ManşetEditörün SeçtikleriYerel

Koçerlerin yayladan dönüş yolculuğu ve ışığın son demleri [Fotoğraf öyküsü]

Haber ve fotoğraflar: Metin Yoksu

Kürtlerin yüzyıllardır konargöçer kültürünün temsilcileri olan Koçerlerin her yıl ilkbahar aylarında yüksek rakımlı yaylalara süren yolcuklarının ardından sonbaharın kendini hissettirmesiyle birlikte kışlık alanlara geri dönüşü devam ediyor.

Erzurum, Van, Bitlis, Hakkâri, Bingöl ve Muş’tan gelerek Mardin, Şırnak, Diyarbakır, Siirt ve Batman’da kışı geçiren Koçerlerin bu yılki yolculuğu önceki yıllardan daha da ağır ilerliyor.

10 günde 120 kilometre

Özellikle 1980’li yılların ardından askeri bölgelerin artışı ile oluşan mera yasakları, yem fiyatlarındaki artış ile her yıl giderek koşulları ağırlaşan Koçerlerin bu yılki zorluklarının başında ise kuraklık ve göç yollarının kapanmasına neden olan Ilısu Barajı var.

12 bin yıllık tarihi Hasankeyf’in yanı sıra binlerce dönümlük mera alanı ve geçiş güzergahları kapanan Koçerlerin, ağırlaşan koşullara rağmen yolculukları devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda Siirt’te karşılaştığım bir Koçer grubu en az 5 bin koyunun olduğu sürü ile 120 kilometreyi yaklaşık 10 günde kat etti.

Dönüş yolculuğunda üç kadın

Dönüş yolculuğunda Koçer gruplarında nadir olarak kadınlarla karşılaşırken, Hasankeyf’e varan Koçer grubunda Rabia Bulut, Halime Görsen ve Zekiye Taş adında üç kadın ile tanışma fırsatımız oldu.

Yolculuk sırasında kendilerinin deyimi ile “Erkekler çalışıyor ama bu yolculuğun esas yükünü biz kadınlar çekiyoruz” diyerek yaşanan zorlu emeğin kimin sırtında olduğunu da gözler önüne seriyor.

Işık kaybolmadan…

Yaklaşık 12 kişinin bulunduğu grupta ise kadınlar ile sohbet ederken erkeklerin de telaş içinde olduğunu görüyoruz çünkü akşam güneş batmadan Ilısu Barajı üstünde bulunan dev viyadükten bir an önce karşı kıyıya Gercüş sınırlarına doğru hareket etmeleri gerektiğini öğreniyoruz.

Işık kaybolmadan belki bir iki kare fotoğraf çekebiliriz telaşına düşerken bir yandan erkeklerin sürüye eşlik eden çoban köpeklerini beslemeleri gerekiyor, diğer yandan ise sürüyü toplayarak hareket etmeleri gerekiyor derken sürünün hareket etmeye başladığını fark ettik.

Sürünün en önünde yürüyen Heyvaz Taş, bir elinde telefon birileri ile konuşurken diğer yandan da arkasında günün son ışıklarını ve beş bin koyunluk sürüsü ile yola koyuluyor. Yaklaşık yarım saat süren koşturmacada sorunları, yaşamı ve en önemlisi de işin en büyük yükünü çeken kadınlarla konuşmaya çalışacaktık.

Heyvaz Taş

Yemek molası

Girdiğimiz ilk çadırda tanıştığımız Kâmil Türlük, çadırın girişinden içeri süzülen günün son ışıkları yüzüne vururken alelacele yemeğini yemeğe çalışıyor sonra bize dönüp, “Yemeğimi yiyeyim de şöyle güzel güzel fotoğraflarımı da çek sonra bana gönder” demeyi de ihmal etmiyor.

İstanbul’da yaşadığını öğrendiğimiz Türlük, değişen kültürün yansımaları olduğunu ifade ederken çoktan yemeğini bitirip cebinden çıkardığı tütün tabakasından sigara sardı.

‘Koçerleri kim sever?’

Çadırdan çıkıp diğer çadıra vardığımda ise Cemal Bulut ile tanışıyorum. Nerede nasıl geçeceklerine ve ne kadar süre kalacaklarına nasıl karar verdiklerini sorduğum Cemal, “Ne yapacaksın niye bizi çekiyorsun ki zaten Koçerleri kim sever” diye bana sitemde bulunup soru sormaya başlıyor. Soruları aynı zamanda Koçerlerin uzun bir dönemdir yaşanan kimi sorunlara olan sitemi aynı zamanda…

Cemal Bulut

Ne kadar geç o kadar iyi

Derken soruların cevaplarını Cemal beklemeden “Şimdi kolaydır ekin kalmadı hiçbir yerde. Baharda geçmek çok zor. O zamanlar ekin var. Şimdi ise bir şey kalmadı. Toprak sahipleri kızmazsa bir şey demezse biz de kimseyi rahatsız etmeden yolumuza devam ederiz” diyor.

