Kadıköy Belediyesi’nin her sene 10 Kasım Atatürk’ü Anma programı kapsamında düzenlediği “Ata’ya Saygı Zinciri” bu yıl sosyal mesafe kurallarına uygun olarak gerçekleşti. Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 82’nci yıl dönümünde binlerce kişiyle anıldı.
Yurttaşlar, Fenerbahçe Orduevi ile Bostancı sahil arasında oluşturulan 6,5 kilometrelik zincirin halkalarını, aralarında 2 metre mesafe bırakarak oluşturdular. Saat 9’u 5 geçe sirenlerin çalmasıyla birlikte saygı duruşuna geçildi.
Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, eşi Rojvan Odabaşı ve çocuklarının da katıldığı tören İstiklal Marşı’nın söylenmesinin ardından sona erdi.
Odabaşı: Atamızın izindeyiz
İnsan zincirine katılan Odabaşı yaptığı konuşmada “Bugün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuzluğa uğurlayışımızın 82’nci yıl dönümü. Bugün Kadıköy olarak yine her zaman olduğu gibi, atamızın izinde olduğumuzu, onun koymuş olduğu hedeflere ulaşmak için onun bize bıraktığı mirası korumak için, saygımızı göstermek için Fenerbahçe’den Bostancı’ya bugünkü şartlarda el ele olmayan bayrak bayrağa olan anma törenimizi gerçekleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.
2013 yılından bu yana Kadıköy Belediyesi ve Kadıköy Belediyesi Gönüllüleri tarafından düzenlenen ‘Ata’ya Saygı Zinciri’ne denizden de kanolar, su jetleri ve tekneler 9’u 5 geçe sirenlerini çalarak katıldı.
Dalgıçlar denizin altında dev Atatürk posteri ve Türk bayrağı açarak denizin yüzeyine çıkardı. İzmir’deki depremde enkaz altındakileri kurtarma çalışmalarına katılan Kadıköy Belediyesi Kentsel Arama Kurtarma Takımı – BAK Kadıköy de Ata’ya Saygı Zinciri’nde yer alarak, Türk bayrağı açtı.
Yeni tip koronavirüs salgınında artan vakalar üzerine daha önce uygulamada olan koronavirüs tedbirleri yeniden gündeme alınıyor. Vakaların çok fazla olduğu İstanbul ve Ankara’da 65 yaş ve üstü için sokağa çıkma kısıtlaması geldi.
İstanbul Valiliği, söz konusu yasağın 12 Kasım Perşembe gününden itibaren uygulanacağı bildirildi. Ankara’da ise yasak 10 Kasım itibarıyla başladı.
İki valilik tarafından yapılan açılamada, “’65 yaş ve üzeri vatandaşlarımızın her gün 10.00-16.00 saatleri arasında, sosyal mesafe kuralına riayet etmek ve maske takmak kaydıyla dışarıya çıkabileceklerine, 65 yaş ve üzeri vatandaşlarımızın bu saatler dışında sokağa çıkmalarının kısıtlanmasına’ karar verilmiştir” denildi.
Yasaktan muaf tutulanlar
Açıklamalarda söz konusu yasaktan muaf olacak kişiler de belirlendi. Buna göre aşağıdaki mesleklerde görev yapanlar yasak kararından etkilenmeyecek:
Doktorlar, sağlık çalışanları, eczacılar, seçimle iş başına gelmiş kamu görevlileri, sosyal hizmet kuruluşları görevlileri vb. olmak üzere kamu görevlileri, işletme sahibi, esnaf, tüccar, sanayici, çiftçi, serbest meslek sahipleri ile çalışanlar ve meslek odaları başkanları.
Bu kişilerin durumlarını aktif sigortalılıklarını gösteren SGK Hizmet Belgesi, Vergi Kaydı, Şirket Yetki Belgesi, Oda veya birlik kimliğinden biriyle belgelemesi gerekecek.
Valilik açıklamasında kısıtlama kararına uymayanlara Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 282’nci maddesi gereğince idari para cezası verileceği duyuruldu.
Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 87 kişi daha hayatını kaybetti, 2.529 yeni hasta (semptom gösteren ve koronavirüs testi pozitif çıkan kişi) tespit edildi. Böylece toplam ölüm sayısı 11 bin 059’a, hasta sayısı ise 399 bin 360’a yükseldi. Bakanlık ‘vaka’ sayısı bilgisini paylaşmadı.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
Bugün tespit edilen 2.529 yeni hastamız var. Ağır hasta sayımız 3.000’i geçti. Kayıplarımızı azaltmak için hasta ve ağır hasta sayısını azaltmak zorundayız. Buna ancak birlik ve beraberlik içinde mücadele ederek, tedbirlere uyarak ulaşabiliriz. Maske takın http://covid19.saglik.gov.tr
Bakanlığın verilerine göre, yoğun bakımda tedavi gören ağır hasta sayısı 3 bin 1’e yükseldi, hastalarda zatürre oranı ise yüzde 4.2. Bakan Koca, bugün 146.198 koronavirüs testi yapıldığını açıkladı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Cumhuriyet Gazetesi’nin eski yazar ve yöneticilerinin 31 Ekim 2016’da gözaltına alınarak tutuklanmasına ilişkin yapılan başvuruyu bugün karara bağladı.
Mahkeme oy birliğiyle aldığı kararda söz konusu tutuklamalar ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özgürlük ve güvenlik hakkı ile ilgili 5’inci maddesinin birinci fıkrası ve ifade özgürlüğü ile ilgili 10’uncu maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.
AİHM, Cumhuriyet çalışanlarını “basit ve güvenilir olmayan gerekçelerle tutuklayan” Türkiye’yi sekiz gazetecinin her birine 16 bin Euro manevi tazminat ödemeye mahkum etti.
Pekin: AYM’nin ‘ihlal yok’ kararını yanlış buldu
On başvurucu arasında Kadri Gürsel, Murat Sabuncu, Akın Atalay, Önder Çelik, Turhan Günay, Mustafa Kemal Güngör, Hakan Karasinir, Hacı Musa Kart, Güray Tekin Öz ve Bülent Utku yer alıyordu.
Kararı Yeşil Gazete’ye değerlendiren Avukat Tora Pekin, mahkemenin Kadri Gürsel ile Turhan Günay haricindeki isimler için Türkiye’ye tazminat cezası verdiğini söyledi.
Pekin, “Bu iki isim için daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararı verildiği için tazminat verilmedi. AYM diğer isimler için ise ihlal olmadığına hükmetmişti. Bu karar AYM’nin kararının yanlışlığını gösterdiği için de oldukça önemli” dedi.
‘Gazeteciliğin suçlandığı durumlar için emsal’
Kararda Cumhuriyet çalışanlarının tutuklanmasının herhangi bir makul şüpheye dayanmadığı için kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğinin belirtildiğini söyleyen Pekin, “Karar, gazetecilik faaliyetinin soruşturulduğu, suçlandığı diğer durumlar için de emsal teşkil etmeli” ifadelerini kullandı.
Başvurularında tutuklamanın amaç dışı kullanıldığını da öne sürdüklerini belirten Pekin, “Bir şekilde bunun için yeterli kanıt sunmadığımız gerekçe gösterilerek bu konuda bir karar verilmedi” dedi.
‘AİHM Türkiye’ye yetişemiyor’
AİHM kararının dört yıl sonra gelmesine ilişkin de değerlendirmede bulunan Tora Pekin kararı daha önce beklediklerini kaydederek, “Keşke bütün siyasi suçlamalarda karar bir an önce alınsa. Ancak Türkiye’de o kadar çok gazetecilik suçlaması yapılıyor ki AİHM yetişemiyor” diye konuştu.
Av. Pekin iki noktaya dikkat çekerek, “Bir yandan AİHM’in daha hızlı karar vermesini talep edelim. Ama bir yandan da AİHM’in daha önce ihlale ilişkin vermiş olduğu kararların uygulanması için çalışmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
AİHM’in verdiği kararların emsal niteliği taşıdığını ve hatta bütün konsey ülkeleri için bağlayıcı olduğunu belirten Pekin, “Bizde yargıçlar emsal kararı uygulamaktan geri duruyorlar. Bunun somut örneği de Ahmet Şık. İlk tutuklanmasının ihlal olduğuna dair karar çıkmasına rağmen Ahmet Şık’ı ikinci kez tutukladılar” değerlendirmesinde bulundu.
