Ana Sayfa Blog Sayfa 1423

Gaziantep meralara yayılıyor: Biz sürüleri sürüyoruz, onlar bizi…

Video-Haber: Jiyan Cin

*

Gaziantep’te hızla ve kontrolsüzce artan yapılaşma nedeniyle mera alanları hızla daralıyor. Beton blokların arasında kalan meralarda hayvan sürülerini gütmeye çalışan besiciler  kendilerinin de hayvanlarının da gidecek yerleri kalmadığından yakınıyor. 

Gaziantep kırsalında geçimini hayvancılık yaparak sağlayan çok sayıda besici hem kuraklığın hem de yapılaşmanın hızla artmasının baş mağdurlarından. Yaklaşık iki yıldır mücadele ettiğimiz koronavirüs salgınıyla derinleşen ekonomik krizle birlikte yem fiyatları artarken besicilerin sığındığı mera alanları da yapılaşmanın hızla artmasıyla tükeniyor. Besiciler kuraklık, yapılaşma ve ekonomik kriz kıskacında hayvancılığı bırakmayı düşünüyor.

Meralar yerini betona bırakıyor

Küçükbaş hayvan besicisi olan Serhat Alkan, son yılların kendileri için oldukça zorlu geçtiğini aktarırken yeşil alanların yerini inşaatlara bıraktığını ifade etti. Kendi sürüsünün çobanlığını da yapan Alkan, Antep’te mera alanlarının gittikçe nasıl tükendiğine şahit olduğunu şu sözlerle aktardı:

“Bu sene gerçekten zor oldu bizim için. Her taraf bina oldu. Geçen sene şuralarda iki bina vardı ve yerleşim alanı oldu.  Binalardan yer kalmadı, bize de yol görünüyor. Yem de pahalandı. Böyle giderse hayvancılığı bırakacağız. Diğer hayvancı, çoban arkadaşlarımız da zor durumda.  Şimdi biz sürülerimizi sürüyoruz, diğer insanlar, binalar da bir taraftan bizi sürüyor. Hayvanlarımızı otlattığımız meralar hızla imara açılıyor.”

 

Muş’tan Gaziantep’e  altı ay önce hayvanlarını otlatmak için getiren besici Salih Bilgin ise her geldiklerinde gittikçe artan inşaat alanlarının kıskacında kaldıklarını belirtti.

Yaklaşık altı aydır bölgede olduklarını, bayram günü memleketi Muş’a hareket edeceğini anlatan Bilgin şunları söyledi:

“İnşaat alanları hızla yayıldığı için tarım, mera alanları da aynı hızda yok oluyor. Hayvanlara genellikle yem veriliyor. Bu adam memleketinden gelmişse bu masraftan kaçmak için geldi ama değişen bir şey yok. Kendi memleketinde, köyünde kalsa bence daha karlı.  Mera alanı zaten dar, olanlar da inşaata dönüşüyor.

Çevredeki bina sakinleri de hayvan kokusundan şikayet ediyor. ‘Burada 400-500 bin lira vermişim, daire almışım. Bu kokuyu çekemem” gibi ifadelerle şikâyet ediliyoruz. Kendilerine göre onlar da haklı. Ama ne yapacağız ki? Mera alanı dar olduğu için yapılacak bir şey yok.”

‘Etrafımızı binalar sarmış, yeşillik tükeniyor’

Bir diğer çoban Tarık Alkan ise, hayvanlarını kışın Gaziantep’e getirdiklerini yazın ise Muş’a götürdüklerini söyledi. Buralarda ot, yeşil alan kalmadı diyen çoban Alkan şöyle konuştu:

“Buralar hep bina oldu. Her geçen yıl inşaatlar artıyor, yeşil alan azalıyor. Her şey pahalılaşıyor, yem pahalılaştı. Böyle devam ederse hayvancılığı bırakacağız. Gördüğünüz gibi etrafımızı binalar sarmış, yeşillik tükeniyor. Kurban bayramı için getirdiğimiz hayvanlarımızın olabildiği kadar da sütünü, yoğurdunu ve peynirini satıyoruz.”

