Ana Sayfa Blog Sayfa 1824

HSK, Osman Kavala’yı tutuklayan ve tahliyesini reddeden hakimlerin listesini istedi

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), İstanbul Adalet Komisyonu’na ‘acele’ kodlu bir yazı yazarak hak savunucusu ve iş insanı Osman Kavala’yı tutuklayan ve Anayasa Mahkemesi‘nin (AYM) kararına rağmen tahliye etmeyen hakimlerin listesini istedi. Kurul iddianame, duruşma zabıtları, tutuklama ve tutuklamaya itirazın reddi kararlarının tümünün de kendilerine gönderilmesini talep etti.  

11 Kasım’da İstanbul Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığı’na yazılan yazıda, şu ifadeler kullanıldı:

“Hakim ve Savcıların Derece Yükselmesi Esaslarına ilişkin 05/04/2017 tarihli 675/1 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu İlke Kararı ve Birinci Sınıfa Ayrılan ve Birinci Sınıf Olan Hâkim ve Savcıların Çalışmalarının Değerlendirilmesi Esaslarına ilişkin 675/2 sayılı İlke Kararında yapılan 15/012020 tarih ve 31009 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ek düzenlemede: “Yargı bağımsızlığı ve Hâkimlik teminatı ilkeleri temelinde; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesine yapılan incelemelerde ihlal kararına sebebiyet verip vermedikleri, neden oldukları ihlalin niteliği ve ağırlığı ile ilgililerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa ile teminat altına alman hakların korunması konusundaki gayretleri, göz önünde bulundurularak yükselmeye layık olup olmadıklarına karar verilir” hükmü yer almaktadır.

Yukarıda anılan ilke karan uyarınca İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2019/74 Esas sayılı dosyasında taraf olan Mehmet Osman KAVALA’nın tutuklanmasına yönelik, İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 01/11/2017 tarihli tutuklama kararı, bu tutuklama kararına karşı yapılan itirazı değerlendiren İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 13/112017 tarihli karar, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki başvurusunun tutukluluk halinin devamına ilişkin tüm kararlar (re’sen ya da talep üzerine değerlendirilen) ve bu kararlara karşı yapılan itirazların değerlendirilmesine ilişkin kararlar, iddianame, duruşma zabıtlarının hazırlanarak UYAP üzerinden Genel Sekreterliğimize gönderilmesi hususunda,

Gereğini rica ederim.”

Aslı Kazan: Neden hala tutuklu?

Yazıyı, kişisel Twitter hesabından paylaşan Avukat Aslı Kazan, şu yorumu yaptı: “HSK’nın isim listesini istemesinin gerekçesi, 15/01/2020 tarih ve 31009 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan hâkim ve savcıların meslekte yükselmelerinde AYM ve AHİM’in ihlal kararına sebebiyet verip vermediklerinin göz önüne alınacağına ilişkin düzenleme.

Osman Kavala haksız tutuklandı. HSK, tutuklayan hâkimlerin yükselmesinde bu haksız tutukluluğu göz önüne alınacak. Peki, Osman Kavala neden hala tutuklu?”

Dün konuşan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de, yargının kararlarını hukuka göre vermesi gerektiğini söylemiş, AYM kararlarına uyulmasını istemişti.

Ne olmuştu?

2017’de tutuklandığı Gezi davasından 2,5 yıllık tutukluluğun ardından  geçen şubat ayında beraat eden Osman Kavala, hemen ardından daha önce hakkında tahliye kararı verilen 15 Temmuz soruşturması kapsamında yeniden gözaltına alınmıştı. 

Bu arada AiHM, 10 Aralık 2019’da hak ihlali kararı verdi. Bu karar da yerel mahkemeler tarafından uygulanmadı. 

Kavala, sevk edildiği İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği tarafından cezaevinden çıkmadan yeniden tutuklandı. Kısa süre sonra bu dosyayla ilgili tutuklama kararı kaldırılmasına rağmen bu kez ‘casusluk’ suçlamasıyla cezaevinden çıkamadı.

Kavala hakkında son 15 Temmuz iddianamesini hazırlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz, geçen haftalarda Adalet Bakan Yardımcısı olarak atanmıştı.

Kuşadası’nda yeni mantar türü keşfedildi: Volvariella Turcica

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (ISUBÜ) Atabey Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Oğuzhan Kaygusuz, 2015 yılında Kuşadası’ndaki ormanlık bir arazide yaptığı saha incelemesi sonucunda yeni bir mantar türü keşfetti.

Mantardan örnek alan öğretim görevlisi Kaygusuz, üç yıl boyunca Danimarka’nın Kopenhag Üniversitesi’den Prof. Dr. Henning Knudsen ile ortak bir çalışma yürüttü. Çalışma sırasında Danimarka, Finlandiya, Çekya ve Polonya gibi ülkelerin laboratuvarlarında incelemelerde bulunuldu. Keşfedilen yeni türle benzer olan nadir mantar koleksiyonları üzerinde araştırmalar yapıldı.

Eylül ayında tescil edildi

Araştırma sonunda, proje kapsamında toplanan mantar örneklerinin dünyada ilk defa görülen bir türe ait olduğu belirlendi. Öğretim görevlisi Oğuzhan Kaygusuz tarafından yalnızca Kuşadası’nda yetiştiği için ‘Volvariella Turcica‘ ismi verilen mantar, geçen eylül ayında tescil edildi.