Fotoğraf: Erhan Demirtaş
‘Tutuklama delili yoksa mahkumiyet de verilmemeli’
Avukat Tora Pekin, AİHM’den gelen ihlal kararının Cumhuriyet Davası hakkındaki beklenen Yargıtay kararı için kağıt üzerinde bir bağlayıcılığı olmasa da fiiliyatta bağlayıcılığının olduğunu söyledi:
Bu karar tutuklamaya ilişkin olduğu için Yargıtay kararı üzerinde esasa ilişkin karar yönünden bağlayıcı olmadığı söylenebilir. Ancak fiiliyatta bu doğru değil çünkü tutuklamaya yeterli delilin olmadığı bir dosyada mahkumiyet kararının hiç verilememesi gerekiyor.
Gazeteciler üzerindeki baskının bir an önce kalkması için Yargıtay’ın davaya ilişkin kararını beklediklerini söyleyen Pekin, söz konusu kararın ne zaman çıkacağına ilişkin bir bilgilerinin olmadığını söyledi.
Neler yaşandı?
31 Ekim 2016 günü Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarlarından oluşan 10 kişi “FETÖ ve PKK’ya üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” iddiasıyla gözaltına alınarak tutuklanmıştı.
Yedi kişi Temmuz 2017’de serbest bırakıldı. Kadri Gürsel, Eylül 2017’de, Murat Sabuncu, Mart 2018’de ve Akın Atalay, Nisan 2018’deki son duruşmada tahliye edildi.
Mahkeme Nisan 2018 tarihindeki duruşmada dokuz gazeteciyi terör örgütüne üye olmaksızın yardım ettikleri” suçundan cezalandırdı. Turhan Günay ise tüm suçlamalardan beraat etti. Ceza alan sanıklar Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulundu.
Çizim: Necmi Yalçın
Mahkeme Yargıtay kararını tanımadı
Bu süreçte gazeteciler aynı zamanda, özgürlük ve güvenlik hakları ile birlikte ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptı. Ancak AYM, Gürsel ve Günay’ın başvurusunda hak ihlali olduğunu belirtirken diğer sanıklar için hak ihlali olmadığını söyledi.
2019 yılının Eylül ayında Yargıtay mahkeme kararını delil yetersizliği gerekçesiyle bozarak dokuz kişi hakkında yeniden yargılama talep etti. Ancak ikinci yargılamanın 21 Kasım’daki ilk duruşmasında mahkeme Yargıtay kararını tanımadığını açıkladı. Yalnızca Kadri Gürsel hakkında beraat kararı verdi.
Sekiz sanık, mahkeme kararına bir kez daha itiraz etti. Dava bir kez daha bölge istinaf mahkemesinde sonuçlanmayı bekliyor. Gazetecilerin avukatları AİHM’e ise 2016 yılında başvurmuştu. AİHM kararı başvurudan dört yıl sonra gelmiş oldu.
‘AİHM Türkiye’ye yetişemiyor’
AİHM kararının dört yıl sonra gelmesine ilişkin de değerlendirmede bulunan Tora Pekin, “Biz daha erken bekliyorduk. Keşke bütün siyasi suçlamalarda karar bir an önce alınsa. Ancak Türkiye’de o kadar çok gazetecilik suçlaması yapılıyor ki AİHM yetişemiyor” dedi.
Burada iki noktanın önemli olduğunu vurgulayan Pekin, “Bir yandan AİHM’in daha hızlı karar vermesini talep edelim. Ama bir yandan da AİHM’in daha önce ihlale ilişkin vermiş olduğu kararların uygulanması için çalışmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
AİHM’in verdiği kararların emsal niteliği taşıdığını ve hatta bütün konsey ülkeleri için bağlayıcı olduğunu belirten Pekin, “Bizde yargıçlar emsal kararı uygulamaktan geri duruyorlar. Bunun somut örneği de Ahmet Şık. İlk tutuklanmasının ihlal olduğuna dair karar çıkmasına rağmen Ahmet Şık’ı ikinci kez tutukladılar” değerlendirmesinde bulundu.
‘Tutuklama delili yoksa mahkumiyet de verilmemeli’
Avukat Tora Pekin, AİHM’den gelen ihlal kararının Cumhuriyet Davası hakkındaki beklenen Yargıtay kararı için kağıt üzerinde bir bağlayıcılığı olmasa da fiiliyatta bağlayıcılığının olduğunu söyledi:
Bu karar tutuklamaya ilişkin olduğu için Yargıtay kararı üzerinde esasa ilişkin karar yönünden bağlayıcı olmadığı söylenebilir. Ancak fiiliyatta bu doğru değil çünkü tutuklamaya yeterli delilin olmadığı bir dosyada mahkumiyet kararının hiç verilememesi gerekiyor.
