Ana Sayfa Blog Sayfa 1422

Laurel Hubbard, Olimpiyat oyunlarında yarışacak ilk trans sporcu oldu

Yeni Zelanda Olimpiyat Komitesi, Laurel Hubbard’ın, 23 Temmuz’da başlayacak Tokyo Olimpiyatları için 87 kilogramda yarışmak üzere Kadın Halter Milli Takımı’na seçildiğini açıkladı.

2012 yılından önce erkekler kategorisinde mücadele eden Hubbard, “Yeni Zelandalıların bana verdiği destek nedeniyle minnettarım” dedi.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi, 2015 yılında kurallarını değiştirerek trans sporcuların testosteron seviyeleri, belirli bir seviyenin altındaysa kadınlar kategorisinde yarışmasına izin vermişti. Ancak 2016 Rio Olimpiyatları’nda yarışan trans sporcu olmamıştı.

‘Avantaj sağlar’ eleştirileri

Trans sporcuların haksız bir avantaj sağlayacağını savunan çevreler ise  Hubbard’ın takıma seçilmesini eleştiriyor.

Aynı kategoride madalya için yarışacak Belçikalı halterci Anna Vanbellinghen, geçen ay Hubbard’ın kadınlar kategorisinde yer almasının diğer sporcular için ‘haksızlık’ olacağını, bunun ‘kötü bir şakaya’ benzeyeceğini söylemişti. Vanbellinghen trans bireylerin haklarını sonuna kadar savunduğunu ancak onlara, başkalarınınkinin feda edilmesi uğruna hak verilmemesi gerektiğini savunarak, “Halterde antrenman yapan herkes bu durumun eşitsizliğe neden olacağını bilir” demişti.

Trans sporcuların kadınlar kategorisinde yarışmasına karşı mücadele veren sivil toplum kuruluşu Save Women’s Sport Australasia da Yeni Zelanda’nın seçimini eleştirdi.

Grup karardan önce yaptığı açıklamada, “Kendini kadın olarak tanımlayan 43 yaşındaki biyolojik bir erkeğin kadın kategorisinde rekabet etmesine izin veren IOC’nin kusurlu politikasıdır” dedi.

Hükümet:  Katılım ve herkese saygı gereği

Ancak Yeni Zelanda hükümeti  Hubbard’ın Olimpiyatlara katılımını desteklediğini açıkladı.

Yeni Zelanda Olimpiyat Komitesi başkanı Kereyn Smith, “Laurel, etkinliği için dünyanın en iyileri arasında olmasının yanı sıra, transseksüel sporcular için IOC Konsensüs Beyanı yönergelerine dayananlar da dahil olmak üzere IWF uygunluk kriterlerini karşıladı.  Yeni Zelanda ekibi olarak, güçlü bir saygı kültürüne sahibiz ve herkesi kapsıyor ve saygı duyuyoruz” dedi.

24 Temmuz-9 Ağustos 2020 tarihlerinde yapılması planlanan ve salgın nedeniyle ertelenen Olimpiyat Oyunları, 23 Temmuz-8 Ağustos 2021’de Tokyo‘da düzenlenecek.

 

 

Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Marmara Denizi laboratuvar olamaz

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Marmara Denizi‘ndeki müsilaj ile mücadelede yeni bir yöntem kullanılacağını ve denize oksijen verileceğini açıkladı.

Bakan Kurum açıklamasında “22 Haziran Salı günü Kocaeli Körfez‘de dört, Pendik Marina‘da bir noktadan Marmara Denizi’mizin 30 metre derinliğine oksijen vereceğiz” ifadelerini kullandı.

Çözülmüş oksijen değerlerini anlık olarak takip edeceklerini aktaran Bakan, “Altı ile sekiz hafta sürecek çalışmamız sonucuna göre uygulamamızı daha geniş sahada sürdüreceğiz” dedi.

‘Azot ve fosfor tamamen yok olmaz’

Yeni uygulama hakkında Yeşil Gazete’ye konuşan Çevre Mühendisi Prof. Dr. Mustafa Öztürk, “Oksijeni verdiğiniz zaman müsilaj oluşumuna neden olan azot ve fosfor çözünür faza geçer. Ancak tamamen yok olmaz. Bu maddeler tekrar aşırı fitoplanton üretmeye, oksijen de azalmaya devam eder” ifadelerini kullandı.

Bu çözümün ancak iki gün etkili olabileceğini ifade eden Öztürk, “Azot ve fosfor yok olmadığı için ömür boyunca oksijen vermeniz lazım. Bu da mümkün değil” yorumunu yaptı.

Fotoğraf: AA

‘Ekolojik dengeye etkisi ne olacak?’

Bu tarz uygulamaların laboratuvar ortamında yapılabileceğini ancak Marmara Denizi gibi ekolojik dengesi bozulmuş bir ortamda yapılamayacağını dile getiren Prof. Dr. Öztürk “Ne kadar oksijen vereceksiniz? Dağılımı nasıl olacak? Oradaki ekolojik dengeye ne etkisi olacak?” sorularının yanıtlanması gerektiğini söyledi.

“Marmara Denizi laboratuvar olamaz” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Öztürk, uygulanabilir ve bilimsel yöntemlerin kullanılması gerektiğini ve Baltık Denizi’ndeki uygulama örneklerinin incelenmesi gerektiğini aktardı.

‘Sorunun kaynağına inilmeli’

Sorunun kaynağına inmeyen herhangi bir çözümün çözüm olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Mustafa Öztürk, bu uygulamanın da aynen kıyılarda yapılan müsilaj temizliği çabasına benzediğini söyledi.

Müsilaja neden olan kirliliği önlemek için bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini belirten Öztürk, “Sanayi, tarımsal, evsel ve hayvancılık atıksuları bir an önce denetlenmeli. Fosfot ve azot kirliliği sona erdirilmeli. Kısa sürede bunları yapmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

[Onur Ayı Özel] Merih Beler-Meriç Doğan: Lubunya sokakta, hep birlikte buluşalım

Onur ayı özel programlarımızın son bölümünde 29. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi gönüllüleri Meriç Doğan ve Merih Beler ile birlikte onur ayını, onur haftası etkinliklerini ve son zamanlarda LGBTİ+ öznelerin yaşadıklarını konuştuk.

Meriç Doğan, bu seneki onur ayı için, “Sokak açık, sokağa çık” derken, Meriç Beler de “Lubunya sokakta, hep birlikte buluşalım. Hep birlikte online etkinliklerde de buluşalım. Çünkü konuşulacak çok şey var. Birlikte edinebileceğimiz çok fazla deneyim var” dedi.

‘Sokak en güçlü ve en yakın hissettiğimiz tema oldu’

2021 yılının onur ayının temasının neden sokak olduğunu açıklayan Merih Beler, sokağın hareketin başladığı yer olduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

Her sene açık çağrıyla belirliyoruz temayı. Önce öneriler toplanıyor, sonra bir havuz oluşturuluyor. Birkaç hafta boyunca belli periyodlarla komite içerisinde bir elekten geçiyor. Etkinliklerle nasıl bağdaşır, nasıl uyumlu hale getirilir? Hafızamızla, LGBTİ+ hareketiyle, nasıl bağlantı kurulabilir? Buna göre belirleniyor. Sokak da en güçlü ve en yakın hissettiğimiz, en çok anlam çıkarabildiğimiz tema oldu. Yine önerilerden gelen bir tema önerisiydi.

