‘Tam kapanma’ olarak adlandırılan sokağa çıkma yasağının devam ettiği mayıs ayında çalışmaya devam eden işçiler arasında ölüm nedeni olarak Covid-19 başta geldi. Üç hafta süren yasaklar sırasında işçilerin yüzde 61’i tam kapanmadan muaf, yüzde 22’si kısmen muaf sektörlerde çalışıyordu. Bu 26,8 milyon çalışanın, 22 milyonuna tekabül ediyordu.
Bu durum işçi ölümlerine de yansıdı. Mayıs ayında 232 işçi, önlenebilir nedenlerle yaşamını yitirdi. Ölümlerin yüzde 52’si Covid-19 nedeniyle meydana geldi. Yaşamını yitirenlerin 43’ü aşılanmadan yüz yüze eğitime devam eden eğitim çalışanlarıydı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporunda, pandemiyle artan işsizlik ve yoksulluk nedeniyle 13 kişi yaşamına son vermesi dikkat çekti. Rapora göre, yılın ilk beş ayında toplamda 972 emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.
‘İşçiler aşılama programında yok’
Rapora ilişkin yapılan açıklamada ‘tam kapanma’ döneminde zorunlu olmayan sektörlerde üretimin devam ettiği hatırlatılarak şu ifadeler kullanıldı: “Mayıs ayında önce ‘tam kapanma’ sonra ‘kısıtlamaların esnemesi’ denirken Türkiye’de her gün çalışmak zorunda olan milyonlarca işçi için değişen bir şey olmadı. Kapanma döneminde e-Devlet üzerinden 3 milyon 21 bin 778 ‘Çalışma Muafiyet İzni Belgesi’ düzenlendi. İşçiler, toplu taşımada, fabrikalarda, şantiyelerde, depolarda, marketlerde, atölyelerde, tarlalarda, bürolarda çalıştı, çalışmak zorunda bırakıldı. Neoliberal sağlık politikaları nedeniyle her gün virüs maruziyetiyle karşı karşıya olan işçiler aşılama programlarına giremedi.”
Raporda, “Aşı üretiminde patent ve fikri mülkiyet nedeniyle erişimde küresel eşitsizlik yaşanmasaydı, daha da önemlisi insanlığın bilimsel birikiminin ve kaynaklarının ortak bir ürünü olan aşı üzerindeki piyasa zincirleri olmasaydı, başta yoksul ülkeler olmak üzere pek çok ülkede emekçiler aşılanabilecekti” denildi.
Çok çalışma öldürüyor
İSİG Meclis’i, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yapılan ortak çalışma sonucu uzun çalışma sonucu haftada en az 55 saat çalışan bir işçinin, 35-40 saat çalışan bir işçiye göre felç geçirme riskinin yüzde 35, kalp hastalıkları riskinin de yüzde 17 arttığını ortaya koyulduğu da belirterek, çok çalışmanın başlı başına bir sağlık sorunu olduğunu kaydetti.
İSİG’in raporuna göre, yaşamını yitiren 232 işçiden 212’si erkek, 20’si ise kadın işçi. Kadın işçiler mayıs ayında erkekler tarafından da öldürüldü.
Üç çocuk ve 3 mülteci işçi yaşamını yitirdiği mayısta, 28-50 yaş grubunda 122 işçi, 51-64 yaş grubunda 71 işçinin hayata veda ettiği kaydedildi.
Sendikalı işçi ölümü arttı
İSİG Meclisi ölen işçilerin 29’unun sendikalı işçi olduğunu tespit etti. Yüzde 12,5’e denk gelen bu oran hakkında yapılan değerlendirmede “Genel olarak baktığımızda da salgından evvel yüzde 1-2 olan sendikalı işçi ölüm oranı salgın sürecinde yüzde 10’un üzerinde” ifadeleri kullanıldı.
Mayıs ayında Covid-19 nedenli ölümler yüzde 52 ile ilk sırada ve en çok meydana gelen işkolları ise şöyle: Ticaret/büro/eğitim, sağlık, belediye, güvenlik ve basın.
43 eğitim, 15 sağlık ve 14 belediye emekçisi Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.
İnşaatlardaki iş cinayetlerinin 11’i yüksekten düşme nedenli.
Mayıs ayında en az 13 emekçi ‘borç ve işsizlik’ nedenleriyle intihar ederek hayatına son verdi.
Aydın Doğan Vakfı,5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla çevre sorunlarına dikkat çekmek için Türkiye ve dünyadan birçok karikatüristin çizdiği çevre konulu eserlerin yer aldığı “Doğa Alarm Veriyor” Karikatür Sergisi’ni Basın Müzesi‘nde ziyarete açacak.
Sergi, aynı zamanda sanal olarak da gezilebilecek.
Birçok ülkeden karikatüristin eserleri var
Düzenlenen sergide Türkiye’yle birlikte Endonezya, Slovakya, İran, Rusya, İtalya, Özbekistan, Hırvatistan ve Polonya gibi birçok ülkeden karikatüristin eserleri de yer alıyor.
Eser: Buket Serdar
Küresel ısınma, buzulların erimesi, çevre kirliliği, hava kirliliği, deniz kirliliği, atıklar ve çöpler, ağaçların kesilmesi gibi konulara dikkat çeken eserlerin yer aldığı sergi 5-30 Haziranda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi‘nde ziyaret edilebilecek.
Eser: Jerzy Gluszek
Sergiyi sanal olarak gezmek için buraya tıklayabilirsiniz.
