Ana Sayfa Blog Sayfa 1455

Mayıs ayında erkekler en az 18 kadını öldürdü

bianet‘in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği Erkek Şiddeti Çetelesi‘ne göre erkekler mayıs ayında en az 18 kadını öldürdü, dokuz kadına tecavüz etti.

Mayıs 2021‘de en az 25 kadının ölümü, Muş’ta ise bir çocuğun ölümü basına şüpheli olarak yansıdı.

Dört kadının koruma veya tedbir kararı vardı

Evrim Kepenek’in haberine göre erkekler 18 kadınının yanı sıra yanlarındaki bir erkeği de öldürdü. Erkeklerin öldürdüğü dört kadının koruma veya tedbir kararı vardı. Kadınlardan biri Suriyeliydi.

Kadınların ismi ise şu şekilde: Arife Nur Sarıoğlu, Aslı Ö., Birgül Ç., Emel D., Fatma Öz, G.G, Gülendam Göz, Gülseren Akarsu, Melek Elşemo, Sarı Laçin, Semra Ç., Sibel Kaman, Şirvan Dinmez, Şükriye A., Tuğçe Duman, Yudum M., Zeynep E., Kamile Y.

Failler tanıdık

Erkeklerin 14 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler, iki kadını “kıskandığı”, iki kadını da “ayrılmak istediği” için öldürdü.

Mayıs’ta 12 kadını kocası, sevgilisi, eski kocası öldürdü. İki kadını baba, oğul gibi aile üyeleri, bir kadını komşusu öldürdü. Üç kadını öldüren erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, beş kadını sokak, hastane gibi ev dışı alanlarda, dokuz kadını ev içinde öldürdü. Erkeklerin dört kadını nerede öldürdüğü bilgisi basına yansımadı.

Fotoğraf: Hakan Bintepe / csgorselarsiv.org

Sadece dokuz erkek tutuklandı

Erkekler, 10 kadını ateşli silahlarla, yedi kadını kesici aletlerle öldürdü. Erkekler bir kadını boğarak öldürdü.

Kadınları öldüren 19 erkekten sadece dokuzu tutuklandı. Yedi fail gözaltına alındı. Bir faili polis öldürdü. İki fail erek intihar etti.

En az bir çocuk öldürüldü

Mayıs ayında bir çocuğun babası tarafından öldürüldüğü basına yansıdı. Faili ise intihar etti.

Diyarbakır’da bir çocuğu babası, Zonguldak’ta bir çocuğu “sevgilisi” olduğunu iddia eden bir erkek darp etti. Aksaray’da yedi erkek bir çocuğu kaçırmaya çalıştı.

Erkekler en az 67 kadına şiddet uyguladı

Erkekler, Mayıs’ta en az 67 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl aynı ay bu sayı, 46 idi. Erkeklerin şiddet uyguladığı 10 kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az iki kadına sistematik olarak şiddet uyguluyordu.

Erkeklerin şiddet uyguladığı kadınlardan biri Suriyeliydi. En az beş kadına erkekler, “koruma” ve “uzaklaştırma” kararına rağmen şiddet uyguladı.

En az 45 kadına kocası, sevgilisi, eski kocası, eski sevgilisi şiddet uyguladı. Sekiz kadına, baba, oğlu gibi aile üyeleri şiddet uyguladı. İki kadına komşusu, iki kadına patronu uyguladı. 10 kadına şiddet uygulayan erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

[Onur Ayı Özel] Boğaziçi Üniversitesi’nde neler oluyor: Gökkuşağı kriminalize edilemez

Onur ayı özel programlarımızın ilkinde son zamanlarda Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan LGBTİ+ hak ihlallerini ve 8. Boğaziçi Onur Haftası’nı Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Mert Güneş ve Şevval Durmagit ile konuştuk.

Pazartesi gününden itibaren başlayan 8. Boğaziçi Onur Haftası’yla ilgili konuşan Mert Güneş, hem kampüs içinde hem de online olarak çok güzel etkinlikler hazırladıklarını, ama kampüste yaşanan gerginliklerden dolayı bazı etkinlikleri ertelemek zorunda kaldıklarını ifade etti.

