Ana Sayfa Blog Sayfa 1380

Giresun’da dere taşınca 200 kişi düğünde mahsur kaldı

Giresun‘un Yağlıdere ilçesinde başlayan yağışın ardından derenin taşması sonucunda düğün merasimine katılan yaklaşık 200 kişi mahsur kaldı.

Yağlıdere Kaymakamı Yusuf Akın, derenin taşması sonucu Bük Mahallesi‘nde bulunan halı saha ile kentin bağlantısını sağlayan köprünün sular altında kalarak kapandığını söyledi.

‘200 kişi mahsur kaldı’

Kaymakam Akın AA’ya yaptığı açıklamada halı sahada düğün merasiminin yapıldığını ve burada yaklaşık 200 kişinin bulunduğu bilgisini aldıklarını söyledi:

“Köprünün kapanmasıyla içeride yaklaşık 25 araç ve 200 vatandaşımızın olduğu bilgisini aldık. Şu anda herhangi bir sorun yok. Düğün merasimi de devam ediyor. Şu anda çok şükür yağmur da dindi. Dere sularının çekilmesiyle geçişi tekrar sağlayıp vatandaşlarımızı güvenli bir şekilde ilçe merkezine tahliye etmeyi planlıyoruz. Şu anda bütün ekiplerimiz buradalar.”

Fotoğraf: AA

Mahsur kalanların kurtarılması için Yağlıdere Kaymakamlığı, Yağlıdere Belediyesi ve İl Özel İdaresi ekiplerinin çalışma başlattığı öğrenildi.

Giresun Valiliği: Can güvenliği tehlikesi yok

Giresun Valiliği, Yağlıdere ilçesinde aşırı yağışlardan dolayı Yağlıdere deresi üzerindeki taşkından dolayı yolun araç ve yaya trafiği geçişine kapandığını bildirdi. Valilikten yapılan yazılı açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Yağlıdere ilçesi Ahallı mahallesinde daha önce yıkılan köprü yerine yapılan menfez ve servis yolunun dere taşkını sebebiyle kullanılamaz hale gelmesinden dolayı halı sahada yapılan nişan töreninde bulunan yaklaşık 100 vatandaşımızın mahsur kalmıştır. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği açısından herhangi bir olumsuzluk bulunmamaktadır. Nişan töreninin olduğu halı sahadan kara yolundan uygun geçiş mevcut olup yaklaşık 150 metre patika yoldan vatandaşlarımızın güvenli bir şekilde, gerekli emniyet tedbirleri alınarak tahliyesine başlanmıştır.”

Fotoğraf: AA

Kurtarma çalışmaları tamamlandı

Düğün alanında mahsur kalanlar Yağlıdere Kaymakamlığı, Yağlıdere Belediyesi, AFAD, İl Özel İdare ve AKUT ekiplerinin çalışmaları sonucu tahliye edildi.

Dereden geçişin mümkün olmaması üzerine vatandaşlar bölgede bulunan bir fındık bahçesi güzergahı izlenerek güvenlik önlemleri altında Ahallı Mahallesi Kahyalı mevkisine getirildi.

Buradan kendilerini bekleyen dolmuşlara bindirilen vatandaşlar kent merkezine getirildiler.

Damadın ağabeyi Olcay Menekşe, yaptığı açıklamada, yoğun yağış sonrası derenin taştığını ve mahsur kaldıklarını belirterek,”200 kişi ile burada mahsur kaldık. Devletimiz gerekli olanakları sağladı bize. Sıkıntımız yok. Bu gece bizim için bir anı olarak kaldı.” dedi.

Küba halkı protestolara devam ediyor: Bir gösterici öldürüldü

Komünist Parti yönetimi altındaki Küba, hafta sonundan bu yana son 30 yılın en büyük protestolarına ev sahipliği yapıyor.

Ekonomik kriz, iklim krizi ve sağlık krizi sebepleriyle binlerce kişinin sokağa çıktığı eylemde “özgürlük” ve “diktatörlüğe son” sloganları atılıyor. Güvenlik kuvvetleri ise protestoları bastırmak için kalabalığa sert şekilde müdahale ediyor.