Her yıl 5 Haziran’da kutlanan Dünya Çevre Günü öncesinde TEMA Vakfı, iklim krizi ve biyolojik çeşitlilik kaybına çekti ve doğayı korumanın, gezegeni ve insan hayatını korumak olduğunun bir kez daha altını çizdi.
Birleşmiş Milletler tarafından her yıl 5 Haziran’da kutlanan Dünya Çevre Günü’nde bu yıl #EkosistemRestorasyonu sloganıyla; zarar görmüş ekosistemleri canlandırmak için acil eylem çağrısı yapıldı.
‘İnsanlığın neden olduğu yok oluş, geçmiş yılların bin katı’
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, Dünya Çevre Günü kapsamında yaptığı açıklamada insanların doğada yaptığı tahribata dikkat çekerek, tüm bu tahribatların bugüne kadar hiç yaşanmamış bir hızda tür kayıplarına neden olduğunu kaydetti:
Ne yazık ki uzun yıllardır süregelen, fosil yakıtların kullanımı, arazi tahribatı, kirlilik ile aşırı yararlanmanın neden olduğu iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı, günümüzde insanlığın en büyük sorunlarını teşkil etmektedir. Dünya ortalama sıcaklığı, sanayi öncesi döneme göre 1.1 °C arttı. Yaşanan küresel ısınma artık bir ‘iklim krizi’ olarak isimlendirilmektedir. Bu durum, insan sağlığından gıda üretimine, yaşanan ekstrem hava olaylarından doğadaki canlıların uyum sağladığı ekolojik koşullara kadar birçok dengenin değişmesine sebep olmaktadır. Bunun yanı sıra bugün arazi tahribatı ve aşırı yararlanma nedeniyle, dünyadaki doğal ekosistemlerin yüzde 75’i insanlar tarafından değiştirilmiştir.
Erozyon ile binlerce yılda oluşmuş topraklar kısa sürede yok olarak verimliliğini kaybetmektedir. Tarım topraklarında aşırı kimyasal gübre ve pestisit kullanımı ile su kaynakları ve denizler kirlenirken, büyüyen kentler verimli tarım topraklarını yutmaktadır. Her yıl 12 milyon hektar tarım toprağı bozuluma uğramakta ve çölleşme hızlanmaktadır. Tüm bu insan kaynaklı etkilerse bugüne kadar hiç yaşanmamış bir hızda tür kayıplarına neden olmaktadır. Bugün insanlığın neden olduğu yok oluş, geçmiş yılların bin katı olmuştur. Ne yazık ki böyle giderse gelecekte de bugünkü yok oluşun 10 katına çıkacaktır.”
‘Ekonomik sorunlara neden oluyor’
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, ekolojik yıkımın beraberinde ekonomik sorunlara da neden olduğunun altını çizdi:
Dünya Gayri Safi Milli Hasılanın yüzde 50’si doğal varlıklardan elde edilirken; ekolojik yıkım beraberinde ekonomik sorunlara da neden olmaktadır. Nitekim 2020 Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayımlanan Küresel Riskler Raporu’nda, etkisi ve gerçekleşme olasılığı en yüksek riskler sıralamasındaki ilk beş maddeden dördünü çevre sorunları oluşturmaktadır.
Yaşanmasına sebep olduğumuz bu sorunları hafifletmenin yolu doğa tahribatlarını durdurmak, doğa koruma alanlarını artırmak, tahrip olmuş ekosistemlerin restorasyon çalışmaları ile eski haline gelmelerini sağlamaktan geçmektedir. Bugün restorasyon çalışmalarının yapılmaması, restorasyon yatırımlarından üç kat daha fazla maliyete sebep olmaktadır. Restorasyon çalışmaları yapıldığı durumda ise bugüne oranla 10 kat daha fazla kazanç sağlanacaktır.”
Deniz Ataç, anayasanın çevrenin korunmasına ilişkin 56. maddesine işaret ederek, “Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı olduğu ifade edilen Anayasamıza göre çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirliliğini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Bu sebeple doğal ekosistemlerin korunması ve restorasyonu ile ekosistemlere hayat veren başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıkların korunması konusunda devlet ve bireyler olarak hepimize büyük sorumluluklar düşmektedir” ifadelerini kullandı.
Eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı’nın ortak iş yaptığı Metal Yapı Konut’tan satın alınan Fatih Vatan Caddesi’ndeki arazinin satış süreci, İBB müfettişleri tarafından incelendi. Müfettişler, belediyenin bu süreçte 106 milyon dolar zarara uğratıldığını tespit etti.
İBB Teftiş Kurulu’nun raporunda, şirketin toplam 6 bin 348.94 metrekarelik araziyi 2011 yılında Fatih Belediyesi’nden KDV hariç 25 milyon liraya satın aldığı ve aynı araziyi, 2017 yılında İBB’ye KDV dahil 429 milyon 733 bin 598 liraya sattığı anımsatıldı.
Cumhuriyet‘ten Hazal Ocak‘ın haberine göre; arazinin İBB tarafından hangi ihtiyaçtan dolayı satın alındığının belli olmadığı, satın alınan tarihten bugüne dek arazi üzerinde hiçbir tasarrufta bulunulmadığı vurgulandı. Arazinin bulunduğu adada yer alan şirkete ait tüm parsellerin İBB tarafından alındığı, ancak şirkete ait olmayan diğer parsellerin alınmadığına dikkat çekilene raporda, İBB’nin, şirkete satılan arazinin imar planlarını değiştirerek değerini artırdığı anlatıldı.