‘Meralar kontrolsüzce imara açılıyor’

Yeşil Gazete için görüşlerini aldığımız HDP Gaziantep Milletvekili ve aynı zamanda TBMM İdare Amiri Mahmut Toğrul, hayvancılığın ciddi sorunlar yaşadığını şu ifadelerle aktardı:

“Türkiye’de özellikle son yıllarda kuraklığa bağlı olarak hem hububat alım rekoltesindeki düşüş hem de buna bağlı olarak yem arzının çok ciddi bir şekilde düşmesi şu anda besiciyi ve çiftçiyi zor durumda bıraktı. İşin doğrusu tüm Türkiye hayvan ihracatçısı ülke iken ve 1960’lı yıllarda 65 milyon küçükbaş hayvan, 15 milyon civarında da büyükbaş hayvan varken Türkiye’nin nüfusu o zaman 30 milyon civarında idi. O dönem neredeyse Suriye’nin Irak’ın tüm hayvan, et ve diğer hayvansal gıda ihtiyaçlarını Türkiye karşılıyordu.

Fakat geldiğimiz dönem itibariyle özellikle köylerin boşaltılması ile köylerde mera alanlarının daralması, yayla yasaklarının oluşmasıyla birlikte hayvancılıkta ciddi bir daralma yaşanıyor. Fakat son dönemlerde bölgede kuraklığın, yanlış kentleşmenin, mera alanlarının imara açılmasının, kontrolsüzce mera alanlarına imarların yapılması, besicileri çok daha zor durumda bırakıyor. Bakın geçen bir torba hayvan yemi 60 lira civarında iken bugün 150-160 lira civarında. Yani % 130-140 civarında hayvan yeminde bir artış söz konusu.”

‘Türkiye kolay olanı seçiyor’

Milletvekili Toğrul, mera alanlarında daralmayla birlikte kuraklığa bağlı olarak otun veriminin de düşmesi neticesinde ciddi bir sıkıntı olduğunu belirterek atılması gereken adımları şöyle sıraladı:

“Hayvancılığı geliştirmek için, yem açısından bir sübvansiyon sağlanabilir. Yine mera alanları kontrol altına alınır ve o alanlara yapılan kontrolsüz yapılaşmanın önüne geçilebilir. Mera alanları en azından gübrelenerek oradaki verim arttırılarak hayvancılıkla uğraşan yurttaşlarımız rahatlatılabilir. Ama maalesef Türkiye kolay olanı seçiyor, kendi hayvancılığını öldürüyor, et ihtiyacını dışarıdan karşılama yoluna gidiyor.”

 

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatılmasına ilişkin iddianameyi kabul etti

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle yeniden açtığı  davada ilk incelemesini yaptı.

Süreç nasıl işleyecek?

İddianame, ön savunma için HDP’ye gönderilecek. HDP, AYM’nin tanıdığı süre içinde ön savunmasını verecek; isterse bu sürenin uzatılması için başvuruda bulunabilecek.

HDP’nin ön savunması sonrası ardından esas hakkındaki görüş sunulacak.  AYM’nin belirleyeceği tarihlerde davayı açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri sözlü savunma yapacak.

Tüm bu sürecin ardından raportör davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu arada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve HDP ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.

Raporun, AYM üyelerine dağıtılmasının ardından Yüksek Mahkeme Başkanı Zühtü Arslan toplantı için bir gün belirleyecek ve AYM üyeleri belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

HDP hakkındaki kapatma davasını 15 kişiden oluşan AYM heyeti karara bağlayacak.

Anayasa’nın 69. maddesine göre bir partinin kapatılmasına veya devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebiliyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin.

AYM’nin siyasi yasak istenen partililerin beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde, bu kişiler kesin kararın Resmi Gazete’de gerekçeli olarak yayımlanmasından itibaren 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamıyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından hazırlanan ve 17 Mart’ta AYM’ye gönderilen ilk iddianame eksik bulunarak iade edilmişti. Yeni bir iddianame hazırlayan Şahin, 10 Haziran’da “Tüm delilleri, kararları ve HDP yetkililerinin konuşmalarını dosyada delil olarak sunduk. İddianame 843 sayfa. 451 kişi hakkında siyasi yasak isteniyor. 69 kişi de odak olduğu için iddianamede yer alıyor. Hepsinin terör örgütü lehinde konuşmaları ve beyanları var” demişti.

İzmir’de şebeke suyundan rahatsızlandığını iddia eden çok sayıda kişi hastaneye başvurdu

İzmir‘in Buca ilçesinde şebeke suyu kullandıktan sonra rahatsızlandıklarını öne süren ve aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda vatandaş hastaneye başvurdu.

Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Acil Servisi‘ne gelen vatandaşlar, içtikleri ve kullandıkları suda kötü bir tat ve koku olduğunu belirterek, mide bulantısı, baş dönmesi gibi rahatsızlıkların meydana geldiğini söyledi.

‘Beş gün kusma ve ishal olabilir’

Beş çocuğu ve eşiyle hastaneye gelen Muharrem Kökalan, şebeke suyunu içtikten sonra fenalaştıklarını ve eşinin sudan kötü kokular geldiğini söylediğini belirtti.

Kökalan, “Hastaneye geldik ancak hastane tıklım tıklım. Çünkü hangi birisine müdahale edeceklerini bilmiyorlar. Çocuğum hala kusuyor. Doktor beş gün kusma ve ishal olabileceğini söyledi” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: AA

İZSU’dan kesinti kararı

İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (İZSU) dün yaptığı açıklamada, Gaziemir ilçesinde şebeke suyunun tat ve kokusunu etkileyen kısa süreli bir arıza yaşandığı ancak bu sorunun insan sağlığına olumsuz bir etkisinin bulunmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verilmişti:

Tahtalı Barajı’nın suyunun arıtılarak kente verildiği Görece İçme Suyu Arıtma Tesisi bünyesindeki klorlama ünitesinde kısa süreli bir teknik arıza meydana gelmiş, gereken müdahale hızla yapılarak sorun giderilmiştir. Gerekli numuneler alınarak, testler yapılmış ve insan sağlığına zarar verecek herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Klor oranındaki değişim nedeniyle gözlenen tat ve kokudaki farklılığın (tricloramine kaynaklı kokunun) giderilmesi için şebekedeki suyun tahliyesi gerektiğinden sorundan etkilenen Gaziemir Bölgesinde 2 saat süreyle su kesintisi uygulanacaktır.”

Ermenistan’da seçim sonrası Paşinyan zafer ilan etti: Kadife değil çelik devrim

Ermenistan’da pazar günü gerçekleştirilen erken genel seçimi, resmi olmayan ilk sonuçlara göre Başbakan Nikol Paşinyan‘ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi kazandı.

Paşinyan’ın partisi oyların yüzde 53,9’unu alırken, eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan‘ın liderliğindeki Ermenistan İttifakı oyların yüzde 21’ini alabildi.

Zaferini ilan etti

Nikol Paşinyan günün ilk saatlerinde yaptığı açıklamada, “Ermenistan halkı, partimize ülkeyi yönetme, bana da ülkeyi başbakan olarak yönetme yetkisi verdi” diyerek zaferini ilan etti.

Paşinyan, “Seçimlerde ikna edici bir zafer kazandığımızı ve parlamentoda tatmin edici bir çoğunluğa sahip olacağımızı biliyoruz” ifadelerini kullandı ve destekçilerinden başkent Erivan’ın en büyük meydanı olan Cumhuriyet Meydanı’nda toplanmalarını istedi.

BBC’nin aktardığına göre Paşinyan, “Ermenistan halkı üç yılda ikinci devrimi yaptı. Bu sefer ‘kadife’ yerine ‘çelik’ devrim gerçekleştirdi” açıklamasını yaptı.

‘Seçim sonucunu tanımıyoruz’

Ermenistan İttifakı ise sonucu “ihlaller incelenene kadar” tanımayacağını açıkladı. Yapılan yazılı açıklamada “Oy kullanma merkezlerinden, organize ve planlı sahtekarlıklar yapıldığına yönelik yüzlerce sinyal geldi. Bu da güven eksikliği için ciddi bir neden teşkil ediyor” denildi.

Euronews’in aktardığına göre Rusya merkezli Ria ajansı seçime katılımın yüzde 49,4 civarında olduğunu ve 319 usülsüzlük tespit edildiğini bildirdi.

Savunma Bakanlığı, askerlerin oy kullanmaya zorlandığına ilişkin iddiaları reddederek seçim sürecini gözlemlemeyi sürdüreceklerini belirtti.

Neler yaşandı?

2018’de barışçıl protesto gösterileri sonrası iktidara gelen Nikol Paşinyan, geçen yıl Ermenistan’ın yenilgisiyle sonuçlanan Dağlık Karabağ Savaşı’ndan sonra eleştirilmiş ve nisan ayında istifa etmişti.

Nikol Paşinyan ise Azerbaycan karşısında 7 bine yakın kişinin öldüğü savaşta daha ağır bir yenilgiyi önlemek için ateşkesi kabul ettiğini söylemişti.

