Ana Sayfa Blog Sayfa 1467

BM: İsrail’in bombaladığı binaların askeri amaçlı kullanıldığına ilişkin kanıt yok

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin Cenevre’deki merkezinde düzenlenen toplantıda konuşan BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michele Bachelet, İsrail’in Gazze’de saldırı düzenlediği binaların askeri amaçlı olarak kullanıldığına ilişkin bir kanıt bulamadıklarını belirterek İsrail’in savaş suçu işlemiş olabileceğini söyledi.

“Sivillerin ve sivil nesnelerin ayrım gözetmeksizin hedef alındığı tespit edilirse, bu tür saldırılar savaş suçu teşkil edebilir” ifadelerini kullanan Bachelet, İsrail’in bu binaların askeri amaçlı kullanıldığını iddia etmesine rağmen bu konuda kanıt bulamadıklarını kaydetti.

Uluslararası ajansların binası bombalanmıştı

İsrail’in Hamas’la yaşanan çatışmalar sırasında özellikle Gazze’de ABD merkezli The Associated Press (AP) haber ajansı ile Katar merkezli El Jazeera televizyon kanalının da içinde bulunduğu 12 katlı binayı hedef alması tepkilere yol açmıştı.

İsrail ile Hamas arasında 10 Mayıs’ta başlayan 11 günlük savaşta İsrail’in hava saldırıları sonucunda Gazze Şeridi’nde 67’si çocuk, 254 Filistinli hayatını kaybetmiş, 1900’ü aşkın kişi yaralanmıştı. Hamas’ın roket saldırılarında da İsrail’de de biri çocuk 12 kişi ölmüş, 357 kişi yaralanmıştı.

Kuraklık Koçerler’i de vurdu: Yayla yolculukları öne çekildi

Haber: Metin Yoksu

*

Kışın, Siirt, Mardin, Batman gibi kentlerde konaklayan Koçerlerin yayla yolculukları Muş, Van, Erzurum, Ağrı’nın yüksek rakımlı yaylalarına doğru sürüyor.  Son gruplar da kısıtlamaların ardından bulundukları alanlardan çıktı. Batman’ın Sason İlçesi‘nde kışı geçiren Kılaguz ailesi de diğerleriyle birlikte yola koyuldu.

Normal koşullarda, diğer kentlerden farklı olarak bulundukları yerde mera alanlarının fazlalığı ve bölgenin de serin olması nedeni ile diğer gruplara göre daha geç yola koyulan aile,  bu yıl bölgede yaşanan kuraklık yüzünden daha erken yola çıkmak zorunda kaldı.

Kılaguz ailesinin son gününde yolculuk hazırlıklarını izlemek üzere yanlarına gittiğimizde, bizi kurumuş bir dere yatağı karşılıyor. Her yıl Sason’un 2 bin 500 metreye varan karlı zirvelerinden eriyen kar sularının gürül gürül akmasını sağladığı dere bu yıl, kuraklık sebebiyle kurumak üzere.

İlk kez böyle bir kuraklığa şahit olduk

İlk olarak  25 yaşındaki Ozan Kılaguz ile tanışıyoruz. Muş‘un Zozanlarına (yayla) çıkmak üzere son hazırlıklarını yapan Ozan elindeki oğlu Ömer‘in mavi bebek yürütecini gösteriyor: “Geride bir şey kalmaması gerekiyor. Hem kendi oğlumun hem de yeğenimin ortak oyuncağı bu. Başka oyuncakları da var ama en çok bunları seviyorlar.”

Zaman Koçerler için değerli. Modern yaşamın hem uzağında hem de yakınındaki, ara durakta yaşamlarını sürdürüyorlar. “Şehirden uzağız ama şehir olmadan da bu işimizin anlamı kalmıyor, Şehir olmasa bu kadar peyniri, sütü, hayvanı kime satarız. İrtibatta olmak gerekiyor” diyen Ozan, bir yandan da güneş enerji panellerini ve diğer alet edevatı topluyor:

” Hızlı hareket etmemiz gerek. Zozanları hem biz hem de hayvanlar çok özledik. Ama asıl, bu yıl görülmedik bir kuraklık var bölgede. Çocukluğumdan beri böylesini ilk kez görüyorum.” Kaldıkları bölgede ne insan ne de hayvan için su olmadığını söyleyen Ozan, “Geç bile kaldık, hayvanlar susuzluktan ölüyor” diyor.

Veriler doğruluyor

Ozan bunları anlatırken biz de dere yatağına doğru ilerliyoruz. Kuraklığa karşı direnen derenin neredeyse can çekiştiği görülüyor.  Çamur ve yosunlaşmalar nedeniyle kirli bir görüntünün hakim olduğu suyu, hem koyunlar, tavuklar hem de insanlar kullanıyor.

Ozan’ın “gördüğü en büyük kuraklık olduğu”na ilişkin sözlerini Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün aylık çalışma raporu da doğruluyor. Türkiye genelinde yaşanan kuraklığın en sert şekilde yaşandığı Diyarbakır, Siirt, Batman, Urfa gibi kentlerde bu yıl nisan ayı yağışı 7.1 mm olarak gerçekleşmiş.  Normali ise mali 60.2 mm. Geçen yılın nisanında ise yağış miktarı 72.7 mm. olmuş. Yağış normaline göre yüzde 88, 2020 yılı nisan ayı yağışlarına göre ise yüzde 90 azalma gerçekleştiği bölge genelinde nisan ayı yağışları son 50 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçmiş durumda.

