Ana Sayfa Blog Sayfa 1456

Kanada, iki dozu farklı aşıyı onayladı

Kanada Sağlık Ajansı, ülkede yeni tip koronavirüs (Covid-19) aşılarının karıştırılmasıyla ilgili yönergelerinin değiştiğini ve Kanadalıların ikinci dozlarını farklı bir aşıyla olabileceklerini açıkladı. 

Buna göre, ilk doz için AstraZeneca aşısı olanlar, ikinci doz için Pfizer / BioNTech veya Moderna aşısı uygulatabilecekler.

Kanada’nın baş halk sağlığı yetkilisi Dr. Theresa Tam, konuya ilişkin olarak, “Aynı aşıyı, özellikle aynı mRNA aşısını bulmaya çalışın ama bir nedenden dolayı bulamıyorsanız, bunların birbirinin yerine geçebileceğini düşünün. Bu tavsiye, eyaletlere ve bölgelere aşı programlarını yönetmek için güvenli ve etkili seçenekler sunuyor” dedi.

Her gün nüfusun yüzde 1’i aşılanıyor

Aşılama kampanyasına yavaş bir başlangıç yapan Kanada, son birkaç haftada kampanyasına hız vererek ortalama olarak her gün nüfusunun yaklaşık yüzde 1’ini aşıladı.

Ülkede, Moderna ve AstraZeneca aşılarındaki arz sorunun sürdüğü belirtilirken, Kanada Ulusal Bağışıklama Danışma Komitesi (NACI), ilk doz AstraZeneca aşısını alan kişilerin ise ikinci doz olarak AstraZeneca veya mRNA aşısı alabileceğini söyledi.

Danışma komitesi de, bir mRNA aşısının ilk dozunu alan Kanadalıların, aynısı aşısı mevcut değilse ikinci dozları için diğer mRNA aşısını da alabileceklerini kaydetti.

Ülkede, mayıs ayının son haftası itibarıyla 13 milyon Kanadalı en az bir doz Pfizer / BioNTech aşısı alırken, ülkede 3,5 milyon Moderna aşısı ve yaklaşık 2 milyonu AstraZeneca aşısı uygulandı.

Sri Lanka sahilleri ‘plastik kar’ örtüsüyle kaplandı, uzmanlar endişeli: Doğal hayatı tehdit ediyor

18 Mayıs’ta Sri Lanka açıklarında alevler içinde kalan MV X-Press Pearl konteyner gemisinde çıkan büyük bir yangın Sri Lanka donanması ve itfaiye ekibinin çabalarıyla 13 günde söndürülmüştü. 

Biden, Alaska’da petrol ve gaz çalışmalarını askıya aldı

ABD‘de Joe Biden yönetimi, Kuzey Kutbu Ulusal Yaban Hayatı Sığınağı’ndaki petrol ve gaz sondajını durdurma planları için çalışmalara başladı. İçişleri Bakanlığı (DOI), Donald Trump’ın görevden ayrılmadan hemen önce petrol ve gaz geliştiricilerine açık artırmayla sattığı kira sözleşmelerini askıya aldığını duyurdu.

Açıklamaya göre, bakanlık yeni bir “çevre incelemesi” yapacak, bu sırada da petrol ve gaz kiralamaları askıya alınacak. İncelemelerin sonucunda kiralamalar geçersiz olabilir veya ek kısıtlamalara tabi olabilir.

Joe Biden göreve başladığından bu yana kamu arazilerindeki yeni petrol ve gaz kiralamalarının dondurulmasını amaçlayan emirleri imzalamış ve karbon emisyonlarını büyük ölçüde azaltma sözü vermişti.

19 milyon dönümlük (78.000 km²) bir alanı kaplayan Kuzeye Kutbu Ulusal Yaban Hayatı Sığınağı, (ANWR) Amerika kıtasının son büyük vahşi doğası olarak tanımlanıyor.  Sığınak, sayıları giderek azalan kutup ayısı popülasyonuna, karibu ve kurtlar da dahil olmak üzere birçok önemli türe ev sahipliği yapıyor.

Alaska’da yaşayan yerli halk liderleri kararı memnuniyetle karşılasalar da  Cumhuriyetçi kanadın iznin devamı yönünde eğilimi olduğu biliniyor. 

