İklim krizi sebebiyle yeterli mahsul elde edilememesinden dolayı dünya genelinde kahve fiyatları artarken, Türkiye’de de kahve fiyatlarındaki artış yaklaşık yüzde 100’ü buldu.
Cumhurbaşkanı Kararı ile kavrulmamış kahve ithalatında gümrük vergisi oranları yüzde 13’ten yüzde 8’e düşürülse de bu indirim de fiyatların düşmesi için yeterli değil.
Tüm Kuruyemiş Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (TÜKSİAD) Başkanı Aykut Dinler, “Kavrulmamış kahve ithalatında yapılan gümrük vergisi indirimini olumlu bulmakla beraber, oranın sıfırlanmasını bekliyoruz” dedi.
‘Sorun yurt dışı fiyatlardan kaynaklı’
AA’da yer alan habere göre, Aykut Dinler, kahve üreten ülkelerin iklim krizinden etkilendiğini ve üretimin düştüğünü kaydederken, dünyada kahve fiyatlarında artış yaşandığını ve bunun iç piyasayı da etkilediğini söyledi.
Kavrulmamış kahvenin gümrük vergisinde beş puanlık indirimin fiyatlara yansımasının az olacağını da ifade eden TÜKSİAD Başkanı şunları söyledi:
Bu indirimi olumlu bulmakla beraber, oranın sıfırlanmasını bekliyoruz. Verginin sıfıra düşürülmesi piyasayı rahatlatır, sıfıra inerse daha olumlu olur. Fiyatların yüzde 100 arttığı bir ortamda bu indirimin kahve fiyatlarına etkisi zor olur. Çekirdek kahve Türkiye’de kavruluyor, çekiliyor ve paketleniyor. Bu süreçte kavrulan kahve yüzde 25 civarında fire veriyor. Kahvenin işlenmesindeki bu süreç de maliyet olarak fiyatlara yansıyor. Kahveyi bu sene pahalı içeriz diye düşünüyorum ancak bu gelişmelerde iç piyasadaki üretici ve oyuncuların bir suçu yok. Sorun tamamen yurt dışı fiyatlardan kaynaklı.”
‘Leblebi fiyatları da arttı’
İklim krizinin tüm gıda fiyatları gibi kuruyemiş fiyatlarını da etkilendiğini belirten Aykut Dinler, leblebi fiyatlarının da arttığını hatırlattı:
Bu süreçte nohut fiyatları da arttı. Nohuttan biliyorsunuz beyaz ve sarı leblebi yapılıyor. Yani bizim sektörümüz için önemli bir girdi. Leblebi fiyatları da artmıştı. Cumhurbaşkanı Kararı ile nohut ithalatındaki gümrük vergisi de yılbaşına kadar sıfırlandı. Yani nohudun gümrük vergisinin sıfırlanması kuruyemiş sektörü için de faydalı olacak. Bunun leblebi fiyatlarına olumlu yansımasını bekliyoruz.”
Müteahhitler, çimento fiyatlarındaki artış nedeniyle aldıkları boykot kararını uygulamaya başladı.
İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON), 9 Eylül’de çimento fiyatlarındaki artışı protesto etmek amacıyla 15 gün süreyle yeni sipariş vermeme ve üretimi durdurma kararı almıştı. Konfederasyona üye federasyonların temsilcilerinin katılımıyla Ankara‘da düzenlenen basın toplantısında İMKON Başkanı Tahir Tellioğlu çimento fiyatlarındaki artışın ekonomik gerekçesi olmadığını, artışların yüzde 200’leri bulduğunu söylemişti. Devletin hareket geçmesini isteyen sektör temsilcileri, ihracatçı çimento firmalarına fon getirilmesini önermişti.
Kaç müteahhit firmayı kapsadığı belirsiz
Çimentodaki fiyat artışına ilişkin Rekabet Kurulu Başkanı Birol Küle de kapsamlı bir soruşturma yapıldığını açıklamıştı.
Kararın Türkiye genelinde hangi müteahhit gruplarını kapsadığı henüz bilinmiyor. Asılan bir pankartta İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu’nun imzası bulunuyor.