Bir kişi öldürüldü

Küba devlet medyası 36 yaşındaki Diubis Laurencio Tejeda isimli vatandaşın başkent Havana’nın bir banliyösünde hayatını kaybettiğini duyurdu.

BBC’nin haberine göre yetkililer, Tejeda’nın hükûmet tesisine saldıran bir grubun içinde yer aldığını belirtti. Görgü tanıkları ise bu grubun güvenlik güçleri tarafınan hedef alındığını aktardı.

En az 140 kişi gözaltına alındı

Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu protestolara katılan birçok kişi ise gözaltına alındı. Uluslararası Af Örgütü‘nün Amerikalar Direktörü Erika Guevara-Rosas, Küba’da en az 140 kişinin gözaltına alındığına veya ortadan kaybolduğuna inandıklarını söyledi. Ancak henüz resmi bir açıklama yok.

Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel ise protestolarla ilgili Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) suçladı ve devrimcileri eylemcilerle yüzleşmeye çağırdı.

İnternet erişimi engellendi

AA’nın haberine göre hafta sonu protestoların hızla yayılmasının ardından gösteriler başkent Havana‘ya taşınırken ada genelinde internet hizmetine erişim engellendi.

Dünyadaki internet kısıtlama ve engellemelerini eş zamanlı denetleyen Netblocks, adada WhatsApp, Facebook, Instagram ve Telegram gibi sosyal medya platformlarına erişimin kısıtlandığını açıkladı.

ABD: Özgürlük çağrılarının yanındayız

ABD Başkanı Joe Biden Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Küba protestocularının temel haklarını savunduklarını söyledi.

Biden, “Küba halkının ve onların pandeminin trajik pençesinden ve Küba’nın otoriter rejimi tarafından maruz kaldıkları on yıllarca süren baskı ve ekonomik ıstıraptan özgürlük ve kurtuluş çağrısının yanındayız” dedi.

Rusya: dış müdahale kabul edilemez

Öte yandan Russia Today’in haberine göre Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova, Moskova’nın Küba’daki durumun gelişimini yakından takip ettiğini ve bunun dış müdahale için kabul edilemez olduğunu düşündüğünü söyledi.

Zakharova, Rusya’nın “Küba makamlarının, ulusal Anayasa ve mevcut iç mevzuat çerçevesinde ülke vatandaşlarının çıkarları doğrultusunda kamu düzenini yeniden sağlamak için gerekli tüm önlemleri aldığına” olan güvenini dile getirdi.

Aajansın internet sitesinde, “Egemen bir devletin iç işlerine dışarıdan müdahaleyi ve adadaki durumun istikrarsızlaştırılmasını teşvik edecek diğer yıkıcı eylemleri kabul edilemez buluyoruz” açıklaması yer aldı.

Halk neden sokağa döküldü?

Küba’da son yıllarda hiç bu boyutta bir protesto dalgası yaşanmamıştı. Halkın ayaklanmasının arkasındaki başlıca sebepler arasında ekonomik kriz, iklim krizi ve sağlık krizi gösteriliyor.

Bu sorunların hepsi pandeminin de etkisiyle iç içe geçmiş bir şekilde derinleşti ve halkı sokağa itti.

bianet’in haberine göre Küba takımadalarının en büyüğü olan Küba adasının uzun, dar şekli, birçok nehrin kısa olduğu ve su akışının düşük olduğu ve büyük ölçüde yağışa bağlı olduğu anlamına geliyor.

Yıllık ortalama 1 bin 330 mm yağışla, kayıtlar, özellikle ülkenin en uzun ve en büyük nehirleri olan Cauto ve Toa‘nın bulunduğu doğu bölgesinde, yağışların giderek daha az olduğunu gösteriyor.

Son 115 yılın en büyük kuraklığı

2014’ten 2017’ye kadar ülke, ulusal toprakların yüzde 70’ini etkileyen 115 yılın en büyük kuraklığıyla karşı karşıya kaldı.

