Ticaret Bakanlığı’nın hurda plastik ithalatı yasağını esnetmeye hazırlandığı öğrenildi. Çevrecilerin argümanlarını ve sektörden gelen tepkileri dikkate alan Bakanlık, hurda plastiği ihracatında orta yol arayışına girdi.
Bu amaçla “kontrollü plastik hurda ithalatı” için çalışma başlatıldı. Bakanlık, ithalat yapacak şirketlerde yeterlilik ve kontrol mekanizması modeli üzerinde duruyor.
Plastik ihracatçılarının tepkileri dikkate alındı
Dünya gazetesinin haberine göre; 2020 yılında 72,3 milyon dolarlık plastik hurda ithalatının yapıldığı Türkiye’de, 2021 yılının ilk dört ayında 2020’nin aynı dönemine göre yüzde 135 artışla 51,2 milyon dolarlık plastik ithalatı gerçekleştirilmesi, çevrecilerin tepkilerine neden olmuştu.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı yaptıkları incelemede, Çin başta olmak üzere birçok ülkenin plastik atık ithalatını yasaklamasıyla, bu ürünlerin ulusal kuralları daha esnek ülkelere yönlendirildiği bilgilerine ulaştı.
Bunun üzerine bakanlık, plastik hurdaların Türkiye’ye girişinin tamamen yasaklanması için 18 Mayıs’ta Resmi Gazete’de tebliğ yayımlandı. Söz konusu değişiklikle etilen polimer olarak bilinen plastik hurda ithalatının 2 Temmuz’dan itibaren tamamen yasaklanması kararlaştırıldı.
Yasağa başta Plastik Sanayicileri Derneği (PAGDER) olmak üzere, sektördeki çok sayıda firma tepki göstermiş; PAGDER) Başkanı Selçuk Gülsün, sektöre sorulmadan ve etki analizi yapılmadan alınan bu kararın kendilerini çıkmaza sokacağını belirterek yasağın kaldırılmasını istemişti.
‘Orta yol’ arayışı
Sektörden gelen tepkileri dikkate alan Bakanlık, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile işbirliği yaparak, sektörün de talepleri doğrultusunda bir orta yol bulmak üzere çalışma başlattı. Bu kapsamda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nezdinde de girişimlerde bulunulacağı belirtildi.
Yürütülen çalışmalarda, gümrük işlemleri, yetkinlik ve kapasite gibi ölçütlere göre firmaların sertifikalandırılması, ithalatın belirli kapılardan yapılabilmesi gibi alternatiflerin ele alındığı kaydedildi. Bu yöndeki düzenlemelerin büyük kısmının yasa gerektirmediği ancak gemi sökümünde olduğu gibi yasal dayanağa sahip bir ikincil mevzuatın oluşturulmasının yararlı olacağı sonucuna varıldığı bildirildi.
CHP Genel başkan yardımcısı ve Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Muğla’nın Marmaris ilçesinde meydana gelen orman yangınında kullanılmayan yangın söndürme uçaklarıyla ilgili iddialara ilişkin bir açıklama yaptı.
CHP’li Öztunç, “AKP halen devlet yönettiğinin ciddiyetine varamadı. Bütün afet ve krizleri yönetilecek süreçler olarak değil, para kazanma imkanı olarak görüyor” ifadelerini kullandı.
‘Uçaklar neden kullanılmıyor?’
Öztunç, mayıs ayından bugüne dek Türkiye genelinde toplam 198 yangının meydana geldiğini hatırlattı ve şu açıklamalarda bulundu:
Kriterleri sağlamıyor diye Türk Hava Kurumu’nun uçaklarını hangara kaldıran AKP Ruslara kıyak yapmak için aldığı uçakları neden kullanmaz? İddia doğruysa gerçek bir fiyasko. Acaba bu uçaklar içinde yangın garantisi de verildi mi? Artık her şeyden şüphelenir olduk.”
