Ana Sayfa Blog Sayfa 1667

Adana’da milyonlarca arı can verdi

Adana’nın Sarıçam ilçesine bağlı Ünlüce Mahallesi’nde bal üretimi için yetiştirilen milyonlarca arının bilinçsiz bir şekilde kullanılan tarım zehri nedeniyle can verdiği düşünülüyor.

Uzun yıllardır arıcılık yapan Yurdal Hayatoğlu, pazar günü 820 kovandaki arılarının yüzde 80’inin öldüğünü fark etti. Bunun üzerine aynı mahalledeki diğer arıcıları da arayan Hayatoğlu, onların arılarının da öldüğünü öğrendi.

Mahallede çeşitli yerlerde bulunan 4 bin kovandaki milyonlarca arının ölmesi üzerine İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden gelen kontrol ekipleri, olayla ilgili araştırmanın yapılması amacıyla peteklerdeki baldan numune aldı.

‘Arılara zehirlidir’ uyarısı

Arıcılar arılarının pestisitler nedeniyle zehirlendiğini düşünürken bir kişi bahçesinde Kanada merkezli bir firmaya ait tarlalardaki yabani otlar için kullanılan tarım zehrinin kutusunu buldu.

Kutunun üzerine ise “Arılara zehirlidir. Balıklara zehirlidir. Su kaynaklarına bulaştırmayınız” yazısı yer alıyordu. Mahalleli söz konusu yazıyı yetkililere gönderdi ancak arıların kesin ölüm nedenine ilişkin bir açıklama henüz yapılmadı.

Adana Arıcılar Birliği Başkan Yardımcısı Adem Demiralp ise arıların zehirler sebebiyle öldüğünü düşündüklerini belirtti.

‘Madem zehirli neden yasaklamıyorsunuz?’

Konuyla ilgili paylaşım yapan Buğday Derneği’nden Turgay Özçelik ise “Tarım zehirleri Adana’da milyonlarca arının toplu ölümüne neden oldu! Zehrin üzerinde de “arılara, balıklara zehirli; su kaynağına karışmasın” yazıyor” dedi.

Özçelik paylaşımında Tarım ve Orman Bakanlığı’nı etiketleyerek “Madem zehir, neden yasaklamıyorsunuz?” sorusunu yöneltti. Ayrıca paylaşımda Zehirsiz Sofralar Kampanyası tarafından pestisitlerin yasaklanması talebiyle başlatılan ve şu ana kadar 150 bine yakın imza toplanan kampanyasına yer verildi.

Üç talep

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, Kasım 2019’da başlattığı Zehirsiz Kampanya ile Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan şu taleplerde bulunuyor:

  • Dünya Sağlık Örgütü tarafından “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlenen ve tarımda kullanılan 9 etken madde (ethoprophos, beta-cyfluthrin, zeta-cypermethrin, fenamiphos, formetanate X formetanate hydrochloride, tefluthrin, zinc phosphide, glyphosate, malathion) öncelikle ve acilen yasaklansın.
  • Pestisitlerin tamamının 2030 yılına kadar yasaklanması, doğa dostu, zehirsiz yöntemlerle tarımsal üretim yapılması için Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından gerekli adımlar atılsın; doğa dostu tarım yöntemleri ve bu yöntemlerle tarım yapan küçük üreticiler desteklensin; üreticileri doğa dostu, zehirsiz yöntemler kullanmaya teşvik edecek politikalar uygulansın.
  • Türkiye’de tarım ve gıda ürünlerinde kullanılan pestisitlerle ilgili denetimler artırılsın, elde edilen denetim sonuçlarıyla ilgili şeffaflık sağlansın.

 

Enis Berberoğlu yeniden milletvekili: Fezlekeye itiraz edildi

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi‘nin CHP’li Enis Berberoğlu hakkındaki yeniden yargılama ve infazın durdurulmasına yönelik kararı  TBMM Genel Kurulu’nda okundu. Kararın okunmasıyla birlikte Berberoğlu CHP İstanbul Milletvekilliği görevine geri dönmüş oldu.

Berberoğlu, TBMM üyeliği düşürülüp de, mahkeme kararıyla yeniden milletvekilliği sıfatını kazanan ilk siyasetçi olduğu için, bu konuda “içtihat” oluşmuş oldu.

Enis Berberoğlu’nun milletvekilliği için tekrar yemin etmesi gerekmeyecek. 

Fezlekeye itiraz: Keyfi ve husumet güdüyor

Öte yandan Berberoğlu, dokunulmazlığının kaldırılması için hazırlanarak Adalet Bakanlığı‘na gönderilen fezlekeye itiraz etti. Berberoğlu’nun avukatları tarafından mahkemeye sunulan dilekçede, hazırlanan fezlekenin hukukun temel ilkelerine aykırı olduğu belirtilerek şu ifadeler kullanıldı: 

“9 Şubat 2021 tarihli fezlekenin hukukun temel ilkelerine, aleyhe değiştirme yasağı kuralına, usul ve yasaya bariz şekilde aykırı olması sebebiyle keyfilik içeren, müvekkile karşı husumet güdüldüğünün ve objektiflikten uzaklaşıldığının ispatı niteliğinde olan işbu fezlekenin bila ikmal iadesinin istenerek usul ve yasaya uygun yeni bir fezleke düzenlenmesi talebidir” denildi.