Araştırmalar, Küba’nın ikliminin daha az yağışa, daha yüksek sıcaklıklara ve daha yoğun kuraklıklara yöneleceğini ve 2100 yılına kadar su mevcudiyetinin yüzde 35’ten fazla azaltılabileceğini tahmin ediyor.

2020 İstatistik Yıllığı’na göre Küba nüfusunun yüzde 95’inden fazlasının içme suyuna erişimi var, ancak kentsel nüfusun yalnızca yüzde 86,5’i ve kırsal nüfusun yüzde 42,2’si evine borular yardımıyla su alabiliyor.

Tarım ürünleri rekoltesi düştü

Bu durum hem ülke çağında büyük bir su kıtlığı yaşanmasına sebep olurken, kuraklık nedeniyle tarım ürünlerinin rekoltesinde de büyük bir düşüşe yol açtı.

İhraç edilen birçok tarım ürününün üretilememesi ülkedeki döviz açığını artırdı.

Ekonomik kriz derinleşti

Bir yanda koronavirüs salgını diğer yanda ABD’de Trump yönetiminin kararıyla sıkılaştırılan ekonomik yaptırımlar Küba’yı son yılların en büyük ekonomik krizine sürükledi.

Ülkenin en önemli gelir kaynaklarından olan turizm salgınla birlikte durma noktasına geldi ve ülkenin büyük ihtiyaç duyduğu döviz akışı kesildi. Salgın yüzünden restoran ve işyerlerinin kapanması sonucu çalışanlar da işsiz kaldı.

BBC’nin haberine göre yılbaşında hükümetin açıkladığı ekonomik reformlarla maaşlar artırılırken, bu fiyatlarda büyük bir artışı da tetikledi.

Kolombiya’daki Cali Pontificia Javeriana Üniversitesi’nden ekonomist Pavel Vidal, önümüzdeki birkaç ay içinde fiyatların yüzde 500 ila 900 artabileceğini tahmin ediyor.

Yiyecek ve ilaç kuyrukları

Geçen yıldan bu yana hükümet, Kübalılar’ın dövizle yiyecek ve temel gıda maddelerini satın alabileceği mağazalar açtı. Ancak bu mağazalar yerel para birimi Küba pezosuyla maaş alan halkın büyük çoğunluğunu kızdırdı.

Pandemi döneminde yağ, sabun ya da tavuk eti satın alabilmek için uzun kuyruklar oluşturan Kübalılar sık görülür oldu.

Hem eczaneler hem de hastanelerde temel ilaçların temininde sorunlar oluşurken, birçok bölgede buğday unu bulunamaması yüzünden, balkabağından yapılan ekmekler satılmaya başlandı.

ABD dolarına kısıtlama

Hükümet geçen ay bankaların, ülke dışındaki Kübalıların kullandığı başlıca para birimi olan ABD dolarının nakit olarak yatırılmasını geçici olarak durduracağını duyurmuştu.

Bu karar, bazı ekonomistler tarafından Fidel Castro döneminden bu yana ABD dolarına uygulanan en ağır kısıtlama olarak görülüyor. Hükümet kararını, dövizi ülke dışında kullanmalarını zorlaştıran daha sıkı Amerikan ambargolarına bağlıyor.

Koronavirüs vakaları arttı

Dünya çapında yetkin bir sağlık ve biyoteknoloji sektörüne sahip olan Küba, ekonomisindeki eksikliklere rağmen güçlü bir sağlık sistemine sahip. Ancak koronavirüs salgınının ilk sürecini nispeten hafif atlatan ülkede son dönemde görülen vaka artışı endişeleri beraberinde getirdi.

Euronews’in aktardığına göre 11 milyonluk ülkede Delta varyantının görülmesiyle birlikte pazar günü 7 bine yakın yeni vaka tespit edildi, 47 kişinin hayatını kaybetmesiyle toplam can kaybı bin 500’ü geçti.

Halkın bir kısmı bu artıştan Küba’nın aşı poitikasını sorumlu görüyor. Latin Amerika ülkeleri arasında kendi aşısını üreten ilk ülke olan Küba Birleşmiş Milletler’in aşı programı COVAX’a katılmamayı tercih etti. 