‘Facianın eşiğinden döndük’
Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın ormanları koruma ve geliştirmede yetersiz olduğunun altını çizen CHP’li Milletvekili, facianın eşiğinden dönüldüğünü kaydetti:
Her yıl bu mevsimlerde orman yangınları sorunuyla karşı karşıyayız. Mevcut uçakları hurdaya ayıran, aldığı uçağın parasını ödemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. AKP yönetemiyor. İhmalin sonuçları daha da ağırlaşmaya başladı. Dün bir canımızı yitirdik. 5 personelimiz son anda yanmaktan kurtuldu. Facianın eşiğinden döndük… Bunun hesabı verilmeli.”
Öneriler
CHP’nin yanan ormanlık alanlarla ilgili önerileri ise şöyle:
Anayasanın 169. Maddesi gereğince, yanan orman yerlerinde yeni orman yetiştirilmeli, bu alanlarda kesinlikle başka bir faaliyete izin verilmemelidir. Bu alanlar imara açılmamalı, bu alanlarda yapılaşmaya izin verilmemelidir.
Orman alanlarındaki denetimler artırılmalı, önleyici denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Orman muhafaza memurlarının görev ve yetkileri genişletilmeli, ormanlardaki suçüstü hallere müdahale edebilme yetkileri arttırılmalıdır.
Görevi orman yangınıyla mücadele olan, yangın eğitimi almış, bu alanda uzmanlaşmış kişilere kadrolu istihdam alanı açılmalıdır. Orman köylülerine yönelik eğitimler arttırılmalıdır.
Yangının sorumluları etkin bir biçimde araştırılmalı, yargı makamları önüne çıkarılmalıdır.
Orman yangınlarının makul sürede kontrol altına alınmasını sağlayacak ve daha geniş alanlara yayılmasını önleyecek stratejiler oluşturularak, buna yeterli ekipman ve personel bulundurulmalıdır. Bu yeterliliğe sahip olmayan özel firma ile yapılan sözleşme feshedilmeli ve orman denetimleri kamu eliyle yürütülmelidir.
Meksika Yüksek Mahkemesi, yürürlükteki kısıtlayıcı yasaların anayasaya aykırı olduğuna hükmederek, esrarın yetişkinler tarafından özel olarak keyif için kullanımını serbest bıraktığını duyurdu.
Söz konusu karar, esrarı yasallaştıran bir tasarının Kongre’ye takılmasının ardından alındı.
Alınan kararda, esrarın ticari ürün olarak kullanılmasından bahsedilmezken, kamusal alanlarda ve çocukların önünde esrar içmek yasak.
Karara gelen yorumlar
Yüksek Mahkeme Başkanı Arturo Zalvidar konuyla ilgili, “Bugün özgürlükler için tarihi bir gün” açıklamasını yapsa da bazı gruplar kararın, kısa vadede büyük değişiklikler getirmeyeceğini ileri sürüyor.
Sivil toplum kuruluşu Suça Karşı Birleşmiş Meksika, kararın esrar bulundurma ve nakliyat gibi tüketimin gerçekleşmesi için gereken faaliyetleri suç kapsamından çıkartmadığının altını çizdi.
Meksika’da parlamentonun alt kanadı geçtiğimiz mart ayında, esrarın keyif amaçlı kullanımını serbest bırakan bir yasayı kabul etmişti. Ancak, tasarıyı Senato’nun da onaylaması gerekiyor.
Tasarı, kullanıcılara 28 grama kadar esrar taşıma izni ve evlerinde kişisel kullanım için sekize kadar dişi hint keneviri yetiştirmelerine izin veriyordu. Şu anda ise ülkede beş gramdan fazla esrar taşımak yasak.
Bugün yayınlanan yeni bir rapora göre plastik atıkları yönetmek için yapılan yakma ve kimyasal dönüşüme yatırım gibi işlemler yüksek hacimlerde tehlikeli atık ve toksik emisyon üretiyor.
Plastik Atık Yönetiminin Tehlikeleri isimli rapor, hem mekanik hem de kimyasal geri dönüşüm planlarına yapılan yatırımların dünya çapında büyüyen plastik kirliliği sorununa etkisinin çok az olacağını ortaya koyuyor.