Trump’ın son kararı

Trump yönetimi, görevi bırakmadan hemen önce, 6 Ocak’ta hızlı bir kira satışı gerçekleştirerek şirketlere Kuzey Kutbu Ulusal Yaban Hayatı Sığınağı’nda 430.000 dönümden fazla arazi için izni vermişti. Çevre aktivistlerinin tepkisiyle karşı karşıya kalan büyük petrol ve gaz şirketleri, kiralama tekliflerinde bulunmama kararı aldı. Böylece arazi çok ucuza satıldı. Dönüm başına 25 dolardan, toplam 14 milyon dolarlık bir değer söz konusu.

Devlete ait Alaska Yatırım Geliştirme ve İhracat Otoritesi, açık artırmaya çıkarılan dokuz araziden yedisini aldı. Adalet Bakanlığı ise daha sonra kiralamaların antitröst incelemesini hızlandırdı. İnceleme, normalde haftalar veya aylar sürmesine rağmen tek bir günde tamamlandı.

Alaska Yerlileri Kabile Birlikleri Özel Projeler Koordinatörü Tonya Garnett New York Times’a yaptığı açıklamada; “Başkan Biden’a ve İçişleri Bakanlığı’na, son yönetim tarafından halkımıza karşı işlenen yanlışları kabul ettikleri ve bizi doğru yola soktukları için teşekkür etmek istiyorum” dedi.

Alaska Wilderness League‘in yönetici direktörü Kristen Miller da kiralamaların askıya alınmasının “doğru yönde atılmış bir adım” olduğunu söyledi.

Biden, Alaska’nın diğer bölgelerinin de petrol ve gaz altyapısından koruması adına daha fazlasını yapması için aktivistlerin yoğun baskısı altında. Aktivistler, ayrıca Alaska dışında Biden’a iki büyük boru hattı savaşına müdahale etmesi için de çağrıda bulunuyor.

Neler yaşandı?

Kuzey Kutbu Ulusal Yaban Hayatı Sığınağı’nda keşif için yapılan baskı, onlarca yıldır süren bir anlaşmazlığın konusu.  Petrol zengini bölge, birçok tür için kritik derecede önemli bir konum ve yerli Gwich‘in halkı tarafından kutsal kabul ediliyor. 

Cumhuriyetçiler, petrol sondajının önemli miktarda gelir getirebileceğini ve Alaska’daki insanlara iş sağlayabileceğini savunurken, Demokratlar ve çevre aktivistleri doğal hayat ve iklim kriziyle mücadele konusundaki endişelerini dile getiriyor.

Önceki başkan Trump’ın bölgenin kıyı ovasındaki kiralama kararı ülkedeki fosil yakıt endüstrisinden çok az ilgi görmüştü. Şirketler, petrol fiyatlarındaki büyük düşüşün ortasında, harcamalarını yenilenebilir enerjiye odakladıklarını belirtirken, büyük ABD bankaları,  bölgede araştırma fonu almayacaklarını açıklamıştı.

Washington Post’a göre, toplamda 550.000 dönümlük alanı kapsayan 11 arazi açık artırmayla satıldı. Satış, hükümetin umduğundan çok daha düşük bir miktar olan 15 milyon dolardan daha azına gerçekleşti.

Sığınağın altında yaklaşık 11 milyar varil petrol olduğu tahmin edilse de bölgede ne yol ne de altyapı bulunuyor ve bu da alanı sondaj yapmak için çok pahalı bir yer haline getiriyor.

Joe Biden, kampanyası sırasında habitatı koruma sözü vermişti. Göreve geldiğinde, İçişleri Bakanlığı’na kiralamaları gözden geçirmesi için talimat verdi. Salı günü yaptığı açıklamada, bakanlık Çevre Kanunu uyarınca gerekli olan “makul bir dizi alternatifin analizinin eksikliği de dahil olmak üzere, kiralamaları destekleyen kararda “kusurlar tespit edildiğini” belirtti.  

Beyaz Saray Ulusal İklim Danışmanı Gina McCarthy de Biden’ın “Bakanlığın bu özel yerin karakterini sonsuza kadar değiştirebilecek kararların gözden geçirilmesine kadar tüm kiralamaları askıya alma yönündeki hızlı eylemi için minnettar olduğunu” söyledi. 