Fransa Sağlık Bakanı Olivier Veran, doğum kontrol haplarının 25 yaşına kadar ücretsiz verileceğini duyurdu.
Fransız basınına konuşan Veran, bu uygulamanın 1 Ocak tarihinde başlayacağını belirterek, bedava ilaç temininin devlete maliyetinin 21 milyon euro olmasının beklendiğini söyledi.
Kullanımdaki azalmanın nedeni maliyet
Fransa’da doğum kontrol hapları şu ana kadar 15 ila 18 yaş grubu genç kızlar için ücretsiz veriliyordu. Doğum kontrol haplarının kullanımında azalma tespit ettiklerini kaydeden Veren, bunun en önemli nedeninin ilaç fiyatları olduğunu vurguladı.
Euronews Türkçenin aktardığına göre Veran, konu ile ilgili reçete yazılması, biyolojik testler konusunda da gerekli desteğin ücretsiz sağlanacağını ifade etti.
Sağlık Bakanı, kadınların ekonomik bağımsızlığını genelde 25 yaşından sonra sağlamaları yüzünden de bu kararı almak zorunda hissettiklerini sözlerine ekledi.
Van Gölü’nün kuzeyi ile Ağrı arasındaki dağlık bir bölge olan Zilan’ın zengin doğal güzelliği talan ediliyor. Daha önce HES (Hidro Elektrik Santrali) ve altın maden ocağı çalışmalarıyla gündeme gelen bölgede şimdi de mermer ocağı kazıları başladı. Hasanabdal Köyü’nün hemen üstünde inşa edilen mermer şantiyesi köydeki yaşamı tehdit ederken, şantiyenin dibinde akan dereler de şimdiden çamura bulanmış durumda.
Mermer Ocağı’nın yapıldığı alanın hemen dibinde akarsular ve yaşam alanları olmasına rağmen ‘ÇED Gerekli Değildir’ raporu verilmesi, çevre sakinleri ve aktivistlerin tepkisine yol açtı. TMMOB uygulama alanının mevzuata aykırı olduğunu ve suç işlendiğine dikkat çekerken, yöre halkı da talana sessiz kalmayacaklarını söyledi.
‘Sular çamur akıyor’
Doğası yıllardır ocaklar ve HES’lerle harap edilen Zilan’da açılmak istenen yeni mermer ocağı Hasan Abdal Köyü sakinleri ve yaban hayatının yaşamını riske sokarken, kazının yapıldığı alanın hemen dibinde bulunan akarsuları da şimdiden çamura buladı. Yaşananlara tepki gösteren köy sakinleri, ocaktan yuvarlanacak olası bir kaya ve taş parçasının köy içine kadar yuvarlanacağını bu sebepte hayati risklerin oluşması konusunda kaygılandıklarını söyledi.
Zilan Çevre Platformu üyesi Mirbahattin Demir, inşaat çalışmalarının katliam anlamına geldiğini kaydetti:
“Şirketler, Zilan’da hiçbir çevre etki değerlendirmesi ve inceleme yapılmadan, Dingo’nun ahırıymış gibi inşaata başlıyor. Bunu yaparken de çıkan bütün harfiyatlarını Zilan Çayı’na dökerek endemik canlılara karşı bir katliam girişiminde bulunuyorlar. Uluslararası hukuk ve aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’nce çevreye ve doğaya tanınan hakların hiçe sayılarak yapılan bu uygulamalar yaşama ve doğaya düşmanca bir tavırdır. Bunu kabul edemeyiz.”
