Ana Sayfa Blog Sayfa 1320

Buket Uzuner: İklim krizini yaratan da insan, çözecek olan da… 

Podcast: Murat BAYAR

*

“İklim Kurgu”nun son temsilcilerinden, akademisyen ve usta kalem Buket Uzuner’le 90’lı yıllarda yazdığı İki Küçük Su Samuru ve neredeyse 10 yılı bulan ve kendisinin “Tabiat Dörtlemesi” olarak adlandırdığı “Su, Hava, Toprak ve Ateş” serisini zemin alarak, iklim krizini, bunun edebiyattaki yansımalarını, dünyanın ahvalini konuştuk.

Biz mi medeniyiz, Paganlar mı?

Uzuner, karbona dayalı ekonomiyi ‘medenileşme’ zanneden insanı, Amerikan yerlilerini, Güney Sibirya’daki Türk kabileleri, İskandinavya’daki Pagan Vikingler’i referans vererek eleştiriyor.

İklim kurgu: Tabiatın sesi

Tabiatın hakları olduğunu anlatan Uzuner, Hikmet Birand, Halikarnas Balıkçısı, Necati Cumalı Fakir Baykurt, Latife Tekin gibi yazarların eserlerine referans verdiği konuşmasında iklim inkarcılarına karşı “Tam da burada edebiyatçıya, sevilen bir karakteri üzerinden, iklim krizini anlatma işi düşüyor” diyor.

Uzuner’e göre iklim krizine çözüm bulabilmek için hala umut var: “Hep birlikte durabilir, siyasetçilerle, zenginleri karbonsuz ekonomiye ikna edebilirsek gezegenimizi ve kendimizi kurtarabiliriz.”

AB, Türkiye’nin Covid-19 aşı sertifikasını tanıma kararı aldı

Avrupa Birliği (AB), aralarında Türkiye‘nin de yer aldığı üç ülkenin yeni tip koronavirüs (Covid-19) aşı sertifikalarının tanınmasına karar verdi. AB Komisyonu, Türkiye, Kuzey Makedonya ve Ukrayna tarafından düzenlenen sertifikalarına “denklik” verilmesi kararı alındığını açıkladı.

20 Ağustos’tan itibaren geçerli

Açıklamada, kararın 20 Ağustos itibarıyla geçerli olacağına işaret edilerek, söz konusu üç ülkenin AB aşı sertifikası sistemine bağlanacağı, verdikleri aşı sertifikalarının “AB Dijital COVID Sertifikası” ile aynı koşulları taşıyacağı ve AB ülkelerinde de kabul edileceği göreceği bildirildi.

Covid-19 aşı kartı nasıl alınıyor?

İkinci doz aşısı tamamlamış kişiler Covid-19 aşı kartını e-Nabız üzerinden veya Hayat Eve Sığar (HES) uygulamasından temin edebiliyor. Söz konusu aşı sertifikası, ad, soyad, TC kimlik no, doğum tarihi, uygulanan aşıların türleri, üreticileri ve aşılanma tarihleri gibi çeşitli bilgileri içeriyor.

AB’nin salgında seyahatleri kolaylaştırmak için hazırladığı aşı sertifikası uygulaması, 1 Temmuz’da yürürlüğe girmişti. Sertifikayla AB’de onaylı  aşılardan BioNTech-Pfizer, Moderna, AstraZeneca ve Johnson and Johnson olmuş ve son dozun üzerinden iki hafta geçmiş kişilere seyahatlerde ek test veya ilave kısıtlamalar uygulanmıyor.

Seyahatlerde sıklıkla kontrol edilen aşı sertifikası, tüm AB ülkeleriyle birlikte İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre‘de geçerli.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü: Türkiye’nin büyük bölümü temmuzu ‘olağanüstü kurak’ geçirdi

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından temmuz ayı ve son bir yıllık döneme ait kuraklık durumunu gösteren haritalar yayımlandı.

Bu haritalarda olağanüstü kurak ve şiddetli kurak olan bölgeler oldukça fazla.

Normalin Yüzdesi Metodu’na göre kuraklık

Meteorolojik kuraklık haritaları, Standart Yağış İndeksi (SPI- Standardized Precipitation Index) ve Normalin Yüzdesi Metodu (PNI – Percent of Normal Index) olmak üzere iki farklı metotla hazırlanıyor.