Paşinyan, Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan‘ı görevden almış; Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan bu kararı veto etmişti. Daha sonra ordunun istifasını istemesini “darbe girişimi” olarak nitelendiren Paşinyan, istifa etse de seçime kadar görevine devam edeceğini açıklamıştı.

ABD, Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’deki mal varlıklarına el konulmasını istedi

ABD‘de Utah Eyalet Başsavcılığı, kara para aklama suçlamasıyla Avusturya’da gözaltına alındığı belirtilen firari iş insanı Sezgin Baran Kormaz’ın Türkiye’deki mal varlıklarına el konulmasını istedi.

Korkmaz’ın varlıkları Utah Başsavcılığı tarafından, Kingston kardeşler ve Lev Aslan Dermen’in devam eden dava dosyasına konuldu.

Amerika’nın Sesi‘nden Can Kamiloğlu‘nun aktardığına göre, davanın görüldüğü Utah Bölge Mahkemesi hakimi Jill N. Parish, 10 Haziran 2021 tarihinde başsavcılıktan, ABD’nin kara para aklamaktan jüri tarafından suçlu bulunan Lev Aslan Dermen’in Amerikan Vergi Kuruluşu’nu (IRS) dolandırıp elde ettiği parayı nerede akladığı ve federal hükümetin el koymak istediği mal varlıkları ve transfer edilen paraların listesini istedi.

Mal varlıklarının ABD Hazine’sine devri isteniyor

Utah eyalet başsavcısı Andrea T. Martinez, 17 Haziran 2021’de Adalet Bakanlığı’na bağlı elektronik işlem sistemi aracılığıyla Lev Aslan Dermen ve Sezgin Baran Korkmaz’ın el konulması gereken mal varlıklarının listesini yayımladı.

Yedi sayfalık listede, davanın baş sanığı Dermen ve Korkmaz’ın ABD’de ortak olduğu SBK USA Inc‘in tüm mal varlıklarına el konulması gerektiği kaydedildi. SBK’nın kara para aklama yoluyla elde ettiği varlıkların Amerikan hazinesine devri isteniyor.

Mahkeme hakimine sunulan dilekçede, savcılığın mal varlıklarının Amerikan hazinesine devriyle ilgili yapılacak duruşmada tüm iddialarını ispat etmeye hazır oldukları belirtildi.

Korkmaz hem Türkiye hem de ABD’de kara para aklamak suçundan aranıyordu. Gözaltına alınma talebinin ise ABD’den geldiği öğrenildi. Türkiye de Sezgin Baran Korkmaz’ın iadesini istiyor ancak, iadeyi talep eden ikinci ülke olduğu için  öncelik ABD’de.

Bankalara kredi borcu olanların sayısı 34 milyona yükseldi

Ulusal Yargı Ağı‘nın (UYAP) açıkladığı verilere göre, 1 Ocak- 18 Haziran günleri arasında icra ve iflas dairelerine toplam 3 milyon 407 bin yeni dosya geldi. Dosya sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 937 bin adet arttı.

İcra dairelerindeki açık icra dosya sayısı ise bir yıl öncesine göre 1 milyon 870 bin adet artarak 22 milyon 158 bine ulaştı.

‘Ülkenin yarısı borç içinde’

CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut ise yurttaşın banka ve finansman şirketlerine olan borcunun arttığına dikkat çekerek 34 milyon 538 bin yurttaşın bankalara ve finansman şirketlerine toplam 951 milyar TL borcu olduğunu belirtti.

Bulut, “Vatandaş, destekten yoksun esnaf, pandeminin derinleştirdiği ekonomik kriz içerisinde borcunu borçla kapatmaya çalışıyor. Ülkenin yarısı borç, harç içinde hayatını idame ediyor” ifadelerini kullandı.

Bir yılda 2 milyon 153 bin kişi arttı

Bulut, vatandaşların zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçlarının 13 milyar TL’sinin tüketici kredilerinden, 5.4 milyar TL’sinin ise kredi kartlarından olmak üzere toplam 18,6 milyar lira olduğunu bildirdi.

Bankalara tüketici kredisi borcu olan vatandaş sayısının, son bir yılda 2 milyon 153 bin kişi artarak Nisan 2021 itibariyle 34 milyon 538 bin kişiye çıktığının altını çizen Bulut, “Türkiye’de 34 milyon 158 bin kişinin bir veya birden fazla bankaya bireysel kredi borcu bulunuyor. 2 milyon 86 bin kişi de finansman şirketlerine borçlu” bilgisini paylaştı.

