Ana Sayfa Blog Sayfa 1447

Biyokütle santraline karşı çıkan Çöçellilere jandarma müdahalesi

Maraş’ın Çöçelli mahallesi yakınlarına kurulan iki çimento fabrikasının ardından bu kez de Biyokütle Enerji Santrali kurulması için çalışmalar başladı. Santralin yapılmasını istemeyen ve çalışmaları durdurmak isteyen köylülere jandarma müdahale etti.

ECO Ticaret Anonim Şirketi tarafından kurulmak istenen santral, Çöçelli köyüne yaklaşık 350 metre mesafede bulunuyor. Başlayan inşaat çalışmaları dün köylüler sayesinde durdurulmuştu.

Biber gazıyla müdahale

Çalışmaların başlaması üzerine tekrar toplanan köylülere, jandarma yakın mesafeden biber gazı sıktı. Ovama Dokunma hesabından yapılan paylaşımda saldırı anlarının videosu da yayınlandı.

Köylerinin yakınındaki iki çimento fabrikası nedeniyle ürün rekoltelerinin yarı yarıya azaldığını belirten bölge halkı, santral ile birlikte yaşam alanlarının iyice tehlikeye gireceğini öne sürüyor.

Hazine tarafından tahsis edilen 88 bin 500 metrekarelik alan üzerine 20.5 milyon Euro harcamayla yapılması planlanan Biyokütle Enerji Santrali, 10 MW kapasiteli olacak.  Santralde günde yaklaşık 100 ton biyokütle malzeme yakılarak, 75 bn MWe elektrik üretilmesi planlanıyor.

Ahmet Şık’a re’sen iki soruşturma

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık hakkında katıldığı canlı yayınlardaki ifadeleri nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iki ayrı soruşturma açıldı.

Başsavcılık tarafından yapılan açıklamalarda, “…Bu devlet katil…. bu devleti yıkmamız gerekiyor…. evet Türkiye Cumhuriyeti devleti bir katil devlettir” ve “Şunu açıklıkla ifade edeyim mi, eğer AKP, bu iktidar bloğu vatansever ve ben terörist isem, onlar gibi vatansever olmaktansa teröristlerin başımın üzerinde yeri var…. O iktidarı zayıflatacak her türlü politika, bu iktidarın köpek dişlerini kıracak, azı dişlerini çekecek her şey meşrudur” sözleri üzerine re’sen soruşturma açıldığı belirtildi.

‘Bana kızanlar şimdi Peker’den öğreniyor’

Önceki gün Medyascope’ta katıldığı programda Sedat Peker‘in videolarını değerlendiren Şık şöyle konuşmuştu: “Bana hep ‘Devlete katil demiş adam’ deniyor. Evet, devlet katil kardeşim. Şimdi bana bunu söylediğim için kızanlar, Sedat Peker’in devletin katil olduğunu anlattığı videolarda ‘Aa öyle miymiş’ diyorlar ya da alkışlıyorlar. Evet, Türkiye’nin devleti katildir, bu kadar. Tıpkı dünyanın diğer devletleri gibi. En ileri demokrasilerin örnek alındığı ülkelerin tarihinde de kolonizasyon sürecinden ellerine bulaşmış ve ne kadar yıkasalar da çıkmayacak kan vardır. Bütün devletlerin tarihi kanlıdır. Türkiye bundan azade değil ki.”

2019 yılının mart ayında TELE1’de katıldığı ‘Türkiye’nin Seçimi’ programında söyledikleri de soruşturma konusu olan Şık, “Şunu açıklıkla ifade edeyim mi, eğer AKP, bu iktidar bloğu vatansever ve ben terörist ise, onlar gibi vatansever olmaktansa teröristlerin başımın üzerinde yeri var… O iktidarı zayıflatacak her türlü politika, bu iktidarın köpek dişlerini kıracak, azı dişlerini çekecek her şey meşrudur” demişti.