Ayrıca bu işlemlerin topluluklarda toksik kimyasallara maruz kalmayı nasıl artıracağına dair ayrıntılı bir açıklama sunuyor.
‘Geri dönüşüm sadece bir pazarlama taktiği’
Raporun ortak yazarı ve Uluslararası Kirleticileri Ortadan Kaldırma Ağı’nda (IPEN) Politika Danışmanı Lee Bell, “Plastik atık için mevcut hiçbir yönetim planı dünyanın büyüyen plastik kirliliği krizini hafifletmeye muktedir değil” ifadelerini kullandı.
Tüm yöntemlerin toksik katkı maddeleri nedeniyle tehlike oluşturduğunu ifade eden Bell, “Endüstrinin çeşitli geri dönüşüm planlarını savunması, plastik düzenlemelerini ve artan plastik kirliliği sorununu engelleme çabalarını savuşturmak için tasarlanmış bir pazarlama taktiğidir” dedi.
Bell’e göre plastik kirliliği ile mücadelenin tek yolu plastik üretimini ve tüketimini temel kullanımlarla sınırlamak ve plastiklerde kimyasalların kullanımını ortadan kaldırmak.
Adana’da yol kenarına atılan plastik çöpler
Plastik üretimi katlanarak artacak
Plastik kirliliği şu anda bir sorun ancak önümüzdeki yıllarda etkisi iyice artacak. Rapor, karbon emisyonlarını düşürmek için petrokimya endüstrisinin yakıtlardan kimyasal ve plastik üretimine geçeceğini ve bunun sonucunda plastik üretiminin katlanarak artacağını öngörüyor. Raporda 2016 yılında üretilen 335 milyon ton plastiğin 2050 yılına kadar 1 milyon 800 bin tona çıkacağı belirtiliyor.
Raporda ayrıca, 1950’lerden bu yana üretilen 8 milyon 300 bin ton plastiğin yaklaşık dörtte üçünün atık haline geldiği ve mevcut uygulamalar değişmezse 2050 yılında 108 milyon ton plastik atığın düşük gelirli ülkelerde çöpe atılacağı veya yakılacağı söyleniyor.
Uluslararası Pelet İzleme (IPW) ve Uluslararası Kirleticilerin Önlenmesi Ağı (IPEN) tarafından yayınlanan rapor, plastik geri dönüşümünün dört yönünü inceledi:
1-Kimyasal dönüşüm
Kimyasal geri dönüşüm yeni plastik yapmak için kullanılabilecek hammade ve polimerleri oluşturmak adına atık plastikleri parçalarken kimyasalları veya ısıyı kullanıyor.
Rapor, bu yanma ve kimyasal süreçlerin nasıl tehlikeli dioksin emisyonlar ve ham, kirlenmiş hidrokarbon yakıtlar ürettiğini detaylandırıyor ve bu süreçte harcanan büyük miktardaki enerjiye dikkat çekiyor.
Ek olarak, bu yaklaşım kullanılarak üretilen plastikler, fiyat açısından bakir plastikle rekabet edemiyor ve bu nedenle çıktının ham yakıt olarak yakılması daha olası. Kimyasal geri dönüşüm, büyük tehlikeli atık akışları yaratma potansiyeline sahip.
Bu süreçten üretilen yakıtlar yakıldıklarında endokrin bozucu kimyasalları ve diğer toksik katkı maddelerini atmosfere salacak. Her ne kadar kimyasal dönüşüm savunucuları toksik katkı maddelerinin işleme sırasında atık plastikten “ayrılabileceğini” iddia etse de rapora göre bu süreç yüksek hacimli tehlikeli atık oluşturacak.
2-Plastikten yakıt üretilmesi
Plastik atık stokları dünya çapında benzeri görülmemiş oranlarda büyürken, birçok savunucu, fosil yakıtların ‘yerine geçmesi’ ve petrol, gaz ve kömür çıkarımını dengelemek için plastik atıklardan türetilen yakıtların benimsenmesi için bastırıyor.