Çamlıca Kulesi ziyarete açıldı: Ziyaret ücreti 60 TL

İstanbul’un yeni simgesi ilan edilen Çamlıca Kulesi dün itibariyle ziyarete açıldı.

Kuleye ziyaret ise ücretli. Tam için ücret 60 TL, indirimli ücret ise 30 TL olarak belirlendi.

Kulenin açılışı hafta sonu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın da katıldığı bir törenle açılmıştı.

‘Cazibe merkezlerinden biri haline gelecek’

PTT Kule A.Ş Genel Müdürü Ahmet Selami Söğüt dün itibariyle kuleye ziyaretçilerin kabul edildiğini açıkladı.

Söğüt, kulenin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı‘na bağlı PTT iştiraki olan Kule A.Ş. tarafından işletildiğini kaydederek şu açıklamalarda bulundu:

Kulemiz, pandemi koşulları nedeniyle hafta içi sabah 10.00, akşam 21.00 arasında hizmet verecek. Sadece pazar günleri kapalı olacağız. Onun dışındaki bütün günlerde burada misafirlerimizi ağırlıyor olacağız. Kulemiz, zemin altında 4 olmak üzere toplamda 49 kattan oluşmakta. Yapısal yüksekliği zemin üzerinde 369 metre, deniz seviyesinden ise 587 metre yüksekliktedir. Kulemiz ayrıca, 20 dönümlük bir peyzaj ve ağaç alanlarıyla da aynı zamanda tam bir botanik bahçesidir. Kulemiz, sadece seyir terasları ve restoran katlarıyla değil, aslında etkinlikleriyle de İstanbul’un cazibe merkezlerinden biri haline gelecektir.”

Deniz seviyesinden 587 metre yüksekliği ile İstanbul’un en yüksek yapısı ilan edilen Çamlıca Kulesi, toplam 30 bin 150 metrekare alan üzerine kuruldu.

G7 ülkelerinin ‘Yeşil İyileşme’ taahhüdü pandemiye takıldı: Fosil yakıta daha çok finansman

Birleşik Krallık‘ın ev sahipliğinde gerçekleşecek G7 Zirvesi öncesinde yayımlanan yeni bir rapor, G7 ülkelerinin Covid-19 krizine yönelik ekonomik kurtarma mekanizmalarını daha sürdürülebilir hale getirmek için oluşan büyük fırsatları bugüne kadar değerlendirmediklerini ortaya koyuyor.

Analize göre, salgının başlangıcından bu yana G7 ülkelerinin yaptığı enerji-yoğun yatırımlar, net sıfır emisyon hedefleriyle çelişiyor. Rapor aynı zamanda sağlanan finansmanın, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak için gerekli olan keskin emisyon azaltımı hedefiyle çelişkili olduğunu da ortaya koyuyor.

Rapora göre;

  • G7 ülkeleri, Covid-19 krizi sonrası ekonomik toparlanma süreci için sundukları taahhütlerine rağmen, Ocak 2020 ile Mart 2021 arasında, fosil yakıtlara temiz enerjilere kıyasla daha fazla finansman sağladı.
  • Pandeminin başlangıcından bu yana temiz enerji için 147 milyar dolar finansman sağlanırken, kömür, petrol ve doğalgaz için 189 milyar dolar destek yapıldı.
  • Fosil yakıtlara aktarılan her 10 doların 8’i aşkın bölümü, herhangi bir sürdürülebilirlik kriteri şart koşulmadan gerçekleşti.  Bu durum, en kirletici sektörlerin herhangi bir kirlilik azaltımı gereksinimi olmadan faaliyetlerini sürdürme olanağı sundu.

Hükümetle Hazine’nin eylemleri çelişiyor

Boris Johnson hükümetinin “yeşil hedefleri” ile Hazine tarafından gerçekleştirilen harcama kararları arasında çelişkiler bulunduğuna işaret edilen rapora göre, Birleşik Krallık, G7 ülkeleri arasında kişi başına fosil yakıtlara finansman taahhüdünün en yüksek olduğu ülke. Sunulan desteğin yalnızca yüzde 4’ünde sürdürülebilirliğe yönelik koşullar yer alıyor.

