2020 yılının Kasım ayında yapılması planlanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) koronavirüs salgını sebebiyle ikinci kez ertelendi ve yeni tarih olarak 1-21 Kasım 2021 belirlendi.
Toplantının ertelenmesinin politikacıların da iklim krizi konusunu gündemleri dışına itmesine sebep olduğunu belirten Yeşil Avrupa Vakfı (gef.eu) ve Avrupa Yeşiller Partisi çevrimiçi Climate Hub düzenleniyor.
27 Kasım ve 11 Aralık tarihlerinde
27 Kasım ve 11 Aralık tarihlerinde “COP26’yı yeşillendirmek” sloganıyla gerçekleşecek Climate Hub, iklim krizinin aciliyetini vurgulayarak tekrar gündeme taşımayı, farklı alanlarda ve seviyelerde çalışan yeşil aktörleri bir araya getirmeyi amaçlıyor.
Siz de bu tarihler arasında panellere katılabilir veya network, chat ve eşleşme panellerinde farklı yeşil aktörlerle tanışıp, iletişim ağınızı genişletebilir ve sohbet edebilirsiniz.
Program hakkında detaylı bilgi edinmek için ise bu adresi ziyaret edebilirsiniz.
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) atmosferde bulunan ve iklim değişikliğine yol açan karbondioksit emisyonlarının 2019 yılında da rekor kırdığını duyurdu. WMO tarafından yayınlanan yıllık Sera Gazı Bülteni‘ne göre atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu sanayi devrimi öncesi seviyeye kıyasla yüzde 148 yükseldi.
Bültende, atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun 2018’de milyonda 407,8 parçacık iken bu oranın, 2019’da milyonda 410,5 parçacığa ulaştığı belirtildi.
2020’de artış devam edecek
Covid-19 salgınıyla pek çok ülkenin aldığı karantina önlemlerinin ve endüstriyel yavaşlamanın sera gazı yoğunluğunu ve hava kirliliğini azalttığı vurgulanan bültende, bu olumlu gelişmeye rağmen 2020’de karbondioksit seviyelerinin yükselmeye devam edeceği uyarısı yapıldı.
Geçici tahminlere göre, 2020’de karbon emisyonlarında yüzde 4,2 ila 7,5 arasında azalma görüleceğini belirten WMO, bu miktarın sürekli olarak artan karbon emisyonlarında yalnızca küçük bir düşüş olduğuna vurgu yaptı.
Pek çok bilim insanı bu yıl salgın nedeniyle küresel uçuşların iptal edilmesiyle karbon emisiyonunda yıllık bazda en büyük azalmanın gerçekleşeceği tahmininde bunuyordu.
Görsel: Dünya Meteoroloji Örgütü
Yılların birikimi
BM Cenevre Ofisinde düzenlenen basın toplantısına video konferans yöntemiyle katılan WMO Atmosfer ve Çevre Araştırma Bölümü Şefi Oksana Tarasova, “Atmosferdeki CO2 yoğunluğu 1750 tarihinden bu yana birikmeye devam ediyor. Dolaysıyla, o zamandan beri atmosfere koyduğumuz her bir parça mevcut konsantrasyona şekil veriyor. Bu, dünyada bugünün olayı değil. İktisadi ve insani gelişmişliğin tüm tarihi bizi bu küresel 410,5 ppm’ye seviyesine götürdü” değerlendirmesinde bulundu.
WMO Genel Sekreteri Petteri Taalas da “Karbondioksit atmosferde yüzyıllarca ve okyanusta ise daha da uzun süre kalıyor” uyarısı yaptı.
Örgütten 22 Nisan’da yapılan açıklamada, Covid-19 salgınının, atmosferdeki sera gazı yoğunluğunu geçici olarak düşüreceğine dikkati çekilmiş, iklim değişikliğinin ise devam edeceği uyarısında bulunulmuştu.
Söz konusu kadına yönelik şiddet olunca failler de büyük bir çeşitlilik gösteriyor: Erkek arkadaşınız, babanız, abiniz, akrabanız, evli olduğunuz veya birlikte yaşadığınız erkek, belki de bir arkadaşınız veya hiç tanımadığınız biri.
Eğer siz de şiddete uğradıysanız her şeyden önce bilmeniz gereken şey şu: Asla yalnız değilsiniz. Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın çeşitli bahaneler öne sürülerek fiziksel şiddet görüyor.
Sessiz kalınan şiddet olayları tekrarlayabilir
bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden derlediği verilere göre 1 Ocak 2020 tarihinden 21 Kasım’a kadarki 327 günlük sürede erkekler en az 253 kadını öldürdü, 715 kadına ise şiddet uyguladı.
Elbette bu rakam yalnızca basına yansıyan verilerden oluşuyor ve gerçekte ne yazık ki çok daha yüksek. Ayrıca birçok kadın da şiddete uğradığında sessiz kalmaya zorlanıyor. Ancak maalesef sessiz kalınan şiddet olayları büyük oranda tekrarlama ihtimali barındırıyor.
Fotoğraf: sendika.org Arşivi/csgorselarsiv.org
Bu yüzden sessiz kalmak istemiyorsanız ve kendinizi korumaya karar verdiyseniz haklarınız olduğunu ve birçok kadın örgütünün de size destek olmak için yanınızda olacağını bilin.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tarafından hazırlanan kılavuz fiziksel şiddet ile karşılaşıldığında yapılması gerekenleri şu şekilde sıralıyor:
Şiddete uğradığınız anda 155 Polis, 156 Jandarma, 183 Aile, Kadın, Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı veya baroları arayarak acil yardım talebinde bulunabilirsiniz.