‘Kar hırsı yaşamı yok ediyor’
Zortul Çevre Grubu üyesi olan Zeynep Demir ise, yaşananlara şu ifadelerle tepki gösterdi:
“Burada görmüş olduğunuz ağaçlarla birlikte büyüdük biz. Dağlar, taşlar kuşlarla arkadaş olduk. Bu gün bu yaşamı biraz daha fazla para kar etmek adına yok etmek istiyorlar. Onlara sormak isterdim aslında, ‘siz bir ağacın ne kadar sürede olgunlaştığını biliyor musunuz? Ya da buradaki ağaçların kaç yaşında olduğu konusunda bilginiz var mı?. Yok ettiğiniz bu güzel coğrafyayı servetinizi harcasanız da aynısını yapmanın mümkün olmadığını siz de biliyorsunuz. Yaşanan her doğal afette timsah gözyaşları döküyorsunuz oysa bu felaketlerin sebebinin sizin birkaç kuruş daha fazla kazanma hırsı oluğunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Zilan yaşamdır, Zilan aşktır ve siz buradaki yaşamı ve aşkı kepçelerinizle yok etmeye çalışıyorsunuz. Üstelik yasaları tanımayarak hukukla dalga geçerek bunu yapıyorlar. Buna asla izin vermeyeceğiz. ”
‘Doğa tahribi pazar haline geldi’
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Van Şube Başkanı Mihail Atik ise AKP’nin ülkede iktidar olması sonrası doğaya yönelik tahribatların pervasızca arttığına dikkat çekti. Atik, şöyle konuştu:
“Doğa tahribatlarına karşı çıkanlar ya da ‘bu yanlıştır’ diyenler ‘vatana ihanet’ gibi suçlarla yargılanır oldular. Maalesef ülkemizde doğanın tahrip edilmesi bir pazar alanına dönüştü. Van Gölü’nün kenarında mevzuata aykırı olmasına rağmen yapılanmalara izin verilmesi, Gevaş’ta itirazlara rağmen uygulanan mermer ocakları, doğanın kalbinde yeni ocakların açılmaya çalışılması gibi durumları bırakalım bir kenara, yerleşim alanları bölgesinde, sit alanı olarak belirlenen tarihi alanlar içine kadar girdiler. Yaşanan bu durum sanırım mevcut iktidarın ‘yangından mal kaçırma’ politikasının bir sonucudur. Suç büyüktür.”
‘Yasal mevzuatlar ilişkilerle aşılıyor’
Hukuksuz uygulamalara karşı çıkanların ağır yaptırımlara maruz kaldığını dile getiren Atik, yerel kurumların kimi zaman mevzuatı uygulamak istemelerine karşın bakanlıktan verilen izinlere karşı bir şey yapamadıklarına dikkat çekti:
“Çevre Bakanlığı’yla ilişkisi olan herkes rahatlıkla mevzuatı devre dışı bıraktır biliyor. Kolluk kuvvetleri de hükümetin emrinde halkın karşısında duruyor. Doğa Koruma, Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü, Karayolları gibi kurumların hepsi bu tür uygulamaların yasaya ve mevzuata ayrıkı olduğunu bilmesine rağmen, maden şirketi sahiplerinin ilişkileri nedeniyle seslerini çıkartmıyorlar. Ancak suç işliyorlar. Bizler bunun sonuna kadar takipçisi olacağız”
‘Sesimizi duyun ve duyurun’
Aile kökünün Zilan’da oluştuğunu dile getiren Eda Demir ise kuşaklardır yaşadıkları evlerinin ellerinden alınmaya çalıştığını söyledi: “Bazen yaşananları izlemek zorunda kalıyorum. O paletli araçlar çiçeklerin, böceklerin üzerinden geçtiğinde kendimi o aracın altındaymış gibi hissediyorum. Bu duyguyu o aracı bölgeye gönderen anlayamaz, o aracı süren de bilmez. Bunu ancak orada yaşayan bir insan anlar.
Benim çocukluğum burada geçti. Az önce kepçelerin yıktığı kayanın dibinde defalarca oturup içimi o kayaya dökmüşlüğüm olmuştur. Dokunmasınlar kıymasınlar Zilanıma, Zilan’ı birazcık olsa tanısalar, dere kenarlarındaki su samurlarıyla arkadaşlık yapmış olasalardı, ilk baharda burada açan rengarenk çiçeklerin kokusunu içlerine çekebilselerdi eminim ki dokunmazlardı. Sizlere ve bizi duyan çevrecilere çağrımdır; lütfen Zilan’ı bu makinelerden kurtarmak için sesimizi duyun ve duyurun”
ÇED gerekli değilmiş
Konu ile ilgili görüştüğümüz ve bölgede kazı yapan Minhan Madencilik İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi yetkilisi, “ÇED gerekli değildir” raporu aldıklarını ve mevzuata uygun çalıştıklarını söyledi. Ancak yönetmenliğe göre, taş ve benzeri maden ocakları çevresinde yerleşim olanları olması durumunda kazılar başlatılmadan istinaf duvarı yapılması zorunluluğu şart olarak konuluyor. Aksi durumda cezai müeyyideler ocakların kapatılmasına kadar gidebiliyor.
