Ana Sayfa Blog Sayfa 1719

CoronaVac aşısı sağlık çalışanlarına uygulanmaya başlandı

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından yapılan analizleri tamamlandıktan sonra “Acil Kullanım Onayı” verilen CoronaVac aşısı, sağlık çalışanlarına uygulanmaya başlandı.

Çin merkezli Sinovac şirketi tarafından geliştirilen aşıların sağlık çalışanlarına uygulanması için Merkezi Hekim Randevu Sistemi’ne (MHRS) “aşı randevu” bölümü eklendi.

Uygun şartları taşıyan sağlık çalışanlarının sisteme tanımlanmasıyla, Sağlık Bakanlığınca ilgili kişilere bildirim yapılacak.

Başkasına kullanılması mümkün olmayacak

Sağlık çalışanları, MHRS’den aile hekimlikleri ya da hastanelerden randevu alarak veya bağlı bulunduğu sağlık kuruluşunda Covid-19 aşısı yaptırabilecek. Aşıların üzerindeki karekod sayesinde, ismine tahsis edilen kişi dışında aşının kullanılması mümkün olmayacak.

‘Yeni aşamaya geçiyoruz’

Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurettin Yiyit, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, koronavirüsle mücadelede yeni bir aşamaya geçildiğini söyledi:

Şimdi bu savaşta yeni bir cepheye, safhaya geçiyoruz; bağışıklama aşaması. Bu elimizdeki bilinen en etkili koruma yöntemi. Bununla birlikte düşüş trendini kalıcı hale getirmek gibi bir şans elimize geçti.”

2100 yılında her 12 kişiden biri su kıtlığı yaşayacak

Amerika Birleşik Devletleri‘nde iklim değişikliğinin önümüzdeki yıllarda su mevcudiyetini ve kuraklık şiddetini nasıl etkileyebileceğine dair bir araştırma gerçekleştirildi.

Michigan Eyalet Üniversitesi‘nde yapılan ve Nature Climate Change‘de yayımlanan araştırmaya göre, yüzyıl sonuna kadar içme suyu kaynaklarının  yeryüzünün üçte ikisinde hızlı bir şekilde azalacak.

Araştırmada ayrıca gelecekte yaşanacak kuraklıklardan etkilenecek kişi sayısının bu yüzyılın sonuna kadar yaklaşık üçe katlanacağına işaret edildi.

‘Başlıca sebebi iklim değişikliği’

Araştırmayı yürütenlerden profesör Yadu Pokhrel, Akdeniz bölgesinde, Afrika‘da, ABD‘nin bazı bölgelerinde, Avustralya‘da ve Amazon nehrinde su kıtlığının “özellikle alarm verici” olduğunun altını çizdi.

2100 yılına kadar her 12 kişiden 1’inin su kıtlığı ile karşı karşıya kalacağını işaret eden bilim insanı, 20’nci yüzyılın sonunda bu sayının 33’te 1 olduğunu belirtti.

Bu su stok azalışının ve gelecekte artacak kuraklıkların başlıca sebebinin yer altı sularının pompalanmasının ya da sulamadan çok iklim değişikliği  olduğunu belirten Pokhrel, karbon emisyonlarından çok daha önce insanlığın kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını aktardı.

İki senaryo üretildi

Pokhrel’in de aralarında bulunduğu mühendisler ve hidrologlardan oluşan uluslararası bir ekip, iklim değişikliğinin yeryüzünün kullanılabilir tüm su kaynakları üzerinde gelecekte yaratacağı etkiyi ilk defa hesaplamayı başardı.

NASA‘nın iki GRACE (Gravity Recovery and Climate Experiment) uydusu ile 2002’den 2017’ye kadar topladığı verileri inceleyen bilim insanları, iklim değişikliğinin etkilerini hesaplayabilmek için iki senaryo üretti.

İlk senaryoda insanlığın 2015 Paris Anlaşması’na uygun olarak, insanlığın metan ve karbondioksit emisyonlarını küresel ısınmayı iki santigrat derecenin altına düşürmeye yetecek kadar azalttığı varsayıldı. İkinci senaryoda ise karbon kirliliğinde daha yavaş bir azalma olduğu öngörüldü.