Marmaris’teki HDP ilçe binasına silahlı saldırı

Sabah saatlerinde Muğla Marmaris’teki HDP ilçe binasına silahlı saldırı gerçekleşti.

Saldırıyı gerçekleştirdiği belirlenen 28 yaşındaki A.T.D. kullandığı silahla birlikte polis tarafından yakalanıp, gözaltına alındı.

Geçen ay HDP İzmir il binasına da bir saldırı gerçekleştirilmiş, parti çalışanı Deniz Poyraz saldırıyı gerçekleştiren Onur Gencer tarafından katledilmişti.

Daha önce de saldırmış

Saldırganın 2018 yılında da HDP ilçe binasının camını kırdığı ve hakkında “mala zarar verme” suçundan işlem yapıldığı belirtildi.

Failin psikolojik tedavi gördüğü, her ay İstanbul’a psikolog görüşmesine gittiği, 2012 yılında da İstanbul Ruh Sinir Hastanesi‘nde bir ay süreyle kaldığı öne sürüldü.

Yeşiller Partisi: Flamingo cenneti mezar oldu

Yeşiller Partisi, Tuz Gölü’nde yavru flamingoların toplu ölümüne ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. “Flamingo Cenneti Mezar Oldu” başlığı taşıyan açıklamada gelişmeleri kaygıyla izledikleri belirtildi.

Tuz gölü çevresinin Türkiye’nin en az yağış alan bölgelerinden biri olduğu belirtilen açıklamada “Tuzcul ekosistem özellikleri gösteren bu coğrafya özel çevre koruma bölgesi statüsüne sahip. Flamingolar başta olmak üzere başka birçok canlıya ev sahipliği yapan Tuz Gölü, canlıların yaşam alanı olmanın yanı sıra Türkiye’nin tuz üretimi için de önemli bir merkez” denildi.

‘Su kaynaklarına set çekildi’

Orta Anadolu’da on, on beş yılda bir yaşanan kurak dönemlerin iklim krizinin etkisiyle hem daha sık hem de daha yoğun görülmeye başladığı vurgulanan açıklamada “Bu yıl tüm şiddetiyle yaşanan kuraklıkla baş etmeye çalışan çiftçiler, Tuz Gölü’nü besleyen su kaynaklarına setler çekerek suyu tarımsal üretim için kullandılar. Bu durum, gölün kurumasına ve dolayısıyla burada yaşayan yavru flamingoların topluca ölmesine neden oldu” ifadeleri yer aldı.

İklim ve ekolojik krizin ortak sonucu

Tuz Gölü’nde yaşanan felaket iklim ve ekoloji krizinin sonuçlarını bir arada barındırdığı ifade edilen açıklamada “İklim krizine bağlı kuraklıkların sıklığının arttığı hatta kalıcı hale geldiği bir dönemde ekosistemlerin ve barındırdıkları canlı türlerinin korunması için kalıcı önlemlerin alınması, izleme ve denetleme çalışmalarının ödün vermeksizin yapılması gerekiyor” denildi.

Açıklamada “Ayrıca bölgede yaşayan çiftçilerin uyguladığı sulu tarım pratiklerinin gözden geçirileceği uyum programlarının hazırlanması ve onarıcı tarım yöntemlerini içeren tarım politikaları için vakit kaybetmeden harekete geçilmesi elzemdir” denilerek bu adımların atılması için ilgili bakanlıklara çağrı yapıldı.

 

Resmi Gazete’de yayımlandı: TRT’nin yönetim yapısında değişikliğe gidildi, atamalar yapıldı

Resmi Gazete‘de yayımlanan karara göre, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu‘nun (TRT) yönetim yapısında değişikliğe gidildi ve yeni atamalar yapıldı.

Kararda, TRT Yönetim Kurulu Başkanlığı ve TRT Genel Müdürlüğü görevlerinin ayrıldığı belirtilirken, TRT Yönetim Kurulu üye sayısı da dokuz kişiye çıkarıldı.

