Ana Sayfa Blog Sayfa 1446

BioNTech aşısı, aile hekimliklerinde de uygulanmaya başlıyor

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, BioNTech aşısının devlet hastaneleri ve özel hastanelerin ardından, aile hekimleri tarafından da yapılabileceğini duyurdu. 

Koca, “Aşıya erişimde yeni kolaylıklar var. Biontech aşısı için artık kamu ve özel hastanelerle birlikte Aile hekimlerimiz de devrede. Bugünden itibaren e-nabız ve MHRS üzerinden randevu alabilirsiniz. Bu güce güvenin” dedi.

BioNTech saklama koşulları nedeniyle bugüne dek sadece belli başlı hastanelerde uygulanabiliyordu.

Türkiye 120 milyon doz aşı anlaşması yaptı

Çin‘den gelen Sinovac aşılarında yaşanan tedarik sorununun ardından Sağlık Bakanlığı, Pfizer/BioNTech’le yeni alım anlaşması yaptı.

Bakan Koca, BioNTech firmasının kurucu ortağı Prof. Dr. Uğur Şahin’in de katıldığı Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısında, Türkiye’ye 4 ay içinde 120 milyon doz BioNTech aşısı geleceğini duyurmuştu.

Şahin da, “Türkiye’ye haziran ayının sonuna kadar 30 milyon doz getirmek istiyoruz. Temmuz, ağustos ve eylül ayında tamamıyla 120 milyon dozu tamamlamak istiyoruz” demişti.

Aşı randevusu nasıl alınır?

Hastaneden randevu oluşturmak isteyen vatandaşlar, iki seçenek ile randevularını alabilirler. Bunlardan biri ALO 182’yi aramak. Diğer yöntem ise, MHRS internet adresi üzerinden T.C. Kimlik Numarası ve oluşturulan şifre ile birlikte randevu alabilirsiniz.

MHRS internet adresi üzerinden randevu almak için; üye değilseniz “Randevu Al” butonuna tıkladıktan sonra gelen ekrandan “Üye Ol” seçeneğini tıklayarak üyelik işleminizi gerçekleştirebilirsiniz.

Üye olduktan sonra “Randevu Al” butonuna tıklayarak T.C. Kimlik Numaranız ve şifreniz ile birlikte istediğiniz hastane ve hekimi seçerek randevunuzu oluşturabilirsiniz.

Redd grubundan Maçka Parkı’nda açık hava konseri: Dayanışmayla kazanacağız

Koronavirüs pandemisi nedeniyle konserlerin bir buçuk yıldır yapılamamasına ve sanatçıların bu dönemde ihtiyacı olan yardımı alamamasını protesto eden ünlü rock müzik grubu Redd, İstanbul Maçka Parkı’nda açık hava konseri verdi.

7 Haziran akşamı 19.00’da açık havada düzenlenen konsere yüzün üzerinde kişi katıldı. Konser boyunca kalabalığa Covid-19 önlemleri sık sık hatırlatıldı.

‘Dayanışmayla kazanacağız’

Grubun solisti Doğan Duru konser sonrasında yaptığı paylaşımda “Biz açık havada konser verdik, farkındalık için ve biliyoruz ki açık hava konserleri başlarsa bir tane konserimiz olmayacak. O konserlere kimlerin çıkacağı belli. Yine de oraya herkes için çıktık. Umarım faydamız dokunur” ifadelerini kullandı.

Redd tarafından yapılan açıklamada ise “Bugün 19.00’da Maçka Parkı’nda tüm müzik sektörü için bir eylem konseri gerçekleştirdik. müziğin susturulduğu bir ortamda, yüzün üzerinde insana redd şarkıları çaldık. sosyal mesafe kuralını hiçe saydığımıza ilişkin haberler çıktı. polis o sırada oradaydı, çaldık ve bitti herkes parklara, plajlara çıksın, çalsın. bu aymazlığa, bu ahmaklığa hep birlikte karşı çıkalım. yeri gelmişken, başta Sözcü Gazetesi olmak üzere mesajımızı yineleyelim… Alayınıza Redd!” denildi.