Sokak, baktığımızda hareketin başladığı yer. Hareketin devamında da her sene 8 Mart olsun, 25 Kasım olsun, Onur Haftası olsun temas halinde kaldığımız bir yer. Hepimiz için de anlamı olan bir yer şeklinde gelişiyor.”

Onur haftası etkinlikleri

Onur haftasında LGBTİ+ öznelerin sokakta kurdukları bağlarla ilgili etkinlikler olduğunu söyleyen Meriç Doğan, bu etkinliklerle “hem tarihsel açıdan bakıp hafızamızı yoklamak, hem sokakla kurduğumuz ilişkinin şu anda nerede olduğunu görmenin” amaçlandığını kaydetti.

Merih Beler de etkinliklerin hepsinde “görünmez, gölgede kalan alanların aydınlığa çıkarılmaya çalışıldığını” söyledi.

Yaklaşık 56 etkinliğin olduğu onur haftası programına ve etkinlik kayıt linklerine buradan ulaşabilirsiniz. Etkinliklere katılabilmek için kayıt olmak gerekiyor.

‘Birbirimizi çok özledik’

Son bir senede LGBTİ+’ların yaşadıklarıyla ilgili konuşan Meriç Doğan, birbirlerini çok özlediklerini ifade etti ve son zamanlarda yaşanan kısıtlamaların özellikle gece hayatında çalışan LGBTİ+’ları oldukça etkilediğini de vurguladı:

Birbirimizi çok özledik. Kısıtlamaların çoğunluğu gece hayatını da kapsayan bir yerden oluyor. Zaten gece hayatında çalışan çok sayıda emekçi lubunya var. Onlara baya etki etti.

Birbirimizi gerçekten çok özlediğimizi düşünüyorum. Bu artık ekran başlarından yapabileceğimiz bir eşiği aştı gibi geliyor bana.”

Agresif yeni mutasyonun yayıldığı Rusya’dan Türkiye’ye uçuşlar başlıyor

Rusya’dan Türkiye’ye tüm uçuşlar yarın itibarıyla tekrar başlatılıyor.

Geçen hafta Başbakan Yardımcısı Tatyana Golikova, ülkedeki Covid-19 ile mücadele operasyon merkezinin  Türkiye’deki vaka sayılarındaki düşüşü ve alınan önlemlerin yeterliliğini tespit ettiğini, bu nedenle de nisan ayından beri süren uçuş yasağını kaldırdığını açıklamıştı. .

Rusya, güvenli turizm uygulamalarını yerinde gözlemlemek için Türkiye’ye heyet göndermişti. Yasak 15 Nisan’da başlamış, daha sonra 21 Haziran’a uzatılmıştı.

Moskova’da yeni mutasyon paniği

Türkiye’de hızlı aşılama uygulamaları nedeniyle vaka sayılarında azalma kaydedilir ve normalleşme çalışmaları sürerken, Rusya yeni mutasyonlar ve yeniden artan vaka sayılarıyla boğuşuyor.

Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin, geçen hafta sonu Rus yetkililerle video konferans yöntemiyle gerçekleştirdiği toplantıda, Covid-19 salgınıyla ilgili durumun başkentte giderek kötüleştiğini söyledi.

Moskova’da 18 Haziran’da 9 bin günlük yeni vakanın tespit edilebileceğini belirten Sobyanin, “Moskova’daki salgın durumu hızla kötüleşiyor. Moskovalıların yüzde 60’ından fazlasının halihazırda hastalığı geçirmiş veya aşılı olması nedeniyle bu beklenmeyen bir durum. Vakalarda artış yerine düşüş bekleniyordu” dedi.

‘Daha agresif ve hızlı yayılan bir mutasyonla karşı karşıyayız’

Şehirde yayılan virüsün geçen yıl ortaya çıkan virüsten farklı olduğuna işaret eden Sobyanin şöyle konuştu: “Şu anda Moskova’da geçen yıl uğraştığımız Çin’den gelen virüs yerine daha agresif ve hızlı yayılan bir mutasyonla karşı karşıyayız. Durumumuzun farklı olduğunu anlamalı ve yeni çözümler üretmeliyiz.”

Sobyanin, Moskova’da salgına karşı önlemlerin sertleştirilebileceğinin altını çizdi.

St. Petersburg’da hastaneler dolup taşıyor

Vakaların arttığı bir başka kent olan Saint Petersburg’da ise hastanede insanların koridorda yerde yattığı görüldü.

St. Petersburg’daki sağlık yetkilileri, vaka sayılarının tırmanmaya başlamasından bu yana hastanelere günde 800 yeni hasta gelmeye başladığını belirtti. Şehrin sağlık komitesi cuma günü St. Petersburg’da Covid-19’a ayrılan ve toplam 9 bin yatağı olan hastanelerin yüzde 90 dolduğunu ifade etti.

Rusya, vaka sayıları büyük bir hızla tırmanırken yavaşlayan aşılama kampanyasını hızlandırmayı ve bazı yasakları tekrar yürürlüğe sokmayı planlıyor.

 

TÜİK: Gübredeki fiyat artışı bir yılda yüzde 41’e ulaştı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) çiftçilerin girdi maliyetlerini gösteren tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) verilerini yayımladı.

Açıkladığı verilere göre, gübredeki fiyat artışı bir yılda yüzde 41,78’e ulaştı. Tarımsal girdi fiyat endeksindeki ortalama yıllık artış ise yüzde 22,15 olarak duyuruldu.

Tarım-ÜFE, 2021 yılı nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1,71, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 6,55 artış gösterdi.

Ana gruplar itibariyle bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksi yüzde 1,69, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksi yüzde 1,85 artış gösterdi.

Bir önceki yılın aynı ayına göre tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksi yüzde 21,89, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksi yüzde 23,72 artış gösterdi.

En fazla artış gübrede

TÜİK verilerine göre, yıllık en fazla artış yüzde 41,78 ile gübre ve toprak geliştiriciler alt grubunda oldu. Yıllık en fazla artış gösteren diğer alt gruplar ise yüzde 36,54 ile çiftlik binaları (ikamet amaçlı olmayanlar) ve yüzde 32,68 ile bina bakım masrafları oldu.

Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren alt gruplar ise sırasıyla yüzde 5,85 ile tohum ve dikim materyali, yüzde 11,09 ile tarımsal zehirler ve yüzde 16,10 ile diğer mal ve hizmetler oldu.

En az artış tarımsal zehirlerde

Alt gruplar itibariyle, bir önceki aya göre en fazla artış gösteren diğer alt gruplar ise yüzde 4,29 ile makine bakım masrafları ve yüzde 4,19 ile çiftlik binaları oldu.

Buna karşılık, aylık en az artış gösteren alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 0,83 ile tarımsal zehirler ve yüzde 0,84 ile malzemeler oldu. Bir önceki aya göre azalış gösteren tek alt grup ise yüzde 0,94 ile enerji ve yağlar oldu.