Buna karşın Birleşik Krallık, pandeminin başlangıcından bu yana, uluslararası fosil yakıt projelerine kamu desteğinin sonlandırılması ve 2030 yılı itibariyle yeni benzinli ve dizel arabaların trafiğe çıkışının yasaklanması gibi, dünya çapında öncü politikalara imza atmış durumda.

G7’nin bugünkü seçimleri geleceği belirleyecek

Uluslararası yardım fonu ve kalkınma ajansı olarak faaliyetlerini sürdüren Tearfund tarafından yayınlanan ” Cleaning up their act?” başlıklı rapor, salgının başlangıcından bu yana onaylanan 517 politikayı analiz etti. Rapor, G7 ülkelerinde faaliyet gösteren araştırma kuruluşlarıyla birlikte faaliyetlerini yürüten Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (Institute for Sustainable Development, IISD) ve Denizaşırı Kalkınma Enstitüsü (Overseas Development Institute, ODI) işbirliğinde yayınlandı.

Tearfund Savunuculuk Başkanı Paul Cook çalışmayla ilgili şunları söyledi:

“Tearfund olarak her gün iklim krizinin dünya genelinde toplumlarda yarattığı ve artan olumsuz etkilerine tanık oluyoruz. Çiftçiler mahsullerini kaybediyor; kasabalar ve köylerde sel ve yangınlar gerçekleşiyor; birçok ailenin geleceği belirsizliğini koruyor. Bugün, G7 ülkelerinin yaptığı seçimler, herkesin iklim açısından güvenli bir geleceğe yönelik dönüşümünü hızlandıracak ya da iklim kriziyle mücadelede bugüne kadar verilen çabaları tehlikeye atacak.

G7 ülkeleri, küresel nüfusun yalnızca onda birini oluşturuyor. Ancak bu ülkeler CO2 emisyonlarının yaklaşık dörtte birini temsil ediyor ve dünyanın en kirletici ülkeleri arasında yer alıyor. Bu ülkelerin atacağı adımlar, Kasım ayında Birleşik Krallık  ev sahipliğinde gerçekleşecek BM İklim Zirvesi’nin başarısının ya da başarısızlığının zeminini hazırlıyor.”

Gelişmeler umut verse de yapılması gereken çok şey var

G7 Liderler Zirvesi’ne katılan ve aralarında Avustralya, Hindistan, Kore Cumhuriyeti ve Güney Afrika’nın bulunduğu on bir ülkenin sekizi, geçtiğimiz yıl planlarının sürdürülebilirliğini önemli ölçüde artırdı. Ancak daha fazla ilerleme kaydedilmesi gerekiyor. Bugüne kadar yalnızca dört ülkenin (Kanada, Fransa, Almanya ve İngiltere) onayladığı planlar, çevresel zarardan çok fayda sağlıyor.

Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (Institute for Sustainable Development, IISD) Kıdemli Politika Danışmanı Lucile Dufour‘un değerlendirmesi şöyle:

 “Yenilenebilir enerjiye ve enerji verimliliğine yatırım, G7 ekonomilerini karbondan arındırmanın temel önceliği olmalı. Ancak G7 ülkeleri fosil yakıt endüstrisini desteklemeye devam ettikçe, yaptıklarının geri dönüşünü alamayacaklar. Fosil yakıtlardan uzak, adil ve fosil yakıtlardan arındırılmış bir ekonomik toparlanma için G7 zirvesinde tüm ülkeler, fosil yakıtlara yönelik ulusal ve uluslararası desteklerini sonlandırmalı,” .

Denizaşırı Kalkınma Enstitüsü (Overseas Development Institute, ODI) Kıdemli Araştırma Görevlisi Angela Picciariello ise G7 ülkelerinin Covid-19 iyileşme sürecini daha sürdürülebilir hale getirmesi, ekonomilerinin hızla karbondan arındırılması ve istihdam yaratılması açısından kaçırılan büyük bir fırsat olduğu kanısında: “Herhangi bir sürdürülebilirlik kriteri aranmadan desteklenen yatırımlar, fosil yakıt sektörünün herhangi bir iklim hedefi veya kirliliği azaltma koşulu olmaksızın faydalanması sebebiyle son derece sorunlu.”