‘Yağış olmayınca, kıtlıktır’

Ozan’ın ardından can çekişen derede kap kacağı yıkayan Ozan’ın annesi 60 yaşındaki Nurhan Kılaguz ile tanışıyoruz. O işini yaparken biz de sohbetimizi sürdürüyoruz. Suyun dağlardan geldiğini ve geçtiğimiz yıllarda su sıkıntısı çekmediklerini anlatan Kılaguz şunları anlatıyor:

“Koçerlik bu yıl yağış olmadığı için güzeldi. Ama yağış olmayınca da kıtlıktır. Yağış olmazsa buğday olmaz, yem olmaz . İşte bu kadarcık suda çamaşırımızı, bulaşığımızı yıkıyoruz. Suyumuz olsa biz de burada yıkamayız neyse ki temizdir” diyerek suyu gösterip yorumu bize bırakıyor. Ardından çadırın önüne gidiyoruz hep birlikte. Salıncakta keyif süren Ozan’ın küçük oğlu Ömer’i gösteren Nurhan Kılaguz, “Tüm bu zorluğu torunlarım bebeklerim unutturuyor. Neyse ki şimdi Zozanlara gidiyoruz orada yeşillik de vardır su da her şey vardır” diyor.  “Ya kuraklık oraya da gelirse dediğimizde” ise “Dağlara kuraklık gelmez” diyerek toz kondurmuyor ömrünü geçirdiği Zozanlar’a…

‘Afet olarak ilan edilsin’

Günemir Kılaguz ise, taleplerini “kameraya” söylerse, daha etkili olacağı kanısında. Taleplerinin hayvancılığın özellikle  bu süreçte daha fazla desteklenmesi olduğunu söyleyen Günemir Kılavuz, “Sadece kendimiz için değil. Kuraklık herkesi etkiliyor ve bu yüzden devletin yardımcı olması gerekiyor. Kuraklık afettir” diyor.

Kılaguzlar gibi, yüzlerce aile yazın yüksek rakımlı yaylalara çıkarak, kuraklığın yarattığı sorunlara şimdilik geçici bir çözüm bulabilir. Ancak, yazın 50 dereceyi bulan sıcaklıklarda halen yüzlerce aile ve kişi Diyarbakır, Batman, Siirt gibi kentlerin köylerinde hayvancılık yapmaya devam ediyor.  Koçerlerin ve özellikle de bölgede hayvancılık yapanların zor durumda kaldığı şu günlerde herkesin ortak talebi ise kuraklığın afet olarak ilan edilmesi.

Trakya Platformu’ndan Saros Körfezi ve Marmara Denizi çağrısı: Yıkımı değil, doğayı ve sağlığı seçin

Haber: Serap Cömertoğlu

*

Trakya Platformu Tekirdağ Bileşenleri, Marmara Denizi’ndeki kirliliğe ve Saros Körfezi’ne yapılması planlanan likit doğal gaz limanı ve boru hattına ilişkin basın açıklaması düzenledi.

Tekirdağ Baro Başkanı Sedat Tekneci, Tekirdağ Tabip Odası Başkanı Gamze Varol, Eğitim-Sen Tekirdağ Şube Başkanı Kamil Sarı, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Tekirdağ Ziraat Mühendislari Odası Başkanı Cemal Polat, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, siyasi parti temsilcileri, çeşitli dernek temsilcileri ve vatandaşların yer aldığı basın açıklaması, Hasan Ali Yücel Meydanı’nda gerçekleşti.

Bileşenler adına konuşan Cemal Polat, Marmara Bölgesi’ndeki arıtma tesislerinin tam kapasite çalışmamasından dolayı atık sularının denize bırakılması ve derin deşarj sistemi ile tüm fabrika atıklarının arıtılmadan denize verilmesinin büyük bir felaket olduğunu söyledi.

Saros Körfezi’ne yapılması planlanan likit doğal gaz limanı ve boru hattı çalışmalarına da değinen Polat, dünyada kendi kendini temizleyebilen üç denizden biri olan Saros Körfezi’nin İzmit Körfezi gibi olacağını, söz konusu limanın dış ticareti etkileyeceği için bölgeye de katkısı olmayacağını dile getirdi.

Polat, Saros Körfezi ve Marmara Denizi’nde yaşayan tüm canlılara, havaya, suya, denize, ormana sahip çıkacaklarını ve gelecek nesillere sağlıklı bir dünya bırakmak istediklerini belirtti.

Bölgeye yararı yok zararı var

Saros Körfezi’nde tam bir karmaşa yaşandığını belirten Polat şu ifadeleri kullandı:

“ Hukuksal süreç tamamlanmadan ve arazi sahiplerine bilgi verilmeden ata topraklarına acele kamulaştırma ve el koyma yoluyla girilerek inşaata başlanması nedeniyle Edirne İdare Mahkemesi’ne yapılan yürütmeyi durdurma başvurumuza, bilirkişi raporlarının lehimize çıkmasına ve tüm ara karar sürelerinin tamamlanmış olmasına rağmen henüz cevap verilmemiştir. Tam bir karmaşa yaşanmaktadır.

BOTAŞ A.Ş. tarafından yapılan proje Katar’dan gelen doğalgazın Avrupa’ya sevkiyatı amacıyla sadece dış ticaret için yapılmaktadır, özetle bölgeye söylendiği gibi bir katkısı yoktur. Aksine çevreye, ekosisteme, bu bölgede yaşayan tüm canlılara ve insanlara doğrudan ve dolaylı olarak zararı vardır” dedi.

‘Akla ve bilime uygun değil’

Proje alanı ve boru hattı boyunca tarım alanlarının zarar gördüğünü aktaran Polat şöyle konuştu:

“Anayasa’nın 169. Maddesi ile koruma altına alınan yanmış orman arazileri kullanıma açılmıştır. Bunların yanında on bine yakın ağaç kesilerek orman ve orman varlıklarına zarar verilmektedir. Dünya’nın kendi kendini temizleme özelliğine sahip olan üç denizinden biri olarak bilinen ve Kaptan Cousteau tarafından Karadeniz’e eşdeğer dip güzelliği tescillenen Saros Körfezi’nin 100 bin tonluk dev LNG kargo gemilerinin girmesiyle 10-20 yıl sonra İzmit Körfezi gibi olacağı bilim insanları tarafından ifade edilmektedir.