İki senaryoda da kuraklık kapıda

Daha iyimser olan ilk senaryoda orta ila şiddetli kuraklıklar yüzyılın ortalarına doğru artıp ardından istikrar kazanırken aşırı su kıtlıkları da sık bir şekilde artmaya devam ediyor.

RCP6.0 olarak bilinen ikinci senaryoya göre ise Pokhrel, “Aşırı ve istisnai kuraklıklar 2100 yılına kadar iki katından fazla artarak yakın geçmişte yüzde üçlük bir orana sahipken yüzde sekize yükselebileceğini işaret ediyor” dedi.

Koronavirüs aşısı olmayanlar AB’ye giremeyecek

Avrupa Birliği, (AB) seyahatlerde koronavirüs salgınını önlemek için aşı pasaportu şartını görüşmeye hazırlanıyor. Aşı pasaportu için resmi başvuru AB Komisyonu’na ulaşırken, aşı olmayanlar AB vatandaşı olsa bile seyahatleri kısıtlanacak.

Aşı olmayan AB dışı ülkelerin vatandaşları bu ülkelere seyahat edemeyecek. Vize için de hem normal pasaport hem de aşı pasaportu gerekecek.

Aşı pasaportu olmayanlar AB’ye giremezken, girmek zorunda kalanlar karantinaya girecek. Bununla birlikte bazı haklardan da yararlanamayacak.

Konu 21 Ocak’taki AB zirvesinde ele alınacak.

Amaç seyahatleri canlandırmak

Konuyla ilgili Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçoakis AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen‘e bir mektup gönderdi. Miçoakis, mektupta pandemiden dolayı durma noktasına gelen uluslararası seyahatlerin yeniden canlandırılması için AB çapında bir koronavirüs aşı sertifikası oluşturulması çağrısında bulundu.

Öte yandan, mektup diğer 26 AB üyesi ülkeye de iletilirken, bazı ülkelerde bu konuda anlaşma sağlandığı belirtildi. Mektup muhafazakar kesimden oldukça fazla destek görüyor.

‘Aşılanmış kişilerin serbest dolaşımını sağlamalıyız’

Mektupta koronavirüse karşı aşı olmuş kişilerde serbest dolaşımının sağlanmasına gerektiğine vurgu yapılarak şunlar belirtildi:

Üye devletler arasında ve üçüncü ülkelerden gidiş-gelişlerin, serbest dolaşımın mümkün olan hızla yeniden tesisi için çalışmak hepimizin önceliğidir. Bu nedenle Covid-19’a karşı aşılanmış kişilerin serbest dolaşımını sağlamalıyız. Bu da bir kişinin başarıyla aşılandığını kanıtlayan, bir standarda bağlanmış bir belgeyle olabilir. Yunanistan’da buna yakında başlanacak ve AB için de model olacaktır.”

Almanya’da ise aşılananlar için karantina uygulaması kaldırılmıştı.

Araştırma: Pandemide İngiltere’deki sağlık çalışanlarının yarısının ruh sağlığı bozuldu

Londra‘daki King’s College‘ın araştırmasına göre, ilk koronavirüs dalgasının ardından sağlık çalışanlarının neredeyse yarısında major depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, alkol bağımlılığı ve anksiyete gibi sorunlar görüldü.

Haziran ve temmuz aylarında internet üzerinden yapılan araştırmaya, İngiltere genelindeki hastanelerin yoğun bakım ünitelerindeki 709 sağlık çalışanı katıldı.

Yedi kişiden biri kendisine zarar vermeyi düşündü

Araştırmaya katılan yedi sağlık çalışanından biri de ya kendisine zara vermeyi ya da “Ölsem daha iyi” diyerek intiharı düşündü. Hemşireler ve hasta bakıcıların ruh sağlığı, doktorlar ve diğer klinik çalışanlarına göre daha ağır hasar aldı.

BBC’den Sima Kotecha’nın haberine göre araştırmaya katılanların yarısından biraz fazlası ise travma yaşamadığını ya da sağlıklı şekilde atlattığını belirtti.

