Ana Sayfa Blog Sayfa 1404

Vergiden muafiyeti sağlayan Varlık Barışı’nın süresi altı ay daha uzatıldı

Varlık Barışı‘nın süresi bugün dolarken, hükümet bununla ilgili bir adım atarak süreyi altı ay uzattığını duyurdu.

Konuyla ilgili Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete‘de yayımlandı.

Yıl sonuna kadar müddet

Varlık Barışı, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının vergi incelemesinden muaf tutularak Türkiye’de değerlendirmesi şeklinde açıklanıyor.

Uzatılan bu süreyle birlikte de yurt dışındaki para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları yıl sonuna kadar vergi alınmadan Türkiye’ye getirilebilecek.

Vergi dairelerine bildirilmesi süresi de uzatıldı

Bu kararın yanında, gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri tarafından sahip olunan ve Türkiye’de bulunan, fakat kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile birlikte taşınmazların vergi dairelerine bildirilmesine ilişkin süre de altı ay uzatıldı. Bu varlıkların dönem kazancına bakılmaksızın, kanuni defterlere kaydı için de altı ay süre verildi.

Kanada’da iklim krizi etkisi: Bir günde 63 kişi aşırı sıcaktan dolayı öldü

Kanada’nın batı eyaletlerinde etkili olan aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle 24 saat içerisinde 63 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı.

Kanada Kraliyet Atlı Polisi RCMP’nin, British Columbia eyaletindeki birimlerinden yapılan açıklamaya göre ölümler eyaletin Surrey, Burnaby ve Vancouver kentleri ile çevresinde yaşandı. Polis, ölenlerin çoğunluğunu yaşlıların oluşturduğunu açıkladı.

Sıcaklık rekorları

British Columbia, Alberta, Yukon ve Northwest Territories bölgesinde etkili olan sıcak hava, uzmanlarca ‘ısı kubbesi’ olarak tanımlanıyor.

British Columbia’da cumartesi günü sıcaklıklar 46.1 dereceye çıkmış ve böylece kaydedilen en yüksek sıcaklığa ulaşmıştı.  Son olarak Lytton köyünde pazartesi ölçülen 47.9 santigrat derece ile yeni bir rakor kırılmıştı.

Fotoğraf: Amanda Cowan/ The Columbian

Risk altındakiler

Sputnik’in aktardığına göre Kanada Meteoroloji Hizmetleri, yarından itibaren yeni rekor sıcaklıkların yaşanacağı uyarısında bulundu.

RCMP’den yapılan açıklamada; yaşlılar, çocuklar, açık havada çalışanlar, evsizler ve önceden sağlık sorunları olanların, sıcaklığa bağlı hastalık ve ölüm açısından daha büyük risk altında oldukları belirtilerek açık havada uzun süre kalınmamasını tavsiye etti.

Serinleme merkezleri

Öte yandan eyalet genelinde belediyelerce açılan serinleme merkezleri de sıcak havadan etkilenenler için aralıksız hizmet veriyor. Serinleme merkezlerine gelenlere sıvı takviyesi yapılırken sağlık sorunları olanlar için ekip çağrılıyor.

Eyaletteki restoranlar, perakende satış mağazaları ve bazı okullar sıcaklar nedeniyle kapatılırken Covid-19 aşısı yapılan klinikler, randevuları ertelemeye başladı.

Yaşanan ekstrem sıcak hava dalgaları iklim krizinin doğrudan bir sonucu. Bilim insanları atmosferdeki sera gazı emisyonlarının artışı ile sıcak hava dalgalarının sıklığındaki ve uzunluğunda doğru orantı olduğunu ortaya koyuyor.

Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nin feshiyle ilgili yürütmeyi durdurma talebini reddetti

Danıştay, İstanbul Sözleşmesi‘nden çıkılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararının yürütmesinin durdurulması talebini reddetti.

Yapılan başvuruda Sözleşmenin yetkide ve usulde paralellik ilkesi gereğince ancak TBMM’nin iradesiyle feshedilebileceği belirtilmiş ve yürütmesinin durdurulması istenmişti.

Cumhurbaşkanlığı’ndan savunma

Cumhurbaşkanlığı dün Danıştay’a savunma göndererek, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptali istemiyle açılan davaların “haksız ve hukuki dayanaktan yoksun” olduğu belirtilmişti.

Savunmada” Cumhurbaşkanın devletin başı sıfatıyla yaptığı ve devletin yüksek menfaatini ilgilendiren işlemlerine karşı yargı yolunun kapalı olduğuna kuşku bulunmamaktadır” ifadeleri kullanılmıştı.

Üçte iki oy ile reddedildi

Sözleşmeden resmen çıkılacağı tarih olan 1 Temmuz’un hemen öncesinde gelen kararda, söz konusu sözleşmenin 80’inci maddesinin Cumhurbaşkanı’na fesih yetkisi verdiği belirtildi.

Danıştay 10’uncu Dairesi’nde Başkan Yılmaz Akçıl, Üye Metin Arıtı ve Üye Lütfiye Akbulut talebin reddi yönünde oy kullanırken Danıştay üyeleri İbrahim Topuz ve Ahmet Saraç karara katılmayarak şerh koydu.

Şerh: Yetki TBMM’de

Çoğunluk kararına katılmayan Danıştay Üyesi İbrahim Topuz ise şerhinde Cumhurbaşkanı’nın sözleşmeden çekilme yönünde karar alması için TBMM tarafından kanun çıkartılması gerektiğine dikkat çekti.