Yeni atamalar

Karara göre, önceki yönetmelikte “Genel Müdür, Yönetim Kurulunun başkanıdır” ibaresiyle aynı isim tarafından yürütüleceği belirtilen TRT Yönetim Kurulu Başkanlığı ve TRT Genel Müdürlüğü görevleri ayrıldı. Artık, Yönetim Kurulu Başkanlığı karar organı, Genel Müdürlük ise icra organı olarak faaliyet yürütecek.

TRT Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İbrahim Eren‘in de görev süresi dolmuştu. Eren’in yerine, Mehmet Zahid Sobacı TRT Genel Müdürü, Ahmet Albayrak da TRT Yönetim Kurulu Başkanı olarak atandı.

Yönetim Kurulu üye sayısı dokuz oldu

TRT Yönetim Kurulu üye sayısı yediden dokuza çıkarıldı. Yapılan atamalarda Sabah Gazetesi yazarı Hilal Kaplan, TRT’nin yönetim kurulu üyeliğine getirildi. TRT’nin yeni yönetim kurulu üyelerinin isimleri şöyle:

“Ahmet Albayrak, Mehmet Zahid Sobacı, Atakan Yılmaz, Hilal Kaplan Öğüt, Meryem İlayda Atlas Çetin, Mücahid Eker, Oğuz Göksu, Oğuzhan Bilgin, Veysel Kurt.”

Çiftçiler Tuz Gölü’ne bent çekip su akışını kesince bütün yavru flamingolar öldü

Çiftçilerin Tuz Gölü’ne giden su kanallarına bent çekip su akışını kesmesi  flamingoların ölümüne sebep oldu.

Aksaray’da sekiz yıldır flamingo türünü takip eden doğa fotoğrafçısı Fahri Tunç da göldeki bütün flamingo yavrularının öldüğünü görüntüledi.

Bir haftadır ölümler yaşanıyor

Çiftçilerin Tuz Gölü’ne giden su kanallarına bent çekmesi iki ana arterden su akışını engelledi.

Yaklaşık bir haftadır gölde flamingo ölümleri yaşanırken, doğa fotoğrafçısı Fahri Tunç, göldeki bütün flamingo yavrularının öldüğünü görüntüledi.

Fotoğraf: Fahri Tunç

Şikayetlerine sonuç alamadı

Fahri Tunç, daha önceki yıllarda da benzer durumların yaşandığını, gerekli mercilere başvuru yaptığını, ancak sonuç alamadığını şöyle anlattı:

DSİ’ye (Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü) başvurdum, şikayet ettim. Bir sonuç çıkmadı. Yaptırım olmayınca kanallara bent çekilmeye başlandı. Yaklaşık bir haftadır Flamingo ölümleri oluyordu. Şu an hiçbir şekilde su akmayan Tuz Gölü’nde yavru flamingoların hepsi öldü.”

‘Mesafe ne kadar uzarsa, ölümler o kadar artar’

Flamingoların önce beslenecekleri alana gittiklerini söyleyen Tunç, daha sonra yavrularını götürüp besledikten sonra geri döndüklerini, bu mesafenin uzamasının ölümleri de artırdığına vurgu yaptı. Tuz Gölü’ndeki mesafe ise bir buçuk kilometre. Tunç, açıklamasını şöyle sürdürdü:

Flamingo ebeveyni kuluçkadan çıkardıkları yavruyu tek başına sahiplenmezler. Grup olarak yaşadıkları için bizim ‘ana kucağı’ dediğimiz sistemle yavruları büyütürler. Düşünün 10 bin yavru, bir çemberin içinde duruyor. Dışarıda da burayı çevreleyen 20 bin ebeveyn var. Ebeveynler önce beslenecekleri alana gider. Yavaş yavaş yavruları götürüp besledikten sonra geri dönerler. Tekrardan yıkanacakları, temizlenecekleri, Tuz Gölü’nün içindeki temiz su merkezine gelirler. Bu mesafe ne kadar uzarsa, ölümler o kadar artar.”