Ana akımdaki haberlere tepki

Ana akım medya kuruluşlarının konser haberini “Maçka Parkı’nda korona virüsü hiçe sayarak açık hava konseri verdiler!” şeklinde vermesine ise birçok tepki geldi.

İşçi Partisi Milletvekili Barış Atay, “Hiçe sayılan virüs değil, iktidarın hepimizi bir açık hava hapishanesine tıkmaya çalışan zihniyeti! Virüsle mücedele ediyoruz adı altında sanatı yok etmenize, yaşam tarzımıza müdahalelerinize izin vermeyeceğiz” dedi.

 

 

Kanada’da Müslüman aileye araçla saldırılmıştı: Polis nefret eylemi olabileceğini açıkladı

Kanada polisi, hafta sonu Kanada‘nın Ontario eyaletine bağlı Londra kentinde beş kişilik bir aileye kaldırımda yürürken yapılan araçlı saldırının ırkçı bir saldırı olabileceğini duyurdu.

Aileden dört kişinin hayatını kaybettiği saldırıda, polis ailenin İslam inancına sahip olduğu için hedef alındığını ve saldırının bir nefret eylemi olduğunu tahmin ettiklerini dile getirdi.

Saldırıya tepkiler

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, yaşanan saldırıyla ilgili Twitter hesabından bir taziye mesajı yayımladı ve müslümanlara yanlarında oldukları mesajını verdi:

Londra’daki Müslüman cemaatine ve ülkenin dört bir yanındaki Müslümanlara, yanınızda olduğumuzu bilin. İslamofobi’nin toplumumuzda kesinlikle yeri yok. Bu nefret sinsi ve alçakçadır, artık buna son verilmelidir.”

Kanadalı Müslümanlar Ulusal Konseyi (NCCM) Direktörü Mustafa Farooq da saldırıyla ilgili, “İddiaya göre bir adam arabasına bindi, sokakta yürüyen Müslüman bir aile gördü ve yaşamayı hak etmediklerine karar verdi” ifadelerini kullandı.

Farooq, bu saldırının Kanada topraklarına yapılan bir terör saldırısı olduğunu ve bu şekilde ele alınması gerektiğine dikkat çekti.

Ne olmuştu?

Hafta sonu meydana gelen saldırıda, 20 yaşındaki fail, olayın ardından kaçmaya çalışmış, ancak 7 kilometre sonra yakalanmıştı.

Saldırıda aynı aileden 74 ve 44 yaşlarında iki kadın, 46 yaşında bir erkek ve 15 yaşında bir kız çocuğu hayatını kaybetmiş, dokuz yaşındaki bir erkek çocuğu ise ağır yaralanmıştı. Hastaneye kaldırılan çocuğun hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi.

Ailenin 14 yıl önce Pakistan’dan Kanada’ya göç ettiği de belirtildi. Saldırının meydana geldiği yaklaşık 400 bin kişinin yaşadığı Londra kenti, ülkede Müslüman nüfusun en çok yaşadığı bölgelerden biri.

Salda Gölü’nün suyu ‘A Kalite’ diyen Bakanlığa cevap: Gelip bir bardak su için

Salda Gölü Koruma Derneği, Burdur‘un Yeşilova ilçesinde bulunan ve uzmanların doğal yaşamı olumsuz yönde etkileyeceği uyarılarına rağmen Millet Bahçesi inşaatının son hız devam ettiği Salda Gölü’ne civar köylerin kanalizasyon suyunun akmaya devam ettiğini söyledi.

Gölün renginin sarıya dönmesinin ardından açıklama yapan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, gölden su örnekleri toplandığını ve suyun içme suyuna yakın kalitede olduğunu duyurmuştu.

‘Gelip bir bardak su içsinler’

Dernek tarafından yapılan paylaşımda “Yetkililer Salda Gölü’nün suyunun A kalite, içme suyuna yakın olduğunu söylüyorlar. Ancak Salda Köyünün kanalizasyon suyu halen göle akıyor” denildi.

Yapılan başka bir paylaşımda ise “Yetkililer, Salda Gölü’nün suyunun içme suyuna yakın kalitade olduğunu söylüyor. İdda sahipleri, derenin gölle birleştiği bu noktadan bir bardak su içsinler” ifadeleri kullanıldı.

