Ana Sayfa Blog Sayfa 1252

Enerji Uzmanı Arif Aktürk: ‘Türkiye’de doğal gazda maliyet artışı yüzde 30’u bulacak’

Eski BOTAŞ Doğal gaz Daire Başkanı ve Enerji Uzmanı Arif Aktürk, Avrupa’daki gaz fiyatlarının artışından Türkiye’nin de etkileneceğini ve Türkiye’de yıl sonuna kadar doğal gazda maliyet artışının yüzde 30’u bulacağını kaydetti.

Aktürk, Türkiye’de 36 milyar metreküplük uzun vadeli kontrat var olduğunu ama kış döneminde konutlardan gelen spot alımları artması ile fiyatlarda artış olacağını da belirtti.

‘Enerji fiyatlarındaki seviyeler mantıkla açıklanamaz’

Bloomberg HT’de yer alan habere göre, pandemi sonrasında artan talep ile gaz fiyatlarında yaşanan yükselişi değerlendiren Arif Aktürk, yaz başından beri Avrupa’da gaz fiyatlarındaki artışın yıkıcı seviyelere geldiğini kaydetti. Aktürk ayrıca, Birleşik Krallık’ta bazı gübre fabrika ve sanayi tesislerinin yüksek maliyetlerden dolayı üretimlerini durdurduğunu da hatırlattı ve “İspanya ve Fransa artışın konutlara yansımaması için çeşitli önemler alıyor. Enerji fiyatlarındaki seviyeler mantıkla ve arz-taleple açıklanabilecek noktada değil” ifadelerini kullandı.

Önceden gaz fiyatlarının bölgesel olduğunu ve spot LNG’nin yaygınlaşması ile daha global bir gaz piyasası meydana geldiğini söyleyen Aktürk “Bu yüzden ABD’nin Avrupa yerine Uzak Doğu’ya LNG göndermeye başlaması fiyatları artırdı” dedi.

‘Rusya, Ukrayna üzerinden gaz satmayacak’

Arif Aktürk, Rusya’nın Ukrayna üzerinden gaz satmayacağını zaten hep söylediğini bu sebeple Kuzey Akım 1 ve 2 diye projeler geliştirdiğini ve Türkiye’nin enerji krizine zor bir dönemde yakalandığını da kaydetti.

Enerji uzmanı, “İlave gaz alımı için görüşmeler yapılsaydı ve 2021’de biten kontratları uzatmak için 2020’de anlaşılsaydı daha iyi olurdu çünkü gaz fiyatları daha ucuzdu. Rusya özel sektöre kontratlardan gaz tedarikini kesti; BOTAŞ ile devam ediyor” dedi.

Küresel iklim grevine son bir gün!

24 Eylül Küresel İklim Grevi‘nde dünyadan milyonlarca, Türkiye’den de binlerce genç iklim krizine karşı karar vericilerin anlamlı ve somut adımlar atması talebiyle sokaklarda olacak.

Küresel çağrıya Fridays for Future Türkiye, Youth for Climate Türkiye ve Roots & Shoots Türkiye İstanbul Kadıköy’de düzenlenecek grev ile cevap verecek.

Sanatçılardan greve destek

24 Eylül Cuma günü genç iklim aktivistleri, saat 12.00 ile 14.00 arasında Kalamış Parkı’nda düzenlenecek vegan piknikte bir araya gelecek. Saat 17.00’de Kadıköy’deki Eminönü İskelesi önünde toplanacak aktivistleri, basın açıklamasının ardından Müze Gazhane’ye kitlesel yürüyüş düzenleyecek.

Grev, saat 18.00’de Müze Gazhane’de düzenlenecek forumlar ve konserler ile devam edecek. Can Bonomo, Nova Norda, Can Kazaz ve Nilipek verecekleri konserlerle küresel iklim grevine destek olacak.

küresel iklim grevi Kadıköy programı

‘Çöküş noktasına yaklaşıyoruz’

Genç iklim aktivistleri, gezegenin ekosistemlerini çöküşe sürükleyen ve kirleten, doğayı yok eden üretim ve tüketim biçimlerimizin, doğanın sömürülmesine dayalı yaşam şeklimizin değişmesini istiyor.

Gençler küresel iklim grevi için yaptıkları çağrıda “Gezegenimiz her geçen gün iklim krizinin etkilerine daha çok maruz kalıyor. Gezegenimizdeki yaşamın sürmesini sağlayan kritik sistemler geri dönüşü olmayan çöküş noktasına yaklaşıyor” diyorlar.