Bu durum iklim değişikliğine bağlı görülen çevresel zararların olumsuz etkisini de arttırarak biyoçeşitlilik, verimli tarım arazileri, sağlıklı ve güvenli içme suyu rezevleri azalacak, kuraklık, kıtlık ve kirlilik hem çevre, hem hayvan hem de insan sağlığını geri dönüşü olmayacak şekilde etkileyecektir. Sağlık bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlanmaktadır ve bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Çevresi hasta olanın sağlıklı olması mümkün değildir. Sağlık en temel insanlık hakkıdır diyoruz. Sağlıklı olabilmek için sağlıklı bir çevreye ihtiyacımız var.

Proje alanının az ötesinde bulunan hala diri Ganos fay hattının olası bir depremde bölgeye vereceği tahribatı öngörerek, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca Saros Özel Çevre Koruma Bölgesi ve Saros Körfezi Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi ilan edilmişken aynı bakanlık tarafından telafisi mümkün olmayan bu projeye yeşil ışık yakması, bölgede inşaat alanı akla ve bilime uygun değildir.”

Türkiye’nin her yerinde sağlıklı çevrede yaşam hakkının insanların elinden alındığını dile getiren Polat, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unun Marmara Bölgesi’nde yaşadığını ve atıkların çok büyük bir bölümünün Marmara Denizi’ne verildiğine dikkat çekti.

Söz konusu bölgedeki arıtma tesislerinin tam kapasite çalışmamasından dolayı atık suyun büyük bölümünün Marmara Denizi’ne verildiğini söyleyen Polat, ”İlaveten Boğazlar trafiği de kirliliğe neden olan bir diğer unsurdur. En önemlisi kirletici unsurlardan biri de fabrika atıklarının arıtılmadan denize verilmesidir. “Derin Deşarj” ile tüm fabrika atıklarının arıtılmadan denize verilmesi projesi büyük bir felaket olup Marmara Denizi’nin yok olması projesi demektir. Son günlerde yaşanan “deniz salyası” da bunun göstergelerinden biridir” dedi.

‘Kıyılar niteliklerini kaybediyor’

Marmara Denizi’nin sorunlarından önde gelen bir diğerinin kıyıların hoyratça kullanılması olduğunu vurgulayan Polat şunları kaydetti:

“Kıyılarda hızla çoğalan sanayi alanları ve kontrolsüz göç, nüfus artışı, sağlıksız düzensiz kentleşme kıyı kuşağının ekolojik dengesini yitirmesine yol açmıştır. Alt yapının kaldırmasına olanak bulunmayan yoğun nüfus artışlarının yarattığı evsel atıkların eklenmesiyle Marmara Denizi’nde bilinen su ürünleri ve bunların yaşam alanlarının ortam koşulları çok olumsuz etkilenmiştir. Özellikle Tekirdağ sahilinde plansız bir şekilde faaliyet gösteren limanlar da kıyılarımızın niteliklerini kaybetmesini hızlandırmakta, şehrin panoramasını ve yurttaşların denizden yararlanma haklarını olumsuz yönde etkilemektedir. Enerjiden kentleşmeye, tarımdan ulaşıma hiçbir alanda politikalar belirlenirken bunların çevreye uyumlu olması öncelikli ilke olarak düşünülmemiştir.

Marmara denizi kıyılarındaki yanlış sanayileşme ve kentleşme bu yanlış politikanın sonucudur. Bu projelerin görünmeyen maliyetleri sözde kazançlarından daha fazladır. Hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği ve bunlarla bağlantılı kronik hastalıklar, metabolik hastalıklar ve kanserler…”

Polat ilgililere, “Yetkililerden temel isteğimiz, Anayasanın 56. Maddesi ile Çevre Yasası’nın 15. inci ve 30. uncu maddelerini acilen uygulamalarıdır. Yıkım projelerinin değil, sağlığın tarafını seçin.. Yarın çok geç, bugün, şimdi…” diye seslendi.

 

 

CHP’li Ömer Fethi Gürer, artan deniz salyası sorunu için Meclis Araştırması açılmasını istedi

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Marmara Denizi’nde artan halk arasında deniz salyası denilen müsilaj sorununun nedenleri ve çözümleri için Meclis Araştırması açılmasını talep etti.

CHP’li Gürer, “Sorunun çevre adına önemi ortadadır, bu nedenle Meclis araştırması ile sorun kapsamlı araştırılıp çözüm yaratılmalıdır” ifadelerini kullandı.

Bu yıl artış oldukça fazla

Gürer, Meclis Araştırma önergesinde 2007 yılından beri Marmara Denizi’nde az da olsa zaman zaman deniz salyasının görüldüğünü, ancak bu yıl oldukça fazla bir artış yaşandığına dikkat çekti.

Önergede İstanbul Ziraat Odası Başkanlığı‘nın uyarısına da yer veren Milletvekili Gürer, sanayi tesislerinden kaynaklanan çeşitli atıkların bir kısmının kısmen arıtılarak, bir kısmının da arıtılmadan akarsulara ve burdan da Marmara Denizi’ne ulaştığını kaydetti.

‘Tedbirlerin artırılması gerek’

Deniz salyasının koku açısından halk sağlığı sorununa dönüşme ihtimalinin olduğunun altını çizen Gürer, bu zaman zarfında ekolojik ve ekonomik kayıpların yaşanmaması için tedbirlerin artırılması gerektiğini söyledi.