DW’ni haberine göre Topuz şerhinde “TBMM’nin uygun bulma kanunu uyarınca onaylanarak yürürlüğe giren bir milletlerarası andlaşmanın feshi ancak TBMM’nin uygun bulma kanunu yürürlükten kaldırması veya sona erdirmeyi uygun bulduğuna ilişkin yeni bir kanun çıkarması sonrasında alınacak bir Cumhurbaşkanı kararı ile mümkün olabilecektir” dedi.

Danıştay Üyesi Ahmet Saraç da şerhinde “Yetkide ve usulde paralellik ilkesi gereğince, bir işlem hangi usule uyularak tesis edilmişse aynı usule uyularak geri alınması, kaldırılması veya feshedilmesi gerekmektedir” ifadelerine yer verdi.

Kadınlar eylemde

Danıştay’ın verdiği kararla birlikte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı 20 Mart 2021 tarihli karar doğrultusunda Türkiye, sözleşmeden 1 Temmuz’da resmen çekiliyor.

Kazanılmış haklarından vazgeçmeyen kadınlar ise feshetme kararına karşı 1 Temmuz Perşembe günü saat 19.00’da Taksim Beyoğlu‘nda eylem düzenleyecek.

 

 

Basına sızan IPCC raporu: İklim krizinin yıkıcı sonuçları artık kaçınılmaz

Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından önümüzdeki yıl yayınlanması planlanan iklim değişikliğine ilişkin raporun taslağı AFP‘ye sızdırıldı.

Korkutucu rapor taslağına göre, küresel ısınmayı yavaşlatmayı başarabilsek bile, iklim krizi önümüzdeki on yıllarda dünyadaki yaşamı temelden yeniden şekillendirecek.

Türlerin neslinin tükenmesi, yaygın hastalıklar, yaşanamaz sıcaklıklar, ekosistemin çöküşü, yükselen denizlerin tehdidi altındaki şehirler ve iklimin diğer yıkıcı etkileri artıyor. Bugün doğan bir çocuk ise 30 yaşına gelmeden önce bu etkiler temelli kendisini göstermeye mahkum olacak.

‘Tehlikeli eşik noktaları düşünülenden daha yakın’

Raporda toplumların şimdi yaptığı seçimlerin türümüzün büyüyüp gelişebilip gelişemeyeceğini veya 21’inci yüzyıl ilerledikçe en basitinden hayatta kalıp kalamayacağını belirleyeceğini söylüyor.

Ancak tehlikeli eşikler daha önce düşünülenden daha yakın ve kısa vadede onlarca yıllık karbon kirliliğinden kaynaklanan korkunç sonuçlar ise kaçınılmaz. Raporda, “En kötüsü henüz gelmedi. Çocuklarımızın ve torunlarımızın hayatlarını bizimkinden çok daha fazla etkileyecek” ifadeleri yer alıyor.

Dört bin sayfalık bir iddianame

İklim değişikliğinin dünyamızı nasıl alt üst ettiğine dair bugüne kadar derlenmiş en kapsamlı katalog olan rapor, insanlığın gezegenin yönetimine ilişkin 4 bin sayfalık bir iddianame gibi görünüyor.

Kritik politik kararları etkilemek adına hazırlanan bu belgenin Şubat 2022 tarihine kadar yayınlanması planlanmıyordu. Bazı bilim insanlarına göre bu öngörülen süre bu yıl gerçekleşecek iklim, biyoçeşitlilik ve gıda sistemleri konulu BM zirveleri göz önünde bulundurulduğunda oldukça geç.

Gerçeklik kontrolü işlevi görüyor

Taslak rapor, küresel bir “ekolojik uyanış” zamanında geldi ve dünya dünya çapında hükümetler ve şirketler tarafından bir dizi kötü tanımlanmış net sıfır vaatlerine karşı bir gerçeklik kontrolü işlevi görmesi planlanıyor.

Raporun vurguladığı zorluklar sistematik ve günlük yaşantıyla iç içe. Ayrıca bu zorluklar son derece adaletsiz. Rapor, küresel ısınmadan en az sorumlu olanların orantısız bir şekilde zarar göreceğini açıkça ortaya koyuyor.

Ek olarak atmosfere rekor miktarda sera gazı salarken bile, ormanların ve okyanusların onları emme kapasitesini baltaladığımızı ve ısınmaya karşı mücadelede en büyük doğal müttefiklerimizi düşmana dönüştürdüğümüzü gösteriyor.

Kendi ölümünün tohumunu ekiyor

Önceki büyük iklim şoklarının çevreyi çarpıcı biçimde değiştirdiğini ve çoğu türü yok ettiğini belirten rapor insanlığın kendi ölümünün tohumlarını ekip ekmediği sorusunu gündeme getiriyor.

Metinde “Dünyadaki yaşam, yeni türlere dönüşerek ve yeni ekosistemler yaratarak sert bir iklim değişikliğinden kurtulabilir. İnsanlar yapamaz” ifadeleri kullanılıyor.

Üç dereceye doğru gidiyoruz

Büyük bir revizyondan geçen ve yayınlanmadan önce değişmesi muhtemel olmayan taslak raporda en az dört temel çıkarım var.

Birincisi, şu ana kadarki endüstri öncesi dönemine kıyasla 1,1 santigrat derecelik ısınma ile iklim zaten değişiyor. On yıl önce bilim insanları, küresel ısınmayı 19’uncu yüzyılın ortalarındaki seviyelerin iki santigrat derece ile sınırlandırmanın geleceğimizi korumak için yeterli olacağına inanıyorlardı.

Bu hedef, ısınmayı iki santigrat derecenin çok altında- ve mümkünse 1.5 derece-  ile sınırlama sözü veren yaklaşık 200 ülke tarafından kabul edilen 2015 Paris Anlaşması’nda yer alıyor. Mevcut trendlere göre, en iyi ihtimalle üç santigrat dereceye gidiyoruz.

