini açıklayan bireyler için bir alternatif değil. Vicdani retçilere yönelik idari para cezaları ve cezai soruşturmalar, retçiler için “sivil ölüm” koşullarını sürekli hale getiriyor.
  • Hükümet Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru mekanizmasını vicdani retçilerin kullanabileceği bir yol olarak önerirken; 2012 yılından bu yana AYM’ye yapılan ve hala sonuçlanmayan 20’yi aşkın başvuruyu görmezden geliyor.

‘Eğitim hakları engelleniyor’

  • Vicdani reddin bir insan hakkı olarak tanınmaması sebebiyle, retçilerin siyasi hakları ve hareket özgürlükleri kısıtlanıyor, eğitim hakları engelleniyor. 
  • Bakanlar Komitesi, Ülke Grubu davalarına ilişkin aldığı son kararlarla, Türkiye Hükümeti’nden vicdani retçilerin sayısı ve AİHM kararlarında vicdani retçilere yönelik idari para cezaları, kovuşturmalar ve mahkûmiyetler hakkında geçen Eylül ayına kadar istatistiki bilgi talep etti. Ancak ulaşabildiğimiz bilgilere göre hükümet tarafından bir bilgi gönderilmedi. Bakanlar Komitesi, Türkiye’yi eylem planı hazırlamaya davet etti.”

Derneğin açıklamasında, şu noktalara vurgu yapıldı:

  • AİHM kararlarında ismi geçen tüm başvurucular için idari para cezaları, adli sicil kayıtları gibi sivil ölüme neden olan her türlü kaydın silinmesini, tekrar ceza tehdidine maruz kalmamalarının sağlanmasını istedi. Komite ayrıca 21 Haziran 2021’den önce Türk Hükümeti’ni vicdani ret hakkına dair somut önerilerle bir eylem planı hazırlamaya davet etti.
  • Bakanlar Komitesi’nin verdiği bu son kararlardan dolayı umutluyuz. Hükümet, vicdani reddi uluslararası insan hakları standartlarına uygun bir şekilde tanıyana ve vicdani retçilerin sivil ölüm koşulları son bulana dek çalışmayı sürdüreceğiz.
  • Bu raporla birlikte, herkesi, Türkiye’de yasama tedbirleri ve insan hakları kısıtlamaları gölgesinde bırakılan vicdani ret hakkını konuşmaya, tartışmaya ve bu hakkı kullanmaya çağırıyoruz.

Fransa Bilim Kurulu Başkanı: Kritik durumdayız

Fransa‘da son 24 saatte 52 bin 10 kişide daha Covid-19 tespit edilmesiyle salgının başından bu yana günlük en yüksek vaka sayısına ulaşıldı.

Fransa Bilim Kurulu Başkanı Jean-François Delfraissy, RTL kanalına konuştu ve Fransa’nın günlük 100 bin vakanın eşiğinde olduğunu, yoğun bakım ünitelerindeki hasta sayısında ciddi artış olduğunu kaydetti.

Hafta sonları tam gün yasak gelebilir

Delfraissy, ülkede teşhis edilen, teşhis edilmeyen ve hafif semptom gösteren vakalar dikkate alındığında resmi olarak ilan edilen ikinci dalganın beklenenden ağır geçeceğine işaret ederek, “Çok zor hatta kritik durumdayız.” dedi.

Alınacak tedbirlerin hızlı ve yüksek seviyede olması gerekliliğini vurgulayan Delfraissy, uygulamadaki kısmi sokağa çıkma saatlerinin hafta içi daha geniş tutulmasının, hafta sonları ise tam gün olarak uygulanmasının gündemde olduğunu ifade etti.

Ülkede virüs bulaşan kişi sayısı son 24 saatte 52 bin 10 artışla 1 milyon 138 bin 507’ye yükseldi. Bu, salgının başından bu yana ülkede ve Avrupa’da kaydedilen en yüksek günlük vaka sayısı.

116 kişinin daha yaşamını yitirmesiyle can kaybının 34 bin 761’e ulaştığı ülkede, son bir haftada tedavi altına alınan 12 bin 176 kişiden 1816’sının yoğun bakımda tedavisi sürüyor.

Ekim ayı açlık sınırı 2 bin 482, yoksulluk sınırı 8 bin 86 lira

Türk-İş‘in çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay yaptığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması“nın ekim ayı sonuçları açıklandı.

Haydarpaşa ve Sirkeci Garı’nın İBB’siz ihaleleri iptal edildi

Danıştay 13. Dairesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, “İstanbul halkına ait, İstanbul için çok manevi mekanlar” dediği Haydarpaşa ve Sirkeci gar alanları ihalesinden İBB iştiraklerinin usulsüz şekilde elenmesini hukuka aykırı buldu.
  1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca İstanbul 11. İdare Mahkemesi’nin 04/03/2020 tarih ve E:2019/2104, K:2020/231 sayılı kararının bozulmasına,
  2. Dava konusu işlemlerin iptaline,
  3. İlk derece ve temyiz yargılama giderleri toplamının davalı idareden alınarak davacılara verilmesine karar verildi.

17/09/2020 tarihinde 3’e 2 oy çokluğuyla alınan karar, düzeltme yolu kapalı olmak üzere kesin olarak alındı.

Ne olmuştu?

