Ana Sayfa Blog Sayfa 1305

Kabil’de art arda patlamalar: En az 90 kişi hayatını kaybetti

Afganistan’ın başkenti Kabil‘de tahliyelerin gerçekleştiği Kabil Hamid Karzai Havalimanı’nın çok yakınında iki patlama meydana geldi.

BBC‘nin haberine göre, terör saldırılarında 13’ü ABD askeri olmak üzere en az 90 kişi hayatını kaybetti, 150 kişi yaralandı. Saldırıyı IŞİD üstlendi.

Saldırıları çok sayıda ülke ve Taliban kınadı.

İntihar saldırısı

ABD’li yetkililer, intihar saldırısı düzenlendiğini açıklarken, Taliban patlamada aralarında çocukların da bulunduğu 13 kişinin hayatını kaybettiği, çok sayıda Taliban üyesinin de yaralandığı bildirildi.

İsmi açıklanmayan bir Taliban yöneticisi, 28 Taliban üyesinin yaşamını yitirdiğini belirterek “Biz, Amerikalılardan daha fazla insan kaybettik” dedi.

Taliban yöneticisi, ABD’nin tahliyelerini tamamlamak ve geri çekilmek için 31 Ağustos tarihini uzatmasına gerek olmadığını söyledi.

Saldırıyı IŞİD üstlendi

Düzenlenen saldırıyı IŞİD üstlendi. Örgüt, saldırıyı düzenlediği öne sürülen militanın fotoğrafını yayınlayarak eyleme yönelik bilgiler paylaştı. Bildiride, militanın ABD askerlerinin 5 metre yakınında eylemi gerçekleştirdiği öne sürüldü.

Biden’dan açıklama

ABD Başkanı Joe Biden, saldırılarla ilgili bir açıklama yaptı ve Afganistan’dan çekilme kararının arkasında olduğunu belirtti.

Biden, 20 yıllık savaşın bitmesi gerektiğini kaydederek, tüm yaşananların sorumluluğunu kabul ettiğini ifade etti.

Biden, “Bu saldırıyı düzenleyenler ve Amerika’ya zarar vermek isteyen herkes şunu bilsin: Affetmeyeceğiz, unutmayacağız. Hepinizi bulup bunun hesabını ödeteceğiz” ifadelerini kullandı.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan açıklama

Patlamanın ardından Türkiye Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada; bölgede iki patlama olduğu, Türkiye askerlerinin olduğu birlikte herhangi bir zarar olmadığı bildirildi. Açıklamada, “Kabil Havaalanı dışında iki patlama olmuştur. Birliğimizde herhangi bir hasar, zayiat yoktur” denildi.

‘Madagaskar, dünyada iklim krizinin kıtlığa yol açtığı ilk ülke olmak üzere’

Birleşmiş Milletler (BM),  ada ülkesi Madagaskar‘da on binlerce kişinin, dört yıldır yağmur yağmaması nedeniyle şimdiden “feci” seviyelerde açlık çektiğini açıkladı. Örgüte göre Madagaskar, dünyada “iklim değişikliği kaynaklı kıtlık” görülen ilk ülke olmak üzere.

BBC‘den Andrew Harding‘in haberine göre, ülkede son 40 yıldır görülen en kötü kuraklık, ülkenin güneyindeki izole tarım topluluklarında büyük yıkıma yol açtı.

‘Nedenine katkı yapmadılar, ama sonuçlarını yaşıyorlar’

BM Gıda Programı‘ndan (WFP) Shelley Thakral, “Bu kıtlık koşullarının arkasındaki itici güç iklim, çatışma değil” diyor.

BM, 30 bin kişinin şu anda uluslararası alanda tanınmış en yüksek gıda güvensizliği derecesi olan “beşinci seviyeyi” yaşadığını tahmin ediyor. Thakral, “Bu daha önce görülmemiş bir şey. Bu insanlar iklim değişikliğine katkıda bulunacak bir şey yapmadı. Fosil yakıt tüketmiyorlar ama iklim değişiminin sonuçlarına katlanmak zorundalar” diye konuşuyor.