Maltepe Kaymakamlığı, koronavirüs pandemisine karşı alınan tedbirlerin özgürlük ihlali olduğunu savunan, aşı olmayı ve PCR testi zorunluluğunu reddeden aşı karşıtlarının 11 Eylül Cumartesi günü İstanbul Maltepe’de düzenlemek istediği miting ile ilgili açıklama yaptı.
Söz konusu etkinliğin düzenlenmesi için izin verilmesi talebiyle Anadolu Birliği Partisi tarafından 23 Ağustos 2021 tarihinde Kaymakamlığa başvurulduğu belirtilen açıklamada “Kaymakamlığımıza yapılan başvuruya; toplu yapılacak etkinliklerin Covid-19 virüsünün bulaş riskini artıracağı ve salgınla mücadele çalışmalarını olumsuz yönde etkileyebileceği değerlendirilerek izin verilmemiştir” ifadeleri yer aldı.
İzinlerin alındığı söylenmişti
Ancak “Küresel çetelere karşı tek ses: Büyük uyanış” sloganıyla gerçekleştirilecek mitingin duyurusunu yapan Plandemi Mücadele Hareketi ve Anadolu Birliği Partisi miting için gerekli izinlerin alındığını söylemişti.
Ayrıca mitinge katılımı sağlamak adına Türkiye’nin dört bir yanından otobüslerin kaldırılacağı belirtilmişti.
Yalçın: Miting yapılacak
Kaymakamlık tarafından yapılan açıklamanın ardından Independent Türkçe’ye konuşan Anadolu Birliği Partisi Genel Başkanı Bedri Yalçın, “Mitingin iptal edildiği bilgisi doğru değil. Açıklandığı gibi 11 Eylül Cumartesi günü Maltepe’de mitingimizi düzenleyeceğiz” diyerek izni Valilikten aldıklarını söyledi.
Ancak İstanbul Valiliği verilmiş bir izin olmadığını söyledi.
Mitingte konuşma yapması planlanan Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak ise yaptığı paylaşımda “11 Eylülde Maltepe mitingi zamanında, sorunsuz bir şekilde yapılacak. Diğer illerden mitinge katılmak isteyenlerin intikalinde inşallah bir sorun yaşanmayacak. Bir takım gerçek dışı haberlere lütfen itibar etmeyiniz. İçişleri Bakanlığı ve Valilik süreci takip ediyorlar” dedi.
Ordu Çevre Derneği yaptığı açıklamada Fatsa, Çatalpınar, Korgan ve Ünye arasındaki büyük bir alanı kapsayan yeni maden sahalarının Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ihale edileceğini duyurdu.
Açıklamada ihalenin 17 Aralık 2021 tarihinde saat 09.30’da Ankara’da yapılacağı bilgisinin paylaşıldığı belirtildi. Toplam alanının büyüklüğünün 6316,33 dönüm olduğu belirtilen açıklamada ihalenin yapılacağı alan şu şekilde anlatıldı:
“İhale edilecek alanı gösteren haritadan da anlaşıldığı gibi Çatalpınar, Korgan, Fatsa, Ünye arasında, Çatalpınar merkezi de içine alarak Akkaya, Küçükköy, Salihli, Geyikçeli, Tekkeköy, Fizme, Madenköy arasındaki alan içine Arpalık, İslamdağ, Karahamza mahallelerini (köylerini) almaktadır.”
‘Mücadeleyi büyütmek zorundayız’
Ordu İlindeki 3393978 Sayılı IV. Grup Maden Sahasının Bentonit Ara/Uç Ürün Üretimine Yönelik Tesis Şartlı İhale Edilmesine İlişkin Şartnamesi’nin 14’üncü sayfasında işletme sırasında altın, gümüş, kurşun, çinko, bakır, demir tespit edilmesi durumunda ek protokol yapılacağının belirtildiği söylenen açıklamada “Bu da bentonit dışında diğer maden işletmelerinin de olacağının habercisi demektir. Bu tür ihalelerin devam edeceğini biliyoruz. Şimdiden toprağımızı suyumuzun korumak için mücadeleyi büyütmek zorundayız” denildi.