Avrupa Komisyonu iklim ve enerji yasa paketi sunacak: Dünya için etkili bir yol haritası olabilir

Avrupa Komisyonu, yarın Avrupa Birliği’nin (AB) sera gazı emisyonlarını 2030’da 1990 seviyelerine kıyasla yüzde 55 oranında azaltma taahhüdünü desteklemek için, “Fit for 55%” adını verdiği bir yasa tasarısı paketi sunmaya hazırlanıyor.

Paket, bloğun emisyonlarını azaltmayı ve Avrupalıların hareket etme, yaşama, çalışma ve tüketme biçimlerini iyileştirmeyi amaçlıyor.

Paketin içindeki maddeler

Birçok alanı kapsayan paket içinde araçlar için karbondioksit standartları,
enerji vergilerigy taxation, yenilenebilir enerji hedefleri, yenilenen Emisyon Ticaret Sistemi, (ETS) AB’nin sınırda karbon düzenleme mekanizması (CBAM) öne çıkıyor.

Paketin ağırlıklı olarak AB içi odaklı olmasına rağmen, birlik dışındaki ülkeler için de kaçınılmaz etkileri olduğu belirtiliyor. Sadece sınırda karbon düzenlemesiyle ilgili olarak değil, aynı zamanda nakliyenin ETS’ye dahil edilmesi yoluyla da AB tek pazarına erişmek için ticaret kurallarının değişebileceği söyleniyor. Uzmanlar, Japonya ve ABD gibi AB’nin önde gelen otomobil ihracatçılarının, ihracat pazar paylarını korumak için elektrikli araç üretimine daha hızlı geçmek zorunda kalacağını belirtiyor.

Uzmanlar, bu yasa paketinin dünyanın iklim kriziyle mücadelede 2015 Paris Anlaşması‘nı yerine getirme kabiliyetine yönelik bir barometre olarak görülebileceğini ifade ediyor. Enerji santrallerinin daha ne kadar süre kömür yakabileceğinden, otomobil üreticilerinin içten yanmalı motoru ne zaman terk etmesi gerektiğine kadar her şeyi belirleyecek bir enerji revizyonu beklentisi ortaya konacak.

Paket, yeni küresel standartlar belirleme potansiyeline sahip olabilme ve net sıfır dünya için etkili bir yol haritası sağlayabilme potansiyelini taşıyor.

‘Diğer ülkeler de yakından inceleyecek’

AB’nin eski ABD büyükelçisi ve Avrupa Komisyonu ticaretten sorumlu Genel Direktörü David O’Sullivan söz konusu paketle ilgili şu açıklamalarda bulundu:

AB’nin planlanan Karbon Sınırı Ayarlama Mekanizması, karbondan arındırma konusuna artan bağlılık nedeniyle son yıllarda itibar kazanan bir kavramdır. Asıl önemli olan, ilk kez büyük bir ticaret akötrünün masaya işleyen bir model koyması ve ‘bunu potansiyel olarak bu şekilde yapabilirsiniz’ demesidir. Bu yılki Birleşmiş Milletler iklim değişikliği zirvesi – COP26 – eğer başka çözümler bulan sonuçlar ortaya koyabilirse, belki de sonunda buna ihtiyacımız olmayabilir.

Diğer ülkeler de AB kadar karbon kaçağı konusunda endişeli ve bu sorunun uluslararası düzeyde kabul edilebilir bir şekilde nasıl ele alınabileceğini çok yakından inceleyecekler.”

‘Olumlu bir örnek’

E3G kıdemli uzmanı Alden Meyer ise paketin, ülkelerin iddialı iklim hedeflerini nasıl planlamaları ve harekete geçirmeleri gerektiğine dair olumlu bir örnek olduğunu ifade etti:

Dünyanın en büyük ortak pazarının, küresel ekonominin karbondan arındırılmasının sunduğu muazzam ekonomik ve iş büyüme fırsatlarını tamamen kullanma niyetinde olduğunu gösteriyor. Bu hamleler, çalışanları ve şirketleri temiz teknolojiler için devasa ve büyüyen pazarda rekabet edecek ve başarılı olacak şekilde konumlandırabilir. Aynı zamanda yeni 2030 Paris Anlaşması hedefini eyleme dönüştürmek için çalışan ABD, hızla karbonsuzlaşırken AB ve diğerleri ile işbirliği yaparak fayda sağlayabilir. 2050’den önce net sıfır emisyona ulaşmak, aynı zamanda tüm sektörlerden kaynaklanan kirlilikle mücadele etmek suretiyle, toplum çapında bir dönüşüm gerektiriyor.”