Faille aynı ortamda olduğunuz için telefon edemeyecek durumda iseniz İçişleri Bakanlığı’nın KADES uygulamasını telefonunuza indirerek bir butonla polisin konumunuza gelmesini sağlayabilirsiniz.
Yargıda alınan çeşitli tedbirler ile kadınlar mahkemeler çalışmıyor sanmasın. Mahkemeler çalışıyor, UYAP üzerinden koruma kararları alınabiliyor. Bulunduğunuz ilin barosuna başvurarak tehlike altında olduğunuzu söyleyebilir, koruma kararı için hukuki destek talep edebilirsiniz.
Şiddete uğradığınızda ulaşabileceğiniz acil telefon hatları:
ALO 155 Polis
ALO 156 Jandarma
ALO 183 Aile, Kadın, Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı
112 Acil Çağrı Merkezi / Ambulans
(212) 656 96 96 ve (549) 656 96 96 Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı
ALO Baro 444 26 18
2- Üçüncü kişilerden destek alın
Şiddetin karşısında izleyeceğiniz ilk adım plan yapmak. Acil bir durumda polise haber verebilmesi için güvendiğiniz bir arkadaşınız, komşunuz ya da akrabanız ile önceden anlaşabilirsiniz.
Şiddet tehlikesinde kendisiyle mesaj, telefon çağrısı ya da herhangi bir sembol ile polisi çağırması için önceden plan yapabilir, kendi aranızda parola belirleyebilirsiniz. Şiddetle karşılaşma tehlikesi varsa, önceden kendinize bir “acil durum” çantası hazırlayabilirsiniz.
Ayrıca şiddet tehdidi hissettiğinizde evde o sırada kendinizi en güvenli hissedebileceğiniz şekilde önlem almaya çalışın örneğin silah olarak kullanılabilecek materyallerden (bıçak, vazo…) uzak durmaya çalışın.
Fotoğraf: Serra Akcan/csgorselarsiv.org
3- Belgeleyin
Failin ceza alması ya da korunma aciliyetinizin yetkililer tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için kanıtınızın olması önem taşır. İlk olarak kendi telefonunuzun kamerası ile şiddet izlerinin fotoğraf ya da videosunu çekebilirsiniz.
Olay tarihinin anlaşılabilmesi için tarihin belli olacağı yöntemler kullanabilirsiniz. Örneğin video esnasında televizyonda tarihin ve saatin göründüğü bir kanalı açarak bu kanalın gözükeceği şekilde video çekebilirsiniz.
4- Darp raporu alın
Ancak en önemlisi darp raporu. Darp raporu almak için polisler sizi hastaneye götürmek zorunda. Maske, eldiven, gözlük gibi malzemeleri mutlaka isteyin. Belgelerinizin kopyasını ya da fotoğrafını güvenebileceğiniz başka bir tanıdığınıza da vermeniz iyi olacaktır.
Sağlık ocakları ve aile hekimlikleri darp raporu düzenlemek için yeterli yetkiye sahip olmadığından devlet hastanelerine veya özel hastanelere müracaat etmeniz gerekiyor.
Bireysel başvuru yaparken neye dikkat etmeli?
Eğer jandarma veya polisten bağımsız bir şekilde sevk kağıdınız bulunmadan bireysel başvuru yapacaksanız dikkat etmeniz gereken birkaç nokta bulunuyor. İlk olarak başvurulan hastanede görevli polis birimi olup olmadığını kontrol etmek gerekiyor. Hastane polisleri yalnızca tam teşekküllü devlet hastanelerinde bulunuyor.
Müracaat edeceğiniz hastanenin acil servisinde görev yapan doktora muayene olurken, yaşadığınız şiddeti tüm açıklığıyla anlatın. Darp sonrası bedeninizde oluşan morluk, çizik, ezik, şişlik ve yara izlerinin yanı sıra, vücudunuzun henüz gözle görülecek kadar tepki göstermediği ancak acı hissettiğiniz tüm bölgeleri de hekime gösterin. Bazı durumlarda idrar örneği vermeniz de istenebilir.
Adınıza düzenlenen adli raporu ilgili hastanede görev yapan polislere imzalattıktan sonra, size verilen evrakla bir sonraki aşamaya geçebilirsiniz.
Fotoğraf: Dilara Açıkgöz/csgorselarsiv.org
4- Uzaklaştırma kararı aldırabilirsiniz
Şiddet uygulayan kişi ile aynı evde yaşıyorsanız uzaklaştırma kararı talep etmekten çekinmeyin. Uzaklaştırılan kişi mutlaka barınacak bir yer bulacaktır.
Eğer bulamaz ise de ihtiyaçları doğrultusunda ilgili birimlerden talepte bulunabilir. Kaygılarınızı anlamakla birlikte “Gidecek yeri yok” bahanesi sizi şikayetinizden vazgeçirmesin.
Hiçbir şey yaşam hakkınızdan daha önemli değildir. Gerekli tüm tedbirler bu kapsamda geliştirilmelidir. Uzaklaştırılan erkeklerin barınma ihtiyacı doğarsa yeni olanakları geliştirmek devletin sorumluluğundadır. Uzaklaştırma kararları ancak bu şekilde etkin uygulanabilecektir.
