Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Milli Ağaçlandırma Günü etkinliği kapsamında ‘Geleceğe Nefes, Dünyaya Nefes‘ fidan dikim programında yaptığı konuşmaları değerlendiren CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç şunları söyledi:
“Cumhurbaşkanı son 18 yıl için “Çevre hassasiyetinde altın dönem” tanımlamasında bulundu. Çevreye zarar verecek ne kadar proje varsa, AKP döneminde faaliyete geçirildi. Böyle altın dönem mi olur ? Bu olsa olsa kara dönem olur. Belli ki, “altın” deyince Cumhurbaşkanı ile aynı şeyleri anlamıyoruz.”
Sözde orman sevgisi
Cumhurbaşkanı’nın ‘sözde orman sevgisi’ güzellemeleri yaptığını, ancak samimi olmadığını söyleyen Öztunç, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanı üçüncü havalimanı için kesilen ağaçları neden telafuz etmiyor? Kanal İstanbul projesi olursa neler olacak farkında mı? Kazdağları’nda, Cerattepe’de, Erzincan’da, Bergama’da, Gümüşhane’de altın için neler yapıldığından haberi var mı? Sinop İnceburun’da Nükleer Santrali için ne düşünüyor ? Artık yapılmayacak denilen Akkuyu Nükleer Santrali, Hasankeyf’i sular altına gömen Ilısu Barajı projeleri AKP döneminde neden hızlandırıldı ? Sarayda oturacağım diye Atatürk Orman Çifliği’ni işgal edip ağaçları kestiren birisinden ne bekliyoruz ki ? İstanbul için, Karadeniz yaylaları için ihanet açıklamaları yaptı de ne oldu. Aynı tas, aynı hamam.”
‘Kesiyoruz ama sebebimiz var’
Cumhurbaşkanı “Tabiatı hoyratça yok etmek, sebepsizce ağaca, denize, toprağa zarar vermek Rabbimizin emanetine hıyanet etmektir” sözünün altında “kesiyoruz ama bir sebebimiz var” algısı yattığını kaydeden Öztunç, “Rant için, villa için, beton için kesmeyi meşru bir sebep olarak görüyor. Yandaşı, iş adamları daha çok para kazansın diye milyonlarca ağaç kestiler. Yüzlerce yıllık ağaçları kestiren iktidarın ağaç sevgisinden bahsetmesi samimiyetsiz bir yaklaşımdır” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla geçen yıldan itibaren ‘Milli Ağaçlandırma Günü’ olarak belirlenen 11 Kasım, bu yıl Ankara’da Yıldırım Beyazıt Üniversitesi yerleşkesinde kutlandı. “Geleceğe Nefes, Dünyaya Nefes” fidan dikimi programına katılan Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin çevre bakımından altın dönemini son 18 yılda yaşadığını öne sürerek, “Tarih boyunca hep tabiatla uyum içinde olduk. Tabiatı hoyratça yok etmek, ağaca, denize, toprağa zarar vermek, Rabbimizin emanetine hıyanet etmektir” dedi.
Konuşmasında yine Gezi direnişini gündeme getiren Erdoğan,”Gezi olaylarında güya çevre adına sokakları yakanlar, esnafın malını yağmalayanlar, fidan dikimi seferberliğimizi kötüleme yarışına girdi” ifadelerini kullandı.
Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Toprakla buluşturduğumuz fidanların ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. 11 Kasım’ı Milli Ağaçlandırma Günü ilan etmiştik. Evlatlarımıza daha yeşil, daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için 11 milyon fidanı toprakla buluşturmuştuk. 11 milyon fidan hedefiyle yola çıkmışken yaklaşık 14 milyon fidanı toprakla buluşturduk.
Her hayırlı işi karalamayı prensip edinen bir güruh meselenin önüne ardına bakmadan bu konuda da yersiz eleştiri oklarını bizlere yöneltti. Gezi olaylarında sokakları yakanlar, esnafın mallarını yağmalayanlar fidan dikimimizi kötüleme yarışına girdi. Eleştirenler dikkat ederseniz PKK’lı teröristlerin yaktığı ormanlardan hiç bahsetmiyor. Bölücü örgütün çevre terörünü ağızlarına dahi almıyorlar.
Destek vermek yerine çıktılar ‘Kasım ayında fidan mı dikilir’ diyerek yapılan işe çamur atmaya kalktılar. İşin uzmanları tarafından cehaletle yüzlerine vurulunca da ’11 milyonun 9 milyonu kurur’ diyerek suç bastırmaya çalıştılar. Bunda da yine çuvalladılar. Birkaç aya kurur dedikleri fidanlar toprağa daha sıkı sarılarak onları mahcup etti. Kalbi nefretle kuruyanlara inat geçen sene diktiğimiz fidanların hemen hepsi bu yıl boy veriyor, filiz veriyor.
