Ana Sayfa Blog Sayfa 1549

Aşı yaptırmayanlar için ikna ekipleri kuruluyor

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, vatandaşların aşı yaptırmaya ikna edilmesi için evlere yönelik aşılama ekipleri oluşturacaklarını duyurdu.

Haziran ayı sonuna kadar 40 yaş üzerindeki tüm vatandaşların aşılanacağını kaydeden Bakan Koca, koronavirüse karşı alınan yeni önlemlerin etkili olmaması durumunda ramazan ayından sonra daha sert tedbirlerin alınabileceğini kaydetti.

‘İkna ekipleri kuracağız’

Hürriyet‘ten Erdinç Çelikkan‘ın haberine göre, sağlık çalışanlarının yüzde 14’ünün, 65 yaş ve üzeri vatandaşların da yüzde 23,6’sının halen aşılarını yaptırmadığını belirten Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, aşı yaptırmayanların aşı olmaları konusunda ikna edilmesi için ikna ekiplerinin kurulacağını ifade etti:

Sağlık çalışanlarının yüzde 14’ü, 65 yaş üstünün yüzde 23,6’sı halen aşı yaptırmadı. Randevusuna gitmeyenler nedeniyle aşılar çöpe gitmedi. Aşı yaptırmayanların ikna edilmesi ve aşı olmalarını sağlamak için ikna ekibi kuracağız. Aile hekimleri öncülüğünde aşı hakkı olup da aşısını yaptırmayanların evlerine gidilerek, aşı olmaları konusunda tavsiyede bulunacağız, teşvik edeceğiz. Böylece aşılarını yaptırmayanların neden aşı olmadıklarını öğreneceğiz.”

İkna ekiplerinin, aile hekimleri öncülüğünde aşı hakkı olup da aşı yaptırmayan kişilerin evlerine giderek aşı olmaları konusunda tavsiyelerde bulunması, aşılarını yaptırmayaların neden aşı yaptırmadıklarının da öğrenmesi hedefleniyor.

‘Gözle görülür gerileme bekliyoruz’

Bakan Koca, alınan tedbirlerle birlikte haziran ayında vaka ve ölüm sayılarında gözle görülür bir gerileme beklediklerini kaydetti:

Haziran sonuna kadar 40 yaş üstü herkesi aşılamayı hedefliyoruz. Şu anda Sinovac, BioNTech ve Sputnik dahil aşı diplomasisini hızlandırdık. Toplumsal bağışıklığı arttırmak amacıyla yerli aşı çalışmalarında da son aşamaya geldik. Alınan tedbirlerle birlikte haziran ayında vaka ve ölüm sayılarında gözle görülür gerileme bekliyoruz.”

‘Eylül ayında aşılamaya başlarız’

Yerli aşıda faz-3 çalışmalarına geçileceğini belirten Koca, iki-üç haftada da bu sürecin bitirileceğini dile getirdi:

Şayet tedbirlere rağmen düşüş olmazsa haziranda daha sert tedbirler almak zorunda kalırız. Yerli aşıda faz-3 çalışmalarına geçiyoruz. İki ya da üç hafta sonra bu süreci de bitirmiş olacağız. Eylül ayında da aşılamaya başlarız. Nazal aşıda da en fazla üç haftalık süreç var önümüzde.”

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan rakamlara göre, Türkiye’de şu ana kadar 19 milyon 415 bin 498 kişi koronavirüs aşısı oldu. 11 milyon 681 bin 206 kişiye birinci doz aşı uygulanırken, 7 milyon 734 bin 292 kişiye de ikinci doz aşı uygulandı.

DİSK’ten 1 Mayıs Bildirisi: Bu böyle gitmez

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), “Sağlıklı, güvenceli ve insanca bir yaşam için umut yan yana” başlığı ile 1 Mayıs Bildirisi yayınladı.