Söz konusu süreç hakkında dönemin İBB Meclisi üyeleri Deniz Erzincan, Hüseyin Sağ ve Nadir Ataman’ın suç duyurusunda bulunduğuna dikkat çekilen raporda, Metal Yapı AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Saçaklıoğlu’nun 7 Ekim 2016 ve 10 Ocak 2017 tarihli iki adet dilekçesinden de bahsedildi.
Şimdi size İçişleri Bakanlığı tarafından el konulan, eski İBB yönetimi tarafından satın alınan bir arsanın soruşturma dosyasının detaylarını aktaracak ve 106,5 milyon doların nasıl buharlaştığını anlatacağım.
Saçaklıoğlu 2016’da İBB Başkanlığı Genel Sekreterliği’ne yazdığı dilekçede ‘”Cumhurbaşkanlığımız nezdinde tarafımız ve Sn. Büyükşehir Belediye Başkanı ile görüşülmüş bizden Fatih Vatan Caddesi’nde bulunan arazimizin İBB ile başka bir arazi ile trampa (takas) yapılması talep edilmiştir. Bu talep tarafımızdan hemen olumlu cevaplandırılmış ve bize bilgi verilmesi için beklemeye geçilmiştir” ifadelerini kullanıyor.
Takas yapılmıyor ancak İBB araziyi satın alıyor. Ardından Saçaklıoğlu bu kez İBB Emlak Müdürlüğü’ne bir dilekçe yazıyor ve borçları olduğunu söz konusu arazi üzerinde de ipotek bulunduğunu anlatıyor.
İBB müfettişleri arazinin bugünkü değerinin KDV dahil 73 milyon 224 bin 900 lira olduğunu tespit etti. Bu da belediyenin 106 milyon dolar zarar ettirildiğini ortaya koyuyor. Müfettişler söz konusu arazinin alımına ilişkin dönemin İBB Başkan Vekili Ahmet Selamet ve belediye meclis üyeleri hakkında soruşturma başlatılmasını istedi ancak dosyaya el koyan İçişleri Bakanlığı’nın harekete geçmediği öğrenildi.
CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin de, İçişleri Bakanlığı tarafından el konulan dosyaları TBMM gündemine taşıyarak Meclis araştırma önergesi verdi.
KİPTAŞ’ta da 27 milyon dolarlık yolsuzluk
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçen günlerde, belediyenin iştiraki KİPTAŞ yoluyla yapılan yolsuzluğu açıklamıştı.
Buna göre, KİPTAŞ, İstanbul Başakşehir‘de bir arsayı almaya karar verdi. Ancak hemen ertesi gün, bir vatandaş gidip o arsayı o günün parasıyla 49 milyon TL’ye satın aldı. Hafta bitmeden arsayı KİPTAŞ’a 130 milyon liraya sattı.
Net karın o günün kuru üzerinden 27 milyon dolar olan satışla ilgili İmamoğlu’nun açtırdığı soruşturmaya ise yine İçişleri Bakanlığı’nca el konuldu, ancak henüz herhangi bir işlem yapılmadı.
Gökkuşağı bayrağı taşıdığı ve destek olduğu için yargılanan 12 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisinin davasının ilk duruşması bugün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi‘nde görüldü.
Dava 28 Haziran’a ertelenirken, yargılanan kişilerin beraat talepleri reddedildi. Yurt dışı yasakları da devam edecek.
Kaymakamlıktan eylem yasağı
Kağıthane Kaymakamlığı bugün davanın görüleceği İstanbul Adliyesi çevresinde eylem ve etkinlikleri bir gün süreyle yasakladı. Kaymakamlık tarafından yapılan açıklamada, eylem yasağının gerekçesi olarak pandemi gösterildi:
İlçemiz sınırları içerisinde yapılacak olan veya yapılması muhtemel açık/kapalı yer toplantısı, gösteri yürüyüşü ve basın açıklaması benzeri faaliyetleri öncesinden tespit edebilmek amacıyla sosyal medya ve açık kaynaklardan usulüne uygun yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen bilgiler doğrultusunda; 03/06/2021 tarihinde İstanbul Çağlayan Adliyesi Meydanı ve çevresine çok sayıda toplanma çağrıları yapıldığı tespit edilmiştir.
Bu kapsamda; ilgili kanun maddeleri ve buna ek olarak Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun ilgili hükümlerine istinaden genel sağlığın ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi adına;
Çağlayan Adliyesi Meydanı ve çevresinde gerçekleştirilmesi planlanan eylem, gösteri, toplanma, toplantı, basın açıklaması, oturma eylemi vb. tarz eylem ve etkinlikler 03/06/2021 tarihinden itibaren 1 (bir) gün süreyle yasaklanmıştır.”
Fotoğraf: Boğaziçi LGBTİ+ Twitter hesabı
‘LGBTİ+lar susturulamaz ve gökkuşağı yargılanamaz’
Ancak, bu yasak kararına rağmen Boğaziçi BÜLGBTİ+ Kulübü, adliye önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, haksızca yargılanan arkadaşları için burada toplandıkları ve varoluş haklarını savunmaktan bir gün bile geri durmayacakları ifade edildi:
Devletin ve polisinin insanlık dışı pratiklerine asırlardır maruz kalan lubunyaların sokakta olmasının ve elinde bir gökkuşağı bayrağı taşımanın dahi suç sayılmaya çalışıldığı bir ülkede bize yaşama hakkı tanındığını kim iddia edebilir? Bizler toplum baskısını da, devlet eziyetini de, mevcut rejimin kurmayı amaçladığı tahakkümü de çok iyi tanıyoruz, ve her fırsatta bizi ezmeye çalışan bu güçlere karşı varoluşumuzu sürdürüyor ve savunuyoruz.