Siz hiç denizin içinden geçen kıyı kenar çizgisi duydunuz mu?

Bugüne kadar şayet benim gibi duymadınız ise şimdi duyacaksınız; Alaçatı’da kıyı kenar çizgisi denizin içinden geçiyor. Üstelik bu durum 2011 yılında belirlenmiş, bölge ile ilgili süren imar davalarında mahkemelere bile bildirilmemiş ve bugüne kadar çok iyi korunan bir sır olmuş. Nedeni ise basit: Rant.

Bazıları nadir görülen türler olan 105 kuş türünün de yaşadığı Alaçatı Sulak Alanı’nı da içine alacak şekilde bölgeye önüne yatınızı arkasına arabanızı park edebileceğiniz süper lüks malikaneler yapılıyor. Üstelik bugünlerde inşaat faaliyetlerine pandemiden de faydalanarak hız verilmiş durumda.

Büyük bir hızla inşaat tehdidi altına giren Alaçatı Sulak Alanı nasıl bir yer? Bu alanı ve bu alanda barınan kuşları bir kitap da toplayan Serap Yurdaer Elboy ile birlikte ülkemize duyuran kişiler arasında yer alan Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Sezai Göksu’nun çeşitli söyleşilerinden ve sosyal medya paylaşımlarından azmakta 155  kuş türünün yaşadığını öğreniyoruz. Alaçatı’da görüşme olanağı bulduğum Göksu’ya göre Alaçatı azmağı, Türkiye kuş göç güzergahlarından birinin tali parçası. Azmak Çanakkale, Foça, Bodrum aksının önemli bir parçası, kuşlar ilkbaharda ve sonbaharda burada besleniyorlar. Bazı kuşlar için de burası üreme alanı. Bazıları içinse sadece dinlenme ve beslenme alanı.

Türkiye’de 487 kuş türü var ve bunların 440’ı belgelenmiş ve fotoğraflanmış. İzmir’de ise 290 tür bulunuyor. Azmakta bulunan 155  tür bu sayılarla karşılaştırıldığında hiç de küçümsenecek bir rakam değil.

Alaçatı Sulak Alanı; 16.06.2021; Malikane inşaatları büyük bir hızla kuşların yaşam alanına yaklaşıyor.

Prof. Dr. Göksu Alaçatı azmağındaki gel-git hareketlerinin de çok önemli olduğunu anlatıyor:

Bu gel git, kuş gözlemi açısından şöyle önemli; su çekildiği zaman ortaya çıkan kum alanlar, küçük kum kuşlarının beslenmesine imkan veriyor. Su yükseldiği zaman kum kuşları başka bir bölgeye hareket ediyor. Ayrıca Mersin Körfezi’ndeki azmakta da su çekildiğinde kum alanlar ortaya çıkıyor. Kum kuşları orada da beslenebiliyor. Denizin haliç yaptığı Alaçatı azmağı, suyun çekilip yükselmesiyle, kuş türleri açısından önemli.’

Daha sonra bölgedeki yapılaşma hareketlerinin doğuracağı tehditlere de dikkat çekiyor Göksu:

‘Statik bir yatırımla bu sulak alanın sabit bir hale getirilmesi çok tehlikeli. Yine kuş gelmez mi, gelir. Ama sadece martı ya da başka bir kuş gelir. O kadar. Diğer kuşları kaybederiz. Burasının hiç ellenmemiş bu hali çok önemli. Burada doğanın kendine göre bir uyumu var. Bazen Sürmeli Kuş geliyor, bazen Akkum Kuşu geliyor. Bazen Kara Leylek geliyor, bazen başka bir kuş geliyor. Bu kuş türü zenginliğini kaybetmemeliyiz…’

Evlerin önüne kadar tekneler yanaşabilsin diye derin kanallar açılacak

Peki, Prof. Dr. Göksu’nun sözünü ettiği tehlike ne? Onu da Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi yönetim kurulunun değişik dönemlerde kamuoyuyla yaptığı paylaşımlardan ve medyada yer alan tartışmalardan anlıyoruz. Uzun bir öyküsü var; kuşların yurdunun rant uğruna yok edilmeye çalışılmasının.  Yaklaşık 250 hektarlık Alaçatı Sulak alanının uzun yıllar önce yapılmış, alanda yapılaşmaya kısmen açık bir imar planı var. Ancak bu plan kıyı kenar çizgisinin deniz içinden geçirilmesi nedeniyle dava edilmiş. Kıyı kenar çizgisinin önemi kıyıdan itibaren ilk 50 metre içinde tamamen yapılaşmanın yasak olması, ikinci 50 metre de ise ancak sökülebilir yapıya izin vermesi…

Dava sırasında inşaat firması denizin içinden geçen kıyı kenar çizgisinden yararlanarak ilk kısım denize tamamen sıfır konutlarını yapmış. Bu arada mahkeme sürerken kıyı kenar çizgisi 2011 yılında tekrar denize sıfır konut yapılmasına olanak verecek şekilde denizin içinden geçirilmiş ve bu karar bugüne kadar gerek meslek odalarıyla; gerekse Çeşmelilerle paylaşılmamış. Şimdi inşaat firması 2004’de başlattığı malikane inşaatlarını bu kıyı kenar çizgisinden yararlanarak azmak boyunca otobana kadar genişletmek istiyor. Bu amacına ulaşabilirse bu alanda yaşamını sürdüren 155 kuş türü yok olacak.

Özel konut projesiyle evlerin önüne kadar teknelerin yanaşabilmesi için derin kanallar açılması planlanıyor. Bu kanallar için hazırlıklar pandemi günlerinde hızla yapılıyor. Uzmanlara göre kanallar açılıp sular derinleştikçe kuşların yuvalanması ve beslenmesi imkânsız hale gelecek ve bölgedeki türlerin büyük çoğunluğu yok olacak. Bu nedenle uzmanlar hiç olmazsa Azmak’ın kuzey kısmının kuşlar için korunması gerektiğini ve bu bölgenin eko-turizm potansiyeli olduğunu belirtiyor.

Alaçatı Sulak Alanında günün her saati kuş fotoğrafı çekebilirsiniz. (Fotoğraf Sezai Göksu)

Bu arada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın doğal sit alanlarının yeniden belirlenmesi aşamasında bölgede yapılaşmanın önünü açan ‘sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı’ statüsüne alması da bölge için durumu daha da kötüleştirmiş. Oysa çok uzman bölgenin hiç olmazsa kuzey bölümünün ‘nitelikli doğal koruma alanı’ olmasının gerektiğinin altını çiziyor.