Gürer, kontrolsüz olarak birçok noktadan deşarj edilen evsel ve endüstriyel atıkların deşarj noktalarının tespiti, kontrol ve denetimlerinin yapılması ve arıtma zorunluluğunun uygulanması gerektiğine işaret etti ve “Denizlerimizde deniz kirliliği, biyoçeşitlilik izleme, balık stoklarının takibi vb. çalışmalar, yıl içerisinde düzenli olarak yapılmalı, ilgili bakanlıkların bu çalışmalara kaynak aktarmaları sağlanmalıdır” dedi.

EŞİK’ten Yeldana Kaharman çağrısı

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Sedat Peker’in Kazakistanlı öğrenci Yeldana Kaharman’ın ölümüyle ilgili açıklamalarının Adalet ve İçişleri bakanlarına sorulmasını istedi.

Kaharman’la ilgili haberlere erişim engeli getirildiğini hatırlatan EŞİK, açıklamasında şöyle seslendi:

“TBMM Kadına Yönelik Şiddet Araştırma Komisyonu’nun bugün  yapılan toplantısında Sedat Peker’in Yeldana Kaharman ile ilgili tecavüz ve cinayet iddialarının açıklığa kavuşturulması için ilgili bakanlıkların komisyona davet edilmesi talep edildi.

CHP, HDP ve İyi Parti’nin komisyon üyesi milletvekilleri bu talebi içeren üç ayrı dilekçeyi komisyona sundu, Adalet ve İçişleri bakanlarının komisyona davet edilerek bilgi vermesini istedi.

Organize suç örgütü liderlerinden Sedat Peker, youtube üzerinden yaptığı yayınlarda soruşturma dosyası intihar olarak kapatılan Yeldana Kaharman’ın cinsel saldırıya maruz kaldığı ve öldürüldüğü iddialarını Türkiye ve dünya gündemine getirmişti.

Elazığ‘da 28 Mart 2019’da evinde ölü bulunan Kazakistan uyruklu Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Yeldana Kaharman’ın ölümüne Mehmet Ağar‘ın AKP’li milletvekili oğlu Tolga Ağar‘ın adı karışmış ve ilgili haberlere erişim engeli getirilmişti.

‘Kadın vekillerin talebini destekliyoruz’

Konunun bu şekilde tekrar gündeme gelmesi üzerine EŞİK, Yeldana Kaharman’ın kuşkulu ölümünün Komisyon gündemine alınması için Komisyon üyelerine başvurdu.

Komisyonun bugünkü toplantısına katılan muhalefet partilerinden milletvekilleri Aysu Bankoğlu, Gamze Taşcıer Neslihan Hancıoğlu, Suzan Şahin (CHP), Filiz Kerestecioğlu,  Semra Güzel (HDP), Şenol Sunat (İyi Parti), Komisyon Başkanı Öznur Çalık’a verdikleri dilekçelerle Adalet ve İçişleri bakanlarının özel olarak Yeldana Kaharman’ın ölümü ile ilgili olarak bilgi vermek üzere komisyona davet edilmesini talep ettiler.

Üç parti de dilekçelerinde, konunun İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının komisyonda yapacakları genel sunumlar ile geçiştirilmemesi gerektiğinin altını çizdi ve özel gündemli toplantı yapılarak; bilgi vermesi için Adalet ve İçişleri Bakanı’nın bizzat davet edilmesini talep etti.

EŞİK olarak, TBMM şiddetin nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılması komisyonunu, tüm kuşkulu kadın ölümlerini mercek altına almaya; Kaharman başta olmak üzere ekonomik ve siyasal olarak nüfuzlu kişilerle ilgili cinsel saldırı ve cinayet iddialarının üzerinin kapatılmaması, olayların aydınlığa kavuşturulması, faillerin ve soruşturmaların kapatılmasında rolü olanların cezalandırılmaları için gerekli girişimlerde bulunmaya çağırıyoruz.”

NASA, İstanbul’un fotoğrafını paylaştı: Hey İstanbul. Parlıyorsun!

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), resmi Instagram hesabından İstanbul’un fotoğrafını paylaştı.

NASA, paylaşımında “Hey İstanbul. Parlıyorsun!” ifadesini kullandı.

‘Sadece estetik için değil, bilim için de’

Fotoğraf, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan (ISS) Karadeniz’in 263 mil üstünden 10 Mayıs’ta çekildi.

NASA, fotoğrafla ilgili açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

Bu fotoğraflar sadece estetik için değil aynı zamanda bilim için. Fotoğraflar gezegenin zaman içinde şehirleşmeyle, fırtınalar, seller ve volkanik faaliyetlerle ne kadar değiştiğini kaydediyor.”

İmamoğlu’ndan teşekkür

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, NASA’nın paylaşımına Twitter’dan cevap verdi. İmamoğlu paylaşımında, “Hey NASA, bu gece bize İstanbul’un uzaydan da harika göründüğünü hatırlattığın için teşekkürler!” dedi.

Sedat Peker’in iddialarının araştırılması için verilen önerge AKP ve MHP oylarıyla reddedildi

HDP‘nin suç örgütü lideri Sedat Peker’in videolarıyla gündeme gelen iddialarının araştırılması için Meclis’e verdiği önerge AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.

HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu önergeyle ilgili şunları söyledi: “90’lı yıllarda ve 2015 sonrasında aktif olan organize suç örgütü tarafından sosyal medyada ortaya atılan iddialar var. Bu iddialarda bazı eski kamu görevlileri, kamuoyunda bilinen bazı şahısların bu suçlara karıştığı iddiaları var. Cinayet, kişi kaçırma, rüşvet gibi. HDP olarak bu iddiaların araştırılmasını istiyoruz.”