Sokaklarda kendi renklerimizle yürümemizin yasaklanmaya çalışıldığı, her türlü eylemden lgbti+ların silinmeye çalışıldığı, iç içe olduğumuz feminist mücadeleyle 8 Mart’ta ve öncesinde gökkuşağı bayrakları üzerinden ayrıştırılmaya çalışıldığımız bir rejimde yaşamayı kabul etmiyoruz, mücadelemizden vazgeçmiyoruz. Onların bizlerle gösterdiği dayanışmanın bizim cesaretimizi ve birliğimizi nasıl kuvvetlendirdiğini öğreneceksiniz ve bizi korkutmaya çalıştıkça karşınızda bir çığ gibi büyüyen bu direnişin çok yakında altında kalacağınızı göreceksiniz.
Bizi kendimiz olmaktan bir gün bile alıkoyamayacaksınız. Gökkuşağını gökyüzünden silmek ne bir bulutun, ne bir rüzgarın, ne de faşist diktanın elinden gelir. Tüm renklerimizle parlamaya devam edeceğiz ve sizlerin üzerimize bir set gibi çekmeye çalıştığı karanlığı boğacağız. Varoluşumuz yasaklanamaz, LGBTİ+lar susturulamaz ve gökkuşağı yargılanamaz!”
Bisiklet, büyükkentlerde hem trafik yoğunluğuna alternatif oluşu hem de iklim krizi çağında çevre ve insan sağlığına büyük katkısı sebebiyle özellikle kısa mesafelerde, giderek artan sayıda insanın rağbet ettiği bir ulaşım aracı. Özellikle de Covid-19 pandemisi sırasında, temas gerektirmediği için tüm dünya çapında kullanımının artmış olması da sevindirici.
Yaklaşık 200 yıldır insanın hayatında olan bisikletin basit, uygun fiyatlı, güvenilir, temiz, çevreyle uyumlu ve sürdürülebilirlik özelliklerine vurgu yapmak, insanları bisiklet kullanmaya daha fazla özendirmek üzere Birleşmiş Milletler (BM), 3 Haziran’ı Dünya Bisiklet Günü ilan etti. Biz de, Yeşil Gazete için bisikletli yaşamı Arup Türkiye Çevre Grup lideri Evrim Atalasve Bisikletli Kadın İnisiyatifi’nden Zeynep Arapoğlu ile konuştuk.
‘Bisiklet sevdalısı Sibilski’nin armağanı’
Atalas, bisiklet gününün BM tarafından kabul edilme sürecine ilişkin şu bilgileri verdi:
“Süreç, spor bilimleri eğitimi alıp, sosyal kapsayıcılık ve sosyal hareketlilik üzerine doktora yapmış olan bisiklet sevdalısı Leszek Sibilski‘nin girişimleri ile başladı. Sibilski, 1976 yılında Polonya Olimpiyat Komitesi tarafından yılın bisikletçisi seçildi ve sonrasında 2015 yılında yayınlanan ‘Bisiklet herkesin işidir’ makalesi ile bisiklet gününün tohumlarını ekmeye başladı. Polonyalı sosyal bilimci,sosyoloji sınıfı öğrencileriyle birlikte BM’nin Dünya Bisiklet Günü’nü kutlaması için geniş katılımlı bir kampanya başlattı; öncelikle Türkmenistan’ın ve diğer 56 ülkenin desteğini aldı. Örgüt, bu çabalara seyirci kalmadı ve çevre dostu ve sağlıklı ulaşım aracı olarak bisiklet kullanımını teşvik etmek amacıyla 2018’de, 3 Haziran’ı ‘Dünya Bisiklet Günü’ ilan etti.”
BM’nin bisiklet günüyle, toplumda bisiklet kültürünün gelişmesini destekleyecek uluslararası ve yerel etkinliklerin düzenlenmesi teşvik ettiğini belirten Atalas, “Ayrıca üye devletlere, yol güvenliğinin iyileştirilmesi, yaya ve bisikletlilerin güvenliğini sağlayacak önlemlerin alınması, ulaşım altyapılarının planlanması için çağrıda bulunur” dedi.
‘Kapsayıcı ve sağlıklı bir ulaşım aracı’
Evrim Atalas, bisikletin her yaştan ve sosyal gruptan bireyler için ulaşılabilir, kapsayıcı ve sağlıklı bir ulaşım aracı olduğuna dikkat çekerek, “Çevreye zarar vermeyen yapısı, kullanım alanı ihtiyacının motorlu taşıtlara göre çok daha az olması, toplumun çoğu kesimi tarafından satın alınabilecek derecede maliyetlerinin düşük olması hem kullanıcısına hem kente hem de ülke ekonomisine yarar sağladığına” dikkat çekti:
“Bisiklet kullanımını mümkün kılacak altyapı ve imkanların sağlanması BM Sürdürülebilirlik ilkelerinden SDG 11 ‘Sürdürebilir şehirler ve yaşam alanları’ ve SDG 9 ‘sanayii, yenilikçilik ve altyapı’ ilkelerine doğrudan hizmet etmekte ve kadınlar, çocuklar, düşük gelir grubunda olanlar, yaşlılar ve diğer dezavantajlı grupların da ekonomik ve sosyal fırsatlara erişimini kolaylaştırmaktadır.”