‘Ağacın, bitkinin, hayvanatın hukukuna saygı gösteriyoruz’
Geleceğe nefes sloganıyla çıktığımız yolda dünyaya nefes olarak yürütüyoruz bu işi. Bu yıl 30’a yakın ülke destek veriyor. 4 kardeş ülkeyle fidan dikimi gerçekleştireceğiz. Biz tabiatla kardeş, ağaçla, çiçekle, yeşille, toprakla dost bir milletiz. Ağaca bitkiye, hayvanata değer veren onların hukukuna saygı gösteren güzel bir geleneğe sahibiz. Tabiatı hoyratça yok etmek, sebepsizce ağaca, denize, toprağa zarar vermek Rabbimizin emanetine hıyanet etmektir. Toprak olmazsa bu dünyada yaşayacak yer bulamayacağımız gibi, öteki aleme göçtüğümüzde de yatacak yerimiz olmayacaktır. Toprağa her bakımdan hak ettiği değeri vermek zorundayız.
Yeni bir proje başlatıyoruz. ‘Tohum ver, fidana dönüşsün’ adını verdiğimiz projeyle her yıl 12 milyon yavrumuza fidan kapları ve tohumları teslim ederek kendi fidanlarını kendilerinin yetiştirmesini sağlayacağız. Türkiye çevre hassasiyeti bakımından altın dönemini son 18 yılda yaşamıştır.
Ormancılık alanında yaptığımız çalışmalar OECD ve BM’nin d e dikkatini çekmiştir. Dünyada orman varlığı azalırken, Türkiye orman varlığını artıran nadir ülkelerden biri olmuştur. 2002’de 20.8 milyon hektar olan orman varlığımızı 1.9 milyon hektar artırdık. Cumhuriyet tarihinin en büyük milli ağaçlandırma seferberliğini başlattık.
2023 sonuna kadar 7 milyar fidan
Hedefimiz 2023 yılı sonuna kadar toplamda 7 milyar fidanın toprakla buluşmasını sağlamaktır. Orman yangınlarıyla mücadelede son teknolojileri kullanıyoruz. 7 gün 24 saat ormanlarımızı gözetliyor, çıkan yangınlara en kısa sürede müdahale ediyoruz. Yangına müdahale süresini 40 dakikadan 12 dakikaya düşürdük. İnşallah bu süreyi 10 dakikanın altına indireceğiz.
5000 köye 5000 gelir getirici orman projesi kapsamında bu güne kadar 5400 gelir getirici köy ormanı tesis ettik. 136 adet şehir ormanı kurduk. Mesire yerlerimizin sayısını da 1421 adede çıkardık. 2002’de 33 olan milli park sayısını 45’e çıkarıp, alan olarak da 9700 hektara yükselttik.
Kıbrıs ve Azerbaycan’da da dikim yapıldı
Telekonferans yöntemi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‘ne bağlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile görüşerek Kıbrıs’taki fidan ekim çalışmalarını birlikte başlattılar.
Erdoğan, Azerbaycan’da bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı ile birlikte Azerbaycan’da da fidan dikim çalışmalarını başlattı. Cumhurbaşkanı konuşmasında, “Bundan sonraki süreçte Karabağ artık Azeri kardeşlerimizin döndüğü toprak olacaktır.” dedi.
Arnavutluk, Libya, Kuzey Makedonya, Gürcistan, Kırgızistan, Ukrayna, Moldova, Irak, Kazakistan, Sudan ve Bosna Hersek’te de fidan dikim programları gerçekleştirildi.
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Avukat Mahmut Tanal’ın başvurusu üzerine açılan dava sonucunda, Urfa’da dokuz ceylanın avlanmasına ilişkin ihale iptal edildi.
Şanlıurfa 2’inci İdare Mahkemesi, kararında avlanma ihalesi yapılan ceylanın, Dünya Doğayı Koruma Birliği kriterlerine göre “duyarlı” statüde olduğunu vurguladı.
193 bin 500 TL bedel biçilmişti
Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar 3. Bölge Müdürlüğü Şanlıurfa Şube Müdürlüğü, 2020-2021 Av Turizmi kapsamında Şanlıurfa Eyyübiye Altınbaşak Genel Avlağında Kızılkuyu Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’nda bulunan toplam dokuz ceylanın avlattırılmasına ilişkin ihale düzenlemişti. İhale kapsamında vurulacak dokuz ceylan için 193 bin 500 TL muhammen bedel biçilmişti.