Rakamların vatandaşın yaşadığı ekonomik krizi derinden hissettiğini gösterdiğini belirten Bulut, şu açıklamayı yaptı: “Vatandaşın borcu gırtlağa dayandı. İktidar, halka büyüme masalları anlatıyor. Vatandaş, destekten yoksun esnaf, pandeminin derinleştirdiği ekonomik kriz içerisinde kredi, borç, faiz sarmalında borcunu borçla kapatmaya çalışıyor. Ülkenin yarısı borç harç içinde hayatını idame ediyor.”

İran, Buşehr Nükleer Tesisi’nin faaliyetlerini geçici olarak durdurdu

İran elektrik şirketi Tavanir‘in Başkan Yardımcısı Rehşni Mehr devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, İran’ın Buşehr eyaletinde bulunan Buşehr Nükleer Tesisi’nin faaliyetinin geçici süre durdurulduğunu aktardı.

Mehr yaptığı açıklamada tesisteki faaliyetlerin 3-4 gün süre ile durdurulacağını ve bu sebeple elektrik kesintileri yaşanabileceğini söyledi. Tavanir daha önce yaptığı bir açıklamada ise santralde tamirat işlemleri gerektiğini belirtmiş ancak konuyla ilgili detay vermemişti.

Uranyumu Rusya’dan alıyor

İran, güney liman kenti Buşehr’de bulunan santralin acil olarak kapatıldığını ilk kez bildirmiş oldu. Santral 2011 yılında Rusya’nın yardımıyla faaliyete geçmişti.

ABC News’in aktardığına göre mart ayında nükleer yetkili Mahmud Caferi, İran’ın 2018’de ABD tarafından uygulanan bankacılık yaptırımları nedeniyle Rusya’dan parça ve ekipman tedarik edememesi nedeniyle santralin çalışmayı durdurabileceğini söylemişti.

Buşehr santrali, Rusya’da üretilen uranyumla yakıt alıyor ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) tarafından izleniyor. Ancak IAEA kapatmayla ilgili herhangi bir yorumda bulunmadı.

 

Berlin’de Güneş Yasası kabul edildi: Binalarda güneş panelleri zorunlu olacak

Berlin Eyalet Senatosu tarafından 17 Haziran’da kabul edilen “Güneş Yasası” ile şehirdeki binaların çatılarında güneş enerjisi kurulumu yapılması zorunlu hale geldi.

Berlin Senatosu tarafından yapılan açıklamaya göre 1 Ocak 2023 tarihinde yürürlüğe girecek uygulama ile kullanılabilir alanı 50 metrekarenin üzerinde olan yeni binaların çatılarının güneşten elektrik üretimi için kullanılması zorunlu olacak.

Mevcut binalarda da büyük çaplı yenilemeler yapılabilmesi için güneş enerjisi kurulumunun projeye dahil edilmesi gerekecek.

Yeni binalarda brüt alanın yüzde 30’u

Güneş Yasası’na göre yeni binalarda brüt alanın yüzde 30’luk bölümünün, mevcut binalarda ise net alanın yüzde 30’luk bölümünün asgari olarak güneş enerjisi kurulumları için kullanılması gerekecek.

Kurulumların iki daireli apartmanlarda 3 kW, ikiden fazla daireli apartmanlarda 6 kW, konut dışı binalarda ise 6 kW’ın üstünde olması gerekmeyecek.

Güneş Yasası ile yeni binalarda brüt alanın yüzde 30’luk bölümünün güneş enerjisi kurulumu için kullanılması gerekecek.

Muafiyetler

Yeşil Ekonomi’nin aktardığı yasaya göre Anıt Koruma Yasası ile korunan, kurulum yapılmasının teknik olarak imkansız olduğu, çatıların kuzeye dönük olduğu, dış yüzeylerinde fotovoltaik sistem kurulumlarının bulunduğu ve Bina Enerji Yasası kapsamında termal güneş enerjisi sistemleri kurulumu olan binalar zorunluluktan muaf tutulacak.

Yapılacak yatırımlar Yenilenebilir Enerji Yasası kapsamında alım garantileri ile desteklenecek iken Berlin Yönetimi halihazırda güneş enerjisi yatırımlarına 15 bin 300 Euroya kadar destek sağlıyor.

