Ana Sayfa Blog Sayfa 1860

ABD Büyükelçiliği’nden terör saldırısı uyarısı

Ankara, İstanbul, Adana ve İzmir’deki ABD misyonlarının görevlerinin geçici olarak askıya alındığı belirtilen açıklamada, mevcut randevusu olan kişilere yeniden planlama yapıldıktan sonra e-posta yoluyla bilgi verileceği belirtil.di

Balıkesir Balya’da iki köy maden faaliyetleri yüzünden haritadan silinmek üzere

Orhanlar Köyü, Balıkesir’in Balya ilçesinde, Kazdağları’nın kuzey eteklerinde yer alıyor. Bu bölgede yer alan birçok yerleşim yeri gibi burası da uzun yıllardır devam eden maden faaliyetlerinden mustarip.

Balıkesir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü, 2010 yılında uluslararası bir altın madeni firması olan TECK Madencilik’e bu bölgede kuvars madeni işletmesi için “Çevresel Etki Değerlendirme raporu gerekli değildir” kararı çıkarmıştı.

Şirket buradaki ormanları kesip, meraları yok ettikten sonra ise bölgedeki faaliyetlerini sürdürmesi için ruhsatını 2019 yılında yerli iştiraki Bahar Madencilik’e devretti. Şirket yeniden buradaki faaliyetleri için “ÇED Gerekli Değildir” kararı aldı.

Bahar Madencilik şu anda 135 noktada sondaj yapmak ve 4 bin tonluk kuvarsı işletmek için ruhsatı bulunuyor.

Altıparmak: Asıl amaçları altın çıkarmak

Orhanlar Köyü’nde yaşayan emekli coğrafya öğretmeni Sabahattin Altıparmak ise uzun süredir şirketin faaliyetlerine karşı, köydeki diğer kişilerle ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte bir mücadele yürütüyor.

Altıparmak, Yeşil Gazeteye yaptığı açıklamada şirketin asıl amacının kuvars değil bölgedeki altını çıkarmak olduğunu söyledi. Her ne kadar alınan ruhsatlarda altın aramak ile ilgili bir ibare geçmese de Altıparmak, proje tanıtım dosyasında şirketin amaçları arasında “Yöredeki proje sahasında altın cevherlerinin tespiti ve boyutlarının tespit edilmesi” yazdığını belirtti.

ÇED Raporuna itiraz süresi kaçırıldı

Sabahattin Altıparmak’ın aktardığına göre verilen “ÇED Gerekli Değildir” raporlarından köylünün çoğunun haberi dahi olmadı.  Altıparmak, bu süreçte kararın köy kahvesine asıldığını söyledi.

Ancak konu hakkında detaylı bilgiye sahip olmayan köy halkı itirazların sunulması için verilen bir aylık süreyi kaçırdı. Altıparmak, “Mücadelemiz gene de devam ediyor” ifadelerini kullandı.

‘En yakın sondaj köye 34 metre mesafede’

Orhanlar Köyü’nün yapılan sondaj çalışmaları sebebiyle yıllardır zor durumda kaldığını belirten Altıparmak, “Dağlarımız delik deşik oldu. İki yıldır 24 saat ikili vardiya halinde çalışıyorlar. Gürültüden köyde durulmuyor” tepkisini gösterdi.

En yakın sondaj noktasının köye 34 metre mesafede olduğunu söyleyen Sabahattin Altıparmak, “Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne dilekçe yazmıştım. En yakın 200 metre mesafede sondaj yapabileceklerini söylediler. Sonrasında havadan dron ile fotoğraflarını çektik. En yakın mesafenin 34 metre olduğunu tespit ettik” dedi.

Şirketin ihlallerine karşı birçok dilekçe yazdıklarını belirten Altıparmak “Her seferinde karşımıza ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı çıkıyor” ifadelerini kullandı.

‘Sınır ihlali yapıyorlar’

Gürültünün katlanılmaz bir boyuta ulaştığını söyleyen Altıparmak, “Geçtiğimiz gece balkonda oturuyordum. İki makinenin yan yana çalıştığını gördüm. Konuyla ilgili bilgi aldığımda şirketin kamu arazileri için 60 metre, özel araziler için ise 20 metre yaklaşma sınırı olduğunu öğrendim. İki dönümlük küçük bir arazim var ve burada sınır ihlali yaşanıyor” dedi.

Altıparmak şu anda avukatla görüşme yaptıklarını ve şirkete karşı sınır ihlaline ilişkin bir tazminat davası açmayı planladıklarını söyledi. Altıparmak, gelen tazminatı da gene köye harcamayı planlıyor.

‘İki köyün tamamen yok olması anlamına geliyor’

Yaşadığı köy hakkında da bilgi paylaşan Altıparmak “Bizim burada arazi engebeli. Çevremizi kuşatan 500-600 metrelik dağlar var. İnsanlar geçimini hayvancılık ile sağlıyor. Çeşitli kısımlarda buğday tarımı da yapılıyor. Yeni bir gölet yapıldı ve sulu tarıma geçtik. Ama büyük ihtimalle o da maden için kuruldu” dedi.