Tanal, 7 Temmuz 2020 tarihinde gerçekleştirilen ihale hakkında yürütmenin durdurulması ve ihalenin iptaline karar verilmesi talebiyle Şanlıurfa 2. İdare Mahkemesi’nde dava açtı.
Fotoğraf: AA
Mahkeme, Tanal’ın şikayeti üzerine yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Tanal’ın ihalenin iptali yönündeki talebini de değerlendiren Şanlıurfa 2. İdare Mahkemesi, dosyayı karara bağlayarak kentteki dokuz ceylanın avlattırılması ihalesini iptal etti.
‘Para miktarı ceylandan daha önemli değil’
Mahkeme kararında, avlanma ihalesi yapılan ceylanın, Dünya Doğayı Koruma Birliği kriterlerine göre “duyarlı” statüde olduğu vurgulandı. Kararda, Türkiye’nin de tarafı olduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı Ve Yaşama Ortamlarını Koruma (Bern) Sözleşmesi’nin “Korunan fauna türleri” başlıklı 3 no’lu eki listede korunan fauna türleri arasında gösterildiği ve ülkemiz şartlarında kesin korunma altına alınmayacak fauna türlerinin gösterildiği ihtirazi kayıt listesinde ise yer almadığı kaydedildi.
Dokuz ceylan için 193 bin 500 TL’lik muhammen bedelin belirlendiğinin hatırlatıldığı kararda, söz konusu para miktarının avlanmasına izin verilecek ceylanların yaşam hakkına tercih edilecek önemde olmadığı belirtildi.
Ayrıca “ihale konusu ceylanların sayılarının gerekenden fazla olduğuna veya tarıma, hayvancılığa ve ormancılığa zarar verdiğine ilişkin herhangi bir tespitin veya buna ilişkin bir bilginin mevcut olmadığı” dile getirildi.
Tanal: Av turizmi adı altında katliam
Tele1’in aktardığına göre konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Tanal, ceylanların Urfa’nın tarihinde, kültüründe ayrı bir öneme sahip olduğunu belirtti. Tanal, konuşmasında şunları söyledi:
Şanlıurfa’mız için ceylanlar, Ceylanpınar ilçesine ismini verecek derecede değerli ve tarihi miras niteliğindedir. Başvurumuzla ceylanları avlanmaktan kurtardık. İdare mahkemesi bizleri haklı buldu. Devlet eliyle hayvanların avlattırılmasına, ‘Av turizmi’ adı altında katliam ihalelerinin düzenlenmesine karşıyız.
Anayasa Mahkemesi (AYM), 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası çıkan 696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de ‘darbe girişimi ve girişimin devamı niteliğindeki eylemler’e müdahale eden sivillerin cezai sorumluluğu doğmayacağı kararına gelen itirazı reddederek kararı onadı. Yüksek Mahkeme, düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığını belirtti.
AYM’ye yapılan itirazda bunun bir af yasası gibi kullanılacağı belirtilmişti. Ancak mahkeme, “ortada bir suç olmadığı” için af denilecek bir durumun da olmadığını ifade etti. Kararda, darbe girişiminin büyüklüğü düşünüldüğünde sokağa çıkan sivillerin, “Herhangi bir zarara uğrama ihtimalini baştan bertaraf etmek amacıyla anılan düzenlemeyi yapma ihtiyacı duyduğu anlaşılmıştır” denildi.
Kuralın uygulanamayacağı durumlar: Haksız fiiller
AYM, kuralın, darbe teşebbüsü ve terör eylemleri kapsamında olmayan, konusu haksız fiil ya da suç teşkil eden fiillerin icra edilmesi halinde sorumsuzluk öngörmediğini de belirterek, kuralın hangi hallerde uygulanamayacağını da açıkça belirtti. Kuralın uygulanamayacağı durumlar şöyle:
“Bu bağlamda kuralda yer alan “…terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında…” ibaresi kuralı belirsiz hâle getirmez. Anılan ibareye 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile devamı niteliğindeki eylemlerin her birinin ayrı ayrı yazılmasının mümkün olmaması nedeniyle yer verilmiş olduğu, bu durumun yasa yapma tekniğinin doğasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Diğer yandan kuralda yer alan “…devamı…” ibaresi kuralın ileriye dönük olarak belirsiz bir süre uygulanmasına imkân tanımamaktadır. Gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri anlık fiiller olmayıp belli bir zamana yayılmıştır. Bu nedenle kuralda yer alan ibarenin darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunlarla bağlantılı olarak hemen sonrasındaki sınırlı zamanda meydana gelen fiilleri kapsadığı değerlendirilmiştir.