Araştırma Komisyonu kurulması talebinin gerekçe kısmında şu ifadeler kullanıldı:

“Bu ve benzeri son derece vahim iddialar sıralamakla bitecek gibi değildir. Bütün bu iddiaların karşısında ise yargı organları henüz herhangi bir işlem yapmamıştır. Ortaya atılan iddiaların neredeyse tamamı toplumun tümünü ilgilendirmektedir. TBMM, halktan aldığı yetkiye dayanarak, daha önce Susurluk Kazası döneminde de yapıldığı gibi, söz konusu iddiaları araştırmak, siyaset-bürokrasi-mafya arasındaki kirli ilişkileri açığa çıkarmak; söz konusu suçları ve bu suçlara karışan kamu görevlilerini ortaya çıkaracak araştırma ve incelemeleri yapmak yükümlülüğü ile karşı karşıyadır. Bu amaçla TBMM bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulması elzemdir.”

CHP: Mafya ile yürüdüğünüz için oldu

Önerge üzerine söz alan CHP Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek de yurttaşların temiz siyaset, temiz devlet ve temiz bir toplum görmek istediğini söyledi. Erkek, şunları kaydetti:

“Toplum güçlü bir Meclis görmek istiyor. Ama geldiğimiz noktada görevini yapamayan, vesayet altında bir Meclis ile karşı karşıyayız. .. Suç oranları artıyor. Memleketimiz uyuşturucu ticaretinin merkezi haline gelmiştir. Mafya liderleri il il gezip sizin döneminizde mitingler yaptılar. Siyasi parti genel başkanlarını ölümle tehdit ettiler. Siyasi destek olmadan suç liderleri bunu gerçekleştirebilirler mi? Niçin oldu bunlar? Siz mafya ile yürüdüğünüz için oldu.”

İYİ Parti: Erdoğan provokasyonların önünü açtı

HDP’nin önergesi üzerine konuşan İyi Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray ise, Erdoğan’ın grup konuşmasında Rize’de provokasyon girişimiyle karşılaşan Meral Akşener’e yönelik “Bu daha bir, daha neler olacak neler. Daha dur bakalım, bunlar iyi günler” sözlerini hatırlattı. Çıray, Erdoğan’ın provokasyonların ve manipülasyonların önünü açtığını söyledi. Çıray, Erdoğan’ın bu sözlerle anayasayı yeniden çiğnediğini dile getirdi.

HDP’nin önergesi, AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.

 

Her beş genç kadından sadece biri çalışıyor, eğitimli genç kadınlarda işsizlik artıyor

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), Ekonomik Araştırmalar Departmanı’ndan Cihan Urhan’ın hazırladığı Türkiye ve dünyanın önemli gündem maddesi genç istihdamını ele alan “Gençliğin Güçlendirilmesi” raporunu yayımladı.

Pandeminin getirdiği ekonomik ve sosyal etkilerin yarattığı değişimlerin işgücü piyasasında gençleri daha fazla olumsuz etkilediğine işaret eden TSKB Ekonomik Araştırmalar, yapılan çalışmaların genç işsizliğinin yetişkinlerin işsizliğinden önemli ölçüde daha yüksek olduğunu ve gençlerin işsiz kalma olasılığının yetişkinlere (25 yaş ve üstü) oranla üç kat daha fazla olduğunu ortaya koyduğunu kaydetti.

Buna sebep olan etkenler arasında ise, eksik teknik beceri seviyesi, eğitim ve öğrenime kısıtlı erişim, yetersiz işgücü piyasası politikaları, gençlerin sermayeye erişim zorluğu ve beceri uyumsuzluğu gibi nedenler gösterildi.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre; 2019 yılında dünya genelinde 500 milyona yakın 15-24 yaş arasındaki genç iş gücünde yer alırken, bu gençler arasındaki işsizlik oranı yüzde 13,5 seviyesinde gerçekleşti.

Pandemi dönemi gençlerin yaşadığı zorlukları artırdı

“Gençliğin Güçlendirilmesi” raporuna göre; Covid-19 salgını iş piyasası üzerinde yıkıcı etkiler bırakırken, küresel çapta gençlerin yaşadığı zorlukları  daha da artırdı. ILO tahminlerine göre, pandemi sebebiyle 2020 yılında gençlerin yüzde 8,7’si iş kaybına uğrarken, yetişkinlerde bu oran yüzde 3,7 seviyesinde gerçekleşti. Raporda bu durumun kısa ve orta vadede daha fazla gencin NEET (ne eğitimde ne istihdamda olanlar) kategorisine katılmasını tetikleyebileceğine dikkat çekildi.

Raporda ayrıca, gençlerin eğitim ve öğrenime devam etmede karşılaştığı engeller kadar, iş değiştirirken ve iş piyasasına girerken de büyük sorunlarla karşılaştığına işaret edildi. Bunun yanı sıra, Covid-19 salgınının, Türkiye’deki gençlerin istihdam fırsatlarını da olumsuz ve orantısız şekilde etkilediği belirtildi.

Ne eğitimde ne işte olanların oranında Türkiye OECD birincisi 

Rapora göre, küresel eğilimlerle paralel şekilde, Türkiye’deki gençlerin işgücüne katılım oranı pandemi döneminde düşme eğilimi gösterdi ve 2020 yılının Mayıs ayında yüzde 34,5’e gerileyerek bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 9,1 yüzde puan düşüş yaşadı. Raporda, Türkiye ekonomisinin bu dönemden sonra kısmen toparlanmış ve gençlerin işgücüne katılım oranları yükselme eğilimine geçmiş olsa da hâlâ gençlerin işgücüne katılımının pandemi öncesi döneme kıyasla geride kaldığının altı çiziliyor.