İklim krizinde de anahtar
Günümüzün en önemli sorunlarından birisi iklim değişikliği. Ulaşımda bisiklet kullanımının bu sorunda en büyük paya sahip olan motorlu ulaşımın etkisini azaltacağına vurgu yapan Atalas şöyle konuştu:
“Küresel ölçekte CO2 gazı emisyonlarının %24’ü ulaşım kaynaklıdır. Yapılan araştırmalar, motorlu araç kullananların sadece küçük bir yüzdesinin bisiklet kullanıma geçmesinin bile iklim değişikliği üzerinde önemli ölçüde pozitif katkı sağlayacağını göstermektedir.”
Evrim Atalas, iklim değişikliğinin sebep olduğu sağlık sorunlarının yanı sıra trafikte geçirilen uzun zamanların da insan sağlığını etkilediğine dikkat çekti; “Bisiklet kullanımı ile kalp rahatsızlıkları, kanser, diyabet gibi hastalıkların riskinin azalmasının yanı sıra kaslarımızın güçlenmesini ve mental açıdan da daha sağlıklı olmamızı sağlar” dedi.
Türkiye bisiklet kullanımının yaygın olduğu bir toplum değil, ancak Atalas’a göre, ülkenin genç ve dinamik nüfusunun da sayesinde yavaş yavaş artıyor. Bisiklet Endüstrisi Derneği ve Cyclist Türkiye’nin yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de 20 yaş altındakilerin bisiklet kullanım oranı yüzde 14’ken bu rakam 20-34 yaş arasında ise yüzde 38’e yükseliyor. 35-44 yaş arasında bisiklet kullanım oranı yüzde 24, 45-54 yaş arasında yüzde 16, 55 yaş üstünde ise yüzde 8.
‘Yollar bisiklet kullanımına uygun hale getirilmeli’
Bireylerin bisiklet kullanabilecekleri güvenli ortamın yaratılmasının kullanımın yaygınlaşması için temel şartlar arasında olduğuna dikkat çeken Atalas, şunları anlattı:
“Ölümlü ve yaralanmalı trafik çarpışmasına karışan araçların %4’ünü bisikletliler teşkil ediyor. Toplam oranda %4 düşük gözükmekle birlikte, Türkiye’de bisikletin türel dağılımdaki yerinin ağırlıklı olarak %1 bile olmadığı göz önüne bulundurulduğunda, bisikletlilerin trafikte ne kadar savunmasız olduğu dikkat çekmekte.
Bisikletli ulaşım için güvenli bir altyapı oluşturulmasının yanı sıra önemli adımların biri de caddelerin, yolların sadece motorlu araçlara değil, bisiklet kullanıcılarına ve yayalara da ait olduğunu anlatmak, bu doğrultuda özellikle de motorlu araç kullanıcılarını ikna etmek, eğitmek gerekiyor.”
‘Bisikletlilere teşvik stratejileri izlenmeli’
Türkiye’de bisikletin eğlence için ya da oyuncak olarak değil, bir ulaşım aracı olarak algılanmasını sağlamak için öncelikle bu konuda farkındalığı yükseltmek, küçük yaşlardan itibaren okullarda bisiklet kullanımı ile ilgili teorik ve pratik eğitimler vermek ve dolayısıyla davranışı değiştirmek gerektiğine dikkat çeken Atalas, sözlerini şöyle sonlandırdı:
İnsanları, bisiklet sürmeleri yönünde teşvik etmek, cesaretlendirmek için davranışlarında değişimi tetiklemek gerekir. Yeni bir alışkanlığı başlatmak ya da var olan davranış biçimini değiştirmek kolay bir iş değildir. İnsanların süre gelen inanç ve alışkanlıklarından vazgeçmesi için kararlı ve istikrarlı stratejiler uygulamak önemli.
Bu stratejilerin hayata geçirilmesinde, merkezi ve yerel yönetimlerin aktif rol alması ve çeşitli teşvik mekanizmalarını işletiyor olması en önemli katalizör olacaktır. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de sivil toplum kuruluşları ve bisiklet gönüllüleri ile el ele yürütülen çalışmalar ile bu davranış değişikliğinin gerçekleşmesi mümkün olacaktır.”
‘Türkiye’de kadın bisikletli olmak da kolay değil’
Bisikletli Kadın İnisiyatifi üyesi Zeynep Arapoğlu da Türkiye’de bisikletli yaşamın kolay olmadığına dikkat çekti:
“Hele kadın sürücüyseniz, var olan zorluklara pekçok yenisi ekleniyor. Bisiklet ekipmanlarını kullanıyorsanız, bu ekipmanlar çoğunlukla cinsiyet belirtmediği için kadın olduğunuz fark edildiğinde toplumsal basınç olabiliyor bazen. Fakat; bisikletli olmanın özellikle kadınlar için, genel sağlık ve kolaylık dışında bazı avantajları da mevcut. Biliyorsunuz ki; bu ülkede kadınlar birçok şiddete maruz bırakılıyor. Böyle tehlikeli bir durumla karşılaştığınızda hızlıca o ortamdan uzaklaşabilmenize olanak sağlıyor.”