‘Yatırımcılar yeşil yatırımlar arıyor’

Volvo Küresel Sürdürülebilirlik Başkanı Anders Kärrberg, pandemi sırasında elektrikli araç satışlarının artmasının müşterilerin hazır olduğu anlamına geldiğini gösterdiğini dile getirdi:

İklim değişikliği bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük zorluk. Bir mobilite şirketi olarak insanlara güvenli, kişisel ve sürdürülebilir bir şekilde hareket etme fırsatı sunmak bizim görevimiz. Pandemi sırasında elektrikli araç satışlarının artması ve dayanıklılığı bize şunu gösteriyor. Müşteriler hazır. Yatırımcılar da yeşil yatırımlar arıyor. Volvo Cars’ın yola çıktığı gibi sıfıra gitmek iş açısından mantıklı. Şimdi geçişimizi destekleyecek iddialı bir politika paketini sabırsızlıkla bekliyoruz.”

Yasa tasarısı paketinin sunulmasından sonra, AB Komisyonu’nun önerilerinin AB ülkeleri hükümetleri ve Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanması gerekecek.

Tarım Orman-İş: Patara’da çalınan kumu raporlayan memur görevine iade edildi

Tarım Orman-İş sendikası,  Antalya’nın Kaş ilçesinde bulunan Patara‘dan kum çalınmasıyla ilgili olayda tutanak tuttuğu için görevden alındığı belirtilen muhafaza memuru Umut Utku‘nun görevine yeniden iade edildiğini duyurdu.

Yapılan açıklamada “Görevini eksiksiz yaptığı için, Antalya Kaş Kaymakamı Şaban Arda Yazıcı tarafından görevinden alınan Orman Muhafaza Memuru Umut Utku görevine iade edilmiştir. Sendikamızın etkili mücadelesi, basın ve duyarlı vatandaşlarımızın desteği ile bu zafer kazanılmıştır” ifadeleri kullanıldı.

Neler yaşandı?

Kumun satılmasına yönelik iddiayı gündeme getiren Tarım Orman-İş Başkanı Şükrü Durmuş, “Kum alınarak sera sahiplerine satıldı. Zaman zaman seraları su basıyor, taban suyunu arıtmak için bu kumu kullanıyorlar” ifadelerini kullanmıştı.

Durmuş, görevli muhafaza memurlarından birinin, olayı yargı sürecine taşıyabilmek için kayıt almak isterken AKP İlçe Başkanı tarafından engellendiğini ve diğer koruma memurlarının da tehdit edildiğini öne sürmüştü.

Kaş Kaymakamlığı: Haberler asılsız

Öte yandan Kaş Kaymakamlığı ise bir açıklama yayınlayarak iddiaları yalanladı. Açıklamada 2 bin 168 kamyon kum alındığı iddia edilen bölgenin Patara Sit Alanı olmadığı ve Patara bölgesine yaklaşık 10 kilometre kuş uçuşu mesafede bulunan Ova Mahallesi’nde, sit alanı dışında, vasıfsız orman niteliğinde daha önce çöplük olarak kullanılan topraklı bir bölge olduğu belirtildi.

Patara kumsalından kum alındığı veya haberde bahsi geçtiği gibi çalındığı iddiasıyla ilgili Kaymakamlığa ulaşmış bir şikayet veya tespit bulunmadığının altı çizilen açıklamada böyle bir durumda Kaymakamlık tarafından derhal işlem başlatılacağı ve takibinin yapılacağı, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulacağının yasal sorumluluk olduğunu kaydedildi.

‘Tutanak tutulmadı’

Orman muhafaza memurunun tutanak tuttuğu için işten çıkarılmasının da doğru olmadığı belirtilen açıklamada  Umut Utku’nun Kaş ilçesi Ova Mahallesi veya Patara Sit Alanı ile ilgili tuttuğu herhangi bir suç zabıt tutanağının bulunmadığı belirtildi.