Geri dönülemez sonuçlar

Daha önceki modeller, 2100’den önce Dünya’yı değiştiren iklim değişikliğini görmemizin muhtemel olmadığını tahmin ediyordu.

Ancak BM taslak raporu, 1,5 santigrat derecenin üzerindeki uzun süreli ısınmanın bile “ilerici derecede ciddi, yüzyıllarca süren ve bazı durumlarda geri döndürülemez sonuçlara” yol açabileceğini söylüyor.

Geçtiğimiz ay, Dünya Meteoroloji Örgütü, Dünya’nın 2026 yılına kadar en az bir yıl boyunca 1,5 derecelik eşiği geçme olasılığını yüzde 40 olarak öngörmüştü. Bu, bazı bitki ve hayvanlar için çok geç olabilir.

Birçok organizma uyum sağlayamayacak

Raporda, “1,5 santigrat derecelik bir ısınmada bile koşullar, birçok organizmanın uyum sağlama yeteneğinin ötesinde değişecek” ifadeleri kullanılıyor. Yarım milyar insanın bağımlı olduğu mercan resifleri bir örneği.

Kuzey Kutbu’ndaki yerli halklar, geçim kaynaklarının ve tarihlerinin üzerine inşa edildiği çevre kar pabuçlarının altında eridiği için kültürel yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Isınan bir dünya aynı zamanda yangın mevsimlerinin uzunluğunu artırdı, potansiyel yanabilir alanları iki katına çıkardı ve gıda sistemleri kayıplarına katkıda bulundu.

Gerçekle yüzleşin ve kendinizi hazırlayın

Raporun ikinci noktası ise dünyanın bu gerçekle yüzleşmesi ve kendini hazırlaması. Rapor, “Mevcut adaptasyon seviyeleri, gelecekteki iklim risklerine yanıt vermek için yetersiz olacaktır” uyarısında bulunuyor.

İki santigrat ısınmanın olduğu iyimser senaryoda dahi dünya iklimin yıkıcı etkilerine hazır değil. 2050 yılına kadar on milyonlarca insanın daha fazla kronik açlıkla karşı karşıya kalması muhtemel ve eşitsizliğin derinleşmesine izin verilirse, on yıl içinde 130 milyon daha aşırı yoksulluk yaşayabilir.

2050’de, iklim krizinin “ön cephesinde” yer alan kıyı kentleri, yüz milyonlarca insanın sel ve yükselen denizler tarafından daha ölümcül hale gelen, giderek sıklaşan fırtına dalgalanmaları riski altında olduğunu görecek.

Kentsel alanlarda yaşayan yaklaşık 350 milyon daha fazla insan, 1,5 santigrat derece sıcaklıktaki şiddetli kuraklık nedeniyle su kıtlığına maruz kalacak. 2 santigrat derece sıcaklıkta bu sayı 410 milyona yükselecek.

Bu ekstra yarım derece, aşırı ve potansiyel olarak ölümcül ısı dalgalarına maruz kalan 420 milyon daha fazla insan anlamına geliyor. Rapor, “Afrika için uyum maliyetlerinin, iki dereceden daha fazla ısınma ile yılda on milyarlarca dolar artması bekleniyor” uyarısında bulunuyor.

Devrilme noktaları

Üçüncü olarak, rapor, bilim insanlarının henüz ölçmeye ve anlamaya başladığı, iklim sistemindeki devrilme noktaları olarak bilinen geri dönüşü olmayan eşiklerin yanı sıra bileşik ve kademeli etkilerin tehlikesinin ana hatlarını çiziyor.

Son araştırmalar, iki santigrat derecelik ısınmanın, Grönland ve Batı Antarktika’daki buz tabakalarının erimesinin (okyanusları 13 metre (43 fit) kaldırmaya yetecek kadar donmuş su ile) geri dönüşü olmayan bir noktayı geleceğini gösteriyor.

Diğer devrilme noktaları arasında Amazon havzasının tropik ormandan savana geçişi ve Sibirya‘nın permafrostunun erimesiyle ortaya çıkacak milyarlarca ton karbon oluşturuyor.

Daha yakın bir gelecekte, bazı bölgeler – Doğu Brezilya, Güneydoğu Asya, Akdeniz, Orta Çin – ve hemen hemen her yerdeki kıyı şeritleri aynı anda birden fazla iklim felaketiyle hırpalanabilir: Kuraklık, sıcak hava dalgaları, kasırgalar, orman yangınları, sel. Ancak küresel ısınmanın etkileri, insanlığın Dünya’nın dengesini bozduğu diğer tüm yollarla da güçlendiriliyor.

Raporda, “habitat ve dayanıklılık kaybı, aşırı kullanım, su çıkarma, kirlilik, istilacı yerli olmayan türler ve zararlıların ve hastalıkların yayılması” yer alıyor.

Dünya Bankası’nın eski baş ekonomisti ve İklim Değişikliği Ekonomisi Üzerine Stern İncelemesi’nin yazarı Nicholas Stern, bu tür bir sorun karmaşasının kolay bir çözümü olmadığını ifade etti.

Stern “Dünya, iç içe geçmiş karmaşık biz dizi zorlukla karşı karşıya. Onları birlikte ele almadığınız sürece, hiçbirinde pek başarılı olamayacaksınız” dedi.

Dönüşümsel değişime ihtiyaç var

Raporda çok az iyi haber var, ancak IPCC, en kötü durum senaryolarından kaçınmak ve artık önlenemeyecek etkilere, nihai pakete hazırlanmak için çok şey yapılabileceğini vurguluyor.