Yüzde 45’i kötü durumda

Henüz detaylı değerlendirilmesi yapılmayan ancak internet ortamında yayımlanan sonuçlara göre, araştırmaya 291 doktor (yüzde 41), 344 hemşire (yüzde 48,5) ve 74 diğer sağlık çalışanları (Yüzde 10,4) katıldı.

Araştırmaya katılanların;

  • Yüzde 59’u iyi olduğunu;
  • Yüzde 45’i klinik seviyede ağır depresyon (Yüzde 6), travma sonrası stres bozukluğu (Yüzde 39), yoğun kaygı bozukluğu (Yüzde 11) ya da alkol problemi (Yüzde 7) yaşadığını belirtti.

‘Sonuçlar şaşırtıcı değil’

Araştırmacılar, yoğun bakım çalışanlarının karşı karşıya kaldığı baskı düşünüldüğünde, sonuçların şaşırtıcı olmadığını söylüyor. Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) çalışanlarının, iş yükünün ve şartların çok ağır olduğu bir dönemde olağanın çok üstünde hastayla ilgilendiği belirtiliyor.

Araştırmayı yapan ekibin başındaki Prof. Neil Greenberg sonuçların NHS için “uyandırma alarmı” görevi görmesi gerektiğini söyledi. Greenberg’e göre mesleğe dayalı ruh sağlığı bakımı sağlanmalı bu kişilerin terapiye erişimi kolaylaştırılmalı.

‘Suçluluk duygusu çok ağır geliyor’

Romford’daki Queen’s Hastanesi‘nde yoğun bakım hemşiresi olan Victoria Sullivan, eve döndükten sonra o gün hastanede olup bitenleri düşünmekten uyuyamadığını söylüyor:

En kötü anım, bir hastamın öldüğünü telefonda sevdiklerine söylediğim andı. Hastanın akrabalarının çığlıklarını hayat boyu unutmayacağım. Birine bunu telefonda açıklarken, onlar tüm kalpleriyle haykırarak ağlarken sadece ‘Çok üzgünüm’ diyebilmek, bizi ciddi anlamda travmatize ediyor.

Onlara ne kadar üzgün olduğumu söylerken bir yandan da aklımın bir köşesinde şu oluyor: Gidip ilgilenmem gereken üç hastam daha var, serumlarının yenilenmesi, ilaçlarının verilmesi gerekiyor. Yardım bekleyen bir de hemşire var.

Bu suçluluk duygusu çok ağır geliyor.”

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Medya Oscar Ödülleri Töreni

Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği tarafından organize ettiği 2019 yılı Medya Oscar Ödülleri Töreni, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın katılımıyla Beştepe‘deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi‘nde gerçekleşti.

Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan, CNN Türk’te yayınlanan Tarafsız Bölge programıyla ‘Yılın en iyi tartışma programı’ ödülünü kazandı. Ödülü Erdoğan’dan bizzat teslim aldı.

A Haber’e iki ödül

Kuşak haber programı kategorisinde TRT Haber‘den Cengizhan Cevahiroğlu, güncel program kategorisinde Beyaz TV‘den Ferda Yıldırım, kısa belgesel programı kategorisinde Toplumsal Hafıza programıyla A Haber‘den Haktan Uysal ödül kazandı.

Aktüel siyasi program kategorisinde Başkent Kulisi programıyla Kanal 7‘den Mehmet Acet, ekonomi kuşağı kategorisinde A Para‘dan Şafak Tükle Uysal ile Seans Öncesi programı, ekonomi programı kategorisinde Piyasa Hattı programıyla Bloomberg HT‘den Gizem Yılmaz, spor programı kategorisinde Son Sayfa Programı ile A Spor‘dan Mustafa Göksu ödüle layık görüldü.

En iyi radyo Polis Radyosu

Televizyon dizisi kategorisinde Atv’den Hercai, kadın oyuncu kategorisinde Kanal D Hekimoğlu dizisinden Ebru Özkan, erkek oyuncu kategorisinde Atv’den Kuruluş Osman dizisinden Burak Özçivit ödül kazandı.