5- Sığınma talebinde bulunabilirsiniz
Şiddet tehdidi altındaysanız ya da ekonomik koşullarınızdan kaynaklı barınma imkanına sahip değilseniz 183’ü arayarak veya en yakın karakol/jandarmaya giderek ya da arayarak sığınma talebinde bulunabilirsiniz. Sığınmaevine çocuklarınızla beraber de gidebilirsiniz.
Uygun sağlık koşullarında size barınma imkanı sağlamak ve salgın önlemleri kapsamında sığınmaevlerinde de gerekli tedbirleri eksiksiz yerine getirmek devletin görevidir. Sığınmaevlerine gitmekle ilgili tereddütleriniz varsa bu gibi durumlarda geçici olarak yanında kalabileceğiniz bir arkadaşınızı ya da tanıdığınızı belirlemeniz faydalı olacaktır.
6- Olası failin silahına el konulmasını sağlayabilirsiniz
Bu tedbir 6284 Sayılı Kanun’da mevcut. Eğer şiddet tehdidi altındaysanız sizi tehdit eden kişinin varsa silahına el konulmasını talep edebilirsiniz. Hatta asker ya da polis olsa dahi silahına el konulmasını sağlayabilirsiniz. Evinizden çıkıp şikayetçi olmak istemiyorsanız evinize polis çağırarak bu şikayeti tamamlayabilirsiniz.
7- Maddi yardım talebinde bulunabilirsiniz
Şiddette karşı resmi makamlara yapacağınız başvurulara ekonomik durumunuz engel teşkil ediyorsa maddi yardım talebinde bulunabilirsiniz. Evden ayrılmak istediğinizde, sığınmaevinde kaldığınızda ya da fail hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığınızda 6284 sayılı kanuna göre geçici maddi yardım yapılması sizin haklarınız arasındadır.
8- 6284 sayılı yasadan yararlanmak istediğinizi söyleyin
Kadınların yaşam hakkı tüm vatandaşların yaşam hakkı ile eşit. Bu yüzden virüs önlemleri çerçevesinde hiçbir hakkınızı kullanmak ile ilgili tereddüte düşmeyin. Haklarınızı kullanmak istediğinizde zorluklarla karşılaştığınızda pes etmeyin.
Uygulamada karşılaşılan engeller sizin haklarınızı kullanmamanızı sağlamasın: Şikayetçi olmaya karar vermemiş olsanız da acil hatları aramamazlık etmeyin, darp raporu almamazlık yapmayın, güvendiğiniz biri ile bu durumu paylaşmamazlık etmeyin, tekrarlanan olgularda daha önce neden yapmadım diye pişmanlığa gömülmeyin.
Bizleri ve kadınları kurtaracak olan şey farkettiğimiz esnada veya kimi zaman karar verdiğimizde harekete geçmektir.
9- Kadın örgütlerinden destek alın
Bütün bunlar elbette ki birçok kişi için oldukça zorlayıcı ve sıkıntılı bir süreç. Bu yüzden size her adımınızda yardımcı olacak kişilerden oluşan kadın örgütleriyle temasa geçebilir ve bu süreci çok daha sıkıntısız, dayanışma içerisinde atlatabilirsiniz.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, böyle durumlarda danışabilmeniz için 02129124243 numaralı telefonu kullanarak kendileriyle iletişime geçebileceğinizi söylüyor.
Benzer şekilde her şehirde hukuki danışmanlık ve yardım sağlayan kadın kuruluşları yer alıyor. bianet tarafından derlenen bu listeye ise bu adrese tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Hindistan‘da yayınlanan bir Netflix dizisinde Hindu bir kadının Müslüman bir erkeği öptüğü sahne tepkilere neden oldu. Arka planda bir Hindu tapınağının da görüldüğü sahne ile ilgili bir iktidar partisi milletvekilinin şikayetinin ardından eyalet yönetimi polisten soruşturma açmasını istedi.
Hindistan’ın önde gelen yazarlarından Vikram Seth‘in İngilizce olarak yazdığı romandan uyarlanan dizide genç bir kadının eş arayışı anlatılıyor. Dizinin yönetmenliğini ise ünlü yönetmen Mira Nair üstleniyor.
‘Sokağa dökülürüz’
Euronews‘in aktardığına göre, Madya Pradeş eyaleti İçişleri Bakanı Narottam Mishra sosyal medya üzerinden dizinin belirli bir dine mensup insanların duygularını inciten son derece tartışmalı sahneler olduğunu belirterek “Emniyet yetkililerini söz konusu içeriği inceleyip filmin yönetmeni ve yapımcısı ile alakalı ne gibi kanuni önlemler alınabileceğini tespit etmelerini istedim” yorumunu yaptı.
İktidardaki Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisi (BJP) gençlik kolu liderlerinden Gauraw Tiiwari de Netflix hakkında ayrı bir şikayette bulunarak dizinin platformdan kaldırılmaması halinde sokak protestoları olacağı uyarısında bulundu.
Geçen ay da Hindistan’ın en büyük holdinglerinden Tata’ya bağlı bir mücevher şirketi bir Hindu-Müslüman ailenin bebek partisinin reklamına gelen tepkiler ve bir mağazanın tehdit edilmesi sonucu kaldırılmıştı.