DHA’nın haberine göre bilim dünyasında heyecan yaratan keşif, ABD’nin bitki bilimleri alanında yayın yapan dünyaca ünlü dergisi ‘Mycologia‘da da yayımlandı.

Fotoğraf: DHA

‘Türkiye’de 2 bin 500 mantar çeşidi var’

Kuşadası’nın biyolojik çeşitlilik bakımından zengin bir bölge olduğunu belirten ISUBÜ Atabey Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Oğuzhan Kaygusuz şu ifadeleri kulllandı:

Kuşadası farklı ekolojik yapıları sebebi ile zengin bir bitki örtüsüne sahip. Kuşadası’nda genel olarak 3 iklim kuşağı yaşandığı için Akdeniz’in yanı sıra Avrupa-Sibirya ve İran-Turan Fitocoğrafik bölgelerine özgü bitki örtüsü görülebiliyor. Türkiye, yaklaşık olarak 2 bin 500 mantar çeşidine ev sahipliği yapıyor. Volvariella Turcica’nın keşfiyle bunlara bir yenisi daha eklendi. Bölgede, yeni keşifler için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Günel: Kapımız her zaman açık

Kuşadası’nda yapılan her türlü bilimsel çalışmaya destek verdiklerini ifade eden Belediye Başkanı Ömer Günel ise “Mikoloji bilimi alanında bir ilke imza atan ve Kuşadası’nın adının dünya çapında duyulmasını sağlayan değerli bilim adamlarımıza teşekkür ediyorum” dedi.

Günel konuşmasının devamında “İlçemiz, sahip olduğu 800’ün üzerindeki endemik bitki türü ile dünyanın dört bir yanında görev yapan bilim insanlarının ilgisini çekiyor. Bizlerin görevi bu potansiyeli en verimli şekilde kullanmak. Bilim insanlarına kapımız her zaman açık” ifadelerine yer verdi.

‘Deprem sonrası İzmir genelinde kiralar yüzde 25, Bornova’da yüzde 60 arttı’

İzmir Seferihisar açıklarında 30 Ekim günü meydana gelen  ve 115 kişinin ölümüne yol açan depremin ardından 17 bina tamamen yıkılırken yüzlerce ev ağır hasarlı, kullanılamaz hale geldi. İzmir Emlak Komisyoncuları Odası (İZEKO) Başkanı Mesut Güleroğlu, yaptığı açıklamada, ”Talebin fazla olması ve kiralık evin az olması kira rakamlarını yükseltti. Şu anda elimizde kiralık daire kalmadı” ifadelerini kullandı.

ntv.com.tr’den Tuğba Öztürk’ün haberine göre; İzmir’de yıkıma neden olan depremin ardından vatandaşlar, güvenli ev arayışına düştü. Kiralardaki artışın yanı sıra İzmirlilerin ev standartları da değişti. Kimileri müstakil ev ararken kimileri de binaların en üst katlarına yöneliyor.

‘Kiralar yükseldi’

Özellikle ağır, orta ve az hasarlı binalarda oturanların tek katlı evlere yoğun ilgi gösterdiğini ifade eden Güleroğlu, ”Bu dönemde 4 katlı, 2 katlı ve müstakil evlere geçiş hızlandı” bilgisini verdi.

Deprem sonrasında taşınma telaşına düşen vatandaşların İzmir’deki kiraları artırdığına dikkat çeken Güleroğlu, ”Güvenli ev bulup bir an önce yerleşeceğim diyen vatandaşlar var. Talebin fazla olması ve kiralık evin az olması kira rakamlarını yükseltti” dedi.

İl genelindeki kiralık ev fiyatlarında yüzde 25 seviyesinde bir artış yaşandığını kaydeden Güleroğlu, depremin vurduğu Bayraklı ve Bornova bölgesinde ise artışın yüzde 60’lara ulaştığını ifade etti. Güleroğlu, Bornova’da daha önce 2 bin-2 bin 500 lira seviyesinde olan kiraların 3 bin-3 bin 500 lira bandına çıktığını söyledi.

Fotoğraf:AA

‘Elimizde kiralık daire kalmadı’

İzmir’deki emlakçıların da bu durumdan zarar gördüğünü sözlerine ekleyen Güleroğlu, ”Şu anda elimizde kiralık daire yok. Kiralık ev arayan çok kişi var ama ev yok” diye konuştu.

Deprem en çok Bayraklı, Bornova ve Karşıyaka ilçesini etkiledi. Bu bölgelerdeki güvenli ev talep edenlerin sayısının artmasıyla kiralar da arttı. Güleroğlu, ”İşyerleri ve okulları orada olduğu için o bölgede güvenli ev aramaya çalışıyorlar. Bu da kiraları ciddi oranda artıyor” dedi.

Güleroğlu, kayalıklı alanların deprem daha dayanıklı algısı ile Konak, Güzelyalı, Hatay, Çiğli, Atatürk Mahallesi‘ne talebin çok arttığını söyledi.