Ordu’nun yüzde 80’i maden sahası ilan edildiğini hatırlatan ORÇEV, “Bu alanlar parça parça ihale edilecek. Yapılmak istenen ihale bölgesi incelendiğinde tarım arazilerin olduğu anlaşılacak. Derelerin de çok olduğu bölgede tarım ve ormanlar yok edilirken su kaynaklarımız da kirletilecek. Fatsa’daki maden sahasının olumsuz etkilerine tanık olduk. Yeni maden sahaları bölgeyi yaşanmaz hale getirecek. Fatsa’da var olan maden sahasının büyütülmek istenmesi, yine maden sahası yanında başka bir maden sahası için ÇED sürecinin başlatılmış olması da dikkate alındığında tehlikenin büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır” dedi.
Açıklamda “Fatsa’daki maden sahasının büyütülmek istenmesi yanında yine yanında başka bir maden sahası için ÇED sürecinin başlatılmış olması da dikkate alındığında tehlikenin büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır. Bu nedenle ihalelerin iptal edilmesi için mücadelemizi büyütmek zorundayız” denildi.
İnsan kaynaklı iklim krizinin etkileri son zamanlarda sıkça hissedilirken, pek çok bölgeden sulak alanların kuruduğuna dair peş peşe haberler geliyor.
Van‘da sulama ve enerji üretimi için kurulan 105 milyon metreküp su kapasitesine sahip Zernek Baraj Gölü, son yılların en düşük seviyesinde. Baraj seviyesinin taban seviyesine gelmesiyle sulama ve enerji üretimi için kullanılamıyor.
‘Enerji üretimi yapamıyoruz’
DHA‘da yer alan habere göre, Zernek Barajı’nda görevli elektrik teknisyeni Sinan Esiner, bu yıl yağışın istenilen düzeyde olmadığına dikkat çekti ve tarla sulamalarının, enerji üretimlerinin yapılamadığını ifade etti:
Şu anda barajın en alt limitte olduğunu söyledi. Özellikle kar yağışının baraj için faydalı olduğunu fakat bu yıl yağışın istenilen düzeyde olmadığını belirten Esiner, “Nisan ve mayıs ayında yağış olması bekleniyordu fakat o beklenen yağış da maalesef olmadığı için baraj suyu en alt limitte. Tabi tarımla uğraşanlar tarlasını sulayamıyor. Bizler de enerji üretimi yapamıyoruz. Bu yıl yağış olmazsa önümüzdeki dönem de kötü bir dönem geçirebiliriz. Bu durum son 20-25 yılın en alt limitleri.”
Tarımsal üretimde düşüşler yaşanıyor
Bölgede yaşanan kuraklığın tarımsal üretimi olumsuz etkilediğini söyleyen Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Tunçtürk, üretimde ciddi düşüşler yaşandığı kaydetti:
Geçmiş dönemlerde bölgede buğday ve arpa ekim alanlarında dekarda 200- 250 kilo verim alınırken, şimdi 50-60 kilogram verim alındı. Bitki boyu 20-25 santimetreyi geçmedi. Başakların içindeki daneler olgunluğunu tamamlayamadı. Bu bizim çiftçimizi çok olumsuz etkiledi. Sulamada kullanılan 2 baraja da yaptığımız ziyaretlerde taban seviyede olduğunu ve yaz boyunca da sulama ihtiyacını çok fazla karşılamadığını gördük. Bazı göletler tamamen bazıları taban seviyesine gelmiş durumda. Kentteki derelerin seviyeleri düşmüş. Van Gölü seviyesinin de çok fazla düştüğü tahmin edilmekte.”
‘Önlemler alınmalı’
Kuraklığın bu şekilde devam etmesi durumunda daha kötü günlerin kapıda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tunçtürk, acil alınması gereken önlemlere işaret etti:
Kuraklık bu şekilde giderse eğer bizi daha kötü günler bekliyor. Özellikle yöneticilerimizin yağmur veya kar sularının şehrin belli bölgelerinde birikmesini sağlamak için çalışma yapması gerekiyor. Çiftçilerin sulu tarım yaptığı bölgelerde vahşi sulama sistemini bırakması damlama veya yağmurlama sulama sistemi ile sulamaları gerekiyor. Vatandaşlarımız da evlerde kullandıkları sularda tasarrufa gitmesi gerekiyor.”