İklim Acil Durumu için kampanya başlatıldı

Şu ana kadar toplamda, 1 milyardan fazla insanın yaşadığı 35 ülke ve içinde 2021 yerel ve bölgesel yönetim iklim acil durumu ilan etti.

İklim acil durumu ilan eden ülkeler arasında; Arjantin, Kanada, Avustralya, Avrupa Birliği ülkeleri ayrı ayrı ve Avrupa Birliği bölgesel birlik olarak, Amerika Birleşik Devletleri, Malta, Yeni Zelanda, Güney Kore ve Japonya var.

Türkiye’deki gençlik ekipleri, Türkiye’de de iklim acil durumu ilan edilmesi için Change.org’da bir imza kampanya başlattı. İklim Grevi’nde dile getirecekleri taleplerini, “İklim Acil Durumu” başlığı altında topladılar.

Bu talepler ülkemizde karbonsuz düzene geçişle ilgili bir eylem planı yapılmasını, merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin gerekli düzenlemeleri yapmalarını içeriyor. İki gün içerisinde 10 bine yakın imza topladıkları kampanyaya change.org/iklimacildurumu adresi üzerinden ulaşılabilir.

Bordrum’da kuraklık: İçme suyu kaynağı Mumcular Barajı kurudu

Muğla‘nın Bodrum ilçesinde yaklaşık 13 milyon metreküp su tutma kapasitesi bulunan ve Bodrum’un önemli içme su kaynağı olan Mumcular Barajı‘ndaki su seviyesi yüzde 10’un altına düştü. İçme suyu olarak Geyik Barajı kullanılmaya başlandı.

Su seviyesindeki azalmayla birlikte 1955’te yapıldığı ve o yıllarda Ege Bölgesi’nin kiremit ihtiyacını karşıladığı belirtilen fabrikanın kalıntıları ile eski kara yolu gün yüzüne çıktı.

‘İklim değişikliğini acı şekilde yaşıyoruz’

Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdür Yardımcısı Ali Tekkaya, büyük bölümü kuruyan baraj alanında gazetecilere yaptığı açıklamada, iklim değişikliğini en acı şekilde yaşadıklarını söyledi.

AA’nın haberine göre barajdaki su seviyesinin yüzde 10’un altına indiğini belirten Tekkaya, eski kara yolunun da yeniden gün yüzüne çıktığını anlattı.

Fotoğraf: Ali Ballı/AA

‘150 bin kişinin su kaynağını kaybettik’

Sıkıntının sadece Bodrum’da değil Türkiye genelinde yaşandığına dikkati çeken Tekkaya, “Bodrum genelinde 36 kuyumuz su kesmiş durumda. Şu anda yaklaşık 150 bin kişinin su kaynağını ne yazık ki kaybetmiş durumdayız” dedi.

Alternatif su kaynakları için yoğun çalışma yürüttüklerini aktaran Tekkaya, Muğla’da toplamda 168 kuyunun tamamen su kestiğini görmüş durumdayız. Bundan sonraki dönemde artık iklim değişikliğinin hayatımızın bir parçası olduğunu kabul etmemiz, bütün disiplinlerimizi, hayatımızı buna göre geliştirmemiz ve değiştirmemiz gerekiyor. Türkiye genelinde toplam 54 milyar metreküp su tüketiliyor. Bu suyun sadece 7 milyar metreküplük kısmı içme suyunda kullanılıyor. Geri kalan 40 milyar metreküpü tarımsal sulama, 7 milyarı ise endüstride kullanılıyor. 54 milyar metreküp suyun etkin ve verimli şekilde kullanılması adına herkesin hayatındaki bazı şeyleri değiştirmesi gerekiyor” dedi.

 

Yanan ormanlık alanların ağaçlandırılması için bekletilen kızıl çam tohumları çalındı

Mersin‘in Anamur ilçesinde yanan ormanlık alanların tekrar ağaçlandırılması için bekletilen 450 kilogram kızıl çam tohumu Anamur Orman İşletme Müdürlüğü‘ne bağlı yangın istasyon binasından çalındı.

Jandarma ekipleri tarafından yapılan çalışmanın ardından yakalanan dört şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Şüpheliler tutuklandı

İstasyonun güvenlik kamerasından belirlenen dört şüpheli, jandarma tarafından çaldıkları tohumlarla beraber yakalandı. Tohumlar, yanan ormanlık alanın yeniden yeşillendirilmesi için Orman İşletme Müdürlüğü‘ne teslim edildi.

Şüpheliler, jandarmadaki sorgularının ardından adliyeye sevk edildi. Hakim karşısına çıkan şüpheliler tutuklandı ve cezaevine gönderildi.