Bu deprem ile bir kere daha dayanışma ruhunu gördüklerini ifade eden Güleroğlu, sözlerine şu şekilde son verdi: ”Depremden sonra bizi arayan ev sahipleri üç aylık peşinat alma depremzedelere kiraya ver diyenler oldu. Evimin anahtarını depremzedeler için gönderiyorum diyenler oldu. İnsanlar evlerinde sıcak yemek yapıp getirdiler.”

‘PKK sembollerine benzediği’ iddia edilen parkın sorumluları görevden alındı

İstanbul Valiliği, Küçükçekmece‘deki Atatürk Parkı‘nın yenilenmesinden sorumlu Küçükçekmece Belediyesi Başkanı Yardımcısı Süleyman Gevezoğlu ile Park ve Bahçe Müdürü Şerafettin Mataracı‘nın görevden alındığını açıkladı.

Yenilenen parkın içerisinde Kürdistan bayrağındaki renklerin kullanılması ve yıldız sembollerine yer verilmesi gerekçe gösterilerek soruşturma açılmıştı. Küçükçekmece Kaymakamı Turan Bedirhanoğlu, parktaki sembollerle ilgili ‘vatandaşlardan yoğun şikayet aldıklarını’ belirtmişti. Parktaki söz konusu sembollerin söküm işlemleri de başlamıştı.

Valilikten açıklama

İstanbul Valiliği’nden yapılan açıklamada söz konusu materyallerin kaymakamlık tarafından kaldırıldığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

Küçükçekmece Kaymakamlığı’nın konuya ilişkin yazıları ile Valiliğimize gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda, parkın yenilenmesiyle ilgili işlemlerden sorumlu olduğu tespit edilen Küçükçekmece Belediyesi Başkan Yardımcısı (S.G.) ile Park ve Bahçeler Müdürü (Ş.M.), 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 137. vd. maddeleri gereğince, görevi başında kalmalarında sakınca görüldüğünden, Valiliğimizce görevinden uzaklaştırılmıştır.

 

Bakanlık ‘çürük elma’ videosuna inceleme başlattı

Kayseri‘nin Yahyalı ilçesindeki bir depoda çalışan tüccarın toplanan çürük elmaların görüntüsünü paylaşarak çürük elmalardan meyve suyu yapılacağını söylemesinin ardından Tarım ve Orman Bakanlığı olayla ilgili inceleme başlattı.

Tiktok hesabı üzerinden paylaşılan videoda fabrikalara meyve suyu yapılmak üzere gönderildiği iddia edilen yüzlerce kilo çürük elma gösteriliyordu. Depoda kendisine “Çekme” uyarısı yapılan tüccar, “Çekeceğim. Millet ne içtiğini görsün. Seneye 10 kuruş elma. Daha bunun suyunu içeceğiz” dedi.

Görüntüde yer alan üretici ise, “Bu elmalar ne olacak?” sorusuna “Meyve suyu olacak” yanıtını verdi. Görüntülerin sosyal medyada yayılması ve tepki toplaması sonucu paylaşımın sahibi, videoyu hesabından sildi.

Bakanlık inceleme başlattı

Görüntülerin sosyal medyada yer almasının ardından Tarım ve Orman Bakanlığı da harekete geçti. Konuyla ilgili inceleme başlatıldığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Bazı sosyal medya hesaplarında çürük elmaların toplanıp meyve suyu yapılacağına dair iddiaların yer aldığı bir görüntünün paylaşılması üzerine ekiplerimiz konuyla ilgili derhal inceleme başlatmıştır. Bakanlığımız halk sağlığını tehlikeye atacak hiçbir uygulamaya bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kesinlikle müsaade etmeyecektir. Konu detaylıca araştırılıp ilgili birimlerimiz gereken çalışmayı ivedilikle yapacaktır. Gıda ile ilgili her türlü şikayeti Alo 174 gıda hattı ya da 0501 174 0 174 numaralı Whatsapp ihbar hattına yönlendirebilirsiniz.

Uluslararası Af Örgütü, ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde yargılananlar için dayanışmaya çağırıyor

Uluslararası Af Örgütü 2019 yılında ‘ODTÜ LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne katıldıkları için gözaltına alınan ve yargılanan 18 öğrenci bir akademisyen için dayanışmaya çağrısı yaptı.

Örgüt tarafından yapılan açıklamada suçlu bulunurlarsa üç yıla kadar hapis cezası istenen kişilerin kendilerine yöneltilen tüm suçlamalardan beraat etmesi gerektiği belirtildi.

Neler yaşandı?

1996’da kurulan ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, 2011’den beri her yıl kampüste Onur Yürüyüşü düzenliyordu. ODTÜ kampüsündeki Onur Yürüyüşü’ne katılanların sayısı ve görünürlüğü son yıllarda daha da artmıştı.

Ancak 2019’da üniversite yönetimi, 10 Mayıs’ta kampüste gerçekleştirilmesi planlanan yürüyüşe izin verilmeyeceğini açıkladı. Yasaklanan yürüşün ardından yapılan oturma eyleminin dağılması için de okula polis çağırıldı. Polisin gelmesiyle birlikte en az 22 kişi gözaltına alındı.