Usul ve yasaya uygun yeni bir fezleke düzenlenerek TBMM’ye gönderilmesi istenen dilekçede, 2016 yılından beri süren yargılamada evrensel hukuk kurallarının, anayasal ilkelerin, ceza yargılamasındaki usul ve esasların birçok kez ihlal edildiği de vurgulandı.

Ne olmuştu?

Anayasa Mahkemesi (AYM), eski CHP milletvekili Berberoğlu’nun, AYM’nin daha önce verdiği hak ihlâli kararının  yerel mahkeme tarafından uygulanmaması üzerine yaptığı ikinci başvuruyu 21 Ocak’ta görüşmüş,   kararını yineleyerek oy birliğiyle “hak ihlâli var” demişti

Bunun üzerine İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Şubat’ta Berberoğlu için Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği “hak ihlali” hükmüne uyulmasına karar verdi. AYM’nin kararının bağlayıcı olduğunu vurgulayan mahkeme heyeti, Berberoğlu’nun yeniden yargılama talebinin kabulüyle infazın durdurulmasına ve Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20 Eylül 2018 tarihli kararının kesinleşmiş olması nedeniyle Berberoğlu hakkında yeniden yargılama kararı verildiğinden “kesinleşmiş hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına” hükmetti.

‘Çamlıhemşin’deki proje Lazları ve Hemşinlileri mültecileştirme projesidir’

Haber: Gençağa Karafazlı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı karar ile Rize Çamlıhemşin’deki dünyaca ünlü Fırtına Deresi kenarında bulunan merkez mahalledeki 29 adet parsele toplu konut, turizm, ticaret ve cami alanı yapımı için acele kamulaştırma ile el kondu.

Kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasının ardından pek çok kişi karara tepki göstererek kamulaştırma kararına karşı hukuksal süreç başlatacağını ifade etti. Çamlıhemşin eski Belediye Başkanı Lütfü Melek ise kararı “Lazlar ve Hemşinleri mültecileştirme projesi” olarak değerlendirdi.

‘Mülkiyetin el değiştirilmesi projesi’

Melek, kamulaştırma kararının, “mülkiyetin el değiştirilmesi projesi” olduğunu belirterek, 2009 yılında belediye başkanı olduğu dönemde TOKİ konusunda yaşananları anlattı:

TOKİ her belediye ve kaymakamlığa olduğu gibi neredeyse her yıl ‘tarafımıza arazi tahsis edin, size de sosyal konut yapalım’’ içerikli yazı gönderir. Bu yazılardan bana da 2-3 kez geldi.

Başka nedenler yanında, hem konut yapımına uygun belediyemize ait bir yer olmadığından ve hem de Çamlıhemşin’in 300/400 konuta ihtiyacı olmadığından, ilçenin sosyo-politik, ekolojik, kültürel ve demografik yapısını bozacağını düşündüğümden gündemime bile almadım.”

‘Kaymakamla tartışmalar yaşadık’

Dönemin kaymakamı Hasan Gündoğdu ile de konu hakkında tartışma yaşadıklarını aktaran Melek, “Belediyenin uygun arazisi olmadığını söyleyince şurası, şurası var demeye kalktı. Ben de oraların özel mülk olduğunu başkasına ait bir araziyi onayını almadan TOKİ’ye göstermenin etik olmadığını söyledim ve konuyu kapattım” ifadelerini kullandı.

Açıklamasının devamında ise “Akabinde vatandaşa ait bir araziyi TOKİ’ye önermiş. Önerdiği alan imar planında çöp depolama alanı olarak görüldüğü ve özel mülk olduğundan, bu sorunları ortadan kaldırdıktan sonra kendilerine tahsisi doğrultusunda TOKİ’den gelen yazıyı bana üst yazıyla havale etmişti. Ben de tekrar kendilerine uygun bir biçimde iade etmiştim” dedi.

‘İhaleye girmeleri için zorladım’ 

Eski Belediye Başkanı, yine aynı dönemde ilçenin farklı alanlarında, dere yatağı, orman denilerek vatandaşa tapu verilmeyen ancak otel/pansiyon/tesis yapılmasına uygun 8-10 parselle ilgili mal müdürlüğünden ”rayiç bedel” görüşü istenen resmi yazılar geldiğini aktardı:

Önce anlamadım. Yazı işleri müdürüme sordum. Belediye sınırları dışında kalan (çoğu öyleydi) yerleri niye soruyorlar diye. Prosedür gereği soruluyormuş ve de satılıyormuş. Tabii, teklif üzere ve de adrese teslim. Olayı anlayınca ilgili arazilerin bulunduğu köy muhtarlarını (güvendiklerimi) ve parsel komşularını çağırarak, ‘’ilgili araziye ben de talibim’ ibaresi olan yazdığım dilekçeleri de ellerine tutuşturarak mal müdürlüğüne vermelerini sağladım.

Bu durumda ihaleye çıkmak zorunda kalacaklarından ve adrese teslim satamayacakları için yaklaşık 10 yıldır o arazileri satamadılar ve oyun bozulmuş oldu. Tabii tüm bunlar başkanlık sisteminden önceydi.