Sözde mavi karbon ekosistemlerinin korunması ve restorasyonu – örneğin, yosun ve mangrov ormanları – karbon stoklarını arttırıyor ve fırtına dalgalanmalarına karşı koruma sağlamanın yanı sıra vahşi yaşam habitatları, kıyı geçim kaynakları ve gıda güvenliği sağlıyor.

Daha fazla bitki bazlı diyetlere geçiş, gıda kaynaklı emisyonları 2050 yılına kadar yüzde 70’e kadar azaltabilir. Ancak rapora göre, benzin canavarı bir aracı Tesla ile değiştirmek ya da her zamanki gibi işleri dengelemek için milyarlarca ağaç dikmek, onu kesmeyecek.

Raporun sonuç bölümünde bireylere, topluluklara, iş dünyasına, kurumlara ve hükümetlere seslenilerek, “Her düzeyde süreçler ve davranışlar üzerinde işleyen dönüşümsel değişime ihtiyacımız var. Yaşam biçimimizi ve tüketimimizi yeniden tanımlamalıyız” deniliyor.

 

Seyirci sahalara dönüyor, müzik yasağı kaldırılıyor

Bakan Koca, gece 24.00’ten sonra müzik yasağı getiren düzenlemeye ilişkin de ”Biz bütün kısıtlamaları kaldırmak istiyoruz. Bu yasak da kalkacak” açıklaması yaptı.

Delta varyantı vaka sayılarında artış var

Türkiye’deki delta varyantı vaka sayısında da artış görüldüğüne dikkat çeken  Bakan Koca, İstanbul ağırlıklı 26 ilde görülen varyant kaynaklı vaka sayısının 224’e çıktığını belirterek, ”16 ilde görülen delta varyantı, şu an 26 ilde görüldü. Ağırlıklı İstanbul olmak üzere 224 delta ve bunun 134’ü İstanbul’da” dedi.

Geçen hafta çarşamba günü yurt genelinde görülen delta varyantı sayısı 134 olarak açıklanmıştı. Koca, ülke genelinde şimdiye kadar Delta Plus varyantının görülmediğini söyledi.

Tren ve otobüs garlarında aşılama başladı

Aşılama çalışması ise hızla devam ediyor. Hastanelerin yanı sıra AVM’ler ve işyerlerinde süren aşılamaya programına tren ve otobüs garları da eklendi. Yaz mevsimi ve normalleşme nedeniyle yolculukların artacağı ve insanların daha mobil olacağını öngören bakanlık, yeni aşı noktaları oluşturdu.

Koca, garlarda seri aşılamaya başlanacağını, “Tren ve otobüs garlarında oluşturduğumuz merkezlerde aşı hizmeti başladı. İlk uygulama Ankara’da. Aşı olmak isteyenlerin kolunu sıyırması yeterli” sözleriyle duyurdu.

Koca ayrıca her dört kişiden birinin aşısının tamamlandığını kaydederek, “Çift doz aşısı yapılanların sayısı bugün öğle saatlerinde 15 Milyona ulaştı. 18 yaş ve üstü nüfusumuzun %25’i artık aşılı. Salgına karşı gücümüzün artması oranın yükselmesine bağlı. Aşımızı yaptıralım” dedi.

Yarınki Bilim Kurulu’nun gündemi üçüncü doz

Yarın Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının gerçekleşeceğini duyuran Bakan, rapel-hatırlatma dozu ve BioNTech’te ikinci doz bekleme süresinin toplantının ana gündem maddesi olacağı açıklandı.

Van Gölü buharlaşıyor!

Küresel iklim değişikliği ve yağışların azalması nedeniyle oluşan kuraklık, Van Gölü havzası ve çevresinde su kaynaklarının yanı sıra tarım ve hayvancılığı da olumsuz etkiledi. Yapılan araştırmalarda bölgedeki su kaynakları ile akarsu ve göllerin seviyesinde, kuraklık nedeniyle düşüşün yaşandığı tespit edildi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, kuraklığın sadece Türkiye’nin değil dünyanın temel bir sorunu olduğunu söyledi. Bu konuda ciddi önlemlerin alınması gerektiğini belirten Alaeddinoğlu, 21. yüzyılda insanoğlunu tehdit eden en ciddi doğal olaylardan olan kuraklık ve iklim değişikliğinin küresel ısınmanın sonucu olarak ortaya  çıktığı aktardı.

Son dönemde ülkenin birçok yerinde sıklıkla yaz aylarında görülen dolu yağışı ve taşkınların iklim değişikliğin sonucu olduğuna dikkati çeken Alaeddinoğlu, “Kuraklık özellikle beli bölgeler için en ciddi tehdit olarak karşımıza çıkıyor. İçinde bulunduğumuz Van Gölü havzası da bu tehditten büyük orada nasibini alıyor. Hem tarımsal faaliyetlerde kullanılan suda hem de içme suyunda ciddi sıkıntılar ortaya çıktı” dedi.

Son on yılda yağışlar azaldı

Alaeddinoğlu, havzaya düşen yağışta son 10 yıla kadar çok ciddi bir değişiklik olmadığını belirterek, “Ancak son yılda yağışlarda azalma, sıcaklıkta ciddi bir artış var. Bu da havzada buharlaşmaya neden oluyor” diye konuştu.

Buharlaşmanın düşen yağışın 4 katından fazla olduğunu dile getiren Alaeddinoğlu, şunları söyledi: “Bu nedenle göllerin seviyesi düşüyor. Bu da havzada ciddi bir su kaybına neden oluyor. Dolayısıyla yapılması gereken birçok şey var. Her şeyden önce bir havza yönetimine ihtiyaç var.”