ABD’de 65 yaş üstü ve yüksek risk grubu için üçüncü doz BioNTech aşısına onay

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), çarşamba günü 65 yaş üstü ve yüksek risk grubundaki Amerikalılar için üçüncü doz Pfizer/BioNTech aşısı için onay verdi.

Yüksek risk grubundakiler ağır hastalığı bulunan ve koronavirüs kapma olasılığı yüksek işlerde çalışanlar olarak belirlendi. Böylece iki doz aşısının üzerinden en az altı ay geçmiş yüksek riskteki kişiler için hızlıca aşı dağıtımı yapılabilecek.

ABD Salgın Hastalıklar Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) danışma kurulu da perşembe günü üçüncü doz aşı onayı için toplanacaklarını açıkladı.

16 yaş üstü için üçüncü doz reddedilmişti

ABD Başkanı Joe Biden, ağustos ayında yaptığı açıklamada, FDA ve CDC’nin onayı sonrası 16 yaş üstü tüm Amerikalılar için üçüncü doz aşılamanın başlayacağını duyurmuştu.

Cuma günü toplanan FDA, tüm Amerikalılara üçüncü doz aşı yapılması önerisini büyük çoğunluğun oyuyla reddetti. Onun yerine FD,A sadece 65 yaş üstü ve risk altındakilerin takviye doz olabilmesini oylamak için çarşamba günü bir araya geldi.

‘Daha fazla çalışma gerekli’

Danışma kurulu da 16 yaş üstü tüm nüfusun takviye doz olmasını gerektirecek bir bilimsel verinin henüz ellerinde olmadığını, bu konu üzerine daha fazla çalışma yürütülmesi gerektiğini açıkladı.

FDA’in bu çalışmalar yapıldıktan sonra tüm yetişkin nüfusun takviye doz aşıyı olabilmesini yeniden değerlendireceği belirtiliyor.

BBC’nin haberine göre tek dozun yeterli olduğu Jennsen aşısının sahibi Johnson & Johnson da salı günü, ikinci doz takviye aşının etkinliğini artırdığını açıkladı.

Moderna’nın üçüncü doz aşıya ihtiyaç duyulup duyulmadığıyla ilgili çalışmaları ise sürüyor. Biden’ın en yetkili sağlık danışmanı Dr. Anthony Fauci, birkaç hafta içinde onun da sonuçlanacağını belirtti.

İsrail ve Birleşik Krallık’ta uygulanıyor

Pfizer/BioNTech aşısının takviye dozu için İsrail ve Birleşik Krallık‘tan halihazırda onay çıktı ve bu iki ülkede üçüncü doz aşılar uygulanmaya başladı.

ABD ise sadece bağışıklık sistemi çeşitli sebeplerde bastırılan ya da güçsüz olan kişiler için geçen ay takviye doza onay vermişti. Bu kapsamda ülkede iki milyonun üzerinde kişi üçüncü doz aşısını oldu.

CHP’li Ahmet Akın: Öğrencilere verilen burs ve kredi faturaya bile yetmiyor

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, öğrencilere verilen burs ve kredi miktarlarındaki yetersizliğe ve öğrencilerin yaşadıkları sorunlara ilişkin bir açıklama yaptı.

“Üç yıl içinde yani tek adam rejiminin hayata geçirildiği günden bugüne faturalar, neredeyse yüzde 100 oranında arttı” ifadelerini kullanan Akın, bu süre zarfında öğrencilere verilen burs ve kredilerin ise sadece yüzde 30 oranında arttığını söyledi.

Ahmet Akın, “Bir öğrenci evinde ortalama bir hanenin tüketiminden daha az tüketim yapsa bile verilen burs ve kredi tutarı tek başına artık faturalara dahi yetmiyor” ifadelerini kullandı.

‘Sorun çözeceğine azarlıyor’

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Biz göreve başladığımızda üniversite öğrencilerinin bursları 45 liracıktı. Ya elinize dizinize dursun ya. Şu anda bunlar 650 liraya çıktı” açıklamasına tepki gösteren Ahmet Akın şunları söyledi:

“İktidarın yıllardır yurt sorununu çözmemesi nedeniyle, öğrencilerimiz; büyük barınma sorunuyla karşı karşıya. Ülkeyi yöneten AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ise gençlerimizi ‘elinize dizinize dursun’ diye azarlıyor. İktidar öğrencilerin barınma sorunun önemsemiyor. Yüksek kiralara rağmen eve çıkmak zorunda kalan öğrencilerimizi başka bir sorun daha bekliyor. Bu da iktidarın yaptığı zamların adeta zulme dönüşen faturalar gerçeği. Kiralık evlerde barınmak zorunda kalan milyonlarca üniversite öğrencisinin artan faturaları için yirmi yıl geriye gitmeye gerek yok.”