Mazallah, “damar” tartışmalardan yana hiç eksiğimiz olmuyor. En uç noktalarda gidip gelen açıklamalar, tehditler, “yuh artık” dediğiniz iddialarla yoğruluyoruz şu salgın günlerinde…
Ancak keşke siyasetçiler ve siyasetin nabzını tutanlar, kafalarını biraz kaldırıp AKMHP mühendisliği ve çekişmelerinin dışına arada bir de olsa çıkabilseler…
Fırtına koparken başka nelerin usul usul yürüdüğüne odaklanabilseler…
Belki başka hayati meseleleri keşfedecekler.
AKMHP iktidarının zayıf noktalarını doğru tespit edip buna göre farklı bir siyaset üretmeye fırsat bulacaklar.
Mesela ülkenin her bir karışının, en değerli alanlarının nasıl maden ve enerji şirketlerine peşkeş çekildiğini anlayabilseler…
Köylüsünden kentlisine, bu talanın korkunç sosyal, ekonomik, sağlık boyutlarını kavayabilseler ve buna göre bir siyaset belirleseler…
Belki oy oranlarında bir kıpırtı yakalayabilirler.
Ama ya meseleyi kavramaktan uzaklar…
Ya da anladıkları halde bu talanın sürmesine razılar.
Bizim vergilerimizle bizi zehirleyecekler
Geçen hafta Meclis’ten, kamuoyunda “torba yasa” olarak bilinen enerji piyasasına dair kanun teklifinin ilk 24 maddesi geçti. Muhalefetin şerhleri düşüldü.
Kalan 20 maddenin görüşülmesine devam edilecek. (#YASAYITÜMDENGERİÇEK etiketiyle halen kampanya sürüyor.)
Maden işletmelerinin ruhsat alanının dışında “geçiçi tesis” kurulmasını öngören madde 6 tekliften çıkarıldı.
Neden? Çünkü sivil toplum örgütleri, muhalif siyasetçiler konuya dikkat çekmeyi başardı.
Ama teklifin başka sorunlu maddelerinin çoğu geçti.
İşin aslı, Türkiye’deki her vatandaşı ilgilendiren bir dolu kritik değişiklik söz konusu. (Konuya dair podcast yayını için)
Doğalgazdan madenlere, şirketlere daha fazla imtiyaz, kolaylık sağlayan pek çok madde var. Misal, BOTAŞ ve TPAO’nun daha önce yurtdışında kurduğu şirketlere, Türkiye’de denetimden, kanundan uzak enerji şirketi kurma imkânı Cumhurbaşkanı iznine bağlandı… (Elektrik Mühendisleri Odası’nın konuya dair açıklaması)
Onaylanan maddelerin arasındaki en tehlikelisi “biyokütle santralleri”yle ilgili.
Buna göre araba lastiği, plastik çöp, belediye atıkları “yenilenebilir enerji” sayılacak ve teşvik edilecek.
Düşünebiliyor musunuz? Bizim vergilerimizle, bizi zehirleyecekler!
Burada tek olumlu değişiklik, tarımsal ve odun ürünlerinin “yenilenebilir enerji” kapsamından çıkarılması, çünkü ağaç kesimini, orman talanını hızlandıracak, tüm atıkları birbirine karıştıracak bir ifadeydi.
Acele kamulaştırma: Özel mülke çökmek
Ordu’dan Bursa’ya, köylerdeki direnişi duymuşsunuzdur. Neden? Çünkü insanlar, genellikle enerji veya maden şirketi kapısına, tarlasına dayandığında haberdar oluyor, tepki gösteriyor.
Cumhurbaşkanlığı kararıyla pek çok yer için acele kamulaştırma kararı alınabiliyor: Buna, özel mülk de dahil!
Şimdi, bu teklifte henüz görüşülmeyen 37. Maddede, TEDAŞ ve EPDK kararıyla özel mülke el konabilecek.
Sadece köylünün değil, “doğal yaşam” için “şehirden kaçış” için kendine arazi, ev alanlar da bu düzenlemeden etkilenecek.
EMO Başkanı Mehmet Özdağ, Manisa Çapaklı’da bunun örneğinin yaşandığını hatırlatıyor:
“Depolama alanı için orada vatandaşın 25 dönüm malına el kondu. Yakın zamanda dokuz yer daha için Cumhurbaşkanlığı kararı yayımlandı. Amasya’da 3 mw’lik santral için vatandaşın arazisine çökmek ne demek? Kırsaldaki şahsi mülkiyetin, köylü ve çiftçinin malı el değiştirecek…”
Muhalefet ne zaman çevre politikasına uyanacak?
İnanın benzer haberleri, önümüzdeki günlerde daha çok duyacaksınız… “Çevreciler” ve dürüst meslek odaları olmasa, ne yapacağınızı bilemeyeceksiniz.
Maalesef bu işlerin nereye evrildiğini görenler, sadece bir avuç muhalif siyasetçi. Onların çabaları çok önemli, ancak partileri, şirketlere açılan çevre talanını görmezden geliyor.
Oysa yakın gelecekte, başka birşey konuşamaz hale geleceğiz.
Hayvanları, ormanı, bitkileri önemsemiyoruz.
Ancak onların yaşamadığı yerde ne temiz hava, ne içilebilir su, ne yenilenebilir gıda, ne de yaşanabilir bir yer kalacak. İklim krizini de buna ekleyin.
Muhalefetin, bütüncül bir çevre politikasını merkezine koymasının saati geçmek üzere…
Menemen Başsavcılığı tarafından resmi evrakta sahtecilik, ihaleye fesat karıştırma ve tehdit suçlarından başlatılan soruşturma kapsamında 20 Kasım’da gözaltına alınan Belediye Başkanı Serdar Aksoy ve yardımcılarının da aralarında olduğu 11 kişi tutuklandı. Soruşturmada 27 kişi gözaltına alınmış; 20 zanlı tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği‘ne sevk edilmişti. Dört kişi ise emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştı.