Libya Paris Anlaşması’nı onaylayacağını duyurdu

Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, hükümetinin Paris İklim Anlaşması‘nı imzalamaya karar verdiğini açıkladı.

Başkent Trablus‘ta Dünya Çevre Günü vesilesiyle düzenlenen bir törene katılan Dibeybe, “Libya, Paris İklim Anlaşmasını imzalamayan az sayıdaki ülkeden biri ve Ulusal Birlik Hükümeti bugün gurur ve sorumlulukla bu anlaşmayı imzalamaya karar verdi” ifadelerini kullandı.

‘Meclise sevk edilecek’

Anlaşmanın onaylanmak üzere meclise sevk edileceğini bildiren Dibeybe, “Ekosistem ve doğal kaynaklar üzerinde artan baskı konusunda dünyanın endişesini paylaşıyoruz.” dedi.

Libya Başbakanı, küresel sıcaklıktaki artışı sınırlamak ve makul sınırlar içinde tutmak olan öncelikli hedefe ulaşmak adına Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris İklim Anlaşması aracılığıyla gerçekleştirilecek iş birliğinin önemini vurguladı.

Böylece Türkiye dünya çapındaki 197 ülke arasında Paris İklim Anlaşması’nı onaylamayan beş ülke arasında kalmış oldu. Diğer ülkeler ise şu şekilde: İran, Eritre, Irak ve Yemen. 

Özkan: Utanç verici

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Emine Özkan, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Türkiye’nin anlaşmayı imzalayan ancak onaylamayan son beş ülke arasında kalması bizim açımızdan utanç verici” ifadelerini kullandı.

Türkiye Paris Anlaşması’nı meclisten geçirmemesine gerekçe olarak da gelişmiş ülke grubundan gelişmekte olan ülke grubuna geçirilmesi ve fon tarafından finansal destek sağlanması talebini öne sürüyor.

Türkiye’nin yeri geldiğinde kendisini gelişmiş bir ülke olarak konumlandırdığını belirten Özkan, “Paris’i onaylamama konusuna gelince gelişmekte olan ülke olması bahanesine sarılması oldukça tutarsız” görüşünü paylaştı.

‘Küresel hareketi yakalamalıyız’

Mevcut hükümetin tutumunun dünyada yükselen iklim rejimini yakalamamız ve hızla giden trene atlamamız konusunda bizi yavaşlattığına değinen Özkan, “Bu durumun akılla, mantıkla ve sağlıklı bir uluslararası anlayışla bağlantısını kuramıyorum” dedi.

İklim kriziyle mücadele konusunda bir irade ortaya koymanın ve küresel hareketin bir parçası haline gelmenin gerekliliğini dile getiren Özkan, “Mevcut hükümetin Paris’e taraf olma konusunda adım atacağını düşünmüyorum. Küresel mücadeleyi yakalayabilmemiz için yeni partilere alan açmamız gerekiyor” dedi.

 

Araştırma: NATO ülkeleri arasında en az güvenilen ülke Türkiye

Almanya Marshall Fonu ve Bertelsman Vakfı tarafından veri analizi şirketi Kantar‘a yaptırılan “Transatlantic Trends” isimli araştırmaya göre, NATO ülkeleri arasında en az güvenilen ortaklar yüzde 45 ile Polonya ve yüzde 23 ile Türkiye oldu.

En çok güvenilen ülkeler ise yüzde 75 ile Kanada, yüzde 73 ile Almanya ve İsveç oldu.

Araştırma biner kişilik örneklemle yapıldı

Araştırmaya Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Polonya, İspanya, İsveç, Türkiye, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) biner kişilik örneklem katıldı.

Sonuçlara göre, Avrupa Birliği ülkelerinden Almanya ve Hollanda’daki katılımcıların yüzde 76’sı, İsveç’teki katılımcıların yüzde 74’ü, İtalya’daki katılımcıların yüzde 73’ü, Fransa’daki katılımcıların yüzde 72’si Türkiye’yi güvenilmez buluyor.

ABD’deki katılımcıların da yüzde 42’si Türkiye’yi güvenilmez buluyor.