‘Faturalara bile yetmiyor’

Bursun her üniversite öğrencisine çıkmadığını hatırlatan Akın, “Kardeşlerimiz krediye başvursa da bu tutarı ileride faiziyle geri alıyor. TÜİK verilerine göre, ortalamanın altında aylık 200 kilovatsaat olarak tüketimin faturaya yansıması 90 liradan 180 liraya çıktı. Isınma amaçlı ortalama tüketimin altında yapılan 200 metreküplük doğalgaz tüketimi de 200 lirada 400 liraya çıktı. İnternet paketleri ise 45 liradan 70 liraya çıktı. Elektrik, doğalgaz ve internete yapılan zamlar nedeniyle öğrencilerin üç yıl önce ortalama 356 lira olan fatura yükü şimdi 700 lirayı geçti. Buna göre bir öğrenci evinde ortalama bir hanenin tüketiminden daha az tüketim yapsa bile verilen burs ve kredi tutarı tek başına artık faturalara dahi yetmiyor” dedi.

Dünya Meteoroloji Örgütü: İklim değişikliği sürdürülebilir kalkınmayı tehdit ediyor

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) iklim değişikliği üzerinde direkt etkili olan yedi iklim göstergesini incelediği “İklim Göstergeleri ve Sürdürülebilir Kalkınma: Ara Bağlantıları Gösterme” raporunu yayımladı.

Raporda iklim göstergelerinin Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları üzerindeki etkisi inceleniyor.

Raporda, küresel ısınmayı 1,5 °C’nin altında sınırlamak için daha büyük uluslararası işbirliği ve disiplinlerarası çalışmaya ihtiyaç olduğu belirtildi.

Yedi iklim göstergesi

Yedi iklim göstergesi; karbondioksit konsantrasyonu, sıcaklık, okyanus asitlenmesi, okyanus ısı içeriği, deniz buzu boyutu, buzul kütle dengesi ve deniz seviyesi yükselmesi olarak ele alınıyor.

Karbondioksit emisyonlarının dünya üzerindeki dağılımına bakıldığında; CO2 emisyonunun yüzde 25 ila yüzde 30’u okyanus tarafından emilir ve okyanus asitlenmesine yol açar, yüzde 20 ila yüzde 25’i bitki örtüsü tarafından emilir ve geriye kalan yüzde 50 atmosferde kalır ve ek sera etkisine katkıda bulunur.

İki yüzyılda 4 derece ısınma bekleniyor

Raporda sera gazı konsantrasyon yolu senaryosu göre 2100 yılına kadar küresel ortalama yüzey sıcaklığının 2–5 °C artması öngörülüyor. Geçmişte her 20 bin yılda 4 derece ısınma gözlemlenirken antropojenik iklim değişikliğinin sadece iki yüzyılda aynı ısınmayı tetiklemesi bekleniyor.

Raporda, 2020 yılındaki ısınmanın şimdiden sanayi öncesi (1850–1900 yılları) seviyelerin yaklaşık 1,2 °C üzerinde olduğu vurgulandı. Diğer yandan Kutup ısınma oranının, küresel ortalama orandan 3 kat daha hızlı olduğu belirtildi.

Kuzey Kutbu hızla ısınırken, yüksek sıcaklıklar, kalıcı donların erimesine ve yeraltında depolanan metanın havaya bırakılmasına neden olduğu ifade edildi. Eğer bu fenomen gerçekleşirse metanın, 100 yıllık bir zaman ölçeğinde CO2’den 20 kat daha fazla küresel ısınma potansiyeline sahip olduğu vurgulandı.

Okyanus asidifikasyonu yüzde 30 arttı

Okyanuslar yıllık emisyonların yaklaşık yüzde 25 ile yüzde 30’unu tutan doğal karbon yutakları. Karbondioksit suda çözündüğünde asidik iyonlara dönüşüyor. Bu da okyanusların asitlenmesini artırıyor.

WMO raporuna göre endüstri döneminden bu yana okyanuslardaki asitlilik oranı yüzde 30 arttı.

Okyanus sıcaklıkları arttı

Dünya yüzeyinin yüzde 70’inden fazlasını kaplayan küresel okyanus
önemli sıcaklık artışına neden olmadan ısıyı depolamak için önemli bir kapasiteye sahip.

Isıyı uzun süreler boyunca depolama ve serbest bırakma yeteneği okyanusa Dünya’nın iklim sistemini stabilize etmede merkezi bir rol verir. Ancak artan sera gazı emisyonlarının neden olduğu iklim değişikliği okyanuslardaki sıcaklığın da artmasına neden oluyor.