‘Barışçıl toplanma haklarını kullandılar’

Af Örgütü konuyla ilgili yaptığı açıklamada “ODTÜ Biyoloji Bölümü öğrencileri Melike Balkan ve Özgür Gür, üniversitelerinde lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks (LGBTİ+) haklarını savunmak için mücadele ediyor” denildi. Açıklamanın devamında şunlar söylendi:

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nın önde gelen üyeleri olarak yıllarca kampüste Onur Yürüyüşü düzenlediler. Ancak Mayıs 2019’da üniversite yönetimi, Onur Yürüyüşü’nü yasakladı ve yasaklama kararının ardından düzenlenen barışçıl oturma eylemini dağıtması için polis çağırdı. 18 öğrenci ve akademisyen, yalnızca barışçıl toplanma haklarını kullanmış oldukları halde yargılanıyor

‘Tüm savunucular beraat etmeli’

Tüm savunucuların suçlamalardan beraat etmesi gerektiği belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Grup, yürüyüşe izin verilmemesinin ardından oturma eylemi düzenledi. Buna karşılık üniversite yönetimi polis çağırdı. Polis, barışçıl protestoculara karşı biber gazı da dahil olmak üzere aşırı güç kullandı ve aralarında Melike ve Özgür’ün de bulunduğu en az 22 öğrenci ile bir akademisyeni gözaltına aldı.

18 öğrenci ve bir akademisyen, yalnızca barışçıl toplanma haklarını kullanmış oldukları halde yargılanıyor. Suçlu bulundukları takdirde üç yıla kadar hapis cezasına mahkum edilebilirler. Türkiye, ODTÜ Onur Yürüyüşü savunucularını tüm suçlamalardan beraat ettirmeli.

Dayanışma göster

Örgüt, yargılanan Melike ve Özgür ile diğerleri için dayanışma çağrısında bulunarak “Twitter & Instagram’da ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nın @odtülgbti hesaplarını ziyaret et. Gökkuşağı bayrağıyla çektiğin bir fotoğrafını, destek mesajınla @odtulgbti hesabını etiketleyerek sosyal medya hesaplarında paylaş” dedi.

Ayrıca yargılamalara karşı başlatılan imza kampanyasına buradan destek verilebiliyor.

 

Ya felaket kapitalizmi ya da Yeşil Yeni Düzen

Yazar: Albena Azmanova & James Galbraith

Çeviren: Esra Zorer

Öğrendiğimiz üzere pandeminin üç aşaması bulunmakta. İlk olarak can kayıplarının sağlık sistemini çökme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı bir acil durum aşaması vardır. Bu noktada öncelik felaketi önlemek, hastalara yardım etmek ve gerekli malzemeleri sağlamaktır.

Ardından amacı bulaşma zincirini kırmak ve salgını kontrol altına almak olan önleme aşaması gelir. Bu aşamada sosyal öncelikler iki yönlüdür: Nüfusun büyük bir bölümünü güvenli bir şekilde karantinada tutarken, salgını bastırmaya yetecek süre geçene veya aşı bulunana kadar özellikle gıda ve elektrik, su ve temizlik gibi temel kamu hizmetlerinin istikrarlı akışını sağlamak.

Son olarak ekonomik sonuçların ortaya çıktığı üçüncü aşama gelir. Bu aşama bizlerden orta yolun olmadığı bir zıtlıkta şiddetin hüküm sürdüğü kapitalizm felaketiyle sosyal ve ekonomik yenilenmelerde radikalleşme arasında geniş kapsamlı bir seçim yapmamızı bekler.

Batı’nın zorlu seçimi

İlk aşamayı zar zor kontrol altına alan Batı, hala ikinci aşamanın belirsiz zorluklarıyla karşı karşıya. Şimdiye kadar yalnızca Çin ve birkaç ülke daha etkileyici bir hız ve beceriyle üçüncü aşamaya geçebildi. Öte yandan, Batı’nın uzun süren sıkıntıları ve kendine özgü sosyal ve ekonomik koşulları, buradaki sonuçların bizi keskin ve dramatik seçimler yapmaya zorlayacağını garanti ediyor.

Pandemi, kamu tarafından finanse edilen güçlü sağlık sistemlerinin, kompakt tıbbi tedarik zincirlerinin, gelişmiş bilgi ve izleme ağlarının, sosyal organizasyonun, güvenilir liderliğin ve her şeyden önce karşı karşıya kalınan krize karşı toplum genelinde birlik ve beraberliğin olmasının avantajlarını bizlere gösterdi.

Çoğu batı toplumunun şu ya da bu dereceye kadar eksik olduğu bazı nitelikler var ve Birleşik Devletler örneğinde, bu niteliklerin neredeyse tamamından yoksun olduğunu görüyoruz. Azami kâr ve minimum maliyet prensibine bağlı yalın, “verimli” ancak ölümcül derecede kırılgan piyasa yapıları lehine kamusal alanı küçülttük. Ayrıca lobilerin egemen olduğu politikaların ve aptallarla çevrili, ancak kendilerine hizmet eden oligarkların gelişmesini tolere ettik.