Hasat alınamadığı için, insanlar hayatta kalmak için çekirge ve kaktüs yaprakları yemeye başladı. Dört çocuk annesi Tamaria, “Böcekleri elimden geldiğince temizliyorum ama su yok gibi bir şey. Çocuklarım ve ben sekiz aydır her gün bunu yiyoruz, çünkü yiyecek başka bir şeyimiz yok, ektiklerimizin hasadını almamız için yağmur da yok” diyor.

Kurumuş toprağın üzerinde oturan üç çocuk annesi Bole de “Bugün kaktüs yapraklarından başka bir şey yemedik” diye konuşuyor. Kocası ise geçtiğimiz günlerde açlıktan ölmüş.

‘Su kaynakları daha iyi yönetilmeli’

Madagaskar, sık sık kuraklık yaşayıp El Nino‘nun yol açtığı hava olaylarındaki değişikliklerden etkilense de, uzmanlar mevcut krizin doğrudan iklim değişikliğiyle bağlantılandırılabileceğini söylüyor.

Güney Afrika‘daki Cape Town Üniversitesi‘nde çalışmalarını sürdüren Madagaskarlı bilim insanı Dr. Rondro Barimalala, “Bu durum birçok açıdan insanların yaşam biçimlerini değiştirmeleri için güçlü bir argüman olarak görülebilir” derken, ABD Kaliforniya’daki Santa Barbara Üniversitesi‘nde atmosfer verilerini inceleyen İklim Tehlikeleri Merkezi’nin Direktörü Chris Funk da Madagaskar’da yaşananlarla “atmosferdeki ısınma arasında bağ olduğunu” doğruluyor ve ve ülkede su kaynaklarının daha iyi yönetilmesi gerektiğini vurguluyor.

Funk, “Kısa vadede yapılabilecek çok şey olduğunu düşünüyoruz. Sıklıkla ne zaman normalden çok yağmur yağacağını bile tahmin edebiliyoruz. Çiftçiler bu bilgiyi rekolte artırmak için kullanabilirler. İklim değişikliğinin karşısında güçsüz değiliz” diye konuşuyor.

Kuraklığın etkileri, Madagaskar’ın güneyindeki daha büyük kasaba ve kentlerde de hissediliyor. Ülkede çok sayıda çocuk sokaklarda yiyecek dileniyor. Yardım kuruluşu Seed için çalışan Tshina Endon, “Pazardaki fiyatlar artıyor, üç ya da dört katına çıktı. İnsanlar yiyecek satın almalarını sağlayacak az miktarda para bulabilmek için topraklarını satıyor” ifadelerini kullanıyor.

Tshina Endon’un çalışma arkadaşı Lomba Hasoavana da, kendisinin ve başka birçok kişinin, ürünlerini umutsuzca yiyecek arayan insanlardan korumak için, manyok tarlalarında uyuduklarını ancak bunun da çok tehlikeli bir hale geldiğini söylüyor.

 

ÇMO’dan AKP’li Kaya’ya Gaziemir yanıtı: Yavuz hırsız gibi…

İzmir’in Gaziemir ilçesinde, halen tespit edilen radyoaktif atıkların  temizlenmediği Aslan Avcı Kurşun Fabrikası için AKP İzmir Milletvekili Atilla Kaya, Çevre Mühendisleri Odası ve belediyeyi suçladı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nca lisans verilen fabrika alanında 2007’de radyoaktif atık tespit edilmiş, 2011’de olay basına yansımıştı. “İzmir’in Çernobi”i olarak anılan alanda aradan geçen 14 yıllık süreçte herhangi bir gelişme yaşanmadı, atıklar ise çevre ve halk sağlığını tehdit etmeye devam ediyor.

AKP’li vekil Kaya ise katıldığı bir Tv programında konuyla ilgili TMMOB Çevre Mühendisleri Odası‘nı hedef alarak, “Kirletene bakmıyorlar, belediye izin vermiş bize soruyorlar, hep birlikte halt yiyorlar” dedi.