Köyde yaklaşık 400 ile 500 arasında kişinin yaşadığını belirten Sabahattin Altıparmak, “Orhanlar dışında bir de yakınımızda Değirmendere Köyü bulunuyor. Maden işletmeye başlanması bu iki köyün yok olması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Madencilik 1800’lü yıllara dayanıyor

Balya ilçesinin çok uzun zamandır maden faaliyetleri yüzünden büyük zarar gördüğünü hatırlatan Altıparmak, “İlk madencilik Osmanlı döneminde 1800’lü yıllarda başlatılmış” dedi.

O zamandan bu yana ilçede birçok firma tarafından kurşun, çinko, kuvars gibi madencilik faaliyetleri yürütüldüğünü belirten Altıparmak, “Maden sonrasında şirketler atıklarını burada bırakıyor ve gidiyor. 80 yıldır ot çıkmayan araziler var. Bu köyün sonunun böyle olmasını istemiyoruz” diye konuştu.

Manyas Gölü’nü bekleyen tehlike

Balıkesir 24 Saat’ten Çiğdem Çimen’in haberine göre Orhanlar Köyü’nde altın madeni çıkarılması durumunda ortaya çıkacak diğer bir tehlike ise siyanürlü suyun Manyas Kuş Cenneti Milli Parkı’nın da yer aldığı Manyas Gölü’ne dökülmesi.

Bunun sebebi ise Orhanlar’ın su kaynaklarından biri olan Kocaçayır’ın kolu Kocadere’nin doğrudan Manyas Gölü’ne dökülmesi. Bu da buradaki faaliyetlerin köyün sınırlarını aşarak Manyas’taki biyoçeşitliliği tehdit edeceği anlamına geliyor.

İmza kampanyası başlatıldı

Sabahattin Altıparmak, bütün bu tehditlere rağmen umutlarını kaybetmediklerini ve madencilik faaliyetleri sonlanana kadar mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.

Yapılan faaliyetlere karşı Orhanlı Köy Halkı adına açılmış bir imza kampanyası da bulunuyor. Kampanyada “Bize Destek Olun. Bu köy bizim ve ülkemizin köyüdür. Bizi bu haklı mücadelemizde yalnız bırakmayacağınıza inanıyoruz” çağrısı yer alıyor.

Erdoğan: Yeni tedbirleri değerlendireceğiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma Namazı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Libya’daki ateşkes anlaşması, Ermenistan-Azerbaycan çatışması, Rusya’nın tutumu, S-400ler ve koronavirüs yüzünden giderek artan hasta ve ölüm sayılarına değinen Erdoğan, pandemiyle ilgili  yeni bir değerlendirme yapılacağını belirtti. 

Erdoğan’ın açıklamasından satır başları şöyle: 

Libya’da ateşkes

(Libya’da savaşan taraflar arasında ilan edilen) Ateşkes anlaşması, en üst düzeyde bir ateşkes değil. Bunun kalıcılığı ne kadar olur, zaman gösterecek. 3 ay içerisinde Wagner gibi paralı askerlerin oradan çekilmesi ne denli sağlıklıdır, onu da bilemiyoruz. Orada en üst düzeyde temsilcimiz var. 

Pandemide yükseliş

İstanbul korona virüsü salgınında hemen hemen en önde gelen illerimizden birisi. Bu konuda, bu mücadeleyi başta yazılı, görsel medya olmak üzere sürdürmemiz lazım. Maske, mesafe, hijyen… Bunlara hassasiyetle dikkat etmemiz lazım. Toplu mekanlardan ciddi manada kaçınmak gerek. Kendimize dikkat etme noktasındayız. Sağlık Bakanımız bugün Bursa’da. Ne gibi tedbirler alacağız, bunları yaygınlaştıracağız bunların çalışmalarını yapıyoruz. Bilim Kurulu’nda yapılan çalışmalar neticesinde ne gibi öneriler çıkacak, ne gibi adımlar atacağız belirleyeceğiz. Yeterli değil.

Karabağ’a barış gücü

Rusya burada ne kadar çözüm için, barış için yer almayı düşünüyorsa, Türkiye’nin de en az Rusya kadar barış için yer alma hakkının olduğuna inanıyorum. Minsk-AGİT‘ten dolayı Türkiye’nin de yeri var. Azerbaycan haklı talebini ortaya koyuyor. ‘Eğer Ermenistan Rusya’yı teklif ediyorsa, biz de Türkiye’yi teklif ediyoruz. Türkiye ile Rusya beraber bulunmalı’ diyor. Rusya’nın olumsuz yaklaşımı kulağıma gelmedi.

S-400 denemeleri

Sinop‘ta yapılıyor. Bunlar doğru. Bizim ABD‘den aldığımız silahlar da var. Bunların da testlerini yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Yunanistan‘ın elinde S-300 var onlara soruyor mu, söylüyor mu? Biz kararlıyız yolumuza aynı şekilde devam ediyoruz.

