Doğa MücadelesiManşet

Kömürsüz bir gelecek için yine ve yeniden: İkizköy direniyor -Deniz Gümüşel

0

Muğla’nın Milas ve Yatağan ilçelerinde halk 40 yıldır ildeki üç kömürlü termik santralin ve linyit madenlerinin yıkıcı etkisi altında yaşıyor.

İşletme ömrünü çoktan tamamlamış olan, Yeniköy, Kemerköy ve Yatağan termik santrallerinin ve bu santrallere yakıt sağlayan kömür madenlerinin ömrü, en az 25 yıl daha uzatılmak isteniyor.

Çevre mevzuatında yaratılan çeşitli istisnalara sığınarak, ÇED’den muaf tutularak maden sahaları genişletiliyor; termik santrallerde “teknoloji yenileme” adı altında kapasite artışı projeleri yürütülüyor.

Temel insan hakları gasp ediliyor

Santrallerin ve maden sahalarının ömürlerinin uzatılması demek bölgedeki ekolojik yıkımın ve beraberinde getirdiği sosyo-kültürel ve ekonomik pek çok sorunun da devamı demek.

Aynı zamanda temiz bir çevrede yaşama, sağlık, temiz suya erişim, barınma ve konut hakkı gibi temel insan haklarının, hatta Anayasa ile güvence altına alınmış özel mülkiyet hakkının gaspının da süreceği anlamına geliyor.

Yatağan Termik Santrali

İkizköylüler direniyor

Kömür madeninin en son ulaştığı köy olan Milas İkizköy halkı tam iki yıldır bu hukuksuz sürece karşı mücadele ediyor.

Maden tarafından ormanları, zeytinlik ve tarım alanları yok edilmek istenen İkizköylüler, doğrudan eylemlerin yanı sıra, kömür işletmelerinin ömrünü uzatmaya yönelik projeleri ÇED’e tabi tutmayan Muğla Valiliği’ni de dava etti.

Ayrıca bir imza kampanyası ile 40 yıllık bu derin yaraya kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışıyorlar.

Kömürün getirdiği topyekûn yıkım

Kömürden elektrik üretiminin yarattığı ekolojik yıkım aslında çok geniş bir coğrafyaya ve zamana yayılıyor. 1979’da Milas Sekköy ve Yatağan Eskihisar’da linyit madeni sahalarının açıldı.

1983’te Yatağan, 1986’da Yeniköy ve 1994’te Kemerköy olmak üzere toplamda 1.680 MW’lık termik santrallerin işletmeye alındı. Muğla coğrafyası 40 yılı aşkındır kömürün yarattığı ekolojik, sosyo-kültürel ve ekonomik sorunlarla boğuşuyor.

Grafik: Yasemin Sayıbaş Akyüz

45 bin kişinin erken ölümüne neden oldu

Avrupa İklim Eylem Ağı’nın 2019 tarihli Kömürün Gerçek Bedeli Muğla çalışmasına göre; bugüne kadar 50 bin dönümün üzerinde orman ekosistemi, zeytinlik ve tarım arazisi, dereler ve yeraltı su rezervleri kömür madeni için yok edildi.

12 köy ve mahalle ya taşındı ya tamamen ortadan kaldırıldı. Binlerce insan zorunlu göçe maruz kaldı. 35 yıllık süreçte santrallerden kaynaklı hava kirliliği 45 bin insanın erken yaşta ölümüne neden oldu.

Çevresel yatırımlar tamamlanmadı

Özelleştirme sürecinde, şirketlerle devlet arasındaki sözleşmelerde yer alan taahhüde göre, bu santrallerin on yıllarca kamu tarafından tamamlanmamış çevresel yatırımlarının şirketler tarafından yeni teknolojilerle tamamlanması gerekiyordu.

Aradan geçen yedi yıllık süreçte bu yatırımlar için sürekli ek süre tanındı (bkz. Elektrik Piyasası Kanunu Geçici 8 Madde). Vahşi kül barajlarının rehabilitasyonu gibi bazı yatırımlara ise kalıcı “af çıkardı” (bkz. Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik Ek Madde 1).

Nasıl çevre izni alabildiler?

Öte yandan Türkiye genelinde çevre izni alan üç santralden ikisi olan Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin baca gazı arıtma tesislerinin de güncel hava kalitesi mevzuatına uygun olmadığı, rehabilitasyona ihtiyacı olduğu, ancak finansal nedenlerle bu iyileştirmelerin yapılmadığı sektörde biliniyor.

Mevzuata uygun arıtma tesisleri olmadığı halde bu iki santralin nasıl çevre izni aldıkları ise, özellikle hala yüksek düzeyde kirli havaya maruz kalan yöre halkı açısından bir soru işareti.

Peki, diyelim ki bu santraller mevzuata göre çevre yatırımlarını yaptılar. Bu, çevre sorunlarına yol açmayacakları, insan sağlığına zarar vermeyecekleri anlamına geliyor mu?