‘Barınamıyoruz’ diyen öğrencilere polis müdahalesi

Artan ev ve yurt kiralarına karşı tepki göstermek için “Barınamıyoruz” hareketini başlatan ve parklarda kalmaya başlayan üniversite öğrencilerine polis müdahale etti.

Eskişehir’de altı öğrenci polis tarafından gözaltına alındı.

Ankara’da polis, öğrencileri takip etti

Eskişehir‘de Eskibağlar Mahallesi İsmet İnönü Caddesi‘ndeki parkta toplanan ve geceyi parkta geçirmek isteyen öğrencilere polis “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa göre basın açıklaması yapılması ve pankart açılmasının yasak olduğunu” gerekçesiyle dağılmalarını istedi. Parktan ayrılmayan altı öğrenci gözaltına alındı.

Ankara‘da ise Kuğulu Park‘a girmek öğrencileri gözaltına almakla tehdit eden polis, bölgeden ayrılarınları da araçlarıyla takip etti.

Bir grup polis tarafından takip edilirken, diğer grup parka girmeyi başardı.

Kocaeli‘de de sokakta sabahlamak isteyen öğrenciler benzer şekilde Cumhuriyet Parkı‘ndan çıkarıldı.

İzmir‘de Barınamıyoruz Nöbeti’ne katılan öğrencilerin aileleri, emniyet tarafından aranarak “öğrencilerin provokasyona gelmemeleri gerektiği” söylendi.

Türkiye’den Paris Anlaşması kararı: Altı yılda ne değişti?

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na hitap eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Paris İklim Anlaşması’nın önümüzdeki ay Meclis onayına sunulacağını açıkladı.

12 Aralık 2015 tarihinde Fransa’da gerçekleşen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 21’inci Taraflar Konferansı’nda kabul edilmiş, 2016 tarihinde ülkelerin imzasına açılmıştı.

Türkiye o tarihten bu yana anlaşmayı meclise getirerek onaylamayı reddetmiş, anlaşmayı onaylamayan son altı ülkeden biri olarak kalmıştı.

Geç gelen bir karar

Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyesi Prof. Dr. Semra Cerit Mazlum, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada bu kararın oldukça gecikmiş bir karar olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin durumunu kendisine benzeyen ülkeler ile kıyaslayan Cerit Mazlum, “Türkiye, emisyonlardaki sorumluluğunun yüksek olması, G20 ülkesi olması ve OECD ülkelerinde yer alması nedeniyle kendi kategorisine göre bu adımı atmada gecikmiş bir ülke oldu” ifadelerini kullandı.

Ne değişti?

Türkiye’nin anlaşmayı onaylamama konusunda öne sürdüğü en büyük argüman, İklim rejimi içerisinde oluşturulan iklim finansmanına erişme ve bu doğrultuda Ek1 ülkeleri kategorisinden çıkarılma taleplerinin karşılanmamasıydı.

Nitekim Erdoğan da Genel Kurul’daki konuşması sırasında “yükümlülüklerle ilgili adaletsizler nedeniyle” anlaşmayı yürürlüğe koymadıklarını tekrarladı.

Türkiye’nin kendi durduğu yer açısından bir şeyin değişmediğini ve taleplerinin hala karşılanmamış olduğunu belirten Prof. Dr. Cerit Mazlum’a göre Türkiye’nin anlaşmayı imzalamak durumunda kalmasının üç sebebi var: Uluslararası konjonktürdeki değişim, ekonomi ve toplumsal talep.

‘Uluslararası politikanın çerçevesi haline geldi’

Semra Cerit Mazlum, “Paris Anlaşması’nın ve bununla birlikte ülkeler tarafından konulan hedefler, uluslararası politikanın normatif bir çerçevesi haline geldi” ifadelerini kullandı.

Paris Anlaşması, ülkeleri küresel ısınmayı yüzyıl sonuna kadar “iki derecenin altında, tercihen 1,5 derece ile sınırlama” konusunda zorluyordu.

1,5 derece ve 2 derece arasındaki önemli farkları ortaya koyan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 1,5 derece özel raporunun ve artan iklim felaketlerinin 1,5 derece hedefini kaçınılmaz hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Cerit Mazlum, “Böylece bir gezegen politikası haline dönüştü. Devletler de gönüllü ya da gönülsüz olarak uyum sağlamak zorunda kalıyor” dedi.

 

ABD-Çin arası ilişkiler

Prof. Dr. Cerit Mazlum büyük güçler arasındaki siyasi dengelerin de Paris etrafında şekillenmeye başladığına dikkat çekti.

