Ana Sayfa Blog Sayfa 1279

Kaliforniya, seks sırasında partnerden gizli kondom çıkarmayı yasaklayan ilk eyalet oluyor

Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaleti, cinsel ilişki sırasında kondomu partnerinin rızasını almadan gizlice çıkarmayı yasaklayan ilk eyalet olmak için harekete geçti.

Milletvekillerinin onayını alan yasa değişikliği önerisi salı günü Vali Gavin Newsom’a gönderildi. Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte sözlü onay alınmadan prezervatifin çıkarılması durumunda mağdur faile tazminat davası açabilecek.

2017’den bu yana çaba gösteriyordu

USA Today’in aktardığına göre Demokratik Meclis Üyesi Cristina Garcia, Yale Üniversitesi’nin bir araştırmasında hem kadınlara hem de gey erkeklere yönelik gizli eylemlerin arttığını ortaya koyduğu 2017 yılından bu yana bu yasa için çaba gösteriyordu.

Ancak o dönemde yasama uzmanları bu eylemin zaten cinsel kabahat olarak kabul edilerek cezalandırılabileceğini söyleyerek böyle bir ek yasanın gereksiz olduğunu belirtmişti.

Yasadaki belirsizlik ortadan kalkacak

Analistler ise failin kazara değil kasıtlı olarak hareket ettiğini kanıtlamanın zorluğu nedeniyle bu durumun nadiren kovuşturulduğunu söylüyordu. Yasanın kabul edilmesiyle birlikte medeni hukuktaki herhangi bir belirsizlik de ortadan kalkmış olacak.

Garcia’nın tasarısı hiçbir itiraz olmadan Meclis’ten geçti. Açıklama yapan milletvekili, “Gizlice çıkarmayı savunan ve teşvik eden ve eşlerinin rızası olmadan prezervatifi çıkarmanın nasıl mümkün olacağına dair tavsiyeler veren çevrimiçi toplulukların olması iğrenç. Ancak yasada bunun bir suç olduğunu açıkça belirten hiçbir şey yoktu” ifadelerini kullandı. Yasayla birlikte bu durum değişmiş olacak.

Petrol şirketleri, 1,5°C hedefi için 2030’lara kadar üretimlerini en az yarı yarıya düşürmeli

Londra merkezli finansal düşünce kuruluşu Carbon Tracker‘ın bu yıl beşincisini yayımladığı “Hayatta Kalmak için Uyum Sağlamak” başlıklı raporda, petrol ve doğal gaz sektörüne yatırıma devam etmenin riskleri analiz edildi.

Bugün yayınlanan rapora göre dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz şirketleri 2030 yılına kadar üretimlerinde yarı yarıya veya daha fazla kesinti planlamadıkları sürece küresel iklim hedefleriyle uyumlu kabul edilmeleri mümkün değil.

Şirketler yatırıma hala devam ediyor

Rapor, şirketlerin Paris Anlaşması‘nın 1,5°C hedefiyle tutarsız olan büyük projelere milyarlarca dolarlık yatırımı hala onayladığını ve “net sıfır” taahhüdüne sahip olanların bile yeni petrol ve gaz aramaya devam ettiğini ortaya koyuyor.

Geçen yıl küresel salgın nedeniyle petrol fiyatlarının düştüğü dönemde dahi şirketlerin beş büyük petrol projesine yatırım yaptığı hatırlatılan raporda bu projeler anlatılıyor.

  • ExxonMobil‘in Guyana‘daki 5,5 milyar dolarlık Payara ve 1,8 milyar dolarlık Pacora petrol sahaları,
  • Petrobras‘ın Brezilya‘daki 4 milyar dolarlık Itapu sahası,
  • Woodside şirketinin Senegal‘daki 3,9 milyar dolarlık Sangomar sahası,
  • Petrobras, Shell ve Total‘in Brezilya‘daki 2,7 milyar dolarlık Mero 3 sahaları.

Büyük bir düşüş yaşayacaklar

Carbon Tracker’ın analizi yatırımcıları şirketlerin Uluslararası Enerji Ajansı‘nın yeni petrol ve gaz üretimine yatırıma gerek olmadığı yönündeki bulgusunun etkilerinin farkına varmadıkları konusunda uyarıyor.