Normalin Yüzdesi Metodu 2021 Temmuz ayı Meteorolojik Kuraklık Durumu’na göre, temmuz ayına ait bir aylık haritada, Türkiye’nin yarısından fazlasının şiddetli kurak olduğu gözlendi.

Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu‘da, Adana‘nın bir kısmı hariç tamamı şiddetli kurak; Malatya, Tunceli, Bingöl, Muş, Bitlis bölgeleri de yine şiddetli kurak olarak gösterildi.

Ege‘de Muğla, Denizli ve Afyonkarahisar‘ın bir kısmı hariç tüm bölge şiddetli kurak; Marmara‘da Trakya‘nın neredeyse tamamı, Balıkesir ile İç Anadolu‘da ise Konya, Karaman, Kırıkkale, Yozgat, Sivas‘ın bazı kesimleri hariç ve Karadeniz‘de Kastamonu‘nun güneyiyle Samsun‘da bir bölgede şiddetli kuraklık yaşandı.

Son üç aylık ve bir yıllık verilere göre de Ege’nin kıyı kesimlerinden Akdeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun tamamı ve İç Anadolu’nun bazı bölgeleri yine şiddetli kurak, orta şiddette kurak ve hafif kurak olarak gösterildi. Bu bölgelerin çevresi de diğer şiddetlerdeki kuraklığı yaşarken Marmara, Karadeniz, Ege’nin kuzeyi ve İç Anadolu’nun büyük kesimi ise normal veya çeşitli düzeylerde nemli geçti.

Standart Yağış İndeksi’ne göre kuraklık

İkinci metot olan Standart Yağış İndeksi’ne (SPI) göre, temmuz ayı sonu itibari ile son üç aylık meteorolojik kuraklık verilerinin yer aldığı haritada, olağanüstü kurak, çok şiddetli kurak ve şiddetli kurak alanları dikkat çekti.

Muğla ve Antalya’nın doğu kıyıları, Hatay ve kuzeyi, Şırnak ve Hakkari arasındaki bölge, Trabzon’da küçük bir kesim ile Doğu Anadolu’da Erzurum, Tunceli, Bingöl ve Muş olağanüstü kuraklık yaşayan yerler oldu.

Son 6 aylık ve 1 yıllık SPI haritalarında ise meteorolojik kuraklık şiddeti ülke genelinde Marmara haricindeki tüm bölgelerde daha da artıyor.

Bakan Koca en çok vaka artışı olan illeri paylaştı

Birinci doz aşı olanların sayısı 45 milyon 25 bin 676 kişiyi bulurken, ikinci doz aşı olanların sayısı 34 milyon 128 bin 107’e yükseldi. Üçüncü doz aşı 7 milyon 195 bin 181’e ulaştı. Toplam aşı uygulama miktarı ise 86 milyon 413 bin 722 oldu.

Sosyal medya hesabından illerin haftalık vaka sayılarını paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, ”Salgın son hasta iyileşmeden bitmiş sayılmaz. Aşı ile bağışıklık kazanana kadar tedbirlere tam uyum şart. Maske, mesafe ve temizlik kurallarına uyalım” uyarısında bulunarak, 100 bin nüfusta koronavirüs (Covid-19) vaka görünme oranı en çok artan illeri açıkladı.

Son bir haftada koronavirüs vaka görünme oranı en çok artan iller şöyle:

  • Batman 
  • Bayburt
  • Aksaray
  • Gümüşhane
  • Ardahan

İllere göre vakada Güneydoğu hala ilk sırada

İllere göre, haftalık Covid-19 vaka sayısı, her 100 bin kişide İstanbul‘da 181,96, Ankara‘da 199,55, İzmir’de 49,81 oldu.

Haftalık verilere göre; Batman, Diyarbakır, Rize, Bingöl ve Siirt 100 bin kişide en çok Covid-19 vakası görülen iller oldu.

 

 

Pakistan Bağımsızlık Günü kutlamalarında bir kadın, yüzlerce erkeğin cinsel tacizine uğradı

Pakistan‘da, Bağımsızlık Günü kutlamalarında yaklaşık 400 erkek, toplu halde bir kadına cinsel tacizde bulundu.

14 Ağustos Cumartesi günü Lahor bölgesindeki Büyük İkbal Parkı’nda düzenlenen kutlamalarda kimliği açıklanmayan bir kadın, TikTok‘ta yayımlamak için alandan görüntüler çekiyordu.