Yarışma programı kategorisinde ödül Atv’den Kim Milyoner Olmak İster programıyla Kenan İmirzalıoğlu‘nun radyo kategorisinde Polis Radyosu‘nun, radyo yapımcısı kategorisinde ise ödül TRT Türkü Radyosu’ndan Türküler Ne Der programıyla Mehmet Özbek‘in oldu.

Yerel kanal kategorisinde Afyonkarahisar’dan Kanal 3 ödüle layık görüldü. Mustafa Cambaz Özel Ödülü 24 Tv’de An ve Zaman programıyla Koray Şerbetçi’ye ve Nursal Tekin Özel Ödülü ise Kanal D’de yayınlanan Arka Sokaklar dizisi ekibine verildi.

CIA’in UFO’larla ilgili belgeleri erişime açıldı

The Black Vault isimli sitede, Amerikan Merkezi Haber Alma Örgütü‘nün (CIA) UFO‘larla (tanımlanamayan uçan objeler) ilgili kamuya açık belgeleri erişime açıldı.

Söz konusu sitenin yöneticisi John Greenewald, Bilgiye Erişim Özgürlüğü Yasası (FOIA) kapsamında CIA ve diğer kurumlardan da aldığı binlerce belgeyi elle tarayarak 2,2 milyon sayfalık arşivi siteye yükledi.

Greenewald, belgelerin ilk 24 saat içinde binlerce kez indirildiğini iddia etti.

Tüm bu dosyalara The Black Vaults’un web sitesinden ulaşılabiliyor.

‘Kayıtları almak için yıllarca savaştım’

Bilgi özgürlüğü aktivisti Greenewald, dosyaları alabilmek için hükümete 10 binden fazla FOIA talebinde bulunduğunu söylerken, konuyla ilgili Amerikan Vice News isimli sitenin teknoloji eki Motherboard‘a gönderdiği mailde “CIA’in yayımladığı UFO kayıtlarını almak için yıllarca savaştım” açıklamasında bulundu. Gösterdiği çabayı diş çekmeye benzeren Greenewald, ayrıca şunları söyledi:

Bunu başarabilmek adına onlarla birlikte dolaştım ve en nihayetinde oldu. İçinde birkaç bin dosyanın yer aldığı büyük bir kutuyu teslim aldım.”

CIA teşkilatın elindeki bütün belgeleri kamuya açtığını iddia etse de Greenewald, bunu doğrulamanın bir yolu olmadığını belirtti.

John Greenewald, CIA’in kayıtları TIF (Tag Image File Format) isimli bir görsel formatla sunduğunu belirterek bu formatın belgeler içerisinde arama yapmayı çok zorlaştırdığını da ekledi.

Temsilciler Meclisi Trump’ın azledilmesine ikinci kez ‘evet’ dedi

ABD Temsilciler Meclisi dün gece yaptığı oylamayla Başkan Donald Trump için ikinci azil soruşturmasının başlatılmasını kabul etti. Böylece Trump hakkında iki kez azil soruşturması başlatılan ilk ABD Başkanı oldu.

Senato‘da yapılacak davada Trump, taraftarlarının Washington DC‘de yer alan Kongre binasını işgal etmesi gerekçe gösterilerek “ayaklanmaya kışkırtmak” ile suçlanacak.

6 Ocak Çarşamba günü meydana gelen olaylar biri polis beş kişinin yaşamını yitirmesine ve Joe Biden’ın başkanlığının resmileşeceği tescil sürecinin yarıda kalmasına neden olmuştu.

Senato’da üçte iki oy gerekiyor

Trump’ın azli için Senato’daki üyelerin üçte ikisinin bu yönde oy kullanması gerekiyor. ABD Senatosu’ndaki 100 üyeden 50’si Demokrat Partili. Bu üyelerin tamamının yanı sıra 17 Cumhuriyetçi senatörün de Trump’ın azli yönünde oy vermesi gerekiyor.

Bazı Cumhuriyetçi senatörler Trump karşıtı bir pozisyon almış olsa da henüz hiçbiri evet oyu vereceği yönünde bir açıklama yapmadı. Trump hakkında açılan ilk azil soruşturması yaklaşık bir yıl önce başarısız olmuştu.

Suçlu bulunursa ne olacak?