Rapora göre bulgular dünyanın en büyük 40 şirketinden 20’sindeki üretimin 2030’lara kadar en az yüzde 50 küçüleceğini gösteriyor, çünkü mevcut projeler yerine yenisi konulmadan tükeniyor. Çoğu büyük kaya petrolü şirketinin üretiminde ise yüzde 80’nin üzerinde düşüş görülmesi bekleniyor.

ConocoPhillips’in yüzde 69 ile bu düşüşe en çok maruz kalacak petrol şirketi olacağı belirtiliyor. Bu şirketi yüzde 52 ile Chevron, yüzde 49 ile Eni, yüzde 44 ile Shell, yüzde 33 ile BP ve yüzde 33 ile ExxonMobil takip ediyor. Saudi Aramco ise büyük şirketler arasında mevcut sahalardan elde ettiği büyük yedek kapasitesi nedeniyle artan üretim görebilecek tek şirket olarak listeleniyor.

‘Atıl varlıklarla baş başa kalacaklar’

Rapor ayrıca, şirketlerin istikrarlı veya artan talepten oluşan her zamanki gibi bir iş geleceği bekleyen projelere yatırım yapmaya devam etmeleri durumunda, düşük karbonlu bir dünyada ekonomik olmayan atıl varlıklarla baş başa kalma riskiyle karşı karşıya oldukları konusunda uyarıyor.

Ulusal iklim politikaları ve temiz teknolojilerin hızlı büyümesinin talebi azaltacağı, fiyatları aşağı çekeceği ve gelirlerin önemli ölçüde düşmesine yol açacağı belirtiliyor.

‘Mevcut koşullar özellikle tehlikeli’

“Mevcut koşullar özellikle tehlikelidir” ifadelerinin yer aldığı raporda şu anda küresel ekonominin Covid’ten kurtulması ve OPEC’in arzı sıkı bir şekilde tutması nedeniyle petrol fiyatlarının varil başında 70 dolar gibi yüksek bir rakamda olduğu söyleniyor.

Rapor, bu durumun şirketleri yeni projeleri onaylamaya teşvik edebileceği konusunda uyarıyor. Ancak mevcut koşullara göre yatırım yapmanın şirketleri uzun vadede zarara sokabileceği gerçeğinin altı çiziliyor.

‘Yeni yatırımlar taahhütleri sorgulatıyor’

Önde gelen şirketler net sıfır hedeflerini benimsemiş olsalar da yalnızca BP, Eni, TotalEnergies ve Shell petrol üretimlerinin önümüzdeki yıllarda düşeceğini kabul etti. Yalnızca BP, Shell ve Eni büyütmeyi planladığı gaz üretiminde düşmeyi taahhüt etti.

Yine de Shell, TotalEnergies, Eni ve Equinor, Surinam ve Norveç’in Barents Denizi gibi sınır bölgelerinde yüksek maliyetlerine rağmen yeni arama ruhsatları aldı. BP ise yeni “avantajlı” varlıklar geliştirmeyi planlıyor. Raporda, “Bu tür hareketler, bu şirketlerin petrol ve gazdan uzaklaşma konusundaki taahhütlerini sorguluyor” ifadeleri yer alıyor.

60 şirketin portföyü incelendi

Rapor, düşük karbonlu bir dünyada ne kadar dayanıklı olduklarını değerlendirmek için dünyanın en büyük 60 borsaya kayıtlı petrol ve gaz şirketinin proje portföylerini analiz ediyor.

Küresel ısınmayı 1,65°C ile sınırlayan daha yavaş bir karbonsuzlaştırma yolunda bile, şirketlerin çoğunluğunun proje portföylerinin yarısından fazlasının yolda kalma riskiyle karşı karşıya kalacağı tespiti yapılıyor.

1 trilyon dolardan fazla yatırım risk altında

Carbon Tracker’ın analizi, 480 milyar doları kaya gazı projelerine ve 240 milyar doları derin deniz projelerine ait olmak üzere, bir trilyon dolardan fazla yatırımın risk altında olduğunun altını çiziyor.