326 milyon ton karbondioksit salacak

Kömürün Gerçek Bedeli raporuna göre hayır. Bu üç santralin baca gazı arıtma sistemleri AB’nin en iyi mevcut teknoloji standartlarına uygun yapılsa bile, önümüzdeki 25 yıl boyunca çalıştırılmaya devam edilirlerse 5 bin 300 erken yaşta ölüme neden olacaklar.

Bu süre boyunca atmosfere ayrıca 326 milyon ton karbondioksit salacak. Kömür ruhsat alanları kapsamındaki orman ekosistemleri yok edilirse 9 milyon ton karbon eşdeğeri yutak alanı da ortadan kaldırılmış olacak.

Bu sayısal veri tahminlerini, Muğla’nın iklim krizinden en çok etkilenecek Akdeniz Havzası’nda yer aldığı gerçeği ile birlikte okuyunca çıkaracağınız sonuç çok daha çarpıcı.

ÇED sürecinden kaçırılıyor

Sadece yedi yıl önce 2 milyar 2671 milyar dolar vererek eski teknolojili ve ulusal çevre mevzuatına -bile- uyumlu olmayan iki santral ve kömür madenleri satın aldıysanız, bunları, mümkün olduğunca az yatırım yaparak en uzun süre ile işletip kâra geçmeye çalışmanız kapitalist aklın işleyişi ile uyumludur.

Ancak böyle durumlarda bir noktada kamunun devreye girerek “kamu yararı”nı gözetmesini beklemek de yurttaş olarak bizim hakkımız. Özelleştirmeden yedi yıl sonra, gerekli çevresel yatırımları tamamlamadığı halde işletilmesine devam edilen santrallere en az 25 yıl ek ömür biçilirken ve yeni maden sahaları açılırken en azından bu işletmelere ÇED uygulanması ve şu ana kadar oluşmuş kirlilik yükü ile birlikte gelecekte yaratacakları çevresel etkilerin toptan değerlendirilmesi gerekiyor.

Oysa şu ana kadar, 1993 öncesi ÇED Yönetmeliği henüz yürürlükte değilken alınmış ruhsatlarla, sonrası alınmış ruhsatlar birleştirilerek eski maden sahalarına tanınmış ÇED muafiyeti, yeni açılmak istenen sahaları da kapsayacak şekilde uygulanıyor.

Termik santrallerde verimlilik artışı hedefiyle gerçekleştirildiği öne sürülen, ancak elektrik üretimi açısından önemli kapasite artışları da sağlayan rehabilitasyon projeleri de mevzuattaki kapasite artış sınır değerleri altında sunularak ÇED sürecinden kaçırılıyor.

Milas İkizköylüler ise tek bir şey bilmek istiyorlar: 21. yüzyılda biz hala neden kömürden elektrik üretiyoruz ve bunun bedeli neden yine bizim ve çocuklarımızın omuzlarına yükleniyor?

Akbelen Ormanı’nı vermeyeceğiz!

Milas’ta kömür madeni en son Milas İkizköy’e dayanmış durumda. Köy Yeniköy Termik Santraline de 7 km uzaklıkta. 2017 yılında köyün Işıkdere Mahallesi köylünün elinden kamulaştırma yolu ile adeta oldu bittiye getirilerek alınıp kömür madeni için yok edilmişti.

Şirket, 2019 yılından beri de İkizköy’ün geri kalanına ve komşu köylere gözünü dikmiş durumda. Bunun için sürekli köylüye noter ihbarnameleri göndererek topraklarını satmazlarsa kamulaştırma işlemlerine başlayacağı tehdidini savuruyor. Eğer şirket durdurulamazsa;

  • Bu üç köyde toplam 3000 dönüm zeytinlik ve tarım alanı maden için yok edilecek. Topraksız ve işsiz kalan köylüler kente göçmek zorunda kalacak. Çoğunluğu geçici işlerde, güvencesiz olarak çalışmak durumunda olacak.
  • Tarım ve Orman Bakanının bizzat imzaladığı Kasım 2020 tarihli olur kararı ile İkizköy Akbelen Ormanı hiçbir Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) çalışması yapılmadan maden işletme izni verilerek YK Enerji’ye devredilmiş durumda. Eğer devir önlemezse ya da maden izni iptal ettirilemezse, 740 dönümlük orman ev sahipliği yaptığı, Türkiye’nin Bern Sözleşmesi çerçevesinde korumak zorunda olduğu kuşlar, oklu kirpi, çakal, tilki gibi pek çok hayvan; biyolojik çeşitliliğin yanı sıra yöre halkı için de değerli kekik, kuşburnu, böğürtlen, adaçayı, kuşkonmaz gibi çok sayıda bitki ve çıntar gibi mantar türleri ile birlikte yok edilecek.

Bir daha asla!

2017 yılındaki kamulaştırmanın getirdiği toplumsal ve ekonomik yıkım, İkizköy’ün geri kalan mahallelerinde yaşayan halk için adeta göz açıcı bir deneyim olmuş.