530 bin çatıda 4,4 GW’lık potansiyel var

Fraunhofer ISE Berlin yönetiminin “Güneş Şehri” olma hedefi kapsamında 2019 yılında bir çalışma yapmıştı.

Çalışmanın sonuçlarına göre şehirdeki binaların çatılarında güneş enerjisi kurulumlarını zorunlu kılmak şehrin çatılarında halihazırda 100 MW düzeyinde olan kurulu gücün 4.400 MW’a ulaşmasını ve şehrin elektrik ihtiyacının yüzde 25 oranında güneş enerjisinden karşılanmasını sağlayabilir.

Şehirdeki yaklaşık olarak 530 bin civarında olan binalar üzerinde üç boyutlu modellemeler ile yapılan analize göre şehrin güneş enerjisi potansiyelinin yüzde 58’lik bölümü konut amaçlı kullanılan binalarda, yüzde 32’lik bölümü ticari binalarda, yüzde 9’luk bölümü ise kamu binalarında bulunuyor.

Mülkiyet açısından ise potansiyelin yüzde 41’lik bölümü bireylere, yüzde 48’lik bölümü şirketlere ve yüzde 8’lik bölümü de şehir yönetimine tahsis edilebilecek durumda.

 

Kadınlar İstanbul Sözleşmesi için bir kez daha sokakta: Vazgeçmiyoruz!

KESK, DİSK, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Kadın Meclisleri‘nin yanı sıra çok sayıda kadın örgütlerinin katıldığı eyleme İstanbul Barosu ile CHP, HDP, TİP de destek verdi.

Eylemde, “Anayasayı, yasayı, sözleşmeyi uygula”, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz”, “Kadın cinayetlerini durduracağız” yazılı dövizler taşınırken, “Asla yalnız yürümeyeceksin”, “Kararı geri çek sözleşmeyi uygula”, “Kadınlar eşit yaşayacak” sloganları atıldı. Mitingde HDP İzmir İl Başkanlığı’na yapılan silahlı saldırıda hayatını kaybeden Deniz Poyraz anıldı, şarkılar onun için söylendi.

20 Mart gecesi ilan edilen sözleşmeden çekilme kararı 1 Temmuz itibarıyla yürürlüğe girecek.

Mitinde konuşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu kurucusu Gülsüm Kav şunları söyledi: “Biz aslında İstanbul Sözleşmesi için yıllardır nöbeti sürdürüyoruz.  10 senedir yılın her günü adliyelerde, sokaklarda, mücadelenin her alanında hayatımız anlamına gelen bu sözleşmeyi uygulamayanlara inat uygulamak için mücadele verdik. Sözleşme son bir yıldır Türkiye topraklarında bütün hak ve özgürlüklerin sembolü haline geldi.” 

Kalben: Kanun yapıcıların aramızda olması çok değerli

Mitingde sahne alan şarkıcı Kalben, kısa konserinden önce şunları ifade etti: “Dünyada beyaz, heteroseksüel, iktidar sahibi bir erkek olmayanın dışındaki tüm insanların ezildiği düzenin değişmesi, bütün insanların cinsiyetlerinden bağımsız olarak eşit yaşayabilmeleri, kimliklerinden bağımsız olarak özgür yaşayabilmeleri, eğitim alabilmeleri, çalışabilmeleri, ekmeklerini kazanabilmeleri, ekonomi var edebilmeleri ve kendi vücudumuzla, kendi ruhumuzla ilgili kanunları yaparken bizlerin de kanun yapıcılar arasında olması tam da şu anda çok değerli. O yüzden İstanbul Sözleşmesinden asla vazgeçmiyoruz.”

Kalben’in ardından Pınar Aydınlar sahne aldı.

Kaftancıoğlu: Kadın düşmanı iktidara boyun eğmeyeceğiz

CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da burada basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “İstanbul Sözleşmesi kadını her türlü şiddete karşı koruyan, korumakla da kalmayıp kadını güçlendiren ve kadına zarar veren kişilerin etkin cezalandırılmasını sağlayan bir sözleşmedir. Kadına düşman bir iktidar tarafından bir gece yarısı operasyonuyla “kaldırıyoruz” dediler.  Ama biz kadınlar olarak hangi siyasi görüşte olursak olalım giyimimiz kuşamımız ne olursa olsun bir araya geleceğiz ve bütün kadın örgütleri ve kadınlar olarak ‘İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyoruz’ diyeceğiz” dedi.