Kapalı havzaların dışarıdan su alma şanslarının olmadığını bu nedenle kapalı havza su yönetiminin uygulanması gerektiğini aktaran Alaeddinoğlu, bu konuda birtakım adımların atılmasının ve sürdürülebilir yapının oluşturulmasının önemli olduğunu dile getirdi.

Tarımsal üretimde büyük zayiat var

YYÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Tunçtürk ise dünyanın her tarafında insanların küresel ısınmayla karşı karşıya olduğunu ifade etti. Bu nedenle özellikle su tüketiminde dikkatli davranılması gerektiğini vurgulayan Tunçtürk, “Yağışların olmaması nedeniyle tarım alanlarında ciddi bir kuraklık var” dedi.

Van Gölü havzasında 2021 yılı iklim verilerine göre yağışlarda geçen yıla oranla yüzde 12, uzun yıllar ortalamasına göre de yüzde 33 azalma olduğu bilgisini veren Tunçtürk, “Uzun yıllar ortalamasına göre 21 Haziran itibarıyla metrekareye 260 milimetre yağış düşmüş. Bu yılki yağış miktarı ise 170 milimetre civarında” diye konuştu.

Bu durumun kuru tarım yapılan bölgelerde olumsuz etkiler yarattığına işaret eden Tunçtürk, şöyle devam etti:

“Yaptığımız araştırmalarda buğday ve arpa tarlalarında bitki boyunun 20-25 santimetreyi geçmediği ve bitkilerin boylanmadığını gözlemledik. Hatta boylanmadan başak oluşturan bitkilerde ise başağın içeresindeki tanelerin dolmadığını gördük. Bu da şunu gösteriyor, buğday ve arpalar sadece hayvanlara yem olarak hasat edilecek.”

‘Ekilen alanların yüzde 80’inden ürün alınamayacak’

Geçimini hayvancılık ve tarımla sağlayan insanların bu yıl kuraklıktan dolayı ciddi sıkıntılarla karşılaşacağını belirten Tunçtürk, şunları söyledi: 

“Bölgede insanlar hayvancılık ve tarımla uğraşıyor. Oradan gelen parayla geçimlerini sağlıyorlar. Bu yıl ekilen alanların yüzde 80’ninden ürün alınmayacak . Ekonomiye olumsuz yansıyacak. Hayvancılık ve tarımda maliyet artacak. Gıda fiyatlarının artmasına neden olacak.”

Önlem önerileri

Su tasarrufunun önemine dikkat çeken Tunçtürk, alınması gereken önlemleri de şöyle sıraladı:

  • Çiftçilere su kıtlığına karşı dayanıklı ve toleranslı bitkileri seçmelerini tavsiye diyoruz.
  • Sulu tarım yapılan bölgelerde salma veya karıkla sulama gibi vahşi sulama yöntemlerinden vazgeçilmesini, damla ya da yağmurlu sulama yöntemlerine geçilmesini öneriyoruz.
  • Yerel yönetimlere de yağışlardan gelen yüzey sularının depolanarak yeniden tarımda kullanılmasını ve atık suların geri dönüşümünün sağlanmasını tavsiye ediyoruz.
  • Bunun yanında gölet ve barajlarda su tüketiminin beli bir düzene oturtulması gerekir. Bu önlemler acilen alınmalı.

Mahkeme açıkladı: Saros FSRU Liman ve Boru Hattı Projesi’nin ÇED olumlu kararı iptal

Edirne İdare Mahkemesi Edirne’nin Keşan ilçesinde bulunan Sazlıdere Köyü Sahili’nde Boru Hatları İle Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ) tarafından çalışmalarına başlanan “Saros BOTAŞ FSRU Sazlıdere Limanı ve Boru Hattı Projesi“ne ilişkin kararını açıkladı.

Mahkeme, proje için verilen ÇED olumlu kararını iptal etti.

‘Mahkeme iptal kararını derhal uygulayın’

Konuya ilişkin Keşan Kent Konseyi ve Saros Gönülleri Dayanışması ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Edirne İdare Mahkemesi Saros Fsru ÇED Olumlu Kararını iptal etmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığını uyarıyoruz. Mahkeme iptal kararını derhal uygulayın ve liman inşaatını ve boru hattı yapımını hemen durdurun.
Saros Körfezi için uzun süredir beklediğimiz Adalet, nihayet ses verdi. 3 yıllık mücadelemizde Saros Gönüllüleri ve Keşan Kent Konseyi olarak hukukun üstünlüğüne inancımız ve büyük Saros dayanışmasının sonucu ÇED oyununu bozduk. Sahillerde uygulanmakta olan İnşaat yasağına rağmen Botaş gece gündüz durmadan büyük gürültülerle çevredeki tüm halkı uyutmadan inşaata devam etti.

Halkın iradesinin de haklarının da yok sayıldığı liman inşaatının ve boru hattının hukuksuzluğu bilimsel raporlar ve ikinci iptal kararı ile hüküm altına alınmıştır. Bakanlık ve Botaş bilime ve yargı kararına saygı göstermek ve inşaatı hemen bugün Anayasa gereği durdurmak zorundadır.”

‘Saros’u terk etmenizin de takipçisi olacağız’

Açıklamada, şirketin Saros’u terk edip etmeyeceğinin de takipçisi olunacağının altı çizildi:

BOTAŞ ‘gümrükten mal kaçırır gibi’ deyimini doğrularcasına, alelacele boruları döşeyerek, iskele kazıklarını dikerek, ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti’ diyebilmek için mi bilinmez (!) büyük bir hızla çalıştı. Ama artık yargı bu hukuksuzluğa son verdi.

