Ana Sayfa Blog Sayfa 1421

Sezgin Baran Korkmaz hakkındaki iddianame açıklandı

ABD Adalet Bakanlığı, Avusturya’da 19 Haziran’da gözaltına alınan SBK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sezgin Baran Korkmaz hakkındaki iddianamenin “gizliliğini” kaldırdı.

Toplam 225 yıla kadar hapis cezası isteniyor

Korkmaz’a para transferiyle dolandırıcılık yapmaktan 10 ayrı suçlama yöneltildi. Korkmaz, kara para aklamadan suçlu bulunursa 20 yıla kadar hapis, suçlu bulunduğu her bir para transferiyle dolandırıcılık suçlamasından da 20’şer yıla kadar hapis, yargıyı ve soruşturmayı engelleme suçundan da 5 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya. Savcılık suçlu bulunması durumunda Korkmaz için toplam 225 yıla kadar hapis cezası istiyor.

15 sayfalık iddianame

Sezgin Baran Korkmaz’ın sanık, ABD hükümetinin davacı olarak yer aldığı  iddianamede adı geçen şirketler ve isimler şöyle:

Korkmaz’ın sahibi olduğu Türkiye’deki SBK Holding AŞ, Biofarma İlaç ve Lüksemburg’daki Isanne Sarl ve banka hesaplarının kontrolünü elinde bulundurduğu Komak Isı Yalıtım, Setap Teknoloji Sistemleri, Blane Teknoloji Sistemleri, Mega Varlık Yönetim, Washakie Renawable Energy şirketi, Washakie Renewable Energy’nin sahipleri Jacob Kingston, Isaiah Kingston, Kingston’ların kontrolündeki United Fuel Supply, Lev Aslan Dermen (Levon Termendzhyan), Dermen’in çıkarı olduğu (veya) kontrolündeki Noil Energy Group, Speedy Lion Renewable Fuel Investments, GT Energy, SBK Holdings USA.

İddianamede Kingston kardeşler ile Levon Termendzhyan’ın 2011-2016 yıllarında, ABD Vergi Dairesi’nin biyoyakıtlar için sağladığı vergi teşviklerinden faydalanma amacıyla sahte beyannameler düzenledikleri; toplamı 1 milyar tutan bu beyannemeler karşılığı, ABD Hazinesi’nin 470 milyon dolarlık teşvik ödemesi yaptığı belirtiliyor.

Washakie Renewable Energy ve United Fuel Supply aracılığıyla Kingstonlar ile Termendzhyan’ın 1 milyar dolarlık beyanname düzenledikleri, ABD Hazinesi’nin de bu kişilere 470 milyon dolarlık teşvik ödemesi yaptığı belirtiliyor.

İddianamede aklanan paraların ne kadarının hangi şirket ve birey hesabında kullanıldığına ilişkin listelenen iddialar ve meblağlar da var.

Yolsuzluk yoluyla elde edilen paraların Türkiye’de Biofarma ilaç şirketine, adı Servus olan ve daha sonra Setap ve Blane olarak değiştirilen teknoloji şirketine, varlık yönetim şirketi Mega Varlık‘a, Borajet’in alınması için kullanılan Bukombin, Bugaraj adlı holding şirketlerine, adı daha sonra SBK Air olarak değiştirilen Aydın Jet‘e yatırım amaçlı kullanıldığı öne sürülüyor. Ayrıca, Türkiye’de bir gayrimenkul, otel, hastane, İsviçre‘de iki otel, Queen Anne adlı yat, bir havayolu şirketi, bir jet, İstanbul‘da Boğaz’da bir villayı ve apartman dairesini de “kara parayla” satın alındığı iddia ediliyor.

‘Dede’ yazışması

İddianamede, Sezgin Baran Korkmaz’ın, “Dede (grandfather) (grandpa)” kod adıyla bazı isimsiz hükümet yetkilileri aracılığıyla Jacob Kingston ve Isaiah Kingston’ı ‘olası federal soruşturmalardan koruma vaadinde bulunduğu’ öne sürülüyor ve bu vaadin ise gerçekçi olmadığı belirtiliyor.

İddianamede ayrıca, kara para aklama yoluyla elde edildiği öne sürülen taşınır ve taşınmaz mülklere el konulması talebi bulunuyor.

 

1 Temmuz’dan itibaren sokağa çıkma yasakları kalkıyor

Beştepe‘deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki Kabine Toplantısı ardından açıklama yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1 Temmuz tarihinden itibaren uygulanacak normalleşme adımlarını açıkladı.