‘Lazları ve Hemşinlileri mültecileştirme projesi’

2014 seçimleri sonrasında ise arazilerin meclis kararı alınarak kamulaştırmaya gidildiğini aktaran Melek, “Anlaşılan o ki süreç yap-satçı zihniyetin ‘zaferiyle’ sonuçlanmış” değerlendirmesinde bulundu. Eski Belediye Başkanı bölgede yeni bir “İslami yerleşke” yapılacağını düşündüğünü aktardı.

Melek açıklamasında “Bizim ‘Bu proje mülkiyetin el değiştirilmesi projesidir’, ‘Çamlıhemşin’in iki kadim halkı Lazları ve Hemşinlileri mültecileştirme projesidir’ diye uyarılarımız sonuç vermedi. Benim ‘celladına aşık’ vatandaşlarımın çoğu dava bile açmadan paralarını aldılar ve oylarını da verdiler” dedi.

Hemşin halkından intikam alındığını öne süren Melek, “Zira söylenen malum tarihsel kökler onları çok rahatsız ediyor ve korkuyorlar. Çünkü az oy veriyorlar, çok rakı içiyorlar, camiye çok az gidiyorlar. Göz diktikleri arazilerin hemen hepsi Hemşinlilere ait” ifadelerini kullandı.

‘Konutlar için hazırlık yok’

Çamlıhemşin’de yaşayan Metin G. isimli yurttaş ise “Çamlıhemşin’deki TOKİ’nin yapacağını açıkladığı konutlarla ilgili enteresan konular var. Her şeyden önemlisi buralarda bazı araziler tapulu diğerleri de dere ıslahı ile kazanılmış yerler.

Ortada daha hiçbir şey yokken TOKİ yapacağı konutlarla ilgili ön avanslar almaya başladı. Daha sonrasında ise 29 Temmuz 2019 tarihinde ise konutlar için çekilişleri yaptı” dedi.

Hala o arazilerde oturan vatandaşlar olduğunu belirten Metin G., “Burada konut yapmak için herhangi bir hazırlık bile yok. TOKİ çağrısı sonrası 204 kişi başvurmuştu ve yapılan kura çekiminde 88 kişi konut sahibi olmuş diye açıklanmıştı. Şimdi ise Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile ev dışında Turizm, Ticaret ve Cami alanı gibi yerler de konuya dahil edilmiş gözüküyor” ifadelerine yer verdi. 

‘Kanalizasyon sistemi yok, dertleri cami’

 Bazı yurttaşlar toprağını vermek istemediğini aktaran Metin G. “Belli ki parsellerin çoğu alınamadığı için zorlama ile milletin arazisini kapatmaya çalışıyorlar. Daha Çamlıhemşin de kanalizasyon sistemi yok ve tüm pislik dereye akıyorken, çöp sorunu ciddi problem iken yeni bir alan nasıl yapılacak belli değil” dedi.

Açıklamasının devamında ise Ayrıca Çamlıhemşin’in tek sorunu Cami yeriymiş gibi eski caminin az ilerisine yeni bir cami düşünülürken ne bir okuldan ne bir müze veya sosyalleşme alanından bahseden bile yok” dedi.

HDP’li vekil Meclis gündemine taşıdı

HDP İzmir Milletvekili ve Çevre Komisyonu Murat Çepni ise verdiği soru önergesiyle konuyu Meclis gündemine getirdi. Karadeniz Bölgesinde, Kaçkar Dağları ve Fırtına Vadisi’nin 1994 yılında Milli Park, 1998 yılında da doğal sit alanı olarak koruma altına alındığını hatırlatan Çepni şu tepkiyi gösterdi:

Karadeniz Bölgesi’nde korunması geren doğal alanların yapılaşmaya açılmasından, inşaat şirketlerinin, enerji şirketlerinin kullanımına sunulmasından vazgeçilmelidir.”

‘Neye göre acele kamulaştırma kararı?’

Türkiye’de ranta dayalı projeler için koşulları uygun olmadan sıklıkla acele kamulaştırma yapıldığını belirten Çepni, “kamu yararı olduğu öne sürülerek Anayasanın 35’nci maddesindeki mülkiyet hakkı ihlal edilmektedir” dedi. HDP’li vekil soru önergesinde şunları sordu:

  1. Söz konusu alanların 2942 Sayılı Kanunun 27. Maddesi Kapsamında Acele Kamulaştırılmasının gerekçesi nedir? Yasada ifade edildiği gibi yurt savunmasına ihtiyaçtan, savaş, kıtlık, doğal afete istinaden mı yapılmaktadır? Acele kamulaştırmaya esas olan olağanüstü koşullar mevcut mudur?
  2. Bu alandaki taşınmaz mallar arasında tarım arazisi var mıdır? Var ise tarım ve hayvancılığın olumsuz etkilenmemesi için ne gibi önlemler alınacaktır? Bu konuda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile iş birliği yapılacak mıdır?
  3. Kamulaştırılmada bu alanların kıymet takdiri ne şekilde yapılmıştır? Hak sahiplerinin mağduriyetleri önlenmiş midir?
  4. Acele kamulaştırmanın yapılmasının yöre halkının ve kamunun üstün yararı mı vardır? Acele kamulaştırılan alan üzerinde yapılan inşaatlar özel sektöre rant sağlamayacak mıdır?
  5. Bu alandaki hak sahiplerinin dava açmaları durumunda Bakanlığınız taraf olacak mıdır?
  6. Kararda belirtilen projelerin bu alanda yapılmasına ne zaman başlanacaktır? Kamulaştırma ve yapılacak projeler için yöre halkı bilgilendirilmiş midir? Hem doğanın korunması hem de yapılaşmaya açılması kararı çelişki yaratmamakta mıdır?
  7. Bu alana yapılacak toplu konut, turizm, ticaret ve cami alanının Rize’nin en önemli doğa harikalarından olan fırtına deresine zarar vermesi nasıl engellenecektir? Projelere başlamadan önce bu alan için çevresel etki değerlendirmesi yapılacak mıdır? Bu alanın korunması için meslek odaları, sivil toplum örgütleri ve çevre örgütleri ile işbirliği yapılacak mıdır?
  8. 2020 yılında acele kamulaştırma kararı ile mülkiyetleri kamulaştırılan kaç hak sahibi mağduriyet yaşadığı için dava açmıştır?
  9. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 7 Ağustos 2017 tarihinde yaptığı konuşmada, Karadeniz’de yaylaların kirletildiğini, rezil edildiğini, anlık kazançlar uğruna güzelliklerin tahribine asla müsaade etmemeleri gerektiğini söylemesine rağmen yeni yapılaşmaların önünü açacak olan bu kararname ne anlama gelmektedir?

Sağlık çalışanları için ikinci, 70 yaş üstü için ilk doz koronavirüs aşısına başlandı

Türkiye‘de 14 Ocak’ta ülke genelinde başlatılan aşılama çalışmaları kapsamında ilk dozlarını olan sağlık çalışanları, 28 gün sonrası ikinci doz aşılarını olmaya başladı. 

Aşı programının birinci aşamasında yaklaşık bir milyondan fazla sağlık çalışanı ilk doz aşısını olmuştu.

Bugünden itibaren 70 yaş ve üzeri kişiler da sisteme tanımlandı. Aşı hakkı tanınan ve randevularını alan 70 yaş üstü kişiler, belirlenen sağlık kuruluşlarında aşılarını olmaya başladı. Bu yaş grubu da 28 gün sonra ikinci doz aşılarını olacak.

Yarın 65 yaş üzeri, ay sonu öğretmenler

Aşılama takvimi doğrultusunda, yarından itibaren ise 65 yaş ve üzeri kişilerin aşılanmasına başlanacak. Öğretmenler için aşılama takvimi ise ay sonuna doğru başlayacak.

Türkiye’de önümüzdeki haftadan itibaren, şehir bazında 7 günlük koronavirüs vaka sayılarının ortalaması canlı olarak yayımlanacak.

Türkiye’de şu anda sadece Çin‘den ithal edilen Sinovac şirketinin CoronaVac aşısı uygulanıyor. Bu aşının koronavirüsten koruma oranı yüzde 50,6 olarak belirtilmişti ancak araştırmalara göre, aşı olanların ağır hastalanması ve ölüm olasılıklarını yüzde yüze yakın azaltıyor. 

Afrika’da bir sürpriz: Ekonomi büyürken hava kirliliği düşüyor

*NY Times’tan Shola Lawal tarafından kaleme alınan makale Yeşil Gazete tarafından Türkçeleştirildi.

Hızla büyüyen ülkelerde genellikle nüfusları ve ekonomileri genişledikçe hava kirliliğinde keskin artışlar yaşanır. Ancak Afrika’da pazartesi günü yayınlanan bir hava kalitesi çalışması bunun tam tersini tespit etti: Kıtanın en hareketli bölgelerinden biri daha az kirleniyor.

Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayınlanan çalışma, Sahra altı Afrika’nın kuzey kesiminde yanmanın bir yan ürünü olan tehlikeli nitrojen oksit seviyelerinin, bölgedeki zenginlik ve nüfus arttıkça keskin bir şekilde düştüğünü ortaya koydu.

NASA Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü‘nde araştırmacı ve çalışmanın baş yazarlarından Jonathan Hickman, “Geleneksel paradigma, orta ve düşük gelirli ülkeler büyüdükçe daha fazla emisyon görmenizdir. Farklı bir durumla karşılaşmak ise çok ilginç. Kirliliğin artmasını beklediğinizde bir düşüşün meydana geldiğini görmek güzel” ifadelerini kullandı.

Sebebi çiftçilerin çıkardığı yangınlardaki düşüş

Araştırmacılara göre bunun nedeni, batıda Senegal ve Fildişi Sahili’nden doğuda Güney Sudan, Uganda ve Kenya’ya kadar çalışılan bölgede sanayi ve ulaşım kaynaklı kirlilikteki artışın, çitçilerin çıkardığı yangınların sayısındaki düşüşle dengelenmiş gibi görünmesi.