Mayıs Bildirisi’nde ekonomik kriz ve üzerine gelen koronavirüs salgınıyla zor günler yaşandığına işaret edilerek, “İşçiye, emekçiye tedbir yok, aşı yok! İş yok, gelir güvencesi yok! Sosyal devlet yok, adalet yok! Hakkımızı arayıp sormak istesek hak, hukuk, demokrasi yok! Ancak bu böyle gitmez” ifadeleri kullanıldı.

‘Umut yan yana’

Kadın haklarından işçi haklarına; salgınla mücadeleden mega projelere kadar birçok konu balığına değinilen bildiride şu taleplere yer verildi:

  • Tüm çalışanların derhal aşılanması için, salgınla mücadelede şirketlerin çıkarlarının, siyasi hesapların değil, halk sağlığının esas alınması için UMUT YAN YANA!
  • Covid-19’un çalışırken hastalığa yakalanan emekçiler için iş kazası ve meslek hastalığı olarak kabul edilmesi için, salgınla mücadelede bedel ödeyenlerin hakkının ödenmesi için UMUT YAN YANA!
  • İşten çıkarma yasağının tüm istisnalarının kaldırılması için, milyonlarca işçinin haksız-hukuksuz biçimde işten atılmasına yol açan Kod-29 zulmüne son verilmesi için UMUT YAN YANA.
  • Ücretsiz izin dayatmasına son verilmesi için, tüm işçilerin en az asgari ücret kadar Kısa Çalışma Ödeneği desteği alabilmesi için UMUT YAN YANA.
  • İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işverenlere yapılan destek ve teşviklerin durdurulması, bizim fonumuzun sadece biz işçilere tahsis edilmesi için UMUT YAN YANA.
  • Pandemi süresince asgari ücretin vergi ve kesintilerden muaf tutulması için; asgari ücretin brütünün net olarak ödenmesi için, böylece tüm çalışanlara ayda en az 750 TL ek gelir için UMUT YAN YANA.
  • İşsizliği azaltmak için, gelir kaybı olmaksızın çalışma süreleri kısaltılmalı, haftalık çalışma süresi 37,5 saate düşürülmelidir. İşsizliğe karşı kamu istihdamı artırılmalıdır. İşsizliğe karşı UMUT YAN YANA!
  • Acil olmayan mega projelerin iptal edilmesi, sermayenin vergi ayrıcalıklarının kaldırılması ve böylece pandemide işçilere, emekçilere daha fazla sosyal destek sağlanması için UMUT YAN YANA!
  • Adil bir vergi düzeni için; tüm temel tüketim ve ihtiyaçlar üzerindeki adaletsiz dolaylı vergilerin kaldırılması için UMUT YAN YANA!
  • Haklarımızı savunmak ve geliştirmek için; patronların ve iktidarın iki dudağı arasından çıkacak lafla ekmeğimizle oynanmaması için; örgütlenme, toplu sözleşme ve grev hakkı önündeki tüm engellerin kaldırılması için UMUT YAN YANA!
  • Covid-19 salgını kadınların ev içi iş yükünü artırıyor, kadınları işsiz bırakıyor, kadına yönelik şiddeti tırmandırıyor. İstanbul Sözleşmesi ile 6284 sayılı yasanın etkin şekilde uygulanması için; Uluslararası Çalışma Örgütü’nün İşyerinde Şiddete Karşı 190 sayılı Sözleşmesi’nin onaylanması için UMUT YAN YANA!

Türkiye’nin ilk fosil ormanı dünya mirası olmaya aday

Bolu‘nun Seben İlçesi Belediye Başkanı Fatih Kavak, 2013 yılında Türkiye’nin “ilk” fosil ormanı ilan edilen Hoçaş Fosil Ormanı‘nın, UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne alınması için çalışma başlattıklarını bildirdi.

Hoçaş köyüne yaklaşık 500 metre uzaklıkta 900 rakımlı bölgedeki 975 hektarlık alanda bulunan fosil ormanında, 18 ila 19 milyon yıl öncesine tarihlenen palmiye, kavak, söğüt, sedir, 3-5 ibreli çam, sığla, meşe ve zelkova ağaçları, yaprak ve dal fosilleri ile balık fosilleri yer alıyor.