‘Hedeflerine ulaşamadılar’

Şevval Durmagit, LGBTİ+’lar olarak alanlarda varlıklarını gösterdikçe bazılarının bunu kriminalize edip hedef göstermeye başladıklarını ancak hedeflerine ulaşamadıklarını ifade etti:

LGBTİ”lar olarak alanlarda varlık gösterdikçe bazı insanlar bunu kriminalize edip hedef gösterdiler, düşmanlaştırdılar ve ortak bir düşman belirlediler. Bunun için de LGBTİ+’ları seçtiler.

O zamandan beri hedef gösteriliyoruz. Zayıf halka olarak bizi seçip toplum nefretini üstümüze çekmeye çalıştılar. Ama birçok insan bizimle birlikte olmaya devam etti. Hedeflerine ulaşamadılar.”

‘Gökkuşağı kriminalize edilemez’

Gökkuşağı bayrağı taşıdığı ve destek olduğu için 12 kişinin yarın 09.30’da Çağlayan Adliyesi’nde ilk duruşmalarının görüleceğini hatırlatan Şevval Durmagit, duruşmaya herkesi beklediklerini kaydetti:

Biz yarın yine orada olacağız. Orada bir basın açıklaması yapmayı düşünüyoruz. Gökkuşağı kriminalize edilemez. Gökkuşağı bayrağı taşımak suç olamaz.”

Öğrenciler olarak çok güzel bir birliktelik içinde olduklarını söyleyen Mert Güneş, “Ben şu an asla yalnız olduğumuzu düşünmüyorum. Hep birlikte bu fobiye, ayrımcılığa, kayyuma karşı mücadele ediyoruz” dedi.

Cinsel saldırı sanığı Musa Orhan, oyuncu Ezgi Mola’ya hakaret davası açtı

Oyuncu Ezgi Mola hakkında, geçen yıl Batman‘da intihar eden İpek Er‘in, bıraktığı mektupta kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu yazdığı Musa Orhan‘a sosyal medyadan hakaret ettiği gerekçesiyle dava açıldı. Ankara 31’inci Asliye Ceza Mahkemesi‘nde yargılanacak Mola’nın iki yıl dört aya kadar hapsi istendi

Musa Orhan’ın avukatı Mehmet Erkan Akkuş, “Özür mesajı yayımlamaktan imtina ettiği için şikayetçi olmak zorunda kaldık” dedi.

Mola ‘Vicdanınızda boğulun’ demişti

Batman‘ın Beşiri ilçesinde tabancayla intihara kalkışan ve 34 gün sonra 18 Ağustos 2020’de hastanede hayatını kaybeden İpek Er, bıraktığı mektupta, Siirt‘te görevli uzman jandarma Musa Orhan’ın kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu yazdı. Orhan hakkında, ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçundan 12 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istemiyle dava açıldı. Tutuksuz sanık Orhan’ın yargılanması sürerken, olayın ardından sosyal medyadan tepki yağdı.

Oyuncu Ezgi Mola da 20 Ağustos 2020’de sosyal medya hesabından “Tecavüzcü şerefsizi dışarı salan vicdanınızda boğulun. Artık yasa, dua, dilek, istek, rica, umut her şeyi elimizden aldınız ya!! Ne diyim! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!!! #MusaOrhanTutuklansin” paylaşımında bulundu.

Orhan’ın avukatı Mehmet Erkan Akkuş, Ezgi Mola’nın paylaşımı ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, Mola hakkında ‘sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret’ ve ‘hakaret’ suçlarından 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istendi. İddianame, Ankara 31’inci Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilerek, Mola hakkında dava açıldı.

‘Özür dilemekten imtina etti’

Av. Akkuş, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Toplumsal bir cinnet hali olarak bulaşıcı bir hastalık gibi hızla yayılan linç kültüründe bireyler, kendilerinden olmayanları sadece cezalandırmak için değil aynı zamanda emsal oluşturmak için de bu eyleme başvururlar.