‘Aile içi basınç kadınların bisiklet kullanımına engel’
Arapoğlu Bisikletli Kadın İnisiyatifi’nin kurulma sebepleri hakkında da şunları kaydetti:
“İnisiyatifimizin kurulma sebeplerinden biri aile içindeki ayrımların, kadınların bisiklet kullanımına engel olması. Örneğin, çocukken oğlan çocuğuna bisiklet alınırken, kız çocuklarına alanların sayısı çok daha azdır, ya da kız çocuklarına bisiklet kullanmak öğretilmez. Dolayısıyla azımsanmayacak oranda yetişkin kadın, bisiklet kullanımını bilmiyor. Daha fazla kadının ve kız çocuğunun şehirde bisiklet kullanabilmesi için çalışmalar yapıyoruz. Kadınların çocuklarıyla da, işe giderken de bisiklet kullanmasını teşvik etmeye çalışıyoruz.”
Zeynep Arapoğlu.
Bisiklet yarışlarında, etkinliklerinde de çok az kadın olduğunu ifade eden Arapoğlu, kadınlara kendi deneyimlerini aktarmaya çalıştıklarını belirtti:
“Birçok kadın bize bisiklete binmeyi bilmediklerini belirterek, öğrenmek istediğine dair dair taleplerle geliyor. Dolayısıyla ana eğitimimiz bu oldu. Eğitici eğitimleri de veriyoruz”.
Kadınların sosyal çevre tarafından trafik konusunda çok daha fazla uyarıldığını kaydeden Zeynep Arapoğlu, “Kadınlar erkeklerden çok daha fazla ‘Başka işin mi yok, çok tehlikeli, bu kadınlara göre değil’ sözleri duyuyorlar. Bunun için de kadınlara özel sürüş , bir yerden bir yere giderken rota belirlemek, bisiklet tamir eğitimleri gibi pek çok eğitim veriyoruz. Birlikte olmak, hem bize hem kadınlara cesaret veriyor ve her geçen gün daha fazla kadın, bisikletli yaşama katılmak için girişimde bulunuyor” ifadelerini kullandı.
‘Güvenli bisiklet kullanımı için esas iş yerel yönetimlerde’
Arapoğlu, başlarda etkinliklerini sadece İstanbul’da yaparken aldıkları destekler sayesinde birçok şehirdeki kadınlara ulaştıklarını kaydetti:
“Gittiğimiz şehirlerde yaptığımız etkinlikleri videoya alıp, ‘Benim Bisikletim Benim Şehrim’ filmini ortaya çıkardık. Bir de internet sitemizde de bulabileceğiniz ‘Kadınlar için Bisiklet’ kılavuzumuz var. Etkinliklerimizi daha çok Facebook üzerinden organize edip duyurusunu yapıyoruz, tüm kadınları sayfamızı takip etmeye davet ediyorum. Güvenli bisiklet kullanımı içinse yerel yönetimlere esas iş düşüyor ve güvenli bir ortamı sağlayacak çalışmalar yapmaları gerekiyor.”
Türkiye’de de 2018’den beri dünyanın birçok yerinde olduğu gibi 3 Haziran’dan birçok etkinlik gerçekleştiriliyordu. Fakat; pandemi dolayısıyla bu yıl bu etkinlikler çok daha sınırlı. Gerçekleşecek etkinliklerden bazıları şu şekilde:
Aydın Kuşadası‘nda Belediye Meclisi‘nde evcil hayvan satışının yasaklanmasına dair karar alındı.
Böylece, bölgede evcil hayvan satışı yasaklanmış oldu.
Karar, oy birliğiyle kabul edildi
Kuşadası Belediyesi, ilçede evcil hayvan satışının yasaklanması için geçen ay bir çalışma başlatmıştı.
Bu kapsamda Sağlık İşleri Müdürlüğü tarafından hazırlanan önerge, dün yapılan Kuşadası Belediye Meclisi haziran ayı olağan toplantısında konuşuldu.
Yapılan oylamada, önergenin oy birliğiyle kabul edilmesiyle Kuşadası’ndaki petshoplarda akvaryumdaki hayvanlar ve kafesteki kanatlılar hariç hayvan satışı yasaklandı.
‘Kabul edilemez bir hak ihlali’
Konuyla ilgili bir açıklama yapan Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, evcil hayvan ticaretinin hak ihlali olduğunu kaydetti:
Evcil hayvan ticareti kabul edilemez bir hak ihlalidir. Bu nedenle Meclis kararıyla kentimizde evcil hayvan ticaretini yasakladık. Evini ve yaşamını bir hayvanla paylaşmak isteyen tüm hemşehrilerimizi satın almak yerine sahiplenmeye çağırıyoruz. Aldığımız bu kararın evcil hayvan satışı ile ilgili olarak bir farkındalık yaratmasını diliyor ve uzun süredir taslak halinde bekleyen Hayvan Hakları Yasası’nın bir an önce kabul edilerek yürürlüğe girmesini istiyoruz.”
Çok mutluyuz! Bugün gerçekleştirdiğimiz Meclis Toplantımızda alınan karar ile kentimizde bulunan petshoplarda hayvan satışı yasaklanmıştır.
Kalan Müzik‘in kurucusu Hasan Saltık, Muğla’nın Bodrum ilçesinde geçirdiği kalp krizi nedeniyle 57 yaşında hayatını kaybetti.
Saltık, ülkedeki müzikal zenginliği dünyaya tanıtmış, çok önemli arşiv çalışmalarına imza atmıştı.