Oda ise Kaya’nın yanlış ve eksik bilgilendirmede bulunulduğu gerekçesiyle yazılı bir açıklama yaparak şu ifadelere yer verdi:

“AKP İzmir Milletvekili Atilla Kaya tarafından 23.08.2021 tarihinde katıldığı bir TV programında paylaşılan kente ve Gaziemir süreci ile ilgili Odamıza yönelik değerlendirmeleri tarafımızca da takip edilmiştir. Mesleği gereği hukuk ve mevzuat bilgisine hakim olması beklenen kentimiz milletvekilinin söz konusu programda kente dair değerlendirmeleri ve kamuoyuna yönelik yaptığı bilgilendirmelerdeki yanlış ve eksik hususlar nedeni ile Gaziemir süreci konusunda öncelikle kendisine ve sonrasında kamuoyuna bir kez daha bilgilendirme yapma gereği duyulmuştur”

‘Lisansı Çevre Bakanlığı verdi, sonuçları da onun sorumluluğunda’

Gaziemir’de yaşanan sürecin 2002 yılından bu yana iktidarın kamusal denetim ve sorumluluktan uzak çevre politikasının yansıması olduğu vurgulanan açıklamada, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sorumlulukları şu maddelerle özetlendi:

  • Dönemin Çevre Orman Bakanlığı tarafından söz konusu tesise, gerekli teknik inceleme ve uygunluk değerlendirmeleri yapılarak, 2007 yılında Çevre Mevzuatı ve ilgili yönetmelik hükümleri kapsamında Geri Kazanım Lisansı verilmiştir. Çevre Mevzuatı’na göre geri kazanım lisansı verilen işletmelerin uygunluğu, denetimi bugünkü adı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sorumluluğundadır.
  • Çevre Bakanlığı’ndan lisans almış bir geri kazanım tesisinde atık bertarafına yönelik denetim, izleme ve uygulama yetkisi Çevre Bakanlığı sorumluluğundadır.
  • 2007 yılında tesiste yapılan denetimde tespit edilen tehlikeli ve radyoaktif atıklar ile ilgili süreç kamuoyundan gizlenmiştir.
  • Kamuoyunun haberdar olduğu 2011 yılından itibaren Çevre Bakanlığı tarafından alanın temizlenmesine yönelik çalışmaların yapılacağı belirtilmiş, süreçler yürütülmüş, bugüne geldiğimiz 14 yılda alanın temizlenmesi ve sürecin tüm sorumluların tespitine yönelik çalışma yapılmamıştır.
  • Radyoaktif ve tehlikeli atıkların üzeri toprak ile örtülerek çevre ve halk sağlığına zarar vermediği ifadesi yanlıştır. Alana yönelik Çevre Bakanlığı tarafından hazırlatılan raporlarda; alanda toprak ve su kalitesindeki radyoaktif ve ağır metal kirliliği analizler ile belirtilmiştir.
  • Alanın temizlenmesi, ilgili süreçlerin yürütülmesi ve bedelinin kirletenden tahsil edilmesi ve gereğinin yapılması Çevre Bakanlığı sorumluluğundadır.
  • Firma sahiplerinin alanı temizlemesi için 14 yıldır beklendiği, ancak firmanın temizlemediği ifadesi Bakanlık ve sorumlu kurumların görevlerini yapmadığı, yönetemediklerinin itirafıdır.
  • Gaziemir süreci sadece alanında bulunan kirlilik değildir. Ülkeye girişi yasak olan, nükleer kaynaklı atıkların kimler tarafından, hangi yollarla getirildiğinin, kaynağının, sorumlularının tespiti ve gereğinin yapılması Çevre Bakanlığı ile birlikte ilgili, yetkili tüm bakanlıkların görevi nihayetinden iktidarın görevi ve sorumluluğudur.”

‘Kullanılan ifadeler yavuz hırsız misali’

Kaya’nın söylemlerine de değinilen açıklamada şöyle denildi:

“Program kapsamında Atilla Kaya tarafından; “kirletene bakmıyorlar, Belediye izin vermiş bize soruyorlar, hep birlikte halt yiyorlar gibi ifadeler kullanılmıştır. Kentimizin milletvekili ve aynı zamanda bir hukukçu olan kendisine; kusur, ceza, kamusal denetim, yetki ve sorumluluk kavramlarını bir kez daha hatırlatmayı görev sayıyoruz.”