Haksızlık oluşturduğu ileri sürülen fiiller için yapılacak incelemede söz konusu fiilin kuralın getiriliş amacı kapsamında işlenip işlenmediğinin değerlendirileceği ve varılan sonucun anılan kapsamda olmadığının tespit edilmesi hâlinde sorumluluğun gündeme geleceği kuşkusuzdur.”
Bundan tam 25 yıl önce Nijerya’da aralarında yazar Ken Saro-Wiwa’nın da bulunduğu dokuz çevre aktivisti zamanın Nijerya askeri diktası tarafından cinayet ile suçlanarak idam edildi.
Saro Wiwa, Ogniland bölgesindeki çevre kirliliğine ve doğal varlıkların sömürülmesine karşı 1990 yılında Ogoni Halkının Hayatta Kalma Hareketi’ni (MOSOP) kurmuştu.
Öldürülen diğer isimler de onunla birlikte çalışıyordu: Saturday Dobee, Nordu Eawo, Daniel Gbooko, Paul Levera, Felix Nuate, Baribor Bera, Barinem Kiobel ve John Kpuine.
Shell’e karşı başlayan protestolar
1957 yılında Hollandalı petrol devi Shell, Nijer Deltası’ndaki petrole yönelmiş ve 30 yılı aşkın bir süre boyunca buradan petrol çıkarmıştı. MOSOP ise Shell’in faaliyetlerinin bölgenin çevresini mahvettiğini ve yerli halka hiçbir fayda sağlamadığını savunuyordu.
Saro-Wiwa bu durumu “ekolojik bir savaş” olarak nitelendiriyordu.
4 Ocak 1993’te MOSOP, Nijerya’daki Rivers Eyaleti’nde yaklaşık 300 bin Ogoninin katıldığı barışçıl bir protesto düzenledi.
Ordu bölgeyi işgal etti
Bu protestoda Shell’in bölgede yarattığı tahribatı kınamanın yanı sıra eylemciler Ogoni halkının kendi kaderlerini tayin etmesini de talep etti. Kısa sürede Nijerya ordusu bölgeyi işgal etti. Ancak askeri cunta altında protestolar devam etti ve MOSOP hem bölge halkından hem de uluslararası platformlardan büyük bir destek topladı.
Bunun üzerine askeri diktatör Sani Abacha Saro-Wiwa ve arkadaşlarını dört hükümet yanlısı Ogoni şefinin öldürülmesinde rol oynamak ile suçladı. Saro-Wiwa ve sekiz çevre aktivisti yaklaşık bir yıl boyunca gözaltında tutuldu ve askeri bir mahkemede yargılandı.
Dokuz çevre savunucusu 10 Kasım 1995 tarihinde idam edildi.
Ekolojik yıkım devam ediyor
Ölümleri uluslararası bir tepkiye ve diplomatik yaptırımlara yol açtı. Nijerya Milletler Topluluğu’ndan üç yıl süreyle uzaklaştırıldı. Ancak onların diktatör Sani Abacha tarafından verilen emir ile öldürülmelerine yol açan mücadeleleri bugün de geçerliliğini koruyor.
African News’in aktardığına göre 2011’de Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), dokuz güney Nijerya kıyı eyaletini kapsayan bölgenin gerçekten bir ekolojik felakete dönüştüğünü doğrulayan ilk bilimsel kirlilik analizini yayınladı.
Nijerya Devlet Başkanı Muhammadu Buhari 2016 yılında Nijer Deltası’nda 1 milyar dolarlık petrol temizleme tatbikatı başlattı. Hasarı tersine çevirme ve ekosistemleri eski haline getirme sözü verdi. Ancak gözlemciler çok az şey yapıldığını ve kirliliğin devam ettiğini söylüyor.
Shell sorumluluğunu kabul etmedi
Bazı tanıklar daha sonra dokuz aktivistin ölümüne yol açan dava konusunda hükümet tarafından rüşvet verildiğini veya Shell tarafından iş sözü verildiğini kabul etti. Hollandalı petrol şirketi ise sorumluluğu hiçbir zaman tam olarak kabul etmedi.
Shell bölgedeki kirliliğin çoğunun kaçak rafineriler ve sabotajlardan kaynaklandığını iddia ediyor. Şirket, 2009’da Ken Saro-Wiwa ve diğer sekiz aileye toplam 15.5 milyon dolar ödedi. Shell, bunun insani bir jest olduğu ve suçun kabulü olmadığı konusunda ısrar etti.
Ken Saro-Wiwa
Devlet Başkanına mektup: Suçlardan aklayın
İsviçre merkezli The Right Livelihood Foundation yaşanan trajedinin 25’inci yılında Nijerya Devlet Başkanı Buhari’ye yönelik bir mektup kaleme aldı.