Orman, 2005 yılında 1’inci Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilmiş ve 2013’te ise “Türkiye’nin ilk fosil ormanı” ilan edilmişti.

‘Midilli Adası listeye girdi’

Seben Belediye Başkanı Fatih Kavak, AA muhabirine yaptığı açıklamada “Ekoturizmin revaçta olduğu bu günlerde, başlamış olduğumuz çalışma sonucunda Hoçaş Fosil Ormanı’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesi için çalışacağız.” dedi.

Seben’de bulunan fosil ormanının bir benzerinin de Yunanistan‘ın Midilli adasında olduğunu ve burasının UNESCO listesine girdiğine değinen Kavak, “Yıllık 20 milyon civarında turist küçük adaya gelip orayı ziyaret ediyorlar. Seben bazında düşündüğümüz zaman, ekoturizmin canlanması açısından, fosil ormanı çok büyük bir nimet. Türkiye’de ilk olması hasebiyle de turist çekme ve ekoturizmin canlanması noktasında Hoçaş Fosil Ormanı bir mihenk taşı olacak” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: AA

‘Ekoturizm açısından Seben her şeye sahip’

Seben’deki fosil ormanın UNESCO’ya girmesi için yapılacak çalışmalar hakkında da bilgiler veren Kavak, “Bununla alakalı çalışmalarımıza başlıyoruz. Bu oldukça uzun bir süreç. Bu süreci yürütecek bir ekip kurduk. Bu ekibimiz süreç dahilinde çalışmalarını yerine getirecek ve UNESCO listesine girme noktasında elimizden geleni yapacağız. Kültür ve Turizm Bakanlığından da alacağımız destekle inşallah Hoçaş Fosil Ormanı’nı UNESCO listesine katma noktasındaki çalışmalarımızı gerçekleştireceğiz” ifadelerini kullandı.

Başkan Kavak, Hoçaş’daki fosil ormanının Türkiye’de ilk olmasının hem Bolu hem de Türkiye açısından çok önemli olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

Ekoturizm açısından Seben her şeye sahip. Seben Gölü’müz var. Türk tarihinde, Türk coğrafyasında ‘Nevruz’ isimli tek tepe ilçemizde. Solaklar Kayaevleri‘miz var. 333 tane mağaradan oluşan Muslar Kayaevleri‘miz var. Erken Bizans döneminden kalma ve şu anda yüzde 30 civarı ayakta olan Çeltikdere Kilisesi var. Kınıkçı, Kuzderesi ve Dokumacılar kanyonlarımız var. Yani ekoturizmin ilçemizde aktif hale getirilmesi noktasında her şeye sahibiz. Sadece bu bileşenlerin etkin bir şekilde bir araya getirilmesine ihtiyacımız var. İnşallah ekoturizm açısından Bolu’da ve Türkiye’de söz sahibi bir yer haline geleceğiz.”

Trabzonlulardan kömür tozu tepkisi: Ciğerlerimize kadar işledi

Trabzon‘un Değirmendere Mahallesi’nde 1967 yılında kurulan çimento fabrikası, 2019’da faaliyetini durdurarak Akoluk Mahallesi‘ne taşındı. Fabrikanın atıl kalan arazisinde çimento üretiminde kullanılmak üzere kömür depolanmaya başlandı. Kömür tozu nedeniyle ev, iş yeri ve araçlar tozla kaplandı.

Limandan taşınıp eski fabrika alanında depolanan kömürden çevreye yayılan tozun hava kirliğine neden olduğunu söyleyen sanayi sitesi esnafı ve halk, Büyükşehir Belediyesi ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne şikayette bulundu.

‘Yerler kömürle kaplandı’

Depoya taşınan kömürlerin çevreyi kirlettiğini belirten sanayi esnafı Hamdi Çelik, DHA’ya yaptığı açıklamada “Limandan kamyonla getirdikleri tozlu kömürü buraya taşıyorlar. Yerler tamamen kömürle kaplanmış ve tozu ciğerlerimize işlemiş vaziyette. Madende çalışanlardan daha çok toz yutuyoruz. Buradaki kömürü nakledip yolları perişan ediyorlar. Biz burada mağdur durumdayız” dedi.