Bu sırada yaklaşık 400 kişilik bir erkek grubu kadını köşeye sıkıştırarak kendisine fiziksel saldırıda bulundu.

Olay yerinde çekilen videolarda, kalabalık grubun eğlenmek için kadını havaya fırlattığı, sürüklediği, giysilerini yırttığı ve taciz ettiği görülüyor. Yerel gazete The Express Tribune‘a konuşan kadın, “Çıplak kaldım, kıyafetlerimi paramparça ettiler” dedi. Kadın, kalabalıktakilerin mücevherlerini, cep telefonunu ve üzerindeki nakit parayı çaldığını da söyledi.

Görüntülerin sosyal medyada yayılması üzerine, polisin olayla ilgili soruşturma başlattığı bildirildi. Pencap hükümet sözcüsü Feyyaz Hasan Şohan da yetkililerin sorumluları tespit etmek için elinden geleni yaptığını söyledi. Şohan, “Büyük İkbal Parkı’nda bir kadının saldırıya uğradığı rezil olay tüm toplumu utanca sürüklemiştir” dedi.

Pakistan Halk Partisi Başkanı Bilavel Butto Zerdari de yetkililerden görevlerini en iyi şekilde yerine getirmesini isteyerek “Genç bir kadının bir güruh tarafından Bağımsızlık Günü kutlamalarında saldırıya uğramasından her Pakistanlı utanç duymalıdır. Bu toplumumuzdaki bir çürümüşlüğü gösteriyor” dedi. İktidardaki Pakistan Adalet Hareketi’nden senatör Faysal Cavit Han ise Başbakan İmran Han‘ın “insanlığa karşı barbarca şiddet olaylarına müsamaha göstermeyeceğini” söyledi.

Pakistan ve Hindistan’da kadınlara yönelik toplu taciz, tecavüz olayları sık görülüyor.

 

Adalet Bakanlığı’ndan BÜ sergisi davasına ilişkin AYM’ye yanıt: İslama göre haram imgeler

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Dr. Hacı Ali Açıkgül, Boğaziçi Üniversitesi sergi davasına ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) cevap verdi.

Verilen cevapta, savcılık tarafından iddianamede kullanılan “İslam dini literatüründe yasak ve haram olarak kabul edilen eşcinsellik ve benzeri cinsel yönelimlere dair imgeler”, “LGBTİ+ olarak anılan bir sosyal kesim ve Türk toplumunun büyük bir çoğunluğunu oluşturan Müslüman vatandaşlar açısından halkın sosyal sınıf bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edici nitelikte olduğu” ifadeleri tekrarlandı.

30 Ocak’ta tutuklanan ve 17 Mart’ta ilk duruşmada tahliye edilen Selahattin Can Uğuzeş, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle avukatları Levent Pişkin ve Deniz Yıldız aracılığıyla AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuştu.

‘Baştan savma bir metin’

Kaos GL‘de yer alan habere göre, Bakanlığın yanıtını değerlendiren Avukat Levent Pişkin, “Buradaki görüşler LGBTİ+’ların haklarına yaklaşırken dini referans dışında başka herhangi bir şeyin dikkate alınmadığının açık göstergesi” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı’nın AİHM içtihatlarından ve evrensel insan hakları hukukundan bihaber olması ve kamu görevlisi sıfatıyla anayasayı, eşitlik ilkesini bile isteye tahrip etmesi kabul edilebilir bir husus değil. Kaldı ki öyle baştan savma bir metin ki dokuzuncu sayfada müvekkil 216’ncı maddeden tutuklandığı halde ‘örgüt üyeliği’ üstünden tutukluluk gerekçelendirmeye çalışılmış. Ya kopyala yapıştır yöntemiyle hazırlanmış ya da bile isteye böyle bir yanlış yapılmış ki ikisi de metnin zaten tartışmalı olan hukukiliğine ciddi anlamda gölge düşürür.”