Gerçek şu ki, birkaç durum dışında hepsinde ortaya çıkan ürün, hidrokarbon yakıtı veya ‘atık’ yerine ‘ürün’ olarak yeniden markalanan paketlenmiş bir plastik atık formu.
Rapor, bu uygulamaların verimsiz, kirletici ve ekonomik olmadığı sonucuna varıyor. Benzer şekilde, yakma fırınlarında ve çimento fırınlarında plastik atıkların “alternatif yakıtlar” veya “atık türevli yakıtlar” olarak yakılmasından elde edilen enerjinin geri kazanılması, toksik emisyonlara, toksik küllere, yüksek yoğunluklu karbon salımlarına ve kaynakların israfına neden oluyor.
3- Mekanik dönüşüm
Plastiklerin yalnızca küçük bir yüzdesi, geleneksel mekanik geri dönüşüm yoluyla geri dönüştürülür. Geri dönüştürülen plastiklerin çoğu, son geri dönüşümü kirleten ve kalitesini düşüren yeni plastik ürünlerin üretiminde kullanılması zor olan toksik kimyasal katkı maddeleri içerdiğinden yakılır veya çöpe atılır.
Sonuç olarak, bromlu alev geciktiriciler ve kalıcı organik kirletici (KOK) katkı maddeleri ile kirlenmiş büyük miktarlarda plastik atık, genellikle gelişmekte olan ülkelerde, çöplüklere veya yakma tesislerine gönderilir.
Plastiklerin taşınması, temizlenmesi ve öğütülmesi süreci de çalışanları tehlikeli toz ve buharlara maruz bırakır. Tüm süreç, geri dönüşümün toksik etkisini ele alma sorumluluğunu plastik üreticilerinden uzaklaştırarak, geri dönüştürülemeyen veya yönetilmesi zor birçok plastiği işlemek için mücadele eden geri dönüşümcülere aktarıyor.
4- Kimyasal katkı maddeleri
Plastiklerdeki kimyasal katkı maddeleri, mevcut tüm geri dönüşüm yöntemleri arasında en tehlikeli yöntemi ifade ediyor. Plastiklerde yer alan katkı maddeleri arasında renklendiriciler, plastikleştiriciler ve UV stabilizatörleri ve bitmiş plastik ürüne belirli özellikler kazandırmak için kullanılan diğer kimyasallar bulunuyor. Bu kimyasalların çoğu zehirli.
Örneğin, yaygın olarak kullanılan bir UV stabilizatörü UV 328, dünyanın en zehirli kimyasallarından biri olarak tanımlanmış ve Stockholm Sözleşmesi tarafından düzenlenmeye aday KOK olarak listelenmişti. Bu kimyasal, plastik atıklarda yaygın olarak bulunuyor ve IPW tarafından yürütülen bir izleme programına göre dünya okyanuslarında ve sahillerinde yer alıyor.
‘Kilometrelerce öteye taşınabiliyor’
Raporun ortak yazarı ve tehlikeli kimyasallar ve plastikler konusunda önde gelen bilim insanı Prof. Shige Takada, “Plastiğin zehirli kimyasallarını dünyanın okyanuslarında, kıyılarında ve izole kutup bölgelerinde buluyoruz. Balıklar ve deniz kuşları, bu toksik UV stabilizatörleri ile kirlenmiş plastik atıkları yutar ve besin zincirinde birikir” dedi.
Bu durumun çok endişe verici olduğunu belirten Takada, “Uluslararası alanda yasaklanması gerekiyor. Çalışmalarımız, plastik atıkların durağan olmadığını, küresel ekosistemleri etkileyen toksik katkı maddelerini binlerce kilometre öteye taşıdığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Ne yapmalı?
Rapor üç tavsiyeyle sona eriyor:
Hükümetler, plastik endüstrisinin üretebileceği miktarı önemli ölçüde azaltarak plastik atıklardan kaynaklanan artan tehlikeli atık miktarını kabul etmeli ve derhal sınırlandırmalı. Uluslararası bir anlaşma bunu başarabilir.