TÜSAD’dan uyarı: Mevsimsel grip ile Covid-19 karışabilir, dikkatli olunmalı

TÜSAD, mevsimsel grip ile COVID-19’un karışabileceğini, en sık görülen semptomların benzerlik gösterdiğini belirterek dikkat edilmesi konusunda uyardı. TÜSAD Enfeksiyon Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Berna Kömürcüoğlu, sonbahar mevsiminde olduğumuz bu günlerde kapalı alanların COVID-19 bulaşı açısından en riskli bölgeler olduğunu, gerekmedikçe gidilmemesi gerektiğini de vurguladı.

Kömürcüoğlu, bu iki hastalığın klinik olarak ayırt edilmesinin çok zor olduğunu belirtirken şöyle konuştu: 

Boğaz ağrısı, öksürük, ateş yüksekliği her iki hastalıkta da karşımıza en sık çıkan semptomlar. Covid- 19’da nezle bulgularının daha az olduğu bildirilse de, son yayınlarda anozmi (koku alamama) yakınmasının sık görüldüğünü biliyoruz. Ancak genel olarak halk arasında nezle olarak bildiğimiz burun akıntısı, tıkanıklığı, baş ağrısı gibi ateşin eşlik etmediği semptomlar öncelikle nezle yönünde değerlendirilebilir. Düşmeyen ateş ve artan öksürük, nefes darlığı Covid-19 lehine bulgular olarak değerlendirilmeli.”

Doç. Dr. Berna Kömürcüoğlu.

Ayrıca her iki hastalığın aynı kişide (co-enfeksiyon) şeklinde görülebildiğini  vurgulayan Kömürcüoğlu, “Bu tür vakaların klinikte ağırlaşmalara neden olabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle başta sağlık personeli ve risk grubundaki kişilerin influenza aşısı yaptırmasını öneriyoruz” dedi. 

Sonbahar mevsiminde kapalı alanların Covid-19 bulaşı açısından en riskli bölgeler olduğuna dikkat çeken Kömürcüoğlu, “Mümkün olduğunca kapalı ve kalabalık ortamlarda uzun süreli bulunmaktan kaçınmalıyız. El hijyenine dikkat etmenin hem mevsimsel gripten (influenza) hem de Covid-19’dan koruyucu olacağı hatırlanmalıdır.”

Grip aşısı koronavirüsten korumaz

Grip ve zatürre aşılarının belli yaş gruplarında ve bazı kronik hastalıklarda büyük önem taşıdığını, ancak Covid-19‘a karşı koruma sağlamadığını dile getiren Kömürcüoğlu, şunları söyledi:

İnfluenza aşısı Covid-19’a karşı korumuyor. ‘İzolasyon, maske, sosyal mesafe’ kuralına bu kış mutlaka uyulması gerekiyor. Zatürre aşısının da, Covid-19 zatürresine karşı bir koruyuculuğu yok. Ancak ikincil enfeksiyon dediğimiz, hastane ve yoğun bakımda yatan ağır hastalarda eklenen sadece pnömokok enfeksiyonlarının daha hafif geçirilmesinde etkili oluyor.”

Bu yıl grip aşılarına karşı dünyada ve Türkiye’de çok ciddi bir talep artışı olduğunu belirten Kömürcüoğlu, “Sağlık Bakanlığı, hastaların ek hastalıklarına göre bir risk değerlendirmesiyle aşı reçetesine onayı veriyor ya da uygun değilsiniz ibaresi çıkıyor. Reçete yazıldıktan sonra onay alan hastalara depolardan aşı getirtilebiliyor. Bu yıl isteğe göre ücretli aşı satışı olmayacak. E-nabız sisteminden herkes kendi risk değerlendirmesini ve aşı yazılıp yazılamayacağını görebilir” ifadelerini kullandı. 

Büyükhusun’a yapılmak istenen JES’le ilgili bilirkişi raporu olumsuz

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesindeki Assos Antik Kenti civarında kurulması planlanan Jeotermal Enerji Santrali‘ne (JES) karşı bölge köylüleri, çiftçiler, hayvancılık yapanlar, turizmciler ve STK’lardan oluşan  Büyükhusun Dayanışması‘nın verdiği mücadelede olumlu bir karar çıktı.

Bölgedeki STÖ’ler, kooperatifler ve vatandaşların vekalet vererek Çanakkale İdare Mahkemesi‘nde yürütmenin durdurulması talebiyle açtıkları davadan çıkan kararda bilirkişi raporu davayı açan tarafın lehine geldi.

‘Mahkeme kararının da aynı yönde olmasını bekliyoruz’

Kararı Yeşil Gazete‘ye değerlendiren Ekoloji Birliği Başkanı Süheyla Doğan, mahkemenin de bilirkişi raporuyla benzer doğrultuda karar vermesini umduklarını söyledi.