‘Yargılanacaksam eksik tespit yaptığım için olmalı’

Hakkında açılan soruşturmalarla ilgili sosyal medya hesabından açıklama yapan Şık, “Devlet katil sözlerim nedeniyle eleştirileceksem/yargılanacaksam eksik tespit yaptığım için bu olmalı. Çünkü devlet seri cinayetler işleten bir katildir. Hiçbir devlet yoktur ki elinde kan olmasın” ifadelerini kullandı.

https://twitter.com/sahmetsahmet/status/1401863159644893186

Aynı savcılıktan aynı suçlamaya ‘ifade özgürlüğü’ kararı

AKP’den Peker yanıtı: Hatamız varsa düzeltiriz, Meclis’i alet etmeyin

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Sedat Peker‘in İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile ilgili iddialarına yönelik muhalefetin ‘acil komisyon kurulması’ talebinin sorulması üzerine şunları söyledi:

“Meclis; kendi gündemine hâkim olan, ne yaptığını bilen bir kurum. Biz Meclis’imizi, mafya liderlerinin gündemiyle değerlendirmeyiz. AK Parti’yi 20 yıldır iktidar yapan en büyük özellik, halkına rağmen iş yapmamasıdır. Hatasını görmesidir. AK Parti’nin hatası varsa gereğini AK Parti yapmak durumundadır, yaparız ama Meclis’imizi bir adamın ekran karşısındaki konuşmalardan yola çıkarak belirlemenin doğru olmadığı kanaatindeyim.

Muhalefetin Sedat Peker’den başka gündemi yok

Sedat Peker’den başka gündemleri yok gibi ‘Meclis bunu yapsın, mahkeme bunu yapsın, bakan bunu yapsın’ demenin CHP’ye de faydası yok. Yarın CHP grubu var, Sedat Peker kasetini koysunlar, izletsinler. Bunu yapmadılar mı? iz Meclis’imizi planlanmış yapıların sözcüsü haline getirmeyeceğiz. İlgili kurumlar gereğini yapmaktadırlar. Sayın Soylu da Sayın Yıldırım da mahkemeye başvurmadılar mı?”

Temiz siyaset isteyen insanlarız, ama…

Biz temiz siyaseti isteyen insanlarız ama asla Meclis’imizi yanlış politikalara alet etmeyeceğiz. Bir kişinin ne söylediği kadar nerede söylediği de kıymetlidir. Türkiye düşmanlığıyla bilinen bir ülkenin otelinde konuşuyor. Biz bu oyunlara gelmeyeceğiz. Hatalarımız varsa temizleriz, gereğini yaparız kaldı ki mafya ile AK Parti en son bir araya gelecek iki kavramdır.”

Eskiden mafya manşetleri vardı, şimdi yok

Türkiye’de kendilerinden önce değnekçilik, çetecilik mafyacılık olaylarının her gün manşetlerde olduğunu, artık bu haberlerin olmadığını söyleyen Turan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ama insanız hatamız vardır eksiğimiz vardır, bunları temizleriz. Ama Meclis’imizin alet edilmesini doğru bulmuyoruz. ‘Eskiden yol yürüyordunuz’ diyorlar, haksızlık bu, hukukun dışında hiçbir şey talep etmeyiz. 2015 yılı Sedat Peker miting yapıyor, Ömer Çelik Bey’e soruluyor, Ömer Bey daha 2015 yılında ‘bizim genel prensibimiz bellidir birtakım organizasyonlar varsa bunlara karşı çıkarız, bunların AK Parti ile organik bağı yok’ diyor.”

10 bin dolar açıklaması: AKP denmedi, vekil denmedi

Bülent Turan, İçişleri Bakanı’nın Süleyman Soylu’nun dile getirdiği ayda 10 bin dolar alan siyasetçiyle ilgili iddiaya “Hukukun gereği neyse yapmak lazım 10 bin dolar ya da başka bir şey elde ne varsa ortaya konulmalı, AK Parti denilmedi, vekil denilmedi, siyasetçi denildi, benzer ithamlar bizi yoran, Meclis’i yoran ithamlardır. Kimin elinde bilgi belge varsa savcılarla paylaşmalı. Meclis bu tür gündemden kurtulmalı” yanıtı verdi.

