Ana Sayfa Blog Sayfa 1405

Van’da 61 göçmene mezar olan tekne faciasının üzerinden bir yıl geçti: Cezasızlık politikası sürüyor

Haber: Şenol Balı

*

Sınır kenti Van, Ortadoğu ve Asya ülkelerinden  Avrupa veya batı metropollerine gitmek isteyen  göçmenler için son yılların en yoğun durağı olmuş durumda. Dört ilçesi sınırla 295 km komşu olan kente resmi rakamlara göre yılda 500 bin düzensiz göçmen giriş yapıyor. Kaçakçılar aracılığıyla sınırı geçen bu mültecilerin bir çoğu kenti transit geçerken bir kısmı ise kentte kalıp hayata tutunmaya çalışıyor.

Çaldıran, Özalp, Saray ve Başkale sınırından ülkeye giriş yapan göçmenler ilkin Van kent  merkezindeki ahır, metruk bina gibi bekleme alanlarına, oradan da karayoluyla veya Van Gölü üzerinden deniz yoluyla Bitlis‘in Tatvan ilçesine varıyor. Ancak mülteciler, bu yolculuğun her anını büyük zorluklarla geçiriyor. Ölüm ve yaralanmalarla son bulan kazalar, kış aylarındaki donmalar, açlık, barınma veya şiddet göçmenlerin bu süreçte karşılaştığı en temel sorunlar. Ancak neredeyse her gün yaşanan onca can kaybı, yaralanma veya ihlale rağmen  devam eden bu göç  kesintiye uğramıyor.

Van Gölü‘nde 27 Haziran 2020 tarihinde içinde kapasitesinin çok fazla üstünde göçmenin olduğu teknenin batması sonucu ikisi çocuk 61 mültecinin boğularak can verdiği facia son yıllarda göçmenlerin yaşadığı en büyük kaza olarak kayıtlara geçti.

Bir kişi hariç herkes tahliye edildi

Geçen yılın haziran ayında içinde 80 civarında göçmenin olduğu tekne Van Gölü açıklarında batmış ve kazada ikisi çocuk  61 kişinin cansız bedenine ulaşılmıştı. Kazaya uğrayan teknenin enkazı hala gölden çıkarılmamışken tespit edilemeyen diğer göçmenlere ait cenazelerin ise hala suda olduğu tahmin ediliyor.

Söz konusu faciayla ilgili başlatılan yargılama ise sürüyor. Altısı tutuklu 12 kişinin Van 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın 3 Mayıs 2021 tarihinde görülen ikinci duruşmasında tekne kaptanı Medeni Akbaş dışındaki diğer şüpheliler tahliye edildi.Yargılama Temmuz ayında yapılacak ikinci duruşma ile devam edecek.

Cenazelerin çoğu hala gölün derinliklerinde

Kazada kimlik tespiti yapılabilen kişilerin naaşlarının bir kısmı  Afganistan ve İran‘da bulunan ailelerine ulaştırıldı ancak kimlik tespiti yapılamayan veya alınması için başvurunun olmadığı cenazeler ise Seyrantepe Mahallesi’ndeki Kimsesizler Mezarlığı’na defnedildi. Ancak teknede bulunduğu belirtilen aralarında kadın ve çocukların da olduğu  bazı göçmenlerin  cesedine ise henüz ulaşılamadı.

Van Seyrantepe Mahallesi’nde bulunan Kimsesizler Mezarlığı . Mezarlıkta farklı dönemlerde hayatlarını kaybeden ve kimliği tespit edilemeyen 200 ü aşkın göçmen defnedilmiş. Mültecilerin defnedildiği yerler, mezar taşlarına numara ile ölüm tarihleri yazılarak kayıt altına alınıyor.

Tekneden bulunan göçmenlerin yakınları  farklı ülkelerden resmi yollarla Türkiye’ye gelip hayatını kaybeden yakınlarının cenazelerini almak veya akıbetini öğrenmek istedi. Bu amaçla Türkiye’ye gelenlerden biri de İran’lı Muhammed Khezri. Khezri  tekne kazasında hayatını kaybeden  ve cesedine ulaşılamayan kardeşi Ali Khezri‘yi bulmak için Van’a geldi.Önce Erzurum’da bulunan İran Konsolosluğu’na müracaat yapan Kherzi, olumlu cevap alamayınca bir süre Van’da arayışlarına devam ettikten sonra kardeşi hakkında bir bilgi alamadan ülkesi İran’a dönmek zorunda kaldı.

Muhammed Kherzi’nin kardeşi Ali Kherzi için Erzurum’da bulunan İran Başkonsolusluğu’na yaptığı müracaat.

Kherzi, süreci şöyle özetledi: ”Kardeşim kazadan bir ay önce buradan çıktı.Ara sıra görüşüyorduk.Ancak daha sonra ulaşamadık ve sonrasında gölde kaza olduğunu öğrendik. Kalktım Türkiye’ye geldim.Ama çabalarım olumlu sonuç vermedi ve kardeşimden bir haber alamadan geri döndüm.”