Gazeteciler üzerindeki baskının bir an önce kalkması için Yargıtay’ın davaya ilişkin kararını beklediklerini söyleyen Pekin, söz konusu kararın ne zaman çıkacağına ilişkin bir bilgilerinin ise olmadığını söyledi.
ABD‘nin 46. başkanı olarak Beyaz Saray‘a yerleşme hazırlıkları yapan Joe Biden’a ekibi ve ailesinin yanısıra ‘first köpekler’ de eşlik edecek. ABD’de first köpekler geleneği 100 yılı aşkın bir geçmişe sahip.
Gelenek Trump’la bozuldu
ABD başkanlarının evcil hayvanlarıyla birlikte yaşaması 100 yılı aşkın bir süredir devam eden bir Beyaz Saray geleneği olarak kabul ediliyor. Bu geleneği ilk evcil hayvanı olmayan başkan olan Donald Trump bozmuştu.
ABD’nin yeni başkanı Biden’ın ise Champ ve Major adında iki Alman çoban köpeği var. Biden’ın Beyaz Saray’a girmesiyle First köpek geleneği de Beyaz Saray’a dönmüş olacak.
Champ, Biden başkan yardımcılığı yaptığı dönemde de Beyaz Saray’da bulunuyordu. Bu yüzden sarayın yabancısı değil. Major ise Beyaz Saray’ın barınaktan sahiplenilen ilk köpeği olacak.
Biden, Major’ı 2018’de Delaware Humane Association isimli bir hayvan sahiplendirme organizasyonu aracılığıyla evlat edindi.
Eski başkanlar da Beyaz Saray’ı hayvanlarıyla paylaşıyordu
Barak Obama’nın başkanlığında da ailenin Bo ve Sunny isimli köpekleri Beyaz Saray’daydı.
Bill Clinton da köpeği Buddy ve kedisi Socks’la Beyaz Sarayı paylaşıyordu. Hillary Clinton Buddy ile Socks’ın rekabetini ve çocukların onlara yazdığı mektupları anlatan bir kitap da yazmıştı.
Bircan Yorulmaz 2 Ekim’de bir grup HDP’li ile birlikte tutuklandı. Gerekçe, Kobane Olayları. Hani 6-7 Ekim 2014’te 50’yi aşkın kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar. Hani IŞİD Suriye’nin kuzeyindeki Kobane’yi kuşatmışken, bölgede ele geçirdiği birçok kentte katliam/soykırım yapmışken, HDP’nin protesto çağrısı yaptığı, o malum “Düştü düşecek” açıklaması yapılınca ortalığın daha da karıştığı olaylar.
Çok sayıda can kaybının yaşandığı bu olaylardan hemen sonra HDP, iktidar tarafından suçlanmamıştı aslında. Hatta epeyce bir süre sonra, 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’de HDP ve AKP yöneticileri, Öcalan’ın bir metnini müzakere etmişler ve Kürt meselesinin çözümüne dair bir protokol için mutabakata varmışlardı. Ne zaman ki AKP Haziran 2015 seçimlerinden sonra çözüm sürecini bitirmeye karar verdi, o zaman HDP bu olayların sorumlusu olduğu gerekçesiyle iktidar ve medyası tarafından hedef gösterilmeye başlandı.
MYK toplantısı sonrası yapılan protesto çağrısının şiddet çağrısı olduğu öne sürüldü. Olaydan 6 yıl sonra, yazının başında bahsettiğim operasyonda gözaltına alınan daha sonra serbest bırakılan eski milletvekili Sırrı Süreyya Önder o günlere ilişkin şunları söyledi mesela ifadesinde:
“MYK toplantısı yapıldığı esnada ben o gün boyunca ve ertesi gün sabaha kadar İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın makamında bulunmaktaydım. O dönemdeki İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammet Dervişoğlu’na sorulması halinde, olayların engellenmesine yönelik heyet halindeki çalışmalarımız hakkında bilgi verebileceklerini değerlendirmekteyim. 9 Ekim 2014 günü Adalet Bakanı Başmüşaviri tarafından bana geceyarısı, yarım A4 kağıda Abdullah Öcalan tarafından el yazısı ile yazılmış, yaşanan şiddet olaylarının en kısa sürede bitirilmesine dair bir not iletildi. Ben de bu notu gecikmeksizin hemen o esnada Selahattin Demirtaş’a Whatsapp üzerinden gönderdim. Daha sonra kendisi buna ilişkin bir basın açıklaması yaparak bu hususu kamuoyu ile paylaştı.” (2 Ekim 2020, Hürriyet)
Siyasi intikam operasyonları
Böyle cereyan eden bir vaka vesile edilerek HDP üzerinde tekrar baskı kuruldu ve başlatılan operasyonla (eski) Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen, HDP MYK üyesi Alp Altınörs, RTÜK Üyesi Ali Ürküt, HDP’li eski vekiller Nazmi Gür, Ayla Akat Ata, Emine Beyza Üstün, eski BDP Eş Başkanı Emine Ayna, eski MYK üyeleri Berfin Özgü Köse, Can Memiş, Dilek Yağlı, Günay Kubilay, Bülent Barmaksız, Pervin Oduncu, İsmail Şengün, Cihan Erdal ile eski HDP Genel Saymanı Zeki Çelik tutuklandı.