Erdoğan, “1 Temmuz itibariyle başlamak üzere sokağa çıkma kısıtlamalarını tümüyle kaldırıyoruz” diyerek pazar günleri ve akşam 22.00’dan sonra uygulanan sokağa çıkma yasaklarının sonlanacağına işaret etti.

Müzik kısıtlaması 24.00’te başlayacak

Müzikle ilgili sınırlamayı ise daha ileri bir saat olan 24.00’e çektiklerini belirten Erdoğan, “Kusura bakmasınlar gece kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yoktur” ifadelerini kullandı.

Kamu kurum ve kuruluşlarında normal mesai düzenine geçileceğini aktaran Erdoğan, “Kamu ve özel sektördeki iş ve işlemlerin tamamında Sağlık Bakanlığının hazırladığı salgın yönetimi ve çalışma rehberlerine uyulması hassasiyetle takip edilecektir. HES Kodu uygulaması yaygınlaştırılarak sürdürülecektir” dedi.

Şehirlerarası seyahat sınırlaması kalkıyor

Ayrıca gene 1 Temmuz sonrasında şehirler arası seyahat kısıtlamalarıyla şehir içi toplu taşıma araçlarındaki sınırlamalar sona erecek.

Kademelli normalleşme sürecinde 65 yaş ve üzeri vatandaşlar ile 18 yaş altı gençler ve çocuklar şehir içi toplu ulaşım araçlarını (metro, metrobüs, otobüs, minibüs, dolmuş vb.) kullanamıyordu.

Erdoğan konuyla ilgili ayrıntıların İçişleri Bakanlığı genelgesinde yer alacağını söyledi.

‘Aşı manipülasyonlarına itibar etmeyin’

Aşı konusunda da hızlı bir ilerleme kaydedildiğini belirten Erdoğan,  “Sırası gelen herkesin aşı olması hayati öneme sahiptir. Vatandaşlarımdan, aşı konusundaki manipülasyonlara itibar etmemelerini, bu konuda bilim insanlarına kulak vermelerini istiyorum” dedi.

“Biz de aşımızı olarak bilim insanlarımıza olan güvenimizi gösterdik” diyen Erdoğan yerli aşı çalışmalarında da birkaç ay içinde yaygın kullanıma geçebilecek seviyeye gelmeyi ümit ettiklerini belirtti.

 

Validebağ Gönüllüleri koruda nöbet başlattı

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından 21 Haziran Pazartesi günü başlatılacağı duyurulan Validebağ Bakım ve Rehabilitasyon Projesi‘ne karşı çıkan Validebağ Gönüllüleri koruda nöbet başlattı.

Sabah 08.00’de bir araya gelen gönüllüler,  Validebağ Korusu Abdülaziz Av Köşkü önünde masa kurdu. Ayrıca Koru Rehabilitasyon ve Düzenlenmesi Yapım İşi adı altında ranta açan ihaleye karşı imza kampanyası başlattı.

https://twitter.com/ValidebagKorusu/status/1406887301473615874

‘Ranta hayır’

Eylemciler, nöbet alanında “Validebağ Korusu’nda ranta, yapılaşmaya, ticarethaneye, ranta hayır” yazılı pankart açtı.

Validebağ Gönüllüleri tarafından yapılan paylaşımda ise “Korudayız, Nöbetteyiz, Gitmiyoruz! Her gün Validebağ Korusu’nda koruyu ranta talana karşı korumaya devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

 

İzmir Ödemiş sağanak yağışa teslim oldu: Ekili araziler sular altında kaldı

Dün İzmir Ödemiş‘te saat 18.00 sıralarında başlayan sağanak yağış, hayatı olumsuz etkiledi.

Sağanak nedeniyle bir otomobil ve bir cip sel sularına kapıldı. Ekili araziler ve hayvan damları sular altında kaldı.

Sel, çöp konteynerlerini sürükledi

DHA‘da yer alan habere göre, kırsal bölgedeki Birgi, Küçükavulcuk, Büyükavulcuk, Bıçakçı, Gerçekler ve Beyazıtlar mahallelerinde su baskınları yaşandı. Sel suları, taş ve kaya parçaları ve çöp konteynerlerini sürüklerken, yollardaki kilit parke taşlarını da söktü.

Bıçakçı Mahallesi’nde, park halindeki bir cip sel sularında sürüklendi. Küçükavulcuk Mahallesi’nde de sele yakalanan otomobil ve sürücüsü, çevredekiler ve itfaiye ekipleri tarafından kurtarıldı.