Sanık Ezgi Mola da dosya hakkında hiçbir bilgisi olmadan, tek bir kaynaktan kasıtlı olarak yayılmış sahte evrakı gerçek gibi kabul etmiştir. Atmış olduğu gönderiyi aylarca başa tutturarak, müvekkilime on binlerce küfür ve tehdit edilmesine zemin hazırlamıştır. Özür mesajı yayımlamaktan imtina ettiği için şikayetçi olmak zorunda kaldık. Sosyal medya linç kültürünü tamamen bitirmezsek yarın Ezgi Mola Hanım da bir başka linç kültürünün mağduru olabilir”

Önceki gün Siirt’te görülen davanın üçüncü duruşmasında Musa Orhan, İpek Er’in töre cinayeti nedeniyle öldürülmüş olabileceğini söylemiş, sonra da susma hakkını kullanmış; avukatı da “babası kızını korusaydı” demişti.  

 

 

Türkiye’de ikinci doz aşı olanlar 12 milyon 568 bin kişi

Sağlık Bakanlığı‘nın paylaştığı aşı tablosuna göre 1 Haziran itibariyle Türkiye’de 1. doz aşı uygulanan kişi sayısı 16 milyon 669 bin 103, 2. doz aşı uygulanan kişi sayısı 12 milyon 586 bin 561 oldu. Toplam uygulanan aşı sayısı ise 29 milyon 255 bin 664.

Tabloya göre, en çok aşı uygulanan il 4 milyon 784 bin 145 doz ile İstanbul olurken onu 2 milyon 420 bin 306 ile Ankara takip ediyor.

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Akın: 100 kişi randevu alıyorsa 25 kişi aşı oluyor

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Uzmanı ve Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Levent Akın da aşıların hızlı şekilde yapılması ve mevsim gereği açık alanların daha fazla kullanılmasıyla vaka sayılarında düşme olabileceğine dikkat çekti.

Ancak aşı randevusu alıp da uygulamaya gitmeyenlerin sayısının çokluğuna dikkat çeken Akın, Bana gelen bilgilerde,  100 kişi aşı randevusu alıyorsa, tahminen 25 kişi aşıya geliyormuş. 75 kişilik kontenjanı gereksiz bloke ediyormuş. Bu hem kendileri için hem de Türk toplumu için zarar veriyor. O yüzden muhakkak aşı randevusuna gidip aşı olmamız lazım. Böylece  Sonbahara daha rahat bir durumda girebiliriz” dedi.

Prof. Dr. Akın, 65 yaş üzerinde aşılama oranının yaklaşık yüzde 70-80 olduğunu belirterek, Buna bağlı olarak bu yaş grubunda hastalanan sayısı, ağır vaka, yoğun bakıma yatan ya da ölenlerin sayılarında dramatik bir düşüş görüyoruz. Demek ki, 2 doz almış 65 yaş grubunda aşının önemli bir etkisi oldu” diye konuştu.

Toplumun en rahatlayıcı dönemin, vaka sayılarında 500’lerin altına inildiği zaman olacağını kaydeden Akın, şunları söyledi: ” Şu anda 6 binlerden 5 binlere 4 binlere inerse o zaman salgını kontrol etme uygulamalarının iyiye gittiği düşünülür. Yeterli midir? Hayır. İyiye gittiğini düşündürür; ama bu iyi gidişi sürdürmeniz lazım. ‘Her şey iyiye gidiyor, artık boş verelim’ derseniz o bir anda bastırılan yay gibi tekrar zıplar. Tekrar olmadık zamanda yüksek vakalar görürüz. ”

13 Ocak’ta başlandı

13 Ocak 2021’de uygulanmaya başlanan Covid-19 aşısının ilk dozu Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya uygulanmıştı. Türkiye’de şu anda Sinovac-CoronaVac ve Pfizer-BioNTech aşıları kullanılıyor. 

Dünya Sağlık Örgütü‘nün rakamlarına göre, dünya genelinde aşı olanların sayısı 1.5 milyarı aştı.