 

Ankara Gölbaşı’nda restoran için kiralanan alan hayvanat bahçesine dönüştürüldü

Ankara‘nın Gölbaşı ilçesinde bulunan hayvanat bahçesindeki aslanlar ve kaplanlardan mahalle sakinleri şikayetçi oldu. Hayvanat bahçesi, 1,5 ay önce bir mahalle arasında açılmıştı.

Ancak, alan kiralanırken yapılan sözleşmede kullanılacak yer “Restoran, kafe, açık kapalı düğün ve organizasyon hizmetleri” olarak belirlenmişti.

Arsa sahibi suç duyurusunda bulundu

İş insanı Ahmet Zeki Öner, 2015 yılında kiraladığı Gölbaşı ilçesi İncek Mahallesi‘ndeki 4 bin metrekarelik arazinin bir bölümünü bu yıl hayvanat bahçesine çevirdi.

Balıkesir ErdekLand Hayvanat Bahçesi ile Antalya‘dan getirdiği aslanlar, Bengal kaplanı, tavus kuşu, geyik ve maymun ile hayvanat bahçesi oluşturuldu. Ancak 1,5 ay önce açılışı yapılan hayvanat bahçesinde 2’si yetişkin 12 aslanın kükreme sesi bölgede yaşayan halkı rahatsız etti. Mahalle sakinleri aslanların kükreme sesi ile hayvanat bahçesinin pis koku yaydığı gerekçesiyle tepki gösterdi.

Arazide restoran işleteceklerini söyleyerek kiraladıklarını söyleyen arsa sahibi Yılmaz Kıbrıs ise, firma hakkında “imar kirliliğine neden olma”, “resmi evrakta sahtecilik” ve “hayvan koruma kanuna muhalefet” suçundan Gölbaşı Adliyesi’ne giderek suç duyurusunda bulundu.

‘Aslanpark dedikleri bir işletmeye çevirdiler’

Arsanın amacı dışında kullanıldığını tespit ettiğini kaydeden Kıbrıs, kendisinin haberi olmadan yerin Aslanpark denilen bir işletmeye çevrildiğini şöyle anlattı:

Sonradan almış olduğum haberler doğrultusunda buranın amacı dışında kullanıldığını tespit ettim. Evim yan tarafta olduğu için de aşırı derecede kokudan ve hayvan sesinden rahatsızım. Kendileriyle konuştuğumda şimdilik geçici olarak yaptıklarını, sonradan taşınacaklarını söylediler. Fakat ben buna inanmıyorum. Çünkü yerleşmiş oldukları bir yerden çıkacaklarını tahmin etmiyorum. Sözleşmemin bitmesine 3 yıl kadar zaman kaldı. Bu sözleşmeye bir süre uydular. Benim haberim olmadan birtakım değişiklikler yaparak ‘Aslanpark’ dedikleri bir işletmeye çevirdiler.”

‘Hiçbir koşulu sağlamıyor’

Yılmaz Kıbrıs’ın avukatı Merve Nur Özkan ise yasal sürecin takipçisi olacaklarını kaydederek, şunları söyledi:

Çalışma usul esaslarına bakıldığı zaman buradaki hayvanat bahçesi hiçbir koşulu sağlamıyor. Bakıldığı zaman hayvanat bahçesi ve evler arasında herhangi bir şekilde arada çit bulunmamakta. Sadece Niyazi Beyin çiti var. Hayvanlara baktığınız zaman direk sizi görüyor. Acil çıkış kapısı bulunmamakta. Hayvanlar zaten bakımsızlıktan çelimsiz duruma düşmüşler. Hem hayvanların sağlığını korumak açısından hem de müvekkilimin sağlığını korumak açısından bütün süreçleri başlattık. Bunun takipçisi olacağız.”