 

Bölgedeki bazı ekili araziler su altında kalırken, bahçeler ve hayvan damlarında da su baskınları yaşandı. Ödemiş Sanayi Sitesi‘nde rögarların tıkanması nedeniyle yolda su birikintileri oluştu.

Çalışmalar başladı

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Ödemiş Belediyesi’ne bağlı ekipler iş makineleriyle su birikintilerini tahliye etti ve yollardaki taş, kaya parçalarını temizleyip, zarar gören yerlerin onarımına başladı.

Kanal İstanbul’un ‘göstermelik’ temel atma törenine eylem çağrısı

Kanal İstanbul projesine itiraz eden birey ve kurumlardan oluşan Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, 26 Haziran Cumartesi günü saat 14.00’da gerçekeleşecek eylem için çağrıda bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın 26 Haziran’da projenin temellerini atacağı iddiasının doğru olmadığı belirtilen açıklamada “26 Haziran’da atılacağı söylenen temel, Kanal İstanbul’un değil; Kuzey Marmara Otoyolu’nun bağlantı yollarından biri olan Nakkaş-Başakşehir kesiminin Sazlıdere üzerinden geçen kısmıdır” denildi.

‘Oldu-bitti algısı yaratılmaya çalışılıyor’

“Kanal temeli atıyoruz denilerek oldu bitti algısı yaratılmaya çalışılmaktadır” denilen açıklamada “Hazine garantili, İstanbul’un tarım alanlarını, su havzalarını, ormanlarını yok eden bir rant projesinin bir bölümü daha yapılmak istenmektedir. Bu köprünün olmayan kanalın üzerinden geçmesi planlanmaktadır” bilgisi paylaşıldı.

“Ne kanal temeli ne su havzasına otoyol köprüsü temeli istemiyoruz” ifadelerinin yer aldığı açıklamada İstanbul’a, doğaya, tarihe, kültüre sahip çıkan herkese yan yana gelme çağrısı yapıldı.

Temel atılacak yere yürüyüş

26 Haziran Cumartesi günü saat 14.00’da Bakırköy Özgürlük Meydanı‘nda buluşacak kitle, temel atılacağı söylenen yere yürüyüş gerçekleştirecek.

Açıklamada “Yaşamı savunma mücadelesinde senin de bir adımın olsun.Katıl, durduralım, İstanbul’u kurtarılım” çağrısı yapıldı.

Uzaya gidecek Jeff Bezos için kampanya: Dünya’ya dönmesine izin vermeyin

Amazon‘un kurucusu ve 191 milyar dolarla dünyanın en zengin insanı olan Jeff Bezos ve kardeşi Mark Bezos 20 Temmuz tarihinde News Shephard‘ın ilk insanlı uçuşuyla uzaya gidecek.

Söz konusu yolculuk öncesinde 11 dakikalık yolculukla uzaya gidecek olan Bezos’un geri dönmemesi için bir imza kampanyası başlatıldı. “Jeff Bezos’un Dünya’ya dönmesine izin vermeyin” kampanyasına şu ana kadar 20 binden fazla insan imza attı.

Aslında kendisi Lex Luthor

Esprili bir dil ile yazılan kampanya açıklamasında “Jeff Bezos aslında süper başarılı bir çevrimiçi perakende mağazasının sözde sahibi olarak gizlenen Lex Luthor’dur” denilerek Bezos’un Superman’ın azılı düşmanı olarak kurgulanan karakter olduğu söylendi.

Bezos’un küresel hakimiyet için uğraşan “şeytani bir derebeyi” olarak nitelendirildiği açıklamada bu imza kampanyasının “Bezos’tan kurtulmak” için son şans olduğu belirtildi.

Texas eyaletindeki El Paso’nun 100 mil kadar uzağındaki Van Horn’daki komuta merkezinden fırlatılacak New Shephard’ın uçuşu yaklaşık 30 dakika sürecek. New Shephard, uzayın sınırına ulaştıktan sonra 3 dakika kadar süzülecek ve daha sonra kapsül dünyaya inecek.

ABD’de rekor sıcaklıklar: Ülkenin yüzde 38’i kuraklık çekiyor

ABD‘de sıcaklıkların rekor düzeylere yükselmesi kuraklık tehlikesini daha da derinleştirdi. Ülkenin batısının yaklaşık yarısının kuraklıktan etkilendiği, acil önlemler alınmazsa su kıtlığının daha büyük bir sorun haline geleceği belirtiliyor.