Doğan, bölgede daha önce de kaynak arama projeleri olduğunu ve JES‘ler bulunduğunu, devam eden pek çok davaları olduğunu ifade etti. Valiliğin “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir” kararının ardından Büyükhusun köyünde, kahvelere giderek JES’in zararlarını anlatan bilgilendirme toplantılarına başladıklarını söyleyen Doğan, yerelden destek bulduklarını, proje alanlarına düzenledikleri ziyaretlerde uygulamaların etkilerini yerinde gören köylülerin daha da ikna olduklarını aktardı.

Özer Akdemir Evrensel
Özer Akdemir Evrensel

‘Mikro depremler tarihi eserlere zarar verebilir’

Ziraat, çevre, jeoloji, maden, orman ve harita mühendislik disiplinlerinin yanı sıra arkeoloji ve biyoloji alanında uzmanlardan oluşan bilirkişi heyetinin hazırladığı 39 sayfalık raporda; projenin tarım arazilerine, bitkisel ve hayvansal üretime, çevreye, doğal yaşama, kültürel varlıklara, orman alanlarına ve insan sağlığına olumsuz etkileri olacağını belirtildi ve “ÇED gerekli değildir” karanının hukuka uygun olmadığı ifadeleri yer aldı.

Jeotermal üretim faaliyetinde buhar ve yoğunlaşmayan gazların salımı, işlete esnasında patlatma veya fışkırmanın yanı sıra zemin oturması ve çökme sonucu mikro depremler tarihi eserlerin bozulmasına yol açabilmektedir. Assos antik kenti, Lamponia antik kenti ve Dolmen mezarların JES’in çevresel etkilerinden olumsuz yönde etkilenmeleri söz konusudur.

Valiliğin Bakrom Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. firmasının yapmak istediği kazı çalışmaları için geçen yıl 20 Aralık’ta vermiş olduğu “Çevresel Etki Değerlendirmesi gerekli değildir” kararı; Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği, Çakıl Site İşletme Kooperatifi ve 118 yurttaş tarafından mahkemeye taşınmıştı.

Jinnews’e 11’inci erişim engeli

Jin News‘in internet sitesi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından Van 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı gerekçe gösterilerek erişime engellendi. 

Alınan bu kararla ajansın internet sitesine kurulduğu 25 Eylül 2017’den bu yana 11’inci kez erişim engeli getirilmiş oldu. 

“Jinnews’in internet sitesine girmek isteyenler “Bu internet sitesi (jinnews8.xyz) hakkında; VAN 2. SULH CEZA HÂKİMLİĞİ tarafından verilen 22/10/2020 tarih ve 2020/3441 D.İş sayılı karara istinaden Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından koruma tedbiri uygulanmaktadır” uyarısıyla karşılaşıyor. 

En son jinnews9.xyz adresine 4 Ağustos’ta erişim engeli getirilen ajans, jinnews10.xyz adresiyle yayınına devam ediyor.

25 Eylül 2017 günü yayın başlayan JinNews, Türkçe, Kürtçe, Zazaki, Arapça ve İngilizce yayın yapıyor. Kadın editörler ve muhabirlerle çalışan ajans, kadın odaklı habercilik yapıyor.

Dünya Tabipler Birliği: Herkesin aşılanması üç yıl sürer, 2021’de de normal tatil olmayacak

Dünya Tabipler Birliği Başkanı Frank Ulrich Montgomery konavirüs pandemisiyle ilgili Alman Rheinische Post gazetesine verdiği mülakatta, normalleşme konusunda ‘yüksek beklentilere girilmemesi uyarısı’ yaptı.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, Dünya Sağlık Örgütü‘nün koronavirüs aşısının 2021 yılı ortasında hazır olacağını tahmin ettiğini hatırlatan Montgomery, “Ancak tüm halkın aşılanması iki, üç yıl sürecektir” dedi. “Bir seferde herkesin aşılanması için ne yeterince doz ne de personel var” diyen Tabipler Birliği Başkanı, kısıtlamaların süreceğini, 2021 yılında da daha önceden olduğu gibi bir yaz tatili yapamayacağızı ifade etti. 

‘Virüsle yıllarca yaşayacağız’

Montgomery, insanların daha yıllarca virüsle yaşamak ve mesafeyi korumak, elleri yıkamak, maske takmak gibi önlemleri almak zorunda olduğuna dikkat çekti; Almanya‘da günlük yeni vaka sayısının 20 bine yükselmesi halinde ekonomik ve toplumsal hayatın kısıtlanmasının gündeme gelebileceğini belirtti.  Bu sayıların durumun kontrolden çıkmış olduğu anlamına geldiğini belirten Montgomery “Zira o durumda sağlık daireleri açısından enfeksiyon zincirlerini takip etmek ve kırmak mümkün olmayacak. O durumda da ikinci bir kapanma tehlikesi baş gösterecek, çünkü virüs başka şekilde frenlenemeyecek” diye konuştu.