‘Sözleşmeden vaz geçmek, şiddet, katliam, tecavüz ve tacizlere zemin hazırlamak demektir’

Farklı platformlardan 12 kişi tarafından okunan basın açıklamasında ise şu ifadeler kullanıldı:

“Şiddetin, kadın katliamının, tecavüz ve tacizlerin artarak sürdüğü, kadına karşı tüm şiddet biçimlerinin sıradanlaştırıldığı, LGBTİ+’ların sistematik olarak hedef gösterildiği bir ortamda, sözleşmenin kaldırılmasını gündeme getirmek tüm bu suçlara zemin hazırlamak demektir.

Bu girişimin arkasından, 6284’ün etkisiz hale getirilmesi, boşanan kadının yoksulluk nafakasının kısıtlanması, çocuk istismarcılarının affedilmesi, tecavüzcü ile evliliğin yeniden getirilmesi ve evlilik yaşının 16’nın da altına, çocuklarla cinsel ilişki yaşının 15’in de altına indirilmesi, şiddet suçlarında belge istenmesi, çocuk cinsel istismarı ve tecavüz suçlarında kadına karşı şiddet suçlarında “somut delil” aranması, aile arabuluculuğu gibi temel haklara saldırıların gündeme alındığını biliyoruz.”

Biz haklarından, hayatlarından, İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmeyen milyonlarız… Haklarımızı güvenceye alan yasaları hayatı pahasına kazananlarız. Ve daha nice hakkımızı mücadelemizle kazanacak olanlarız.

Biz bugün ülkenin dört bir yanından gelip, İstanbul Sözleşmesi’nin imzaya açıldığı şehirde bir kez daha İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediğini ilan etmek isteyenleriz. En güçlü, en umutlu olduğumuz anlar burada yan yana geldiğimiz anlar…”

Açıklamada, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin tek cümlelik kararda ne bir gerekçe ne de açıklama bulunduğuna dikkat çekilerek, 1 Temmuz’e sayılı günler kalmışken, kadın örgütlerinin başvurduğu Danıştay‘dan Anayasa’ya açıkça olan bu kararı derhal iptal etmesi istendi.

 

İzmir’de Onur Yürüyüşü engellenen LGBTİ+lar: Her yürüyüşümüz onur yürüyüşü

İzmir‘de  LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için bugün (19 Haziran) Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde aktivistler bir araya geldi. Yürüyüş öncesinde polis toplanma yeri olan ÖSYM binası ve çevresini abluka altına aldı. Yüzlerce LGBTİ+ aktivisti yürüyüş için bir araya geldiğinde ise polis caddenin her iki tarafını da kapatarak geçişlere engel oldu.

KaosGL‘den Barış Azar’ın aktardığına göre, Çağdaş Hukukçular Derneği ve İzmir Barosu’ndan avukatların da katıldığı eylemde,  HDP İzmir il binasında ırkçı nefret saldırısı sonucu öldürülen Deniz Poyraz da anıldı.

Zahter Saklıyan‘ın okuduğu İzmir LGBTİ+ Onur Yürüyüşü basın açıklaması şöyle:

“Varlığı, benliği, renkleri yok sayılan, yaşam alanları gasp edilen, ayrımcılıkla, ötekileştirilmeyle, sistematik şekilde nefret ve nefret saldırıları ile başbaşa bırakılan LGBTİ+’lar olarak; iktidar tarafından işgal edilen sokaklarımız, üniversitelerimiz, kampüslerimiz, kulüplerimiz, güvenli alanlarımız için; iktidarın saldırdığı İstanbul Sözleşmesi için, haklarımız ve hayatlarımız için bugün 9. İzmir Onur Yürüyüşü’nde bir araya geldik!

Her dönem aralıksız bir şekilde iktidar tarafından devam ettirilen LGBTİ+fobi, bu sene de iktidarın pandemiyi bahane ederek kullandığı bir politika oldu. Pandemi boyunca LGBTİ+’ları hedef almaktan, LGBTİ+’ları hedef göstermekten ve LGBTİ+’ları krimanilize etmekten tek bir an bile geri durmayan bir iktidar gördük.