Hükümetler, mevcut plastik atık stoklarını (kontrollü, kontrolsüz ve çöplükler) çevreye duyarlı bir şekilde yönetmeli.
Hükümetler, gelecekte üretilecek herhangi bir plastik için çevreye duyarlı, sürdürülebilir bir yönetim sistemi geliştirmek için endüstriyi yönlendirmeli. Bu, zengin ülkelerde olduğu kadar düşük gelirli ülkelerde de toksik olmayan polimerin yeniden kullanımını ve geri dönüşümünü en üst düzeye çıkaran tasarım, üretim ve kullanım ömrü sonu yönetim sistemlerinin uygulanmasını içermeli.
Almanya, Hollanda ve Lüksemburg, Avrupa Birliği’nden (AB) diğer üçüncü ülkelere uzun mesafede canlı hayvan taşımacılığını yasaklamaya hazırlanıyor.
Üç ülke, bu tür uzun mesafe yolculuklarında hayvanlara sağlıklı koşulların sağlanmasının mümkün olmadığının altını çizdi.
‘Hayvanların çektiği bu acıya son vermek istiyoruz’
Lüksemburg’ta Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin tarım bakanlarıyla buluşan Almanya Tarım Bakanı Julia Klöckner, deniz veya kara yolu ayrımı olmaksızın uzun mesafede hayvan taşımacılığını yasaklamak istediklerini kaydetti.
Julia Klöckner, yasağın delinmesinin önüne geçilmesi için söz konusu düzenlemenin AB çapında uygulanmasının önemine işaret etti ve “Hayvanların çektiği bu acıya son vermek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Uzun mesafe yolculuğu hayvanlar için elverişli değil
Üç ülke tarafından konuyla ilgili ortak hazırlanan belgede, canlı hayvan taşımacılığında en büyük problemlerden birinin de aşırı yüksek veya aşırı düşük sıcaklıklarla birlikte uzun bekleme sürelerinin olduğuna vurgu yapıldı.
Ayrıca, bu bildiride hayvanların korunmasına yönelik AB düzenlemelerinin birlik dışında uygulanamadığına vurgu yapıldı ve daha sıkı uygulamaların bile kurallara uyulacağının garantisini vermediği belirtildi. Bunun yanında, bu ülkelerde karşılaşılan sorunların çıkış ülkesine iletilmediği ifade edildi.
Üç ülke, tüm bu sebeplerle birlikte canlı hayvan taşımacılığının AB çapında yasaklanmasını, bunun yerine cansız hayvanların etlerinin diğer ülkelere gönderilmesini planlıyor.
İçişleri Bakanlığı 81 il valiliğine Covid-19 ile mücadele kapsamında “1 Temmuz 2021 Sonrası Ülkeye Giriş Tedbirleri” konulu genelge gönderdi.
Genelge kapsamında Bangladeş, Brezilya, Güney Afrika, Hindistan, Nepal ve Sri Lanka’dan Türkiye’ye gelen uçuşlar yeni bir karar alınıncaya kadar durduruldu.
Genelgede, Kovid-19’un yeni varyantlarıyla bazı ülkelerde salgının seyrinde yeniden tırmanış gözlemlendiği hatırlatıldı.
Son 14 günde bu ülkelerde bulunanlar
Başka bir ülkeden gelmekle birlikte son 14 günde Bangladeş, Brezilya, Güney Afrika, Hindistan, Nepal ve Sri Lanka’da bulunduğu anlaşılan kişilerden Türkiye’ye girişten azami 72 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR test raporu ibrazı talep edilecek ve bu kişiler valiliklerce belirlenecek yerlerde 14 gün süreyle karantinaya alınacak.
Karantinanın 14’üncü gününün sonunda yapılacak PCR test sonucunun negatif çıkması durumunda karantina sonlandırılacak. PCR test sonucu pozitif çıkanlar ise test sonucunun pozitif çıktığı tarihten itibaren izolasyona alınacak ve 14’üncü günün sonunda negatif sonuç alınmasıyla tedbir sonlandırılacak.