Termik santrallere sekiz ayda 46.77 milyon ton kömür verildi

Türkiye genelinde termik santrallere, ocak-ağustos döneminde, 32.96 milyon tonu linyit ve 13.81 milyon tonu da taşkömürü olmak üzere, toplam 46 milyon 772 bin ton kömür verildiği açıklandı.
  • Taşkömürü teslimatının yüzde 55.7’si termik santrallere, yüzde 14.7’si kok tesislerine, yüzde 10.8’i demir-çelik haricindeki sanayiye yapıldı, 
  • Linyit teslimatının yüzde 84.1’i termik santrallere ve yüzde 9.5’i demir-çelik haricindeki sanayiye yapıldı, 
  • Bu dönemde taşkömürü kolunda ise en fazla teslimat yüzde 96.5 ile demir-çelik sanayisine, 
  • Linyit üretimi ağustos ayında 5 milyon 640 bin 910 ton olarak gerçekleşti. Linyit satılabilir üretimi ağustos’ta aylık bazda yüzde 5.1 artarken, yıllık bazda yüzde 20.1, ocak-ağustos döneminde de yıllık bazda yüzde 22.9 azaldı.
  • Taşkömürü satılabilir üretimi ağustosta aylık bazda yüzde 16.8, yıllık bazda yüzde 3.6 ve ocak-ağustos döneminde yıllık bazda yüzde 18.7 azaldı.
  • Taşkömürü koku satılabilir üretimi ağustos ayında 383 bin 640 ton olarak gerçekleşti. Bu üretim aylık bazda yüzde 1.1, yıllık bazda yüzde 3.3 artarken, ocak-ağustos döneminde yıllık bazda yüzde 0.7 azaldı.
  • Taşkömürü ithalatı ağustosta aylık bazda yüzde 31.8 azalırken, yıllık bazda yüzde 1.2 ve ocak-ağustos döneminde yıllık bazda yüzde 14 arttı.

Sokakta yaşayan hayvanlar için Semtpati uygulaması hayata geçiyor

İş insanı İpek Kıraç‘ın, “doğal yaşama alanları giderek daralan sokakta yaşayan  hayvanlarla uyum, sevgi ve güven içinde yaşanacak örnek mahalleler oluşturma” amacıyla başlattığı SemtPati projesi hayata geçiriliyor.

Projeyle, SemtPati uygulaması telefonlara indirilecek; mobil uygulamayla sokak hayvanlarının sayısı, yeri, durumları saptanacak. Kullanıcıların sokak hayvanlarının fotoğraflarını yükleyebileceği uygulama ile başta köpekler olmak üzere sokak hayvanlarının sağlık, aşı, gıda ihtiyaçları karşılanacak, yaygın ve etkili bir sahiplendirme yapılacak.

Uygulamanın yaygınlaştırılması için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile protokol imzalayan Kıraç, bakımını üstlendiği köpek sayısının 18’i bulmasıyla farkındalığının arttığını, modeli İstanbul’dan başlayıp tüm Türkiye’ye yaygınlaştırmak istediğini söyledi. İmamoğlu da, uygulamayı altı ay içinde bütün İstanbul’da yaygınlaştırmayı planladıklarını açıkladı.

Pilot uygulaması Eyüp’teki Göktürk Merkez Mahallesi’nde oluşturulan Gönüllü İnisiyatifi ile başlatılan SemtPati’nin kademeli olarak İstanbul’un tüm mahallelerinde yaygınlaşmasını hedefleyen sürece ilişkin protokol için düzenlenen imza töreninde İpek Kıraç projesinin başlangıcını şöyle anlattı: 

‘Bakımını üstlendiğim köpek sayısı 18’i bulunca…’

“Bu başlangıç; 1, 3, 5 derken günlük beslediğim ve bakımını üstlendiğim köpek sayısı 18’i bulunca ve arabamdaki torbalar dolusu mama nedeniyle başka yer kalmayınca yaşadığım bir farkındalık anıydı. Ben elimden geleni yapıyordum ama fark ettim ki bireysel çabam artık yetmiyordu… .

Hepimiz her gün görüyoruz. Evsiz, sevgisiz, susuz, yemeksiz olsalar da, bizlere güvenleri kalmamış olsa da, yine de bir umut ile avuçlarımızın ve gözlerimizin içlerine bakıyorlar. Onlar bizi görse de biz ne yazık ki çoğu zaman onlarla ilgilenmiyoruz ya da ilgilenemiyoruz. Ülke olarak çok zor bir dönemin içinden geçerken, ekonomi, sağlık, eğitim, aile, arkadaş, kardeş, komşu derken, çoğu zaman, yaşadığımız bu güzel şehrin her sokağını, köşesini paylaştığımız diğer paydaşlarımızı, dört ayaklı arkadaşlarımızı unutuyoruz. Biz bu eşi olmayan şehrimizde, Osmanlı döneminden beri süren bir ‘sokak hayvanları ile bir arada yaşama kültürü’nden geliyoruz. Öncelikle bunu kabul etmemiz ve bir zenginlik olarak görmemiz gerekiyor. Hem kendimizin hem onların huzuru için, şehrimizin vazgeçilmez bir paydaşı olan sokak hayvanları ile ortak bir yaşam kültürü oluşturmak hedefi ile iki sene önce yola çıkma kararı aldık.”