En büyük emisyon kaynağı Çin ile önce anlaşmadan çekilip sonra yeniden katılan ABD arasındaki ilişkilerin merkezinde iklim değişikliği konusu yer alıyor. Tek kutuplu dünya düzeninde bu iki ülke arasındaki gerilim ve ilişkiler de küresel anlamdaki politikaları etkiliyor.

‘Sınırda karbon vergisi Türkiye’yi zorlayacak’

Diğer bir başlık ise ekonomi. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat çerçevesinde hayata geçirdiği mevzuat değişiklerinin Türkiye’yi zorladığını ifade eden Cerit Mazlum, “Sınırda karbon vergisi en büyük ihracatçısı AB pazarı olan Türkiye’yi olumsuz etkileyecek” dedi.

Demir-Çelik, otomativ gibi birçok sektörün bundan etkileneceğini belirten Mazlum Cerit, “Sadece ihracat gelirleri açısından değil istihdam ve vergi kaybı sebebiyle de ekonomide zorluk yaratacak” yorumunu yaptı.

İş dünyasından baskı

İş dünyasının da bu zorlukların farkında olduğunu belirten Prof. Dr. Cerit Mazlum’a göre onlardan gelen baskının da Anlaşma’nın onaylanmasında payı var.

Daha önce Kyoto Anlaşması sırasında büyük iş çevreleri Kyoto’ya katılmanın önemli olduğunu söylerken orta ölçekli işletmeleri temsil eden TOBB gibi kurumlardan çekince geliyordu. Ancak şu anda hem TÜSİAD hem TOBB gibi kurumlar yaşayacakları maddi zorlukların farkında olduğu için uzun süredir Paris için diretiyor.

Alternatif finansman ihtimali

Semra Cerit Mazlum’un dikkat çektiği diğer bir nokta da olası iklim finansmanı ihtimali. Her ne kadar Türkiye’nin Paris çerçevesindeki iklim finansmanına doğrudan erişmesine izin verilmese de birkaç yıldır süren çalışmalar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cerit Mazlum şunları söyledi:

“Aralarında Dünya Bankası’nın ve BM’nin de olduğu bir grup aktör Türkiye’nin rejim içinde olmasa da farklı yollarda kullanabileceği finansman kaynağına erişebilmesinin yollarını arıyorlar. Geçen sene sonuçlanamadı. Bu sene bu yönde gelişme olması bekleniyor. Bu sebeple böyle bir kaynağa erişme ışığını görmüş olabilirler.”

Toplumsal talep

Semra Cerit Mazlum ekonomi ve uluslararası siyasetteki faktörlerin toplumsal talep ile birleştiğini söyledi.

“Son yıllarda daha sık, daha şiddetli yaşadığımız iklim değişikliğine bağlı ani yağışlar, seller, can kayıpları, orman yangınları ve susuzluk toplum içerisinde de tepkiye yol açtı” diyen Cerit Mazlum, toplumun tabanına yayılmış bir farkındalık olduğunu söyledi.

Fotoğraf: AA

Erdoğan’ın konuşmasındaki önemli işaretler

Elbette ki Paris Anlaşması’nın onaylanması tek başına bir anlam ifade etmiyor. Ancak ulusal iklim eylemin başlatıcısı olma potansiyeline sahip. Erdoğan’ın konuşmasında bu yönde birçok işaret bulunuyor.

Semra Cerit Mazlum’a göre konuşmanın kapsamı ilk önemli noktalardan. Çünkü tarihte ilk kez Türkiye Genel Kurul’a hitaben iklim değişikliğini geniş bir çerçeveden ele alarak anlattı.

İklim değişikliğini yerinden olma sorunu ve devletler arasındaki emisyon ve yük paylaşımında adaletsizlik sorunu olarak çerçeveledi. Prof. Dr. Cerit Mazlum, “Yetersiz ve yanlış noktaları da var çünkü herkesi eşit etkilediğini söyledi. Halbuki zenginlerin ve yoksulların farklı etkilendiğini biliyoruz. Ancak gene de önemli bir konuşmaydı” dedi.

1,5 derece hedefi

İkinci önemli husus ise 1,5 derece hedefinin vurgulanması. Bunun Türkiye açısından çok önemli bir gelişme olduğunu belirten Cerit Mazlum, “İklim politikaları 1,5 hedefi çerçevesinde oluşturulacaksa sunduğu ulusal katkı beyanını da güncellemesi gerektiği anlamına geliyor” dedi.

Her ne kadar konuşma içerisinde mevcut beyan üzerinden Anlaşma’ya taraf olunacağı söylense de Semra Cerit Mazlum’a göre Türkiye’nin büyüme tahminlerine göre emisyonları söylediği miktarda yükseltmesinin imkanı yok.