ABD Kuraklık İzleme (USDM) verilerinde, ülkenin yüzde 38’lik bölümünde kuraklık görülüyor. Yaklaşık 300 milyon hektarlık ekili alanın kuraklık koşullarından etkilendiği duyuruldu. Kuraklığın neden olduğu su kıtlığından doğrudan ya da dolaylı etkilenen kişi sayısı 94 milyonun üzerinde.

BBC‘nin aktardığına göre, sıcak hava dalgasıyla kuraklık koşullarının birleşmesi, nehirlerin ve su kaynaklarının daha çok kurumasına, barajlardaki doluluk düzeyinin düşmesine neden oldu. ABD’nin en büyük su rezervuarı Mead Gölü‘nde şimdiye kadarki en düşük su düzeyi ölçüldü.

ABD'de bölgelerin kuraklıktan etkilenme düzeyleri, kırmızı renkli noktalarda en yüksek düzeyde.
ABD Kuraklık İzlemenin verilerine göre düzenlenen haritada kırmızı renkle görülen yerlerde kuraklığın etkisi en üst düzeyde.

Son bir yıl içerisindeki yağışların azlığının yanı sıra, küresel iklim değişikliğinin de kuraklık üzerinde etkili olduğu belirtiliyor. 

Kaliforniya’da acil durum

Kaliforniya eyaletinde de sıcaklıkların rekor düzeylere yükselmesi nedeniyle “acil durum” ilan edildi. Yetkililer, eyalet sakinlerine klimalı ortamlarda bulunmaları ve güneşe çıkmamaları uyarısında bulundu.

Dünya üzerindeki en yüksek sıcaklık değerlerine sahip Death Valley ise (Ölüm Vadisi), iki yıl üst üste 54 santigrat derece sıcaklığı gördü. 2020’nin Ağustos ayında da bölgedeki sıcaklık 54,4 dereceye çıkarak rekor kırmıştı.

Sıcaklıklar Phoenix’te 48 derece, Las Vegas‘ta 46 derece, Denver‘da ise 38 dereceyi gördü. Yaklaşık 50 milyon kişi, sıcak hava koşullarından etkilendi.

Bölgenin elektrik ihtiyacı büyük ölçüde güneş ve rüzgara dayalı olduğu ve  halk yoğun olarak klima kullandığı içen bu tür, sıcak dalgaları sırasında elektrik altyapısı büyük bir baskı altına giriyor.

Orman yangını riski artıyor

Sıcak hava dalgası, ABD’nin batısındaki kent ve ormanlarda yangın riskini de beraberinde getiriyor.Geçen yıl Kaliforniya genelinde büyük orman yangınları görülmüş, San Francisco çöken dumanlar nedeniyle kızıl renge bürünmüştü.  Rekor düzeydeki sıcak havalar, eyaletin dört bir yanındaki 25 noktada yangınlara neden olmuştu. Eyalette 2018’deki yangınlarda da yaklaşık 790 bin hektar alan yanmıştı.

Fransa’da bölgesel seçimlerin ilk turunda Macron ve Le Pen için hayal kırıklığı

Fransa’da yapılan bölgesel seçimlerin ilk turunda Cumhurbaşkanı Emanuel Macron‘un kurucusu olduğu iktidar partisi Cumhuriyet Yürüyüşü Hareketi (LREM) başarı sağlayamadı.

Sandık çıkış anketlerine göre, LREM’in adayları ülkenin hiçbir bölgesinde seçimin ilk turunu önde bitirmedi.

Yeşiller yüzde 12,9 oy aldı

Merkez sağ Cumhuriyetçiler Partisi (LR) ülke genelinde yüzde 28,7 oy alarak seçimin ilk turunu önde tamamlayan parti oldu.

Marine Le Pen‘in liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi (RN) yüzde 19,4 ile seçim ikinci bitirdi. Merkez sol Sosyalist Parti (PS) yüzde 15,6, Yeşiller Partisi (EELV) yüzde 12,9 ve LREM yüzde 10,4 oy aldı.

Aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisinin lideri Marine Le Pen

Halkın yüzde 66’sı sandığa gitmedi

AA‘nın haberine göre seçimde sandığa gitmeyenlerin oranı yüzde 66,1 olarak belirlendi. Bu oran 2015’te yüzde 50,09 ve 2010’da 53,67 olmuştu. Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, yaptığı açıklamada bu durumun endişe verici olduğunu kaydetti.