Kutlu Adalı cinayeti hakkında ifade veren Atilla Peker adli kontrolle serbest bırakıldı

Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı’nın öldürülmesine ilişkin ifade vermek üzere Kartal‘daki Anadolu Adliyesi’ne giden Sedat Peker’in kardeşi Atilla Peker,  Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu‘nda yaklaşık dört saat ifade verdi.

Adalı’nın Kıbrıs’ta öldürülmesi olayına ilişkin iddialarını içeren dilekçenin Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaşmasının ardından soruşturma başlatılmıştı. 

Peker’in dilekçesinde, Adalı’yı öldürmek üzere Korkut Eken’le birlikte Ada’ya gittiklerini, Eken’in kendisine suikast silahı verdiğini ancak denk gelemedikleri için suikasti gerçekleştiremediklerini anlatmış; “Korkut Eken daha sonra bana ‘o işi biz hallettik’ dedi’ demişti.

Dünyanın tek ‘dağda yaşayan’ papağan türü, insanlardan kaçmış olabilir

Bilim insanları dünyanın tek dağ papağanı diye bilinen kea papağanlarının  dağlara muhtemelen insanlardan kaçmak için yerleştiğini düşünüyor.

Yeni Zelanda’daki Alp Dağları’nda yaşayan kea papağanları, “benzersiz Alp papağanı” olarak niteleniyor. Ancak yeni araştırmada DNA analizleri, bu kuşların bir zamanlar ülkenin diğer bölgelerinde de yaşadığını ortaya koydu.

Guardian‘ın aktardığına göre, Otago Üniversitesi’nden araştırmacılar, kea papağanının genom verilerini, ormana adapte olmuş “kardeş türü” kākā kuşunun verileriyle karşılaştırdı. Normalde kea papağanının genlerinde yüksek irtifada yaşadığını gösteren ayırıcı işaretler bulunması gerekirdi. Ancak iki kuşun verileri de benzer çıktı. 

Araştırma sonuçları, kea’nın benzersiz “alp papağanı” statüsüne bir darbe gibi değerlendirilebilir. Ancak uzmanlar bunun aynı zamanda nesli tükenmekte olan bu kuş için kurtarıcı bir lütuf olabileceğine zira bunun onu habitat kaybı veya artan rekabetten kurtularak,  daha fazla hayatta kalabilmesini sağlayacağına işaret ediyor.

‘Ormanlar tahrip olunca, dağlara sığındılar’

Araştırmanın başyazarı Doç. Dr. Michael Knapp, “Fizyolojik açıdan kea papağanının daha düşük irtifalarda hayatta kalmasını engelleyecek hiçbir şey yok. O bir genelci. Deniz seviyesinden Alplere kadar hayatta kalabilir” dedi.

Buradan hareketle araştırmacılar, kea papağanlarının, bir zamanlar düşük irtifalarda da dolaştığını ama orman örtüsünü tahrip eden insanlardan kaçınmak için dağlara sığındığı tezini ortaya attı.

İklim krizinin etkileri belirsiz

Nesli tükenmekte olan kea papağanlarının, yaşam tarzlarını değiştirip dağlara yerleşebilmesi, iklim krizinden kurtulmalarını da sağlayabilir.

Ancak başka araştırmacılara göre, bir dağ hayvanı olmak, kea gibi türleri iklim krizine karşı özellikle savunmasız hale de ettirebilir. Bu görüşe göre, gezegen ısındıkça ve dağ ortamları azaldıkça, daha rekabetçi ova türleri içeri girebilir ve özellikle dağ koşullarına uyum sağlayan türler yok olma tehditiyle karşı karşıya kalabilir. Avrupa‘da yapılan araştırmalar, İtalyan Alpleri‘ndeki buzullar üzerindeki türlerin yüzde 22’ye kadarının buzullar gittikten sonra bölgeden kaybolacağını tespit etmişti.

İnsanla ‘çatışmalı’ karşılaşmalar neden olmuş olabilir

Kea, Yeni Zelanda’nın insan nüfusu ile çatışmalı karşılaşmalar yaşayan bir tür. Dağ ziyaretçilerinin araçlarındaki lastik cam sileceklerine saldırma sevgileriyle tanınan, özellikle zeki ve meraklı bir tür olarak tanınan kea’lar, ülkede yıllar boyunca, turist çantalarını karıştırmak, cüzdan çalmak ve bir İskoç turistin pasaportuyla kaçmak gibi haberlerin konusu oldu.