Dün akşam başlayan duruşma, bugün öğle saatlerinde sona erdi.
Belediye Başkanı tutuklandı
Aralarında Menemen Belediye Başkanı Serdar Aksoy ve yardımcılarının da bulunduğu 11 kişi adliyeye sevklerinin ardından tutuklandı. Yedi kişi adli kontrol şartıyla, iki kişi de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Soruşturma kapsamında adreslerinde bulunamayan iki kişiyi yakalama çalışmaları ise devam ediyor.
Partisinden istifa etmişti
Menemen Belediye Başkanı Serdar Aksoy, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa ettiğini duyurmuştu.
CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, CHP İzmir İl Başkanlığı‘nın Aksoy hakkındaki çok sayıda şikayetini incelediklerini ve Genel Merkez’e bildirdiklerini aktarmıştı. Torun, belediye başkanının kesin ihraç istemiyle tedbirli olarak Yüksek Disiplin Kurulu‘na sevk edildiğini açıklamıştı.
Anadili hakkı için mücadele eden Türkiye’nin farklı kentlerinden kadınların bir araya gelerek kurduğu “Kadın Anadili Çalışma Grubu” videolu bir çağrı yayınladı.
Videoda Gürcüce, Kürtçe, Lazca, Hemşince, Ermenice, Süryanice, Abhazca, Çerkesce, Türkçe videolarla seslenen kadınların dilinden, “Anadili yaşatır, İstanbul Sözleşmesi yaşatır” deniyor.
Anadili Kadınları’nın çağrı metni şöyle:
“Sevgili Dostum,
“25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Gününde anadilimde sana seslenmek istiyorum. Ana dilidir insanı gerçekleştiren. Emeğimizi, tarihimizi, mücadelemizi, varoluşumuzu haykıran. Anadilimiz içinde biz oluyoruz.
“Bir hayat yaşıyoruz ve başka hayatlarla, başka anadilleri ile kesişiyor yolumuz. Acımızı yaşadığımız, umudumuzu paylaştığımız evimizin, bizi birbirimize bağlayanın anadilimiz olduğunu biliyoruz.
“Uygulanması için mücadele verdiğimiz ve tarafı olduğumuz İstanbul Sözleşmesi’nde de belirtildiği üzere, şiddete uğrayan kişilerin ve tanıklarının kendilerini anadilleriyle ifade edebilmeleri için onlara yetkin çevirmenler sağlanması haktır. Yaşam haktır, anadili haktır. Çünkü; anadili yaşatır! İstanbul Sözleşmesi yaşatır!”
Bandırma Ekoloji Platformu, Balıkesir’de faaliyet gösteren ve kimyasal atıklarıyla orada yaşayanların sağlığını tehlikeye attığı belirtilen Bandırma Gübre Fabrikaları A.Ş.’nin (BAGFAŞ) meclis gündemine taşınması için Balıkesir Milletvekillerine çağrıda bulundu.
Yapılan açıklamada şirketin 1975 yılından beri Erdek ve Bandırma belediyelerinden ruhsat almadan üretim ve satış gerçekleştirdiği belirtildi.
Son olarak da Amonyum Nitrat (AN) üretimi için şirketin yeni tesis kurduğu söylenen açıklamada tesisin yerleşim yerinde olduğu ve Marmara Denizi Bandırma Körfezi’ni ve Bandırma-Erdek halkının sağlığını tehlikeye attığı aktarıldı.
Rekor sayıda solunum hastalığı ve kanser
Açıklamada “Bandırma ve Erdek’te yaşayanların rekor sayıda yaşadığı solunum hastalıkları ve kanser vakaları olayın ciddiyetini ortaya koymaktadır” ifadeleri yer aldı. Söz konusu metinde meclis gündemine getirilmesi için şu sorular yöneltildi:
Bagfaş Gübre-Asit fabrikasının filtreleri, yeterli midir ve günlük baca gazı, sıvı ve katı olarak ne kadar atık çıkaracağı, başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve ilgili birimler tarafından, incelenmiş midir?
Bu atıkların ne şekilde atılacağı, oluşan atıktan oluşan şlam dağının içereceği, suya ve havaya karışan etken kimyasal maddeler ve bu maddelerin oranları, incelenmiş midir? Eğer incelendiyse sonuçlar nelerdir? Sağlık Bakanlığının gübre-asit fabrikaları atıkları ve bu atıkların etken maddelerinin halk sağlığına zararları konusunda, bir çalışması, önlem pakedi veya tespitleri var mıdır?
Atıkların yarattığı emisyon nedir?
Atıkların, ve filtresiz bacalardan yapılan gaz – asit ve kükürt salınımlarının, yer altı ve yüzey sularına karışması durumunda çevreye vereceği zararlar ve yaratacağı riskler, emisyon oranları nelerdir? Atıkların denizlere ve deniz yaşamına, direkt ya da dolaylı zararları nelerdir?
Bu atıkların insan sağlığına kısa ve uzun zamanda zararları nelerdir? Bandırma İlçemizde görülen solunum yolları ve kanser hastalıklarının oranı, çevre ilçeler ve Türkiye ortalaması ile kıyaslandığında ne durumdadır?
Deprem hattı üzerinde seçilmesi doğru mu?