Asya ve Kuzey Amerika gibi büyük bir endüstriyel kirletici olmasa da Afrika uzun zamandır kurak mevsimde yaygın biyokütlenin yakıldığı yer oldu. Bitki örtüsünü yakmak, ekim mevsimine hazırlık için ucuz ve verimli bir arazi temizleme yöntemi olarak kabul ediliyor ve yakma, toprakta mineral besinleri tutma avantajına sahip.

Ancak insan sağlığı ve küresel ısınma için yarattığı sorunlar oldukça ciddi. Arazi yönetimi yangınları kentsel kirlilik ile birleşerek zehirli hava üretiyor ve yangınlar atmosfere gezegeni ısıtan karbondioksit yayıyor.

Afrika dünyadaki en çok yanan kıta

Orman yangınları denilince aklımıza doğrudan Avusturalya veya Kaliforniya gibi yerlerdeki alevlerin görüntüleri geliyor. Ancak Afrika’nın Kuzey Ekvator’daki bölümü araştırmacılara göre dünyanın en büyük biyokütle yangınlarına sahip bölge. Buradaki yanmış bölge dünya genelindeki yanan arazilerin yüzde 70’ini oluşturuyor.

Yeni çalışma, bölgenin havasında bulunan tehlikeli gazları ölçmek ve NASA’nın kayıtlarının başladığı 2005 ile 2017 arasındaki yangın eğilimlerini belirlemek için NASA uydu verilerini ve görüntülerini kullandı.

Yangın mevsimlerinin zirvesinde, karayolu trafiği ve diğer fosil yakıtların yanması sonucu üretilen ve astım gibi solunum problemleriyle bağlantılı nitrojen dioksitin (NO2), alt atmosferde yüzde 4,5 oranında azaldığı tespit edildi.

Bu tespit oldukça önemli çünkü şu anda 1,2 milyar nüfus barındıran Afrika’nın popülasyonunun 2040 yılında 2 milyara ulaşması bekleniyor. Kirlilik sebebiyle gerçekleşen ölümler, kıtanın başlıca ölüm nedeni olan AİDS hastalığını geride bıraktı.

Fotoğraf: Shutterstock

‘Durum tersine dönebilir’

Öte yandan yangınlar azalıyor olsa da kirlilik hala artıyor.Fosil yakıtların yanmasından kaynaklanan emisyonların Afrika’da önemli ölçüde artacağı tahmin ediliyor. 2015 Afrika Birliği’nin yeşil enerjiye olan bağlılığına rağmen, kıtada üretilen enerjinin yüzde 80’i kömür veya diğer fosil yakıtlardan geliyor. Gittikçe daha fazla sayıda kullanılmış araba ithal ediliyor ve bu da dünyanın yanmış topraklarının ulaşımından kaynaklanan emisyonları artırıyor.

Bu durum, çalışmada belirlenen olumlu eğilimin tersine dönmesini tetikleyebilir. Dr. Hickman, “Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yı artırdıkça NO2 miktarında bir düşüş görüyorsunuz, ancak bu yalnızca belirli bir noktaya kadar devam ediyor” ifadelerini kullandı. Hickman konuşmasının devamında şunları söyledi:

Gördüğümüz bu düşüş muhtemelen yavaşlayacak ve fosil kullanımının artmasının bir sonucu olarak tersine dönebilecek.”

 

Leyla Aydemir cinayetinde yeni gelişme: Cinsel istismar var

Ağrı’da 2018 yılında kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan Leyla Aydemir‘in ölümüyle ilgili yeni bir gelişme yaşandı. Saadet Öğretmen Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği (UCİM) Genel Başkan Danışmanı Avukat Ayşegül Aydoğan, 2018 tarihli bir adli tıp raporunda 4 yaşındaki Leyla’nın cinsel istismara maruz bırakıldığının ifade edildiğini açıkladı.

Cinsel istismarın olmadığı söylenmişti

Ağrı’da yaşayan Şükran ve Nihat Aydemir çiftinin yedi çocuğundan altıncısı olan Leyla Aydemir, 15 Haziran 2018 yılında Ramazan Bayramı dolayısıyla geldikleri dedesinin yaşadığı köy olan Bezirhane Köyü‘nde kaybolmuştu. Leyla’nın cansız bedeni 18 gün sonra köye üç kilometre uzaklıktaki Kurudere mevkiinde bulunmuştu.

Leyla Aydemir’in ölümünün ardından hazırlanan bilirkişi raporunda ise otopside cilt bütünlüğünün korunduğu, kafa, göğüs ve batın boşluğunda kanama, iç organ ve büyük damar yaralanmasının tanımlanmadığı ifade edilmişti. Öte yandan, cesedin iskelet sisteminin sağlam bulunduğu ancak çürüme nedeniyle yumuşak dokularda ayrıntılı travmatik değişim analizinin yapılmadığı, ayrıca istismara ve farklı bir DNA’ya yönelik herhangi bir bulguya rastlanmadığı kaydedilmişti.

Fakat, ortaya çıkan Adli Tıp Raporu‘nda “Anal ve genital bölge muayenesinde hymen açıklığının 1 cm olduğu, duhule müsait olmadığı, hymen üzerinde belirgin yırtık ya da çentik gözlenmedi, posterior forşette (genital bölgede) zorlama izi olabilecek kırmızı renkli lezyonlar olduğu görüldü” ibaresinin yer aldığı açıklandı.