İddianamedeki ifadeler

Savcılığın ikisi tutuklu yedi öğrenci hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçlaması ile birer yıldan üçer yıla kadar hapis istemiyle hazırlanan iddianamede yer alan ifadeler şöyle:

  • İçişleri Bakanı, İstanbul Valiliği, Diyanet İşleri Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve CHP Parti Sözcüsü’nün hedef gösterdiği öğrencilere ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede suçlama olarak “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” yer aldı.
  • İddianamede Yeni Şafak gazetesinin haberi üzerine soruşturma başlatıldığı ve yine bu soruşturma kapsamında Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü’nün polis tarafından arandığı da yer aldı.
  • İddianamede ayrıca, “İslam dini literatüründe yasak ve haram olarak kabul edilen eşcinsellik ve benzeri cinsel yönelimlere dair imgeler”, “LGBTİ+ olarak anılan bir sosyal kesim ve Türk toplumunun büyük bir çoğunluğunu oluşturan Müslüman vatandaşlar açısından halkın sosyal sınıf bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edici nitelikte olduğu” ifadelerine yer verildi.

Soruşturma, “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” iddiasıyla açılmışken, iki öğrenci “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” iddiasıyla tutuklanmıştı.

Ne olmuştu?

Boğaziçi Üniversitesi‘ne rektör olarak Melih Bulu‘nun atanmasına karşı başlayan protestolar kapsamında hazırlanan sergide “Kabe görseli ve LGBTİ+ bayraklarının bir arada kullanılması” gerekçe gösterilerek yedi kişi yargılanmıştı.

Davada tutuklu iki sanığın tahliyesine karar verilmişti.

Madenlerde devlet hakkı oranı yüzde 25 artırıldı

Maden Kanunu kapsamında yer alan alüminyum, bakır, çinko, demir, krom ve kurşun için belirlenen devlet hakkı oranı yüzde 25 artırıldı.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası ile yayımlanan kararla Maden Kanunu’nda değişikliğe gidildi. Değişikliğe göre, kanun kapsamındaki madenlerden alüminyum, bakır, çinko, demir, krom ve kurşun için belirlenen devlet hakkı oranı yüzde 25 artırımlı olarak uygulanacak.

Türkiye ‘maden cumhuriyeti’

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü,  (MAPEG) 2019 yılının Temmuz ayından 2020 yılının ortasına kadar 2 bin 685 noktada maden ruhsatı ihalesine çıktı. 24 Ağustos 2020 Pazartesi günü başlatılan ihaleler kapsamında, aralarında verimli tarım arazilerinin de bulunduğu 68 ildeki yaklaşık 893 bin hektarlık alan maden arama çalışmalarına açıldı. Bu alan,  Türkiye yüz ölçümünün yüzde 1,14’ü. 

MAPEG, 2018 Nisan’ında 616, 2019 Nisan ayında ise 417 sahayı ihaleye açmıştı.

TEMA Vakfı‘nın raporuna göreyse, 15 kentte ruhsat verilen alanların oranı topraklarının yüzde 62’si. Maden ruhsatların en yoğun olduğu bölgelerin başında yüzde 79 ile Kazdağları geliyor. Çanakkale ve Balıkesir’in sınırları içinde yer alan bölgede toplam bin 634 maden ruhsatı düzenlendi.

Artvin, Eskişehir, Zonguldak-Bartın ve Ordu‘daki maden ruhsatlarının oranı ise yüzde 70’in üzerinde. Doğu Karadeniz’deki Artvin, Gümüşhane, Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize illerinde toplam 1012 maden ruhsatı ve 1 milyon 372 bin hektarlık alan, yani söz konusu illerin toplam büyüklüğünün neredeyse yüzde 40’ı  madenlere açılmış halde. İşletme ve arama safhasındaki ruhsatların en yoğun olduğu kentler ise Zonguldak-Bartın, Çanakkale ve Balıkesir.

En çok ormanlık alanlar ruhsatlandırıldı

Ormanların ortalama yüzde 58’i, tarım alanlarının yüzde 60’ı madenlere ruhsatlanmış durumda. Ormanlık alanlardaki ruhsatların en yoğun olduğu alan yüzde 80 ile Kazdağları bölgesi; onu yüzde 68 ile Tekirdağ ve Kırklareli izliyor.

Tarım alanlarında da yüzde 78 ile Kazdağları ilk sırada geliyor. Onu yüzde 66 ile Eskişehir takip ediyor. Korunan alanların ortalama yüzde 59’u, önemli doğa alanlarının yüzde 64’ü için yine maden ruhsatı verilmiş durumda.

Doğal nitelikleri ve nadir canlı türleri ile milli park ilan edilen alanların da yüzde 51’i maden sahası olarak işlenmiş durumda.