Protokol törenine İstanbul Veteriner Hekimler Odası Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, İpek Kıraç, Ekrem İmamoğlu, Koç Holding Dış İlişkiler ve Kurumsal İletişim Direktörü Oya Ünlü Kızıl, İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar katıldı.

Proje akıllı şehir yaklaşımı ile gerçekleştirilecek

KoçSistem’le geliştirdikleri mobil uygulama sayesinde sokakta yaşayan hayvanları kayıt altına almayı hedeflediklerini anlatan Kıraç, projenin nasıl yürüyeceğini de şu şekilde açıkladı: 

“Veri temelli SemtPati mobil uygulaması sayesinde İstanbul’daki sokak hayvanlarının mahalle bazında ‘adedi, kim besliyor, ilaçlarını gerekiyorsa kim veriyor, o bölgedeki hangi veteriner yardım edebilir, kısırlaştırma, sahiplendirme ve aşılama gibi ihtiyaçları neler, fiziksel özellikleri, fotoğrafları’ da dahil olmak üzere kayıtlarının tutulması mümkün olacak. Tüm şehrimizin mahalle mahalle ‘sokak köpeği haritalandırması’ da bu sayede yapılabilecek. El birliği ile onların sorunlarını çözüp ihtiyaçlarına karşılık verebileceğiz” diye konuştu.

Proje kapsamında yayınlanan SemtPati Rehberi’yle gönüllü  hayvanseverler mahallelerinde bir araya gelmesi ve yerel yönetimlerle kurulan koordinasyon sayesinde sokak hayvanlarının ihtiyacı olan destek çemberinin oluşturulması planlanıyor.  

İmamoğlu: Hayvanların doğal ortamını yok ediyoruz

 “İyi bir insan olmamının yanılan ortama, doğaya, canlılara, herkese, insana dair yüreğinizde beslediğiniz sevgi, saygı ve özenle ilişkilidir” diyen İBB Başkanı İmamoğlu da Türkiye’de şehirleşmenin yeni bir kavram olduğunun altını çizerek şunları söyledi: 

“Hızlı kentleşen Türkiye’nin, -ki bunun en büyük örneği İstanbul- belki de ilk mağdur ettiği canlılar, özellikle sokak canlıları; başta da köpekler. Çünkü onların doğal ortamlarını, birkaç senede kocaman sitelere, semtlere, hatta ilçelere dönüştürebiliyoruz. Bu tabii şiddetli bir uyumsuzluk ortaya getiriyor. Oraya daha dün taşınan insanlar, ‘Bu sokak hayvanlarının burada ne işi var, toplayın bunları’ diye büyük bir çığlık atıyorlar. Sokak canlıları da yaşama mücadelesi veriyorlar. 

Dünyada bir algı var; sanki her yerde binlerce, on binlerce kapasiteli barınaklar yapacaksınız; köpekleri oraya tıkayacaksınız. Ne kanun buna müsaade eder ne insan. Canlıyı olan saygı da buna müsaade etmez. Bu manada böylesi iki arada sıkışmış olan yerel yönetimlerin, sorunlarını çözecek mutlak pratik uygulamalara ihtiyacımız vardı.”

“Sahiplendirme çok önemli, gönüllüleri bekliyoruz”

Sokak hayvanlarının sahiplendirilmesi konusunun çok önemli olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, belediyenin her iştiraki, şirketi ve biriminden alanı uygun olduğu kadar köpek sahiplenmeleri talimatı verdikğini, gönüllü vatandaşların katkısını da beklediklerini kaydetti. 

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile iş insanı İpek Kıraç, İstanbul Planlama Ajansı’nın sahiplendiği Latte’yi ziyaret ederek sevdiler

SemtPati nedir, nasıl işleyecek?

SemtPati projesi kapsamında, akıllı şehir yaklaşımına uygun olarak hayata geçirilen mobil uygulama sayesinde gönüllüler ile belediye arasında bir koordinasyon sağlanacak. 

Mobil uygulama, mahallelerde sokak hayvanlarına yönelik gönüllü faaliyetler sürdüren hayvanseverlerin birbirinden haberdar olmalarını ve bir araya gelmelerini sağlıyor. Bu birliktelikle beraber mahallelerde oluşturulan Gönüllü İnisiyatifleri, gönüllülerin uygulama aracılığıyla eşgüdümlü, koordine ve dolayısıyla çok daha verimli çalışmasına katkıda bulunmuş olacak.

Yaşadıkları mahallelerde sokak köpeklerinin durum, konum ve ihtiyaçlarını hâlihazırda bilen gönüllülerden oluşan Gönüllü İnisiyatifi, uygulamanın yaratacağı çözümler için operasyonel gücü oluşturuyor. Bu gücü sahaya taşıyan gönüllüler, SemtPati uygulamasına kendi mahallelerindeki sokak köpeklerini fiziksel özellikleri, sağlık ve beslenme bilgileri, konumları ve fotoğrafları ile kaydederek mahalle mahalle tüm şehrin sokak köpeği haritalandırmasını yapacak.