Köylülerinin, akrabalarının kaybettiklerinin kamulaştırma sürecinde ödenen paralarla da daha fazlasıyla da telafi edilemeyecek, aslında toptan bir topraksızlaşma ve yaşam kültürü değişikliği getiren büyük bir kayıp olduğunu, çok yakından gözlemleme şansları oldu.

İşte bu büyük kaybı gözlemleyen İkizköy’ün geri kalanı, 2019’da ellerine şirketin arazi satın alma ihbarnameleri geçmeye başladığında bir araya geldiler. Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) ve yöredeki ekoloji aktivistleri ile buluşan İkizköylüler, bu süreçte İkizköy Çevre Komitesi ve KARDOK Derneği şemsiyesi altında örgütlendiler.

Kömür karşıtı hareketin yeniden dirilişi

İkizköylülerin örgütlenmesi, yıllardır sessiz sedasız bu ömür uzatma işini yürüten şirkete ve her türlü kolaylığı gösteren kamu kurumlarının önünde büyük bir engel oluşturuyor.

Bu aslında, bir zamanlar Türkiye çevre hareketinin öncü bileşenlerinden olan, ancak 2000’li yıllarda bir çeşit öğrenilmiş çaresizlik ile sessizleşen Muğla’daki kömür karşıtı hareketin de yeniden dirilişi.

İkizköy’ün mücadelesi ile yeni açılmak istenen maden sahası için kesilmesi gereken Akbelen Ormanı’na iki yıldır dokunulamadı. Zeytin Kanunu’nu hatmeden köylüler, artık zeytinliklerin kamulaştırılamayacağını da yüksek sesle dile getiriyorlar. İkizköylülerin yükselen iradesi ile şu ana kadar şirketin pazarlıkla satın alma çağrısına olumlu yanıt veren arazi sahibi olmadı.

Bilirkişi keşfi cuma günü

İkizköylüler, Akbelen Ormanı’nın kesiminin özellikle Covid-19 pandemisi sırasında bu ve benzeri salgınlara davetiye çıkarmak olduğunu kanıtlayan bilimsel kanıtlarla, ormanlık alanı madene tahsis eden Orman Genel Müdürlüğü aleyhinde avukatları İsmail Hakkı Atal’ın vekilliğini yaptığı bir dava açtılar.

Öte yandan maden sahası genişletme ve santral kapasite artırımı sürecini ÇED’siz yürüten Muğla Valiliği aleyhindeki davada ise bilirkişi keşfi bu Cuma (28 Mayıs) günü İkizköy linyit sahasında yapılacak. İkizköylüler bir diğer avukatları Arif Ali Cangı eşliğinde maden genişletmesinin yaratacağı ekolojik ve sosyo-ekonomik yıkımı yerinde gösterecekler.

Kararlarda söz hakkımızı istiyoruz!

40 yıl önce Muğla’ya üç santral ve dev kömür madeni sahaları açılırken de kimse, yöre halkına bu yatırımları isteyip istemediğini sormamıştı.

Şimdi, bu santrallere ve maden sahalarına 25 yıl ek ömür biçilirken de kimse doğaya ve insan hayatına mal olan bu yatırımları isteyip istemediklerini sormuyor.

Oysa İkizköylüler en yalın haliyle yaşam haklarını savunuyorlar ve gelecekleri hakkında söz talep ediyorlar.

‘Acilen ve geç olmadan’

change.org sitesi üzerinden açtıkları imza kampanyasında Çevre, Tarım Orman ve Enerji bakanları ile birlikte, kamuoyuna da şöyle sesleniyorlar:

  • “Madenin tozunu köyümüzden uzak tutan, bize oksijen, su, gıda sağlayan, başta koruma altındaki kuşlar olmak üzere pek çok hayvan ve bitki türüne ev sahipliği yapan, yaşlı ve doğal bir kızılçam ormanı olan740 dönümlük Akbelen Ormanı’nın kesiminin hemen durdurulmasını;
  • Akbelen Ormanı alanında maden işletme izni veren, 18.11.2020 tarihli Tarım ve Orman Bakanı imzalı olur kararının iptal edilmesini;
  • Akbelen Ormanı’nı da içine alan 86541 no’lu ruhsat alanı içindeki maden sahası genişletme projesinin mevzuat gereği, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerin kapasite artırımı projesi, bölgedeki diğer kömür ocakları ve Yatağan Termik Santrali, diğer madencilik ve endüstriyel tarım gibi faaliyetler ile birlikte toplam (kümülatif) etkilerini ele alacak şekilde Bütünleşik Çevresel Etki Değerlendirmesi’ne tabi tutulmasını;
  • Santral ve madenlerin ömürlerinin uzatılması planlarının halka sorulmasını talep ediyoruz.
  • Biliyoruz ki, eğer gerçekten bilimsel yöntemlerle çevresel etki değerlendirilmesi yapılırsa, kömür santrallerinin ve madenlerin 25 yıl daha çalıştırılmasına izin verilmesi mümkün değildir. Artık tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de kömüre dayalı; doğaya, insana, topluma ve ekonomiye zararlı bu elektrik üretim biçimine mahkum değiliz.”

 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.