‘Marmara’nın müsilajdan kurtulması için 16 arıtma tesisine ve 10 milyar TL’ye ihtiyaç var’

Türkiye Büyük Millet Meclisi Müsilaj Sorununu Araştırma Komisyonu İstişare Toplantısı, dün İstanbul‘da gerçekleşti.

Komisyonun Başkanı Mustafa Demir, İstanbul’un Marmara Denizi‘ne bıraktığı kirliliğin yüzde 76 olduğunu söyledi.

Mustafa Demir, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, haziran ayının başında Marmara‘nın hemen hemen her tarafında görülen müsilajın toplandığını, Marmara Denizi’ni Koruma Eylem Planı adı altında 22 maddelik bir karar alındığını, bu eylem planı kapsamında da Marmara Denizi Bilim Kurulu‘nun kurulduğunu anımsattı.

‘Müsilaja neden olan üç etken var’

Demir, komisyonun ilk toplantısında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı temsilcileriyle görüşerek onların süreç içinde yaptığı çalışmaları dinlediklerini, ikinci toplantıda da Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın çalışmaları hakkında bilgi aldıklarını söyledi.

Mustafa Demir, daha sonra da bilim insanlarıyla onların çalışmalarını, Marmara Denizi’nin korunması ve temizliği ile ilgili yapılmış teknik ve bilimsel çalışmalar hakkında bilgi aldıklarını belirtti ve şunları söyledi:

Marmara Denizi söz konusu olduğunda, araştırma konusunun hedefi söz konusu olduğunda en önemli bileşenlerimizden, ortaklarımızdan olan yerel yönetimlerin temsilcileriyle bir aradayız. Müsilaja genel olarak baktığımızda, müsilaja neden olan 3 tane etken olduğunu görüyoruz.

Bunlardan birincisi küresel ısınma münasebetiyle bütün denizlerde olduğu gibi Marmara Denizi’nin de ısınıyor olması. İkinci etken Marmara Denizi’nin jeolojik yapısı gereği su hareketliliğinin çok az olması. Üçüncü etken de Marmara Denizi’ne bırakılan kirlilik yani Marmara Denizi’nin insan faktörlü kirlenmesi. Bu üçüne baktığımızda bizim araştırma komisyonu olarak üzerinde hassasiyetle durmamız gereken konu şüphesiz kirliliğin önlenmesiyle ilgili yapılacak çalışmalar. Bugün bu kirliliğin önlenmesi, atık su arıtma tesislerinin yapılması, atık su arıtma tesislerinin sürdürülebilir bir şekilde çalıştırılabilmesi ve bunların kontrolü söz konusu olduğunda en önemli paydaşımız olan yerel yönetimlerle beraberiz. Bu açıdan bu toplantıyı son derece önemsiyoruz.”

Demir, bilim insanlarının araştırmalarının asıl kirleticilerin evsel kirleticiler olduğunu gösterdiğini belirtti ve Marmara’ya atılan evsel veya kentsel atıkların yüzde 53’ünün birinci derece mekanik arıtmadan sonra denize deşarj edildiğini ifade etti.

İstanbul’un Marmara Denizi’ne bıraktığı kirlilik yükünün yüzde 76 olduğunu kaydeden Komisyon Başkanı, bu sebeple de İstanbul’da yapılacak projelerin son derece önemli olduğunu vurguladı.

Isınmaya neden olan soğutma suyu sorunu

Toplantıda konuşan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Orhan Demir, müsilaja neden olan etkenlerin önemli olduğunu, fakat bir diğer önemli nokta ısınmaya neden olan soğutma suyundan çok bahsedilmediğini kaydetti.

İbrahim Orhan Demir, noktasal atık denilen atıkların iki katı miktarda Marmara’ya soğutma suyu aktığını ve ısınmaya neden olduğunu söyledi.

Demir ayrıca, Susurluk Havzası‘ndan Marmara‘ya atılan azot ve fosforun evsel atıkların iki katı olduğunu da hatırlattı.

Arıtma tesisi planlaması

Toplantıda söz alan bir başka isim olan İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel Müdürü Raif Mermutlu ise müsilajın bir diğer sebebinin arıtma tesislerinde yeterince arıtılmadan verilen sular olduğunu, bunun için de oluşturmayı planladıkları arıtma tesisleri konusuna çok önem verdiklerini kaydetti.