AA’nın haberine göre karantina, valiliklerce belirlenen yurtlarda veya karantina oteli olarak hizmet veren konaklama tesislerinde uygulanabilecek. Karantina otelleri, konaklama ücretleri ve bu kişilerin sınır kapılarından transferleri gibi hususlara ilişkin usul ve esaslar valiliklerce belirlenecek ve ilan edilecek.
PCR testi şartı
Birleşik Krallık, İran, Mısır ve Singapur’dan gelenlerden, Türkiye’ye girişten azami 72 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR testi raporu talep edilecek.
Bangladeş, Brezilya, Güney Afrika, Hindistan, Nepal, Sri Lanka, Afganistan, Pakistan, Birleşik Krallık, İran, Mısır ve Singapur dışındaki ülkelerden kara, hava, deniz ve demir yolu ile Türkiye’ye giriş yapanlardan, girişten en az 14 gün önce aşı yaptırdığını, ya da son altı ay içinde Covid-19 geçirdiğine dair resmi belgeyi ibraz edenlerden yeni test raporu talep edilmeyecek ve bu kişilere karantina tedbiri uygulanmayacak.
Söz konusu belgeleri ibraz edemeyenlerin Türkiye’ye girişten azami 72 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR test raporu veya girişten azami 48 saat içerisinde yapılmış negatif hızlı antijen test sonucunun ibrazı yeterli olacak.
Örnekleme ile PCR testi
Sağlık Bakanlığı tarafından tüm sınır kapılarından Türkiye’ye giriş yapacak kişiler, varış noktalarında örnekleme (sampling) temelinde PCR testine tabi tutulabilecek.
Bu kapsamda gelen kişilerin test örnekleri alındıktan sonra nihai varış yerlerine gitmelerine izin verilecek. Test sonuçlarının pozitif çıkması durumunda Sağlık Bakanlığı Covid-19 rehberi doğrultusunda tedavileri yapılacak.
Test sonuçları pozitif çıkan kişiler ile yakın temasta bulundukları kişiler kendilerinin belirledikleri adreslerde 14 günlük süre ile karantinaya alınacak ve 10’uncu günün sonunda yapılacak PCR test sonuçlarının negatif olması durumunda karantina koşulları sonlandırılacak.
Bu kişilerden Delta varyantı taşıdığı tespit edilenlerin karantina koşulları, 14’üncü günün sonunda PCR testinin negatif çıkması halinde sonlandırılacak.
Dış ticaretin olumsuz etkilenmemesi için, uçak-gemi mürettebatı, kilit personel olarak nitelendirilen gemi adamları ve tır şoförleri SARS-CoV-2 PCR testi ve karantina uygulamasından muaf tutulacak.
Türkiye vatandaşlarına yönelik uygulamalar
Türkiye vatandaşlarından, en az 14 gün önce aşı yaptırdığını ve/veya ilk PCR pozitif test sonucunun 28’inci gününden başlamak üzere hastalığı son 6 ay içinde geçirdiğini belgeleyenler ile azami 72 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR test raporunu ya da azami 48 saat önce yapılmış negatif hızlı antijen test sonucunu ibraz edenlerin sınır kapılarından Türkiye’ye girişlerine izin verilecek.
Belirtilen belge ya da test sonuçlarını ibraz edemeyenlere, sınır kapılarında PCR testi uyguladıktan sonra ikametlerine gitmelerine izin verilecek ve test sonucu pozitif çıkanların ikametlerinde izolasyona alınmaları sağlanacak.
Çanakkale‘de meteoroloji tarafından yapılan ölçümlerde, 27 Haziran Pazar günü 92 yıllık gözlem tarihinin en yüksek haziran ayı sıcaklığı kaydedildi. Sıcaklık, 37.2 derece olarak ölçüldü.
Çanakkale’de, daha önceki en yüksek kayıt, 36.8 derece ile 24 Haziran 2007 tarihinde ölçülmüştü.
10 gündür 30 derece üzerinde
Çanakkale’de son 10 gündür hava sıcaklıkları 30 derecenin üzerinde seyrediyor. Bunaltan sıcaklar nedeniyle vatandaşlar sahillere koşarak denize girip serinlemeyi tercih ediyor.