Öneriler

Raporda G7 ülkelerine yapılan öneriler şöyle:

  • Fosil yakıtların üretimine yönelik her türlü desteği sonlandırın ve emisyon yoğun sektörlere sağlanan finansal desteklere önemli sürdürülebilirlik kriterleri ekleyerek “zarar vermeme” ilkesini benimseyin.
  • COVID-19 iyileşme sürecinde harcamaların en az %40’ını yeşil politikaların hayata geçirilmesine ve yeşil mekanizmalara ayırın (Global Recovery Observatory’nin analizine göre günümüzde ayrılan pay %22).
  • Sürdürülebilir iyileşme sürecine herkesin dahil olabilmesi için, artan sayıdaki düşük ve orta gelirli ülkenin borç yükünü hafifletmeye devam edin, iklim finansmanı taahhütlerini iki katına çıkarın, fosil yakıtlara yönelik uluslararası finansmanı sonlandırın, bankaların faaliyetlerini Paris İklim Anlaşması ile uyumlu hale getirmeleri için G7’nin çok taraflı kalkınma üzerindeki belirleyici rolünü değerlendirin.

Dev et işleme şirketi JBS’ye siber saldırı

Dünyanın en büyük et işleme şirketi JBS, “fidye yazılımı saldırısı”nın hedefi oldu. Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Karine Jean-Pierre, ABD’nin söz konusu saldırı konusunda Rusya hükümeti ile iletişime geçtiğini söyledi.  Jean-Pierre, “Beyaz Saray, JBS’ye yardım teklifinde bulundu” bilgisini paylaştı.

Fidye talep ettiler

Tarım Bakanlığı’nın da konuyla ilgilendiğini aktaran Jean-Pierre, “JBS, yönetimimizi Rusya’da olması muhtemel bir suç örgütünden fidye talebi aldıkları konusunda bilgilendirdi. Beyaz Saray, bu konuda Rus hükümeti ile doğrudan iletişim halindedir” dedi.

İlk saldırı değil

JBS SA, daha önce de internet korsanlarının hedefi olduğu için Kuzey Amerika ve Avustralya‘daki internet ağlarını kapatmak zorunda kaldığını duyurmuştu.

Amerikan medyası da firmanın Kanada‘nın en büyük et paketleme tesislerinden biri olan işletmesinde üretime ara verdiğine ve ABD’deki bazı mezbahalar dışında Avustralya’daki tüm kesimleri durdurduğunu belirterek saldırının küresel gıda güvenliği için de yeni bir tehdit oluşturduğuna vurgu yapmıştı.

20 ülkede tesisleri bulunan şirket, gelirlerinin yüzde 50’sini ABD’deki üretiminden elde ediyor.

Yağmur ormanlarını tahrip ediyor

Dünyanın en büyük et üreticisi ve paketleyicisi olan JBS SA, hayvancılık sektörüne verdiği destekle, Brezilya‘daki yağmur ormanlarının tahribatında büyük rol oynuyor.

Mart ayında yaptığı bir açıklamada  2040 yılına kadar küresel sera gazı emisyonlarında “net sıfır’a ulaşacaklarını açıklayan şirket, 2019 yılında kendi operasyonlarının endüstriyel tesislerinin tahmini 4,6 milyon ton karbon emisyonu ve enerji kullanımından 1,6 milyon ton karbon emisyonu ürettiğini bildirmişti.

Şirket temsilcisi de toplam JBS emisyonlarının yaklaşık %90’ının tedarik zincirinden geldiğini; geleneksel sığır yetiştiriciliğinin üretilen ton et başına 40-45 ton karbon eşdeğeri yaydığını söylemişti.

JBS, ayrıca 2025 yılına kadar Amazon’daki ve diğer Brezilya alanlarında yasadışı ormansızlaştırılmış bölgelerden gelen sığırları işlemeyi durdurma sözü de vermişti.

Brezilya, dünyanın en büyük ticari sürülerinden birine ev sahipliği yapıyor ve yeni sığır çiftlikleri, iklim krizine karşı önemli bir dalgakıran olan Amazon yağmur ormanlarındaki ormansızlaşmanın başlıca itici gücü olarak görülüyor.

Sinema salonları yalnızca bir gün açık kalabildi

Pazartesi günü İçişleri Bakanlığı‘nın yayımladığı Haziran Ayı Normalleşme Tedbirleri genelgesinde açıldığı belirtilen sinema salonları, yayınlanan bir  genelgeyle 1 Temmuz’a kadar yeniden kapatıldı.