Leyla, cinsel istismara uğramış

Konuyla ilgili açıklama yapan Saadet Öğretmen Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği Genel Başkan Danışmanı Avukat Ayşegül Aydoğan, Leyla’nın cinsel istismara maruz bırakıldığını ifade ederek şu açıklamalarda bulundu:

Ağrı’da katledilen Leyla kızımızın davası için UCİM avukatları olarak elbirliğiyle çalışıyoruz ve bugün şok edici bir evraka ulaştık.

2018 tarihli bir adli tıp raporunda geçen bir ibare neticesinde Leyla kızımızın üzülerek cinsel istismara maruz kaldığını açık bir şekilde söyleyebiliyoruz. Dosyadaki adli tıp raporunda açıkça diyor ki ‘posterior forşette zorlama izi olabilecek kırmızı renkli lezyonlar olduğu’ genital bölge muayenesinde yani açık bir şekilde Leyla’nın cinsel istimara gözler önüne sermekte. Bu evrakı detaylı bir şekilde incelerken fark ettik.”

‘Bu bir hukuk faciasıdır’

Yaşananların hukuk faciası olduğunu dile getiren Avukat Aydoğan, bu davanın peşini bırakmayacaklarını söyledi:

Neden bu evrak sonrasında, böyle bir ibare sonrasında, böyle bir muayene sonrasında neden tüm sanıklardan DNA örneği alınmamış? Neden bu dosyanın içerisinde hiçbir şekilde geçmemiş? Neden diğer adli tıp raporunda ‘suda ki erime sebebiyle hiçbir bulgu bulamadı’ ibaresi geçmekte?

Neden savcımız mütalaasında buna yer vermemiş? Biz bunun peşini hiçbir şekilde bırakmayacağız. Leyla davası bizler sayesinde aydınlanmak üzere. Burada bir cinsel istismar var, Leyla’ya kim ne yaptı? Belki de cinsel istismara meyil edip, zorlama gerçekleştirip, bunu gerçekleştirememiş olsalar dahi Leyla’nın genital bölgesinde bir zorlama olduğu ibaresi varken, neden bununla ilgili bir araştırma yapılmamış. Bu resmen bir hukuk faciasıdır.

Biz sorumluların ilgili şekilde soruşturulmasını düşünüyoruz. Tüm Adalet Bakanlığına, hakimlere, savcılara sesleniyoruz bunun peşinin bırakılmaması ve buna sebep olanların, bunun dosyaya girmemesine sebep olan herkesin de soruşturulması gerektiği kanaatindeyiz. Leyla istismara uğramış ve biz çok üzgünüz.”

Fotoğraf: Hale Güzin Kızılaslan / csgorselarsiv.org

‘Gerekirse yeniden otopsi yapılmalı’

Ayşegül Aydoğan, konuyla ilgili yeni bir soruşturmanın başlatılması gerektiğine vurgu yaparak şu açıklamalarda bulundu:

Çünkü bu örtbas edilecek, üzeri örtülecek bir konu değil. Yaklaşık 2,5 senedir süren yargılama neticesinde Leyla’nın açlıktan öldüğüne dair ibareler verilmişti, basında da geniş çaplı yer bulmuştu ve hepimiz böyle zannediyorduk ki ta ki bu ibareyi görene kadar.

Şimdi yeni bir soruşturma yapılmalı, hızlı bir şekilde sanıklardan DNA örneği alınmalı ve gerekirse de yeniden otopsi yapılmalıdır. Leyla’nın katilleri, Leyla’yı bu iğrenç şekilde ölüme götüren herkesin cezalandırılması ve dosyanın bu hale gelmesine sebep olanlarında soruşturulması gerekmektedir.”

Ailenin avukatı açıklama yaptı

Leyla Aydemir’in anne ve babasının avukatı Erdoğan Tunç konuyla ilgili bir açıklama yaparak cinsel istismarla ilgili söylenenlerin yeni bir haber olmadığını belirtti:

Daha önce yaptığım basın açıklamalarında şunu söylemiştim, otopsi raporunda bir takım sıkıntıların olduğunu, bunların açıklığa kavuşması için mahkemede bunu dile getireceğimi, gerekirse yeniden otopsi raporu talep edeceğimizi söylemiştim. İlk otopsi tutanağında zorlama izi olabilecek bir takım lezyonların tespit edildiği söylenmiştir.

Ancak sonrasında Erzurum adli tıp ve İstanbul adli tıp verdikleri raporlarda cinsel istismar bulgusuna rastlanmamıştır şeklinde teklifte bulunmuşlardır. Ben de şu hususun netliğe kavuşması için ilgili yerlerde istişarelerde bulundum. Bu zorlama izlerinin cinsellik kısmı kaynak olmaması ihtimalinde bunların neyden kaynaklanıyor olabileceğine ilişkin adli tıp kurumunun verdiği raporlarda herhangi bir açıklama yok. Benim zaten daha önce ‘otopsinin karanlık kalan yerleri var’ cümlemden kastettiğim şey buydu. Biz buna kafa yoruyoruz. Bu yeni bir gelişme değil.