Ayrıca görevini yapmasından dolayı engellendiği gibi bir durumdan bahsetmenin de konu ile ilgili Kaymakamlıkça bizzat yapılan idari işlemlere ve verilen talimatlara bakıldığında işin gerçekliğine aykırı olduğu ifade edildi.

Kampüse alınmayan Boğaziçi akademisyenleri suç duyurusunda bulundu

Boğaziçi Üniversitesi yönetiminin öğrencilerin başlattıkları çadır nöbeti sonrasında okula girişleri 3 Temmuz ile 5 Temmuz tarihleri arasında yasaklamasının ardından kampüse alınmayan akademisyenler suç duyurusunda bulundu.

Çağlayan’da yer alan İstanbul Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunan öğretim üyeleri Türk Ceza Kanunu’nun 117, 154, 112 ve 119’uncu maddelerinin ihlal edildiğini söyledi.

Neler yaşandı?

Melih Bulu‘nun rektör olarak atanmasının ardından başlayan protestoların altıncı ayı geride kalırken öğrenciler Güney Kampüs‘te çadır nöbeti başlatmıştı.

Bunun üzerine okula girişler yasaklanmış, öğretim üyelerinin polis barikatlarıyla çevrilen ve kilit vurulan kapılardan girmeleri mümkün olmamıştı.

Bu duruma tepki gösteren akademisyenler karşılaştıkları hak ihlali karşısında kapıda tutanak tutmuştu. Öğrenciler ise özel güvenlik şiddeti ile karşı karşıya kalmıştı.

 

Iğdır’da taş ocağı tekrar faaliyete geçti: Kronik hastalıklar arttı

Iğdır merkeze 15 kilometre uzaklıkta bulunan Suveren Köyü‘nde Yeni Dünya Vakfı İl Temsilcisi Abdulcebbar Baştemur’a ait taş ocağı yeniden faaliyet göstermeye başladı.

Taş ocağının faaliyete geçmesi köylüleri olumsuz etkilerken, köylüler altı yıldır faaliyette olan taş ocağı nedeniyle kronik hastalıkların arttığını ifade etti.

‘Tozdan dolayı çoğu hayvan kör oluyor’

Mezopotamya Ajansı‘nda yer alan habere göre, kapasite artışı projesi ile ilgili Çevre Bakanlığı’na yapılan başvuruda “ÇED gerekli değildir” raporu verilmesi üzerine tekrar faaliyete geçen taş ocağı, köylülerin hayatını olumsuz etkilemeye devam ediyor.

Bölge sakinlerinden Mehmet Köseme, taş ocağının açılmasından beri ölen veya hastalanan hayvan sayısında ciddi bir artış yaşandığını kaydetti. Köseme, şu açıklamaları yaptı:

Taş ocağı açıldığından beri köyde ölen veya hastalanan hayvan sayısında ciddi bir atış var. Tozdan dolayı çoğu hayvan kör oluyor. Gözleri görmüyor. İnce bir toz olduğu için insanlar nefes almakta güçlük çekiyor. Yetkililere sorunu iletmemize rağmen kimse kulak asmıyor. Para kazanmak için insanlara, hayvanlara ve doğaya zarar veriyorlar.”

‘Birçok hastalık ortaya çıktı’

Başka bir köy sakini Ayşan Akbulut ise, taş ocağı kurulduğundan beri köyde birçok hastalığın ortaya çıktığını dile getirdi:
Rüzgar çıkınca tüm köy tozdan kayboluyor. Bizim ricamız ya onu kapatsınlar ya da önlemini alsınlar. Taş ocağı kurulduğundan beri köyde birçok hastalık ortaya çıktı. Taş ocağından dolayı daha önce piknik yaptığımız yerlere gidemiyoruz. Kapı ve pencerelerimizi açık bırakamıyoruz. Köy bizim için cezaevine dönmüş durumda. Yıkadığımız elbiselerimizi bile dışarıya asamıyoruz.”