Yeni Zelandalı çiftçiler de arada bir koyunlarına saldıran ve onları öldüren bu kuşlardan şikayetçiydi. Hatta, ülkedeki ilk koyun çiftçilerinin isteği üzerine, hükümet kea gagalarına bir ‘ödül’ koymuştu ve bu ödül 1970’e kadar, yüz yıl boyunca devam etmişti. ‘Av politikası’ gereği, tahminen 100.000 kea öldürüldü. Yeni Zelanda Koruma Dairesi‘ne göre, kea bugün ulusal olarak tehlikede ve ülkede sadece 3000-7000 kuş kaldı.

Meclis Başkanı CHP’nin ‘128 milyar’ önergesini beğenmedi: Uzun olmuş, yanıtlar kolayca öğrenilebilir

TBMM Başkanlığı, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun kayıp 128 milyar dolar’la ilgili soru önergesini ‘uzun’ buldu, yanıtların başka bir kaynaktan ‘kolayca öğrenilebileceği’ gerekçesiyle önergeyi Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’a iletmedi.

CHP, eski Hazine ve Maliye bakanı Berat Albayrak’ın görev döneminde Merkez Bankası’ndan satılan 128 milyar doların akıbetini sorduğu bir kampanya başlatmıştı. Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, Hazine Bakanı Lütfi Elvan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli dahil pek çok yetkili soruya farklı yanıtlar verse de net bilgiye ulaşılamamıştı.

CHP’li Tanrıkulu ise Hazine Bakanı’nın yanıtlaması istemiyle 26 Nisan’da 1128 soruluk bir önerge verdi.

Önergeyi değerlendiren TBMM Başkanlığı, içtüzüğe göre yazılı soru önergelerinin kısa olması ve ‘başka kaynaklardan kolayca öğrenilmesi mümkün olan’ sorular ile ‘sadece belli bir konu hakkında istişare edilmesi amacına yönelik sorulara yer verilmemesi gerektiğini belirtti.

‘Sorular kısaltılırsa yeniden değerlendirilebilir’

Tanrıkulu’nun önergesindeki 7’nci sorudan 1128’inci soruya kadar olan sorularının tamamının bu kapsama girdiğini kaydeden başkanlık, önergeyi işleme almadığını; kısaltılırsa yeniden değerlendirilebileceği kaydedildi.

TBMM Başkanlığı’nın içtüzüğe aykırı bulmadığı ilk altı soru şöyle:

  • 128 milyar rezerv kime satıldı?
  • Rezerv neden satıldı?
  • Satışın sorumluluğu kime ait?
  • 128 milyar rezerv esnafa mı gitti?
  • 128 milyar rezerv işçiye mi gitti?
  • 128 milyar rezerv çiftçiye mi gitti?

 

[İkizdereliler Meclis’te] – Birlik olalım, İkizderemize sahip çıkalım

Siyasilerle görüşmek için Ankara’da bulunan İkizdere heyeti, bugün DEVA Partisi ve İYİ Parti lideri Meral Akşener‘le bir araya geldi.

Heyet, ziyaretlerinin ardından Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ankara Şubesi’nde basın açıklaması gerçekleştirdi.

DEVA Partisi ve Akşener’e ziyaret

İlk olarak DEVA Partisi Genel Merkezi’ne ziyarette bulunan heyet, burada Hasan Karal‘ın ev sahipliğinde toplantı yaptı.

Ardından, İYİ Parti lideri Meral Akşener ile bir araya gelen heyet, burada da Akşener ile bir görüşme gerçekleştirdi.

Akşener, süreci takip edeceklerini kaydedip, direnişe destek vermeye de devam edeceklerini ifade etti. İYİ Parti lideri, İkizderelilere “Ne yapabilirim, siz söyleyin ben yapayım” ifadelerini kullandı.

İkizdere heyeti, dün de Saadet Partililer ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’yla bir araya gelmişti.