Batılı sistemlerin kırılganlığı, yetkiyi elinde bulunduran seçkinleri bile şok etmiş görünüyor. Ama en azından bu durum onları, halk için etkili destekleri ve belli belirsiz jestleri de içinde barındıran, kendi çıkarlarını koruma amaçlı eylemleri hızlı bir şekilde gerçekleştirmeye motive etti. ABD’de ilk reaksiyonlar, kurumsal sektöre sağlanan büyük kredilerin ve çok zenginler için yarı gizli vergi indirimlerinin yanında işsizlik sigortasının genişletilmesi, sıradan vergi mükelleflerine nakit ödemeler ve küçük işletmelere bazı krediler ile kriz süresince tahliyeler, hacizler ve kamu hizmeti kesintileri üzerine teorik moratoryum getirilmesi şeklinde oldu.

Batılı sistemlerin kırılganlığı, yetkiyi elinde bulunduran seçkinleri bile şok etmiş görünüyor.

Uzun ve başarılı bir önleme politikasını yönetmek, kendini topluma adamış yetkin bir hükümet için bile bir zorluk oluşturacaktır. Şu anda ABD, Birleşik Krallık ve başka yerlerde hüküm sürenler gibi, tesadüfen yönetime geçmiş bencil oligark ve yırtıcı sınıf için, bu pratik bir imkansızlıktır. Dahası, doğrudan ideolojik bir bakış açısından arzu edilebilir bir durum değildir.

Başarılı bir şekilde yönetilen bir önleme politikası, daha iyi organize edilmiş, karşılıklı olarak desteklenen, sosyal açıdan uyumlu bir toplumun ve duyarlı, sorumlu, yetkin bir devletin varlığını işaret eder. Başarılı bir savaş atağı gibi, daha geniş reformlar için itici gücü besler ve bu da, yırtıcı gücün ölümü anlamına gelebilir.

Fotoğraf: Bryan Tarnowski /The New York Times

Normale dönüş yanılgısı

Ve böylece gündem, salgının daha hızlı ve kontrolsüz bir şekilde yayılmasını tehdit eden koşullar altında bir “açılım” a dönüşmüştür. Vaat edilen “normale dönüş”, periyodik krizlerle ve işe yaramayan yeni kapanmalarla noktalanabilir çünkü bunlar yine yetersizlik ve tutarsızlık tarafından baltalanacaktır.

Kaçınılmaz olarak bu durum, yaşlılar ve başka nedenlerle risk altında olanlar için salgın kendiliğinden kaybolana veya virüs kendilerine bulaşana kadar odalarına mahkum edildikleri uzun süreli karantinalara yol açacaktır.

Ancak, her ne kadar yanıltıcı olsa da normale hızlı bir dönüş, borç sözleşmelerinin meşruiyetini, birçok banka ve işletmenin sermaye yapısını, alacaklıların ve ev sahiplerinin haklarını ve dolayısıyla ekonomik güçlerinin temellerini korumanın tek yoludur ve bu nedenle de yönetimdeki seçkinlerin siyasi stratejisidir.

Önleme aşamasını yönetmedeki başarısızlık, süreç tamamlanmadan önce onu sona erdirme baskısını artırdığı için bu stratejinin ekmeğine yağ sürer. Şimdi, yanlış önleme yönetiminin bir hata olmadığını, en azından Amerika Birleşik Devletleri’nde bir politika özelliği olduğunu öğreniyoruz.

Bunu, Beyaz Saray ve Senato‘nun eyalet ve yerel yönetimlere mali destek vermeyi reddetmesinde açıkça görüyoruz; açıkça belli olan hedef, hayat kurtarmak için gerekli olan karantina, kilitlenme ve sosyal mesafeye son verilmesini sağlamaktır. Bu nedenle, hala gelmekte olan hastalıklar ve ölümler, mevcut sistemi sürdürmenin öngörülen bedelidir.

Elbette, Birleşik Devletler bu yolu izleyip bir tedavinin veya aşının erken geliştirilmesini veya salgının hafifletilmesini kendi başına engellediği sürece, ne kadar kusurlu olursa olsun, daha duyarlı ülkelerin kontrol altına alma stratejilerini sürdürmeleri son derece zor olacaktır.

Hala gelmekte olan hastalıklar ve ölümler, mevcut sistemi sürdürmenin öngörülen bedelidir.

İlericiler ve tüm dürüst insanlar bu nedenle üç düzeyde bazı zorunluluklarla karşı karşıyadır. Bunlarda birincisi, her ülkede kendi şartlarına göre, ancak her şeyden önce pandeminin merkez üssü ve ana politika savaş alanı haline gelen Amerika Birleşik Devletleri‘nde, önleme aşamasının yetkin yönetimi için mücadele etmektir.

Kazan ya da kaybet, bu hat üzerinde ne kadar sürerse sürsün savaşmak gerekir. Kayıtsız bir şekilde yeniden açılmanın siyasi bedelini olabildiğince yükseğe çıkarmak, yerel ve eyalet düzeyinde her türlü çabayı ödüllendirmek, zararı en aza indirgemek için sonuçları yönetmek gerekir. Bunun için, federal düzeyde ve bazı devlet dairelerinde yırtıcıların sabotaja varan kasıtlı beceriksizliğine karşı çıkarken ve bunları açığa vururken, kendini adamış ve yetkin memurlara gerekli tüm destek verilmelidir.