Bir önceki genelgede sinema salonlarının 1 Haziran tarihinden itibaren sokağa çıkma kısıtlaması uygulanan pazar günleri hariç günlerde yüzde 50 kapasiteyle faaliyet gösterebilecekleri belirtilmişti.

Yeni genelgede “Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri ve sektör temsilcileriyle yapılan görüşmeler sonucunda sinema salonlarının faaliyetlerine dair kısıtlamanın bir müddet daha devam etmesine yönelik alınan talepler ile salgınla mücadele tedbirlerinde devamlılığının sağlanması hususu göz önünde
bulundurularak sinema salonlarının faaliyetlerine 01 Temmuz 2021 tarihine kadar ara verilmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir” denildi.

Mayıs ayı üretici ve market fiyatlarındaki fark açıklandı: En fazla fiyat farkı karpuzda

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, mayıs ayı üretici ve market fiyatlarındaki farkı açıkladı.

Açıklamalara göre, mayıs ayında markette 18, üreticide ise 10 üründe fiyat artışı yaşandı. Bunun yanında markette 18, üreticide 10 üründe fiyat düşüşü yaşandığı da kaydedildi.

Öte yandan, markette iki, üreticide de 10 üründe fiyatlarda herhangi bir değişim meydana gelmedi.

En fazla fiyat artışı havuçta

Bayraktar, mayıs ayında market fiyatlarında en fazla fiyat artışının yüzde 31,95 ile havuçta, en fazla fiyat düşüşünün de yüzde 62,98 ile sivri biberde meydana geldiğini kaydetti.

Nohut ve yumurta fiyatlarında herhangi bir değişimin görülmediği belirtildi.

Havuçtaki fiyat artışını yüzde 14,81 ile patates, yüzde 7,87 ile yeşil soğan, yüzde 7,06 ile zeytinyağı, yüzde 6,14 ile dana eti, yüzde 5,59 ile kuzu eti izledi.

Sivri biberdeki fiyat düşüşünü ise yüzde 35,13 ile salatalık, yüzde 26,26 ile kabak, yüzde 23,15 ile domates, yüzde 18,05 ile çilek, yüzde 16,53 ile patlıcan takip etti.

Bayraktar, söz konusu dönemde üretici fiyatlarında elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, kuru incir ve süt fiyatında değişim olmadığını da ifade etti.

‘En büyük fark karpuzda’

TZOB Genel Başkanı, mayıs ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkının en fazla karpuzda görüldüğünü kaydetti:

Mayısta, üretici ve market arasında fiyat farkı en fazla yüzde 305,11 ile karpuzda görüldü. Fiyat farkı kabakta yüzde 239,85, salatalıkta yüzde 236,44, patlıcanda yüzde 237,75, sütte yüzde 231,14, nohutta yüzde 219,08, kuru soğanda yüzde 215, yeşil soğanda yüzde 200 oldu.

Karpuz 4,1 kat, kabak, salatalık ve patlıcan 3,4 kat, süt 3,3 kat, nohut 3,2 kat, kuru soğan 3,1 kat, yeşil soğan, elma ve sivri biber 3 kat fazlaya tüketiciye satılmaktadır. Üreticide 1 lira 37 kuruşa satılan karpuz markette 5 lira 55 kuruşa, 1 lira 33 kuruş olan kabak 4 lira 52 kuruşa, 1 lira 18 kuruş olan salatalık 3 lira 97 kuruşa, 1 lira 51 kuruş olan patlıcan 5 lira 10 kuruşa, 2 lira 73 kuruş olan süt 9 lira 4 kuruşa, 4 lira 35 kuruş olan nohut 13 lira 88 kuruşa, 60 kuruş olan kuru soğan 1 lira 89 kuruşa satılmaktadır.”

Fiyat artışlarının nedenleri

Bayraktar, fiyat artışlarının nedenleri hakkında şu açıklamalarda bulundu:

Patatesteki fiyat artışının nedeni depoda ürün kalmaması ve hasadın yeni başlamasından kaynaklanmaktadır. Fiyat karşılaştırması geçen sezon ürününe göre yapılmıştır. Mayıs ayında Adana ve Hatay illerimizde patates hasadı başlamış, yeni ürün piyasaya girmiştir.