Fotoğraf: DHA

Esnaf Rukiye Kurtoğlu, iş yerlerinin önünde sergiledikleri ürünlerin üzerinde biriken kömür tozlarını göstererek, “Buranın halkı çimentoyu yeterince solumuştu. Yıkım kararı çıktığında hepimiz çok sevindik. Neticede insan sağlığını tehdit eden, şehrin göbeğinde imalat vardı. Çimentodan kurtulduk ama şimdi yerini kömür tozu aldı ve biz bunu soluyoruz. İnsan sağlığı kaybedildiğinde tekrar kazanılması zor bir şey” ifadelerini kullandı.

‘Burnumuzdan, ağzımızdan kömür tozu çıkıyor’

Kömür tozunun iş yerlerinin içine girdiğini söyleyen sanayi sitesi çalışanlarından Taner Köroğlu, “Akşam eve gidip elimizi yüzümüzü yıkadığımızda burnumuzdan, ağzımızdan kömür tozu çıkıyor. Şu anda sıkıntı olmuyor ama ilerleyen yaşlarda ne olacağımız belli değil. Bir an önce bunun buradan kaldırılmasını istiyoruz. Buradaki bütün esnafın ve insanları sağlığı için bir an önce buradan kaldırılmasını istiyoruz” dedi.

Değirmendere Kültür Derneği Başkanı Mehmet Akyüz de “Bu toz 10 kilometre kadar uzağa gidiyor. Kömür işinin buradan derhal kaldırılması lazım. Tozunu engellemenin mümkünatı yok, varsa işlerini yapsınlar, dışarı sızmasın. Bunu engelleyemiyorlar. Bir de kamyonları yüksek tonajlarla yüklüyorlar. Kömürü fazla doldurdukları için kamyon buradan çıkarken dökerek gidiyor” diye konuştu.

Fotoğraf: DHA

Prof. Dr. Bülbül: Kalıcı hasara neden olabiliyor

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Bülbül, kömür tozunun akciğer hastalıklarına neden olabileceğine dikkati çekerek, şunları söyledi:

Kömür tozu, doğası itibariyle akciğere ulaştığında yok edilebilen, sindirilip ortamdan uzaklaştırılabilen partikül değil. Akciğerde depolanma ihtimali var. Bir kısmı öksürük ve balgamla atılabiliyor ama bir kısmı da akciğerlerde birikiyor. Kömür depoları, kamyonların yükünü boşalttığı sırada toz bulutu şeklinde ortama dökülebiliyor, salınabiliyor, yoğun toz bulutu olabiliyor. Bu solunma da daha sonraki dönemde akciğerlerde kalıcı bir hasara neden olabiliyor.”

Ahmet Altan 4.5 yılın ardından tahliye edildi

Gazeteci-yazar Ahmet Altan ve gazeteci Nazlı Ilıcak’ın silahlı terör örgütüne yardım’dan aldığı hapis cezaları Yargıtay tarafından bozuldu. Mahkeme, tutuklu sanık Altan’ın, bozma gerekçesi ve tutuklulukta geçirdiği süreyi dikkate alarak tahliyesine karar verdi.

15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili “darbe çağrışımı” davasında “silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım” Altan’a 10 yıl altı ay, Ilıcak’a sekiz yıl dokuz ay hapis cezası verilmişti.

Davaya ilişkin temyiz incelemesi yapan  Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi, hükmü bozarak Altan’ın tahliyesine karar verdi. Dairenin bozma kararını, Türk Ceza Kanunu‘nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle aldığı öğrenildi.

Karar, AİHM’in hak ihlali kararının hemen ardından verildi.