Sürecin başından beri bir şekilde üzerinde çalıştığımız bir konu. Tabii ki de mahkeme bu talebimize gerekli gördüğü takdirde yeniden otopsi ile ilgili kurumlardan görüş aldıracaktır. Sadece ilk otopsi tutanağında yani cesedin ilk bulunduğu gün yapılan incelemede cinsel bölgelerde zorlama izi olabilecek kırmızı renkli lezyonların tespit edildiği bilgisi yer almaktadır. Bunun ötesinde herhangi bir bilgi şu anda mevcut değildir.”

4 yaşındaki Leyla Aydemir cinayetiyle ilgili karar davasında, tutuklu amca Yusuf Aydemir hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmişti.

[İzmir’de sel]: Su toprakla buluşmuyor, ‘blok nizam’a geçilmeli

Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Helil İnay Kınay, “Kentteki betonlaşma politikalarına bağlı olarak yeşil alanların kaybı ve ormansızlaşma gibi faktörler sele dönüşüyor” dedi.

Suyun toprakla buluşamadığını kaydeden Kınay şunları söyledi: 

“Kentteki yanlış yapılaşma sel felaketinin en önemli nedeni. Yeşil alanların kaybı ve ormansızlaşma gibi faktörler afete ve sele dönüşüyor. İhtiyaç duyulan araziler üzerinde yanlış kentleşme politikaları uygulandı. Alt yapı eksiklikleriyle birleşince, deniz ve toprakla buluşamayan suyun, sele dönüştüğünü görüyoruz.”

Kınay sel felaketinin önlenmesi için alınması gereken tedbirleri de şöyle sıraladı:

  • Arazi sağlıklı kullanılmalı. Yeşil alan, tarım alanları ile su kaynakları korunmalı.
  • Kentleşme, sanayi ve madencilik gibi faaliyetleri olacak; ancak bunların olumsuz bir duruma dönüşmemesi için doğru mühendislik planlamaları yapılmalı.

Mimar ve Mühendisler Grubu İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi İnşaat Mühendisi Ethem Tatar ise “İzmir’in en büyük problemi, yapılaşmadan kaynaklanıyor” ifadesini kullandı.

“İzmir’de binalar ‘bitişik nizam’ adı verilen yapılaşma sistemiyle inşa ediliyor” diyen Tatar şöyle konuştu:

“Yani binalar, tren vagonu gibi birbirine bitişik. Mahalleler birbirine bitişik. İzmir’e yağan yağmur, toprak bulamadığı için yollardan akarak, kotu düşük olan binalara, iş yerlerine yöneliyor. Şehrin yapılaşması ‘blok nizam’ olsaydı, bu kadar sıkıntı yaşanmayacaktı. ‘Blok nizam’ olarak adlandırılan bu yapılaşmada, binaların arasının altışar metre açık olması gerekiyor. Yağan yağmur da bu aradaki açık mesafeden akıyor. Kentte sırt sırta yapılmış gecekondu bölgelerine iyileştirilme yapılması gerekiyor.” 

 

Yüzlerce gönüllü istifa etti, Tokyo Olimpiyat Başkanı Mori görevinden ayrılıyor

Japonya’nın eski başbakanı ve Tokyo Olimpiyat Oyunları Komitesi Başkanı Yoshiro Mori’nin cinsiyetçi söylemlerine karşı tepkiler büyümesi üzerine yarın görevinden ayrılacağı belirtildi.

Japon basınında yer alan haberlere göre, daha önce istifa etmeyeceğini açıklayan Mori, olimpiyatlarda çalışmak üzere gönüllü olan yüzlerce kişinin gönüllülükten ayrılması ve halkın tepkisi üzerine yarın yapılacak olağanüstü toplantının ardından komite başkanlığını bırakacak.

“Kadınların çok fazla konuştuğunu ve bu yüzden toplantıların uzun sürdüğünü’ söyleyen Mori’nin cinsiyetçi açıklamalarının ardından, Tokyo Olimpiyatları’nda çalışmak için gönüllü olan en az 400 kişi istifa etmiş; “Mori’nin söylem ve davranışlarının üzerine gidilmesi” için Change.org üzerinden başlatılan kampanyada ise imzacıların sayısı ise 140 bini geçmişti. 

Açıklamaların ardından Mori, kendisine yöneltilen istifa çağrılarına cevaben ‘görevi bırakmayacağını’ söylemiş, Tokyo Olimpiyatları Organizasyon Komitesi de olimpiyat gönüllülerine özür içeren ve destekten vazgeçilmemesini isteyen e-posta göndermişti.

Tokyo Olimpiyatları başkanı Mori cinsiyetçi ifadelerinin ardından istifa edecek

Yarın görevinden ayrılacak

Ancak Kyodo News’de yer alan habere göre, tepkilerin artması üzerine Yoshiro Mori’nin görevinden ayrılacağı ve yarın komitenin yapacağı olağanüstü toplantı sonrasında istifasını açıklayacağı belirtildi.

Haberde, Mori’nin yerine komite başkanlığına Japonya Futbol Federasyonu’nun eski başkanlarından Saburo Kawabuchi‘nin seçilmesi beklendiği kaydedildi.