ConocoPhilips’in portföyünün yüzde 88’i, ExxonMobil’in yüzde 80, Chevron’un yüzde 60, Shell’in yüzde 53, BP’nin yüzde 40, TotalEnergies’in yüzde 39 ve Eni’nin yüzde 25’inin gelecek yıllarda atıl kalma ihtimali bulunuyor.

‘Bahis oynanıyor’

Carbon Tracker Petrol, Gaz ve Maden Birimi Yöneticisi Mike Coffin, petrol ve doğal gaz şirketlerinin iklim değişikliğini önlemeye yönelik küresel çabaların başarısına karşı bahis oynadığını belirterek şunları söylüyor:

“Eğer bu şirketler iş planlarını olduğu gibi devam ettirirlerse düşük karbon ekonomisinde rekabetçi olamayacak projelerde bir trilyon dolardan fazla yatırımı kaybedecek.”

 

 

Meksika’da kadınların kürtaj kazanımı: Kürtajı cezalandırmak anayasaya aykırı bulundu

Meksika Yüksek Mahkemesi (SCJN), ülkenin Teksas sınırındaki bir eyalet olan Coahuila‘da kürtajı suç haline getiren bir yasanın bazı hükümleri oybirliğiyle iptal ederek, kürtajı cezalandırmanın anayasaya aykırı olduğuna karar verdi.

Meksika’da kadınlar uzun bir zamandır kürtaj hakları için mücadele ediyordu.

Sadece dört eyalette kürtaj yasal güvence altında

Konuyla ilgili bir açıklama yapan mahkeme başkanı Arturo Zaldivar, kararın ülkenin tüm yargıçları için zorunlu kriterler oluşturduğunu ve onları benzer davalarda aynı şekilde davranmaya zorladığını kaydetti.

Tarihi olarak değerlendirilen kararı ülkedeki kadınlar sevinçle karşıladı.

32 eyaletli Meksika’da sadece Meksiko, Oaxaca, Hidalgo ve Veracruz eyaletlerinde kürtaj suç olarak kabul edilmiyor. Diğer eyaletlerde ise kürtaj yapan ve yaptıranlar hakkında üç yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Buğday Derneği soruyor: Orman yangını mı, ormansızlaşma mı?

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Türkiye’deki artan orman yangınlarına ve ondan daha fazla artan ormansızlaşma sorununa dikkat çeken bir açıklama yaptı.

Açıklamada “Orman olmaktan çıkarılan alanların, yanan orman alanlarından çok daha fazla olduğu gerçeği orman varlığını ne kadar sahiplendiğimizi sorgulamamıza neden oluyor” ifadeleri kullanıldı.

‘Hammadde olarak görmeyi bırakmalıyız’

Ormansızlaşmaya sebep olan faktörlerin iklim krizinde olduğu gibi, insan merkezli bakış açısı, tüketim odaklı yaşam tarzı ve buna hizmet eden sürdürülebilir olmayan bir ekonomik sistem olduğu belirtilen açıklamada şunlar söylendi:

“Yaşadığımız ve gelecekte yaşanması öngörülen felaketler, ekosistemin öğelerini birer “kaynak” veya “hammadde” olarak görmekten vazgeçmemiz, doğayla uyumlu yaşam biçimlerini ve yaşamın bir bütün olarak sürdürülebilirliğini benimsememiz için çağrıda bulunuyor.

Geldiğimiz noktada, ekosistemi sadece korumak yeterli değil; acil bir şekilde onarmak için mevcut olan çözümleri devreye sokmamız gerek. Bireyler, kurumlar ve karar vericiler olarak üzerimize düşeni öğrenmek ve bir an önce harekete geçmek zorundayız.”

Yanan alandan fazlası faaliyete açılıyor

Ülkemizdeki son büyük orman yangınlarında sadece Muğla ve Antalya’da 144 bin hektar (Gökçeada’nın 5 katı) orman alanı yandı, sekiz kişi ve birçok orman canlısı hayatını kaybetti.