Oluşturulan bu veri tabanı, ilgili belediye tarafından saklanarak kontrol edilecek. Uygulama ile sokak köpeklerine ilişkin kritik veriler takip edilebildiği için büyükşehir ve ilçe belediyelerinin sokak köpeklerinin aşı ve kısırlaştırma gibi sorumlulukları altında bulunan konuları etkin bir şekilde yönetmeleri ve veriye dayalı kararlar almaları desteklenecek.

Vaka bildirim özelliği ile veterinerlik hizmetleri verimli kullanılacak

SemtPati mobil uygulamasının, yaralanma, hastalık, terk edilme ve kaybolma gibi sokak köpekleri vakaları konusunda da veri temelli ve hızlı çözümler sunması planlandı. Mahalle sakinleri, karşılaştıkları vakaları, SemtPati mobil uygulamasındaki vaka bildirme özelliği sayesinde gönüllülere bildirebilecek. Vaka bildirimiyle birlikte, o mahalledeki tüm gönüllülere bildirim gidiyor ve herhangi bir kayıtlı kullanıcı vakayı devralana kadar vaka açık kalıyor. Vakayı devralan gönüllü vaka durumunu gerektiğinde güncelleyerek diğer gönüllülerin süreçle ilgili bilgi edinmesini sağlayabiliyor. Bu sayede sokak köpeği vakalarında hızlı ve şeffaf çözümler üretilirken, birey temelli alınan aksiyonla belediyelerin veterinerlik hizmetlerinin verimli kullanımı sağlanacak. 

SemtPati projesinin mobil uygulaması Apple Store ve Google Play üzerinden akıllı telefonlara indirilebiliyor.

 

Selahattin Demirtaş: HDP’siz, Kürtsüz demokrasi inşa edilemez

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP’siz bir Türkiye’nin ancak ‘ırkçı ve faşist küçük bir grubun istilası altında inleyen bir Türkiye’ olacağını belirterek, “Cumhuriyet var olmaya devam edecekse ırkçı ve faşist bir otoriter rejim yerine demokrasi inşa edilecekse bu HDP’siz, Kürt’süz olmaz, olamaz” dedi.

AKP-MHP ittifakının HDP’yi tasfiye etmek ve muhalefete gözdağı vermek için yaptığı operasyonlarda yargının hükümetin siyasi bir aparatı olarak kullanıldığını belirten Demirtaş,  “Kobani sürecinde yaşanan katliamların hukuki ve siyasi sorumlusu da AKP’dir. Ancak bunun üstünü örtmek için sürekli olarak HDP’yi hedef göstererek, kriminalize etmeye çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

“Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “örgütü üyesi olmak”, “örgüt adına suç işlemek” iddialarıyla 4 Kasım 2016’da tutuklanan ve 3 yıl 11 aydır cezaevinde bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Edirne F Tipi Cezaevi’nden bianet’in sorularını yanıtladı:

‘Kumpasa ortak olmayın’

HDP’ye yönelik başlatılan “Kobani Olayları” soruşturmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

S.D:HDP’ye yönelik operasyonların hiçbirinin hukuki olmadığını, siyasi amaçlarla yapıldığını artık herkes biliyor. Kobani olaylarında yaşanan şiddet HDP’nin açıklamasıyla değil, ondan bir gün sonra Erdoğan’ın “Kobani düştü, düşecek” provokasyonuyla başlamıştır. İlk ölüm, Erdoğan’ın bu ifadesinden sonra, Muş’un Varto ilçesinde, 25 yaşındaki Hakan Buksur’un öldürülmesiyle meydana geldi.

O katliamın en büyük mağduru HDP’lilerdir. Örneğin İzmir’de katledilen Ekrem Kaçeroğlu. Üç kız çocuğu babasıydı, çay ocağı işletiyordu. Linç edilerek katledildi. Linç edildiği anların videosu var, fotoğrafları var.

Dört kişi yakalandı, ikisi iki ay sonra tahliye edildi. Diğer ikisi de daha sonra tahliye edildi. Yani bu davada görüntüler var, fotoğraflar var ama tutuklu kimse yok. Bu kişiler duruşmalara bile gelmiyor. Mahkeme halen devam ediyor. Bu sadece bir örnek. Bunda görüntüler var diye bir dava açma mecburiyeti oldu. Çoğu ölümde, linçte herhangi bir hukuki işlem bile yok.

‘Yargı tarihinin en büyük siyasi kumpası’

Yargı, siyaset ve medya manipülasyonlarıyla tüm gerçekleri karartmaya çalıştılar. Güneş balçıkla sıvanmaz. Tüm gerçekler ve sorumlular bir gün mutlaka ortaya çıkacak.

Bugünlerde bize yapılanlar yargı tarihinin en büyük siyasi kumpaslarından biridir. Ancak bilinmelidir ki, günü geldiğinde bu kumpasa dahil olan siyasiler, yargı mensupları ve medya şaklabanları yargı önünde kesinlikle hesap verecekler. Bizi hem öldürüp hem katil ilan edenlerin bizzat kendileri bu katliamların baş sorumlusudurlar. Herkes bunu net olarak bilmelidir.