‘Bu bir doğa katliamıdır’

Ziyaretlerin ardından TMMOB Ankara şubesinde bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklaması İkizdere Direnişçileri adına Nurdan Baş okudu. Açıklamada, fiili olarak 43. gününde olan direnişin hala devam ettiği belirtildi ve şu ifadeler kullanıldı:

Bizler, hem yaşam alanımız olan İkizdere’yi korumak hem doğaseven yurttaşlar olarak, sürecin başından beri bu vadide yapılmak istenen taş ocağı projesini şiddetle kınadık. Taş ocağının durdurulması için tüm gayretimizle mevcut alanda yöre halkı ile nöbet tutup yaşam alanımızı korumaya and içtik.

Elbette vadimizde yapılan hukuksuzluğa karşı sessiz kalamazdık. Bu bir doğa katliamıdır. Sadece bizlerin yaşam alanı değil, yaban hayatının da yok oluşudur. Havanın, suyun yüzyıllık ağaçların yok oluşudur. Deli balın yok oluşudur. Tüm bunlar geri dönüşü olmayacak tahribattır. Bu yüzden taş ocağına sessiz kalmadık, kalamazdık! Haklı olduğumuzu kamuoyu da gördü. Arkamızda durdu.”

‘İkizderemize, doğamıza, suyumuza birlikte sahip çıkalım’

Baş, açıklamada verilen mücadelenin partiler üstü bir mücadele olduğunun altını çizerken, tüm doğaseverlere ve kurumlara kapılarının açık olduğunu kaydetti:

Küresel ısınma ile iklim değişikliğinin yaşandığı bu yüzyılda İkizdere Vadimiz gibi vadiler, insanlığa/yaban hayatına can suyu olacak vadilerdir. UNESCO’nun kesinlikle koruması gereken 53. vadisi olan İkizderemizi yok edecek taş ocakları projelerine sonuna kadar da karşı duracağız.

Şu bilinmelidir ki verdiğimiz mücadele partiler üstüdür. Biliyoruz ki doğanın partisi yoktur. Tarafı doğadan yana olan tüm doğaseverlere ve kurumlara vadimiz açıktır.

Hiçbir siyasi kimlik altında olmadan davamıza yöneldik. Sesimizi her yere ulaştırabilmek, herkese duyurabilmek adına destek veren her meşru kuruluşa kapımızı açtık, derdimizi anlattık. Bu sadece İkizderelilerin değil, bu Türkiye’nin meselesidir, davasıdır!

Son olarak diyoruz ki, hemşerilerimize, halkımıza çağrımızdır. Yanımızda olun! Birlik olalım. Türkiye’ye ses olmuş bir davada yan yana duralım. İkizderemize, doğamıza, suyumuza, geleceğimize birlikte sahip çıkalım.”

Açıklamada İkizdere direnişçilerinin, Denizli Güzelpınar köylülerinin bölgelerinde taş ocağına vermiş oldukları mücadeleyi destekledikleri belirtildi.

Nurdan Baş, görüştükleri siyasi partilerden desteklerinin devam edeceğine dair söz aldıklarını da ifade etti.

Baş, son olarak “Bizler bundan sonra bu desteği üç-dört partiyle değil bütün siyasi partilerle birlikte yürütmeyi arzu etmekteyiz. Sadece siyasi partileri değil, bütün STK’leri de İkizdere Vadisi’nde görmek istiyoruz. Çünkü bu Türkiye’nin meselesi olan bir davadır” dedi.

Sahne emekçileri ‘Gözünü Yumma, Sahnene Sahip Çık’ kampanyası başlattı

‘Kademeli normalleşme’ kararlarında yer almamalarına tepki gösteren kültür, sanat ve eğlence sektörü çalışanları, “Gözünü Yumma” kampanyası başlattı.