Gazetenin yaptığı ankette de katılanların yüzde 59.9’u Yoshiro Mori’nin komite başkanlığı için uygun olmadığını söyledi.

İÜ ve İÜ Cerrahpaşa akademisyenlerini polis engelledi, açıklama yürüyerek okundu

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa ve İstanbul Üniversitesi‘nden öğretim üyeleri Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak Melih Bulu‘nun atanmasına ve bunun üzerine başlayan protestolarda öğrencilerin gözaltına alınıp tutuklanmasına karşı bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Ancak polisin Beyazıt Meydanı’nda yapılmak istenen basın açıklamasına izin vermemesi nedeniyle akademisyenler açıklamayı yürüyerek gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada “Akademik özgürlük ve üniversite özerkliği için anayasal haklarını kullanan herkesi destekliyoruz” denildi.

‘Bu müdahalelere yabancı değiliz’

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa ve İstanbul Üniversitesi’nden öğretim üyeleri olarak üniversitenin temel ilkelerine yönelik müdahalelere yabancı olmadıklarının belirtildiği açıklamada şu ifadeler yer aldı:

2015 yılında yapılan rektörlük seçiminde üniversitemizin iradesi yok sayılmış ve en yüksek oyu alan aday yerine daha düşük oy alan adayın ataması yapılmıştır. Bunun ardından 2018 yılında üniversitemiz bütünlüğü köklü tarihi ve kurumsal kimliği görmezden gelinerek ikiye bölünmüştür.

‘Öğrenciler serbest bırakılsın’

Üniversitelerin ana bileşenlerinin öğrenciler olduğu hatırlatılan açıklamada “Öğretim üyeleri olarak bizler, öğrencilerin demokratik ilke ve evrensel değerlere sahip çıkan, içinde yaşadığı topluma fayda sağlayan özgür bireyler olmaları için çaba sarf ederiz. Üniversitelerinin akademik ve idari özerkliği için barışçıl protesto hakkını kullanan öğrencilerimizin orantısız polis şiddetine maruz bırakılması, hem bu çabamıza gölge düşürmekte hem de gençlerin geleceğe ve memleketimize dair ümitlerini kurmaktadır” denildi.

Açıklamada bu süreçte anayasal haklarını kullanırken gözaltına alınan, tutuklanan ve konut hapsi ile cezalandırılan öğrencilerin serbest bırakılması talep edildi.

 

Zincir marketlerde sigara, mobilya, elektronik satışı yasaklanıyor, hafta sonu açılma saati 11.00

Alışveriş merkezleri (AVM) ile zincir marketlere mesafe ve nüfus kriteri ile birlikte satış esaslarında bir dizi değişikliğe gidilecek. Ticaret Bakanlığı’nın taslak düzenlemesine göre, elektronik ortamda satış ve 1500 metrekareden büyük mağazalar hariç olmak üzere, zincir gıda marketlerinde tütün mamülü, mobilya, cep telefonu, elektronik eşya ve beyaz eşya satılamayacak. Küçük esnafı korumak amacıyla, zincir gıda marketleri, pazar günleri saat 11.00’den önce açılamayacak.

Taslakta neler var?

  • Elektronik ortamda satış ve 1500 metrekareden büyük mağazalar hariç olmak üzere, zincir gıda marketlerde tütün mamülü, mobilya, cep telefonu, elektronik eşya ve beyaz eşya satılamayacak.
  • Marketlerin elektronik ortamdaki satışlarında ise mevcut yasak ve düzenlemeler geçerli olmaya devam edecek.
  • Hızlı tüketim ürünleri satan mağaza ve zincir marketlerin raflarının yüzde 1’i, coğrafi işaretli ürünlerin satışına ayrılacak. Coğrafi işaretli ürünlerin yanı sıra bu alanlarda, marketin bulunduğu ildeki yöresel ürünler yer alacak.
  • Marketler, promosyonlu ürünlerden kaynaklanan kayıpları, üreticiye yansıtamayacak.
  • Reklam, anons, ürünlerin yerleştirilmesi gibi hizmetler nedeniyle üretici veya tedarikçiden para talep edilmeyecek, ancak ikili sözleşme yapılması halinde bedel alınabilecek.
  • Tarım ve gıda ürünlerinin markete sağlam şekilde tesliminin ardından, ürünün bozulması halinde üreticiden zarar tazmini istenemeyecek.
  • Gıda ürünlerinin müşteri şikâyeti nedeniyle incelenmesinde de üreticiye bir bedel yansıtılamayacak.
  • Sebze ve meyve ile 30 gün içinde bozulabilen ürünlerin bedeli, üreticiye 30 gün içinde ödenecek.
  • Marketler, kamu kurumlarına veya adli mercilere şikâyet nedeniyle ürünlerin listeden çıkarılması, sipariş edilen miktarın azaltılması ve promosyonunun durdurulması gibi “misilleme” hareketlerine başvuramayacak.
  • Taslağa göre, bakkal gibi küçük perakendecilerin taleplerini karşılamak ve bu kesimin korunmasını sağlamak amacıyla, zincir gıda marketleri, pazar günleri saat 11.00’den önce açılamayacak.