 

[Dünya Gıda Güvenliği Günü] Fikret Adaman: Gıda krizi neoliberal sistemle derinleşti

Dünyada herkesin güvenli ve kaliteli beslenmeye hakkının olduğu görüşünden yola çıkarak ilan edilen 7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü bu yıl üçüncü kez kutlanıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) bu yılın temasını “Sağlıklı Bir Yarın İçin Şimdi Güvenli Gıda” olarak duyurdu.

Yeşil Devrim’in getirdiği sorunlar

Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nde öğretim üyesi, Prof. Dr. Fikret Adaman, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada gıda güvenliği önündeki engellerin üç başlıkta incelenebileceğini söyledi.

Neoliberal sistemle birlikte derinleşen sorunlara değinen Adaman “Yeşil Devrim ile birlikte monokültür, suni gübre kullanımı, tarımsal zehir kullanımının yaygınlaştığı ve potansiyel olarak genetiğiyle oynanmış gıdaların bizi beklediği bir dünyadan bahsediyoruz. Bu ciddi bir sıkıntı” dedi.

‘Gıdaya ulaşma imkanı var mı?’

Gıda güvenliği ve gıda güvencesi başlıklarının bir arada ele alınması gerektiğini savunan Prof. Dr. Adaman, “Kaliteli gıda imkanımız olsa bile bu gıdaya ulaşma imkanımız var mı bunu sormak gerekiyor. Parasal nedenlerle gıdaya ulaşma imkanı yoksa bu da ikinci bir sıkıntı” ifadelerini kullandı.

FAO tarafından hazırlanan Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu raporuna göre 2019’da dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birinin güvenli, besleyici ve yeterli gıdaya düzenli erişimi yoktu.

‘Ne yiyeceğimizi biliyor muyuz?’

Prof. Dr. Adaman gıda güvenliğinin üçüncü boyutunun ise diyet meselesiyle ilgili olduğunu söyledi. “Ne yiyeceğimizi biliyor muyuz?” sorusunu yönelten Adaman parasızlık veya farkındalık eksikliğinden insanların kötü gıdaya yönlendiğini belirtti.

Kötü diyet tercihleri sebebiyle obezite sorunun da arttığına dikkat çeken Adaman, “Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de obezitenin görülme oranı toplamda yüzde 30,3” dedi.

Adaman, gıda güvenliğinin sağlanması için bütün bu boyutların ele alınması gerektiği yorumunu yaptı.

İPM’den Sürdürülebilir Beslenme webinarı

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) ev sahipliğinde düzenlenen Gıdanın Politik Ekolojisi webinar serisinin bu haftaki konusu da “Sürdürülebilir Beslenme” olarak belirlendi.

9 Haziran Çarşamba günü saat 15.00’te gerçekleştirilecek etkinlikte konuşmacı olarak Sürdürülebilir Yaşam Derneği’nden Prof. Dr. Emine Aksoydan ve Ege Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden
Doç. Dr. Reci Meseri yer alacak. Etkinliğinin kolaylaştırıcılığını ise Fikret Adaman üstlenecek.

“Sürdürülebilir beslenmeden ne anlıyoruz?” ve “Yeterli ve dengeli beslenme ne anlama gelmektedir?” sorularının gündeme alınacağı etkinlikte  beslenmemizin tarihsel olarak nasıl bir süreç izlediği,  bugün gerek dünyada gerek Türkiye’de mevcut resmin bize ne anlam ifade ettiği, ne tür politikalarla hem sürdürülebilir hem de sağlıklı ve dengeli bir beslenmeye geçebileceğimiz sorgulanacak ve bu politikaların ekonomi-politik bağlamında değerlendirilmesi yapılacak.
Etkinliğe kayıt yaptırmak isteyenlerin bu adres üzerinden kayıt formu doldurması gerekiyor.

Elazığ sekiz gündür alevler içinde: Sadece orman değil insanlık da yanıyor

Elazığ’ın Arıcak ilçesinde yer alan Yoğunbilek (Nerbiş), Çevrecik (Wışkıla) köyleri ile Diyarbakır’ın Dicle ilçesine bağlı Kurşunlu (Pirejman) köyleri arasında çıkan orman yangını sekiz gündür devam ediyor.