Ne belediyeler ne de bakanlıktan yanıt var

Süreci yakından izleyen ve konuyu yaptığı açıklamalarla kamuoyunun gündemine taşıyan Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu 21 Nisan tarihinden bu yana İzmir Büyükşehir ve Çeşme Belediyelerine çağrı yapıyor. Oda bakanlığa yazdığı yazıyla 16 yıl önce yapılmış çevresel etki değerlendirme çalışmasının üzerinden geçen onca yıldan sonra yetersiz olacağını, sit derecelendirmesinde hata yapıldığını belirtmiş ve kıyı kenar çizgisinin neden deniz içinden geçirildiğini sormuş. Büyükşehir Belediyesinden hatalı kıyı kenar çizgisi ile yapılan inşaatların mühürlenmesini, Çeşme Belediyesinden de yürüyen davalarla ilgili bilgi talep eden Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi şu ana kadar ne bakanlıktan ne de belediyelerden bir yanıt alamamış. Oda Alaçatı Sulak Alanını korumakta kararlı, yakın bir gelecekte konu ile ilgili dava açmaya hazırlanıyor.

Görüldüğü gibi yaşadığımız pandemi günleri de bazılarımız için yeterince uyarıcı olmadı. Rant hırsı uğruna Çeşme ve Alaçatı turizmine farklı bir boyut getirebilecek olan Alaçatı Sulak Alanı ve kuş cenneti hem de bu pandemi günlerinden faydalanılarak yok edilmek isteniyor. Üstelik 155  kuş türünü evsiz bırakacak bu inşaatlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bir tarafa;  İzmir Büyükşehir ve Çeşme Belediyelerinin gözleri önünde yapılıyor…

Neden sizce?..

 

Genç iklim aktivistlerinden çağrı: İklim krizi müfredata eklensin

İklim için okul grevlerine çıkan öğrencilerin oluşturduğu Youth for Climate Türkiye (İklim için Gençler), iklim krizi konusunun okul müfredatına eklenmesi çağrısıyla imza kampanyası başlattı.

Türkiye’deki mevcut eğitimin iklim değişikliği açısından yeterli olmadığını dile getiren öğrenciler “İklim değişikliğinin etkileriyle yüzleşmeye hazırlanmadığı veya çözümlerin öğretilmediği gibi, doğayla bağ kurmalarını sağlayacak empati duyguları da bu sebeplerden dolayı gelişmiyor.Ama bunu değiştirebiliriz” ifadelerini kullandı.

Yapılan açıklamada “Sürdürülebilirlik ve iklim değişikliğinin müfredatta öğretilmesi, gelecek nesillerin, yaşam şartlarına uyum süreci ve geleceğin yeşil işleri için gerekli bilgi ve becerilerle donatılması gerekiyor. Bu eğitim her gence daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir topluma katkıda bulunma yetisi verecektir” denildi.

Uluslararası örgütler de çağrı yapıyor

Uluslararası örgütler tarafından da yapılan benzer çağrılar olduğu hatırlatılan açıklamada “2019 yılında Çocukların Çevre Hakları Girişimi ‘CERI’, Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuk Fonu ‘UNICEF’ ve Genç İklim Hareketi ‘YOUNGO’ tarafından hazırlanan ve 12 ülke tarafından imzalanan “Çocuklar, Gençlik ve İklim Eylemi Bildirgesi”, iklim değişikliği ve çevre eğitimi çağrısının ve sağlıklı bir çevre hakkı da dahil olmak üzere çocuk haklarının altını çiziyor” denildi.

Ek olarak Paris Anlaşması’nın tarafların iklim eğitimi, öğretimi, kamu bilincini, halkın katılımını ve iklim değişikliği hakkındaki bilgilere halkın erişimini artırmak ve güçlendirmek için işbirliği yapmalarını taahhüt eden ikinci maddesi hatırlatıldı.

‘Yaygın olarak her sınıfta anlatılmalı’

Bütün bu çağrıları göz önünde bulundurarak bu kampanyayı başlattıklarını ifade eden öğrenciler kampanya kapsamındaki taleplerini şu şekilde sıraladı:

  • İklim değişikliği, sürdürülebilirlik ve biyolojik çeşitlilik üzerine mevcut en iyi bilim ve verilere dayalı eğitim, yaygın olarak her sınıf düzeyinde sağlanmalıdır.
  • Okul ve üniversite binaları ve kampüsleri, müfredat oluştururken sürdürülebilirlik konusunda örnek teşkil etmelidir.
  • Tüm okul çağındaki gençlere ve çocuklara nasıl okula gidildiğine bakılmaksızın iklim acil durumu ve ekolojik krizle ilgili kapsamlı ve güncel eğitim verilmesi sağlanmalıdır. Bu tür bir öğretim yaşanmakta olan kriz ve sonuçlarını hafifletmek, bunlara uyum sağlamak, tüm gençlere krizin kapsamını, doğasını ve yapısal nedenlerini anlamalarını sağlamak için ihtiyaç duydukları bilgileri verecek şekilde uyarlanmalıdır.
  • Tarafsız iklim bilimi ve verilerine ücretsiz erişim sağlamak için ulusal yasalar uygulanmalı ve iklim acil durumu ve ekolojik krizle ilgili yanlış iddialarda bulunanlara karşı yasal tazminat uygulanmalıdır.
  • Gençlerin çözüm odaklı, eşitlikçi, yaratıcı yetileri göz önünde bulundurularak, eğitim müfredatı hazırlık ve karar alma sürecine dahil edilmeleri gereklidir.
  • Tüm okul çağındaki gençlere ve çocuklara yerli halkların bilgi ve uygulamalarını da içeren (ancak bunlarla sınırlı olmayan) doğa ile bağlarını öğrenme fırsatı sağlanmalıdır.

Destek çağrısı

Yapılan açıklamada “Sen de geleceğe hazırlanmak adına gençlerin eğitim hakkını savunuyor ve destek vermek istiyorsan, lütfen kampanyamızı imzala ve paylaş” çağrısında bulunuldu.

Kampanyaya destek olmak isteyen kişiler bu adres üzerinden imzacı olabiliyor.

Kuraklık arıcıları da vurdu

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Toros Dağları‘nın Ulukışla ilçesi sınırlarında 1600 rakımlı yükseklikte arıcılık yapan vatandaşları ziyaret ederek sorun ve taleplerini dinledi.

Bu yıl bal üretimindeki verim kaybının yüzde 70’lere ulaşabileceğini belirten Gürer, köylerde önemli bir gelir kaynağı olan arıcılığın bu yılki kuraklığın neden olduğunu ve olumsuz olarak risk altına girdiğini belirtti.

‘Arı sayısı beş bine düştü’

Her yıl mart ayında arıların gelişmeye başladığını ancak bu yıl kuraklık nedeniyle gelişim sürecinin iki ay gecikerek mayıs ayına kadar sarktığını ifade eden arıcılar Mustafa Köker ve Bilal Şen, “Bu yıl kış mevsiminde tam kış olmadı, bahar yağmurları da yağmayınca gecikme oldu. Polen miktarındaki düşüklük ise arının gelişmesini de engelledi. Kolonilerde asker diye tabir edilen ve bal çeken arıların sayısının 15 bin civarında olması gerekirken bu yıl ne yazık ki bu rakam 5 bine kadar düştü. Bu nedenle arıcılık risk altına girdi. Böyle giderse arıcılık bu bölgede bitebilir. Bu arılar yeterince gelişmediği için de gelecek bahara kalmaz, çünkü kolonideki asker arı sayısı çok az. Bugünden önlem almak gerekir” dediler.