DW Türkçe’nin aktardığına göre Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi dünkü oturum sırasında Trump’ı “ülke için bir tehdit” olarak niteledi. Pelosi Trump’ın “yerli teröristleri” kendisini seçim yenilgisine karşı korumak için kışkırttığını belirtti.

Trump eğer suçlu bulunursa eski başkanların faydalandığı emekli maaşı ve güvenlik hizmetinden yararlanamayacak. Ayrıca 2024 yılındaki başkanlık seçimlerinde de tekrar yarışma şansı olmayacak.

Sinovac aşısı için acil kullanım onayı verildi, ilk aşı Sağlık Bakanı Koca’ya

Çinli Sinovac firmasından satın alınan CoronaVac aşısına ilişkin tartışmalar sürerken, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından, analizleri tamamlanan aşı için “Acil Kullanım Onayı” verildi. 

Kurumdan yapılan açıklamada, Covid-19 pandemisiyle mücadele kapsamında kullanılması planlanan “Coronavac 600 SU/0.5 ml IM Enjeksiyon Süspansiyon İçeren Flakon” isimli aşının, halka hızlı erişiminin sağlanması için Acil Kullanım Onayı kapsamında değerlendirildiği belirtildi.

14 gün incelendi

Açıklamada, şunlar kaydedildi: 

“Bu kapsamda bilimsel veriler değerlendirilirken, bir yandan da ülkemize ulaşan numuneler kurumumuz laboratuvarlarında 14 gün boyunca incelenmiştir. Bilimsel değerlendirmeler ve incelemeler sonucunda, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca ilgili aşı için Acil Kullanım Onayı verilmiştir.” 

İlk aşı Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu üyelerine

Onayın ardından, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Koronavirüs Bilim Kurulu üyeleri canlı yayında aşı oldular. Türkiye’ye henüz 3 milyon dozu ulaşan aşıyla başlayan kampanya kapsamında, ilk olarak sağlık çalışanları aşılanacak. Aşı, 21 gün arayla 2 doz halinde uygulanıyor.

Türkiye’deki Faz-3 testlerinin ardından ilk Covid-19 aşısını olan Koca şunları söyledi: “Daha önce tünelin ucunda ışık göründü demiştim. Bugün öyle bir gün. Önümüzdeki günlerin aydınlık olacağına inanıyorum. Herkesin aşı olması gerektiğinin altını çiziyorum. Normal hayatımıza dönmek için mutlaka aşı yaptırmak gerek. Önümüzdeki günlerin aydınlık olacağına inanıyorum, hayırlı olmasını diliyorum.” 

Koca’nın ardından Bilim Kurulu üyeleri ve sağlık çalışanlarının aşılanmasına geçilirken, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, aşı kampanyası kapsamında koronavirüs aşısının resmi olarak uygulandığı ikinci kişi oldu.

Aşılama dört aşılamada 

Yaklaşık 15 gündür yapılan planlamalar kapsamında aşılamada belirlenen dört aşama şöyle:

  • Aşıda öncelikli olarak sağlık çalışanlarından başlanacak. Sağlık çalışanlarından sonra 65 yaş üzeri kronik hastalığı olanların öncelenmesi planlanıyor. Bu arada toplu ve kalabalık yerde kalan yaşlı ve engellilerin aşılanması hedefleniyor. Toplum ağırlıklı olarak aile sağlığı merkezlerinde aşılanacak.
  • İkinci aşamada ise toplumda yüksek riskli ortamlarda, kritik işlerde çalışanların aşılanması düşünülüyor. Bunlar arasında askerler, polisler, adliye ve yargı hizmetlerinde çalışanlar, öğretmenler, akademik personel, gıda sektöründe çalışanlar, toplum için lojistik öneme sahip yerlerde çalışanlar (belediye hizmetleri, elektrik, su, çöp toplama, itfaiye, kargo görevlileri) sayılıyor.
  • Daha sonraki planlamada 50 ile 64 yaş arası kronik hastalığı olanlar ve 50-64 yaş arası diğer kişiler ile 50 yaş altı kronik hastalığı olanlar bulunacak.
  • Son aşamada 18-49 yaş arası genç yetişkinler aşılanacak.