Tutuklananlar arasında eski MYK üyesi olduğu gerekçesiyle Bircan Yorulmaz da var. Bu operasyonun tamamen siyasi bir operasyon, tutuklamalardaki haksızlığın da ayan beyan ortada olduğunun altını çizerek Bircan için birkaç şey söylemek isterim.
Bircan Yorulmaz 2007’de Hrant Dink’in ırkçı bir cinayetle aramızdan alınmasından sonra kendiliğinden kurulan/oluşan Hrant’ın Arkadaşları grubunun üyelerinden biridir. Bu grup, Dink Cinayeti davalarını (en başından beri) izler, duruşma öncesinde yapılan basın açıklamalarını tertipler, davanın gidişatını yakından takip eder, gerekirse binlerce sayfalık dökümanı kendi arasında paylaşıp okur ve en önemlisi her yıl 19 Ocak’ta Hrant’ın vurulduğu yerde gerçekleşen anmaları organize eder. (Gayet zor ve ciddi bir iştir bu)
Bircan’ı işte tüm bu faaliyetler vesilesiyle yakından tanıdım. Her duruşma için, her anma için canını dişine takıp koşturan birisi Bircan. Onu sadece bu kadarla da tanımlayamayız. HDP’nin kuruluşunda da emeği geçen, polisin kuşattığı, gaz bombalarıyla müdahale ettiği birçok basın açıklamasında nasibine düşeni alan ve bundan hiç gocunmayan birisi Bircan. Osman Kavala’nın haksız tutukluluğunun 3. yılını geride bırakırken Osman ile Bircan’ı bir arada düşünüyorum. Selahattin Demirtaş’ın haksız tutukluluğunun daha doğrusu siyasi rehineliğinin 4. yılını geride bırakırken bir arada düşünüyorum onları.
Bircan Yorulmaz’ı aynı operasyonla birlikte tutuklandığı Ayhan Bilgen, Beyza Üstün, Alp Altınörs, Can Memiş ve daha niceleri ile birlikte düşünüyorum elbette. Haksız yere özgürlükleri ellerinden alınan insanlarla.
Ama aynı zamanda 19 Ocak’larda, ya da benzer toplantılarda, etkinliklerde, bir tarafta Osman Kavala, bir tarafta Bircan Yorulmaz farklı işlerin, detayların peşinde koştururlarken, hiç akla gelmeyecek sorunları çözmeye çalışırlarken düşünüyorum, görüyorum onları.Osman’ı, Bircan’ı, Demirtaş’ı, Bilgen’i, Kışanak’ı, Tuğluk’u, Altınörs’ü, Üstün’ü, Memiş’i, Ahmet Altan’ı ve birçok siyasi tutukluyu özgürlüklerinden mahrum eden bu siyasi intikam operasyonlarını düşünüyorum elbette.
Ankara 2. İdare Mahkemesi,Mamak‘ta daha önce terminal olan alanda yapılan plan değişikliğini iptal ederken, Ankara 5. İdare Mahkemesi de Mamak’ın başka bir mahallesinde yeşil alanı nüfus yoğunluğuna açacak yapılaşmayı içeren plan değişikliğini iptal ettiğini duyurdu.
Bianet‘in aktardığına göre, Ankara 2. İdare Mahkemesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından Mamak‘ta daha önce terminal olan alanda yapılan plan değişikliğini iptal etti. Mahkeme plan değişikliğindeki iptal kararını imar mevzuatına, kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olmadığı gerekçesiyle aldı.