Boğaziçi Üniversitesi‘nde atanmış yönetimin 5 Eylül tarihinde düzenlediği çevrimiçi mezuniyet törenini protesto eden öğrenciler, akademisyenler ve mezun yakınları 8 Eylül’de alternatif mezuniyet töreni yaptı.
Güney Kampüs’teki meydanda düzenlenen törene, 450 mezun, 700’e yakın mezun yakını ve Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin katıldı.
bianet’in haberine göre saat 16.30’da, 2021 mezunlarının bölüm pankartlarını taşıdıkları yürüyüşle başlayan törende, mezunlar ile akademisyenler, rektörlük binasına sırtlarını döndükleri sembolik bir nöbet tuttu.
Naci İnci’nin imzası olmayan diplomalar
Açılış konuşmalarını tören ekibinden İmran Gökçe Şahin ve Doruk Tunaoğlu yaptı. Daha sonra Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ayfer Bartu Candan, atanmış yönetimin yaz okulu ve güz dönemindeki derslerini onaylamadığı Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Görevlisi Feyzi Erçin ve atanmış rektör Naci İnci’nin 16 Temmuz 2021’de rektör vekili iken görevine son verdiği Öğretim Görevlisi Can Candan, 2009 Mezunu Zeynep Akçakaya ve bu yıl mezun olan öğrenciler Bilge Özmen ve Buse Giledereli konuştu.
Tören üzerinde Naci İnci’nin imzası olmayan, öğrencilerin “direniş diploması” olarak adlandırdıkları diplomaların dağıtılması ve keplerin atılmasıyla sonlandı.
Fotoğraf: Ahmet Emre
Can Candan: Siz o diplomayı hakettiniz
Can Candan konuşmasında “Diplomanızdaki imzayı kafaya takmayın sakın. Unutmayın, siz o diplomayı hak ettiniz ve o diplomayı size biz verdik. Hayatta karşımıza ne çıkacağı belli olmuyor. Güzelliği de burada. Sürekli bir öğrenme süreci. Sürprizleri de bol. 34 yıl önce taze bir lise mezunu olarak kayıt sırasına girdiğim bu kampüste 34 yıl sonra bu sefer 14 yıllık bir Boğaziçi hocası olarak bugün burada sizlerin düzenlediği bu mezuniyet töreninde, sizlere hitap etme onuruna erişeceğimi hayal bile edemezdim” ifadelerini kullandı.
Bu törenin hayatının önemli anıları arasında yerini alacağını belirten Candan, “Size çok teşekkür ediyorum bu güzel hediyeniz için. Ve sizleri can-ı gönülden tebrik ediyorum. Yolunuz açık, her şey gönlünüzce olsun! İyi ki varsınız, iyi ki birlikteyiz. Sizi çok seviyorum” dedi.
‘Sizi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağım’
Akademisyen Feyzi Erçin ise “Bugün canımız okulumuzdan online kaydedilmiş, sahte bir tören ile değil de kendi iradenize sahip çıkarak burada, çimlerde mezun olabiliyorsanız sebebi bunu yapabileceğinize inanmanız. Bu, yapabileceklerinizin sadece bir başlangıcı. Hepinizi çok seviyorum” dedi.
Sadece sevginin de yetmediğini belirten Erçin, “Öncesinde kavga etmek gerekiyor. ‘Bitmedi daha sürüyor o kavga. Ve sürecek! Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!’ Yolunuz açık olsun, sizi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağım” ifadelerine yer verdi.
‘Kayyıma kayyım demeye devam edeceğiz’
Ayfer Bartu Candan da konuşmasında “Barış Akademisyenleri bir kıyıma uğradı ve üniversitelerden atıldı. Ancak ne barış hayalinden ne de üniversitelere geri dönme hayallerinden vazgeçmedi, imkansızda ısrar etmekteler. Ve bir gün üniversitelerine geri dönecekler, aynı Can ve Feyzi hocalar gibi” dedi.