Koronayı, eşcinsel hastalığı olarak tanımlayan ve HİV fobiyi ve LGBTİ+ fobiyi durmaksızın üreten Diyanet gördük. “Eşcinselliğe geçit vermeyeceğiz” diyerek LGBTİ+ sapkın olarak işaretleyen İçişleri Bakanı gördük. “Biz eşcinsellik propagandasına karşı sessiz kalmayacağız” diyen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı gördük. “LGBTİ, yok öyle bir şey, bu ülke millidir, manevidir” ve “Bu lezbiyenlerin, mezbiyenlerin söylediklerine takılmayalım. Biz analarımıza bakalım” diyen ve devlet kanallarında canlı yayından LGBTİ+’ları hedef gösteren Partili Cumhurbaşkanı gördük. LGBTİ+ ve gökkuşağı temalı ürünlerin “+18” ibaresiyle satışa sunulması gerektiğine karar veren Ticaret Bakanlığı gördük. Salgın ile mücadele kapsamında 18 trans seks işçisi kadının evini basan, trans kadınları gözaltına alıp, saatlerce sebepsiz gözaltı uygulaması ile alıkoyan emniyet gördük. Kapılarına kilit vurulan, evleri mühürlenen, cinsiyet uyum süreci keyfi şekilde duraksatılan-aksatılan ve sağlık hakları gasp edilen transları gördük.

‘Hepsini gördük’

Daha bu senenin başında, Türkiye’nin birçok yerinde Boğaziçi eylemlerine katılan onlarca LGBTİ+’nın darp ile gözaltına alındığını, birçok arkadaşımızın ailelerine ve çevrelerine ifşa edildiğini ve bazı arkadaşlarımızın da gözaltında çıplak arama işkencesine maruz bırakıldığını gördük. Üniversitelerinin özerk, demokratik, ilerici ve aydın yapısını savunan 2 Lubunya arkadaşımızın, neredeyse 3 ay kadar sebepsizce tutuklandığını ve tutukluluk süreleri boyunca kötü muameleye maruz kaldıklarını gördük. Bir sanat eserini “dinimize saldırı” propagandasına dönüştüren ve propagandayı araçsallaştırıp, LGBTİ+’lara karşı silah niyetine kullanan, bu silah ile okul kulüplerimizi kapatan, kulüp ve dernek odalarımızı basan bir iktidar gördük. Sadece bu sene başından beri onlarca arkadaşımızın nefret saldırısına uğradığını, katledildiğini gördük.

Hande Kader son olsun derken, İzmir’de Miraş Güneş isimli bir trans kadının üç erkek tarafından katledildiğini öğrendik. Katiller artık “kadın sandım erkek çıktı” savunması yaptıklarında cezasız kalmasın derken, 6 Mart günü Büyük Kadın Buluşması Mitingine katılan trans kadınlara “siz kadın değilsiniz, buraya katılamazsınız” denildiğini ve bu transfobik açıklama sonrasında alana girmeyi isteyen Trans+ Kortejine uygulanan sert müdahaleyi gördük. Cis-hetero patriyarkanın ikili cinsiyet dayatmasını yeniden üreterek sosyal medya üzerinden trans+’lara saldıran akademisyenler gördük.

Direne direne kazanacağız!

Biz LGBTİ+’lar, işte tam da bu yüzden diyoruz ki; bizleri virüsten çok, iktidarın topluma yaydığı LGBTİ+ nefreti öldürüyor. LGBTİ+’ları virüsten çok, ırkçı, erkek egemen, heteronormatif, türcü düzen öldürüyor. LGBTİ+’ları virüsten çok, genel ahlak baskısı ve kutsal aile dayatması öldürüyor. LGBTİ+’ları virüsten çok, katillere ödül denilebilecek cezalar veren ve neredeyse katillere acıyan işbirlikçi erkek Yargı öldürüyor.

Bizler, çarka, koliye, madiliğe, gullüme, çorculuğa, sokağa… Nereye gidersek gidelim, her zaman “vardık, varız, var olacağız!” diye gideriz. Bugün bunu buradan bir kere daha hep birlikte yineliyoruz; LGBTİ+’lar vardı, varlar, var olacaklar!

Bizler, bugün buraya sadece vardık, varız, var olacağız demeye değil; her yürüyüşümüzün onur yürüyüşü olduğunu söylemeye ve bundan sonra da hiçbir LGBTİ+’nın yalnız yürümeyeceğini söylemeye; ırkçı, erkek egemen heteronormatif türcü iktidara karşı her zaman yan yana ve omuz omuza olduğumuzu söylemeye geldik.

Bugün burada bizimle dayanışmaya gelen bütün dostlarımıza çok teşekkür ederiz. Direne direne kazanacağız!”