‘Hukuksal zorbalık kayda geçer’

Bozma ve tahliye kararının ardından Altan’ın avukatı Figen ÇalıkuşuMüvekkilim Ahmet Altan tahliye oluyor… Evrensel hukuk ve değerler şaşmaz… Ama hukuksal zorbalık kayda geçer…” ifadesini kullandı. Çalıkuşu, Altan’ın evine doğru yola çıktığını duyurdu.

Sanem Altan:  Darısı ülkenin tüm acıları için

Altan’ın kızı Sanem Altan da tahliye kararına ilişkin şu paylaşımı yaptı: “Ağlayamıyorum, bağıramıyorum, haykıramıyorum ‘Tahliye’ diye… Böyle büyük sevinçlerin bile nasıl başkalarının acılarına karıştığını işte yine yaşayarak öğreniyorum bu memlekette! Darısı bu ülkenin tüm acıları için… Hoş geldin Ahmet Altan bu sefer gerçekten gel artık ama…”

Özgürlüğe ilk adım

Ahmet Altan’ı tahliyesinin ardından avukatı Figen Çalıkuşu karşıladı.

Ne olmuştu?

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden önce katıldığı bir televizyon programında Ahmet Altan’ın “darbe çağrışımı” yaptığı iddia edilmiş; gazeteci yazar+ 23 Eylül 2016’da ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme’ ve ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçlarından tutuklanmıştı.

İstanbul 26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi‘nde tutuklu yargılanan Altan, 16 Şubat 2018’deki ‘cebir ve şiddet kullanarak, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya, bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Temyiz üzerine Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi, 5 Temmuz 2019’da ‘darbeye teşebbüs’ suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını bozarak Altan’a ‘silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme’ suçundan ceza verilmesine hükmetti. Bozmaya uyan yerel mahkeme, 4 Kasım 2019’da bu kez ‘terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme’ suçundan 10 yıl altı ay hapis cezası verdiği Altan’ın adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verdi.

İstanbul Başsavcılığı‘nın 6 Kasım 2019’da tahliye kararına itiraz etmesi üzerine Ahmet Altan, bu kez İstanbul 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla 13 Kasım 2019’da tekrar tutuklandı.

Altan, bunun üzerine, 21 Kasım 2019’da Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Ancak bireysel başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Altan’ın başvurusunu kabul edilemez buldu. Altan, bunun üzerine AİHM’e gitti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Silivri Cezaevi’nde 4 yıl 7 aydır tutuklu bulunan yazar Ahmet Altan‘ın başvurusunu, dört yıl önce “ivedilikle görüşme” kararı almış olmasına rağmen dün karara bağladı ve Türkiye aleyhine “hak ihlali” kararı verdi. 

Rekabet Kurulu’ndan Google’a para cezası

Arama ve turizm sorgularında kendi hizmetlerini bu alanlarda hizmet veren diğer şirketlerin önüne koymakla suçlanan Google hakkında başlatılan Rekabet Kurulu soruşturmasında karar açıklandı.

Rekabet Kurulu tarafından yapılan açıklamada soruşturma sonucunda Google’a 296 milyon 84 bin 899 lira 49 kuruş idari para cezası verilmesine karar verildiği belirtildi.

Açıklamada “Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti., Google International LLC, Google LLC, Google Ireland Limited ve Alphabet Inc.’ten oluşan… Google’ın 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiğine, dolayısıyla adı geçen ekonomik bütünlüğe idari para cezası verilmesine karar verildi” ifadeleri kullanıldı.

Rapor sunması gerekecek

Açıklamada ihlali sonlandırmak ve pazardaki etkin rekabetin tesis edilmesini temin etmek için Google tarafından yapılması gerekenler ise şu şekilde aktarıldı:

  • Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6 (altı) ay içerisinde, rakip yerel arama hizmetleri ve rakip konaklama fiyatı karşılaştırma hizmetlerine genel arama sonuç sayfasında Google’ın kendi ilgili hizmetlerinden dezavantajlı olmayacakları koşulları sağlamasına,
  • Google’ın ilk uyum tedbirinin uygulanmaya başlamasından itibaren beş yıllık süre boyunca ve yılda bir periyodik olarak Kurum’a rapor sunmasına gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açık olmak üzere, karar verilmiştir.