Mektupta 1994 yılında kendilerinden ödül alan Saro Wiwa’nın da dahil olduğu dokuz çevre aktivistinin mücadelesinin haklılığının ve suçluluğunun kanıtlandığı belirtildi. Mektupta şu taleplerde bulunuldu:
Ken Saro Wiva ve diğer Ogoni liderlerini işlemedikleri suçtan dolayı aklayın. Ailelerine yeterli, etkili ve hızlı bir şekilde tazminat sağlayın.
Ogoni halkının güvenli ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı da dahil olmak üzere insan haklarının korunması, geliştirilmesi ve yerine getirilmesini sağlamak için ilgili yerel topluluklarla istişare içinde gerekli tüm adımları atın.
Dünya tarihinde bir dönüm noktası olan 68 olaylarını Paris‘te fotoğraflayan usta fotoğrafçı Bruno Barbey, hayata veda etti. Herbert Marcuse “Gerçekçi olun: İmkânsızı talep edin!” sloganıyla Paris’68’in baş döndürücü ruhunu açığa çıkarmış; Barbey de kamerasıyla bu ruhu görüntülemişti.
Bruno Barbey, 1941’de Fas’ta dünyaya geldi. İsviçre-Vevey’de bulunan Ecole des Arts ve Métiers’de fotoğrafçılık ve grafik sanatı eğitimi aldı. 1961-1964 yılları arasında bir ulusun ruhunu yakalamak amacıyla, İtalyanları bir tiyatro sahnesinde rol oynayan oyuncular olarak fotoğrafladı.
1964’te Magnum Photos’la çalışmaya başladı. 1978-1979’da Magnum Başkan Yardımcısı ve 1992- 1995 yılları arasında Magnum Uluslararası Başkanlığını yaptı.
İlk sergisi 1967’de Paris Ulusal Kütüphanesi’nde açılan İtalya fotoğraflarını içeren sergisiydi.
Bruno Barbey beş kıtada fotoğraflar çekti. Kendisini bir savaş fotoğrafçısı olarak tanımlamasa bile Nijerya, Vietnam, Orta Doğu, Bangladeş, Kamboçya, Kuzey İrlanda, Irak ve Kuveyt’teki savaşları ve çatışmaları görüntüledi. Çalışmaları dünyanın önde gelen dergilerinde yayımlandı.
Bruno Barbey, Paris, Halle Aux Vins’te, 1968.
Fotoğraf çalışmalarını içeren otuz kitap yayımladı. Paris’teki Avrupa Fotoğraf Evi, 2015-2016’da, bugün dünyayı dolaşan retrospektif sergisiyle eş zamanlı retrospektif kitabı “Passages” ı yayınladı.
Barbey, Ulusal Liyakat Nişanı da dâhil olmak üzere çalışmaları için sayısız ödüller aldı. 2016 yılında Fransa’da Institut de France Académie des Beaux-Arts üyeliğine seçildi. Barbey’in fotoğrafları bugün birçok müzenin koleksiyonlarında yer alıyor.
Sık sık geldiği İstanbul tutkusu oldu
İlk kez 1968’de geldiği İstanbul’da meslektaşı Ara Güler’le yakın bir dostluk kurmuş ve 2005’ten sonra daha sık geldiği kenti ve insanlarını fotoğraflamaya devam etmişti. İstanbul’a olan tutkusuyla da tanınan Barbey en son 2019’da, otuz yıla yayılan bir zaman içerisinde çektiği Fas fotoğraflarını içeren “My Morocco” başlıklı kişisel sergisini İstanbul Leica Galeri’de sergilemişti.
Bruno Barbey, İstanbul’daki yaşamı hikâye ettiği portfolyosu için kaleme aldığı yazıda şu ifadeleri kullanmıştı: “İstanbul’a sık sık geliyorum ve her seferinde birkaç hafta kalıyorum. İstanbul’u farklı mevsimlerde görme imkânı buldum. Bu kent, kültürel zenginliklerle dolu bir dünya mirası deposu. Bu özelliğiyle bende her seferinde fotoğraf çekme isteği uyandırıyor.
Diğer büyük şehirlerde yaşayanlara kıyasla İstanbulluların daha az stresli bir yaşantıları var. Bu da İstanbul’da çalışmayı kolaylaştırıyor. İstanbul’daki genç nüfusun dinamizmi beni baştan çıkarıyor. Şehirde modernliğin yanında hâlâ korunmakta olan gelenekleri de görüyorsunuz. 2005 yılında çekimlerime başladığım günden bu yana, İstanbul’da inanılmaz bir değişim gözlemledim. Şehirdeki metro hatlarının sayısı gün geçtikçe artıyor, Avrupa ve Asya kıtalarını Boğaz’ın altından geçecek bir tünelle birleştirecek olan Marmaray Projesi ilerliyor, bir yandan büyük projeler başlatılıyor, bir yandan yeni alışveriş ve kültür merkezleri açılıyor. Boğaz ise apayrı bir âlem… Beni çok derinden etkiliyor.”