Fotoğraf: Ömer Fethi Gürer

Yüzlerce arıcı mağdur

Bölgedeki kiraz veriminin düşük olmasının da arıcılıkta yaşanan sorunlarla dolaylı bağlantılı olduğuna işaret eden bal üreticileri Mustafa Köker ve Bilal Şen, “Mevsimsel değişiklikler nedeni ile arılar gelişemedi. Arı olmadığı için çiçek zamanında tozlaşma da yeterinde olmadı. Tozlaşmayı sağlayan birinci rüzgar, ikinci arı, arı olmazsa tarımda zora girer. Arı olan yerlerde kiraz var, arıların az olduğu bölgelerde ise kiraz verimi düşük” ifadesini kullandı.

Gürer ise bölgede arıcılığın son yıllarda ciddi bir ivme kazandığını ancak kuraklığın etkisiyle yüzlerce arıcının bu yıl mağduriyet yaşadığını belirtti.

‘Arıcılar desteklenmeli’

Kuraklığın yalnızca tarım alanlarını değil, arıların bal üretimini de olumsuz yönde etkilediğinin görüldüğüne dikkat çeken Gürer, “Bal üretimi bu yıl ciddi oranda kuraklıktan etkilendiği görülüyor. Bunun yanında mevcut arı kovanlarının, önümüzdeki bahar döneminde işlevselliğini yitireceğinden endişe ediliyor” dedi.

Bu durumda arıcılara bir tarım yardımı yapılması gerektiğini ifade eden Gürer, Bölgede arıcılık yapanların zayiatlarının karşılanıp onlara desteği arı olarak yapılarak arıcılığın önümüzdeki dönemde de sürdürülmesi sağlanabileceği ifade ediliyor. Tarım Bakanlığı bu yönde çalışmada bulunmalıdır” önerisinde bulundu.

Saros kumsalları ihaleye çıkıyor: 128 bin metrekare alan ticari işletmelere kiralanacak

Edirne Çevre Koruma Vakfı Ticari İşletmesi’nin 23 Haziran 2021 günü yapacağı ihaleler ile Keşan ve Enez sahillerinde bulunan 14 ayrı kıyı kesiminin üç yıllık süreyle kiralanacağı ortaya çıktı.

Trakya Platformu’nun ulaştığı kiralama ihaleleri kapsamında Keşan’a bağlı Erikli Sahili’nde altı parsel alan, Danişment ve Yayla sahilleri ile Mecidiye Köyü’ne bağlı İtalyan Koyu, Enez’de Gaziömerbey Mahallesi’nde kıyı kesiminde yer alan üç parsel alan, Sultaniçe ve Vakıf sahillerindeki kıyı kesimi alanlarında özel ticari işletmeler kurulacak.

Buna göre, Saros kumsallarında toplam 127 bin  464,32 metrekareyi kapsayan 14 ayrı kıyı alanı kiralanarak ticari alan haline getirilecek. Keşan sahil kıyılarında 55 bin 363,88 metrekare kumsal alan, Enez sahillerinde ise 72 bin 100,44 m2 kumsal alan kiraya verilecek.

Trakya Platformu’ndan yapılan açıklamada, Saros kıyılarındaki kumsalların Doğal SİT Alanları olduğuna dikkat çekilerek, ihalelerle kumsalların yoğun bir ticari faaliyete kurban edileceğine ve sökülebilir dahi olsa yapılaşmalara yol açılacağına dikkat çekildi. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle Doğal SİT alanları mevzuatının SİT Alanlarının korunmasını zorunlu kıldığı vurgulanan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Denizler sahilleri ve kumulları ile bir bütündür. Kullanımlarında özellikle endemik türlerin, barınma, yaşam ve üreme alanlarının korunması esastır. Mutlaka ciddi ve kapsamlı bir biyo-çeşitlilik envanteri yapılarak söz konusu bölgelerin tespit edilip, sözleşmelere statülerine göre “koruma bölgesi”, “hassas bölge” olarak işlenmesi ve bu alanların ciddi anlamda insan faaliyetlerine karşı koruma altına alınması için gerekli tedbirlerin ortaya konması elzemdir. Saros kumsalları ve kıyı alanı da bu bakımdan uluslararası koruma altındaki türler de dâhil olmak üzere (örn: Kum zambağı = Pancratiummaritimum, kaplan böceği =  Cicindelamaritima ve Cicindellaspp., deniz lahanası = Crambemaritimave onlarca diğerleri) biyo-ceşitliliği zengin bölgelerimizin üst sıralarında yer almaktadır. Özellikle de alanın zengin florası, Türkiye’nin başka hiçbir yerinde bulunmayan bitki türlerini de barındırmaktadır.”

‘Korunması gerekli hassas, kamusal alan’

Bölge halkının yıllardır özgürce denize girdiği Saros kumsallarının özel işletmelere kiralanması ve ticari alanlar oluşturulmasının Doğal SİT alanına dair tüm koruma düzeylerini etkisiz ve geçersiz kılacağı kaydedilen açıklamada, Anayasa ve Kıyı Kanunu gereğince kıyı alanlarının korunması gerekli, hassas bölgeler arasında özellik gösteren kamusal alanlar olduğu belirtildi:

“Saros kıyılarında yaşayanların karşı çıkmasına rağmen Bakanlıkça deniz kıyılarının ve kumsallarımızın özel işletmelere kiralanması milletin iradesine karşı çıkmaktır. Bakanlık ne Anayasanın ne de Kıyı Kanununun aleyhine idari kararlarla halkımızın özgürce sahilleri, kumsalları kullanmasına, denize özgürce ulaşmasına engel olacak kiralamaların ihalelerini iptal etmelidir. Saros körfezinin doğal varlıkları parası olana değil tüm insanlığa aittir. “Dünya Kültür ve Tabiat Mirasının Korunması Sözleşmesi”nin 1. ve 2. maddeleri gereğince “Doğal Miras” olan Saros kumsalları ve kıyılarımız devletin koruması gereken Doğal SİT Alanlarıdır.”

Açıklamada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Edirne Valilili’ne yapılan çağrıda, kıyıların halkın olduğu belirtildi; Anayasa’nın 43. Maddesine göre de sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilmesi gerektiği vurgulandı:

‘Liman ve mendirek zarar verdi’

“Trakya Bölgesinin Anayasası olan 1/100.000  TRAKYA ALT BÖLGESİ ERGENE HAVZASI REVİZYON ÇEVRE DÜZENİ PLANININ 2.10.17. maddesinde “Göl, deniz ve akarsu kıyıları ile bu kıyıları çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararı gözetilerek, kıyıların ekolojik özellikleri korunacaktır” hükmü vardır.