2020’de iki büyük ceza kesilmişti

Rekabet Kurulu Google’a ve bağlı olduğu şirketlere 2020 yılında iki büyük ceza daha kesmişti.  İlk ceza Google’ın arama hakimiyetini kullanarak çevrimiçi pazardaki faaliyetleri zorlaştırdığı gerekçesiyle kesilen 98 milyon liralık cezaydı.

197 milyon liralık bir cezayı da Adwords reklamları nedeniyle kesmişti. Açıklanan kararda “genel arama sonuçlarının en üstüne, reklam niteliği belirsiz olarak ve yoğun bir şekilde metin reklamlarına yer vererek kendisine reklam geliri getirmeyen organik sonuçların içerik hizmetleri pazarındaki faaliyetlerini zorlaştırmak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlal ettiği” söylenmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kanal İstanbul, İstanbul Boğazı’nı çevrecilik açısından rahatlatacak

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Beştepe‘deki Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi‘nde gençlerle bir araya geldi.

Kanal İstanbul ve İstanbul Sözleşmesi hakkında kendisine yöneltilen soruları yanıtlayan Erdoğan, Kanal İstanbul hayata geçtiğinde İstanbul Boğazı‘nın çevrecilik açısından rahatlayacağını ileri sürerken, İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili de Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği‘nden 11 ülkenin sözleşmeden çekilme arifesinde olduğunu kaydetti.

‘Montrö’nün Kanal İstanbul’la bir ilgisi yok’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal İstanbul’un avantajlarını ve Kanal İstanbul’un yapılmasıyla Montrö Boğazlar Sözleşmesi‘nden çıkılmasının hedeflenip hedeflenmediği sorusuna, Kanal İstanbul’un Montrö’yle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını belirterek şöyle cevap verdi:

42-43 kilometre uzunluğu olan bir kanal burası. Bu kanaldan Karadeniz’i Marmara’ya bağlıyoruz. Bununla birlikte Karadeniz’den ve Marmara tarafından gelen gemilerin oralarda bekleme veya beklememe süreçleri hepsi, bizim kudretimizde.

Tabi bunun Montrö ile yakından uzaktan bir alakası da yok. Montrö, İstanbul Boğazı ile alakalı bir sözleşme. Dolayısıyla burada kendi bağımsızlığımızı, kendi egemenliğimizi tamamen tesis ettiğimiz bir eser kazandırıyoruz.

Şimdi Montrö ile yakından uzaktan alakası olmayan böyle bir Kanal İstanbul, bizi çok daha huzurlu, rahat kılacaktır. Kanal İstanbul’u, İstanbul’umuza kazandırdığımızda İstanbul, çok çok büyük zenginliğe kavuşmuş olacak, İstanbul Boğazı da çevrecilik açısından ciddi manada rahatlayacaktır.”

‘Kadın haklarına saygıyı getirmedi’

İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili gelen bir soruya da yanıt veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’nin kadın haklarına saygıyı getirmediğini ileri sürdü:

İstanbul Sözleşmesi uygulaması itibariyle maalesef ne ülkemiz de ne de dünya da özellikle kadın haklarına saygıyı getirmedi. Şu anda Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği ülkelerden de 11 tanesi bundan çekilme arifesinde.

Kadına şiddeti bizim Anayasamız reddediyor mu?, Reddediyor, kabul etmiyor. Burada bizim üzerinde durmamız gereken 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına şiddetle ilgili yasa. Bu zaten var.

Biz öyle bir medeniyetin öyle bir dinin mensubuyuz ki, bizim dinimizde kadına şiddet bir kere haramdır. Eğer biz böyle bir sözleşmeye illaki ihtiyaç varsa bunun daha adilini, güzelini güçlüsünü, kalkarız biz Ankara Sözleşmesi diye bir sözleşme hazırlarız, onun birlikte yola devam ederiz.”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun da dahil olduğu 10 vekil hakkında fezleke Meclis’te

Milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması amacıyla aralarında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun da bulunduğu 10 fezleke Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı‘na sunuldu.