BOTAŞ ve yüklenici firmanın bu gayretleri, resmi ve bilimsel bilirkişi raporlarının başından beri işaret ettiği gibi, kamu kaynaklarının boşa gideceğini ve doğal varlıklarımızın yok olacağını bir kez daha ortaya koymuş, haklılığımızı kanıtlamıştır.

Bugüne kadar binlerce kez söyledik. Saros Körfezinin denizine, kıyısına, ormanına, canlı yaşamına kast edilerek, arazi sahipleri ve köylülerin mülkiyet haklarını çiğneyerek , doğamıza verdiğiniz geri dönülmez zararlar yanınıza kalmayacaktır.

Edirne İdare Mahkemesi’nde süren 1. ÇED iptal davamızın 2. karar sonucuna göre BOTAŞ’ın sadece dış ticaret amacıyla Saros Körfezine yaptığı bu vandalizme Edirne İdare Mahkemesi iptal kararıyla dur demiştir. Bu haksız, hukuksuz zulüm yeter! Durdurun artık bu vandallığı ve Saros’dan hemen çıkın.

Saros Gönüllüleri ve Keşan Kent Konseyi olarak, bu proje nedeniyle yeryüzünden, su dibine kadar her yok olan canlının, talan edilen doğal yaşamın hakkını aradığımız gibi hukuk ve bilim tanımaz tavırlarınızla verdiğiniz zararların da Saros’u terk etmenizinde takipçisi olacağız.

10 Temmuz 2021 günü Keşan’da yurdun dört bir yanından gönüllülerimizle bir araya gelerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ve BOTAŞ’ın Saros’a yaptıklarını hep birlikte haykıracağız.

Saros Körfezinin tüm kıyılarını, doğal yaşamı, denizimizi tüm kötülüklerden korumaya bilinç, kararlılık ve dayanışmayla devam edeceğiz.”

‘Temyiz yolu açık’

Avukat Bülent Kaçar da yaptığı açıklamada, mahkemenin vermiş olduğu kararı deklare etti ve karara temyiz yolunun açık olduğunu ifade etti:

Edirne İdare Mahkemesi’nce, yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin, davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ile müdahil Botaş şirketinin usule dair itirazları yerinde görülmeyerek Saros FSRU Limanı İnşaatı için 2019 yılında verilen ÇED Olumlu Kararının bilime ve hukuka aykırılığı nedeniyle gerekçeli iptal kararı tebliğ edilmiştir.

Edirne İdare Mahkemesinin 2020/938 Esas ve 2021/943 Karar sayılı 11 Haziran 2021 tarihli gerekçeli kararına göre İnşaat Mühendisliği Yönünden, bölgede elde edilen değerlerin kıyı yapıları ve yakın kıyı bölgesindeki etkilerinin (sediment yığılması ya da kıyı erozyonu ve liman içi sirkülasyonu gibi) raporda değerlendirilmediği, bu muhtemel sonuçlar karşısında yapısal modifikasyonlar/iyileştirme yöntemlerinin açıklanmadığı, bu kapsamda Mart 2019 tarihli Nihai ÇED raporunun kıyı boyu katı madde hareketinin getireceği belirsizlikler, buna karşı alınacak önlemler açısından yetersiz durumda olduğu, ayrıca liman içi sirkülasyon ile ilgili belirleyici bir çalışma ve yapının buna uygun hale getirilmesi ile ilgili çalışma (modelleme) ve değerlendirmelerin yetersiz olduğu,

Jeoloji-Hidrojeoloji Mühendisliği açısından ise jeolojik bilgi girdisi üzerine jeolojik ortamın mühendislik tanımlamasının yapılmadığı, mühendislik ortam tanımlaması sonucu kurulacak hidrojeolojik modelin de ÇED raporunda yer almadığı, ÇED raporunda verilen veri girdisinin hidrojeoloji ile ilgili kesin proje aşamasında yapılması gereken çalışmaları kapsayamayacağı dikkate alındığında,

Mart 2019 tarihli Nihai ÇED Raporunun Hidrojeoloji başlığı altında verilen bilgilerin kapsam açısından yetersiz olduğu görülmekle; Mart 2019 tarihli Nihai ÇED Raporunda İnşaat Mühendisliği ve Jeoloji-Hidrojeoloji Mühendisliği açısından belirtilen eksikliklerin ÇED raporunu bu yönlerden kusurlandırıcı nitelikte olduğu anlaşıldığından,

Saros FSRU projesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 19/04/2019 tarih ve 5473 No’lu ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu’ kararında İnşaat Mühendisliği ve Jeoloji-Hidrojeoloji Mühendisliği yönünden hukuka uyarlık bulunmadığından dava konusu işlemin iptaline, Danıştay Başkanlığı nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verilmiştir.”

‘Tüm zararları telafi etmek zorunda’

Avukat Kaçar, BOTAŞ’ın Saros Körfezi’nde denize, tarlalara ve ormanlara verilen tüm zararları gidermek ve telafi etmek zorunda olduğunu da kaydetti:

Anayasanın 138.maddesine göre ‘Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.’
İdari Yargılama Usul Kanununun 28.maddesine göre ‘idare mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.’

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Botaş, Saros Fsru Limanı ve Kara Boru Hattı inşaatını derhal durdurarak denizimizden, tarlalarımızdan ve ormanlarımızdan derhal çıkmalıdır.

Anayasanın 125.maddesine göre ‘İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.’ Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verdiği hukuksuz ÇED Olumlu Kararı nedeniyle Botaş şirketi de bilime ve hukuka aykırı hazırlattığı ÇED raporunu nedeniyle Saros Körfezi’nde denize, tarlalara ve ormanlara verilen tüm zararları gidermek ve telafi etmek zorundadırlar.