Van Barosu:  Mülteciler ölüm rotasına kasıtlı yönlendiriliyor

Yaşanan kazanın yıldönümünde Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu yaşanan tekne faciasında yaşamını yitiren mülteciler anısına teknenin battığı Çarpanak Adası’na yakın bir yerde basın açıklaması düzenledi.Katılanlar adına açıklama yapan Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu Başkanı avukat Jindar Uçar, Van üzerinden kentte giriş yapan mültecilerden her yıl onlarcasının yaşamını yitirdiğine  dikkat çekerek, ”Temel bir insan hakkı olan ‘sığınma hakkı’ bu yıl Van-İran sınırında örülmeye başlanan duvarla bütünüyle ortadan kaldırılmaya çalışılmakta ve göçmenler ölümcül rota ve yöntemlere kasıtlı olarak teşvik edilmektedir” dedi.

Açıklamasının devamında mültecilerin uluslararası  hukuktan doğan haklarına dikkat çeken Uçar, şu ifadeleri kullandı: ” Mültecilik bir tercih değil zorunluluktur. Mülteci, savaş koşulları ve ihlaller nedeniyle ülkesini terk ediyor. Mültecilere gittikleri yerde iltica hakkı verilmesi devletler için bir lütuf değil haktır. Uluslararası sözleşmeler taraf devletler açısından yaşam hakkının korunması ve işkence ile kötü muamelenin önlenmesini sağlama noktasında bağlayıcı düzenlemeler içermektedir.”

Cezasızlık mekanizması işliyor’

 Yaşanan tekne ve yol kazalarında yetkililerinin ihmali olduğunu savunan Uçar, iki milyona yakın kişinin yaşadığı Van Gölü havzasında halen bir sahil güvenlik birimi kurulmadığına dikkat çekti:

“Komisyonumuz tarafından ayrıntılı olarak hazırlanmış olan raporda belirtildiği üzere batan teknede aralarında 5 kadının da bulunduğu 80 kişi olduğu bilgisi edinilmiş ve hayatını kaybetmiş olan 61 mültecinin cansız bedenine ulaşılmıştır. Kendilerine ulaşılamayan mültecilerin hala batık olup çıkarılmayan teknede olmaları kuvvetle muhtemeldir. 27 Haziran 2020 tarihinde Çarpanak Adası açıklarında batan tekne halen çıkarılamamıştır.

Olayla ilgili etkin, tarafsız ve adil yargılama ilkelerine uygun bir soruşturma yürütülmemiş, soruşturma olayın maddi gerçeğini ve faillerini ortaya çıkarmak yerine kamuoyu baskısını ortadan kaldırmaya yönelik göstermelik düzenlenen bir iddianame ile sonuçlandırılmıştır.

Van 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada da bu tiyatro devam ettirilerek olayla bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerden biri hariç tümü salıverilmiştir. Gelinen aşama itibariyle raporumuzda da ayrıntılı işaret ettiğimiz ‘cezasızlık’ mekanizması saat gibi işlemeye devam etmektedir.”

Uçar’ın teknenin çıkarılması için yaptığı çağrının ardından hayatını kaybeden göçmenler için göle birer karanfil bırakıldı.

Soru önergesine de yanıt yok  

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van milletvekili Muazzez Orhan kazaya ilişkin 14 Ağustos 2020  tarihinde meclise soru önergesi sundu. Aradan geçen bir yıla rağmen bakanlığın önergeyi cevaplamadığı belirtildi.

HDP’li Orhan, konuya ilişkin sunduğu önergede şu ifadelere yer vermişti:

“Van’ın Gevaş ilçesine bağlı İn Mahallesi’nde, Afganistan uyruklu 49 düzensiz göçmen, 2 Şubat 2020’de donma tehlikesi geçirince yardım istemiş son anda ölümden kurtarılmıştı. 9 Şubat 2020’de 13 göçmenin Çaldıran’da donarak öldüğü yönünde yapılan ihbar üzerine, Van Valiliği jandarma ekiplerinin hava şartlarının uygun olması halinde bölgede arama yapacağını duyurmuş ve sonraki aylarda bu kişilerin cesetlerine ulaşılmıştı. 27 Haziran 2020’de Van Gölünde batan teknede yüzden fazla mültecinin olduğu iddia edilmiş sonraki aramalarda 60’tan fazla kişinin cesedine ulaşılmıştı.”

Kazada hayatını kaybettiği düşünülen ama cesedine ulaşılamayan göçmenlerden birine ait kimlik.

Göçmenlere dönük işleyişin  “sistematik bir sömürü düzeni”ne  dönüştüğünü belirten Orhan’ın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle yönelttiği sorular şöyleydi:

  • Türkiye’de 2010-2020 yılı içerisinde yaşanan kazalardan kaynaklı yaşamını yitiren mülteci sayısı kaçtır?
  • 2010-2020 yılları arasında Türkiye sınırlarını geçerken yakalanan kişi sayısı kaçtır? Bu kişilerden; “mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsü” başvurusu yapan kişi sayısı kaçtır?
  • BM 1951 Cenevre Sözleşmesi gereği sığınma hakkı talebi neden ivedilikle kayıt alınmamaktadır? Sığınma hakkı taleplerinin dikkate alınmadığı ve kayda geçirilmediği iddiası gerçek midir? Bu hakkın uygulanması hangi mekanizmalarla denetlenmektedir?
  • Türkiye’de yakalanan mültecilerin temel insan haklarını koruyan mekanizmalar nelerdir?
  • 2010-2020 yılları arasında Türkiye sınırlarını geçerken veya Türkiye içinde geçiş amacıyla hareket halinde iken güvenlik güçlerinin ateşi sonucu yaşamını yitiren mülteci sayısı kaçtır? Bu nedenle yargılan güvenlik gücü sayısı nedir?
  • Türkiye sınırlarında insan kaçakçılığına göz yumduğu için veya rüşvet ve benzeri durumlarla bu suçun işlenmesine imkân verdiği için yargılanan kamu görevlisi sayısı kaçtır? Bu kapsamda sınırda çalışan kamu görevlilerinin ve 1. derecede yakınlarının mal varlıklarındaki artışlar denetlenmekte midir?
  • Van’da 18 Temmuz 2019 tarihinde yaşanan vaka dolayısı ile hakkında idari veya adli soruşturma açılan kamu görevlileri var mıdır?
  • Van’da 26 Aralık 2019 tarihinde yaşanan vaka dolayısı ile hakkında idari veya adli soruşturma açılan kamu görevlileri var mıdır?
  • Van’da 27 Haziran 2020 tarihinde yaşanan vaka dolayısı ile hakkında idari veya adli soruşturma açılan kamu görevlileri var mıdır? Bu vakada yaşamını yitiren mülteci sayısı kaçtır?
  • 2010-2020 yılları arasında Van’da “Kimsesizler Mezarlığına” defnedilen mülteci, göçmen ve sığınmacı sayısı kaçtır?
  • 2020 yılı içerisinde Van’da toplam kaç mülteci geri gönderme merkezlerinden geri gönderilmiştir. Son 10 yılda sınırdışı edilen mülteci sayısı kaçtır?
  • 2010-2019 yılları arasında mültecileri dolandırdığı için yaptırıma tabi tutulan kişi sayısı kaçtır? Bunların ne kadarı kamu görevlisidir? Bunların ne kadarı polis, asker, jandarma ve korucudur?
  • 7242 sayılı Kanunla yapılan son infaz değişikliğiyle mülteci kaçakçısı kaç kişinin suçu affedilmiştir?
  • 2010-2020 yılları arasında Türkiye’de mültecilere yönelik suç işleyen kaç kişi hakkında cezai tedbirler uygulanmıştır?
  • 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu gereği “sığınma hakkı” başvurusunda bulunan mülteci sayısı kaçtır? Bu başvurulara ne kadar süre içerisinde yanıt verilmektedir? Olumlu yanıt verilen sayısı 2019 ve 2020 yılları için kaçtır?
  • Mültecilerin yaşam hakkının korunması ve ölümlerin olmaması için hangi tedbirleri alacaksınız?

 

ABD Dışişleri’nden Türkiye’ye ‘LGBTİ+ haklarına saygı duyun’ çağrısı

ABD Dışişleri Bakanlığı, İstanbul’da düzenlenen LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne izin verilmemesi ve Beyoğlu‘nda toplananlara müdahale edilmesinden bir gün sonra Türkiye hükümetine “herkesin temel özgürlüklerine saygı gösterme” çağrısında bulundu.

Twitter üzerinden bir paylaşımda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, “İstanbul’da son zamanlarda ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanmaya yönelik önlemelerden endişe duyuyoruz” yazdı.

Price açıklamasının devamında “İnsan haklarını teşvik etmeye bağlılığımızı sürdürüyoruz ve Türk yetkililere LGBTQI+ bireyler dahil olmak üzere herkesin temel özgürlüklerine saygı gösterme çağrısı yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Neler yaşandı?

Bu yıl 19’uncusu düzenlenmek istenen LGBTİ+ Onur Yürüyüşü ilk olarak Maltepe Miting Alanı’nda düzenlenmek istenmiş ve İstanbul Valiliği tarafından engellenmişti.

Bunun üzerine Onur Haftası Komitesi etkinliği 26 Haziran Cumartesi Taksim Meydanı’nda yapılacak şekilde değiştirmişti.

Cumartesi günü polis İstiklal Caddesi‘ne ve Taksim Meydanı’na giden bütün yolları kapadı. Onur yürüyüşüne katılan kişilere ise biber gazı, plastik mermi ve darp ile müdahale etti. En az 30 kişi gözaltına alındı.

 

Gazeteciler eylemde: Nefesi kesilen sadece gazeteciler değil, halkın haber alma hakkı

İstanbul Taksim‘de hafta sonu düzenlenen Onur Yürüşü’nü izleyen habercilere uygulanan polis şiddetini protesto eden gazeteciler, basın meslek örgütlerinin çağrısı üzerine üç ilde eş zamanlı eylem yaptı.

Ankara Valiliği önünde basın örgütlerinin eylem yapmasına polis izin vermedi. 14 basın örgütünün temsilcileri, açıklamalarını valiliğin hemen yanındaki 1979’da suikast sonucu öldürülen gazeteci Abdi İpekçi Parkı’ndaki anıt önünde gerçekleştirdi. TGS Ankara Şube Başkanı Esra Koçak Mayda‘nın okuduğu ortak açıklamada, “Gazetecilere şiddet uygulanmasını kanıksamayacağız, asla kabul etmeyeceğiz! Ellerinizi gazetecilerin üzerinden çekin! Bu ablukayı dayanışma ile kıracağız!” denildi.

AFP foto muhabiri Bülent Kılıç’ın cumartesi günü darp edilerek gözaltına alınması hatırlatılan açıklama şöyle:

‘Yasadışı genelgeyle şiddetin dozu arttı’

“Anayasa ile güvence altına alınan protesto hakkı fiilen yasaklanmış durumda. Geçim sıkıntısı yaşayan, haksızca işten atılan, mahallesine, ormanına, denizine sahip çıkmak isteyen, kimliklerine saldırılmasına karşı çıkan insanlar polis ve jandarma şiddetine uğruyor, seslerini duyuramıyor. İşte hakkını aramak için sokağa çıkan bu yurttaşları haberleştirmek gazetecinin kamusal görevidir.