Fabrikanın bacalarından salınan asit ve kükürt gibi kimyasalların, rüzgarında etkisiyle Güney Marmara’nın ve hatta Balıkesirin körfez köylerine kadar bitki ve canlı yaşamını, olumsuz etkilediğine dair, bazı bitki ve ağaç türlerinin kuruduğuna dair bir tespit, şimdiye kadar yapılmış mıdır?
Tüm bu zararlar gözetildiğinde, Bandırma-Erdek’te kurulan gübre fabrikasının ilçe merkezlerine bu kadar yakın yerde ve körfezde ve deprem fay hattı üzerinde seçilmesi doğru mudur?
Hava kirliliği ölçümü ne zaman yapıldı?
Olası depremde, orada patlayabilecek asit ve gaz tanklarının, amonyak tankının patlaması halinde Atmosferik yayılma özelliğinden dolayı, Tüm Bandırmayı, Gönen ve Balya, Biga dahil ani zehirlemesi ihtimaline karşı önleminiz nedir ? Bu felaketi önleyecek bir tedbir var mıdır ?
Bandırmadaki hava kirliliğine dair bir ölçümleme en son ne zaman yapılmıştır ?
BAGFAŞ’ın çevre zararları konusunda, eski CHP Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş ve mevcut CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin’in TBMM’ne verdikleri soru ve araştırma önergeleri konusunda, ilgili bakanlıklar ne işlem yapmışlardır ?
Denetimi kim yapıyor?
BAGFAŞ’ın, zaman zaman saldığı dumanına, Çevre Bakanlığı ve Çevre Timleri ne yapmıştır?
Bandırma körfezinin içine kurulu olan kimyasal gübre fabrikası BAGFAŞ. Denize, toprağa ve suya karışan bıraktığı atıklara karşı, denetimini kim yapmaktadır ? Yeterli midir ? Denitimlerden dolayı BAGFAŞ kurumuna devlet kurumlarının kestiği cezalar ve yaptırımlar olmuş mudur ?
BAGFAŞ’ın dumanına, atıklarına kör olan yöneticiler, kendi şehirlerine ve kendi insanlarına ihanet içindedirler. BAGFAŞ açıktır ki birileri tarafından kollanmakta, yaptıkları tüm çevre katliamlarını birileri görmezden gelmektedir. Acaba BAGFAŞ’ın kimlerle ne gibi bağlantıları vardır? Uluslararası Tahkim’in kestiği 24.5 milyon Euroluk ceza bile BAGFAŞ bünyesinde dönen rant hakkında bize ipuçları verebilir.
‘Devletin ve vatandaşların sorumluluğu’
Açıklamanın devamında Anayasanın 56’ncı maddesine göre herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtildi. Çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu hatırlatılan açıklama şu ifadeler ile sona erdi:
Burada devlete düşen, sağlıklı çevreyi kurmak için gereken altyapıyı inşa etmek ve gerekli tedbirleri almaktır. Vatandaş olarak bizlere düşense çevreye karşı sorumluluğumuzu gelecek kuşaklara aktarmaktır. Çünkü çevre bize, gelecek kuşaklardan emanettir.
Kürtlerin yüzyıllardır konargöçer kültürünün temsilcileri olan Koçerlerin her yıl ilkbahar aylarında yüksek rakımlı yaylalara süren yolcuklarının ardından sonbaharın kendini hissettirmesiyle birlikte kışlık alanlara geri dönüşü devam ediyor.
Erzurum, Van, Bitlis, Hakkâri, Bingöl ve Muş’tan gelerek Mardin, Şırnak, Diyarbakır, Siirt ve Batman’da kışı geçiren Koçerlerin bu yılki yolculuğu önceki yıllardan daha da ağır ilerliyor.
10 günde 120 kilometre
Özellikle 1980’li yılların ardından askeri bölgelerin artışı ile oluşan mera yasakları, yem fiyatlarındaki artış ile her yıl giderek koşulları ağırlaşan Koçerlerin bu yılki zorluklarının başında ise kuraklık ve göç yollarının kapanmasına neden olan Ilısu Barajı var.
12 bin yıllık tarihi Hasankeyf’in yanı sıra binlerce dönümlük mera alanı ve geçiş güzergahları kapanan Koçerlerin, ağırlaşan koşullara rağmen yolculukları devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda Siirt’te karşılaştığım bir Koçer grubu en az 5 bin koyunun olduğu sürü ile 120 kilometreyi yaklaşık 10 günde kat etti.
Dönüş yolculuğunda üç kadın
Dönüş yolculuğunda Koçer gruplarında nadir olarak kadınlarla karşılaşırken, Hasankeyf’e varan Koçer grubunda Rabia Bulut, Halime Görsen ve Zekiye Taş adında üç kadın ile tanışma fırsatımız oldu.
Yolculuk sırasında kendilerinin deyimi ile “Erkekler çalışıyor ama bu yolculuğun esas yükünü biz kadınlar çekiyoruz” diyerek yaşanan zorlu emeğin kimin sırtında olduğunu da gözler önüne seriyor.
Işık kaybolmadan…
Yaklaşık 12 kişinin bulunduğu grupta ise kadınlar ile sohbet ederken erkeklerin de telaş içinde olduğunu görüyoruz çünkü akşam güneş batmadan Ilısu Barajı üstünde bulunan dev viyadükten bir an önce karşı kıyıya Gercüş sınırlarına doğru hareket etmeleri gerektiğini öğreniyoruz.