Fezlekesi sunulan milletvekillerinin sekizi CHP’li, ikisi HDP’li vekillerden oluşuyor.

Hangi isimler için fezleke sunuldu?

CHP Genel Başkanı ve İzmir Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra, CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek, İstanbul Milletvekili Yunus Emre, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, İstanbul Milletvekili Fethi Açıkel, Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak ve İzmir Milletvekili Ahmet Tuncay Özkan hakkında hazırlanan fezlekeler Meclis Karma Komisyonu‘na gönderildi.

Bu isimlerin yanında, HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran ve Antalya Milletvekili Kemal Bülbül‘ün de fezlekeleri komisyona sevk edildi.

Kemal Kılıçdaroğlu ve parti yöneticileri için hazırlanan fezlekelerin “21 Soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı” broşürü için olduğu öğrenildi. Söz konusu broşür hakkında toplatma kararı verilmişti.

Kanal İstanbul’un imar planlarına itiraz dilekçeleri verildi: Vatandaşla inatlaşmayın

Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, Kanal İstanbul projesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanarak yeniden askıya çıkarılan 1/100.000, 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli imar planlarına itiraz etmek için bir araya geldi.

İmar planları daha önce de askıya çıkmış, vatandaşlar itirazlarını sunmuştu. Ancak vatandaşların itirazlarının dikkate alınmadan planlarda güncelleme yapılmış ve 24 Nisan tarihine kadar yeniden askıya çıkarılmıştı.

‘Biz krizlerle boğuşurken Bakanlık rant derdinde’

İtiraz dilekçelerini toplu olarak Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü‘ne teslim eden doğaseverler, öncesinde de bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Yapılan açıklamada “Bizler bir yandan ekonomik kriz, bir yandan iklim krizi bir yandan da salgın koşullarında yaşamaya çalışırken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İktidarın yeni yaptığı pazarlıkları planlara işleyip, tüm hızıyla Yenişehir dediği Rant Projesi için çalışıyor” denildi.

‘Vatandaşla inatlaşıyorlar’

Bakanlığın on binlerce kişinin itirazını ve açılan davaları görmezden geldiği belirtilen açıklamada “Halen, açılmış davalara bilirkişi ataması yapılamadı. Bilirkişilerin güzargah tartışmaları sebebiyle tehdit edildiğini açıkladığı son günlerde keşif beklerken, yeni bir değişiklikle karşı karşıyayız. Kanal güzergahındaki pazarlıkları bitmemiş ki, basında her gün Rant Kanalı Projesine dair açıklamalar yapılıyor” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada “Asli görevi halka hizmet etmek olanlar bugün Kanal da Kanal diye vatandaşla, doğayla inatlaşıyor! Vatandaşa ‘hodri meydan’ diyor” tepkisi gösterildi.

‘Bu bir rant projesi’

Yapılan açıklamada Kanal İstanbul projesine neden itiraz ettikleri ise şu gerekçelerle anlatıldı:

  • Kanal İstanbul, bir ulaşım projesi değildir. Bölgede yaşayan halkın yaşam koşullarını iyileştirmek yerine köyleri, sermayeye açacak şekilde imar izinleri verdiğinizi biliyoruz ki bu bir yapılaşma, rant projesidir.
  • Bu proje “kentsel dönüşüm” adı altında milyonları evlerinden, yerlerinden edecek, işyerlerini dahil yok edecek; lüks siteler, AVM’lerle dolu “Yenişehir”e dönüştürecektir.
  • Dünyanın pek az kentinde olan ama İstanbul’da bir arada olan doğal varlıklar, dünyanın yedi lagününden biri, göller, endemik çeşitliliği ile ünlü̈ Kuzey ormanları, tarım alanları, yaban hayatı, göç sırasında konaklayan kuşlar, denizler, hepsi bu projeyle yok edilmeye çalışılmaktadır.