Saltık’ın ölümüne sanatçıların tepkileri
Saltık’ın ölümünü sanatçı Ferhat Tunç, sosyal medya hesabından duyurdu. Tunç, Paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
Kalan Müzik sahibi ve hemşehrimiz Hasan Saltık’ın geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybettiğini üzüntüyle öğrendim. Tüm Saltık Ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Devri daim olsun.”
Kalan Müzik sahibi ve hemşehrimiz Hasan Saltık’ın geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybettiğini üzüntüyle öğrendim. Tüm Saltık Ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Devri daim olsun. pic.twitter.com/c3xRpRDI4B
Sanatçı Sabahat Akkiraz, Saltık’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü şöyle paylaştı:
Ah ki ah. Yüreğimi yaktın Hasan. Güldüğümüz anlar resimlerde kaldı dede. Hasan Saltık hakka yürüdü. KALAN Yola, müziğe, kültürümüze hizmetin. Nur içinde uyu. Çok erken oldu. Çok üzgünüm.”
Ah ki ah. Yüreğimi yaktın Hasan. Güldüğümüz anlar resimlerde kaldı dede. Hasan Saltık hakka yürüdü. KALAN Yola, müziğe, kültürümüze hizmetin. Nur içinde uyu. Çok erken oldu. Çok üzgünüm #hasansaltıkpic.twitter.com/So9Rosac5B
Sanatçı Mazlum Çimen de Hasan Saltık’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü şöyle dile getirdi:
Çok kötü oldum …. kültür bakanlığının yapması gereken arşiv çalışmalarını neredeyse tüm kollarıyla kurmuş olduğu şirketiyle yapmış ve yapmaya çalışmış bir can dostumu, kardeşimi, uzuuuunnnn bir yol yürümüş olduğum insanı kaybetmişiz.”
Çok kötü oldum …. kültür bakanlığının yapması gereken arşiv çalışmalarını neredeyse tüm kollarıyla kurmuş olduğu şirketiyle yapmış ve yapmaya çalışmış bir can dostumu,kardeşimi, uzuuuunnnn bir yol yürümüş olduğum insanı kaybetmişiz 😪😪😪 HASAN SALTUK.🌹
1964 yılında Dersim’de doğan Hasan Saltık, ilköğrenimini burada ortaöğrenimini ise İstanbul’da tamamladı.
İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda başladığı obua eğitimini ekonomik güçlükler nedeniyle bırakmak zorunda kalmış, ardından Suadiye Lisesi’ne devam etmişti.
Amcasının oğlu Rahmi Saltuk‘un plak şirketinde dört yıl çalıştıktan sonra 1992 yılında Kalan Müzik’i kurdu. Unutulmaya yüz tutmuş arşivlik kayıtlarını elinde bulunduran koleksiyonerlerden ve eski müzisyen ailelerinden derlediği etnomüzikolojik çalışmalar için de önem taşıyan eserleri “Kalan Müzik” etiketi altında yayınladı.
Çeşitli yörelerin ulusal ve uluslararası arşivlerde; özellikle şahısların ellerinde saklanmış ya da unutulmuş kendi dillerinde müzik örneklerini içeren albümler yayınladı.
Bizzat o yörelerde yaşayan sanatçılar tarafından kendi arkaik dil ve lehçelerinde seslendirdikleri müzik eserlerinin derlenmesi için araştırmacılara destek verdi.
Pomak göçmenlerinden Tahtacı Türkmenlerine, Sadettin Kaynak’tan, Münir Nurettin Selçuk’a, Hacı Taşan‘dan, Hisarlı Ahmet’e, Hafız Yaşar’dan Muharrem Ertaş’a; Neşet Ertaş’tan Neyzen Tevfik’e, Malatyalı Fahri’den Aşık Veysel’e uzanan bir arşiv malzemesini yayımladı.
Medipol Mega Üniversite Hastanesi Meme Cerrahisi Bölümü’nden Dr. Pelin Basım, pestisitlerin maruz kaldığı kişilerde ve sonraki nesillerde neden olduğu sağlık sorunlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Basım “Kronik pestisit maruziyeti altındaki ya da pestisitlerle bulaşma olmuş bu gıdaları tüketen kişilerde meme kanserinin dokuz kat arttığına dair bilimsel çalışmalar mevcut” ifadelerini kullandı.
Meme kanserinin 2005 yılından bu yana artış hızını düşürmüş olsa da halen kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğuna dikkati çeken Dr. Basım, “Meme kanseri kadınlarda kansere bağlı ölümlerde 2’nci sıradaki yerini hala koruyor. Meme kanserinde toplumsal eğitim genellikle kendi kendine meme muayenesi ve erken tanı metotlarının tanıtılması, kadınların rutin kontrollere uymalarının sağlanması yönünde olsa da risk faktörlerinin belirlenmesi ve ortadan kaldırılabilir faktörlerin üzerinde durulması gerekliliği de yabana atılmamalı” dedi.
‘Pestisit riski konuşulmuyor’
Öğretim üyesi DHA’ya yaptığı açıklamasının devamında “Günümüzde sigara ve alkol alışkanlıklarının terk edilmesi, obeziteyle mücadele, trans yağların tüketiminin azaltılması ve kişilere düzenli egzersiz alışkanlığı kazandırılması noktalarında sıkça medyada haberler yayımlandı. Pestisitler ise yaygın kullanım alanları ve meme kanseri ile sebep-sonuç ilişkilerinin saygın bilim adamlarınca ispatlanmış olmasına rağmen medyada istenilen ilgiyi yakalayamadı”yorumunu yaptı.