Işık kaybolmadan belki bir iki kare fotoğraf çekebiliriz telaşına düşerken bir yandan erkeklerin sürüye eşlik eden çoban köpeklerini beslemeleri gerekiyor, diğer yandan ise sürüyü toplayarak hareket etmeleri gerekiyor derken sürünün hareket etmeye başladığını fark ettik.
Sürünün en önünde yürüyen Heyvaz Taş, bir elinde telefon birileri ile konuşurken diğer yandan da arkasında günün son ışıklarını ve beş bin koyunluk sürüsü ile yola koyuluyor. Yaklaşık yarım saat süren koşturmacada sorunları, yaşamı ve en önemlisi de işin en büyük yükünü çeken kadınlarla konuşmaya çalışacaktık.
Heyvaz Taş
Yemek molası
Girdiğimiz ilk çadırda tanıştığımız Kâmil Türlük, çadırın girişinden içeri süzülen günün son ışıkları yüzüne vururken alelacele yemeğini yemeğe çalışıyor sonra bize dönüp, “Yemeğimi yiyeyim de şöyle güzel güzel fotoğraflarımı da çek sonra bana gönder” demeyi de ihmal etmiyor.
İstanbul’da yaşadığını öğrendiğimiz Türlük, değişen kültürün yansımaları olduğunu ifade ederken çoktan yemeğini bitirip cebinden çıkardığı tütün tabakasından sigara sardı.
‘Koçerleri kim sever?’
Çadırdan çıkıp diğer çadıra vardığımda ise Cemal Bulut ile tanışıyorum. Nerede nasıl geçeceklerine ve ne kadar süre kalacaklarına nasıl karar verdiklerini sorduğum Cemal, “Ne yapacaksın niye bizi çekiyorsun ki zaten Koçerleri kim sever” diye bana sitemde bulunup soru sormaya başlıyor. Soruları aynı zamanda Koçerlerin uzun bir dönemdir yaşanan kimi sorunlara olan sitemi aynı zamanda…
Cemal Bulut
Ne kadar geç o kadar iyi
Derken soruların cevaplarını Cemal beklemeden “Şimdi kolaydır ekin kalmadı hiçbir yerde. Baharda geçmek çok zor. O zamanlar ekin var. Şimdi ise bir şey kalmadı. Toprak sahipleri kızmazsa bir şey demezse biz de kimseyi rahatsız etmeden yolumuza devam ederiz” diyor.
Soyadını sohbet sırasında öğrenemediğim 50’li yaşlardaki Medeni ise “Bu yıl kuraklık var. Havyan açlığa hadi dayanır da susuzluğa dayanamıyor. Ne kadar geç gitsek bizim için iyidir” diyerek barajın kendileri için bu yıl daha da zorluk getirdiğini sıralıyor.
Barajın yarattığı zorluklar
Özellikle su kenarına inmede sorun yaşadıkları ve mera alanlarının da kalmamasından hayvancılığın giderek zorlaştığını tek tek sıralıyor. Medeni aynı zamanda Dicle Nehri’nin henüz su altında kalmadan önce de son yıllarda büyük oranda kirlendiğini ve suyu içen hayvanların hastalandığı ve öldüğüne dikkat çekerken baraj olması ile de sorunun büyüyerek devam ettiğine vurgu yapıyor.
Sohbetler oturup çay içerken değil de onlar bir yandan çalışırken oluyor. Erkekler sürüyü karşı kıyıya geçirme telaşı içindeyken kadınları ise bir tarafta çamaşır, öbür tarafta yemek ve elleri ile besledikleri kuzuyu çadırdan dışarı çıkarmakla uğraşırken buluyoruz.
Halime Görsen, çadırın içine girmiş kuzuyu dışarı çıkarırken “Keçi bunun gibi değil bilmiyorum bunun kanı bana sıcak gelmiyor” diyerek diğer yandan da kuzuyu iterek çadırın dışına çıkarmaya çalışıyor.
Keçi ve kuzuyu gösteren Halime onları biberon ile büyüttüklerini ifade ediyor. Sohbetini sürdürürken bir yandan ısıttığı su ile çamaşır yıkamaya koyulan Halime, doğa ve canlılar ile iç içe geçmiş yaşamı da özetliyor.
Esas yük kadınlarda
Erkeklerin iş yaptığını ama işin esas yükünün yolculukta kadınlarda olduğunu daha şimdiden zozanı(yaylayı) özlediklerini dile getiren Halime, “İnsan buralarda yaşayamaz. Zordur. Buralarda hiçbir şey yok. Zozanlar‘da su var, ırmak var, yeşillik var yani canın ne isterse var. Yolda zaten çile üstüne çile çekiyoruz. Bu da bizim işimiz” diyerek susuyor.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nün geldiğini hatırlattığımda ise Halime’nin yüzünde bir tebessüm oluşarak “Ne yapayım hayvanları bırakıp mı gideyim” demesiyle birlikte Rabia ve Zekiye kahkaha atmaya başlıyorlar.
Zekiye konuşurken özellikle de fotoğraflarını çekerken sık sık ellerini yüzüne götürerek kapatması ile ben de isteğine uygun bir şekilde fotoğraflarını çekiyorum. Sık sık fotoğraflarının nerede yayınlanacağını sormayı ihmal etmeyen Rabia ise fotoğrafların iyi çıkmasını istediğini özellikle söylüyor.
Yenilenebilir enerji kullanan Koçerler çadırlarının önündeki güneş panelleri ile dış dünyadan bir bütün olarak kendilerini soyutlamadıklarını gösteriyor aynı zamanda.