‘Planda halka yer yok’

Bakanlığın imar planlarını yeniden onaylayarak askıya çıkarmasına tepki gösterilen açıklamada “1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğine, 1/5000 ve 1/1000 imar planlarına yönelik itirazlarımıza yanıt dahi vermeden, dava sürecinde üç etap halinde nazım ve uygulama imar planlarını ve çevre düzeni planı değişikliğini yeniden onaylıyor” denildi. Açıklamanın devamında şunlar söylendi:

Bakanlık; Yenişehir adını verdiği bu talan projesi ile Sazlıdere Su Havzasından Karadeniz’e uzanan köylerin, tarım alanlarının, meraların, ormanların üzerine lojistik tesisler, turizm alanları, ticaret alanları, fuar alanları, konut alanları ve Karadeniz kıyısına milyonlarca m2 dolgu alanı planlıyor.

Bu planlarda Sazlıdere Barajı yok, köyler yok, tarım alanları, meralar, ormanlar yok. “Yenişehir” dedikleri yerde köylülere, yoksullara, işçilere, emekçilere yani halka yer yok!

‘Depreme ve salgına bütçe ayırın’

Basın açıklamasında “İstanbul’da büyük bir ekolojik yıkıma neden olacak bu plan ile İstanbul’un tarım alanlarının, su havzalarının, ormanlarının, köylerinin yerini ‘nitelikli insanlar’ için turizm projeleri, oteller, AVMler, konut siteleri, rezidanslar alsın istiyorlar” ifadeleri kullanıldı. Ayrıca Kanal İstanbul projesi yerine depreme ve salgınla mücadeleye bütçe ayrılması gerektiği belirtildi.

Açıklamada “Var gücümüzle bu kıyımın karşısında durmaya, Kuzey Köyleriyle, dostlarımızla, canlarımızla, İstanbullularla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Talana, kıyıma, katliama geçit vermeyeceğiz.Bütün yurttaşlarımızı yaşamı, doğayı, çocuklarımızı savunmaya davet ediyoruz. Katılın durduralım İstanbul’u birlikte kurtaralım” ifadeleriyle son buldu.

Karayipler adasındaki yanardağ patlaması su ve yemek kıtlığına neden oldu

Karayipler’in doğusundaki küçük bir ada olan Saint Vincent’ta yer alan La Soufriere yanardağında salı günü yeniden patlama yaşandı. Yetkililer yanardağın aylar boyunca aktif kalabileceğini söyledi.

Art arda yaşanan patlamalar adadaki mahsulleri yok etti, suyu kirletti, hayvanları öldürdü ve altyapıyı harap etti. Ayrıca bazı yolları da geçilmez hale getirerek arama ve kurtarma çalışmalarını zorlaştırdı.

Su ve yemek kıtlığı başladı

Şu ana kadar yaşamını yitiren bir insanın haberi gelmedi. Ancak yetkiler bölge sakinleri için su ve yemek kıtlığı tehlikesi bulunduğunu açıkladı.

Reuters’ın aktardığına göre akrabalarının yanında kalmak için tehlike bölgesindeki evinden kaçan 43 yaşındaki Jenetta Young Mason, “Hala içme suyu ve yiyecek arıyoruz” dedi.

Yardımlar yeterli değil

Başbakan Ralph Gonsalves ise yerel bir istasyonda yayınlanan bir basın toplantısı sırasında, komşu ülkelerden gelen bazı malzemelerin bölgeye ulaştığını ancak 100 binden fazla nüfusa sahip ada için yeterli olmayacağını duyurdu.

Hükümet sözcüsü Sehon Marshall ise Merkezi Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin yanardağ patladığından beri su kaynaklarından su toplayamadığını söyledi. Marshall bu durumun yüzde 50’den fazla su deposunun tükenmesine neden olduğunu söyledi.

Hükümetin güvenli bölgelerde insanları barındırmaya yönelik çabaları ise Covid-19’un yayılmasını sınırlayan protokoller ve kişi sayısı nedeniyle karmaşık hale geliyor.