Renklerin, gölgelerin ve ışığın sanatçısı olarak nitelendirilen Barbey, fotoğrafçılıktaki ilk yıllarında siyah-beyaz fotoğraftaki yeteneğini de gösterdi. Sanatçının çalışmaları Magnum’daki portfolyosundan görülebilir.
Beycik, Antalya ilinin Kemer ilçesine bağlı bir dağ köyü. Tahtalı Dağı’nın denize bakan yamaçlarında kurulmuş köy bir yandan da ziyaretçilerine Tekirova Üç Adalar manzarasını sunuyor.
Ancak yaklaşık iki aydır ormandaki vahşi yaşamın seslerine ve deniz manzarasına alışık olunmayan başka bir ses ve görüntü eşlik ediyor: Geniş çapta gerçekleştirilen ağaç kesimleri.
Bölgede halkı Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede Orman Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kesimlerle ilgili bilgi edinme başvurusunda bulunduklarını ancak henüz yanıt alamadıklarını söyledi.
‘Kereste elde etmek için kesiliyor’
Ancak şu ana kadar yapılan görüşmeler neticesinde kesimlerin kereste elde etmek için yapıldığı tahmin ediliyor. Bölgedekiler uzun yıllar önce de bölgede benzer kesimler yapıldığını ancak bu sefer diğer kesimlerden farklı olarak düz kesim uygulandığını söylüyor.
Yani ağaçlar genç, yaşlı ayırt etmeksizin ve türlerine yönelik bir ayrıma gidilmeksizin kesiliyor ve belirlenen alan dümdüz ediliyor.
İmza kampanyası başlatıldı
Beycik, Ulupınar, Çıralı ve Olimpos sakinleri tarafından kesimlerin durdurulması ve şu ana kadar verilen zararın giderilmesi talebiyle bir imza kampanyası başlatıldı. Kesimlerin yapıldığı bölgenin 25’i bölge endemiği olmak üzere 865 farklı bitki türüne ev sahipliği yaptığı belirtilen açıklamada kesimlerin durdurulması talep ediliyor.
Ayrıca bölgede yaban keçisi, şah kartal, vaşak, kurt gibi azalan türlerin ve Likya semenderi gibi dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan türlerin yaşamını sürdürdüğüne değiniliyor.
Likya Yolu’nu da etkiliyor
Kesimlerin devam ettiği bölge barındırdığı biyolojik çeşitlilik açısından eşsiz olmasının yanı sıra, dünyanın en önemli 10 yürüyüş rotasından biri olan Likya Yolu güzergahının da etki alanında bulunuyor. Ayrıca Likya Yolu’nun alternatif bir etabı da kesim yapılacak bölgenin içinden geçiyor.
Açıklamada “Bu bölgede yapılacak büyük çaplı ‘kazıma’ faaliyetleri Kemer ve Antalya turizmini olumsuz etkileyecek, Likya Yolu’nun en popüler etaplarından birini çölleştirecek, doğa turizminden gelir elde eden bölge halkını ekonomik dara sokacaktır” ifadeleri yer alıyor ve yetkililer bu yanlıştan dönmeye davet ediliyor.
Heyelan riski taşıyor
Yamaçlık alanda da kesimlerin devam ettiği belirtilen kampanyada “Kesim yapılacak alanın Beycik yerleşiminin hemen yanıbaşında olması, meyilli arazinin geniş çaplı bir düz kesim nedeniyle heyelan tehlikesi taşıyacağı da düşünüldüğünde bölge nüfusunu sağlık ve benzeri pek çok bakımdan doğrudan etkileyecektir” deniliyor.
Kampanyaya dahil olan bölge halkı Beydağları Milli Parkı civarında süren kesim kararının acilen durdurulmasını, endemik türlere ev sahipliği yapan bu bölgenin gerektiği gibi korunarak şu ana kadar uğradığı zararın el birliğiyle onarılmasını talep ediyor.
Tokat ve Amasya illerinde bulunan mikro iklim ve habitat özellikleri bakımından eşsiz Kelkit Havzası ve Boğalı Yaylaları‘nda Verusa Madencilik ile ona bağlı olarak kurulan Galata Altın İşletmeciliği tarafından altın-bakır madeni açılmak isteniyor.