Fotoğraf: Shutterstock
Günümüzde pestisit kullanılan alanların hızla artarak insan sağlığını tehdit ettiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Basım şu ifadeleri kullandı:
Hızla ve kontrolsüz artan dünya nüfusunu karşılayacak besin maddelerine duyulan ihtiyacı ancak birim alanda verimi ve kalitesi yüksek, düşük maliyetli ürünlerle sağlamak mümkün görünüyor. Pestisitler ürün miktarını artırırken, aynı zamanda hava, toprak ve suda kirlenmelere, besin zincirinde kırılmalara, bu yolla insan sağlığında onarılması mümkün olmayan hasarlara yol açıyor. Denetimden yoksun, bilinçsizce ve hiçbir koruyucu önlem alınmadan kullanılan pestisitlerin genetik dizilimde yarattığı kırılmalarla hem etkilenen bireylerde hem de gelecek nesillerinde kanser türlerine yol açtığını günümüzde net olarak ifade edebiliyoruz. Öte yandan direkt genomik etkilerinin yanı sıra pestisitlerin östrojen benzeri fonksiyon gösteren bileşenleri sayesinde erken ergenlik, erken menars, doğurganlıkta azalma, anne sütü üretiminde azalma gibi indirekt yollarla da meme kanserini tetiklediği yönünde görüşler bilim dünyasında pestisit kullanımının azaltılmasına yönelik eğilimleri de tetikledi.
Özellikle çiftçiler ve tarım işçileri risk altında
Çiftçiler ve tarım işçilerinin diğer meslek gruplarına göre bazı kanser türlerine daha sık yakalanmasına da değinen Basım, “Bu durum günümüzde kronik pestisit maruziyetine bağlanıyor. Ayrıca aynı tarım ürününün bir değil birden fazla kimyasalla temas etmesi durumlarında işler daha da karmaşıklaşıyor, besin zinciri ulaştığı her noktaya kanserojen etkilerini taşımaya devam ediyor” dedi.
Dr. Basım, “Bir taraftan toplumları hastalıkların erken tanısı için hastanelerde tetkik yaptırmaya özendirirken, öte yandan bilimsel olarak ispatlanmış bu kanserojenlerin kullanımının henüz sınırlandırılmamış olması Dünya Sağlık Örgütünün de dikkatini çekmiş olacak ki kurumun 2030 hedefleri arasında tarımda pestisit kullanımının sınırlandırılması başlıca hedefler arasında geliyor” ifadelerini kullandı.
ABD Ticaret Temsilciliği, Birleşik Krallık, İtalya, İspanya, Türkiye, Hindistan ve Avusturya’dan ithal edilen ürünlere gümrük vergisi getirilmesini onayladı.
Yapılan incelemeler sonucunda, söz konusu altı ülkede uygulanan dijital hizmet vergilerinde Amerikalı şirketlere ayrımcılık yapıldığı sonucuna varıldığı için, bu ülkelerden ithal edilen 2 milyar dolarlık ürüne yüzde 25 oranında vergi getirilmesine karar verildi.
Müzakereler sürecinde askıda
Fakat, bu vergilerin Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve G20 süreçleri kapsamında müzakerelerin tamamlanmasına zaman tanımak amacıyla 180 güne kadar askıda olacağı belirtildi.
ABD’nin Ticaret Temsilcisi Katherine Tai, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
ABD, dijital hizmet vergilerine ilişkin endişelerimiz dahil olmak üzere uluslararası vergilendirmeyle ilgili bir dizi konuya çok taraflı bir çözüm bulunmasına odaklanıyor. ABD, OECD ve G20 süreçleri aracılığıyla uluslararası vergi konularında mutabakata varılması konusunda kararlıdır. Bugün attığımız adım bu müzakerelerin ilerleme sağlamak üzere devam etmesi ve gelecekte gerekmesi halinde (ilgili yasanın) 301. Maddesi uyarınca vergi getirilmesi seçeneğinin korunması için zaman tanımaktadır.”
ABD Ticaret Temsilciliği, Birleşik Krallık’tan ithal edilen 887 milyon dolarlık tekstil ürünü, ayakkabı ve kozmetik ürünlerine; İtalya’dan 386 milyon dolarlık çanta, giysi ve optik lensler gibi ürünlere; İspanya’dan 323 milyon dolarlık ürüne; Türkiye’den 310 milyon dolarlık ürüne; Hindistan’dan 118 milyon dolarlık ve Avusturya’dan da 65 milyon dolarlık ürüne vergi getirileceğini kaydetti.
Ne olmuştu?
2 Haziran 2020’de ABD Ticaret Temsilciliği Avusturya, Brezilya, Çek Cumhuriyeti, Avrupa Birliği, Hindistan, Endonezya, İtalya, İspanya, Türkiye ve Birleşik Krallık’ta uygulamaya giren ya da girmesi değerlendirilen dijital hizmet vergilerine ilişkin inceleme başlatmıştı.
Yapılan incelemelerin ardından 2021 yılı Ocak ayında ABD Ticari Temsilciliği, Avusturya, Hindistan, İtalya, İspanya, Türkiye ve Birleşik Krallık’ın kabul ettiği dijital hizmet vergilerinin Amerikalı dijital şirketlere karşı ayrımcılık yaptığı; bu vergilerin uluslararası vergilendirme ilkeleriyle bağdaşmadığı; ABD şirketleri üzerinde bu vergilerin yük oluşturduğu sonucuna varmıştı.