Hükümet Sözcüsü Gabriel Attal, seçimde oy kullanmayanların sayısının yüksek olmasının nedeninin kısmen yeni tip koronavirüs salgını olduğunu belirtti.

İkinci tur pazar günü

Koronavirüs salgını nedeniyle üç ay ertelenen bölgesel seçimlerin ikinci turu 27 Haziran Pazar günü yapılacak. Sandık çıkış anketlerine göre Macron’un partisi, önümüzdeki hafta seçimlerin ikinci turundaki yarışmak için gerekli yüzde 10 oyu alamayabilir.

Seçimlerle Fransa’nın biri deniz aşırı 14 bölgesiyle 96 ilinin toplam 4 bin 100 meclis üyesi belirlenecek. Bölgesel seçimlerde 16 bine yakın aday yarışıyor.

Akköprü Barajı satışa çıkarıldı-CHP’li Burak Erbay: Barajın satılmasına karşı direneceğiz

CHP Muğla Milletvekili Burak Erbay, Muğla Köyceğiz‘deki Dalaman Çayı üzerinde bulunan Akköprü Barajı ve Hidroelektrik Santrali ile birlikte santral tarafından kullanılan taşınmazların Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından satışa çıkarıldığını duyurdu.

CHP’li Erbay, barajın satışa çıkarılmasının ülkenin nasıl bir çıkmaza girdiğini ortaya koyduğunu ifade ederek, karara karşı direneceklerini söyledi.

‘Baraj bölgedeki tarımsal sulama için çok önemli’

ANKA‘da yer alan habere göre, CHP Dalaman İlçe Başkanlığı’nda bir açıklama yapan Burak Erbay, barajın bölgedeki tarımsal sulama alanı için çok önemli olduğunun altını çizdi ve açıklamalarına şöyle devam etti:

Köyceğiz ilçesi sınırları içerisinde kalan ve Dalaman Çayı üzerinde bulunan Akköprü Barajı’nın Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na devredildiğini ve özelleştirilmek istendiğini öğrendik. Akköprü Barajı; Köyceğiz, Dalaman ve Ortaca bölgelerini besleyen en önemli su kaynaklarında birisidir. Bu baraj bölgedeki tarımsal sulama için çok önemlidir. Akköprü Barajı 142 bin hektar tarım alanının sulanmasını sağlamaktadır. Binlerce insan tarımsal üretimle hayatını kazanmaktadır.

Akköprü Barajı’nın temeli 1995 yılında atıldı. 2011 yılında inşaatı tamamlanarak su tutmaya başlandı ve 2012 yılında da hizmete açıldı. Bu baraj için milletin cebinden o zamanın parası ile yaklaşık 4 katrilyon çıktı. Türkiye’nin altıncı büyük barajı olan Akköprü Barajı yaklaşık 115 megavat elektrik üretiyor.”

‘Özelleştirme kararı derhal geri çekilmeli’

Barajın satılmasının ülkenin nasıl bir çıkmaza girdiğini ortaya koyduğunu kaydeden Erbay, söz konusu özelleşmeye karşı olduklarını da dile getirdi:

Yıllardır büyük emek ve çaba gösterilerek inşa edilen birçok değer AKP eli ile özelleştirilmektedir. Ülkemizde ne kadar stratejik kurum varsa satıldı. Şimdi de sıra baraj ve enerji santrallerine geldi. Enerji, dünya için hayati öneme sahiptir. Hele ki doğa dostu hidroelektrik santralleri çok daha büyük öneme sahiptir. Ancak AKP iktidarının yanlış ekonomi politikaları nedeniyle ülkemiz her geçen gün daha büyük krizlere sürüklenmektedir. Bu krizlerden çıkmanın yolu miras yedi bir şekilde bu ülkenin varlıklarını satmak değildir.

Bu barajın satılması ülkemizin nasıl bir çıkmaza girdiğini ortaya koymaktadır. AKP kendini kurtarmaya çalışmaktadır Muğla halkı olarak; Köyceğiz, Dalaman, Ortaca halkı olarak bu yatırımın devletin uhdesinde kalmasını istiyoruz. Bu özelleştirmeye karşıyız. Bu özelleştirme kararı derhal geri çekilmelidir. Barajın satılmasına karşı direneceğiz.”

Gelen gideni neden aratıyor?

Görülen o ki pek çok kişi Sedat Peker’in açıklamalarının memleket siyasetinde bir değişim ve dönüşüm yaratmasını bekliyor. Ülkeye temiz siyaset havasının bir mafya babası eliyle geleceğini umanlar az değil.