Ancak meslektaşlarımız toplum adına görevlerini yürütürken ağır şiddetle karşı karşıya kalıyor. İçişleri Bakanlığının gösteriler sırasında polislerin görüntülerinin alınamayacağına yönelik yasadışı genelgesinin ardından, bu şiddet çok daha tehlikeli bir hâl almış durumda.

26 Haziran Cumartesi günü LGBTİ+ bireylerin ve onlara destek veren yurttaşların düzenlemek istediği onur yürüyüşüne müdahale eden güvenlik görevlileri, uygulanan şiddeti kayda almak isteyen AFP Fotomuhabiri Bülent Kılıç’ı yere yatırıp boyuna bastırarak nefessiz bırakmak istedi. Güçlükle “Nefes alamıyorum” diyebilen Bülent Kılıç ölümden döndü.

‘Gazetecilik suç değildir’

ABD’de bir polis tarafından aynı yöntemle öldürülen George Floyd’un görüntüleri tüm dünyada infial yaratmışken, ülkemizdeki güvenlik güçlerinin bunu örnek alırcasına şiddet uygulaması hepimizi derinden endişelendirmektedir. Aynı gün başka meslektaşlarımızın da işlerini yapmaları engellendi. Darp edilen, taciz edilen, çektikleri görüntüleri silmek zorunda bırakılan meslektaşlarımız oldu.

Kolluk güçleri bu kanun tanımaz uygulamaları ile halkın gerçekleri öğrenme hakkını engellemektedir. Nefessiz bıraktıkları yalnız meslektaşımız değil, halkın haber alma hakkıdır. Bu şiddet dalgasının amacı medya çalışanlarını bezdirmek ve görevini yapmaktan uzak tutmak ise, bu amaca ulaşmanın mümkün olmadığını bir kez daha, gür bir sesle haykırıyoruz.

Gazetecilik suç değildir ve bizler gazetecilik yapmaya devam edeceğiz. Gazetecilere şiddet uygulanmasını kanıksamayacağız, asla kabul etmeyeceğiz! Bu insanlık dışı yöntemlerde ısrar etmeyi düşünen memurları da uyarıyoruz: Cezasızlık zırhına güvenmeyin! Size bu kanunsuz emri verenlerle birlikte mutlaka yargılanırsınız! Gazeteciliği boğmanıza izin vermeyeceğiz!” denildi.

İstanbul’daki eylemde ise gazeteciler Cağaoğlu‘ndan İstanbul Valiliği önüne yürüdü. Gazeteciler “Çek elini basından. Nefes alamıyoruz”, “Gazeteci susarsa herkes susar, susmayacağız”, “Özgür basın susturulamaz” ve “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganları attı.

Açıklama yapan basın meslek örgütleri şöyle;

  • Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Türkiye Temsilciliği
  • Basın Konseyi
  • Çağdaş Gazeteciler Derneği
  • Dicle Fırat Gazeteciler Derneği
  • Diplomasi Muhabirleri Derneği
  • DİSK Basın-İş
Ekonomi Muhabirleri Derneği
  • Gazeteciler Cemiyeti
  • Haber-Sen
  • İzmir Gazeteciler Cemiyeti
  • Parlamento Muhabirleri Derneği
  • Samsun Gazeteciler Cemiyeti
  • Türkiye Foto Muhabirleri Derneği
  • Türkiye Gazeteciler Sendikası
  • Türkiye Gazeteciler Federasyonu
  • Türkiye Haber Kameramanları Derneği

İstanbul, Sivas ve Erzurum’daki bazı bölgeler ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla bazı doğal sit alanlarının, koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesi hakkındaki kararlar, Resmi Gazete‘de yayımlandı.

Buna göre, İstanbul‘un Beykoz ilçesi sınırları içerisinde bulunan Bozhane ve Göllü Mahalleleri Etabı Doğal Sit Alanı, Erzurum‘un Hınıs ilçesindeki Jeolojik ve Doğal Oluşumlar Potansiyel Doğal Sit Alanı ile Sivas‘ın Gürün ilçesindeki Şuğul Vadisi Doğal Sit Alanı’nın koruma statüsünün yeniden değerlendirildi.

AA’nın haberine göre değerlendirilme sonucunda bölgelerin kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine karar verildi. Kararda, söz konusu alanların krokisi ile sınır ve koordinatlarına ilişkin bilgiler de yer aldı.

Kuşadası’ndaki hafriyat alanı için yapılan imar değişikliğinin yürütmesi durduruldu

Aydın’a bağlı Kuşadası ilçesindeki Güzelçamlı Mahallesi yakınında oluşturulmak istenen hafriyat alanına karşı açılan davada mahkeme, 1/5000’lik nazım imar planında yapılan değişikliğin yürütmesini durdurdu.

Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmak istenen hafriyat alanına karşı bölge halkı itirazlarını mahkemeye taşımıştı.

‘Halk sağlığı açısından önemli’

Davanın görüldüğü Aydın 2’nci İdare Mahkemesi tarafından yaptırılan bilirkişi incelemesinde, hafriyat döküm alanı yapılmak istenen dört hektar yüz ölçümündeki alanla ilgili plan kararlarının bütünlüğe aykırı olduğu dile getirildi.