Yanlış ve hatalı Yayla Limanı yapımı ile Yaylalılar yıllardır büyük mağduriyet yaşamaktadırlar. Danişment civarına yapılan mendirek ile Erikli kumsalının genişliği yarı yarıya azalmıştır. Sazlıdere ve Gökçetepe arasına inşa edilmekte olan Saros FSRU Limanı denizi doldurup, kıyı yapısına ve denizi içine ormana ve tarıma büyük darbeler vurmaktadır. Sahillerimizin atık su arıtma tesislerini, sağlıklı içme suyu tesislerini acilen yapmak yerine kumsallarımızı kiralamaya çalışan devlet kurumlarının tek amacı kamu hizmeti olmak zorundadır. Edirne İli Çevre Koruma Vakfının korumacılıktan uzaklaşması, doğal sit alanı kumsalları ticarileştirmesi  kamu yararına ve Kıyı Kanununa açıkça aykırıdır.

Saros kumsallarının kiralanması kararından ve yapılacak tüm ihalelerden vazgeçilmelidir. Trakya Belediyeler Birliği, Edirne İl Genel Meclisi, ESTAB, Belediyeler, bölge milletvekillerimiz ve Trakya kamuoyu halkın haklarına acilen sahip çıkmalı ve kıyılarımızın korunması için resmen harekete geçmelidirler. “

Kuruluşları dokuz aydır hukuksuz şekilde engellenen Yeşiller Partisi kampanya başlattı

Kuruluşları İçişleri Bakanlığı gerekli evrakları teslim etmediği için 275 gündür hukuksuz bir şekilde engellenen Yeşiller Partisi, kuruluşlarının önündeki engellerin kaldırılması için imza kampanyası başlattı.

Aralarında yazar, akademisyen, siyasetçi, aktivist, sanatçı ve gazetecilerin bulunduğu 334 yurttaşın imzasıyla başlatılan kampanya, herkesin katılımına açıldı.

‘Yeşil politika ve ilkelere kapılar kapatıldı’

“Yeşiller Partisi’nin Önünden Çekilin” başlığıyla yapılan açıklamada “Hem yerel hem ulusal hem de küresel siyasetin çıkmazları ile iklim krizi, ekolojik sorunlar, demokratikleşme, çoğulculuk ve derin ekonomik kriz karşısında çözüm üreten, politika geliştiren yegane parti olan Yeşiller Partisi’nin Türkiye’de kurulması dokuz aydır engelleniyor” ifadeleri kullanıldı.

Her türlü resmi prosedüre uygun şekilde 21 Eylül 2020’de İçişleri Bakanlığı’na başvurusunu yapan Yeşiller Partisi’nin bütün partiler gibi kuruluşunu tamamlanması için tek bir belgeye ihtiyacı var: Alındı belgesi.

Ancak bunca zamandır Yeşillerin Bakanlık’tan ne bu basit belgeyi alabildiği ne de herhangi bir muhatap bulabildiği belirtilen açıklamada “Her geçen gün etrafımızı saran sorunlar daha da derinleşirken yeşil politika ve ilkelere kapılar kapatıldı” denildi.

Dokuz ayda neler yaşandı?

21 Eylül’den bu yana geçen süreçte partinin kurucu üyeleri ve avukatları defalarca gerek telefon yoluyla ve gerekse Bakanlık binasına giderek yetkililerle görüşme talebinde bulundu; CİMER üzerinden başvuru yapıldı. Fakat bütün adımlar yanıtsız bırakıldı.  22 Mart tarihinde hukuki süreç başlatılarak konuyu yargıya taşındı.

Yapılan açıklamada “Her türlü imkan zorlanırken bir yandan maalesef siyaset mühendisliğiyle bize kapanan kapıların farklı partilere ardına kadar açıldığına, kuruluş süreçlerinin sorunsuz tamamlandığına tanık olduk” ifadeleri kullanıldı.

Urbarlı: Anayasal hakkı savunan herkese açık

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Bu kampanya sadece Yeşiller Partisi’ni destekleyen, üye olmak isteyen veya seçime girerse oy verecek insanlar için değil. En temel demokratik hakkın engellenmesiyle karşı karşıyayız ve bu kampanya bu anayasal hakkı savunan herkese açık” ifadelerini kullandı.

İmzacılar listesindeki çeşitliliğin de bunu gösterdiğini aktaran Urbarlı, “İmzacılar arasında kendisini sosyalist tanımlayanlardan muhafazakar olarak tanımlayanlara, çevreci tanımlayanlardan daha önce bu konuyla ilgilenmemiş kişilere kadar geniş bir yelpaze var” dedi.

Urbarlı, “Bu çeşitlilik, insanların Anayasal hakları savunduğunu ve siyaset yelpazesi içerisinde Yeşiller Partisi’nin de olmasını istediği anlamına geliyor” yorumunu yaptı.

Politik bir kısıtlamaya karşı politik yöntem

İmza kampanyasının duyurulmasından önce İçişleri Bakanlığı’nı yeniden aradığını belirten Urbarlı, “Yine taleplerimiz karşılıksız kaldı. Yine sadece o gün orada görevli olan birisi açtı. Sorularımız yine yanıtsız kaldı” dedi.

Bu işin politik bir kısıtlama olduğunun ortada olduğunu dile getiren Urbarlı, “Biz de buna karşılık olabilecek en politik bir yöntemle imza kampanyasına başlama kararı aldık” açıklamasını yaptı.

Kimler imzacı oldu?

Abdullah Akyüz (Ekonomist / Yazar, Yeşil Gazete), Abdullah Demirbaş (Sur Eski Belediye Başkanı), Abdülkadir Polat (Gazeteci), Ahmet Aykaç (Akademisyen / Ekonomist), Ahmet Dindar (Avukat), Ahmet İnsel (Akademisyen), Ahmet Nesin (Gazeteci), Ahmet Orhan (Sistem Yöneticisi), Ahmet Şık (Gazeteci / TİP Milletvekili), Ahmet Ümit (Yazar), Akın Atauz (Yazar), Akın Olgun (Gazeteci), Ali Bayramoğlu (Gazeteci), Ali Bilge (Açık Radyo Programcısı), Ali Furkan Oğuz (Avukat), Ali Gül (Avukat),

Ali Haydar Fırat (İletişim Bilimci / Akademisyen), Ali Şahinkaya (İklim Aktivisti), Ali Şeker (CHP Milletvekili), Alişan Şahin (Yazar), Aslı Niyazioğlu (Tarihçi), Ataman Kucba(Emekli), Ayça Örer (Gazeteci / Yazar), Aydan Çelik (Çizer / Yazar), Aydın Engin (Gazeteci), Aydın Selcen (Gazeteci / Emekli Diplomat), Aynur Hayrulloğlu (Emekli), Ayse Erzan (Akademisyen), Ayşe Çavdar (Gazeteci), Ayşe Günaysu (İnsan Hakları Savunucusu), Ayşe Hür (Tarihçi / Yazar), Ayşe Seda Berzeg (Gazeteci), Ayşe Tütüncü (Müzisyen), Ayşe Yetmen (Hak Savunucusu), Ayşe Yıkıcı (Ekoloji Mücadeleleri Aktivisti),