Yeşil Erbaa Çevre Platformu ise bu projenin derhal durdurulması gerektiğinin altını çizerek herkesi bu projeye hayır demeye çağırıyor.
20 bin dönümlük ruhsat aldılar
Yükseklikleri 1500-2000 metre arasında değişen Boğalı ve civarındaki yaylalar, Tokat ve Amasya illeri arasındaki yer altı ve yerüstü sularını besliyor. Etrafında kurulu yüze yakın köy, belde ve kasabanın içme sularını sağlayan yaylaların eteklerinde yer alan vadilerden, meralardan oluşan söz konusu alan Tokat ve Amasya illerinin can damarını oluşturuyor.
Bölgenin tam kalbinde ladin, gürgen, çam ormanları ile yemyeşil bir vaha olan ve çeşitli yaban hayatının muhafaza edildiği, organik ürünlerin yetiştirildiği Çerkezfındıcak Köyü ile Tanoba Beldesi arasında bir altın bakır madeni açılmak isteniyor.
Beş bin yıl önceden kalma Gümüşlük Bölgesi diye adlandırılan alanda tarihi bir maden kalıntısı bulunuyor. Şirket ise bu kalıntılar üzerinde altın ve gümüş aramak istiyor. Şirketin elindeki 20 bin dönümlük ruhsat alanı Tanoba Beldesi’yle Çerkezfındıcak Köyü arasında 10 kilometre uzunluğunda, 2 kilometre genişliğinde bir alanı kapsıyor.
Amasya Havzası.
Şirket üçüncü aşamada
Galata Altın İşletmeciliği, şu anda madeni açabilmek için üçüncü aşamada. Birinci aşama olarak bu bölgede ruhsatını aldı. Daha sonra ön keşifler yapıldı. Şu sıralarda da jeolojik e hemen arkasından başlanılacak olan sondaj çalışmaları için hazırlık yapılıyor.
Şirket önümüzdeki haftalar şantiye kurmak için de bildirimini yapmış.
Yeşil Gazete’ye konuşan Yeşil Erbaa Çevre Platformu Başkanı Saffet Akkaya’nın aktarımına göre, son bir yıl içerisinde Tokat ve Amasya illerinin coğrafyası üzerinde 10’a yakın maden ruhsatı alındı ve bir kısmında da çalışma başladı.
‘Fatsa’ya dönsün istemiyoruz’
Akkaya, bu bölgede yapılması planlanan altın-bakır madeninin ne tür zararlara sebep olacağını anlamak için beş yıl önce Ordu – Fatsa ormanlarında açılan siyanürlü altın madenine bakmanın yeterli olacağını söylüyor.
Bu bölgede açılan altın madeni nedeniyle sular içilemiyor, meyve sebze ürünleri tüketilemiyor. 2018 yılında Sağlık Bakanlığı’ndan alınan su analiz raporlarına göre sudaki alüminyum oranı normalden 8 kat fazla ve demir de olması gereken değerlerin üzerinde.
Boğalı Yaylası.
‘Beş yıla kalmadan etkilerini göreceğiz’
Saffet Akkaya, yörede bir altın-bakır madeninin açılması durumunda çok kısa bir süre zarfında bölge halkının sosyo-ekonomik durumuyla sebze ve meyvelerin kalitesinin olumsuz etkileneceğini hatırlatarak şunları söylüyor:
Altın-bakır madeni açılırsa çok kısa bir süre içerisinde beş yılı bile bulmadan bu alandaki insanların sosyo-ekonomik durumları, yaşam imkanları, ürettikleri sebze-meyve ve endemik bitkilerin kalitesi son derece olumsuz etkilenecektir. Çünkü firmalar altın için siyanür, bakır için sülfürik asit kullanıyor. Her ne kadar altın firmaları biz bunu çevreye zarar vermeden yapıyoruz deseler de elimizdeki raporlar bunun tam tersini söylüyor.
Şirket BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne uymuyor
Madeni açmak isteyen Verusa Holding’in internet sitesinde ise holdingin Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi Platformu‘na imzacı şirket olarak kabul edildiği yazıyor. Fakat, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi‘nin en önemli maddelerinden biri çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması.