Evrensel’den Özer Akdemir’in aktardığına göre bilirkişi raporunda hafriyat dökülmek istenen bölgenin Dilek Yarımadası Milli Parkı’nı da kapsayan alanın hemen güneyinde yer aldığına dikkat çekilerek; kentsel kullanım ile orman alanlarını buluşturma alanı olarak işlev gören alanların plan kararlarıyla korunmasının halk sağlığı açısından önemli olduğu ve kamu yararı taşıdığına vurgu yapıldı.

Fotoğraf: Bülent Tokçuoğlu

Bilirkişi raporunda, “Plan Açıklama Raporu’nda tespit, analiz, sentez ve değerlendirmelere yer verilmemiş olmasının şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve imar mevzuatına aykırı olduğu, kamu yararına uygun olmadığı görüşüne varılmıştır” ifadelerine yer verildi.

‘İptal kararını bekliyoruz’

Geçtiğimiz günlerde dosyayı görüşen mahkeme oybirliği ile plan değişikliğinin bu şekliyle uygulanmasının ileride telafisi güç ve imkânsız zararlara yol açacağını belirterek yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Mahkeme kararı ile ilgili konuşan davanın avukatı Dr. Bülent Tokuçoğlu, projenin olumsuz yönlerini ortaya koyan bilirkişi raporuna Aydın ve Kuşadası belediyelerinin itirazının mahkemece dikkate alınmadığını aktararak, “Güzelçamlı halkı için sevindirici ve hayati niteliği olan bu kararın arkasından imar plân değişikliğinin de iptaline karar verilmesini bekliyoruz” dedi.

Yale Üniversitesi anketi: Çoğunluk iklim krizinin hükümetlerin önceliği olmasını istiyor

Yale Üniversitesi tarafından yayınlanan yeni araştırma, dünyanın dört bir köşesinden insanların, iklim değişikliği konusunda yüksek düzeyde endişe duyduğunu ve hükümetlerin bu konuda harekete geçmesini istediklerini ortaya koyuyor.

Yale Üniversitesi İklim değişikliği İletişim Programı araştırmacılarının 30 farklı ülkede, Facebook kullanan örneklem gruplarla gerçekleştirdiği, insanların iklim değişikliğine yönelik tutumları hakkında yapılan bu anket çalışmasında, Türkiye de yer alıyor.

‘Gelecek nesillere dair endişe ön planda’

Rapor her konu başlığı için ülke düzeyinde sonuçları gösteriyor. Küresel düzeyde şu bulgular öne çıkıyor:

  • Anket yapılan her ülkedeki vatandaşların ezici çoğunluğu artık iklim değişikliğinin gerçekleştiğine inanıyor (yüzde 78-94 arasında değişiyor).
  • İklim inkarcılığı, her yerde nüfusun küçük bir kısmıyla sınırlı kalıyor. (yüzde 2-12 arasında değişiyor).
Fotoğraf: Shutterstock
  • Tüm ülkelerde çoğunluk, iklim değişikliğinin kendilerine zarar vereceğini kabul ediyor. Anket yapılan ülkelerin çoğunda insanlar iklim değişikliğinin gelecek nesillere “çok büyük zarar” vereceğine inanıyor.
  • Ankete katılan her ülkedeki insanların çoğunluğu, iklim değişikliğinin üstesinden gelmek için Paris İklim Anlaşması’na ciddi destek veriyor. Bununlar birlikte, iklim değişikliğinin hükümetlerin en yüksek öncelikleri arasında olması gerektiğine inanıyor.

‘Türkiye’de daha çok bilgiye ihtiyaç var’

Türkiye ile ilgili sonuçlara bakıldığında ise verilen yanıtların büyük çoğunluğunda insanların iklim değişikliği ile ilgili daha çok bilgiye ihtiyacı olduğu öne çıkıyor.

Türkiye’de katılımcıların yüzde 16’sı iklim değişikliği hakkında çok fazla bilgi sahibi olduğunu, yüzde 51’i ortalama düzeyde bilgisi olduğunu söylüyor. Türkiye’deki katılımcıların yüzde 25’i konuyu çok az biliyor ve yüzde 7’si hiç bilmediğini ifade ediyor.

Yüzde 41 ‘insan kaynaklı’ diyor

Türkiye’den anketi yanıtlayanların yarısından fazlası, iklim değişikliğinin insan faaliyetleri kaynaklı, acil bir tehdit olduğuna inanana ve iklim politikalarını güçlü bir şekilde destekleyen “çok endişeli” grubunda yer alıyor.

Türkiye’den katılımcıların yüzde 41’i iklim değişikliğinin insan faaliyetlerinden, yüzde 33’ü hem doğal değişiklerden hem de insan faaliyetlerinden eşit kaynaklı olduğunu söylüyor. Yüzde 14’lük bir topluluksa iklim değişikliğinin çevredeki doğal değişimlerden kaynaklandığını savunuyor. Katılımcıların üzde 3’ü iklim değişikliğine inanmadığını söylüyor, yüzde 5’i başka yanıtlara sahip.