Üstelik 1,5 derece hedefi için de bu güncellenmenin yapılması gerekiyor çünkü araştırmalar mevcut beyanın küresel ısıtmanın 3 derece üzerine taşıyacağını gösteriyor.

Mevcut beyanın Türkiye’ye hareket alanı sağladığı için kaldığını belirten Mazlum Cerit, ülkelerin taahhütlerinin hedeflerle uyumluluğunun inceleneceği 2025 yılı öncesinde Türkiye’den yeni bir açıklama gelebileceği görüşünde.

2053 yılında karbon nötr olma hedefi

Karbon nötr hedefiyle ilgili kısım da konuşmanın diğer önemli kısmını oluşturuyor. Semra Cerit Mazlum, “Glasgow’dan önce 2053 vizyonlu bir hedef olacağını söyledi. Buradan 2053 yılında karbon nötr olma hedefini açıklayacağını anlıyoruz” dedi.

Çoğu ülkenin 2050 yılı için böyle bir hedef koyduğunu belirten Semra Cerit Mazlum, “Türkiye’de hedef 2023 de oldukça fazla kullanılan bir jargondu. Büyük ihtimal karbon nötrlüğünü açıklarken de gene bu siyasal jargona bağlı kalmak istediler. Benzer bir durumu bağımsızlığının yüzüncü yılı için hedef koyan Hindistan’da da görmüştük. Ülkeler bu yönde karar alabiliyor” dedi.

Hem 2053 hedefi hem 1,5 dereceyle sınırlama gerekliliğinin kabulü ise gözleri Ulusal Katkı Beyanı’nda yapılacak güncellemelere çeviriyor.

Türkiye’nin Paris’e taraf olmasının anlamı

Mayıs (2021) ayı başında bir röportajda “Türkiye ve Cop26 bağlamında neler söyleyebilirsiniz?” sorusuna yanıt olarak (sözcük sınırlı) kısaca şunları söylemişim: “Türkiye’nin bugüne değin savunduğu görüşler ve istemler (ör. yeşil İklim Fonu’ndan bir gelişmekte olan ülke gibi yararlanmak, vb.) değişmezse, Türkiye BMİDÇS Paris Antlaşması ilişkileri açısından Taraflar Konferansı’nın 26’ncı toplantısında (COP-26) yeni ve olumlu bir gelişme ortaya çıkmayabilir. En iyi beklenti, Meclis Küresel İklim Değişikliğini Araştırma Komisyonu‘ndan Türkiye’nin Paris Antlaşması’na taraf olmasının yararlı olabileceği vb. bir karar çıkması ve Türkiye’nin COP-26’ya bu atmosfer ile katılması; Paris’e taraf olabileceğini dünyaya açıklaması olabilir.”

Sürpriz bir biçimde bundan daha iyisi gerçekleşti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin New York şehrinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler 76. Genel Kurulu’nda Türkiye’nin Paris İklim Antlaşması’nı onaylayacağını açıkladı. Cumhurbaşkanı konuşmasında, özetle, Türkiye’nin Aralık 2015’te Paris İklim Antlaşması’nı imzalamasına karşın, yükümlülüklerle ilgili adaletsizlikler nedeniyle henüz bu anlaşmayı yürürlüğe koymadığını vurgulayarak, son dönemde bu çerçevede alınan yolun ardından, antlaşmanın gelecek ay Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) onayına sunulacağını söyledi. Erdoğan ayrıca antlaşmanın 1-12 Kasım 2021 tarihleri arasında düzenlenecek olan 26. Taraflar Konferansından önce onay aşamasının tamamlanmasını beklediklerini açıkladı.

Türkiye’nin ‘çekinceleri’ altı yıl kaybettirdi

Kısaca söz etmek gerekirse, Paris Antlaşması, 30 Kasım-13 Aralık tarihlerinde Paris’te gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 21. Taraflar Konferansı’nda, 12 Aralık 2015’te 196 taraf ülkece kabul edilen ve 4 Kasım 2016 gibi çok kısa bir sürede yürürlüğe girmiş olan; BMİDÇS altında iklim değişikliğiyle savaşım, küresel ısınmayı sınırlandırma ve gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerin bu savaşıma mücadeleye katkı vermesini öngören yasal bağlayıcılığı olan uluslararası bir antlaşmadır.