Sıranın gelip gelmediği e-Nabız’dan öğrenilecek

Vatandaşlar, kendilerine aşı sırası gelip gelmediğini Sağlık Bakanlığı’nın e-Nabız sisteminden ya da 2023’e ‘Aşıla’ yazarak SMS atarak öğrenebilecek. e-Nabız uygulamasına giremeyenler aile hekimlerinden aşı sırasının kendilerine ne zaman geleceğini öğrenebilecek.

 

CHP’nin Elazığ deprem raporu: Süreç yeni bir inşaat ve betonlaşma fırsatı olarak algılandı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç ve Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından hazırlanan Elazığ İnceleme Raporu‘nda deprem sonrası yapılan konutların ihtiyaçlara cevap vermediği belirtilirken sürecin fırsat olarak görüldüğüne dikkat çekildi.

CHP’li 30 milletvekili ve il başkanı 7-8 Ocak 2021’de deprem sonrası Elazığ’da incelemelerde bulunmuştu.

Deprem sonrası kentsel dönüşüm

Raporda, afet sonrası yeniden inşa sürecinde katılımcı ve şeffaf olmayan bir kentsel dönüşüm süreci yürütüldüğü şöyle vurgulandı:

Afet sonrası yeniden inşa sürecinde, Elazığ’ın kent kültürel varlığı, belleği, konjonktürel ihtiyaçları ile birlikte yeniden planlanması gerekirken, kentin kültürel belleğinde yer almayan bir anlayışla birbirinden ayrı tekil konut inşaatlarının yapıldığı, kentin tüm unsurlarının, dezavantajlı gruplarının dâhil edilmediği, katılımcı ve şeffaf olmayan bir anlayışla kentsel dönüşüm süreçleri yürütüldüğü, Elazığ’ın yerel önceliklerini ve öznel koşullarını önceleyen uygulamalar geliştirilmediği, bu konuda Elazığ’a muafiyetler ya da kolaylıklar getiren yasal düzenlemeler yapılmadığı görülmüştür.

Yeni konutlar beklentileri karşılamıyor

Ayrıca, raporda kentteki konut stoğunun bir kısmının deprem nedeniyle yıkıldığı, bir kısmının da ağır hasarlı olduğu için kamu tarafından yıkıldığı belirtilirken, bölge halkının yeni konutlardan memnun olmadıklarına da dikkat çekildi:

Yurttaşlar, çoğunluğu 90 m2’den düşük, az odalı ve birbirine yakın mesafedeki konutlarda yaşamak istemediklerini, yerinde dönüşümün yapılmadığını ileri sürmektedir. Kültürel mimarilerinde, mutfak gibi alanların geniş olduğu, kırsal kesimden gelen misafirlerin ağırlanabileceği odaların da bulunduğu evlerin olduğunu; yeni yapılan konutların bu beklentilere yanıt vermediğini aktarmışlardır.”

‘Süreç fırsat olarak görüldü’

Deprem sonrasında yapılan uygulamalarda sürecin yeni bir inşaat ve betonlaşma fırsatı olarak algılandığı söylendi:

Sivrice Kaymakamı ile yapılan görüşmede ise, deprem sonrasında kentin yeniden planlanması aşamasında, ilçedeki tektonik göl ve kıyı kenar çizgisi ile fay hattı arasında kalan bir bölgede şehrin yeniden planlandığı, söz konusu bölgede sıkışık bir alana şehrin inşa edilmeye çalışıldığı aktarılmıştır.

Afet sonrasında, kamunun rehabilitasyon ve normale dönme aşamasında, yeniden daha iyisini inşa etmek ve kenti afete dirençli hale getirme yükümlülüğü vardır. Ancak, yukarıda bahsedilen yakınmalarda da yer aldığı üzere deprem sonrasında yapılan uygulamalar, sürecin yeni bir inşaat ve betonlaşma fırsatı olarak algılandığını, bu nedenle de adil ve eşit olmayan uygulamaların yoğun olduğunu söyleyebilmek mümkündür.”

Raporda, bölge sakinleriyle yapılan görüşmelere de yer verildi. Vatandaşların değer tespitleri, kura, kültürel mimariden uzak konut inşaatlarından söz ettiği, kentsel dönüşümü rantsal dönüşüm olarak nitelendirdikleri belirtildi.