OECD’deki gençlerin neredeyse yüzde 13’ü, 2019 yılı itibarıyla NEET statüsünde yer alıyor. Türkiye ise 2019 yılı verileri ile 15-29 yaş grubundaki yüzde 28,8’lik NEET oranıyla OECD ülkeleri arasında bu alanda en yüksek orana sahip ülke konumunda. Diğer yandan, ülkeler arası NEET oranları incelendiğinde, genç kadınlardaki NEET oranlarının genç erkeklere kıyasla sistematik olarak daha yüksek olduğu görünüyor. 2019’da OECD ülkeleri arasında, genç kadınların yüzde 15,4’ü NEET olarak değerlendirilirken, genç erkeklerin yalnızca yüzde 10,7’si bu statüde yer alıyor. NEET oranlarında da en yüksek toplumsal cinsiyet eşitsizliği yüzde 22,1 oranıyla Türkiye’de bulunuyor. 15-29 yaş aralığındaki kadın nüfusundaki NEET oranı ise Türkiye’de yüzde 40’lara ulaşmış durumda.

Her beş genç kadından yalnızca biri istihdam ediliyor

TSKB Ekonomik Araştırmalar, Türkiye’deki genç kadınların istihdam oranları ve iş gücüne düşük katılımının da Türkiye işgücü piyasası için bir diğer zorlu görünümü gözler önüne serdiğini belirtiyor. Raporda, 15-24 yaş grubu dikkate alındığında, Türkiye’nin OECD’deki kadın işgücüne katılım oranı en düşük olan ülkelerden biri olduğu kaydediliyor.

Araştırmaya göre, 2019’da OECD ülkeleri arasında genç kadınların işgücüne katılım oranı ortalaması yüzde 44,4 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 32,6 olarak gerçekleşti. Daha dikkat çekicisi, Türkiye’de her beş genç kadından yalnızca biri istihdam ediliyor (2019 yılı itibarıyla yüzde 22,6). Rapor, son yıllarda işgücü piyasalarında toplumsal cinsiyet uçurumunun daralmasına rağmen, 2019 yılı verilerinin genç kadınların istihdam oranı ve işgücüne katılım oranının genç erkeklere göre sırasıyla 20,7 ve 23,3 yüzde puan daha düşük seviyede gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

İşsizlik en çok eğitim seviyesi yüksek genç kadınlarda 

Türkiye’de son yıllarda işgücüne daha fazla eğitimli genç kadın dâhil olsa da işsizlik rakamları yükseliyor. İşgücüne dâhil olan mesleki lise ve yükseköğretim mezunu olan genç kadınlar, işsiz kadınlar arasında en fazla paya sahip olan grup olarak yer alıyor. Bununla beraber, mesleki lise ve yükseköğretim mezunu olan genç kadınlar 2014 ile 2020 yılları arasında iş bulmakta en çok zorlanan grup olarak ortaya çıkıyor.

İklim krizinin potansiyel riskleri genç nüfusun kırılganlığını artırıyor

Rapora göre, Türkiye, coğrafi özellikleri ve artmakta olan kent nüfusu ile iklim değişikliğinden yüksek seviyede etkilenme potansiyeline sahip ülkeler arasında yer alıyor. Yapılan araştırmalar, sıcaklık ve yağış miktarındaki değişimlerin ekonomik büyüme üzerinde etkili olduğunu ve iklim krizine karşı en hassas sektörün tarım sektörü olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Avrupa Komisyonu’nun altını çizdiği üzere, sigorta, altyapı ve inşaat, insan sağlığı, turizm ve enerji sistemleri de iklim değişikliğinden en çok etkilenecek yüksek riskli diğer sektörler arasında yer alıyor.

Türkiye’de de istihdam edilen gençlerin yarısından çoğu konaklama ve yemek hizmetleri, imalat, toptan ve perakende satış alanlarında çalışıyor. Bu iktisadi faaliyetlerde görev alan 15-24 yaşları arasındaki 293 bin gencin 2020 yılı içinde pozisyonlarını kaybettiği görülüyor.

TSKB Ekonomik Araştırmalar, iklim krizinin potansiyel yıkıcılığını göz önünde bulundurarak, yeşil yatırımların genç istihdamına yönelik fırsatları artırdığına, aynı zamanda çevreyi koruyup, iklim direncini yükselteceğine dikkat çekiyor.

 

Kadınlar, ‘Şiddeti tolere etmiyoruz’ ve ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ demek için sokaktaydı

Türkiye’nin bazı şehrinde kadınlar, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık‘ın kadına karşı şiddetin artışının tolere edilebilir düzeyde olduğuna dair skandal açıklamasına cevap vermek ve İstanbul Sözleşmesi‘nden vazgeçmediklerini haykırmak için bir araya geldi.

İllerde yapılan basın açıklamalarında, şiddetin tolere edilmeyeceğine vurgu yapılırken, İstanbul Sözleşmesi’nin önemine de sık sık vurgu yapıldı.

Bursa Kadın Platformu: ‘Bakan, kadınlardan özür dilemeli’

Bursa Kadın Platformu‘nun çağrısıyla Bursa Fomara Meydanı’nda bir araya gelen kadınlar hem erkek şiddetine hem de Bakan Yanık’ın sözlerine ilişkin bir basın açıklaması yaptı.

Bursa Kadın Platformu adına basın açıklamasını Emek Saymaz okudu. Saymaz, Bakan’ın kadınlardan özür dilemesi gerektiğini ve derhal istifa etmesi gerektiğini kaydetti:

Kadına yönelik şiddeti münferit ve meşru gören anlayışınıza ve kadın düşmanı politikalara biz kadınların tahammülü kalmadı! Yaptığınız açıklamaları savunmak yerine, kadınlardan özür dilemeli ve derhal istifa etmelisiniz!”

Kadınlar, erkek şiddetinin son bulması için etkin politikaların yürütülmesi gerektiğini kaydetti ve İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceklerini haykırdı.

‘Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz’

Antalya‘da da kadınlar Antalya Kadın Platformu‘nun çağrısıyla Attalos Heykeli önünde bir araya geldiler.