‘İşletmenin herhangi bir ruhsatı yok’

Hayvanat bahçesinin bitişiğinde oturduğunu söyleyen Niyazi Gürel ise, hayvanat bahçesinin kapatılması için Ankara Büyük Belediyesi‘ne başvurduğunu ve kendisine “Ekiplerimizce yapılan kontrolde işletmenin herhangi bir ruhsatının olmadığı görülmüş, hayvanlarla ilgili ruhsatlandırmanın ise Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan olduğundan zabıta mevzuatınca yapılacak bir işlem yoktur” cevabının verildiğini aktardı.

İşletme sahibinin savunması

İşletme sahibi Ahmet Zeki Öner de her yerden yasal izinlerinin olduğunu iddia edip şu açıklamalarda bulundu:

ise hayvanları Balıkesir ve Antalya’dan getirdiğini söyledi. Hayvanat bahçesinde daha çok aslan ve kaplan bulunduğunu belirten Öner, “12 aslan, 2 kaplan, maymun ve alageyiğimiz var. Burada hiçbir koku ve etrafa verdiğimiz hiçbir rahatsızlık yok. Aslanlar 20 saat uyuyan hayvanlar. Günde 1-2 kere kükrüyorlar. O da 1 veya 2 dakika sürüyor. Burası Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nden izinli hayvanat bahçesi. Onlar izin verirken bu tür şeyleri göz önünde bulundurarak hangi tür hayvan koyacağımızı belirliyorlar. Herhangi bir sıkıntımız yok. Belediyeden izinli, ormandan izinli her yerden yasal izinlerimiz var. Sağlık koşullarına uygun bir yer.”

Aslantepe Höyüğü’nde 5 bin 500 yıllık evler ve bin yıllık mezarlar bulundu

Malatya’da bulunan ve UNESCO Kültür Mirası Kalıcı Listesi’ne alınan Arslantepe Höyüğü‘nde, bin yıl öncesine ait olduğu düşünülen 28 mezar ile 5 bin 500 öncesinden kaldığı tahmin edilen dört ev kalıntısı bulundu.

Bu yılki kazı çalışmalarının üçte biri tamamlanan höyük, Geç Kalkolitik’ten Geç Hitit Dönemi’ne kadar geçen tarihsel sürece ait buluntulara ev sahipliği yapıyor.

Dünyanın ilk yağmur drenaj hattı bulundu

Geçmiş yıllardaki kazılarda höyükte Geç Hitit Dönemi’ne ait, girişinde aslan ile devrilmiş bir kral heykelinin bulunmuş;  dünyanın ilk yağmur drenaj hattı, kerpiçten saray ve 2 bini aşkın mühür ortaya çıkarılıştı.

26 Temmuz’da UNESCO Kültür Mirası Kalıcı Listesi’ne alınan Arslantepe’deki kazılar, 55 kişilik ekip ile 10 Ağustos’ta tekrar başladı. Bu yılki kazılarda, bin yıl öncesine ve Ortaçağ dönemine ait olduğu tahmin edilen 28 mezar bulundu. Bu alanın yan tarafında ise 5 bin 500 yıl öncesinden kaldığı düşünülen ve yan yana yanmış halde dört ev kalıntısına rastlandı. Kazılar ile evlerin içlerine doğru ilerlenirken, alanda daha birçok objenin bulunacağı tahmin ediliyor.

Arslantepe Höyüğü Kazı Heyeti Başkanı Doç. Dr. Francesca Balossi Restelli, Arslantepe’nin UNESCO Kültür Mirası Kalıcı Listesi’ne alınmasının kendilerinin beklediği en iyi sonuç olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Şimdi saraydan öncenin tarihi anlamak istiyoruz. Çünkü Arslantepe yönetim ve devlet sistemi için önemli oldu. Fakat biz önce ne oldu, nasıl doğdu anlamak istiyoruz. Ondan dolayı bu alanda çalışıyoruz. Çünkü daha eski tabakalara geleceğiz. Şu an ne çıkıyor; evler buluyoruz ama çok enteresan çünkü çok var. Bir tane değil; küçük, ufak yollar ve yol ortasında evler var” dedi.