Peker’in çıkış ve açıklamalarının yarattığı rüzgarın memleketi düzelteceğini ummak gerçekçi mi? Toplumda büyük bir ilgi yaratan bu ifşalar, siyaset ve bürokraside neden bir değişim etkisi oluşturmuyor? Bu kadar çok bilgi, bu kadar çok ilgiyle birleşince neden bu kadar az hareket yaratıyor?

Toplumsal ve tarihsel deneyim bize, bu beklentinin gerçekçi olmadığını, toplum bu duruma, siyasi aktörler aracılığıyla veya doğrudan el koy(a)mazsa köklü bir değişim olmayacağını söylüyor. Böyle durumlarda siyasetin temel iskeletinin değil, aktörlerinin değiştiğini defalarca tecrübe ettik. Üstelik çoğu kez o aktörlerin neredeyse tamamı bir süre göz önünden kaybolup daha sonra yeniden hayatımızda beliriverdi.

‘Kutsi heyecandan ananı da al git’e…

Menderes, Demirel, Özal ya da Çiller. Hiçbiri bir siyasi hesaplaşma ya da bir halk hareketi ile gitmedi. Hiçbiri intikamcı mahkemeler dışında adil bir mahkemede bağımsız ve sağlıklı bir hukukla yargılanmadı. Her gelenin bir öncekini aratması biraz da bu yüzden.

Bugün demokrasi kahramanı diye yere göğe konulamayan Menderes, 6-7 Eylül ile ilgili “İştirak edenlerden büyük bir kısmının bu kudsi heyecan içinde bulunduklarını kabul etmek lazım gelir” diyebilmiş bir siyasi kişilikti. Öncelikle toplum nezdinde itibarsızlaşması hedeflendiği için yargılanması sırasında bu “kutsiyeti” yorumlama biçiminden çok magazinel unsurlar öne alındı.

Menderes’in mirasını takip eden “devlet adamı” Demirel, solcu gençlere yönelik saldırılar ve aydınlara yönelik suikastler için “Bana milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyerek el yükseltti.

Araya girip iktidarı gasp eden “Asmayalım da besleyelim mi?”cilerden sonra gelen ise “Benim memurum işini bilir” diyen Özal’dı. Onun da ardından Susurluk’ta açığa çıkan mafya-devlet ilişkisini “Bu ülke için kurşun atan da yiyen de şereflidir” diye savunan Çiller geldi. Sonrasında geldiğimiz nokta kutsal dinimiz kalkanı arkasından yüzümüze doğru savrulan “Ananı da al git” tekmesidir.

İktidar içi tasfiye ve hesaplaşmadan öteye gidilemedi

74’deki CHP-MSP, 91-93’deki DYP-SHP ve 99-2002’deki DSP-MHP-ANAP koalisyonu gibi bir kaç özel durum bile yine bu iç hesaplaşmalarla yıkıldı ve yerlerine gelen “geçiş” hükümetlerinin ardından yine eski dengelere dönüldü.

’61 Anayasası’nın oluşturduğu kısmi demokratik ortam ve 2000’lerin ortasından itibaren Dünya ekonomisindeki genişlemeye paralel gerçekleşen ekonomik büyüme ve AB’ye uyum sürecinin yarattığı kısmi rahatlama dışında bu hep böyle oldu. Bu rahatlamaların da milliyetçi mafyatik oluşumları sadece göz önünden çekip yedekte bekletmeye yaradığı ortada.

Çünkü süreç, bir iktidar değişiminden çok bir devlet içi tasfiye süreci, bir tür iç hesaplaşma olarak ve raydan çıkanı raya tekrar sokmak için işliyor. Tarihsel akışa bakın, böyle süreçlerle gelenin bir öncekinden daha çirkef, daha kuralsız ve daha acımasız olması gerektiğini göreceksiniz.

İster “kızı için dünyayı yakan bir baba”, ister “aldatılıp bileti yakılmış” bir iktidar yandaşı, ister “and’olsun ki Turan’ı kuracak” bir Türk-İslamcı, ister “devlet düşmanlarının kanlarında duş alacak” bir milis komutanı, isterse de “ben ajan değilim abi, n’aptın sen!” diye hayal kırıklığı yaşayan bir “işadamı” kılığında olsun, Peker bey ve arkasındakilerin temsil ettiği de o kuralsızlık ve acımasızlıktır.