Basın açıklamasında İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılamayacağı ifade edilirken, açıklamada sözleşmede kamuya lanse edilen yanlış bilgilerle birlikte doğru maddeler de okundu.

Bir türlü çıkarılamayan hayvan hakları yasasına da değinilen açıklamada, bir an önce çıkarılması talep edilerek, cinsiyetçiliğin ve türcülüğün aynı mantığın ürünü olduğu kaydedildi.

Eylemde hukukçuların, uluslararası bir sözleşmeden Cumhurbaşkanı kararıyla çekilmenin mümkün olmadığını belirttikleri kaydedildi. Eylem, şu sözlerle bitirildi:

İstanbul sözleşmesi hala yürürlükte ve buradan bir kez daha ilan ediyoruz ki alanları hıncahınç dolduran, birbirlerinin elini bırakmayan biz kadınlar, ne şimdi ne de 1 Temmuz’dan sonra İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz. Bu kadar yasaklama varken sokağa çıkmanın çok anlamlı olduğunu belirterek, son cümlemiz açıklama sırasında en çok atılan şu slogan olsun! Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz!”

‘Kadına yaklaşım bir kez daha gözler önüne serildi’

Eskişehir’de kadınlar, Eskişehir Demokratik Kadın Platformu‘nun çağrısıyla Aile ve Sosyal Politikalar Eskişehir İl Müdürlüğü önünde bir araya geldi.

Eylemde Bakan Derya Yanık protesto edildi.

Basın açıklamasını, Eğitim Sen Eskişehir Şube Kadın Sekreteri Özge Akgül Ayaz okudu. Basın açıklamasında, şu açıklamalara yer verildi:

Kadınların hakları, eşitlik ve özgürlüğü için politika üretmesi beklenen ancak ne yazık ki isminde bile kadının adının olmadığı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın yaptığı bu açıklama iktidarın kadına yaklaşımını da bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Aynı iktidarın bir başka temsilcisi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun girdiği yolsuzluk, uyuşturucu, mafya-çete üçgeni içerisinde karşı karşıya geldiği Sedat Peker’e cevaben kadını aşağılayan ifadeleri de yine aynı kadın düşmanı politikalarının bir başka görüntüsüdür. Bu kadın düşmanı politikaların ve saldırıların yarattığı sonuç, daha fazla kadının şiddete uğraması, öldürülmesi, daha çok çocuğun istismar edilmesidir.”

Ayaz, Eskişehirli Kadınlar olarak, kadına yönelik şiddetteki artışı tolere edilebilir olarak gören zihniyete karşı, İstanbul Sözleşmesi’nden, haklarından, hayatlarından, eşit ve özgür yaşam mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini ifade etti.

Sarım Havzası’na HES projesine karşı yöre halkı teyakkuzda: Arıcılık, tarım ve hayvancılık ölecek

Haber: İrfan Tunççelik

*

Bingöl‘ün Genç ilçesi ve Diyarbakır‘ın Lice ilçesi arasında, Dicle Havzası Sarım Çayı ve yan kolları üzerinde kurulması planlanan ve raporlama aşamasında olan “Birsu Hidroelektrik Santrali Projesi” Silvan Elektrik Şirketi’ne 49 yıllığına kiralandı. Sarım Havzası, Lice merkezden Kulp istikametine doğru yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta 20-25 kilometrelik bir alanı kapsıyor.

HES’lerin yapılması durumunda yaşam alanları tahrip olacak olan köylerin sayısı ise 100’e yakın; Koçeran bölüm köyleri, Riz‘e bağlı köyler, Kavar köyleri, Geliye ve Paçar bölüm köyleri, Sarım ve çevresi.

Sarım suyunu ise Elmiras, Hızgınos, Hêrkin ve Ziktê çayları gibi yaklaşık 20 tane küçük dere besliyor.

Yöre halkı, ayrıca içinde bitki ve hayvan çeşitliliği, doğa ve köylerin bulunduğu 27 sayfadan oluşan Sarım havzası tanıtım kitapçığı hazırlayıp yayımladı.

Sarım Havzası Ve Çevresi Doğal Ve Kültürel Mirasın Korunması Derneği‘nin Avukatı Diyarbakır Barosu Üyesi Ahmet İnan, Bingöl Genç ile Diyarbakır Lice ilçeleri arasında yapılması planlanan Birsu HES projesi ile ilgili Yeşil Gazete‘ye konuştu.

Proje kapsamında proje üniteleri olarak regülatör, su alma yapısı, cebri boru, santral binası, şalt sahası, enerji iletim hatları ve alternatif tali ulaşım bağlantılarının yapılacağını söyleyen İnan, mevcut projenin inşa edilmesi için dinamitlerin patlatılacağını, hafriyat atıklarının dere kenarlarına boşaltılacağını ve ormanlık arazilerin tıraşlanacağını belirtti.

Av. İnan, “Yani Sarım havzasındaki binlerce ağaç kesilecek, yöreye özgü endemik bitkiler yok olacak ve balık türleri yavaş yavaş tükenecek. Türkiye’de şu ana kadar yapılmış tüm HES’lerin ardından istisnasız bir şekilde doğanın perişan olduğunu, doğaya bağlı geçim kaynakların tükenme noktasına geldiğini biliyor, görüyoruz. Burası da farklı olmayacak” dedi.

‘HES ısrarı ekosistemi yok ediyor’

Doğayı talan ederek enerji elde etmeye çalışmanın sürdürebilir olmadığını vurgulayan İnan,  “Sömürülerek tükenmiş doğa,  artık insanlığa  ihtiyacı olan enerjiyi de veremeyecektir.  Yani Sarım havzasına HES yapmakta ısrar edersek, doğallıkla enerjiyi sağlayan ekosistemi kendi elimizle yok etmiş olacağız” diye konuştu.