Altı tip profil

İklim Gazetesi’nin aktardığına göre Yale anketlerinde genel olarak altı tip iklim değişikliği izleyicisi tanımlıyor. Buna göre Türkiye’deki iklim izleyicilerinin profilleri, oranları ve tanımlayıcı karakteristikleri şu şekilde:

  • Alarmda / Paniğe kapılmış (Yüzde 55) Profili: İklim değişikliği oluyor, insan kaynaklı, acil bir tehdit, iklim politikalarını destekliyor.
  • Endişeli (Yüzde 20) Profili: İnsan kaynaklı iklim değişikliği oluyor, ciddi bir tehdit, iklim politikalarını destekliyor ama sonuçlarının uzak gelecekte yaşanacağını düşünüyor.
  • Temkinli (Yüzde 7) Profili: İklim değişikliği ile ilgili net fikri henüz oluşmamış.
  • Bağımsız (Yüzde 6) Profili: Konuyu henüz duymamış ya da çok az fikir sahibi.
  • Şüpheli (Yüzde 5 ) Profili: İklim değişikliğinin olduğuna dair şüpheleri var.
  • Vurdumduymaz (Yüzde 2) Profili: İklim değişikliğinin olmadığını düşünüyor ve iklim politikalarına muhalefet ediyor.
  • Hiçbir segmente ait olmayan (Yüzde 6)

Bu oranlarla Türkiye iklim değişikliğini en çok umursayanlar sıralamasında altıncı sırada.

 

Türkiye’de katılımcıların yüzde 77’si hükümetin iklim değişikliğine karşı daha fazlasını yapması gerektiğini söylüyor.

Türkiye’de iklim kriziyle mücadelenin ekonomik açıdan faydalı olacağını düşünenlerin oranı ise yalnızca yüzde 49 seviyesinde.

Yale Üniversitesi tarafından yayınlanan ”İklim Değişikliği Hakkında Uluslararası Kamuoyu” (International Public Opinion on Climate Change) isimli araştıramaya buradan ulaşabilirsiniz.

Buğday E-Dergi’nin yeni sayısı yayımlandı: ‘Yeni Normal’e ekolojik bir bakış

Buğday E-Dergi‘nin ikinci sayısı “Yeni Normal”e ekolojik bir bakış başlığıyla meraklılarıyla buluştu.

Bu sayıda, koronavirüs salgınının alışkanlıklar, tüketim biçimleri, sosyal ve ticari girişimler üzerindeki kalıcı etkileri ve oluşan yeni normların doğal ve adil bir sisteme geçmek için yarattığı fırsatlar tartışıldı.

Derginin içeriği

E- dergide, “Olması Gereken Normale Yürüyoruz” başlıklı yazısıyla İtibar Yönetimi Danışmanı Salim Kadıbeşegil, salgınla birlikte gezegenin sürdürülebilirliğini önceleyen politikaların gündeme gelmesine dikkat çekiyor.

Tasarımcı Kübra Köprülüoğlu Aşanlı da “Yeni Normalde Değişime Adım Atmanın Yolları” isimli yazısında, dönüşümün seyrine göre yeni sorular sorarak, yeni ekonomik ve toplumsal tasarımlar yapma zamanının geldiğinin altını çiziyor.

Kiraz Özdoğan, İstanbul’da salgın ile birlikte kurulan kolektif kent bostanlarının haritasının da yer aldığı yazısında, kent içinde oluşturulabilecek tarım alanlarına alternatif sunuyor. Dosyada ayrıca kentte doğa dostu üretim ile beraber ekolojik ürünlere ulaşım olanakları, şehirde su yönetimi ve kırsalla yeniden bağ kurma yollarına ilişkin makaleler yer alıyor.

Dijital derginin ikinci sayısında, Buğday Derneği’nin yürüttüğü, kentlerde insan ve çevre sağlığına zarar veren biyosidal ürünlerin kullanımını azaltmayı hedefleyen “Zehirsiz Kentlere Doğru” projesi; tasarımcı ve yazar Melih Aşanlı’nın ekolojik tasarım ve mimari bağlamında birlikte yaşamayı mümkün kılan yapıların oluşturulması; Dilek Ayman’ın şehirde ekolojik üretim örneği oluşturan Montreal’deki “çatı çiftlikleri” uygulamaları; yemek kültürü yazarı ve tarihçi Nazlı Pişkin’in domatesi ve onu sofralarımıza getiren tarihsel yolculuğu ile doğa dostu üreticilerin aktardıkları mevsimlik hasat öyküleri yer alıyor.

‘EkoPano: Dayanışma Yaşatır’

Bu sayıda Nuray Çiftçi‘nin karikatürleri, Neval Ergün ve Tolga Demirel’in de makaleler içinde yer alan illüstrasyonları bulunuyor.
Dergide bulunan “EkoPano: Dayanışma Yaşatır” sayfası ile de ekolojik yaşam ağından, özellikle yerelden sesini duyurmaya çalışan kurum, topluluk ve inisiyatifler duyuru yapabiliyor.

Ayrıca, ekolojik dönüşüm yolunda yardımcı olabilecek kitap ve film önerileri bulunuyor.

Dergiye abonelik

Buğday Derneği’nin destekçilik programı kapsamında yayınlanan E-Dergi’ye abone olup ekolojik yaşam gündeminden ve deneyimlerinden haberdar olabilirken, derneğin ekolojik yaşamı yaygınlaştırma çalışmalarına da destek olabilirsiniz.

Dergiye abone olduğunuzda ikinci sayıyıyla birlikte her ekinoks ve gün dönümlerinde yayınlanacak yeni sayılar mail adresinize ulaştırılacak.