Türkiye’den katılımcıların en fazla güvendiği ülke ise yüzde 54 ile Almanya oldu. Fransa’ya güvenenlerin oranı yüzde 26, ABD’ye güvenenlerin oranı da yüzde 23.

Ülkelerdeki demokrasi durumu

Araştırmaya katılan İtalya’daki katılımcıların yüzde 65’i, Türkiye’deki katılımcıların yüzde 63’ü, Polonya’daki katılımcıların da yüzde 61’i ülkelerindeki demokrasinin durumu hakkında negatif görüşe sahip.

Türkiye’den katılımcıların yüzde 39’u, İtalya’daki katılımcıların yüzde 27’si, Polonya’daki katılımcıların ise yüzde 30’u demokrasinin tehlikede olduğunu söyledi.

Teknoloji kullanımı

Koronavirüs salgını sonrası yükselen teknoloji kullanımına uyum sağlama konusunda ülkeler bazında en olumlu notu ABD, Türkiye ve İsveç’ten katılımcılar verdi.

AKP destekçilerinin yüzde 84’ü Türkiye’nin teknolojik gelişime ayak uydurduğunu düşünürken, CHP destekçilerinin yüzde 49’u bu görüşte.

Çin ile ilgili algı

Araştırma, koronavirüs salgını sonrası Çin ile ilgili algının daha da kötüleştiğini ortaya koydu.

Türkiye’deki katılımcıların yüzde 34’ü, Polonya’daki katılımcıların yüzde 35’i, İtalya’daki katılımcıların da yüzde 36’sı  Çin ile ilgili pozitif bir algıya sahip.

Türkiye’den yüzde 44, Almanya ve İsveç’ten yüzde 69’luk bir kesim insan hakları konusunda Çin’e daha sert bir tutum gösterilmesi gerektiğini düşünüyor.

Göç konusu

Araştırmada, göç konusu katılımcıların yüzde 40’ı tarafından çok olumsuz veya olumsuz olarak değerlendiriliyor. İsveç için bu oran yüzde 12’yken, Türkiye için yüzde 16.

Türkiye’den katılımcıların yüzde 58’i göçün olumlu veya olumsuz olduğu konusunda kararsız olduğunu belirtmiş.

Türkiye’den katılımcıların yüzde 60’ı, Fransa’dan katılımcıların yüzde 56’sı, İtalya’dan katılımcıların yüzde 54’ü göç konusunda daha sıkı bir politika izlenmesi gerektiğini düşünüyor.

Tehlike büyüyor: Atmosferdeki karbondioksit oranı yine rekor kırdı

Küresel iklim değişikliğine neden olan atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu mayıs ayında yeni bir rekor kırdı.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne (NOAA) bağlı olarak Hawaii’de faaliyet gösteren Mauna Loa İstasyonu tarafından yapılan açıklamada 2021 yılının mayıs ayı ortalamasının 419,13 ppm (milyonda bir parçacık) olarak ölçüldüğü belirtildi.

Bu rakam geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 1,82 ppm daha yüksek. Böylece sanayileşme öncesi dönemde 280 ppm olan karbondioksit yoğunluğu yüzde 50 oranında yükselmiş oldu.

Normal bir dengede bitkilerin büyümeye başladığı bahar ve yaz aylarında, kara ve denizdeki bitkiler gerçekleştirdikleri fotosentez ile birlikte atmosferden karbondioksit çekiyor. Kasım ayında ise karbondioksit oranı en düşük seviyeye iniyor.

Ancak kış aylarında da tersi bir süreç izleniyor ve bitkilerin ölmeye başlamasıyla atmosferdeki karbondioksit miktarı artmaya başlıyor. Mayıs ayı civarında ise karbondioksit miktarı en yüksek seviyeye çıkıyor. Ancak günümüzde sıkıntılı olan durum bu döngülerin dışında karbondioksit oranlarının her yıl yeni rekorlar kırması.

Güvenli sınır çoktan aşıldı

Atmosferdeki milyon parçacık içindeki karbondioksit yoğunluğunu gösteren bu değerin 350 ppm’in üstüne çıkması iklim değişikliği açısından güvenilir sınırın aşıldığı anlamına geliyor.