Ankara 5. İdare Mahkemesi ise Mamak’ın bir başka mahallesinde yeşil alanı nüfus yoğunluğuna açacak yapılaşmayı içeren plan değişikliğini şehircilik ilke ve esaslarına, planlama tekniklerine, kamu yararına dolayısıyla hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçeleriyle iptal etti.
TMMOB: Mahkemeler kamu yararını gözetti
Mahkeme aynı zamanda plan değişikliklerinin mülkiyet hakkına ve yapılaşmaya etkisi dikkate alındığında uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğacağını da belirterek, dava konusu işlemin yürütmesini de durdurdu.
İki süreci de yargıya taşıyan TMMOB’a bağlı Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin başkanı Tezcan Karakuş Candan, idare mahkemelerinin aldığı kararlarla ilgili şu değerlendirmede bulundu:
“Mahkemeler bilim ve tekniği esas alarak kamu yararı yönünde kararını vermiştir. Kamu yararı için verilen hukuk mücadelesi bir kez daha tescillenmiştir”
İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu ve İTO Kovid-19 İzleme Kurulu, koronavirüsle ilgili İstanbul ekim ayı raporunu açıkladı. İstanbul’da hem vaka hem de ölüm sayılarında ciddi bir artış yaşandığına dikkat çekilen açıklamada, bu artış engellenemezse kenti bir felaketin beklediği uyarısı yapılarak alınması gereken önlemler sıralandı.
İstanbul’un acilen karantina altına alınması gerektiğini söyleyen İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu, “İstanbul’un sağlık kurumları alarm veriyor ve durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor” dedi. Basın metnini okuyan Ömeroğlu, hükümetin ve Sağlık Bakanlığı’nın pandemi sürecinden bir başarı hikayesi çıkartmaya çalışırken, alınmayan önlemler yüzünden hekimler ve sağlık çalışanlarının yaşamını yitirdiğini söyledi.
Türkiye’nin salgının birinci dalgasını bile baskılayamadan mevsimsel grip dönemine yüksek bir hasta yüküyle girdiği belirten hekimler, İstanbul’da nüfusun fazla olması sebebiyle vaka sayısındaki artışın çok daha dramatik boyutta gerçekleşeceğine vurgu yaparak, “Hem sağlık çalışanlarını hem de halkımızı kış döneminin başlaması, hava kirliliğindeki artış ile birlikte zor günler beklemektedir” dedi.
İstanbul, Wuhan’ı geride bıraktı
COVİD-19 pandemisi sürecinde gerçek vefat sayılarının Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığının yaklaşık üç katı olduğunu biliyoruz. En ağır bedeli ise Sağlık Bakanı’nın daha salgının başlangıcında ‘Türkiye’nin Wuhan’ı’ olarak tanımladığı, bugün ise Wuhan’ı geride bırakmış olan İstanbul ödüyor” diyen Prof. Dr. Ömeroğlu, şöyle devam etti:
İstanbul Tabip Odası olarak meslektaşlarımızdan topladığımız bilgiler ve sahadaki gözlemlerimiz durumun nasıl bir vahamet kesbettiğini gösteriyor. Ambulanslar COVİD-19 hastalarını taşımaya yetişemiyor, hastalar saatlerce sedyede bekletiliyor. Hastanelerde mevcut servisler yetmiyor, her gün yeni yeni COVİD-19 servisleri açılıyor. Servise yatması gereken birçok hasta yeterli yatak olmadığı için acilde tutuluyor. Yoğun bakımda yatması gereken birçok hasta acilde ya da servislerde bekletilip yoğun bakım yataklarının “boşalması” bekleniyor.
Özel hastanelerin ücret karşılığı hasta kabul ettiği belirtilen açıklamada, “Bütünüyle İlçe Sağlık Müdürlükleri’nin üzerine yıkılmış olan filyasyon çalışmaları vakaların ancak çok az bir bölümüne yetişebiliyor. İstanbul’un sağlık kurumları alarm veriyor ve durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor. AKP rejiminin salgın politikası bütünüyle iflas etti” ifadeleri kullanıldı.
İTO Genel Sekreteri Prof.Dr. Osman Küçükosmanoğlu ise, “Memleketim Çukurova‘da bir deyim var: ‘Kıran’. Bu, bir ‘kıran’a döndü. Bizden ‘kıran artığı’ olmamız bekleniyor’ dedi.