Her şey farklı olacak

İkinci zorunluluk, pandemi sonrası geleceğin yakın geçmişe benzemeyeceğini idrak etmektir. Artık ekonomik hayatın her alanında işler farklı olacak. Havayolları, oteller, tatil köyleri, yolcu gemileri gibi bazı endüstrilerin müşterileri daha fakir, risk konusunda daha dikkatli ve uzak eğlencelerle daha az ilgili olacakları için küçülecektir. Eskiden büyük kalabalıklar gerektiren etkinlikler – spor etkinlikleri, konserler, filmler ve oyunlar – büyük ölçüde çevrimiçi olacaktır veya yok olacaktır.

Diğer pek çok sektör – restoranlar, barlar, kafeler, hizmet kuruluşları yeni sağlık protokollerine ve sosyal mesafelere uyum sağlayacak veya onlar da yok olacaktır. Belki de en önemlisi, kritik kuruluşlar ve eğitim, sağlık hizmetleri ve kamu güvenliği gibi kamu hizmetleri mevcut finansman modellerinde finansal olarak sürdürülebilir olmayacaktır.

Böylece üçüncü ve en kapsamlı zorunluluğa geliyoruz.

Muhtemel iki yol

Bu, gelecek dünyanın karakterini yönetecek seçimi şekillendirmek içindir. Olası iki yol vardır ve bunlar Avrupa faşizmi ve Amerikan Yeni Düzenlemesi kadar farklıdırlar. Örgütlü muhalefetin acımasızca bastırılmasıyla ve tüm nüfusun sağlık, çevre ve güvenlik zorluklarını karşılayan bütün bir sistemin kamusal amaç temelinde sosyal olarak yeniden yapılandırılması kadar farklıdırlar.

Yollardan birinde, mevcut hiyerarşileri ve mevcut sözleşmelerin yükünü korunmaktadır. Bu yol boyunca borçlar uygulanacak, akbaba fonları ucuz varlıklar arayacak, ev sahiplerini kiracıya ve kiracıları evsizlere dönüştürülecektir.

Milyonları haciz ve tahliyeler artacak, işsiz orduları sokaklarda dolaşacak, kamplar yeni Hoovervilles haline gelecektir. Kamu fonlarıyla ayakta kalamayan devlet okulları, devlet üniversiteleri ve kamu hizmetleri özelleştirilecek; pahalı, ayrıcalıklı ve çoğunluk için ulaşılamaz hale geleceklerdir. Sağlık hizmetleri büyük ölçüde sigortasız olacak ve hatta eskisinden daha az erişilebilir olacaktır. Seçimler, anlamını yitirecek kadar kesintiye uğrayacak ve paralı propagandanın egemenliğine girecektir. En zengin azınlık için hayat eskisi gibi devam edebilir ancak iyi silahlanmış ve iyi korunmuş olanlar dışında hiç kimse güvende olmayacaktır.

Diğer yolda, ödenemeyen borçlardan kurtulmanın genel bir rahatlaması olacaktır. Aileler evlerinde güvende olacaklar, kiralar ve ipotekler yazılacak, sağlık hizmetleri nihayet evrensel bir kamu malı haline gelecek, kamu hizmetleri sürdürülecek ve federal hükümet okullara, üniversitelere ve eyaletlerin, şehirlerin ve kasabaların kamu hizmetlerine finansal destek sağlayacaktır.

Bu dünyada, virüsü uzak tutmak ve yeniden ortaya çıktıkça yüzleşmek için gerekli olan sıcaklık izleme, temas izleme, temizlik gibi halk sağlığı hizmetlerini ağlamak için milyonlar işe alınacak ve eğitilecek. Milyonlarca insan daha olabilecek en güvenli koşullarda, geçinmeleri için yeterli maaşla çalışarak kritik işlerde görev alacak, gıda ve diğer temel ihtiyaçlar için tedarik zincirlerini sürdürecekler.

Bu dünyada, temel sektörlerin ve şirketlerin halka hizmet etmesini sağlamaya yetkin ve kararlı bir devlet tarafından yönetilen sosyal ve çevresel hedeflere yönelik stratejik bir yön olacaktır. Ulusal laboratuvarlara yapılan kamu yatırımları ve kar amacı gütmeyen araştırma merkezlerine verilen destek sayesinde, bilim ve teknoloji yine kamusal amaçların hizmetkârı haline gelecektir.

Fotoğraf: Edelman Alex

Ortak fayda

Bunlar hayatta kalmamızı sağlayabilecek etkili önlemlerdir. Pratikte, oraya ulaşmak savaşmayı ve siyasi bir savaşı kazanmayı gerektirir. Bunun için ilericilerin neoliberal muafiyetin özüyle başa çıkmaları gerekiyor. Ekonomik neoliberalizm ve serbest pazar kültü kendi kendine ortaya çıkıp yerleşmedi; kişisel ve sosyal özgürlüklerdeki kazanımlarla Batı’da desteklendiler.

Yağmacı ekonomik model pek çok insan için tolere edilebilirdi, çünkü odağın bireyselliğe kayması, ekonomideki baskı ve uygunluk gibi engelleri kaldırdı ve en azından daha önce piyasa tarafından reddedilen ancak şimdi izin verilen ve aracılık edilen fırsatların ve özgürlüklerin izlenimini yarattı.