Ayşe Yıldırım (Gazeteci), Ayşe Zarakol (Siyaset bilimci), Ayşegül Devecioğlu (Yazar), Aytaç Tolga Timur (Yeryüzü Derneği), Ayten Eren (Diş Hekimi), Aytuğ Atıcı (CHP Eski MV / Doktor), Bahri Belen (Hukukçu), Balaban Cerit (İklim Aktivisti), Banu Acun (Gazeteci), Banu Kanıbelli (Müzisyen), Barbaros Şansal (Modacı), Barış Gencer Baykan (Akademisyen), Baskın Oran (Akademisyen), Bediz Sel (Atakent Kadın Meclisi Üyesi), Bediz Yılmaz (Çiftçi / Akademisyen), Bekir Ağırdır (Kamuoyu Araştırmacısı),

Bengi Akbulut (Akademisyen), Berk Esen (Akademisyen), Berrin Sönmez (Gazeteci / İslami Feminist), Beyza Ekici (Moda tasrımcısı), Binnaz Toprak (CHP Eski MV / Akademisyen), Birgül Asena Güven (Gazeteci), Birsen Temir (Kadın hakları savunucusu- Tarihçi), Buket Bayrı (Tarihçi), Buket Türkmen (Akademisyen), Buket Uzuner (Yazar), Burak Bilgehan Özpek (Akademisyen), Burçak Madran (Müzeci), Bülent Atamer (Mühendis), Bülent Aydın (Grafiker), Bülent Bilmez (Akademisyen), Bülent Şık Dr. (Gıda Mühendisi / Akademisyen), Cafer Solgun (Yazar), Can Atalay (Hukukçu),

Can Candan (Belgesel Yönetmeni), Can Dündar (Gazeteci), Candan İpekçi , Cansu Parlak (İşçi), Celal Başlangıç (Gazeteci), Cemal Polat (Hukukçu), Cemil Aksu (Yazar), Cengiz Aktar (Gazeteci), Cengiz Arın (Emekli Akademisyen), Ceren Sözeri (Gazeteci), Cihan Şenoğuz (Yayıncı), Cihangir İslam (CHP Milletvekili), Çağla Aykaç (Akademisyen / Hak Savuncusu), Çağla Ormanlar Ok (Tasarımcı), Çiğdem Duman (Mimar),Defne Koryürek , Demet Koç (İç Mimar), Demet Parlar (Hekim), Deniz Kartal (Dünyalılar Org.),

Dilek Bektaş (Grafik Tasarım Tarihçisi), Dinçer Demirkent (Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı), Doğan Bermek (Mimar / ADO Başkanı), Doğan Gürpınar (Akademisyen), Doğanay Tolunay Prof. Dr. (Akademisyen), Durukan Dudu (Çoban), Ecem Albayrak (İklim Aktivisti), Efe Kerem Sözeri (Akademisyen), Ege Tok (İklim Aktivisti), Elçin Arabacı (Tarihçi), Elif Doğan Türkmen (Avukat / Eski Milletvekili), Elif Gündüzyeli (İklim Aktivisti),

Elif Ünal (İklim Aktivisti), Emin Çapa (Gazeteci), Emine Uşaklıgil (Yazar / Çiftçi), Ender Öztürkçü (Eczacı), Enes Özkan (Ekonomist), Engin Deniz Akarlı (Tarihçi), Enis Berberoğlu (CHP Milletvekili), Erdem Vardar (Ekoloji Mücadeleleri Aktivisti), Erdoğan Aydın (Tarihçi / Yazar), Erdoğan Kahyaoğlu (Yazar), Erdoğan Yılmaz (Gazeteci), Ergün Eşsizoğlu (Yazar), Ergün Özgür (Akademisyen), Erk Acarer (Gazeteci), Erkan Baş (TİP Milletvekili), Erol Kızılelma (SODEV Eski Başkanı), Erol Köroğlu (Akademisyen),

Ersin Kalaycıoğlu Prof. Dr. (Akademisyen), Esra Carus (Sanatçı), Esra Koç (Hak Savunucusu), Esra Mungan (Akademisyen), Esra Tonka (Bankacı), Eşber Yağmurdereli (Avukat), Etyen Mahçupyan (Gazeteci), Eyüp Muhcu (Mimar), Ezgi Koman (Çocuk Hakları Savunucusu), Fahri Aral (Yayıncı), Faruk Ünsal (Eski MV / DEVA Partisi Üyesi), Fatih Pınar (Belgesel Yönetmeni), Fatih Polat (Evrensel Genel Yayın Yönetmeni), Fatma Aytaç (Kadın Partisi Eşbşk / Kırmızı Biber Der. Bşk), Fatma Bostan Ünsal (Siyasetçi / Akademisyen), Fatmagül Berktay (Akademisyen),

Ferda Ereren (Müzisyen), Ferdan Ergut (Akademisyen), Ferhat Hançer (Çevre Aktivisti, Emekli Öğretmen), Ferhat Kentel (Akademisyen), Fevzi Özlüer (Avukat), Feza Toker (Psikiyatrist), Fırat Genç (Akademisyen), Figen Çöloğlu (Peynir Çiçeği Gündoğan Gönüllüleri Derneği), Fikret Bekler (Senarist), Filiz Otyam (Sanatçı), Fuat Keyman (Akademisyen), Funda Barbaros (Akademisyen / Zeytin Okulu), Funda Oral (Çevirmen),

Füsun Köksal (Besteci / Akademisyen), Gaye Boralıoğlu (Yazar), Gencay Gürsoy (Türk Tabipleri Birliği), Gökçe Deniz Balkan (Serbest Meslek), Gökhan Biçici (Dokuz8Haber), Gökhan Özbek (Gazeteci), Gül Yılmaz (Gazeteci), Gülseren Onanç (Aktivist / SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği Kurucu Başkanı), Gülsüm Kav (Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi), Gülten Kaya (Sanatçı), Günal Kurşun (İnsan Hakları Savunucusu), Gürcan Durmazbilek (Çiftçi), Gürhan Ertür (Emekli),

Güven Güzeldere (Akademisyen), Hacer Ansal (Akademisyen), Hakan Erdem (Emekli), Hakan Gürvit (Radyo programcısı), Hakan Tahmaz (Barış Vakfı Başkanı/ Yazar), Hakan Yapar (İklim Aktivisti), Haldun Bayrı (Çevirmen), Halil İbrahim Yenigün (Akademisyen), Haluk Eyidoğan (Akademisyen), Haluk Levent (Akademisyen), Haluk Ortaç (Doğa Hakları Aktivsti),

Handan Ergiydiren (Yönetmen / Koreograf), Handan İpekçi (Yönetmen), Hasan Cemal (Gazeteci), Hüda Kaya (HDP Milletvekili), Hülya Gülbahar (Feminist Hukukçu), Işıl Eğrikavuk (Sanatçı), Işıl Su Gürgöze (İklim Aktivisti), İbrahim Aydın (Birgün Gazetesi), İbrahim Sediyani (Gazeteci), İhsan Özçıtak (Reklamcı), İkbal Eren Yazıcı (Eğitimci), İlkan Dalkuç (Daktilo1984 Yayın Koordinatörü), İlkay Akkaya (Sanatçı), İlksen Kınalı , İlksen Mavituna (Radyo programcısı), İmambakır Üküş (Gazeteci),