Abone olmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Elmalı’daki çocuklara istismar davasında tahliyeye Bakanlık da itiraz etti

Antalya Elmalı‘da iki çocuğun cinsel istismarı çizdikleri resimlerle anlattığı davada annenin ve üvey babanın adli kontrolle serbest bırakılmasına tepki yağıyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı,  Elmalı davasında tahliye edilen anne ve üvey baba için sonraki duruşmalarda tutuklama talebinde bulunduklarını ve hukuki süreci takip ettiklerini açıkladı.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik de Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Faillerin mümkün olan en ağır cezayı alması en büyük temennimizdir” dedi.

Çelik şu ifadeleri kullandı:

“AK Parti olarak Antalya Elmalı’da iki evladımızın istismar edilmesi davasını yakından takip ediyoruz. Faillerin mümkün olan en ağır cezayı alması en büyük temennimizdir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’mız hem yargılama sürecine müdahil olmuştur; hem de evlatlarımızı ihtiyaç duydukları hizmetlerle desteklemeye devam etmektedir. Evlatlarımız güven altındadır.
Adaletin tecelli edeceğine inanıyoruz. Hukuki süreçleri takip ediyoruz. Adalet kurumu herşeyi açığa çıkaracaktır. Vicdanlarıyla bu evlatlarımıza destek olan herkese şükranlarımızı sunuyoruz.

Bakanlığın açıklaması ise şöyle:

“Antalya Elmalı’da gerçekleşen iki kardeşin istismar edilmesi olayı ile ilgili aşağıdaki açıklamanın yapılması gereği duyulmuştur:

06.05.2020 tarihinde iki kardeşin istismara uğradığı şüphesi oluşması üzerine konu kolluk güçlerine intikal ettirilmiştir. İlk görüşmenin Çocuk İzlem Merkezimizde yapılmasının ardından çocuklarımıza psikososyal destek verilmeye başlanmıştır. Yargılama sürecinin başlaması ile birlikte Bakanlığımız davaya müdahil olmuştur. 16.10.2020 tarihinde gerçekleştirilen ilk duruşmada anne ve üvey baba tutuklanmıştır.

05.01.2021 tarihinde gerçekleştirilen üçüncü duruşmada sanıkların tahliyesine karar verilmiş, Bakanlığımız avukatları karara itiraz etmiştir. 05.03.2021 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada Bakanlığımız avukatları sanıkların tutuklanması talebinde bulunmuştur.

21.05.2021 tarihindeki duruşmada ise Bakanlığımız avukatları sanıkların tutuklanması talebini yinelemiştir. Bu travmatik süreçte çocuklarımızı ihtiyaç duydukları sosyal hizmet modellerimiz ile desteklemeye devam ediyoruz. Faillerin mümkün olan en ağır cezayı alması için devam eden hukuki süreçte çocuklarımızın üstün yararı gözetilerek Bakanlığımızca yakın takibimizi sürdüreceğiz.”

Sosyal medyada da pek çok kişi #elmalıdavası etiketiyle olaya tepkisini gösteriyor.

https://twitter.com/sulunn__/status/1409819171727319040

https://twitter.com/dfikrisaglar/status/1409817876320690179

Ne olmuştu?

2020’de babaanne G.S., iki torunun cinsel istismara maruz kaldığı iddiasıyla Balıkesir’de savcılığa başvurdu. Babaanne eski gelini Merve A., kocası Rahmi A. ile gelininin erkek arkadaşlarından şikâyetçi olmuştu. Soruşturma başlatan savcılık, çocukların ifadelerini aldı. Çocuklar verdikleri ifadelerde hem sözlü olarak hem de çizdikleri resimlerle uğradıkları istismarı anlattı. Bu resimler soruşturma dosyasına girdi.

Balıkesir ve İstanbul adli tıpları ve Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi sosyal hizmet uzmanları çocukların cinsel istismara maruz kaldığını belgelemesine karşın 6 Ocak 2021’de gerçekleşen üçüncü duruşmada, tutuklu anne ile üvey baba yargılandıkları Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edildi.

Dr. Kesici: Büyükçekmece Gölü’ndeki kirlilik bir halk sağlığı sorunu

İstanbul’da yer alan Büyükçekmece Gölü’nde kirlilik nedeniyle renk değişimi meydana geldi. Çevresine kötü kokular yayan gölde toplu balık ölümleri de gerçekleşti.

İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri ise göl suyundan ve ölen balıklardan numune alarak konuyla ilgili inceleme başlattı.

Kesici: Halk sağlığı sorunu

Göl üzerine kurulu Büyükçekmece Barajı’nın İstanbul’un mevcut su varlığının yüzde 16.3’ünü oluşturduğunu belirten Türkiye Tabiatı Koruma Derneği Bilim Danışmanı Erol Kesici, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Bu bir halk sağlığı sorunu” uyarısında bulundu.

Göldeki kirliliğin Marmara Denizi’ndeki müsilaja benzer bir biyokimyasal reaksiyon sonucunda oluştuğunu belirten Kesici, “Siyonabakterilerin aşırı artması sonucunda meydana geliyor. Göldeki kirlilik ve azot ile fosfat yükünün artması ve havaların ısınmasıyla aşırı alg üremesi yaşanıyor” dedi.

Fotoğraf: DHA

‘Su kalitesi dördüncü sınıfa düştü’

Halihazırda kuraklık yaşandığını ifade eden Kesici, bu kuraklığın alg çoğalmasını arttırdığını “Güneş ışıkları gölün dibine daha kolay ulaştıkları için reaksiyonları hızlandırıyor” dedi.