Kurşunlu Dağı yamaçlarındaki ormanlık alanda çıkan yangın rüzgarın da etkisiyle yerleşim yerlerine kadar ulaştı. Bölge halkı ise yangına müdahale edilmemesinden şikayetçi.

‘Dumandan boğuluyoruz’

Yoğunbilek Köyü’nden Veysel Gülşe Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada yangının dumanlarının 15 kilometre uzaklıktaki kendi köylerine kadar ulaştığını söyledi. Gülşe, “Geceleri pencereleri açamıyoruz. Dumandan boğuluyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu süre zarfında yetkililerin yangına müdahale etmediğini dile getiren Gülşe, yangın başladığında yetkililere haber verildiğini ancak askeri operasyon gerekçe gösterilerek yangına müdahale edilmediğini söyledi.

‘Köylüler kendi imkanlarıyla söndürmeye çalışıyor’

“İki tane iş makinesi var alanda. Onu da formaliteden koymuşlar” diyen Gülşe, bölge halkının yangına kendi çabalarıyla müdahale etmeye çalıştığını söyledi.

Gülşe yaptığı açıklamada “Civardaki köylüler kendi imkanlarıyla söndürmeye çalışıyor ama ateşin yanına yaklaşılmıyor ki. Otluklar da kurumuş zaten. Rüzgar da aldığını alıp götürüyor” dedi.

‘Halk köylerini terk etmek istemiyor’

Alevlerin Çevrecik köyünün çok yakınına kadar ulaştığını belirten Gülşe, “Çevrecik köyündekiler tehlike altında. Köyün boşaltılmasını istediler ama onlar da gitmek istemiyor. Biz gitmeyeceğiz siz yangını söndürün’ diyorlar” ifadelerini kullandı.

“Burası yok olmak üzere. Bu bir vicadni mesele. Sadece orman değil insanlık da yanıyor” diyen Gülşe, kamuoyuna Elazığ ile destek göstermeleri çağrısında bulundu.

Elazığ Valiliği’nden açıklama

Öte yandan Elazığ Valiliği ise yangına ilişkin bugün bir açıklama yayınladı. Yapılan açıklamada yangının sekiz gün önce değil dört gün önce başladığı iddia edildi.

Açıklamada “Görese bölgesi Kurşunlu Dağı yamaçlarında çıkan orman yangınını söndürme çalışmalarının Orman Bölge Müdürlüğü, jandarma, İl Özel İdare, ilçe ve belde belediye personeli ve araç-gereç desteğiyle devam ediyor. Yangının yerleşim yerlerine sıçramaması için şerit açma, söndürme ve soğutma gibi gerekli müdahaleler yapılmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Ancak bölge halkına göre bu açıklama gerçeği yansıtmıyor.

 

 

G7 Zirvesi’ne doğru: Zengin ülkeler denizaşırı doğal gaz yatırımıyla iklim taahhütlerini bozuyor

G7 Zirvesi öncesinde yayınlanan yeni bir rapor zengin kuzey ülkelerinin güneydeki doğal gaz projelerini finanse ederek iklim taahhütlerini bozduğunu ortaya koydu.

Rapora göre bu ülkeler küresel ısıtmaya katkıda bulunan bir fosil yakıt olan doğal gaz projelerini finanse etmek için 2017 ile 2019 yılları arasında 16 milyar dolar harcadı.

Fosil yakıta bağımlı hale getiriliyor

Bu miktar rüzgar ve güneş enerjisi projeleri için ayrılan bütçenin neredeyse dört katından fazlasına denk geliyor. Daha temiz ve giderek daha ucuz hale gelen enerji alternatifleri olmasına rağmen düşük ve orta gelirli ülkeler fosil yakıt ekonomisine bağımlı hale getiriliyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın raporuna göre küresel ısıtmayı endüstri öncesi döneme kıyasla 1.5 derece ile sınırlamak için hiçbir yeni petrol, doğal gaz ve kömür projesinin yapılmaması gerekiyor. Bu sebeple bu projelerin birçoğunun 30 yıllık dönemleri sona ermeden önce atıl varlıklar haline gelmeleri ise oldukça muhtemel.