Planladıkları tesisler için yer bulmakta çok zorlandıklarını ifade eden Mermutlu, “Buradan ilgili birimlere de seslenmek istiyorum zar zor bulduğumuz yerlerde bu arıtma tesislerine öncelik verilsin. Daha pozitif bakılsın arıtma tesisi yerlerine ki hızlı bir şekilde yapalım” dedi.

’16 büyük tesise İstanbul’un ihtiyacı var’

Raif Mermutlu, söz konusu projeler için finans desteğine de ihtiyaç olduğunu aktardı ve şunları söyledi:

16 büyük tesise İstanbul’un ihtiyacı var. Bu tesisler tamamlandıktan sonra ancak İstanbul’un arıtma ihtiyacı tamamlanmış olacak. Bunun dışında tünel ihtiyaçları var Silivri Gümüşyaka atık su tüneli, Yenikapı derin deniz deşarjı-2, Ataköy derin deniz deşarjı, Baltalimanı derin deniz deşarjı-2, Kadıköy-Üsküdar derin deniz deşarjı, Ambarlı deniz derin deşarjı. Bu projelerin toplam bedeli 10 milyar Türk lirasına İSKİ’nin önümüzdeki 4 yıl içinde ihtiyacı var. 4 yıl diyorum çünkü bu tesislerin arazi problemi çözülse dahi ihalesi, inşaatına başlanması 4 yıllık bir süreyi alıyor. En iyi şekilde senkronize edilmesi halinde bile 10 milyar liraya ihtiyaç var. 10 milyar Türk lirasını İSKİ karşılayamayacak.

İSKİ’nin 2021 yılı yatırım bütçesi yaklaşık 2,5 milyar Türk lirası. Toplam bütçemiz 7,8 milyar lira ama yatırım bütçesi 2,5 milyar Türk lirası. İSKİ hiçbir iş yapmasa diğer yatırımları tamamen durdursa bu projeleri hizmete alması 4 yıl. Böyle bir şey olamayacağına göre, İSKİ’nin içme suyu, şebeke, atık su şebekesi ihtiyaçları olduğu için bu paranın bir yerlerden temin edilmesi gerekiyor. Aksi halde bu müsilaj konusu uzun süre konuşulur.”

‘Marmara’nın ölümünü hızlandıracak bir proje’

Toplantıya katılan TBMM Müsilaj Komisyonu üyeleri CHP İstanbul Milletvekilleri Ali Şeker ile Emine Gülizar Emecan, basına konuyla ilgili açıklamalarda bulundu.

CHP’li Ali Şeker, Kanal İstanbul‘un Marmara Denizi’nin ölümünü hızlandıracak bir proje olduğunu kaydetti ve şu açıklamaları yaptı:

Yapacakları biyolojik arıtma tesislerinin arsalarıyla ilgili, biliyorsunuz acil kamulaştırma kararı alıp olmadık yerleri riskli alan ilan edenler, bu tesislerin kurulacağı alanlarla ilgili devletin kurumlarından bu alanları talep ettiklerinde büyük bir dirençle karşılaşıyorlar. Bu sorunlar çözülmediği için bu para da bulunmadığı için bir 5 yıl boyunca İstanbul daha çok kirletmeye devam edecek, Marmara daha çok ölüme yaklaşacak, Kanal İstanbul da başlı başına Marmara’nın ölümünü hızlandıracak bir proje.”

‘Kanal İstanbul’a göre çok yüksek bir bütçe değil’

Kanal İstanbul’un Marmara Denizi’ne vereceği zararlara değinen CHP’li Emine Gülizar Emecan, Kanal İstanbul’a ayrılan bütçenin yanında su tesisleri için ayrılacak bütçenin çok yüksek olmadığını ve bu soruna çözüm bulunması gerektiğini kaydetti:

Kanal İstanbul yapıldığı takdirde Karadeniz’den girecek olan su miktarı da artacak. Biz bilim insanlarına da bunu söyledik, bunun etkisi olmayacak mı? Kirliliğin artmasında giriş kanalı arttığında ve bu yüzeyden gelen akıntı arttığında etkisi olacaktır. Kanal İstanbul kurulduğunda kanal çevresine yoğun bir yapılaşma ve nüfus geliyor projede, bu nüfus yükünün, karasalın atıklarının arıtılması gerekecek. Şu anda yürütülen projeler bu karasal atıkların giderilmesi noktasında ne kadar yeterli olacak, bunun etkisi olmayacak mı müsilaja? Elbette ki olacak. Böyle bir nüfus yükünü İstanbul’un kaldırması mümkün değil. Ayrıca Kanal İstanbul’a bütçe bulanlara biz diyoruz ki ‘Lütfen şu atık su tesislerinin yapılmasına da bütçe bulun’. 10 milyar TL Kanal İstanbul’a ayrılan bütçeyle kıyaslandığında hiç de yüksek bir bütçe değil. O yüzden amaç bu sorunları çözmek olursa, çözüleceğine inanıyorum.”