Şu anda içerisinde balıkların öldüğü suyun kalitesinin dördüncü sınıf kalite su olduğunu belirten Kesici, “Yani bu su bırakın içmeyi tarımda dahi kullanılmaz. Daha önce burası birinci kalite suydu” dedi.

‘Ormanlar tarım ve sanayi alanlarına dönüştürüldü’

Genelde bu olayın tarım faaliyetlerinin sonu olan ağustos- eylül aylarında görüldüğüne değinen Dr. Kesici, “Ancak yoğun kirlilik nedeniyle şubat ayında yaşandığı da oldu” ifadelerini kullandı.

Büyükçekmece Gölü’nün sorununun 30-40 yıllık bir sorun olduğunu ifade eden Kesici, “Büyükçekmece’nin bulunduğu yer içme suyu havzası. Ormanlık alanı alabildiğine fazla. Önce ormanlık alanlar tarım alanlarına dönüştürüldü. Tarım alanları da evlere, yapılara ve sanayiye dönüştü. Bunların içme suyu kaynakları yanına kesinlikle yapılmaması gerekiyor” dedi.

Yapılaşma kirlilik yükü yaratıyor

Erol Kesici’ye göre bütün bu yapılaşma beraberinde göl için kirlilik yükü getiriyor. Hala iyi tarım uygulamaları yapılmıyor ve yerine yapay gübrelerin ve tarım zehirlerinin kullanıldığı vahşi tarım uygulamaları sürdürülüyor. Bu atıklar ise göllere taşınıyor, bitkileri oksijensiz bırakıyor ve balıkların solungaçlarını tıkayarak onları da oksijensiz bırakıyor.

Bu sorunla daha önceki karşılaşmalarda arıtma tesisleri kurulduğunu belirten Kesici, “Ancak siz buna rağmen etraftaki ormanlık alanı daha fazla azaltıp, sanayiye yer verince sorunu daha fazla büyütüyorsunuz. Dışarıdan gelen kimyasal atıklar hızlı bir şekilde çoğalarak içteki besi maddelerini artırmış oluyor” dedi.

Ne yapılması gerekiyor?

Kirliliğin arttığı ve renk değişimlerinin ve balık ölümlerinin yaşandığı dönemlerde yetkililerin “konuyla ilgili araştırma yapıyoruz” demesini eleştiren Kesici, “Bırakın, geçin şu araştırmayı artık. Nedeni zaten belli: Kirlilik. Kirletici etmenleri ortadan kaldırmadan sorunun çözülmesini bekleyemezsiniz” ifadelerini kullandı.

Peki ne yapmak gerekiyor?

Fotoğraf: DHA

Dip temizliği ve arıtma

Erol Kesici’ye göre ilk etapta yapılması gereken gölün dip temizliğinin yapılması. Dipteki ağır metal birikimleri olduğunu söyleyen Kesici, bunların en kısa sürede gölden uzaklaştırılması gerektiğini aktardı.

İkinci olarak ise günün koşullarına uygun biyolojik arıtma sistemlerinin kurulması gerekiyor. Çünkü kirlilik engellenmediği sürece gölün durumu ancak daha kötüye gidebilir.

‘Sağlığımı nasıl geri ödeyebilirler?’

Kesici’ye göre diğer bir önemli adım da “kirleten öder” mantığından bir an önce kurtulmak.  Erol Kesici bu yaklaşıma tepkisini şu sözlerle anlattı:

“Kirleten ödemesin. Benim sağlığımı ödeyebilecek mi?  Bana balıktan, sudan, elmadan, domatesten, sütten gelen ağır metallerin bedelini ödeyebilecek mi? Benim vücudumun sağlığını geri nasıl ödeyebilirsin? O nedenle kirleten öder mantığından vazgeçerek kirletmeme üzerine odaklanmamız gerekiyor.”

 

Yunanistan, koronavirüs aşısı olan gençlere para vereceğini duyurdu

Yunanistan, koronavirüse karşı aşılanmayı teşvik etmek amacıyla aşısının ilk dozunu olan gençlere 150 Euroluk ön ödemeli kart vereceğini duyurdu.

Kararı duyuran Başbakan Kiryakos Miçotakis, “Bu gençliğe borcumuzdur, minnetimizi gösteren bir hediyedir” dedi.

Gençlere verilecek ikramiyeler

18-25 yaşlarında olan yaklaşık 940 bin gençten ilk dozu olanlar ya da yıl sonuna kadar yaptıracaklar nakit ikramiyeden faydalanabiliyor.

Ön ödemeli kart almaya hak kazananlar, 15 Temmuz’dan itibaren parayı yaz tatilinde ve kültürel etkinliklerde harcayabilecek. Bunun yanında, ağustos ayında bir aylık ücretsiz mobil internet de kazanacaklar.

Açık alanda maske zorunluluğu kalktı

Ülke, vakaların azalması sebebiyle salgın önlemlerini gevşetmiş ve geçen haftadan itibaren açık alanda maske takma zorunluluğunu kaldırmıştı.

Bugünden itibaren de koronavirüs aşısının her iki dozunu olan kişiler, test zorunluluğu olmadan işe ya da spor salonu gibi yerlere gidebilecek.

Nüfusun yaklaşık yüzde 33’ünün aşının her iki dozunu olduğu Yunanistan’da bu zamana kadar, yaklaşık 421 bine yakın koronavirüs vakasının görüldüğü, 12 bini aşkın kişinin de virüs sebebiyle hayatını kaybettiği duyuruldu.