Yangınlar nedeniyle yitirdiğimiz ormanlık alanlardan daha fazlası, tüketim talebimizi karşılamak ve kalkınma adına gerçekleştirilen madencilik, enerji, üretim ve dağıtım faaliyetleri için kullanıma açılıyor.

Orman Genel Müdürlüğü (OGM) verilerine göre (2021 yılı hariç), son 9 yılda 87 bin hektar alan yanarken, 340 bin hektar alanın ormancılık dışı kullanımına izin verildi.

Madencilik ve enerji ilk sıralarda

Verilen bu izinlerden yüzde 25’i madencilik, yüzde 37’si enerji ve  yüzde 36’sı diğer alanları (toprak dolgu, savunma, ulaşım, haberleşme, iletişim panosu, su, atık su, altyapı, katı atık bertaraf, sokak hayvanları bakımevi, mezarlık, sağlık tesisi, spor tesisi, eğitim tesisi, tahsis -Kültür ve Turizm Bakanlığı- turistik tesis, üniversite yeri, balık üretme tesisi, define arama, arkeolojik kazı, restorasyon, ocak, fabrika hızar şerit) kapsıyor.

Hidroelektrik santraller (HES) ve kömürlü termik santraller gibi enerji yatırımları orman alanı kayıplarına neden olurken, enerji nakil hatları yangına neden olan faktörler arasında ilk üçte yer alıyor.

‘Yeni kanun korumanın yanından geçmiyor’

Açıklamada Manavgat yangınının başladığı tarih olan 28 Temmuz’da yürürlüğe giren 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, orman alanlarının turizme tahsis edilmesinin yoluna açan değişiklik de hatırlatıldı.  Değişiklikle bölgelerin yeri, mevki ve sınırlarının tespit ve ilanı Cumhurbaşkanlığı’nın kararına bırakılıyor.

Buğday Derneği, “Yeni kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri adıyla orman alanları, kıyılar ve meralar turizm yatırımlarına açılabilir hale geldi. Böylece, Cumhurbaşkanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı; kıyıların, ormanların ve meraların turizme açılması konusunda tek karar mercii oldu” ifadelerine yer verdi.

Yangınlar, ormanın barındırdığı canlıları doğrudan etkilediği, ani ve hızlı bir yıkıma neden olduğu için kamuoyunun tepkisinin de hızlı ve güçlü olduğu belirtilen açıklamada “Buna karşın, yanan alanlardan daha fazlası madencilik, enerji veya turizm faaliyetleri için ormancılık dışı kullanıma açılırken, kamuoyu bu yıkımın ya da etkilerinin yeterince farkında olamayabiliyor” denildi.

Orman köylüleri yerinden ediliyor

Açıklamada artan yangınlara karşı müdahale etmedeki yetersizliklere de değinildi ve “Son yangın felaketindeki yetersiz ekipman ve personel, gerekli müdahalenin zamanında yapılmaması gibi etkenlerin yanı sıra; yangınlara hızlı müdahale etme ve kontrol altına alma deneyimi olan orman köylüsünün ormancılık dışı kullanımlar nedeniyle yerinden edilmesinin de acı sonuçlarına şahit olduk” denildi.

“Yüzyıllardır ormanın kıyısında yaşayan halk, geçmişten bugüne orman ekosistemiyle uyumlu bir yaşam kültürü oluşturdu ve geçimini ormandan sağladı. Ormancılık dışı faaliyetler, ormana bağlı bu toplulukların hem yerinden edilmesine hem de ormanı yangından koruma refleksini ve bilgisini barındıran bir kültürün giderek yok olmasına neden oldu” tespitinin yer aldığı açıklamada şunlar söylendi:

“Orman köylülerini yerinden eden uygulamalara son verilmesi, özellikle yangınların büyümeden söndürülmesi konusunda önemli bir avantaj sağlayabilir.”