İstasyon tarafından 1958 yılının Mart ayında yapılan ilk ölçümde bu değer 317,71 ppm olarak tespit edilmişti. 350 ppm’lik güvenilir sınır ise aylık ortalama bakımından ilk defa 1988’in Ocak ayında ölçülen 350,39 ppm ile aşılmıştı.

Sebebi insan faaliyetleri

Hükümetler Arası İklim Paneli (IPCC) 1,5 derece Raporu’nda binlerce bilim insanı iklim değişikliği ile havadaki karbondioksit miktarı arasında bağlantı bulunduğunu ve bunun sebebinin insanların faaliyetleri olduğunu belirtiyor.

Aynı zamanda bilim insanları 1,5 derece ısınma limiti aşıldığında birçok türün yok olacağı, sel ve kuraklık gibi felaketlerin çok daha fazla görüleceğini söylüyor. Bunun için yapılması gereken ise eşi benzeri görülmemiş önlemler alarak ülkelerin karbon emisyonlarını bir an önce sıfırlamaları.

‘En erken tarihte sıfırlamalıyız’

NOAA’nın Küresel İzleme Laboratuvarı’nda kıdemli bir bilim insanı olan Pieter Tans, karbondioksitin açık ara en bol insan kaynaklı sera gazı olduğunu ve yayıldıktan sonra atmosferde ve okyanuslarda binlerce yıl devam ettiğini belirtti.

Atmosfere yılda yaklaşık 40 milyar metrik ton karbondioksit kirliliği eklediğimizi dile getiren Tans, “Bu, Dünya’dan kazıp çıkardığımız, yaktığımız ve her yıl karbondioksit olarak atmosfere saldığımız bir karbon dağı. İklim değişikliği felaketinden kaçınmak istiyorsak, en yüksek öncelik karbondioksit kirliliğini mümkün olan en erken tarihte sıfıra indirmek olmalıdır” dedi.

 

 

Kadın Emeği Pazarı etkinliği, Üsküdar Kaymakamlığı tarafından engellendi

Dün Üsküdar Meydanı‘nda başlaması planlanan İstanbul Gönüllüleri Kadın Emeği Pazarı, Üsküdar Kaymakamlığı‘nın gece yarısı tebligatıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) birimlerinin çabalarına rağmen engellendi.

Ancak, İBB ve Üsküdar Kaymakamlığı arasında yapılan görüşmeler sonuç verdi ve Kadın Emeği Pazarı etkinliğinin yarın Üsküdar Marmaray çıkışında açılacağı duyuruldu.

Üsküdar Meydanı, İBB’nin sorumluluk alanında bulunuyor.

İstanbul Gönüllüleri’nden açıklama

İstanbul Gönüllüleri tarafından konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada, etkinliğin başlamasının engellenmesi şöyle duyuruldu:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait Üsküdar Meydanı’nda bugün başlayacak Kadın Emeği Pazarı etkinliğimiz, Üsküdar Kaymakamlığı’nın gece yarısı (07.06.2021 tarihli) yaptığı tebligat ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi birimlerinin tüm çabasına rağmen engellenmiştir.

İstanbullu emekçi kadınların el emeği ürünlerini satarak ev ekonomilerine katkı sağlaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.”

Üsküdar Belediyesi, Üsküdar Meydanı’nda Kadın Emeği Pazarı’nın açılmasına engel olmak için alanda nöbet tuttu.

Haftalardır Kadın Emeği Pazarı için hazırlanan kadınlar ise, tezgahlarını açabilmek için Üsküdar Meydanı’nda bekledi.

İBB Zabıta Daire Başkanlığı da Kadın Emeği Pazarı’nın açılabilmesi için Üsküdar meydanında zabıta ekiplerini görevlendirdi.

Yapılan görüşmeler sonucunda çarşamba günü etkinliğin başlamasına izin verildi.

HDP’ye yeniden kapatma davası

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP‘nin kapatılması istemiyle yeniden dava açtı. İddianame, Anayasa Mahkemesi’ne gönderildi.