Devlet kurumları olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Botaş şirketi Anayasaya ve kanunlara karşı gelmekten derhal vazgeçmeli, halkın iradesine ve yargı kararına hemen bugün saygı göstermelidir.

Saros Gönüllüleri ve Keşan Kent Konseyi bileşenleri Keşan Kaymakamlığına Saros Fsru Gemi İskelesi ÇED Olumlu kararının iptaline dair Edirne İdare Mahkemesinin kararının derhal uygulanması için bugün dilekçe vereceklerdir.
İdari Yargılama Usul Kanununun 52.maddesine göre ‘Temyiz…yoluna başvurulmuş olması…mahkeme…kararlarının yürütülmesini durdurmaz’

Keşan Kaymakamlığının ve Keşan Jandarma İlçe Komutanlığının idari yargı kararını uygulayarak Saros Fsru projesine dair tüm çalışmaları ivedilikle durdurmasını talep ediyoruz.”

Keşan Kaymakamlığı’na dilekçe verildi

Açıklamanın ardından Saros Gönüllüleri ve Keşan Kent Konseyi bileşenleri, Keşan Kaymakamlığı’na mahkemenin almış olduğu bu kararın derhal uygulanması için dilekçe verdi.

Dilekçenin örneği
Dilekçenin örneği

İstanbul Valiliği, Cihan Ekşioğlu’na koruma verildiğini doğruladı

İstanbul Valiliği, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in yaptığı paylaşımlarda Cihan Ekşioğlu’na koruma ekibi verildiği yönündeki iddialara yanıt verdi.

Yapılan açıklamada arşiv kayıtlarının incelendiği ve Ekşioğlu’nun 7 Kasım 2016 tarihinde koruma talebiyle valiliğe başvurduğu belirtildi. Ancak açıklamanın devamında Ekşioğlu’na yalnızca bir koruma verildiği ve Peker’in iddia ettiği gibi bir ekibin verilmediği belirtildi.

Valilik: Koruma süresi iki kez uzatıldı

Açıklamada korumanın 14 Aralık 2016 tarihinde verildiği, koruma kararının devamına ise 14 Şubat 2017 tarihli İl Koruma Komisyonu’nda kabul edildiği aktarıldı. 22 Şubat 2018 tarihinde biten süre ise Ekşicioğlu’nun itirazı üzerine devam ettirilmiş ancak 31 Ocak 2019 tarihli karar ile kaldırılmış.

Valilik, açıklamasının devamında “Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; söz konusu haberlerde geçen ekiple koruma ve kendine koruma aracı tahsis edildiği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır” ifadelerini kullandı.

Neler yaşandı?

Sedat Peker’in Paramount Oteli ile ilgili iddialarının ardından otelin ilk sahiplerinden Atilla Uras’ın kızı Yasemin Uras, Cihan Ekşioğlu’nun tankla otele “çöktüğünü” iddia etmişti.

Bu açıklamanın ardından Ekşicioğlu’nun siyaset, yargı, emniyet mensupları ile yakın ilişkilerini gösteren fotoğraflar sosyal medyada çok fazla paylaşılmıştı.

Cihan Ekşioğlu ile ilgili paylaşım yapan Sedat Peker, “Sana o kadar çok değer veriyor ki herkese bir tane koruma polisi verirken sana ekip koruması verdi, korumalar için de RenaultSymbol ve tahsisli plaka verdi. (korumanın ekip olarak verilmesi çok olağan üstü bir durumdur) Gerçi senin patlayacağını anlayınca koruma kararını ve araç tahsisini 15 gün önce iptal etti. Yurt dışına kaçma diye de pasaportunu da iptal etti” ifadelerini kullanmıştı.

Cihan Ekşicioğlu kim?

Ordu’nun Mesudiye ilçesinde 1979 yılında dünyaya gelen iş insanı Cihan Ekşioğlu, ekonomist ve araştırmacı olarak meslek hayatına atıldı.

EKBA Holding Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapan Cihan Ekşioğlu, İstanbul Yapı, CEMD Defence, CEMD Technology, ICE Defence Savunma Teknolojileri ve Martebd INC şirketlerinin sahibi.

 

OECD: Türkiye, rüşvetle mücadeleyi hızlandıracak reformlar uygulamalı

İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD), Türkiye’ye soruşturma ve kovuşturma bağımsızlığını korumak dahil, yurtdışı rüşvetle mücadeleyi hızlandıracak reformları acilen uygulamaya koyması çağrısında bulundu.

Yapılan çağrıda Türkiye’nin OECD Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi‘nin uygulanması veya yurtdışı rüşvet suçlarının çok düşük düzeyde denetlenmesi konularında çalışma grubunun endişelerini gidermek için yeterli adım atmadığı belirtildi.

‘Uluslararası vakalar sonuçlandırılamıyor’

OECD tarafından yapılan açıklamada OECD rüşvetle mücadele çalışma grubunun 21-22 Haziran’da adalet, dışişleri, içişleri bakanlıkları, HSYK ve TBMM Adalet Komisyonu’ndan yetkililerle görüşerek konuyu ele aldığı duyuruldu.

Açıklamada, OECD heyetinin sözleşmenin önemine rağmen Türkiye’nin herhangi bir uluslararası rüşvet vakasını başarı ile sonuçlandırmadığını belirtilerek, Türkiye’nin bu konudaki çabasını güçlendirmesi çağrısı yapıldı.