İklim krizi ve ormansızlaşma

Birleşmiş Milletler (BM) Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) geçtiğimiz Ağustos ayında yayımlanan raporuna değinilen açıklamada rapor, “İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının 1850-1900’dan bu yana yaklaşık 1,1°C’lik ısınmadan sorumlu olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki 20 yılda ortalama küresel sıcaklığın 1,5°C’ye ulaşması veya bunu aşması bekleniyor” denildi. Açıklamada şunlar söylendi:

“İnsan faaliyetleri nedeniyle giderek tırmanan iklim krizinin en belirgin nedenlerinden olan ormansızlaşma, karbon yutaklarının azalması anlamına geliyor. Diğer yandan, iklim değişikliğinin sonucu olarak dünyanın çeşitli bölgelerini kasıp kavuran sıcaklar, nem oranında ciddi düşüşlere neden olarak orman yangınlarını tetikliyor. Orman yangınları da hem gezegenimizin karbon yutaklarını yok ediyor hem de karbon salımına neden oluyor.

Türkiye, iklim krizinden en fazla etkileneceği tahmin edilen Akdeniz Havzası’nda yer alıyor. Ancak hiçbir ülkenin iklim krizi ile tek başına mücadele ederek kurtulamayacağının farkında olmalıyız. Bu nedenle, ilk adım olarak, iklimdeki değişikliklere karşı tüm ülkeleri bir araya getirerek çözümün bir parçası olmamızı sağlayacak Paris Anlaşması’nın acilen onaylanması ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik hedefler ve politikalar oluşturması gerekiyor.”

‘Ormanlar yoksa biz de yokuz’

Açıklamada “Her yıl hektarlarca alanı ormancılık dışı faaliyetler için kullanıma açan yetkililere sesleniyoruz. Ormanlar yoksa, sulak alanlar yoksa, özgür akan nehirler yoksa, bozkırlar yoksa biz de yokuz” ifadeleri kullanıldı.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Strateji Kurulu Üyesi Oya Ayman, orman varlığını korumanın, kuraklık ve sellerin daha da artmasına neden olan iklim krizinin derinleşmesini engellemek açısından hayati öneme sahip olduğunu söyledi ve şu ifadelere yer verdi:

“Ormandaki ağaçlar, çalılar, otlar, çiçekler, yaban hayvanları, toprak, su, mantarlar, böcekler, bakteriler, birbirleri ile işbirliği yaparak ormanın devamlılığını sağlar. Biz de insan türü olarak, ormanları yok eden uygulamalar yerine, orman ekosistemi ile işbirliği yapan bütüncül yöntemleri geliştirerek yaşamımızı sürdürebiliriz. Tüketerek kendimizi yok etmek ya da doğayla uyum içinde yaşamak; seçim bizim.”

‘Sorumluluk alma vakti geldi’

Buğday Derneği tarafından yapılan açıklama “Gerek iklim krizi, gerek ormansızlaşma, gerekse orman yangınları insan kaynaklıdır. Bizimle birlikte diğer türlerin de yaşamını tehdit eden kriz ve felaketlere neden olan faaliyetlerimizi bir an önce ekosistemle uyumlu hale dönüştürmemiz gerekiyor. Ekosistemi onarma yolunda acil politikaların ve uygulamaların hayata geçirilmesi için hükümet ile birlikte, yerel yönetim, özel sektör ve bireyleri hareket geçmeye çağırıyoruz. Yaşamın bir bütün olarak sürdürülebilirliği için sorumluluk almanın vakti geldi” çağrısıyla sonlandırıldı.

 

Kalp Çarpıntısı isimli kitap, Bakanlık tarafından muzır neşriyat ilan edildi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ana karakterleri eşcinsel olan yazar Alice Oseman‘ın “Kalp Çarpıntısı” isimli çizgi roman serisini muzır yayın ilan ettiğini duyurdu.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu‘nun kararı, Resmi Gazete’nin dünkü sayısında da yayımlandı.

Çocukların kitaba erişimi kısıtlandı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Twitter hesabından yaptığı açıklamada kararı şöyle duyurdu:

Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulumuz yaptığı incelemeyle ‘Kalp Çarpıntısı (Cilt 1-2)’ adlı kitabı zararlı içeriklere sahip olduğuna karar vererek, muzır ve müstehcen ilan etmiştir.

Çocukların söz konusu esere erişimi bu kararla kısıtlanmıştır.”