Sarayın altında da bir ev kalıntısı olduğunu ifade eden Restelli, “Bize sarayın tarihini anlatabilir. Şu an arkamda dört tane yan yana farklı yanmış ev çıkıyor. Yanmış olmaları bizim için çok daha büyük bir şans. Çünkü içinde bütün buluntular çıkabilir. Yangın varsa insanlar kaçıyor. Her şey evlerin içinde duruyor olabilir. Bu sene umarım çok güzel şeyler çıkacak” dedi.

Restelli, evlerin milattan önce 3 bin 600-3 bin 700 yıllarına ait olduğunu düşündüklerini belirterek, “Tarihi kesin biliyoruz çünkü seramik dekorasyonu anlatıyor. Karbon analizleri de yapıldı” diye konuştu.

İsrail, Pfizer/BioNTech aşısı hakkındaki en kapsamlı raporu yayımladı

İsrail Sağlık Bakanlığı‘ndaki uzmanlarca gerçekleştirilen ve  BioNTech-Pfizer aşısının üçüncü dozunu olan 60 yaş ve üstü kişilere yönelik araştırma kapsamında, bu kişilerde üçüncü dozun, vurulduktan 10 gün sonra enfeksiyona karşı ikinci doza oranla dört kat daha fazla koruma sağladığının ortaya çıktığı kaydedildi.

Sonuçları, The New England Journal of Medicine‘de yayımlanan araştırmada BioNTech aşısıyla ilgili ya da ilgisiz tüm yan etkiler değerlendirildi. Aşıyla ilgili en kapsamlı güvenilirlik raporlarından birinin yayımlandığına dikkat çeken Virolog Semih Tareen, bulguları şöyle aktardı:

  • İsrail’de aşılanan 885 bin kişiye bakıldı ve aynı rakam aşılanmayanlarla karşılaştırıldı. Aşı ile alakalı veya alakasız bütün yan etkilere bakıldı.
  • Aşı ile alakası olmayan pek çok yan etki tespit edildi (yukarıdaki görsel.)
  • Aşı ile bağlantılı olan yan etkiler arasında bilinen yan etkiler görüldü:

1. Miyokardit (kalp iltihabı): 100 binde 2.7
2. Lenfadenopati (lenf şişmesi): 100 binde 78
3. Apandisit: 100 binde 5
4. Zona hastalığı (100 binde 15.8)

Tareen, myokardit vakalarının SARSCOV2 enfeksiyonlarında çok daha fazla görüldüğüne, (100 binde 11) yani aşının myokardit riskini dört kat azalttığına dikkat çekerek, “Hatta aşı sayesinde SARSCOV2 ile görülen hemen hemen tüm endişe uyandıran semptomlar azaldı” dedi: (Yukarıdaki görsel)

  • SARS2 enfeksiyonunda aşı olanlara kıyasla aküt böbrek hasarı 125 kat, kalp ritm bozukluğu 166 kat, pıhtı 43 kat, beyin kanaması 8 kat, kalp krizi 25 kat, myokardit 4 kat, akciğer embolismi 62 kat daha fazla görüldü.
  • Lenf şişmesi ve zona aşı olan grupta daha fazla.

885 bin kişide aşıdan dolayı pıhtılaşma görülmediğini, yani aşının pıhtılaşmaya neden olmadığını kaydeden Tareen,  diğer yan etkilerle ilgili de şu saptamaları yaptı:

  • Yüz felci (Bell’s palsy) FDA raporunda 40 bin kişide normal halk ortalamasının üzerinde görülmemişti. Bu yayında aşı olmayan grupta 59 vaka, aşılanan grupta 81 vaka görüldü. İstatistiksel olarak ciddi bir fark olmasa da yine de bu gözleme değindiler (1.32 kat risk oranı).
  • Aşı ile bariz bir bağlantısı gözükmese de zona artışı ile alakalı olabileceği düşünüldü (Zonaya sebep olan Herpes Zoster virüsü ile yüz felci bağlantısı eskiden biliniyor).

