Köşe YazılarıManşetYazarlar

Yeni salgınlar kapıda

Popüler bilim dergisi Natura’da 16 Eylül’de yayınlanan bir makale yakın bir gelecekte yeni koronavirüs pandemilerini yaşayabileceğimiz olasılığının çok yüksek olduğunu gündeme getiriyor. Makaleye göre, son yirmi yıl içinde sadece 2003’de SARS’a (şiddetli akut solunum yolu sendromu) neden olan SARS-CoV ve COVID-19’a neden olan SARS-CoV-2 küresel büyük salgınlara neden olmasına karşın bu salgınlar sadece buzdağının deniz üzerindeki görünen kısmı olabilir. Araştırmacılara göre Asya kıtasında her yıl yarasalardan insanlara geçen, büyük salgınlara dönüşmeyen küçük salgınlar halinde giden ve ortalama 400.000 kişiyi SARS ile ilgili koronavirüslerle enfekte eden tablolar yaşanıyor.

Araştırma grubundan Peter Daszak ve Linfa Wang, SARS ile ilgili koronavirüsleri barındırdığı bilinen 23 yarasa türünün yaşam alanlarının ayrıntılı bir haritasını oluşturdular. SARS-CoV ve SARS-CoV-2’nin ait olduğu grup ile potansiyel enfeksiyon için olası noktaları ve insanların yaşadığı bölgeleri haritada işaretlediler. Kuzey Hindistan, Nepal, Myanmar ve Güneydoğu Asya’nın çoğunu da içine alan riskli bölgelerde 500 milyona yakın insanın yaşadığını buldular. Geliştirdikleri haritaya göre en yüksek risk Güney Çin, Vietnam, Kamboçya, Java ve Endonezya‘daki diğer adalardaydı.

Yaklaşık 500 milyon insanın yaşadığı yeni koranavirüs salgınları için riskli bölgeler.

Araştırmacı grubundan Daszak yaptıkları analizin ‘bir sonraki SARS veya COVID benzeri virüsle salgının gezegende nerede ortaya çıkacağına ilişkin kesin bir analizi’ olduğunu iddia ediyor. Yaptıkları haritaların bu bölgede yaşayan yüksek riskli topluluklardaki davranışları değiştirmek için kullanılabileceğini ve ayrıca yeni salgınları daha erken tespit etmek için gözetimi hedef alarak salgın olasılığını azaltma çabalarına rehberlik edebileceğini söyleyen Daszak, SARS-CoV-2’nin bir araştırma laboratuvarı yerine vahşi doğadan geldiği hipotezinin sesli savunucularından…  O nedenle de haritalarının virüsün doğal kökenini bulma çabalarına rehberlik edebileceğini de söylüyor.

‘Yarasa-insan etkileşimi düşünüldüğünden yaygın’

Bu çalışmada haritalamanın yanı sıra araştırmacılar başka bir olayı daha araştırmış. COVID-19 pandemisi patlak vermeden önce yapılan küçük çalışmalar, Güneydoğu Asya’daki bazı insanların SARS’a bağlı koronavirüslere karşı antikor barındırdığını belirlemişti. Bu küçük araştırmaların verilerini insanların yarasalarla ne sıklıkta karşılaştıklarına ve antikorların kanda ne kadar kaldığına dair verilerle birleştiren araştırmacılar, bölgede her yıl bu virüslerle tespit edilememiş yaklaşık 400.000 insanda koranavirüs enfeksiyonu meydana geldiğini hesapladı.

Araştırma ekibinin sözcüsü Daszak, yarasalarla etkileşimin insanların düşündüğünden çok daha yaygın olduğunu belirtiyor. Araştırma ekibine göre  ‘ bu bölgelerde yaşamak, yarasalarla yakın temasa maruz kaldığınız anlamına geliyor. İnsanlar mağaralarda barınıyorlar, mağaralardan guano kazıyorlar, yarasa avlıyorlar ve yiyorlar.’ Saskatchewan Üniversitesi’nden virolog Rasmussen, yılda 400.000 enfeksiyonun kulağa çok fazla gibi gelse de, ‘muhtemelen yüz milyonlarca yarasanın ve yaklaşık yarım milyar insanın olduğu bir bölgede o kadar da fazla olmadığını’ belirtiyor.  Araştırmacılara yarasalardan insanlara geçen yeni koranavirüsler büyük ihtimalle şimdilik insandan insana bulaşmıyor. O nedenle hemen hemen henüz hiç teşhiş konulmuyor ve kayıtlara geçmiyor. Araştırma ekibinden Daszak’a göre ‘Myanmar’daki kırsal alanda yaşayan bir çiftçilerin kliniğe gitme olasılığı pek düşük çünkü şimdilik sadece biraz öksürükleri var.’

SARS-CoV’un orijini ile ilgili gün geçmiyor ki, yeni bir çalışma yayınlanmasın… Bugün artık düne göre koranavirüslerin orjini hakkında daha çok şey biliyoruz ve yaşadığımız pandemi günleri sona erse bile yeni koranavirüs pandemilerinin kapımızda olabileceğini dünden daha net olarak görebiliyoruz. Bu son çalışmada araştırmacıların temel çözüm önerileri aslında salgının altında yatan gerçek nedenleri bir kez daha gözlerimizin önüne seriyor; neo-liberal sistem yüzünden günden güne derinleşen eşitsizlikler ve tüketim uğruna çevresel kaynakların sınırsız sömürüsü… Makalede Güney-Doğu Asya ülkelerinde mağaralarda yarasaların yaşam alanlarında yaşamını sürdürmeye çalışan çok sayıda insan olduğu, üstelik bu insanların yarasa gübreleri (guano) toplayarak geçindiği belirtilerek, bu insanların mağaralarda yaşamasına son verilmesi öneriliyor. Yine makaledeki öneriler arasında bu bölgede yaşayan insanlarla doğal yaşam alanları arasındaki mesafenin tarım, ormancılık ve hayvancılık nedeniyle kapanmasının önlenmesi ve bu insanlara doğal yaşam alanlarından uzak durmaları için eğitim ve ekonomik destek verilmesi de var.

Yaygın aşı ve patent, çözülmesi gereken en öncelikli sorunlar

Görüldüğü gibi temel çözüm önerileri kapitalist sistem içinde bugünden yarına gerçekleştirilmesi zor hatta imkansız olan çözüm önerileri… Bu nedenle gelecekte karşılaşmamız muhtemel yeni koranavirüs salgınlarına karşı birincil çözüm önerilerinin tüm dünyada uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Bunun en başında da aşı geliştirme ve aşılama kapasitesinin artırılması geliyor. Ülkelerin aşı geliştirme ve aşılama kapasitelerini geliştirmeleri gelecek günler için şart.

Bu arada çabuk unuttuğumuz bir tartışmayı da hatırlamamız gerekiyor; aşıdaki patent sorunu… Kapitalist sistemin çok uluslu ilaç şirketlerinin daha çok para kazanma hırsına kurban edilmemeli insanlık… Aşıdaki patent hakkı özellikle yoksul ülkelerin aşıya ulaşımını engelleyen bir unsur… Yeni koranavirüs salgınları yaşanmadan önce en azından koranavirüs türlerine karşı geliştirilen ve geliştirilecek aşılardaki patent hakkı kaldırılmalı, en azından askıya alınmalı. Yoksa gelecekte bugün yaşadığımız can kaybından daha fazlasını yaşamamız kaçınılmaz… Yaşadığımız günler, dünya üzerindeki insanların en az %80’ni aşılanmadan kimsenin güvence altında olmayacağını göstermedi mi?