‘Kovuşturmanın bağımsızlığı için tedbir almıyor’

Reuters’ın haberine göre açıklamada ayrıca “Türkiye, yalnızca karşılıklı adli yardım taleplerine güvenmek yerine, soruşturma başlatmak için farklı kaynaklardan daha prokatif bir şekilde bilgi toplamalıdır. Ayrıca Çalışma Grubu delegasyon üyeleri, 2014 ve 2016 yılları arasında gerçekleşen adli ve kolluk kuvvetleri görevlilerinin art arda geniş çaplı bir şekilde görevden uzaklaştırılması ve yeniden atanması ışığında, Türkiye’nin soruşturma ve kovuşturmaların bağımsızlığının korunması için herhangi bir tedbir almadığı konusunda da ciddi endişelerini korumaya devam etmektedirler” denildi.

OECD heyeti, kabahatler kanununda Aralık 2020’de yapılan değişikliklerin memnuniyetle karşıladığını belirtti. Bu çağrının 2014 yılından bu yana yapıldığı belirtilen açıklamada  “Çalışma grubunun kovuşturmanın bağımsızlığının korunması, yurtdışı rüşvet ile ilgili tüzel kişilerin sorumluluğuna ilişkin mevzuatın güçlendirilmesi ve şüpheli uluslararası rüşvet vakalarını bildiren kişilere yeterli korumanın sağlanması konularında 2014 yılından bu yana çağrıda bulunuluyor” ifadeleri kullanıldı.

Araştırma: mRNA aşıları yıllarca koruma sağlayabilir

ABD‘de Washington Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, mRNA teknolojisini kullanan Pfizer ve Moderna aşılarının koronavirüsün mevcut varyasyonlarına karşı yıllarca koruma sağlayabileceğini gösterdi.

New York Times‘ın aktardığı araştırmada, bu iki aşının Covid-19’a karşı vücutta oluşturduğu ‘hafıza hücrelerinin’ uzun süre yok olmadığı tespit edildi.

Üniversite bünyesinde çalışmalarını sürdüren immünolog Ali Ellebedy, Covid-19 geçiren kişilerde virüsü tanıyan bağışıklık hücrelerinin, enfeksiyondan sekiz ay sonra bile kemik iliğinde pasif şekilde kalmaya devam ettiğini saptaması üzerine, araştırma genişletildi. Yapılan çalışmada, B hücresi adı verilen bu ‘hafıza hücrelerinin’ enfeksiyondan bir yıl sonra bile gelişip güçlendiği tespit edildi.

Lenf düğümleri incelendi

Araştırmacılar, enfeksiyon sonrasında Covid-19’u tanıyan bağışıklık hücrelerinin yok olmak yerine güçlendiğini saptadı. Ardından da aşıların da gerçek hastalığa benzer bir duruma yol açıp açmadığı incelendi. Bu sorunun yanıtını, hafıza hücrelerinin ana kaynağı olan ve bağışıklık hücrelerinin virüsle savaşmayı öğrendiği lenf düğümlerinde arayan Ellebedy’nin ekibi,  bu bölgedeki ‘germinal merkezleri’ mercek altına aldı.

Çalışma sırasında koronavirüs enfeksiyonunda germinal merkezin akciğerlerde oluşmasına karşın aşılamadan sonra hücrelerin ‘eğitiminin’ lenf düğümlerinde gerçekleştiği bulundu. Araştırmada aşı yaptırmış kişilerin lenf düğümlerindeki bağışıklık hücreleri de incelendi. Hepsi ikişer doz Pfizer veya Moderna aşısı olmuş, sekizi de aynı zamanda doğal yollardan Covid geçirmiş 41 kişinin verilerinin incelendiği araştırmada, deney grubundaki 14 kişinin lenf düğümlerinden alınan örneklerde, 15’inci haftada bile germinal merkezin hâlâ ciddi oranda aktif olduğu ve koronavirüsü tanıyan hafıza hücrelerinin sayısının azalmadığı tespit edildi.

‘Bu, çok iyi bir işaret’

Germinal merkezlerde faaliyetin aşılamadan bir ila iki hafta sonra zirve yapıp sonradan azaldığına dikkat çeken Dr. Ellebedy, ilk dozdan 15 hafta sonra bu hücrelerin görülmesinin çok olumlu olduğunu söyledi. Ellebedy, “Tepkimelerin aşıdan neredeyse dört ay sonra devam ediyor olması çok, çok iyi bir işaret” dedi.

Arizona Üniversitesi’nden immünolog Deepta Bhattacharya ise sonuçlara ilişkin New York Times’a yaptığı değerlendirmede, “[Germinal merkezde] genellikle dört ila altı haftadan sonra pek bir şey kalmadığına dikkat çekerek, mRNA aşılarının ortaya çıkardığı germinal merkezlerin ise aylar sonra ve birçok kişide ciddi bir düşüş yaşamadan var olmaya devam ettiğini vurguladı.

‘Mevcut varyantlarla sınırlı olabilir’

Araştırmacılar, bu sonuçların mRNA aşılarının tam olarak ne kadar süre koruma sağladığına dair net bir sonuca varmadığını vurgulasa da, germinal merkezlerin başka aşılarda görülenin aksine yok olmamasının uzun vadeli korumaya işaret ettiğini söyledi. Ancak bu durumun mevcut varyantlarla sınırlı olabileceğinin altı çizildi.

Bu sonuçlar aynı zamanda, ileride, bağışıklık sistemi zayıf olan yaşlılar ve bağışıklık bastırıcı ilaç kullananlar dışında, güçlendirici (üçüncü) doza ihtiyaç duyulmayabileceği anlamına da geliyor. Dr. Bhattacharya, söz konusu araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, üçüncü bir dozun bağışıklık azaldığı için değil, ancak aşının etkili olmadığı yeni bir varyantın ortaya çıkması halinde gerekeceği değerlendirmesini yaptı.