Fotoğraf: Shutterstock

Kamu finansmanlarının yüzde 48’ini ayırdılar

The Guardian’ın aktardığı rapora göre ABD, Japonya ve Çin küresel güneyde doğal gaz projeleri için kamu finansmanlarının yüzde 48’ini ayırdı. Dünya Bankası ise yüzde 12’lik bir pay ayırdı.

Çalışmanın baş yazarı Greg Muttitt, “Avustralya ve ABD gibi ülkeler sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatlarını büyük ölçüde genişlettikçe, yeni gaz altyapısını destekleyen kamu parası, güney ülkelerinin ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olmaktan çok güçlü çıkarlara hizmet etmeye yönelik görünüyor” dedi.

‘Geçiş yakıtı’ olarak pazarlanmak isteniyor

Rapor yeni doğal gaz projelerinin Paris İklim Anlaşması ile tutarsız olduğuna vurgu yapıyor. 1,5 derece senaryosuna göre küresel doğal gaz tüketiminin 2050 yılına kadar yüzde 55 azalması gerekiyor. Projelerin birçoğunun ise 30 yıllık bir ömürleri oluyor.

Petrokimya endüstrisi uzun zamandır doğal gazın iklime petrol veya kömürden daha az zarar veren bir “geçiş yakıtı” olduğunu iddia ediyor. Ancak metan sızıntılarının neden olduğu hasar, emisyonları azaltmanın aciliyeti ve yenilenebilir enerji fiyatlarındaki düşüş bu argümanı baltalıyor.

Tüm fosil yakıtları kapsamalı

Birleşik Krallık gibi bazı ülkeler ve Avrupa Yatırım Bankası dahil olmak üzere uluslararası finansman kuruluşları Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda yeni doğal gaz ve petrol arayışı için denizaşırı fon desteğini sonlandırma kararı verdi.

Önümüzdeki hafta Cornwall’da yapılacak G7 zirvesi öncesinde kampanyacılar diğer büyük fon sağlayıcıları da aynısını yapmaya davet ediyor. 2020 yılında aralarında Dünya Bankası’nın da yer aldığı kalkınma bankaları fosil yakıt desteğinin yüzde 75’ini doğal gaz projelerine harcadı.

Geçtiğimiz hafta G7 çevre bakanları kömür projeleri için kamu finansmanının sona erdiğini duyurdu, ancak birçok bilim insanı ve sivil toplum aktivisti bunun tüm fosil yakıtları kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğini söylüyor.

 

Cem Özdemir: Rusya ve Türkiye, Almanya Yeşillerine yönelik karalama kampanyası yapıyor

Almanya Yeşiller Partisi milletvekili Cem Özdemir, partisine ve başbakan adayları Annalena Baerbock’a yönelik karalama çalışmalarının arkasında Türk aktivistler ile Kremlin’in olduğunu iddia etti.

Tagesspiegel Gazetesi‘nin sorularını yanıtlayan Özdemir, “Annalena ve biz Yeşillere karşı internette yürütülen karalama kampanyasında sadece ulusal düzeyde değil, Putin ve onun istihbarat servisleri ve Türk aktivistler aracılığı ile de saldırıda bulunuluyor. Bu yaşanan, yeni bir boyut” ifadelerini kullandı.

‘Putin ve Erdoğan Yeşiller’i seçmezdi’

“Bunun arkasında Rusya ve Türkiye’nin olduğuna dair kanıtınız var mı?” şeklindeki soruyu ise Özdemir, “Bu konuya ilişkin olarak güvenlik makamları ile görüşüyoruz. Moskova ve Ankara’nın isteyeceği partner olmayacağımızı göz önünde bulundurmak gerekiyor. Putin ve Erdoğan, kuşkusuz Yeşiller’i seçmezdi” sözleriyle yanıtladı.

Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde Yeşiller partisinin başbakan adayı olarak olarak yarışan Annalena Baerbock hakkında sosyal medyada hakaret içerikli paylaşımlar ve yanlış bilgiler içeren haberler dikkat çekiyor.