Havuçta ise artık sezon sonuna gelinmesi fiyat artışında etkili olmuştur.

Maydanoz, yeşil soğan ve ıspanakta havaların ısınması nedeniyle hasat edilen ürün miktarındaki azalma fiyata yansımıştır.

Dana ve kuzu etindeki fiyat artışında yem fiyatlarında yaşanan aşırı yükseliş, piyasada az sayıda kesimlik hayvan olması, pandemi yasaklarının gevşetilmesine bağlı olarak yaz aylarının gelmesiyle birlikte mangal sezonunun açılmasına bağlı olarak artan talep etkili olmuştur.

Zeytinyağındaki artış sezon sonunun yaklaşması ve üreticinin elinde ürün kalmamasından kaynaklanmaktadır.

Üreticilerde fiyatı düşen ürünlere baktığımızda sivri biber, salatalık, kabak, patlıcan, domates, çilek, kuru soğan, marulda hasat edilen ürün miktarının arzına bağlı olarak fiyatlar gerilemiştir.”

Üreticilerin sorunları

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üreticilerin sorun ve beklentilerini ise şöyle sıraladı:

Bu sezon yaşanan kuraklıkla birlikte gübre, yem, elektrik, tarımsal ilaç fiyatları ve sulama ücretlerinde de artışlar yaşanmış, maliyetlerin artmasına da neden olmuştur. Nitekim son bir yılda, üretici maliyetlerinde önemli etkisi olan üre gübresi yüzde 88, DAP gübresi yüzde 108, besi yemi yüzde 44,1 süt yemi ise yüzde 48,3 oranında artmıştır. Yaşanan kuraklık ve girdi fiyatlarındaki aşırı yükselme üreticileri mağdur etmiştir.

Yaşanan bu süreç ülkemizin üretmeye ne kadar çok ihtiyacı olduğunu açıkça göstermiştir. Üretim yapılmayan bir karış toprağımız kalmamalıdır. Bu kapsamda atıl durumda bekleyen 2 milyon hektar civarındaki arazilerde yaşanan sorunlar giderilerek ivedilikle tarımsal üretime kazandırılmalıdır.

Son zamanlarda üreticiler daha kazançlı ve kolay pazarlama imkanı bulabilecekleri düşüncesiyle taban arazilerde yetiştirilmesi uygun olmayan, daha fazla su tüketen, ekolojisinden uzak bazı meyvelere yönelmeye başlamıştır. Üretici gelirlerini artırmaya yönelik arz açığımız olan tek yıllık bitkilere verilen destekler artırılmalıdır.

Türkiye’de suyun yüzde 77’sini kullanan tarım sektöründe basınçlı sulama sistemine geçilmesi için verilen hibe desteği artırılmalı, 1-2 yıl içinde basınçlı sulama sistemine geçmeyen çiftçi kalmamalıdır.

Yaşanan kuraklıktan dolayı pek çok üretici zarar görmüştür. Üreticilerimizin Banka ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının faizleri silinmeli, anapara uzun vadede yapılandırılmalı, BAĞ-KUR prim borçları devlet tarafından ödenmeli, elektrik ve sulama borçları silinmelidir. Ayrıca dekar başına üreticinin yaptığı maliyetler de dikkate alınarak dekara en az 200 lira kuraklık desteği verilmelidir.

Hem önerdiğimiz bu destek miktarı hem de talep ettiğimiz bazı ödeme kolaylıkları üreticilerimizi kısmen de olsa rahatlatacaktır. 2021 üretim sezonunda pandeminin getirdiği olumsuzluklara bir de kuraklığın eklenmesi sonucunda üreticimizin bütün hesapları alt üst olmuştur.”

‘Hiçbir yere gitmiyoruz’ diyen Doğu Biga Madencilik’in Genel Müdürü görevden alındı

Kazdağları’nda siyanürlü altın arama için binlerce ağacı katleden Kanadalı şirket Alamos Gold şirketinin Türkiye’deki taşeronu Doğu Biga Madencilik’in Genel Müdürü Ahmet Şentürk’ün görevine 31 Mayıs itibariyle son verildi. 