Biz Yeşil Erbaa Çevre Platformu olarak bu madenin derhal iptal edilmesini, çalışmalarının durdurulmasını talep ediyoruz. Vicdan ve akıl sahibi herkesi bu hatadan dönmeye davet ediyoruz. Başta siyasi partilerimizin liderleri olmak üzere bütün bürokratlarımızı bu konuya acilen eğilmelerini talep ediyoruz. Sağlıklı bir çevrede yaşamak herkesin olduğu gibi Tokalıların, Erbaalıların, Amasyalıların da hakkıdır. Herkesi bu projeye hayır demeye çağırıyoruz. Bize destek verecek olan bütün kurumlara, devlet büyüklerimize şimdiden şükranlarımızı sunuyoruz.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), artan sağlık çalışanları ölümlerine ve koronavirüsün meslek hastalığı sayılması talebine dikkat çekmek için 11 Kasım’dan itibaren beş gün boyunca “ışık açama kapama” eylemi yapacak.
“Sağlık çalışanları tükendikçe karanlık çöküyor” adlı çağrıda 11 Kasım-15 Kasım tarihleri arasında her akşam 21.00’da 1 dakika boyunca ışıkları açıp kapama eylemine destek istendi. Çağrıda şu ifadeler yer aldı:
Hükümetin salgına karşı etkili bir mücadele yürütmemesi nedeniyle sağlık çalışanları olarak tükendik! ‘Sağlık çalışanları tükendikçe karanlık çöküyor’. Bu gidişata DUR demek için 11-15 Kasım tarihleri arasında her akşam saat 21:00de 1 dakika boyunca ışıklarımızı açıp kapatıyoruz.
Paylaşımda yer alan videoda ise şu cümleler yer aldı:
Sağlık çalışanları tükendikçe karanlık çöküyor. Salgın tüm yıkıcı etkisi ile devam ediyor. Her gün bir meslektaşımızı Covid-19 nedeniyle kaybediyoruz. Tükenmeden, ölmeden, emeğimizin hakkını alarak çalışabileceğimiz bir sağlık ortamı için 11 Kasım-15 Kasım tarihleri arasında her akşam 21.00’da ışıklarımızı açıp kapatıyoruz. Covid-19 meslek hastalığı kabul edilsin. #Yönetemiyorsunuz #Tükeniyoruz #Ölüyoruz
Topluluk destekli bir modelle ekoloji alanında yayın yapmayı amaçlayan Ekofil Topluluk Destekli Yayıncılık’ın ikinci kitabı olan David George Haskell‘in kaleme aldığı Saklı Orman matbaadan çıktı.
Pulitzer finalisti ve çeşitli bilim ve edebiyat ödüllerine layık görülmüş olan Saklı Orman, 12 dilde yayınlandıktan sonra İlknur Urkun Kelso‘nun çevirisiyle şimdi Türkçe dilinde.
ABD’nin Tennessee eyaletinde, bir dizi ekolojik ve tarihsel etmen sayesinde korunmuş yaşlı ve bakir bir ormanı bir yıl boyunca ziyaret eden David Haskell; Assisili Francesco, William Blake ve Tibetli rahiplerin izinden giderek, ormanda seçtiği yaklaşık bir metrekarelik bir alanın penceresinden tüm evreni görmeye çalışıyor.
Doğaya başka bir gözle bakmaya davet
Fildişi rengi salyangozlar, zümrüt yeşili karayosunları, kırılan dalların çatırtıları, yavru kırkurtlarının ciyaklamaları. Kıvrık likenler, yeni açmış tomurcukları dişleyen geyikler, farklı mevsimlerde ışık için yarışan ağaçlar, çiftleşme peşindeki kuşlar…
Haskell Saklı Orman’da bir ormanda yer alan tüm bu unsurları hem kendi hayat tarzları hem de karşılıklı etkileşimleri içinde öyle canlı şekilde anlatıyor ki, âdeta bir belgeselin alt metnini okuyor gibiyiz. Ormanın farklı katmanlarını ve devinimlerini gözümüzün önünde canlandıran masalsı betimlemeleri ve bilimsel izlenimlerini bizimle paylaşırken, hepimizi en yakın ormanda, çayırda, boş arsada ve hatta refüjde, doğaya başka bir gözle bakmaya davet ediyor.
Ekofil hakkında
Ekofil, topluluk destekli bir yayıncılık modeli tasarlamak, uygulamak ve geliştirmek üzere bir araya gelmiş, gezegenin ve insanlığın esenliğini önemseyen yazar, çizer, çevirmen, editör ve okurlardan oluşan bir girişim. Ekofil kitaplarının üretim maliyetleri topluluk üyelerinin ön sipariş ve askıda kitap siparişleri ile karşılanıyor.
Kâr amacı güdülmeyen modelde öncelikle üretim, tanıtım ve dağıtımda verilen emeğin en adil şekilde karşılanması hedefleniyor. Kitaptan elde edilen gelirin bir kısmı sonraki kitaba can suyu olurken, modelin sürdürülebilirliği için gereken maliyetlerin de karşılanmasında kullanılıyor.