Bunun yanında, vatandaşların kentsel dönüşüm uygulamalarıyla taşınmazların gasp edildiği, riskli alan olarak belirlenen yerlerde rantsal değer olan arazi parçalarında konut yapılmadığı, yapılan konutlarda da yüksek değere sahip dairelerin kura dışı bırakılıp stoklandığını söyledikleri bilgisi paylaşıldı.

Fotoğraf: Bestami Bodruk / AA

Kamu yardımları yetersiz kaldı

Deprem sonrası yapılan kamusal yardımların da yetersiz kalmasına raporda şöyle değinildi:

Diğer yandan, yurttaşlar kendilerine yapılan kamusal yardımları yetersiz bulmakta, 11.000,00 TL olan kira yardımının, kentteki kira oranları ile karşılaştırıldığında az bir miktar olduğunu, taşınma vb. giderlerle birlikte düşünüldüğünde 1 yıl içerisindeki aylık kira bedellerini ödemeye yetmediğini iddia etmektedirler.”

24 Ocak 2020 tarihinde meydana gelen Elazığ-Sivrice merkezli 6,8 büyüklüğündeki deprem nedeniyle Elazığ ve Malatya illerinde 41 kişi hayatını kaybederken, 45 kişi de enkaz altından sağ olarak çıkarılmıştı. AFAD verilerine göre depremde yaralanan kişi sayısı 1.631’di.

Adana’da kedileri zehirlediler: 25 kediden 17’si yaşamını yitirdi

Adana’nın Karataş ilçesinde bir sitede Zahide Yaşat’ın beslediği 25 sokak kedisinden 17’si öldü, beşi ise kayboldu.

Sitede yaşayan 25 kediyi besleyen Yaşat, sabah saatlerinde içlerinden birinin rahatsızlandığını fark ederek veterinere götürdü. Tedavi sonrası siteye dönen Yaşat, diğerlerinin de yerde yattığını görünce hemen veterineri aradı. Ancak müdahaleye rağmen kedilerin çoğu kurtarılamadı.

Gözyaşları içinde yaşananları DHA’ya anlatan Yaşat, “Art arda dört kedimiz öldü. Diğer kediler ise devamlı bağırarak acı çekiyorlardı. Tekrardan veterineri çağırdım. Veteriner hepsinin zehirlendiğini söyledi” dedi.

‘Zehirlenme vakaları artıyor’

Kimsesiz Hayvanları Koruma Derneği (KİHAYKO) Başkanı Metin Yıldırım da, “Karataş ilçesinde bir site içerisinde hayvanseverlerin baktığı 20 den fazla kedi zehirlendi. Çok kötü durumda olan dört yavru kedimizi hemen Tarım İl Müdürlüğü olay yerine giderek tedavi altına aldı. Bu dört kedimizin de maalesef bir tanesini kaybetti. Üçünün durumu iyi” bilgisini paylaştı.

Zehirlenme olayını vahşet olarak tanımlayan Yıldırım, “Türkiye’nin her tarafından hayvan zehirlenmesi ve şiddet olaylarının tırmanmaya başladığına şahit oluyoruz. Bir canlının saatlerce can çekişerek ölmesi ve iç organlarının parçalanarak ölmesi, hiçbir insanın vicdanına sığacak bir şey değil. Bu hayvanlar iç organları parçalandığı için feryat ederek ölüyorlar” ifadesini kullandı.

‘Bu bir vicdan sorunu’

Ülke genelinde 2020 yılı içerisinde 5 bine yakın sokak hayvanının zehirlenerek öldüğünü söyleyen Yıldırım, “Bunun yanı sıra silahla vurulan, ayağı kesilen gibi çok farklı şiddet olayları var. Allah korkusu ve vicdan taşıyanların hayvanların saatlerce can çekişerek ölmesini kabul etmemelidir. Bu bir vicdan sorunudur. Bunu yapan insanlar bana göre gözü dönmüş bir canidir. Bunu yapanlar başka bir zaman toplumda kadına da şiddet uygulayabilir” değerlendirmesini yaptı.