Karar oy birliğiyle alındı

Kurul kararında da şu ifadeler yer aldı:

Kurulumuzca Re’sen incelenen “KALP ÇARPINTISI CİLT-1 ; CİLT -2” isimli kitabın incelenmesi neticesinde; kitapta yer alan bazı yazıların 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte olduğuna; bu sebeple söz konusu kitabın 1117 sayılı Kanunun 3266 sayılı Kanunla değişik 4 üncü maddesindeki sınırlamalara tâbi olmasına oy birliği ile karar verilmiştir.
İlgililere duyurulur.”

İHD: Son 13 yılda zırhlı araçlar 20’si çocuk 42 kişiyi öldürdü

İHD Diyarbakır Şubesi‘nin hazırladığı rapora göre, son 13 yılda zırhlı araç çarpmalarında 20’si çocuk 42 kişi yaşamını yitirdi. 21 tanesi çocuk olan 90 kişi ise yaralandı.

Söz konusu rapor, Şırnak’ın İdil ilçesinde yaşayan yedi yaşındaki Mihraç Miroğlu‘nun zırhlı araç çarpması sonucu hayatını kaybetmesinin ardından yayınlandı.

En çok yaşlılar ve çocuklar etkilendi

Rapora göre gerçekleşen en az 76 zırhlı araç çarpması olayında yaralanan yurttaşlardan kimileri fiziksel kayıplarla yaşamını sürdürmek durumunda bırakıldı. Olaylardaki ölüm ve yaralanmaların en çok çocuk ve yaşlı yetişkinleri etkiledi.

“Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 35 yıldır süre gelen ve halen devam etmekte olan savaş ve düşük yoğunluklu çatışma hali, gerisinde ağır ve onarımı güç bir toplumsal tahribat oluşturmuştur,” denilen raporda “Gayrı resmi rakamlara göre 50 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği ifade edilen bu süreçte, ağır insan hakları ihlalleri de şiddet ortamının etkisiyle meydana geldi ve sürekli sistematik bir artış gösterdi” ifadelerine yer verildi.

‘Yargılamadan muaf olması sağlanıyor’

Raporda “Zırhlı araçların yerleşim mekânlarında kullanımının artırılması ve hukuki-idari denetimden yoksun bir şekilde kullanılması sonucunda gerçekleşen olaylar, tüm hatları ve niteliği ile bir suç teşkil etmesine karşın fail/faillerin yasama, yürütme ya da yargı birimleri tarafından doğrudan ya da kanun hükümleri kullanılarak yargılamadan muaf kılınması veya olması gerekenden daha az cezaya mahkûm edilmesi sağlanıyor” denildi.

Eylemlerin cezasızlıkla sonuçlandığına dikkat çekilen raporda, “Zırhlı araç çarpması nedeni ile hazırlanan dosyalarda, idari ve adli soruşturmaların eksik, yanlı ve fail/failler konumundaki kolluk birimini aklayacak şekilde, bilgilerin yine ilgili kolluktan temin edilerek oluşturulduğuna rastlanılmıştır. Soruşturma makamlarının eylemin oluşumundan itibaren, zırhlı aracın sürücüsü kamu görevlisinin görevi icrasında gerçekleşen trafik kazası ön kabulü ile hareket ettikleri görülmüştür” tespitlerine yer verildi.

Resmi Gazete’de yayımlandı: 52 ilaç geri ödeme kapsamından çıkarıldı

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanlığı‘nın “Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ” ile “Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu Kararı“, Resmi Gazete‘nin mükerrer sayısında yayımlandı.

Yayımlanan bu karara göre, SGK Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) eki “Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi”nde kayıtlı 52 ilaç geri ödeme kapsamından çıkarıldı.

Eş değer ilaçlara ödenecek bedellerin belirlenmesinde uygulanan taban birim fiyat uygulaması da yüzde 10’dan yüzde 5’e düşürüldü.