Artık sürdürülemeyen bu ittifakın ötesine geçmek gerekiyor. Kültürel çeşitlilik için maddi bir temel sağlıyormuş gibi görünen pazar, piyasaların çöküşüyle birlikte aniden elini çekti. Öyleyse, bu ittifaka ilgi duyanların, uzun süredir reddedilen haklarının farkına varması ve ortak bir hayatta kalma meselesi olarak, iki kritik noktaya dayanan bir ekonomik programa katılım göstermeleri gereklidir. Kültürel çeşitlilik korunabilir ve genişletilebilir – ancak bu noktada yalnızca radikal ilerici ekonomik reform için yeni bir ittifak yoluyla gerçekleşebilir.

Hedeflerimizin sosyal olduğunun farkına varalım

Hedeflerimizin sosyal olduğunu farkına varalım. Bu hedefler kamu yararı ve toplum hakkındadır. Eşitlik bunun bir parçasıdır. Ancak para piyasası kapitalizmi altındaki ekonomik eşitsizlik, şüphesiz kendi başına bir bela olsa da, daha derin bir sorunun yalnızca bir belirtisidir.

Son zamanlarda elit çevrelerde bile moda olan eşitsizlik hakkındaki hayıflanmaların gizli bir dayanağı var – Sosyal sağlığın doğru ölçüsünün, özel malların dağıtımının ve bunları elde etme yollarının adaleti olduğunun kabulü. Bu aslında böyle değil ve hiç de olmadı.

Ne kadar iyileştirilmiş olursa olsun, satın alma gücünün dağılımı, hiç kimseye sağlık, güvenlik ve gıdaya erişimi gibi unsurları garanti etme kapasitesi vermez – uzun bir ömür ve güvenli bir emeklilik umudu bir yana. Bu şeyler, herkesin yararı için kolektif çaba ile sosyal olarak sağlanmalıdır. Daha derindeki düşman eşitsizlik değil, güvensizlik, güvensizlik, istikrarsızlık, kaygı ve korkudur.

Kamusal amaç ve demokratik arzular

Genel olarak, serbest piyasa kapitalizminin ne refahın ne de özgürlüğün anahtarı olmadığını kabul edelim. Refahı yönlendiren şey kamu yatırımı ve sosyal sigorta dahil bilim, teknoloji, mühendislik ve etkili organizasyondur. Özgürlüğü yönlendiren, hoşgörüye, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına bağlılıktır. Bunlar, kapitalist dünyayı kontrol etmeye gelen oligarklara güç bırakmadan bir araya gelebilir.

Savaş sonrası yılların sosyal demokrat Avrupa’sında olduğu gibi, Amerika Birleşik Devletleri’nde, New Deal ve Great Society tarihinde daha iyi modeller bulunmaktadır. Kapitalizm bu toplumlara hükmetmedi: kamusal amaç ve demokratik arzular büyük itici güçlerdi. Koşullar gerektirdikçe bir zamanlar mümkün olan şey yeniden gerçekleştirilebilir. Bazıları buna sosyalizm diyor. Bazıları buna demokratik sosyalizm diyor. Bazıları buna sosyal demokrasi diyor. Bazıları buna pragmatizm diyor. Biz buna şimdi gerekli olan diyoruz.

Yeşil Yeni Düzen tam da bu dönüşümü gerektiriyor. Yeşil Yeni Düzen programı, yenilenebilir ve sürdürülebilir enerjiye, gezegenin taşıma kapasitesi dahilindeki tüketim kalıplarına, karşılıklı destek sistemlerine, ihtiyacı olanlar için güvence altına alınmış işlere ve herkes için sağlanan güvenliğe doğru bir yol belirlemektedir.

Pandemi, eski sistemi yerinden etmiştir ve böylece hepimize yeni düşünce yollarının, politik mücadelenin ve radikal reformun sıkı çalışmasının katı gerekliliğini sunmuştur.

*Makalenin İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz. 

Libya açıklarında sığınmacı teknesi battı, 74 kişi yaşamını yitirdi

Libya açıklarında sığınmacıların bulunduğu bir teknenin batması sonucunda 74 kişi yaşamını yitirdi. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından yapılan açıklamada teknede aralarında çocukların da olduğu 120’den fazla kişinin bulunduğu belirtildi.

IOM, 47 kişinin sahil güvenlik ve balıkçılar tarafından kurtarıldığını belirtirken şu ana dek denizden 31 cesedin çıkarıldığını duyurdu. Diğer kurbanların naaşlarını arama çalışmaları ise sürüyor.

Libya’da Muammer Kaddafi‘nin devrilmesinden bu yana yaklaşık 10 yıldır iç savaş hakim. Daha iyi bir yaşam umuduyla Avrupa’ya geçmek isteyenler Libya ya da Tunus‘tan teknelerle Akdeniz‘e açılıyor.

Bir haftada en az 99 kişi öldü

Uluslararası Göç Örgütü, bu olaydan önceki son iki günde Akdeniz’de teknelerin batması sonucu en az 19 kişinin öldüğünü duyurmuştu.

Çarşamba günü İspanya’dan bir yardım kuruluşunun çalışanları Libya açıklarında 110 sığınmacıyı kurtardı. Ancak kurtarılanlardan altı aylık bir bebek kısa süre sonra yaşamını yitirdi. “Open Arms” adlı gemideki gönüllüler denizden beş kişinin cesedinin çıkarıldığını duyurmuştu.