‘Çalışmadığımız bir an yok’
Ardından ise yolculuğun kadınlar için her yönü ile daha da zorlu geçtiğini anlatan Rabia yolculuğun zorluğunu şu cümlelerle özetliyor:
Bazen iki saat de olsa şehre gidiyoruz ama ona da ailemiz izin verirse. Sabahın erken saatlerinde kalkıyoruz önce ekmek yapıyoruz sacın üzerinde ardından kahvaltı hazırlıyoruz. Ardından daha sofrayı topladık dedik demeden çadırı toplayıp atlara yüklüyoruz. Biraz yol aldık gidiyoruz derken çadırı yeniden kuruyoruz. Sabahtan akşama kadar çalışmadığımız bir an olmuyor erkekler ise ne yapıyor sadece hayvanlara bakıyor.
Rabia konuşmasını sürdürürken kardeşi Cemal ise hareket halindeki sürüye yetişmeye çalışıyor. Sürü baraj üstündeki koca viyadükten geçerken Rabia, Halime ve Zekiye ise anlattıkları işleri sırayla yapmayı sürdürüyor…
Edirne‘de kış ve yazın ardından sonbaharın da iklim değişikliğine bağlı olarak kurak geçmesi nedeniyle Meriç ve Tunca nehirlerindeki su seviyesi düştü.
Bulgaristan‘da başlayan, Edirne‘den geçen ve taşkınların yaşandığı Meriç Nehri‘nde kuraklık nedeniyle kum adacıkları oluştu.
Adacıklar üzerinde martıların avlandığı Meriç Nehri’nin debisi Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre, 2 yıl önce saniyede 222 metreküp olurken, bu yıl aynı gün 59 metreküpe düştü. Tunca’da 2 yıl önce 16 olan debi bu yıl aynı gün ise saniyede 2 metreküp ölçüldü.
Son 90 yılın en kurak yılı
Edirne’de nehir debilerinde su seviyesi dip noktalarda ölçülürken, meteoroloji verilerine göre, 2020, son 90 yıl en kurak yılı olarak değerlendiriyor.
Edirne’nin yağış ortalaması yıllık metrekareye 587 kilo olarak değerlendirilirken, bu yıl bugüne kadar sadece 386 kilogram yağış düştüğü belirtildi. Meteoroloji verilerine göre, 1 hafta içinde kentte yağış beklenmiyor.
‘Yağış olmazsa buğday üretimi de sıkıntılı’
DHA’ya konuşan Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, beklenen yağışların düşmediğini, ilerleyen günlerde de yağış düşmemesi halinde buğdayda sıkıntı olacağını söyledi. Arabacı şunları söyledi:
Yaz döneminde zaten nehirlerimizde debilerimiz bayağı düşmüştü. Bu sene ekimlerde sıkıntı yaşamış, Bulgaristan’ın bir miktar su bırakmasıyla bu yıl sezonu atlattık. Ama hala kuraklık devam ediyor ve çok ciddi yağışlar almadık. Şu an yaz döneminden daha düşük nehir debilerimizin suyu. Kasım ayındayız geçtiğimiz yıllara baktığımızda en çok yağış aldığımız aylardan biridir Kasım ayı. Bu dönemde hava hala güneşli, yağış yok.
Hava tahmin raporuna baktığımızda ay sonu hafif yağış görüyoruz ama şu an yakın zamanda ciddi yağışlar görmüyoruz. Kışa girdik dediğimiz bu günlerde artık yağışların iyi olmasını bekliyoruz ki, en azından toprağımız taban suyu oluşsun. Nehir debilerimizde su seviyesi yükselsin, barajlarımız dolsun istiyoruz. Şu an buğdayları ektik ve bu dönemde bir yağış oldu, ilerleyen günlerde yağmur yağmazsa sıkıntı olabilir.
Fotoğraf: DHA
‘Çömlekköy Barajı yapılması gerekiyor’
Bu yıl yaşanan kuraklıkla birlikte suyun ne kadar önemli olduğunu anladıklarını söyleyen Arabacı, Çömlekköy Barajı‘nın yapılması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:
Nehir debileri bu yıl düşünce suyun ne kadar önemli olduğunu görmüş olduk. Bu yıl Edirne olarak biz buğday ve ayçiçeğinde verim düşüklüğü yaşadık. Her bölgede olmasa da ciddi anlamda birçok bölgemizde yaşadık. Bu da suya ne kadar ihtiyaç olduğu bir kez daha gözler önüne getirdi. Biz istiyoruz ki projesi bitmiş baraj projelerimizin yapımına bir an önce başlansın. Bulgaristan’dan sonra Çakmak Barajı’na kadar suyu depolayacağımız hiç bir barajımız yok.
Çakmak Barajı’nda da çalışmalar devam ediyor ve tam kapasite çalışmıyor. Bulgaristan’dan sonra Tunca Nehri’nin başlangıç noktasında bulunan, Çömlekköy Barajı’nı yapıp suyu depolamamız lazım ki, hem burada çiftçiyi suyla buluşturalım, hem de bu yıl yaşadığımız kuraklık sıkıntısını yaşamayalım. Bu barajı yaparsak Çakmak Barajı’na kadar Tunca Nehri’ni de destekleyecektir. Çiftçilerimizde kuraklık sıkıntısı yaşamadan ürünlerini elde etmiş olacak. Barajın projesi hazır ihale aşamasında.