İnci Ekici (Aşçı), İrem Afşin (Gazeteci / Hak Savunucusu), İrfan Aktan (Gazeteci), İsmail Başöz (Spor Hekimi), Janset Apaydın , Kağan Kılıç , Kaya Şahin (Akademisyen), Kemal Yazgan (Müzisyen), Kerem Altıparmak (Avukat), Kıvanç Ersoy (Akademisyen / Matematikçi), Kubilay Tunçer (Sahne Sanatçısı), Laden Yurttagüler (Akademisyen), Levent Dönmez (Radyo programcısı), Levent Gültekin (Gazeteci), Levent Tüzel (Eski Milletvekili, EMEP/HDP), Mehmet Bekaroğlu (CHP Milletvekili), Mehmet Dönmez (Atakent Meclisi Üyesi), Mehmetcan Akpınar (Tarihçi),

Melda Keskin (Emekli), Melda Onur (CHP 24. Dönem Milletvekili), Melek Göregenli (Akademisyen), Melek Ulagay (Belgeselci / Yazar), Meliha Oral (Emekli), Melike Demirağ (Müzisyen), Melis Alphan (Gazeteci), Melis Birder (Belgesel Yönetmeni), Menekşe Kızıldere (HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü), Menend Kurtiz (Emekli Kimya Mühendisi), Meral Akçay (Müzisyen), Mert Arslanalp (Siyaset bilimci), Mesut Yeğen (Akademisyen), Mete Göktuğ (Mimar), Metin Uğurtepe , Muammer Ketencoğlu (Müzisyen),

Murat Çelikkan (Hafıza Merkezi), Murat Dağlı (Akademisyen), Murat Meriç (Yazar), Murat Morova (Sanatçı), Murat Toktaş (Müzisyen), Murat Türkeş (Akademisyen), Mustafa Aslantunalı (Yayıncı), Mustafa Sönmez (İktisatçı), Muzaffer Asma (Ekoloji Birliği YK Üyesi), Müge İplikçi (Yazar), Nazar Büyüm (Yazar), Nazik Işık (İzmir Kent Konseyi Başkanı / Eşit Yaşam Derneği Kurucu Başkanı), Necdet Saraç (Gazeteci / Yazar), Nejla Okyay , Nermin Abadan Unat (Emekli Akademisyen), Nesrin Algan (Akademisyen), Nesrin Nas (Siyasetçi, Eski ANAP Başkanı / Akademisyen), Neşe Erdilek (Yönetici),

Neşe İdil (Gazeteci), Neşe Özgen (Akademisyen), Nezih Kazankaya (Yazar), Nilgün Toker (Akademisyen), Nilgün Yurdalan (Emekli), Nuran Seyhan Bayer (Yönetmen), Nuran Talu (Küresel Denge Derneği Başkanı), Nurcan Aslantunalı (Sanatçı), Nurcan Baysal (Yazar / Hak Savunucusu), Nurdane Özdemir Sağkan (Yazar), Nurhan Kınalı , Oğuz Kurdoğlu , Oğuz Şenoğuz (Sanat Direktörü), Onur Korkmaz (İklim Aktivisti), Orhan Kemal Cengiz (Yazar), Orhan Silier (Tarihçi), Orkun Doğan (Akademisyen),

Osman Akkuş (Gazeteci), Osman Can (Akademisyen / Anayasa Hukukçusu), Osman Okkan (Gazeteci / Hak Savunucusu), Oya Baydar (Yazar), Ömer Madra (Açık Radyo), Özcan Yurdalan (Yazar), Özgül Kaptan (Ekofeminist), Özgür Mumcu (Yazar / Akademisyen), Özlem Altıok , Özlem Çaykent (Tarihçi), Pembe Albayrak Emül (Kadın Hakları Aktivisti), Pınar Dağ (Gazeteci), Pınar Doğu (Yazar / T24), Rabia Harmanşah (Akademisyen), Rauf Kösemen (Tasarımcı), Remzi Altunpolat (LGBT Aktivisti), Rıza Türmen (Hukukçu), Rober Koptaş (Gazeteci), Rümeysa Çamdereli (STK Çalışanı), Sadık Güleç (Gazeteci), Sait Çetinoğlu (Tarihçi / Aktivist),

Sara Nur Yıldız (Akademisyen / Tarihçi), Seher Özbay (Akademisyen), Selami Öztürk (Kadıköy Belediye Eski Başkanı / Avukat), Selim Talay (Editör), Selva Bayyurt (Belgesel Yapımcısı), Sema Efe (Sinemacı / Yazar), Senem Aydın Düzgit (Siyaset Bilimci / Akademisyen), Serap Canbek (Gazeteci), Sergen Şehitoğlu (Sanatçı), Serkan Köybaşı (Akademisyen), Sevilay Çelenk (Akademisyen / Gazeteci), Sevinç Altan (Sanatçı), Seyfullah Gücükatalak (Emekli), Seyfettin Gürsel (Akademisyen), Seyhan Arman (Oyuncu), Sezgin Tanrıkulu (CHP Milletvekili / Hukukçu), Sibel Asna (İletişimci), Sinan Dirlik (Gazeteci), Sinan Erensü (Sosyolog), Soli Özel (Akademisyen / Gazeteci), Süheyla Doğan (Ekoloji Birliği), Şahin Tekgündüz (Emekli Gazeteci),

Şanar Yurdatapan (Sanatçı / Hak Savunucusu), Şebnem Korur Fincancı (Türk Tabipleri Birliği Başkanı), Şehnaz Kıymaz Bahçeci (Kadın Hakları Savunucusu), Şehnaz Layıkel (Sanatçı), Şehrazat Mercan (Avukat), Şenol Karakaş (Aktivist), Şermin Şanlıer , Tamar Nalcı (Hak Savunucusu), Tan Morgül (Gazeteci / Yazar), Tarık Günersel (Yazar), Tilbe Saran (Sanatçı), Tolga Temuge (Vatandaş), Toygun Altıntaş (Tarihçi), Turgut Yüksel (Çizer), Tülin Staubach (Yüksek Mimar), Türker Ertuncay (Komün TV Program Yapımcısı), Ulus Atayurt (Yayıncı), Umur Coşkun (Yazar),

Ümit Fırat (Kürt yazar / Hak Savunucusu), Ümit Kıvanç (Yazar), Vasıf Kortun , Vicdan Tarakçı (Emekli), Yakın Ertürk (Akademisyen), Yasemin Bilgel (DEVA Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikaları Başkanı), Yaşar Güven (Gazeteci), Yaşar Özürküt (TRT THM Programları Eski Prodüktörü), Yeşim Atamer, Prof. Dr. (Akademisyen), Yıldıray Oğur (Gazeteci), Yusuf Doğan Çetinkaya (Akademisyen), Yücel Göktürk (Yayıncı – Express 1+1), Yücel Sönmez (Gazeteci), Yüksel Selek (Yeşiller Partisi Eski Eş Sözcüsü), Zehra Arat (Akademisyen), Zehra Şenoğuz (Grafiker), Zeynep Delen (Akademisyen / Kimyacı), Ziya Halis (EDP Eski Genel Başkanı)

*Yeşiller Partisi tarafından başlatılan imza kampanyasına buradaki adres üzerinden bireysel destek vermek mümkün.