Tareen şunları söyledi: “Bugüne kadarki en kapsamlı BioNTech aşısı yan etki takibi. Aşı ile alakalı yan etkileri yukarıda belirttim. Ama sonuçlar asıl riskin aşı değil, SARS2 enfeksiyonu olduğunu tekrar vurguladı. (Örnek: Myokardit SARS2 enfeksiyonunda 4 kat daha fazla).

Pfizer: Üçüncü dozdan sonra antikor üç kattan fazla arttı

Üçüncü dozu için ABD’de onay başvurusuna hazırlanan ilaç şirketi Pfizer ise, üçüncü doz aşının Covid-19’a karşı antikor üretimini ikinci doza göre üç kattan fazla artırdığını açıkladı.

 

Hasankeyf’te balık ölümleri: Yetkililerden herhangi bir adım yok

Bu yıl nisan ayında Hasankeyf‘te ciddi balık ölümleri görülürken, son bir haftadır da Hasankeyf ve civarında bulunan gölet sahasında balık ölümleri yaşandı.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Diyarbakır Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu, balık ölümlerinde sorumluluğu bulunan kişi ve kurumların tespit edilip cezalandırılması amacıyla Kasım 2020 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğunu belirtti ve “Soruşturma dosyası Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nda derdest olup balık ölümlerinin ve diğer çevre felaketlerinin bir daha yaşanmaması adına süreç takip edilmektedir” dedi.

Balıklar köprü ayağına sıkıştı

Gazete Fersude‘de yer alan habere göre, Ilısu Barajı’nın yapım sürecinin tamamlanması ile birlikte Hasakeyf’teki anıt eser taşımalarının hız kazandığı dönemde eserlerin taşınması ve şantiyeye ulaştırılması için su altında kalan eski Hasankeyf-Gercüş yolu üzerinde bir köprü inşa edildi. Köprünün kot farkı nedeni ile balıklar, üreme döneminde Hasankeyf’in yukarısında bulunan Dicle Havzası‘na doğru çıkamadığı için  üreme dönemlerinde yumurtaları ile birlikte köprü ayağında sıkışıp kaldı.

Şah balığı olarak bilenen balıkların köprü ayağına sıkışması nedeniyle on binlerce balık burada insanlar tarafından avlandı.

Çevre sakinleri yaşananlardan şikayetçi olsalar da değişen bir şey olmadı. Devlet Su İşleri (DSİ) ise köprüdeki kot farkının balıklara zarar vermediğini ileri sürdü.

Meclise soru önergesi verildi

Barajın su tutmaya başlaması ile birlikte balık ölümleri de gözlendi. Baraj göleti çöp yığınları ile birlikte yükselirken, en üst kotun haziran-temmuz aylarında oluşmasının ardından elektrik üretiminin başlaması ile hızlı bir su çekilmesi yaşandı.

Suyun çekilmesiyle ile birlikte ilk balık ölümleri Diyarbakır-Batman il sınırında bulunan Zilek Köprüsü mevkiinde Eylül 2020 tarihinde başladı. Suyun çekilmesi devam ederken özellikle Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Ağılköy mevkiinde yüzbinlerce balık  hayatını kaybetti. Kuraklığın sürmesi nedeni ile Hasankeyf ilçe sınırları dahil tüm baraj havzasında balık ölümleri yaşandı. Tüm bu yaşananlara rağmen yetkililer gerekli adımları atmadı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) konuya ilişkin meclise soru önergesi sundu.

Belediye başkanı inkar etti

Bu yıl Nisan ayında da su altında kalan eski Hasankeyf-Gercüş yolu civarında ölü yayın balıkları karaya vurdu. Su kirli olduğu için balık ölümlerine zirai ilaçların da neden olabileceği düşünülüyor. Konuyla ilgili bir araştırma yapılmazken, mayıs ayında Batman’da yerel bir gazetenin canlı yayın konuğu olan AKP’li Hasankeyf Belediye Başkanı Abdulvahap Kusen, önce balık ölümlerini inkar etti, ardından ise basındaki haberlerin gösterilmesi ile ölümlerin Hasankeyf’te olmadığını iddia etti.