Konuşmasının devamında “Bizler bu geleneğin, bu mirasın, bu ilham kaynaklarının takipçileriyiz. İmkansızda ısrar ederek hayatı mümkün kılmaya çalışan bir miras. 2 Ocak’tan itibaren imkânsız görünende ısrar ettik, kayyıma kayyım dedik, tabelasını astık, kabul etmedik, direndik ve direniyoruz. Ne hocalarımızdan ne CİTÖK’ten ne İstanbul Sözleşmesi’nden ne de üniversitemizden vazgeçmeyeceğiz ve o güne kadar da kayyıma kayyım demeye devam edeceğiz. Bu üniversiteyi bedeli ne olursa olsun savunacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Sizler de var olun, yolunuz açık olsun, çok güzelsiniz ve birlikte çok güzeliz: İşini hakkıyla yapan, mütevazı, zarif, başarılı ve güleç insanlar. Diğerlerine de dert olsun!” ifadelerini kullandı.
‘Burası bizim yuvamız’
Bu yıl mezun olan öğrencilerde Buse Giledereli konuşmasında “Boğaziçi Üniversitesi sadece eğitimimizi aldığımız bir kurum değil; burası bizim yuvamız… Bizler senelerimizi geçirdik Boğaziçi’nde. Evet, birer Boğaziçi mezunuyuz bugünden itibaren. Eminim ki bizden sonra adımlarını buraya yeni atacak olan arkadaşlarımız bizim öğrendiklerimizi sahiplenip daha da renklendirecekler. Bizlerse onlara destek olacağız; evimizin yokuşundan sallanarak inecek ve ‘Döndüm işte’ diyeceğiz” dedi.
Giledereli konuşmasının devamında “O güne kadar hem romanlarda hem de hayatlarımızda karşımıza çıkan gerçek canavara karşı direneceğiz, buna tüm kalbimle inanıyorum. Çok sevdiğim arkadaşımın bana aylar öncesinde mutlu bir anımızda da dediği gibi: ‘Tanışmamızı sağlayan adaletsiz ve acımasız düzeni sevgimizle devireceğiz.’ Ve sen Boğaziçili, asla yalnız yürümeyeceksin” ifadelerine yer verdi.
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Balıkesir‘in Edremit ilçesindeki Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı‘na yapılacak Edremit Tarıma Dayalı (Süs Bitkileri ve Çiçekçilik) İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (ETDİOSB) için hazırlanan planların iptali için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü ile Tarım ve Orman Bakanlığı’na dava açtı.
Daha önce de, planların iptali için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı’na idari başvuruda bulunulmuş ancak başvurular sonuçsuz kalmıştı.
‘Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı korunmuyor’
Açılan dava sonrası yapılan açıklamada, Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’nı korunamadığı ve daha fazla zarar görmemesi için yürütmenin durdurularak söz konusu planların iptal edilmesinin istendiği kaydedildi:
Yüzlerce canlı türüne ev sahipliği yapan Kuzey Ege bölgesinin son sulak alan ekosistemi olan Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’nın bir kısmında Edremit Tarıma Dayalı (Süs Bitkileri ve Çiçekçilik) İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (ETDİOSB) kurulması için Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda değişiklik yapılmış ve 1/1000 ve 1/5000 ölçekli imar planları onaylanmıştı.
Söz konusu planların iptali için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na idari başvuruda bulunduk. Ancak başvurumuzun sonuçsuz kalması üzerine söz konusu planların iptali ve yürütmeyi durdurma talebiyle, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Edremit Çevre Sağlığı ve Doğayı Koruma Derneği, Doğa Araştırmaları Derneği, Doğa Derneği, Proje Evi Üretim, Eğitim, İşletme ve Çevre Koruma Kooperatifi, Yeşil Düşünce Derneği ve bölgede yaşayan iki vatandaş ile birlikte söz konusu Bakanlıklara Balıkesir İdare Mahkemesi’nde ve Danıştay Başkanlığı’nda dava açtık.