Öneriler
Açıklamada İstanbul için şu öneriler sıralandı:
Ev içinde bulaşın çok yaygın olduğu gerçeği göz önüne alındığında, evde izolasyon için uygun olmayanlar yurt, misafirhane veya otellerde gözetim altında tutulmalıdır.
Okullarda personel eksikliği giderilmeli, tuvalet vb. ortak kullanım alanlarında temizlik kurallarına uygun koşullar sağlanmalıdır.
Şeffaf veri paylaşımı, yaygın test yapılması, Sağlık Bakanlığının tedavi rehberlerinin bilimsel verilerle düzenlenmesi önemlidir.
Özel hastaneler için SGK Kovid-19 paketi tekrar hayata geçirilmeli, tanı ve tedavi giderlerinin geri ödemesi sağlanmalıdır.
Sağlık çalışanlarının moral ve motivasyonunu artırmak için ek ödeme adaletsizliği giderilmeli, ücretler insanca yaşamı sağlayacak düzeye getirilmelidir.
Sağlık çalışanları için güvenli çalışma koşulları sağlanmalı, düzenli test yapılmalı, grip aşısı yapılmalı ve Kovid-19 meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir.
İstanbul’da sosyal destek paketleri ile desteklenerek toplumsal hareketliliğin sınırlandırılması ihtiyacı vardır.
Pandemi tsunamisi hastanelerde değil, toplumda, toplumla birlikte karşılanmalıdır.
İstihdam ihtiyacı göz önüne alınarak KHK ile ihraç edilmiş ve ataması yapılmayan hekimler/sağlık çalışanları acilen göreve başlatılmalı, aylardır pandemi mücadelesi nedeniyle yorgun düşmüş sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve özlük hakları hızla düzeltilmelidir.
Işık açma-kapama eylemine çağrı
Toplantının sonunda da Prof. Dr. Ömeroğlu, yarından itibaren beş gün boyunca saat 21:00’da sağlık çalışanlarının durumuna dikkat çekmek için ışık açma kapama eylemi gerçekleştireceklerini söyledi.
Okul kantininde aldığı şırınga şeklindeki çikolata kapağının nefes borusuna kaçması yüzünden hayatını kaybeden Mert Yağız Köksal‘la ilgili açılan davanın iddianamesine giren bilirkişi raporunda asli kusur çocuğa verilirken, kantin işletmecisi ve ürünü dağıtan firma yetkilisinde tali kusur bulundu. Raporda, “Maktulün kendi tedbirsiz ve dikkatsiz davranması sonucu ölümüne neden olduğu ve bu nedenle asli kusurlu olduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir” ifadeleri yer aldı.
10 Aralık 2019 tarihinde Ankara‘nın Keçiören ilçesinde Şehit Ahmet Kabukçu İlkokulu birinci sınıf öğrencisi Mert Yağız Köksal, kantinden aldığı şırınga şeklindeki çikolatanın kapağının nefes borusuna kaçması sonucu fenalaştı.
7 yaşındaki Köksal, ilk önce aile sağlığı merkezine götürüldü. Fakat aile sağlığı merkezinden ambulansla hastaneye sevk edildiği sırada hayatını kaybetti. Olayla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada, kantin işletmecisi ve ürünün dağıtımını yapan firma sahibi, okul müdürü, nöbetçi öğretmen, hizmetli, sağlık merkezindeki doktor hakkında soruşturma başlatıldı.
Kantinci için hapis cezası
Savcılık, kantin işletmecisi ile ürünün dağıtımını yapan kişi hakkında ‘taksirle ölümüne neden olmak’ suçundan altı yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenledi. İddianame, Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi ve dava açıldı.
Savcılık, kovuşturma için memur şüphelilerin dosyasını ise Milli Eğitim Bakanlığı’ndan izin talebinde bulunduğu için ayırdı.
Mert kusurlu bulundu
İddianamede yer alan bilirkişi raporunda asli kusurun Mert’e verildiği, kantin işletmecisi ve ürünü dağıtan firma yetkilisine ise tali kusur verildiği öğrenildi.
Raporda Mert’in plastik şırınganın ucundaki tıpayı eliyle çıkarmadan ağzına alarak dişiyle çıkarmaya çalışırken tıpanın boğazına kaçması sonucu boğularak ölmesine neden olduğu belirtilirken, ‘maktulün böylece kendi tedbirsiz ve dikkatsiz davranması sonucu ölümüne neden olduğu ve bu nedenle asli kusurlu olduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir’ ifadeleri de yer aldı.