SahneneSahipÇık ve #GözünüYumma etiketleriyle sosyal medyada da paylaşımlar yapılan kampanyanın bildirisinde ise şu ifadelere yer verildi:

“Her yıl canlı müzik ve sanat mekanları, organizasyon ve festivaller; binlerce personelin çalıştığı binlerce etkinliğe ev sahipliği yaparken çevrelerindeki restoran, küçük işletmeler ve otellere katkı sağlayarak yerel ekonomilerin canlanmasının öncüsü oluyor. Var oluş mücadelemizi, tüm bu sektörlerin sürdürülebilirliği için veriyoruz. Mekanlar, çalışanlar ve sanatçılar olarak herkesi ve yetkili idari kuruluşları sahnelerimize sahip çıkmaya çağırıyoruz. Resmi ya da kamu, küçük ya da büyük herkes, bu durumdan kurtulmamızda rol oynayabilir.”

Kampanyayı sosyal medyada paylaşan bazı kültür sanat emekçilerinin paylaşımları ise şöyle:

https://twitter.com/ceza_ed/status/1400066125031952387

Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu’nun ‘Dil Hakları ve Dilsel Çoğulluk’ kitabı yayında

İstanbul Bilgi Üniversitesi Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu tarafından  hazırlanan “Dil Hakları ve Dilsel Çoğulluk” kitabı yayınlandı.

Friedrich Naumann Vakfı’nın katkıları ve Dil Hakları İzleme, Belgeleme ve Raporlama Ağı (DHİBRA) desteği ile İstanbul Bilgi Üniversitesi Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu’nun  18- 19, 25- 26 Temmuz 2020 tarihlerinde düzenlenen çalıştaylar dizisinde, farklı ülkelerden uzmanlar bir araya gelerek “Dilsel Çeşitlilik ve Dil Hakları” konusu ele alınmıştı. 

Sunumlar ve tartışmalar 14 makalede toplandı

Söz konusu çalıştayın sunumlarına ve oturum sonlarında birer tartışmacının katkısıyla gerçekleştirilen tartışmalara dayalı 14 makale, kitap haline getirildi.  Hukuksal çerçeve ve hak izleme konusuna ayrı birer bölümde yer verilen çalışmada, meselenin teorik, kavramsal ve metodolojik boyutlarının yanı sıra olgusal boyutla ilgili şu makaleler yer alıyor:

  1. Bülent Bilmez: “Türkiye’de Dilsel Çoğulluk ve Türkiye Dilleri: Genel Bakış”
  2. Christoph Schroeder: “How to understand societal multilingualism in Turkey”
  3. İnci Dirim: “Türkiye’nin Tek Dilli Örgün Eğitiminde İkinci Dil Olarak Türkçe Eğitim”
  4. Cuma Çiçek: “Baskı Altında Kalmış Dillerin Canlandırılması”
  5. Anu Leinonen: “Reversing the Language Shift from Kurdish to Turkish”
  6. Ingrid Gogolin & Irina Usanova: “Ressourcenorientierte Perspektive auf die sprachlichen Fähigkeiten bilingualer Jugendlicher”
  7. Şerif Derince: “Almanya ve Türkiye’de Kürtçe Seçmeli Dil Dersleri”
  8. Olgun Akbulut: “Dilsel Hakları Düzenleyen Uluslararası Hukuk Belgeleri”
  9. Ruth Bartholomä: “A Paper Tiger? Linguistic Rights and the European Charter for Regional or Minority Languages”
  10. Salim Orhan: “Bir Ulus-Devlet Örneği Olarak Türkiye’de Dil Politikaları ve Dil Hakları”
  11. Derya Bayır: “Yargı Alanında Dil Hakları: Uluslararası Standartlar, Modeller ve Türkiye’deki Durum”
  12. Feray Salman: “İnsan Hakları İzleme ve Raporlama Örneğinde Metodoloji ve Pratik Sorunlar”
  13. Mine Yıldırım: “Din veya İnanç Özgürlüğü İzleme ve Raporlama Çalışmasında Yöntem, Pratik Sorunlar ve Etki”
  14. Adem Arkadaş-Thibert: “Çocukların Kültürel Haklarının İzlenmesinde Zorluklar ve Bir Çözüm Olarak Göstergeler”

Bülent Bilmez‘in editörlüğünde hazırlanan kitabı buradan indirebilirsiniz.