Sulak alanları korumakla yükümlü olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na açtığımız davada iki kurumun da Türkiye’nin taraf olduğu RAMSAR Sözleşmesi ve ulusal mevzuat Çevre Kanunu, Kara Avcılığı Kanunu ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’ne göre ‘sulak alan’ özelliklerini taşıyan ve Tarım ve Orman Bakanlığı Sulak Alan Envanter Sistemi SAYBİS’te de kayıtlı olan 148 hektar büyüklüğündeki ‘Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’nı koruyamadığının altını çizdik. Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’nın daha fazla zarar görmemesi için yürütmenin durdurularak söz konusu planların iptal edilmesini talep ettik.”
Ne olmuştu?
Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, yaklaşık bir yıldır Akçay Sulak Alanı’nı hafriyat alanı olarak kullanmıştı. 36 çevre örgütü, Akçay Sulak Alanı’nın hafriyat alanına dönüştürülmesine karşı bir kampanya başlatmıştı.
Yine aynı alanda Balıkesir Belediyesi, 148 hektarlık sulak alan içerisinde yapılmak istenen OSB’nin temellerini atmak için dolgu, sıkıştırma ve arsa hazırlama çalışmalarına başlamıştı.
21 Ocak 2020 tarih ve 65 sayılı Belediye Meclis Kararı’nın iptali için Balıkesir İdare Mahkemesi’ne dava açılmış, davanın belediyeye tebliğ edilmesi sonrasında ise belediye, 1 Temmuz 2021 tarihli ilk meclis toplantısında ilgili kararı iptal ederek moloz dökümünü durdurduklarını duyurmuştu.
Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi için hazırlanan planların iptali için de idari başvuruda bulunulmuş, ancak başvurular yanıtsız kalmıştı.
Operatörlerin, İzlanda‘da, her yıl havadan 4 bin ton karbondioksit (CO2) emebileceğini ve mineralize edilmek üzere toprağın derinliklerine gönderebileceğini iddia ettiği “Orca” tesisi, faaliyete geçti.
Projenin arkasındaki şirketlerin açıklamasına göre, havadaki karbondioksiti emip kayaya dönüştürmek için tasarlanan ve ismi İzlandaca “enerji” anlamına gelen yapı, dünyanın en büyük tesisi.
Nasıl çalışıyor?
Washington Post’un haberine göre insan boyutundaki fanlar, nakliye konteynırlarındaki bir dizi kutuya yerleştiriliyor. Bu fanlar, havadaki karbondioksiti yudumlayarak süngerimsi filtrelerde yakalıyor.
Filtreler, suyu kaynatmak için gerekli olan aynı sıcaklıkta, gazı serbest bırakarak ısıyla püskürtüyor. Daha sonra gaz, suyla karıştırılarak zamanla soğuyarak koyu gri taşa dönüştüğü yer altı bazalt mağaralarına pompalanıyor.
Her yıl 4 bin ton karbondioksit çekecek
Nakliye konteynerine benzeyen ünitelerden oluşan, İsviçre merkezli Climeworks ve İzlanda merkezli Carbfix tarafından inşa edilen tesis, her yıl havadan 4 bin ton karbondioksit çekecek. ABD Çevre Koruma Ajansı‘na göre bu sayı, yaklaşık 870 arabadan çıkan emisyona eşit.
“Karbon yakalama ve depolama” savunucuları, bu teknolojilerin iklim değişikliğine karşı mücadelede önemli bir araç olabileceğine inanıyor.
Ancak eleştirmenler, maliyeti 10 ila 15 milyon dolar arasında değişen tesisin, son derecede pahalı olduğunu savunuyor.
Maliyeti yüksek
Climeworks’ün kurucularından ve ortaklarından İsviçreli mühendis Christoph Gebald tesisin şu anki maliyetlerinin yüksek olduğunu söyledi. Teknoloji, 1000 kilogram karbondioksit başına yaklaşık 600-800 dolara mal oluyor.
Bu da herhangi bir devlet yardımı olmadan kar etmek için gereken ton başına 100-150 dolar seviyesinden çok uzak. Ancak Gebald, 2030 yılına kadar maliyetleri ton başına 200-300 dolar seviyesine çekebilecekleri inancında. 2030’ların sonunda ise bunun da yarısına inebileceği tahmininde bulunuyor.