Alamos Gold’un 10 yıllık ruhsat süresi 2019 yılı Ekim ayında dolması üzerine, Tarım ve Orman Bakanlığı, Kirazlı’daki altın arama ruhsatını iptal etmişti.  Ruhsatın yenilenip yenilenmeyeceği tartışmaları sürerken Genel Müdür Şentürk, Hürriyet’e verdiği röportajında, “Hiç bir yere gitmiyoruz, 60 yıllık ruhsat hakkımız var, Türkiye Cumhuriyeti’ne söz verdiğimiz gibi yerin altındaki madeni çıkaracağız” demişti.

‘Karşılıklı anlaşmışlar’

Sözcü yazarı Çiğdem Toker, bugünkü yazısında ,Alamos Gold’un Hollanda‘daki iştiraki üzerinden, Doğu Biga’nın genel müdürü, yönetim kurulu üyesi ve başkanvekili Ahmet Şentürk’ün bu görevlerinin sona erdiğini yazdı.

“Şentürk, geçen yıl kasım ayında, 2 yıllığına yönetim kurulu üyesi, bir yıllığına da başkanvekili olarak seçilmişti (Şentürk’ün tahkim kararı öncesinde, Kirazlı’yla ilgili bazı açıklamaları epeyce tartışılmıştı.) Bu koltukta sadece 6 ay kalabilen Şentürk’ü aradım. Görevinin neden bittiğini sordum” diyen Toker, “Karşılıklı anlaşarak yollarımızı ayırdık” yanıtı aldığını aktardı.

Toker, son aylardaki tartışmaların bu kararda etkisi olup olmadığı yönündeki sorusuna Şentürk’ün, “Hayır, bu profesyonel bir karar” yanıtı verdiğini ifade etti.

Şentürk’ün konuşmak istemediğini belirttiğini aktaran Toker, yeni başkanvekili olarak Elgin Doğrul’un getirildiği bilgisini aktardı.

Şentürk, mart ayındaki bir söyleşide Kazdağları’ndaki altın madenini çıkarmak için 30 yıl beklediklerini belirtmişti. Protestolar nedeniyle sürecin uzaması için “Üç-beş ay daha bekleriz sorun değil, Kaz Dağları’ndan hiçbir yere gitmiyoruz” ifadesini kullanan Şentürk, ‘Su ve Vicdan Nöbeti‘ni de şöyle değerlendirmişti:

“Su ve Vicdan Nöbeti vesaire falan filan. Herkes her şeyi yapma hakkına sahiptir. Gelir çadırını kurar. 400 gün mü ne beklediler. İstediği kadar beklesin, Herkesin gösteri yapma hakkı var. Konser verilebilir. Bunlara farklı anlamlar yüklemem. Biz madenciyiz, sabırlıyız.”

 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin: HDP kapatma iddianamesini tekrar hazırlıyoruz

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Haber Global’de katıldığı bir TV programında Halkların Demokratik Partisi‘nin (HDP) kapatılmasına ilişkin iddianameyi yeniden hazırladıklarını söyledi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, mart ayının başında HDP ile ilgili inceleme başlatmıştı.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin HDP’nin ‘terör eylemlerinin odağı’ olduğu belirtilen bir iddianame ile 17 Mart 2021 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne dava açmıştı.

AYM iade etmişti

Anayasa Mahkemesi 31 Mart 2021’de usul eksikliği tespit edildiği için iddianameyi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iade etmişti.

AYM tarafından iddianamenin iadesiyle ilgili yapılan açıklamada, kişilerin eylemlerine açıkça yer verilmediği, haklarındaki soruşturma ve kovuşturmalara atıfta bulunulduğu, bu durumun da değerlendirmeyi imkansız kıldığı ifade edilmişti.

‘Vicdanlarıyla karar vermeli’

Yargıtay’da en çok dosyanın Fethullah Gülen cemaatine ilişkin olduğunu belirten Bekir Şahin, bu konularda 40 bin civarında dosya bulunduğunu söyledi. Şahin, şu ifadeleri kullandı:

Herkes vicdanlarıyla kanunlara uygun karar vermek zorunda. Vicdanını, reyini bir başkasına teslim eden insandan zaten hukukçu olmaz. Devlet bununla mücadele ediyor. Halen yargının içinde var mıdır, onu bilemiyorum ama takip edilmesi gerekir. Her zaman uyanık olmak lazım. Öyle bir yapı her zaman devletin içine sızabilir. Tedbir almak lazım diye düşünüyorum.”