Soyadını sohbet sırasında öğrenemediğim 50’li yaşlardaki Medeni ise “Bu yıl kuraklık var. Havyan açlığa hadi dayanır da susuzluğa dayanamıyor. Ne kadar geç gitsek bizim için iyidir” diyerek barajın kendileri için bu yıl daha da zorluk getirdiğini sıralıyor.

Barajın yarattığı zorluklar

Özellikle su kenarına inmede sorun yaşadıkları ve mera alanlarının da kalmamasından hayvancılığın giderek zorlaştığını tek tek sıralıyor. Medeni aynı zamanda Dicle Nehri’nin henüz su altında kalmadan önce de son yıllarda büyük oranda kirlendiğini ve suyu içen hayvanların hastalandığı ve öldüğüne dikkat çekerken baraj olması ile de sorunun büyüyerek devam ettiğine vurgu yapıyor.

Sohbetler oturup çay içerken değil de onlar bir yandan çalışırken oluyor. Erkekler sürüyü karşı kıyıya geçirme telaşı içindeyken kadınları ise bir tarafta çamaşır, öbür tarafta yemek ve elleri ile besledikleri kuzuyu çadırdan dışarı çıkarmakla uğraşırken buluyoruz.

Halime Görsen, çadırın içine girmiş kuzuyu dışarı çıkarırken “Keçi bunun gibi değil bilmiyorum bunun kanı bana sıcak gelmiyor” diyerek diğer yandan da kuzuyu iterek çadırın dışına çıkarmaya çalışıyor.

Keçi ve kuzuyu gösteren Halime onları biberon ile büyüttüklerini ifade ediyor.  Sohbetini sürdürürken bir yandan ısıttığı su ile çamaşır yıkamaya koyulan Halime, doğa ve canlılar ile iç içe geçmiş yaşamı da özetliyor.

Esas yük kadınlarda

Erkeklerin iş yaptığını ama işin esas yükünün yolculukta kadınlarda olduğunu daha şimdiden zozanı(yaylayı) özlediklerini dile getiren Halime, “İnsan buralarda yaşayamaz. Zordur. Buralarda hiçbir şey yok. Zozanlar‘da su var, ırmak var, yeşillik var yani canın ne isterse var. Yolda zaten çile üstüne çile çekiyoruz. Bu da bizim işimiz” diyerek susuyor.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nün geldiğini hatırlattığımda ise Halime’nin yüzünde bir tebessüm oluşarak “Ne yapayım hayvanları bırakıp mı gideyim” demesiyle birlikte Rabia ve Zekiye kahkaha atmaya başlıyorlar.

Zekiye konuşurken özellikle de fotoğraflarını çekerken sık sık ellerini yüzüne götürerek kapatması ile ben de isteğine uygun bir şekilde fotoğraflarını çekiyorum. Sık sık fotoğraflarının nerede yayınlanacağını sormayı ihmal etmeyen Rabia ise fotoğrafların iyi çıkmasını istediğini özellikle söylüyor.

Yenilenebilir enerji kullanan Koçerler çadırlarının önündeki güneş panelleri ile dış dünyadan bir bütün olarak kendilerini soyutlamadıklarını gösteriyor aynı zamanda.

‘Çalışmadığımız bir an yok’

Ardından ise yolculuğun kadınlar için her yönü ile daha da zorlu geçtiğini anlatan Rabia yolculuğun zorluğunu şu cümlelerle özetliyor:

Bazen iki saat de olsa şehre gidiyoruz ama ona da ailemiz izin verirse. Sabahın erken saatlerinde kalkıyoruz önce ekmek yapıyoruz sacın üzerinde ardından kahvaltı hazırlıyoruz. Ardından daha sofrayı topladık dedik demeden çadırı toplayıp atlara yüklüyoruz. Biraz yol aldık gidiyoruz derken çadırı yeniden kuruyoruz. Sabahtan akşama kadar çalışmadığımız bir an olmuyor erkekler ise ne yapıyor sadece hayvanlara bakıyor.

Rabia konuşmasını sürdürürken kardeşi Cemal ise hareket halindeki sürüye yetişmeye çalışıyor. Sürü baraj üstündeki koca viyadükten geçerken Rabia, Halime ve Zekiye ise anlattıkları işleri sırayla yapmayı sürdürüyor…

 

Comments

Comments are closed.