İddianamede, “Maktulün cesedi üzerinde klasik otopsi işlemi yapılmış olup, ölüm sebebinin solunum yollarının yabancı cisimle tıkanmasına bağlı mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğunu oy birliğiyle karar verdiği anlaşılmıştır” denildi.
Avukat Çağlayan: Kamu vicdanını yaralar
Mert Yağız Köksal’ın ailesinin avukatı Özge Şimşek Çağlayan, iddianamenin hukuka aykırı biçimde çocuğun asli kusurlu sayıldığı bir rapora dayandırılarak hazırlandığını belirtti ve şunları söyledi:
“İddianame, hukuka aykırı biçimde çocuğun asli kusurlu sayıldığı bir rapora dayanılarak hazırlanmıştır. Bu durumun kamu vicdanını derinden yaralayacağı tartışma götürmezdir. Bir çocuktan yetişkin düzeyde birinin göstermesi gereken özen ve dikkati beklemenin mümkün olmadığı nasıl göz ardı edilmiş akıl alır gibi değil. Gerekli itirazları yapacağımızı ve konunun tüm çocuklar adına takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz.”
AKP hükümetinin TBMM gündemine getirdiği esnek ve kısmi çalışma içeren düzenlemenin, işçi sendikalarının tepkisinin ardından istihdam paketinden çıkarılmasına karar verildi.
Türk İş Başkanı Ergün Atalay Meclis’te AKP yöneticileri ile yaptıkları görüşme sonrası, “Bu maddelerin 15 gündür işçinin aleyhine olduğunu anlatmaya çalıyoruz. AK Parti ve MHP’den randevu talep etmiştik. Bugün bu haklı talepleri Meclis gündemine getirip bir formül üreteceklerini söylediler. Hayırlı müjdeli haber bekliyoruz” dedi.
Pandemi gerekçe göstererek istihdam artışı için getirdiğin öne sürülen “esnek ve kısmi çalışma” düzenlenmesinde tepkiler üzerine taraflarla bir dizi görüşme yapılmıştı.
25 altı ve 50 üstü işçiler için
Düzenlemede, 25 yaşını doldurmayan veya 50 ve üzeri yaşta olan işçilerle yapılacak belirli süreli iş sözleşmelerinin iki yıla kadar koşulsuz yapılabilmesini düzenleyen madde sendikalar ve çalışanların büyük tepkisine neden olmuştu. AKP ise maddenin gerekçesinde bu yaş gruplarında olanların istihdam piyasasına girişlerinin daha kolay hale getirilmesinin amaçlandığını iddia etmişti.
25 yaş altı olup 10 günden az çalışma günü olanlara yönelik düzenlemeyle de 25 yaş altındaki işçilerin işsizlik, malullük, yaşlılık gibi sosyal güvenlik haklarından yararlanmasını ortadan kaldıracağı ifade ediliyordu.
Teklifin, Genel Kurul’da görüşülmeye başladığı gün Türk-İş, Hak-İş ve DİSK ortak bir açıklama yapmış; sendika başkanları belirli süreli sözleşme ile çalışan işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı ile iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağına dikkat çekilerek esnek çalışmaya dönük tüm düzenlemelerin geri çekilmesi çağrısı yapmıştı.
Yeniden değerlendirilecek
Ortak açıklamanın ardından konfederasyon yöneticileri ile AKP yöneticileri arasında bir dizi görüşme gerçekleşti. Son olarak Türk-İş yöneticileri AKP grubunu ziyaret ederek Grup Başkanvekili Mehmet Muş ile görüştü. Görüşmede MHP Grup Başkanvekilleri de hazır bulundu.
Türk İş Başkanı Ergün Atalay görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Bu maddelerin 15 gündür işçinin aleyhine olduğunu anlatmaya çalıştık. AK Parti ve MHP’den randevu talep etmiştik. Bugün bu haklı talepleri Meclis gündemine getirip bir formül üreteceklerini söylediler. Bu maddeler işverenin lehine, kötü bir düzenleme. Hayırlı müjdeli haber bekliyoruz” dedi.
Uzlaşma doğrultusunda son dakika bir değişiklik olmazsa verilecek değişiklik önergeleriyle 33 ve 37. maddeler teklif metninden çıkarılacak.