DHA’nın aktardığına göre Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’nda görülen müsilaj nedeniyle vatandaşlar denize girmeye çekinirken, şu ana kadar müsilajın görülmediği yerlerden birisi olan Assos bölgesi ise deniz için ilk tercih oluyor.
Fotoğraf: Nedim Bayhan/DHA
‘Bu kadar sıcak beklemiyordum’
İstanbul’dan Kadırga Koyu’na tatile gelen Hikmet Ertaş, “Assos’un suyunun biraz daha soğuk, ikliminin de serin olduğunu söylediler. Bunaltan sıcaktan kendimizi buraya attık. Hava gerçekten çok sıcak. Ama Assos’un güneye, Akdeniz’e göre daha iyi bir iklimi var. Bu durum da pandemiden kaçmak isteyenleri buraya çekebilir” dedi.
Ertaş, “Bu kadar sıcak olmasını beklemiyordum açıkçası. Bizim için zaten önemli olan deniz ve kum. O da burada mevcut. Buraya gelirken Çanakkale Boğazı’nda müsilaj görüntüsü vardı, izledik. Bozcaada’da da görüldüğü söyleniyor ama burada henüz bir şey göremedik” ifadelerini kullandı.
Kızıldeniz‘den gelerek Akdeniz’de yayılım gösteren ‘charybdis longicollis’ türündeki istilacı yengeçlerin popülasyonu, küresel ısınma ve vatozların bilinçsizce avlanması nedeniyle hızla arttı.
Adana ve Mersin‘de bu yayılımı izleyen Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim görevlisi Dr. Seyit Ali Kamanlı, istilacı yengeçlerin mavi yengeç ekosistemini tehdit ettiğini söyledi.
Küresel ısınma ve avlanma
Hint Okyanusu kökenli ‘charybdis longicollis’ türündeki yengeç Kızıldeniz’i aşarak ilk defa 1954 yılında Doğu Akdeniz’de görüldü. İlk zamanlarda ekosistemi tehdit etmeyen bu türün popülasyonu, küresel ısınma ve bilinçsizce avlanan vatozlar nedeniyle son zamanlarda çok fazla artış göstererek diğer türler için tehlike yaratır hale geldi.
Dr. Seyit Ali Kamanlı, istilacı yengeçlerin çok hızlı ürediğini ve diğer türleri baskı altında tuttuğunu kaydetti. Dr. Kamanlı DHA’ya verdiği demeçte “Küresel ısınmanın bu denli etkili olmadığı zamanlarda vatozlar bu yengeçleri tüketerek popülasyonunu kontrol altına alıyordu. Ancak, vatozların da bilinçsiz avcılık nedeniyle azalması üzerine istilacıların nüfusu kontrolden çıktı. Bu yengeçler ekonomik değere sahip balıkların yumurtalarını, sucul bitkileri, algleri ve diğer canlı gruplarını yiyerek biyoçeşitliliğin azalmasına neden oluyor. Bir diğer tehlikesi ise, ülkemizde ekonomik değeri bulunan mavi yengeç türlerinin ekosistemine müdahale ederek Akdeniz kıyılarında mavi yengeç nüfusunu azaltabileceği düşünülmektedir” dedi.
Fotoğraf: DHA
‘Eldivenli yengeçler Karadeniz’e yaklaştı’
Dünyadaki istilacı diğer yengeç türleri hakkında da bilgiler veren Dr. Kamanlı, ‘eriocheir sinensis’ türünde, ‘Çin eldivenli yengeci’nin Kuzey Avrupa’yı istila ettiğini, Karadeniz’e doğru da yaklaştığını söyledi.