Biz asla boyun eğmeyeceğiz. Dimdik durarak bütün bu komploları bir kez daha boşa çıkaracağız ve mutlaka kazanacağız. Herkesin hesabını kitabını buna göre yapmasını tavsiye ederim. Sonra ileride “Ben duymadım, ben görmedim” olmasın.

‘Tek adam rejiminin yol açtığı zulüm, gündemin tam da kendisi’

Bazı uzmanlar operasyona dair “gündem kaydırma” bazıları da “tam da gündemin kendisinin Kürt sorunu” olduğunu söylüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Bunun adına gündem değiştirme falan denilemez. Otoriter tek adam rejiminin yol açtığı zulüm, gündemin tam da kendisidir. Kürt sorunu ve demokrasi sorunu, bunlarla bağlantılı ekonomik sorunlar, işsizlik ve yoksulluk gündemin ta kendisidir.

AKP-MHP faşist iktidarı varlığını ancak zorbalıkla, baskıyla, tehditle, yalanla sürdürebiliyor. Yapılan her şey bizzat iktidar ortaklarının açık talimatlarıyla yapılan zulüm uygulamalarıyken, buna gündem saptırma demek zulmü normalleştirmek anlamına gelir.

Tutuklamalar da zulümdür. Pandemide, eğitimde, sağlıkta yaşanan dehşet verici boyutlara varmış eşitsizlikler de zulümdür. Kayyım uygulaması da zulümdür.

Yani zulüm, AKP-MHP faşist iktidarının temel politikasıyken biz o zulüm uygulamalarının birine gündem saptırma dersek zulmü görmezden gelmiş, hatta dolaylı olarak onaylamış oluruz. Zulmün kime yapıldığına bakmaksızın mağdurun yanında olmaktır. AKP-MHP faşist iktidarının gündemi zulümse muhalefetin gündemi de mücadele olmalıdır

‘HDP’ye sahip çıkmak demokrasiye sahip çıkmaktır’

Hem HDP’ye hem de demokratik kamuoyuna mesajınız nedir? 

Özgürlük, demokrasi ve barışın kazanılmasında HDP’liler gerçekten fedakârca bir mücadele yürütüyorlar. Bunca baskıya rağmen HDP’nin halen asıl ayakta kalabildiğine şaşıranlar, halklarımızı zerre kadar tanımıyorlar. HDP’nin parti binalarından ibaret olmadığını, partimizin genel merkezinin kalplerde inşa edildiğini göremiyorlar.

Kürt halkı şunu bilmelidir ki hiçbir emekleri, ödedikleri hiçbir bedel boşa gitmemiştir, gitmeyecektir. Bizler bu ülkede özgür, eşit, onurlu bir halk olarak yaşayacağız. Bunu hep birlikte mutlaka başaracağız.

Yine Türk halkı da şundan emin olmalıdır ki, HDP Türkiye demokrasisinin, iç barışının, birlikte ve eşit yaşamanın güvencesidir. HDP’ye sahip çıkmak demokrasiye sahip çıkmaktır. Silahların tümden ortadan kalkacağı, barış içinde bir geleceğe destek olmaktır.

HDP’siz bir Türkiye, ancak ırkçı ve faşist küçük bir grubun istilası altında inleyen bir Türkiye olur. Fakat ele ele verirsek hep beraber aydınlık yarınları inşa edebiliriz. Yeni yüzyılda Cumhuriyet’i demokrasiyle buluşturabiliriz. Barış ve refah içinde bir ülkeyi var edebiliriz.

‘HDP’siz Kürt’süz olmaz’

Bu nedenle milliyetçisinden muhafazakârına, solcusundan Alevi’sine, Atatürkçüsünden ulusalcısına kadar her Türk arkadaşım bilmelidir ki, Cumhuriyet var olmaya devam edecekse ırkçı ve faşist bir otoriter rejim yerine demokrasi inşa edilecekse bu HDP’siz, Kürt’süz olmaz, olamaz.

‘HDP barış yanlısıdır”

Ve yine herkes şunu net olarak bilmelidir ki, HDP kesinlikle barış yanlısıdır. Silahın ve şiddetin kesin olarak son bulmasından, sorunların diyalogla ve siyasetle çözülmesinden yanadır. Tek adam rejiminin kara propagandasına asla prim vermeyin. HDP’ye, bizlere kulak verin.

Biz sadece kendimiz için değil, tüm Türkiye toplumu için direniyor, bedel ödüyoruz. Türk kardeşlerim de bu tarihi dönemde HDP’ye ve Kürt halkına elini uzatmaktan, yan yana durmaktan bir an bile çekinmemelidir.

Türkiye hepimizindir ve hepimiz el ele vererek aydınlık yarınları kuracağız. Birbirimize inanalım, güvenelim. Herkese yürek dolusu selamlarımı, sevgilerimi, saygılarımı gönderiyorum.