‘Otoriter yöneticilere farklı tutum benimseyeceğiz’

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, Yeşiller partisinin eş başkanı Özdemir, partisinin dış politikasına ilişkin sorulara yanıt verdi. Alman hükümetinin “otoriter yöneticilere” yönelik tutumunu eleştiren Yeşiller partisinin, neyi farklı yapacağı yönündeki bir soruyu Özdemir şu sözlerle yanıtladı:

“Liberal demokrasiler yoğun bir şekilde sınanıyorlar. Sistemlerin sert bir rekabeti ile karşı karşıyayız. Buradaki soru şu: Çocuklarımız, Pekin, Moskova veya Ankara’daki otoriter yöneticilerin belirlediği kurallar ve standartların geçerli olduğu bir dünyada mı yaşayacak? Veya özgür, hukukun üstünlüğünün, güvenirliğin ve ahde vefanın geçerli olduğu bir dünyada mı? Otoriter yöneticileri kucaklayacağımız bir yerde olmayacağız.”

“Otoriter devletlerle aşılması halinde bunun bedelini ödeyecekleri kırmızı çizgilerimizi belirleyeceğiz” diyen Cem Özdemir, diyaloğu sürdüreceklerini ancak “ekonomik açıdan daha sert” olacaklarını da kaydetti.

G7 ülkelerine uyarı: İklim krizi ekonomide pandeminin iki katı küçülme yaratacak

Dünyanın en büyük ekonomilerinin bir araya geleceği G7 Zirvesi öncesinde yayınlanan araştırmaya göre, zengin ülkelerin ekonomileri, artan sera gazı emisyonlarıyla mücadele edemezlerse, Covid-19 krizinde olduğundan iki kat daha fazla küçülecek.

G7 ülkeleri, sıcaklıkların endüstri öncesi dönemine kıyasla 2,6 derece artması durumunda 30 yıl içinde gayri safi yurt içi hasılalarının yüzde 8.5’ini kaybedecek.

Pandemide ekonomileri yüzde 4,2 daraldı

Oxfam ve Swiss Re Enstitüsü tarafından yürütülen çalışmaya göre G7 ülkelerinin ekonomileri koronavirüs pandemisinde ortalama yüzde 4,2 oranında daraldı. Ancak 2050 yılına kadar iklim krizinden kaynaklanan ekonomik kayıplar, kabaca her yıl iki kez benzer bir kriz yaşama ölçeğinde olacak.

Birleşik Krallık ekonomisi, Paris İklim Anlaşması’nın hedeflerine ulaşılması durumunda yüzde 2,4 değer kaybedecek. 2050 yılına kadar mevcut politikalar ve tahminler geçerli olursa bu oran yüzde 6.5’e yükselecek.

Fotoğraf: Ocean Rebellion

Diğer ülkeler daha da kötü etkilenecek

bianet’in haberleştirdiği araştırmaya göre 2,6 derecelik sıcaklık artışı nedeniyle ekonomisi dörtte bir oranında küçülecek olan Hindistan da dahil olmak üzere diğer ülkeler çok daha kötü etkilenecek.

Avustralya üretiminin yüzde 12,5’ini kaybedecek ve Güney Kore ekonomik potansiyelinin neredeyse onda birini kaybedecek.

G7 liderleri Cuma günü toplanıyor

G7 ülkelerinin liderleri (Birleşik Krallık, ABD, Japonya, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya ve AB) küresel ekonomi, Covid-19 aşıları, ticaret vergileri ve iklimi görüşmek üzere cuma günü Cornwall‘da bir araya gelecek.

Sigorta şirketi Swiss Re tarafından yapılan modelleme, kuraklık ve sel gibi aşırı hava koşullarının yanı sıra tarımsal üretkenlik, sağlık ve ısı stresi üzerindeki etkiler de dahil olmak üzere iklim bozulmasının tahmin edilen doğrudan etkilerini hesaba kattı.

Swiss Re’nin grup baş ekonomisti Jerome Haegeli “İklim değişikliği küresel ekonomi için uzun vadeli bir numaralı risk ve bulunduğumuz yerde kalmak bir seçenek değil – G7 ülkeleri tarafından daha fazla ilerlemeye ihtiyacımız var. Konu, yalnızca CO2’yi azaltma yükümlülükleri değil, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelere de yardım etmeleri gerektiği anlamına da geliyor” yorumunu yaptı.