Bunların dünyada en tehlikeli 100 istilacı tür arasında bulunduğuna dikkat çeken Kamanlı, gemilerin bıraktığı sintine sular sayesinde Asya’dan Kuzey Avrupa’ya kadar ulaştığını belirten Kamanlı şunları söyledi:
“Bu yengeçler Tuna Nehri‘nin kollarında, ayrıca Sırbistan, Romanya ve son olarak da Bulgaristan kıyılarında görülmüştür. Gerekli tuzluluk ve sıcaklığa adapte olursa yakında Türkiye’de de görülmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu yengeçler dere yataklarına yuvalama yapmaları durumunda taşkınlara neden olabiliyor. Ayrıca, drenaj kanallarında tıkanmalara da sebep olabiliyor. Aynı şekilde Akdeniz’de bulunan istilacı yengeç türüne ait larvaların nerelere kadar yayılabileceğini, tuzluluk ve sıcaklık değerlerine bakarak belirleyip bu yayılımın önüne geçmek için gerekli çalışmaları planlayabiliriz.”
Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nin Melih Gökçek döneminde yaptırılan ancak kullanılmayan Ankapark‘a dikilen 7 bin 417 ağaç için 37 milyon TL ödediği ortaya çıktı.
Birçok sivil toplum kuruluşunun ve akademisyenin itirazlarına rağmen Atatürk Orman Çiftliği arazisine yaptırılan parka 750 milyon dolar harcanması büyük tepki toplamıştı.
İlçelere dikilen ağaç sayısından fazla
Birgün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, belediyenin 2016 yılına yönelik faaliyet raporlarında tesis arazisi üzerine 7 bin 417 ağaç ve 1 milyon 844 bin çalı dikildiği savunuldu.
Ankapark arazisi üzerine 2016 yılında dikildiği belirtilen ağaç sayısı, aynı yıl Ankara’nın 13 ilçesine dikilen ağaç sayısından fazla.
Ankapark’a 7 bin 417 ağaç dikildiği belirtilirken Gölbaşı’na 2 bin 300, Mamak’a bin 148, Sincan’a ise 3 bin 156 ağaç dikilmişti.
Resmi Gazete‘de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla yayımlanan karara göre, dokuz üniversiteye 10 yeni enstitü, fakülte ve yüksekokul kurulurken; yedi üniversiteye ait 13 enstitü fakülte ve yüksekokul kapatıldı.
Beş üniversiteye ait fakülte ve yüksekokulların da ismi değiştirildi.
Yeni kurulan enstitü, fakülte ve yüksekokullar
Yayımlanan karara göre, Batman Üniversitesi‘ne bağlı Sağlık Bilimleri Fakültesi ile Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Beykent Üniversitesi‘ne bağlı Sağlık Bilimleri Fakültesi, Düzce Üniversitesi‘ne bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstinye Üniversitesi‘ne bağlı İletişim Fakültesi, Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi‘ne bağlı Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, Kırklareli Üniversitesi‘ne bağlı Sağlık Bilimleri Fakültesi, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi‘ne bağlı Kadirli Uygulamalı Bilimler Fakültesi, Pamukkale Üniversitesi‘ne bağlı Uygulamalı Bilimler Fakültesi ve Tarsus Üniversitesi‘ne bağlı Yabancı Diller Yüksekokulu kuruldu.
Kapatılan enstitü ve yüksekokullar
Öte yandan, bu kararla birlikte Batman Üniversitesi‘ne bağlı Sağlık Yüksekokulu, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Beykent Üniversitesi‘ne bağlı Sağlık Bilimleri Yüksekokulu, Düzce Üniversitesi‘ne bağlı Fen Bilimleri Enstitüsü, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Sağlık Bilimleri Enstitüsü ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi‘ne bağlı Mimarlık, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi, Kırklareli Üniversitesi‘ne bağlı Sağlık Yüksekokulu, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi‘ne bağlı Kadirli Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu ile Pamukkale Üniversitesi‘ne bağlı Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu kapatıldı.
İsmi değişen fakülte ve yüksekokullar
Iğdır Üniversitesi Iğdır Ziraat Fakültesi’nin adı Ziraat Fakültesi, Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin adı İslami İlimler Fakültesi, Kastamonu Üniversitesi Kastamonu Tıp Fakültesi’nin adı Tıp Fakültesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Taşınabilir Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Yüksekokulu’nun adı Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Yüksekokulu, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin adı Nezahat Keleşoğlu Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak değiştirildi.