Nemrut Kalderası ve çevresi ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ ilan edildi

Bitlis‘in Ahlat, Tatvan ve Güroymak ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Nemrut Kalderası ve Çevresi Doğal Sit Alanı koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucu, Cumhurbaşkanı kararıyla kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edildi.

Kararda, kesin korunacak hassas alan olarak ilan edilen bölgenin krokisi, sınır ve koordinatları da yer aldı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı karara ilişkin olarak, “Doğal güzelliklerimiz korumamız altında… Sayın Cumhurbaşkanımızın kararı ile Bitlis ili Ahlat, Tatvan ve Güroymak ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Nemrut Kalderası ve Çevresi Doğal Sit Alanı, Kesin Korunacak Hassas Alan ilan edildi.” paylaşımını yaptı.

 

28 Şubat davasında Çevik Bir, Çetin Doğan ve 12 kişi için yakalama kararı

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 28 Şubat davasında “darbeye teşebbüs” suçundan 14 sanığa verilen müebbet hapis cezasını, 9 Temmuz 2021 tarihinde onadı. Yargıtay’ın kararı davaya bakan Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi‘ne gönderildi. Mahkeme de kararı, gereğinin yerine getirilmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz Bürosu‘na gönderdi. İnfaz Bürosu da sanığın cezaevine konulması için işlemleri başlattı ve yakalama kararı çıkarttı.

Böylece aralarında dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli orgeneral Çevik Bir, orgeneral Çetin Doğan ve Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak’ın da bulunduğu isimler hakkında işlem başlatıldı.

Cezaevine konulması için yakalama kararı çıkartılan isimler şöyle:

Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir,  Genelkurmay Harekât Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Ahmet Çörekçi, Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, eski Jandarma Genel Komutanı Fevzi Türkeri, MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç ile emekli generaller Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Saner, Hakkı Kılınç, İdris Koralp, Kenan Deniz, Vural Avar ve Yıldırım Türker.

Doğan’ın avukatından AYM’ye çağrı

Çetin Doğan’ın avukatı Hüseyin Ersöz, karar üzerine Anayasa Mahkemesi’ne (AYM)  84 yaşındaki müvekkilinin başvurusunu öncelikle görüşmesi için çağrı yaptı. 

Ersöz, “Bu kararlar bize gönderilmiyor. Ankara İnfaz Savcılığı, doğrudan yakalama kararı çıkartıyor, emniyete gönderiyor. Emniyet de konutlarına giderek kararı uyguluyor. İşleyiş bu şekilde. Şu an Çetin Doğan’ın evine gelinmiş değil. Ama müşteki vekillerinden öğrendiğimize göre savcılığa dosya gönderildi ve işlemler yapıldı. AYM’den ise hiçbir karar ve bilgi gelmiş değil maalesef” dedi.

AYM, herhangi bir karar vermezse, Doğan ve diğer emekli komutanlar cezaevine girecek.

37 sanığın beraat kararları onanmıştı

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, müebbet hapis verilen sanıklardan eski YÖK üyesi Erdoğan Öznal, dönemin YÖK Başkanı Prof. Dr. Halil Kemal Gürüz, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Hayri Bülent Alpkaya ve dönemin Genelkurmay Adli Müşaviri Muhittin Erdal Şenel‘in eylemlerinin darbe suçuna yardım kapsamında olduğu gerekçesiyle cezanın bozulmasına hükmetmişti. “Gizli ittifak” suçunu işlediklerine karar verilen ancak 10 yıllık zaman aşımı süresi nedeniyle beraatine hükmedilen 12 sanığın kararı da bozulmuştu. Daire ayrıca 37 sanık hakkındaki beraat kararlarını onamıştı.

Bu süreçte, sanıklardan emekli orgeneraller Çetin Doğan ve Fevzi Türkeri’nin avukatları Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak,  “yaş ve sağlık durumu” gerekçesiyle infazın durdurulmasını istemişti.