TCDD, Haydarpaşa ve Sirkeci garlarına ait yaklaşık 29 bin metrekarelik atıl halde bulunan depo alanlarını “ticari faaliyette kullanılmamak üzere” kiralamak amacıyla 4 Ekim 2019’de aylık kira bedeli 30 bin lira olarak ihale yaptı. Dört şirketin yer aldığı ihalede, finale İBB’nin iştirak şirketleri Kültür AŞ, İSBAK, Metro İstanbul ve Medya AŞ’den oluşan konsorsiyum ile Hezarfen Danışmalık Limited Şirketi kaldı.

İBB konsorsiyumu aylık 100 bin, Hezarfen Danışmanlık ise 300 bin TL teklif verdi. İhale komisyonu, 15 gün içinde tarafların pazarlığa çağrılacağı açıkladı. 15 günlük sürecin sonunda İhale Komisyonu, sadece Hazerfen Danışmanlık Şirketi’ni davet ettiği pazarlık toplantısı ardından ihalenin 350 bin TL kira bedeli karşılığı bu şirkete verildiğini açıkladı. Bu sonuç, pazarlık aşamasına davet edilmeyen İBB’ye faksla iletildi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sonuca itiraz eden bir açıklama yaparak, süreci İstanbul halkı adına sonuna dek takip edeceğini belirtti, İBB avukatlarının yapacağı itiraza İstanbullu tüm avukatların da katkı yapabileceğini söyledi. Davaya birçok avukat destek verdi.

İspanya’da koronavirüs: İkinci kez OHAL ilan edildi, gece sokağa çıkmak yasaklandı

Koronavirüs vaka sayısının 1 milyonu geçtiği ilk Avrupa ülkesi olan İspanya‘da hükümet ikinci kez olağanüstü hal (OHAL) ilan etti.

Ülkede pazar gecesinden itibaren 23.00 ile 06.00 saatleri arasında sokağa çıkmak da yasaklandı. Bu saatlerde sadece istisnai durumlarda (sağlık, iş gibi) dolaşıma izin verilecek.

İspanya’da alınan son önlemler kapsamında farklı hanelerden en fazla altı kişi bir araya gelebilecek.  İspanya Başbakanı Pedro Sanchez yerel yönetimlerin ülkenin farklı bölgeleri arasında seyahatleri yasaklayabileceğini de duyurdu.

Parlamentodan uzatma yetkisi istenecek

Sanchez ayrıca ilk etapta 15 günlük bir süre için alınan bu kararların gerekli görülmesi halinde 6 aya kadar uygulanabilmesi için İspanya Parlamentosu‘ndan yetki isteyeceğini de belirtti.

AA’nın aktardığına göre pazar akşamı televizyondan ulusa seslenen Sanchez, “OHAL’in 9 Mayıs’a kadar uzatılması için meclise önerge sunacağız. Pandemi bir devlet meselesi, tüm siyasi grupların desteğini bekliyoruz” dedi.

Fotoğraf: AA

İlk OHAL 14 Mart’ta ilan edilmişti

İspanya’da Kovid-19’dan dolayı ilk olarak 14 Mart-21 Haziran tarihleri arasında OHAL ilan edilmiş ve bu süreçte halka mecbur olmadıkça (işe gitmek, sağlık veya alışveriş) sokağa çıkma yasağı getirilip, okullar, barlar, restoranlar ve mağazalar kapatılmıştı.

Şimdiki OHAL’de ise salgının yoğun görüldüğü Madrid, Katalonya, Navarra, Rioja, Castilla y Leon gibi özerk yönetimlerde zaten uygulanan önlemlerin yasallığı, yaptırım gücü ve denetlenmesi kontrol altına alındı.

Sanchez: Durum çok ciddi

Mevcut durumda İspanya’da her 100 bin kişiden 300’ün üzerinde olan Covid-19 vakası ortalamasını 25’e indirmeyi hedeflediklerini belirten Sanchez, ülkedeki 17 özerk yönetimden 10’unun talebini ve uzman görüşlerini dikkate alarak OHAL ilan etme kararı aldıklarını söyledi.

Covid-19’da ikinci dalganın İspanya ve Avrupa’nın geri kalanında çok yoğun olduğunu vurgulayan Sanchez, “Durum çok ciddi. Virüsle mücadelede en etkili araç olduğu için OHAL’i onaylıyoruz. Birinci dalgada olduğu gibi şimdi de bunu başaracağız” dedi.

Kanarya Adaları dahil değil

OHAL kararı sadece ülkenin güneybatısındaki turistik bir bölge olan Kanarya Adaları‘nda uygulanmayacak.

Almanya ve Birleşik Krallık Covid-19’dan dolayı vatandaşlarına Kanarya Adaları’na gitmemesi yönündeki tavsiyelerini bu hafta kaldırmış ve turizmin çok önemli olduğu bu bölgeye uçuşlar yeniden başlamıştı.

1 milyon 110 bin vaka

İspanya geçtiğimiz hafta koronavirüs vaka sayısının 1 milyonu geçtiği ilk Avrupa ülkesi olmuştu. Worldometer’ın paylaştığı verilere göre yaklaşık 46 milyon 760 bin nüfusu bulunan ülkede şu ana kadar görülen vaka sayısı 1 milyon 110 bini aştı.

34 bin 752 kişi koronavirüs sebebiyle hayatını kaybetti.

İlk koronavirüs vakasının 31 Ocak’ta görüldüğü İspanya Amerikan Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre vaka sayısında Avrupa’da ikinci, dünyada yedinci; Covid-19 ölümlerinde ise Avrupa’da üçüncü, dünyada yedinci sırada.