Diş tedavilerindeki ödemelerde de değişiklik yapıldı

Aynı listede yer almamakla birlikte geri ödeme başvuruları bulunulan ve karar ağacı tamamlanan ve/veya değerlendirme süreci devam eden, antiinflamatuvar ilaçlar olarak adlandırılan spreyler, eklem-kas ağrısı tedavisinde kullanılan jel ve merhem gibi topikal ilaçlar, çocukların diş çıkarma döneminde kullanılan ağrı kesici topikal ilaçların geri ödeme kapsamına alınmaması kararlaştırıldı.

Öte yandan, tebliğdeki değişiklikle ortodontik diş tedavileri ve yüzde 40 ve üzerinde engelli kişiler hariç, özel sağlık hizmeti sunucuları ve kurumla sözleşmesi olmayan resmi sağlık hizmeti sunucularındaki diş ünitelerinde yapılan ağız ve diş sağlığına ilişkin tedaviler kurumca ödenmeyecek.

Söz konusu ilaçlar şöyle listelendi:

Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan sekiz kişinin ilk duruşması 2 Kasım’da

LGBTİQ+ Meclisleriİstanbul Taksim‘de düzenlenmek istenen Onur Yürüyüşü‘nde gözaltına alınan ve haklarında 2911 sayılı kanun gerekçe gösterilerek dava açılan kişilerle dayanışma çağrısı yaptı.

Yürüyüş ilk olarak Maltepe Miting Alanı‘ nda yapılmak istenmiş, İstanbul Valiliği ise yürüyüşe izin verilmeyeceğini açıklamıştı. Bunun üzerine Onur Haftası Komitesi 26 Haziran tarihinde Taksim Meydanı‘na çağrı yapmıştı.

Taksim’de gerçekleştirilmek istenen eylem de Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanmış, yürüyüşe katılan kişilere ise polis sert şekilde müdahale etmişti.

İlk duruşma 2 Kasım’da

LGBTİQ+ Meclisleri yaptığı açıklamada “Bu yıl anayasaya aykırı biçimde engellenen Onur yürüyüşüne polis saldırısı gerçekleşmiş, onlarca kişi gözaltına alınmıştı. LGBTİQ+ Meclislerinden gözaltına alınan sekiz arkadaşımıza 2911 sayılı kanun gerekçe gösterilerek dava açıldı” dedi.

Açıklamada davanın ilk duruşmasının 2 Kasım’da görüleceği belirtilerek “Tüm LGBTİQ+’ları ve dostlarımızı çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

‘Davalar hiçbirimizi yıldıramaz’

Savcının iddianamede “asla yalnız yürümeyeceksin” sloganlarını ve Beyoğlu Kaymakamlığı’nın hukuksuz yürüyüş yasağını gerekçe gösterdiği belirtilen açıklamada şunlar söylendi:

“Göz korkutmak için açtığınız davalar hiçbirimizi yıldıramaz. Anayasal hakkımızı kullandık, yine kullanacağız. Heteronormatif düzenin keyfi yasaklarına uymuyoruz. LGBTİQ+’ları meydanlardan, işten, evden ve hayattan uzaklaştıramazsınız.”

 

Cudi Dağı’nın iki ayrı noktasında orman yangını

Şırnak‘taki Cudi Dağı‘nın Çala Niriya ve Gelîyê Toz olarak adlandırılan iki ayrı yerinde orman yangınlarının başladığı öğrenildi.

Yangına hiçbir müdahalede bulunulmadığı ve alevlerin giderek yayıldığı bilgisi de paylaşıldı.

Mezopotamya Ajansı‘nda yer alan habere göre, öğle saatlerinde başlayan yangının çıkış sebebi henüz bilinmiyor.

Cudi Dağı eteklerinde yer alan Spîndarok Köyü kırsalında iki gün önce başlayan yangının ise kendiliğinden söndüğü bildirildi.

İnsan etkisiyle oluşan iklim krizi sebebiyle hem Türkiye‘de hem dünyada binlerce hektarlık alanlar kül oldu.

Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verilerine göre, orman yangınlarının yok ettiği alan miktarı 2021’de olağanüstü boyuta ulaştı.

Türkiye’de 2021’in ocak ile ağustos ayları arasında kül olan ormanlık alan 177 bin 476 hektara ulaştı.