‘Diplomatik sınır zorlanmalı’

Sera gazı emisyonlarının bu yıl, Covid-19 resesyonundan kaynaklanan toparlanma ve artan kömür kullanımı nedeniyle ikinci en yüksek sıçramayı gerçekleştirmesi bekleniyor.

Oxfam GB’nin CEO’su Danny Sriskandarajah “İklim krizi zaten yoksul ülkelerdeki yaşamları mahvediyor, ancak dünyanın en gelişmiş ekonomileri de buna bağışık değil. G7 ve COP26’da mümkün olan en güçlü sonucu elde etmek için her diplomatik sınır zorlanmalı ve Cumbria’da önerilen kömür madeni ve denizaşırı yardım kesintileri gibi vaatleri eyleme dönüştürerek ve kendi kendini yitiren kararları tersine çevirerek örnek teşkil etmelidir” dedi.

Utah Valisi halkı yağmur duasına çağırdı: Tasarruf yetmez, ilahi müdahale gerekiyor

Bir süredir şiddetli kuraklığın baş gösterdiği eyalette,  Vali Cox, yayınladığı görüntülü mesajında “Zaten daha önce tüm Utahlılardan uzun duşlardan kaçınarak, sızdıran muslukları tamir ederek ve az suya uygun peyzajlar ekerek su tasarrufu yapmalarını istedim. Ancak korkarım bu çabalar tek başına bizi korumaya yetmeyecek” dedi.

“Daha fazla yağmura ihtiyacımız var ve hem de buna şimdi ihtiyacımız var” ifadelerini kullanan Cox, devamında şunları söyledi: “İlahi bir müdahaleye ihtiyacımız var. Bu yüzden tüm inanç mensubu Utah halkından 4-6 Haziran arasındaki hafta sonu yağmur duasında bana katılmalarını istiyorum”

Mesajında eyalette yaşanan kuraklığın ekinlere ve yaban hayatına zarar verebileceği, ölümcül yangınlara neden olabileceği uyarısında bulunan Vali Cox, “İş birliği halinde hep beraber dua eder ve Tanrı’dan ya da hangi üstün güce inanıyorsanız ondan daha fazla yağmur yağdırmasını istersek süren kuraklığın ölümcül boyutlarından kurtulabilme şansımız olabilir” diye konuştu.

Kuraklık nedeniyle acil durum ilan edilmişti 

Utah geçen yıl da şiddetli kuraklık yaşamış, bundan dolayı eyalette ciddi yangınlar çıkmıştı. Bu yıl da Vali Cox, 13 Mayıs’ta eyalette kuraklık dolayısıyla acil durum ilan etmişti.

Kuraklığın etkili olduğu bir diğer eyalet olan Kaliforniya’da ise Vali Gavin Newsom 10 Mayıs’ta acil durum ilan etmişti.

Antalya’da kuraklık: Bahçe ve seralarda su abonelikleri durduruldu

Antalya Su ve Atıksu İdaresi (ASAT) kentte bahçe ve seralar için verilen su aboneliklerinin 1 Kasım tarihine kadar durdurulduğunu açıkladı.

Gerekçe olarak ise yağışların yetersiz olmasından dolayı yeraltı sularında düşüş ve bazı kuyularda kurumalar yaşanması gösterildi.

Evrensel’de yer alan Yusuf Yavuz imzalı habere göre karar gereği bildirilen tarih aralığında yeni başvuru alınmayacak. Açıklamada başvurusu yapılmış ve olumlu sonuçlanmış olan abonelik taleplerinin ise beklemeye alınarak işlem yapılmayacağı kaydedildi.

Kaçak inşaat için kullanılıyordu

Antalya’da özellikle Kaş-Kalkan bölgesinde sahte seralarla alınan elektrik ve su aboneliklerinin kaçak inşaatlar için kullanılması gündeme gelmişti.

Tarımsal üretim yapma gerekçesiyle alınan aboneliklerin ardından elektrik ve suyun kayıt dışı turizmi de körükleyen kaçak villa inşaatlarında kullanılması su kaynaklarının tehdit etmesinin yanında tarımsal üretimde de kayıplara neden oluyor.