İnan, ayrıca elektrik iletim hatları nedeni ile oluşacak elektrik ve manyetik alanların, çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olacağı yönünde araştırmalara dikkat çekerek, her vadinin bir “Çernobil” vadisine dönüşmemesini istedi.

Sarım balı da tehdit altında

Sarım havzasında, Türkiye’den ve Avrupa’dan talep gören bal üretimi de yapılıyor. Arıcılık, yöre halkının önemli bir geçim kaynağı.

HES yapım sürecinde ve devamında, akarsu ve kara ekosisteminin büyük zarar göreceğini kaydeden İnan, HES yapımına başlanmasıyla beraber oluşacak tozun, vadi rüzgarlarıyla beraber polenleri de kaplayacağından arıların çiçeklerden nektar alamayacağına ve çalışmaların hayvanları kaçıracağına dikkat çekti. Artvin’deki benzer çalışmaların arıcılığa verdiği zararları “Artvin‘in Murgul ilçesinde HES yapımından sonra 18 ton bal üretimi 8 tona düştü ve halk 80 liraya sattığı balı 30 liraya satamaz oldu. Yine Borçka ilçesinde Bakanlıkça yapılan nihai değerlendirme sonucunda; HES yapımı arıcılık faliyetlerine zarar vereceği nedeniyle iptal edildi” diyerek ifade eden İnan, ilgili Bakanlığın aynı hassasiyeti Sarım havzası için de beklediklerini kaydetti. Av, İnan, el değmemiş bu bakir coğrafyada mükemmel bir arıcılık potansiyelinin olduğunu hatırlattı.

Tarım ve orman arazileri ile mera alanları da proje kapsamında

Bölgedeki tarım ve orman arazileri ile mera alanları da söz konusu proje sahası içinde kalıyor. Kamulaştırılan bu alanlardaki tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin de zarar göreceğini kaydeden Ahmet İnan ayrıca yöredeki çatışmaların sona ermesinden sonra el değmemiş doğası ve biyoçeşitliliğiyle önemli bir ekoturizm merkezi haline gelebilecek olan Sarım’ın HES’e kurban edilmemesi gerektiğini belirtti.

Türkiye’de çok daha az maliyetle, doğaya zarar vermeden çok daha fazla enerji üretme potansiyelinin olduğunu anımsatan İnan, doğayı ve sınırlı sayıdaki  tatlı su kaynaklarını harap etmenin kabul edilebilir olmadığını ifade etti: “Zaten HES projesiyle ilgili olarak gerçekleştirilen halkın katılım toplantısında da yöre halkı HES’i istemediğini çok açık bir şekilde belirtmiştir,”

Güneş Atlası‘nın yayınladığı raporu da paylaşan İnan şunları söyledi: “Rapor, 2050’de Türkiye’nin elektrik ihtiyacının tamamını karşılamak için bin 600 km²’lik alana başka bir deyişle 2 Atatürk Barajı büyüklüğündeki bir alana güneş panelleri kurulduğunda ülkenin elektrik ihtiyacının tamamen karşılanacağını gözler önüne sermiştir. Durum böyleyken sınırlı olan tatlı su kaynaklarımızı HESlerle kurutmak ve bunun yanında doğayı katletmek; en hafif tabiriyle bir özel şirketin çıkarını, ülkenin geleceğinden üstün tutmaktır.”

Öncelik, çevre, doğa ve su kaynaklarının korunmasına verilmeli

Av. İnan, Türkiye’nin son hızla su fakiri olma yolunda ilerlediğini, son 20 yılda kişi başına düşen su miktarının 4 bin m3 ’ten bin 500 m3’e gerilediğini de hatırlattı:

“2030 yılına kadar nüfusumuzun 100 milyona çıkacağı ve kişi başına düşen suyun bin m3 ’e düşeceği öngörülmektedir. Bunun yanı sıra, yapılan çalışmalar, küresel iklim değişikliğinin Türkiye’yi kuraklıkla vuracağını öngörmektedir. Küresel iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer alan Türkiye, BM Çevre Programı’nın (UNEP) tahminlerine göre Avrupa’da çölleşmenin ilk önce başlayacağı ülkeler arasındadır.”

Suyun, hiçbir şekilde özel şirketlerin insafına ve denetimine bırakılmaması gerektiğinin altını çizen İnan, suyun bir varlık olduğunu belirterek, “Su kaynaklarının kullanımında ve paylaşımında öncelik, çevre ve doğanın korunmasına verilmelidir” dedi.

Anayasanın 56’ncı maddesine atıfta bulunarak, çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğunu hatırlatan İnan,  “Bu ülkenin her bir ağacı, her bir deresi, her bir çiçeği ve her bir metrekare taşı, toprağı bize emanettir” dedi.

‘Hukuksal ve toplumsal direnişe hazırız’

Yapılması planlanan Birsu HES projesi kapsamında Sarım havzasının doğal su kaynakları 49 yıllığına Silvan Elektrik Üretim Şirketi’ne devredildi. Ekosistemdeki dereleri insan vücudundaki damarlara benzeten Av. Ahmet İnan, sözlerini şöyle noktaladı :

“Biz; ÇED raporunda, bu mükemmel doğanın katledilmesine göz yumulmayacağını, ola ki ÇED raporu, ülke menfaatlerini değil de özel şirketin menfaatlerini esas alırsa, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın son sözü söyleyen merci olarak bu hukuksuzluğa ve doğa talanına dur diyeceğini umuyoruz.

Aksi taktirde, başta Sarım havzası halkı olmak üzere ilgili sivil toplum kuruluşları, barolar ve tüm duyarlı kesimlerle birlikte hukuksal ve toplumsal direnişe hazır olduğumuzu buradan bildiriyoruz.”