İkizköylülerin avukatı Atal: Akbelen’deki bilirkişi keşfinde görevli hakim suç işledi

Muğla İkizköy’de yer alan ve termik santrale yakıt sağlayan linyit madeni sahasının genişletilmesi için yok edilmek istenen Akbelen Ormanı’nda, iznin iptali için yapılan bilirkişi heyeti  incelemesi olaylı bitti.

Keşif sırasında Murat Yüksel adlı hakimin davacı avukatlara, sırasında Murat Yüksel isimli hakim, davacı avukatlara ‘ruh hastası’ diyerek hakaret etmesi, hem bölgedeki hukukçular hem de aktivistler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Olay üzerine davacı İkizköy avukatları Arif Ali Cangı ve İsmail Hakkı Atal ile Adana Barosu’ndan Şiar Rişvanoğlu reddi hakim başvurusu yaptı.

Davacı KARDOK Derneği adına bugün bir açıklama yapan avukatlardan Atal, “Muğla 1.İdare Mahkemesinin 2021 /563 E. Sayılı dosyasında ‘orman kesim izin iptal’ davasının 7.09.2021 tarihinde yapılan keşfinde meslek   hayatımızda görmediğimiz ve hakimlik mesleğine uymayan suç oluşturan tavır ve uygulamalarla karşılaştık” dedi.

300 köylü ve ekolojistle bekledikleri heyetin, keşif yapılacak bölgeden uzak bir yere gittiğini, keşfi yöneten hakim Yüksel’in alana sadece Muğla, İzmir ve Adana barosundan gözlemci avukatları, itirazlar üzerine aldığını, KARDOK’un yönetim kurulu üyeleri ve uzmanların maden sahasına alınmadığını anlatan İsmail Hakkı Atal, şunları kaydetti:

“Tarafgir hakim Murat Yüksel’in yönettiği ve maden sahası, Akbelen ormanı ve Karadam köyü olmak üzere üç ana bölümde yapılan keşif esnasında, beyanlarımızı sunmamızı, yasal taraf haklarımızı kullanmamızı engelleyen, buna karşılık termik santral avukatının usule aykırı davranışlarına göz yuman hakim Murat Yüksel  biz avukatlara ‘ruh hastası’ ve ‘şov yapmayın’ gibi ifadeler kullanarak ‘görevi kötüye kullanma ve hakaret’ suçlarını işlemiş ve en nihayetinde de yargı görevini kasıtlı olarak yapmadığını fark etmemiz üzerine bizi, reddi hakkim talebinde bulunmak zorunda bırakmıştır. Keşif tutanağına da ihtirazi kayıt koyarak keşfi kabul etmediğimizi beyan edip keşfin yenilenmesi talebinde bulunduk. Hakim Murat Yüksel aynı zamanda İkizköylülerin de adalete olan güvenini sarsan tavır ve uygulamalarıyla hakimlik mesleğine de zarar vermiştir.”

 Son yıllarda kendini yurttaşların ve yasaların üzerinde gören hakimlik uygulamalarıyla sıkça karşılaştıklarını söyleyen Atal, şu örnekleri verdi:

“Hakimlik savcılık sınavında yazılı sınav barajının  70’den 50’ye düşürülmesi, avukatlıktan  hakimliğe geçişte  objektif ölçütlerin kullanılmaması, hukuk fakültesi sayısında kontrolsüz bir artış olması, hakimlikte derece -sınıf yönteminin kaldırılarak mesleğin başındaki tecrübesiz-liyakatsiz hakimlerin büyük kentlerde ve önemli mahkemelerde görevlendirilmeleri ve de en önemlisi Adalet Bakanlığı’nın denetiminde -kontrolünde olan bir Hakimler Savcılar Kurulu’yla yargının bağımsızlığını yitirmesi sonucunda; bakanlık Akbelen davası keşfindeki gibi skandallarla sık sık karşılaşacak ve Türkiye ‘adil yargılanma hakkı ihlalleri’nden dolayı tazminat ödemek zorunda kalacak gibi görülüyor.”

Avukat Atal, Adalet Bakanlığı’nın hakim Yüksel’le ilgili derhal soruşturma başlatılmasını istedi.