Türkiye Cumhuriyeti Aralık 2015’te Paris’te imzalamış olmakla birlikte, henüz bugüne değin TBMM’den bir Onay/Uygun Bulma/Kabul belgesini geçirerek BMİDÇS Paris Antlaşması’na yasal olarak taraf olmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti BMİDÇS 1/CP.19 ve 1/CP.20 sayılı kararlar uyarınca, Eylül 2015’te BMİDÇS’nin 2. Maddesinde ve açıklayıcı bilgilerde yer alan nihai hedefe ulaşmaya yönelik Niyet Edilen Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkı (INDC) belgesini BM Sekretaryası’na sunmuştur. Ancak Paris Antlaşmasına taraf bir ülke olmadığı için, Türkiye Cumhuriyeti henüz BMİDÇS kapsamında Aralık 2015 Paris Konferansı’nda kabul edilen ve asıl olarak 2020 yılından sonra uygulanması öngörülen Yeni İklim Rejimi’ne; başka bir deyişle Paris Antlaşması altındaki iklim değişikliğiyle savaşım, mücadele, eylem ve güçlendirilmiş çabalar gibi hedeflere yönelik bir NDC, yani “Niyet Ettiği Sera Gazı Denetleme Önlemlerini” içeren özel amaçlı teknik bir belge sunmamıştır.

Zorlayıcı ‘ulusal koşullar’

Türkiye’nin 2015 tarihli INDC’indeyse, özetle, doğal varlıkların korunması, toplu taşım araçlarının benimsenmesi gibi bireysel önlemler ve sürdürülebilir tüketim/davranış tarzlarının önemli olduğu vurgulanmıştır. Ancak, bu kadar önemli ve çok boyutlu büyük bir küresel sorunun çözümünde, bölgesel ve küresel ekonomik ve çevre/iklim antlaşmalarının varlığı, açık, hesaplanabilir, denetlenebilir, hesap verilebilir/sorulabilir, adil, eşit ve farklılaştırılmış yükümlülüklerle birlikte uygulanabilirliğinin sağlanması çok daha önemli ve yaşamsaldır. Belgede ulusal koşullar özetle şöyle açıklanmıştır:

“… 2012 Yılı Ulusal Sera Gazı Emisyon Envanter Raporu’nda, 2012 yılı toplam sera gazı emisyonları yaklaşık olarak 440 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olarak belirlenmiştir. 2012 yılı emisyonlarında karbondioksit eşdeğeri olarak en büyük payı % 70.2 ile enerji kaynaklı emisyonlar alırken, bunu sırasıyla % 14.3 ile endüstriyel proses emisyonları, % 8.2 ile atık ve % 7.3 ile tarımsal faaliyetler takip etmiştir. Ayrıca 2012 yılı kişi başı emisyon miktarı, 5.9 ton/kişi olarak hesaplanmış olup, bu rakam OECD ve AB ortalamalarına göre çok daha düşüktür.”

2021-2030 döneminde uygulanması beklenen INDC’de bir Referans Senaryoya (BAU) göre sera gazı salımlarında 2030 yılına kadar % 21 oranına kadar bir azaltım yapılacağı belirtilmiştir. Bu azaltımın kapsamında, asıl olarak, enerji, sanayi süreçleri, tarım, arazi kullanımı arazi kullanım değişikliği ve ormancılık ve atık sektörlerinde yapılacak olan ekonomik dönüşümlere vurgu yapılmaktadır.

Türkiye ilk kez iklim değişikliği savaşımında doğru yerde olacak

Sonuç olarak, son aylarda pek çok çağrılı konuşma ya da webinerlerde ve röportajlarımda neden ve gerekçelerini ayrıntılı olarak açıkladığım gibi (internet yazı ve video kayıtlarına ulaşılabiliyor), Türkiye Cumhuriyeti’nin BMİDÇS Paris Antlaşması’na taraf olacağının ve Glaskow’da gerçekleşecek olan COP-26’dan önce onay aşamasının tamamlanabileceğinin açıklanması yerinde bir karar, ileri bir adımdır. Türkiye, böylece belki de ilk kez iklim değişikliği savaşımında (tüm sektörlerde sera gazı salımlarının azaltılması, yutakların, örneğin ormanların korunması, geliştirilmesi ve artırılması vb.) çok gecikmeksizin olması gereken konum ve durumda yer alabilecektir.

Burada bir kez daha vurgulamak isterim ki, Türkiye’nin 2011’den beri sürdürdüğü hükümetlerarası iklim diplomasisi, 2000 Lahey COP kararlarına ve 2001 Marakeş Antlaşması’ndaki ‘özel ülke olma’ ayrıcalığını zayıflatmaktaydı. Dahası Türkiye’nin bir Ek-1 ülke Tarafı olarak bu ayrıcalığını kaybetmesi ve diğer istemleri aynı zamanda ciddi bir geri adım olarak da görülmekteydi.