850 sayfalık iddianamede, yaklaşık 500 partili hakkında siyasi yasak konulması ve partinin banka hesabına tedbir konulması da istendi.  

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, geçen hafta bir tv kanalında katıldığı programda, HDP’ye ilişkin iddianameyi yeniden hazırladıklarını ve en kısa sürede tekrar AYM’ye göndereceklerini söylemişti.

İlk iddianame ‘eksiklik’ gerekçesiyle geri gönderilmişti

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, 2 Mart’ta re’sen inceleme başlattığı HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. İddianame ile 13 yılın ardından ilk kez bir siyasi parti hakkında kapatılması istemiyle dava açılmış oldu.

“Aslında HDP ile PKK/KCK arasında bir fark yoktur. HDP silahlı terör örgütü PKK/KCK’nın siyasi görünümlü bir uzantısıdır” ifadesi yer alan iddianamede,  Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan, Mithat Sancar, Sezai Temelli, Sırrı Süreyya Önder’in de aralarında bulunduğu 687 kişi için siyaset yasağı talep edilmişti.

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davada, bazı eksiklikler tespit ettiği iddianameyi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iade etti. AYM tarafından iddianamenin iadesiyle ilgili yapılan açıklamada, kişilerin eylemlerine açıkça yer verilmediği, haklarındaki soruşturma ve kovuşturmalara atıfta bulunulduğu, bu durumun da değerlendirmeyi imkansız kıldığı ifade edilmişti. 

[Hayvan Hakları Yasası nerede?] ‘Konya’da yılkı atlarına işkence yapılıyor, kesilip et sucuk üretiliyor’

Konya Karaman’da 2005 yıllarında yaklaşık 150 olan yılkı atı sayısı, yıllar içinde yaklaşık bine ulaştı. Dağ eteklerindeki köylülerin ekili arazilerine zarar verdiği gerekçesiyle ‘toplatılması’ kararı alınan atlar için Kırgız bir firmaya ihale verildi.

Yılkı atlarının toplatıldıkları sırada çeşitli işkencelere maruz kaldığını ifade eden Konya Hayvanları ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Ümit Sürmeli, “Bu hayvanların da sözde bir kısmı sahiplendiriliyor, bir kısmı ise buradan yurt dışına gönderiliyor. Bu hayvanlar bizim tahminlerimize göre et ve sucuk yapılıyor” dedi.

Karapınar ilçesine bağlı Oymalı Mahallesi’nde Kırgızlı firmaya 100 yılkı atı toplama ihalesi verildiğini belirten Sürmeli, “Bu canlar etrafı tel örgülerle çevrili yerlerde toplanıyor ve günlerce aç susuşuz bırakılıyor.  Atlar toplatılırken birçok işkence ile karşı karşıya kalıyor. Yakalanan canların ayakları bağlanıyor ve dağdan yere bere içerisinde sürüklenerek eziyet çektiriliyor. Bunların yanında doğum yapan ve ölen atlar ise, parçalara bölünerek köpeklere yem ediliyor. Bölge halkı da yaşanan bu vahşete şahit ve birçoğu durumdan rahatsız” diye konuştu.

‘Yetkili kurumlar suçu birbirine atıyor’

Yılkı atlarının toplatılmasına kimin izin verdiğini tespit edemediklerini belirten Sürmeli atların akıbetine dair yetkililerden bilgi alamadıklarını anlattı:

“Bu vahşeti öğrendikten sonra Milli Parklar ve Doğayı Koruma Müdürlüğü, Karapınar İlçe Tarım Müdürlüğü ve Karapınar Kaymakamlığı’nı aradık ama kimse net bir şey söylemiyor. Hayvanların toplatılma iznine ilişkin hepsi suçu birbirine atıyor.

Buna benzer bir olay 2018 yılında İsmil Mahallesi’nde de yaşanmıştı. Bir türlü ders alınmıyor. Bugüne kadar kaç yılkı atının telef olduğunu bilmiyoruz. Yaban koyunları korunamıyor, yaban keçileri ava açılıyor, yılkı atları vicdan ve merhametten yoksun kişilere teslim ediliyor. Tüm hayvan severleri bu olayın aydınlatılması için göreve çağırıyoruz.”