Batman, Siirt, Diyarbakır başta olmak üzere baraj sahasına dökülen atık sular, biyolojik arıtma tesislerinin olmaması nedeniyle baraj göletini foseptik çukuruna çevirdi.

‘AKP binasının camını kırmak’tan müebbet hapis

Şanlıurfa‘da, 28 Ağustos 2015’te AKP Eyyübiye ilçe binasının camının kırılmasıyla ilgili  tutuklanan biri kadın beş kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

MA’dan Emrullah Acar’ın aktardığına göre,  ölen ya da yaralanan kimsenin olmadığı saldırı sonrası olay yerine gelen polislerin açtığı ateş sonucu S.Ç. isimli kadın yaralı olarak yakalanmış, sonrasında yapılan operasyonlarda da S.K., S.A., R.Ç. ve V.D. gözaltına alınmıştı.

Emniyet sorgularının ardından çıkarıldıkları mahkemede, emniyette ağır işkenceler gördüklerini, ifadelerinin işkence altında alındığını söyleyen beş kişi tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Yargıtay’a itiraz

Urfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada sırasında da tutuklu sanıklar emniyette maruz kaldıkları ağır işkenceyi anlatmış ve emniyet ve savcılıktaki beyanlarının işkence altında alındığını söylemişti. İşkence anlatımlarını dikkate almayan mahkeme heyeti, beş sanığa da “devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma”, “tasarlayarak, yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs”, “tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme” ve “örgüt propagandası yapmak” suçlamalarıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları verdi.

Sanık avukatları, kararlara dair İstinaf Mahkemesi’ne yaptıkları başvurunun reddedilmesi üzerine itirazlarını Yargıtay’a taşıdı.

AKP ilçe binasının sadece camının kırıldığı olay, o dönem basına “bombalı eylem” olarak yansımıştı.

İspanya’nın Mar Menor kıyılarına binlerce ölmüş balık ve deniz canlısı vurdu

İspanya’nın önemli kıyı şeritlerinden biri olan ve bir zamanların ünlü tatil bölgesi Mar Menor‘da görülen kirlilik, deniz canlılarına büyük zarar veriyor.  

Yunanistan Başbakanı: Gelecek yıl daha fazla yangın söndürme uçağı temin edilecek

Yunanistan‘da geçtiğimiz ay çıkan yangın hala kontrol altına alınamazken, Yunanistan Başbakanı Kriyakos Mitsotakis dün yaptığı açıklamada, gelecek yıl daha fazla yangın söndürme uçağının temininin planlandığını kaydetti.

Mitsotakis, yangınlara etkili bir şekilde müdahale etme konusunda hataları olduğunu kaydetti. Yunanistan Başbakanı, daha önce de yangınlarla mücadeledeki herhangi bir başarısızlık için halktan özür dilemişti.

Yeni bir birim oluşturulacak

Bunun yanında Kriyakos Mitsotakis, yangınlara müdahale edecek ekiplerin daha iyi koordine edilmeleri için yeni bir birim oluşturulacağını da belirtti.

Mitsotakis,  “Açıkça söylüyorum: İyi hazırlandık. Ancak bu fenomenle başa çıkmak için yeterince iyi değil” ifadesini kullandı.

SMS ile yangın ihbarı ve tahliye uyarıları uygulamalarının yararlarının görüldüğünü ifade eden Mitsotakis erken uyarılar sayesinde de can kaybı olmadığını söyledi.

Ağustos ayının başından bu yana Yunanistan’da ortalama olarak günde 60 orman yangını çıktı. Yunanistan’da etkili olan yangınla sebebiyle 10 bin hektardan daha fazla ormanlık ve çalılık alan tahrip olmuştu.

23 ülkeye yardımlarından dolayı teşekkür eden Mitsotakis, tüm mağdurların evlerini yeniden inşa edebilmeleri için maddi yardım alacaklarını söyledi.

Türkiye de Yunanistan’a iki adet yangın söndürme uçağı göndermişti.