İtalya‘nın Lampedusa adasına  son günlerde teknelerle yüzlerce kişinin geldiği açıklandı. Lampedusa’ya resmi verilere göre bu yıl şimdiye dek yaklaşık 31 bin göçmen ulaştı. 2019 yılının aynı döneminde bu rakam yaklaşık 10 bindi.

Konya Cumhuriyet Başsavcılığı Kadir Şeker’in cezasının bozulmasını istiyor

Konya‘da, şiddete maruz bırakılan bir kadına yardım etmek isterken şiddet uygulayan erkeğin ölümüne neden olan Kadir Şeker için Konya Cumhuriyet Başsavcılığı aldığı cezanın kaldırılmasını istiyor.
Konya 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesince açıklanan gerekçeli kararda Şeker için 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılması istenmişti. Cumhuriyet Başsavcılığı ise kararın kaldırılması için Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi Başkanlığı‘na itiraz dilekçesi sundu.

‘Karar hukuka aykırı’

Dilekçede Şeker’e ilişkin kararda cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesinde hukuka aykırı davranıldığına dikkat çekildi. İtiraz dilekçesinde şu ifadeler yer aldı:

Alkollü Özgür Duran’ın, yanlarına gelen Kadir Şeker’e küfür etmesi, yanlarından ayrıldıktan sonra da maktulün Şeker’e küfür etmeye devam etmesi, ‘seni bulacağım’ dedikten sonra, Şeker’in ‘bulamazsın’ demesi üzerine, alkollü olan maktul Duran’ın, Şeker’in üzerine giderek yumruk ve tekmeyle vurması, iki eliyle sanık Şeker’in boğazını sıkması, Şeker’in nefes almakta zorlandığını beyan etmesi, bu aşamaya kadar herhangi bir karşılık vermemesi, mahkemece de bunun kabul edilmesi karşısında; sanık Şeker ile maktul Duran’ın, yaşı, vücut yapısı, güç dengesi dikkate alındığında olayda TCK 27/2 maddesinin uygulama yeri olmasa da (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2007/1988 esas, 2007/865 sayılı kararının içeriğine göre), sanık Kadir Şeker’e yönelik maktul Özgür Duran tarafından işlenen suçların, (hakaret, kasten yaralama) niteliği, maktul Duran tarafından sanık Şeker’in boğazının sıkılması nedeniyle, Şeker’in geçirdiği tehlikenin ağırlığı karşısında, ceza adaleti yönünden Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasında, cezanın asgari hadden 12 yıl hapis cezası olarak belirlenmesi gerekirken, asgari haddin üzerinde, 15 yıl hapis cezası olarak belirlenmesi suretiyle cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesinde hukuka aykırı davranıldığı kanaatine ulaşılmakla, hükmün istinaf incelemesi sonucu bozulmasına karar verilmesi kamu adına talep olunur.

Ne olmuştu?

Kadir Şeker, 5 Şubat’ta Konya Selçuklu ilçesi Kosova Mahallesi’ndeki parkta bir kişinin yanındaki kadına şiddet uyguladığını gördükten sonra ikiliyi ayırmaya çalıştı. Fakat Şeker, bu sırada saldırgan Özgür Duran tarafından sözlü ve fiziki müdahaleye maruz kaldı. Şeker’i bir süre kovalayan ve darp eden Duran, boğuşma sırasında aldığı bıçak darbesiyle yere yığıldı.

Göğsüne aldığı yara nedeniyle ambulansla Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan Duran hayatını kaybetti. İkamet ettiği teyzesinin evinde gözaltına alınan Şeker çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.

 

İstanbul’da sigara içmenin yasak olduğu yerler açıklandı

İçişleri Bakanlığı’nın 81 il valiliğine gönderdiği koronavirüs tedbirleri genelgesi kapsamında açık alanlarda sigara içmenin yasaklandığını duyurmasının ardından İstanbul Valiliği yazılı bir açıklama yaparak İstanbul’da yasağın uygulanacağı sokak ve caddeleri ilan etti.

Buna göre İstanbul genelinde 125 sokak, 93 cadde, 84 meydan ve toplu taşıma araç duraklarında sigara içilmesi yasaklandı. Yasaklanan alanlar arasından İstiklal Caddesi, Taksim Meydanı, Beşiktaş İskele Meydanı gibi insan yoğunluğunun çok olduğu cadde ve meydanlar da yer alıyor.

Valilik tarafından yapılan açıklamada yasağın Covid-19 salgını sırasında “maske kullanımının doğru şekilde uygulanması amacıyla” getirildiği belirtildi.  Yasağa uymayanlar için ise 900 TL para cezası öngörülüyor.

81 ilde uygulanacak

İçişleri Bakanlığı 81 il valiliğine gönderilen genelgeyle 12 Kasım’dan itibaren açık alanlarda sigara içme kısıtlaması kararı alındığını duyurmuştu. Açıklamada yasağın kapsamışu şekilde aktarılmıştı:

12 Kasım Perşembe gününden itibaren tüm illerde vatandaşların özellikle yoğun olarak bulunduğu valilik ve kaymakamlıklarca duyurulan cadde ve sokaklar (özellikle trafiğe kapalı olanlar), ihtiyaç duyulan meydanlar ve toplu taşıma araç durakları gibi alanlarda, sigara içmek yasaklanacak.