Ana Sayfa Blog Sayfa 1253

AKP’li Bostancı: Meclis’in ilk işi Paris İklim Anlaşması olacak

AKP Grup Başkanı Naci Bostancı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın BM Genel Kurulu‘nda Meclis’e getireceklerini duyurduğu Paris İklim Anlaşması‘yla ilgili açıklama yaptı.

Bostancı, “Paris İklim Anlaşması Meclis’in en önemli başlangıç işlerinden olacak. İmzalarımız tamamlandı. Muhalefetle de görüşeceğiz. Meclis’e en kısa sürede arz edip geçireceğiz. En hızlı şekilde geçirmeyi planlıyoruz.” dedi.

1 Ekim’de yeni yasama yılına başlayacak  TMBB Genel Kurulu‘nun ilk işinin Paris Anlaşması olacağını kaydeden Bostancı şunları söyledi:

“Paris İklim Anlaşması dediğimiz husus; esasen 1992’deki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi‘nin bir uzantısı. 1992’de Paris İklim Değişikliği Sözleşmesi imzalanırken, Türkiye‘yi New York‘ta temsil eden kişiler biraz da konuya ilişkin tafsilata (ayrıntı) yeteri kadar sahip olamadıkları için olsa gerek, ‘Avrupa Birliği’ne aday Türkiye’nin yeri gelişmiş ülkelerdir’  diyerek, o çerçevede bir anlayışla, böyle bir sınıflandırma, ek bir protokolle ülkeler yazılırken, Türkiye’yi de o sınıfa dahil etmişler.”

‘Türkiye’nin emisyonlara katkısı sınırlı’

Bostancı bütün ülkelerin dünyayı kurtarmak, sıcakların artmasına mani olmak, sera gazı emisyonlarını azaltmak için çaba içinde olduğunu, ancak Türkiye’ye ek maliyetler yüklenmesinin haksız olduğunu kaydetti:

“Gelişmiş ülkelerin uzun yıllar boyunca sera emisyonları çok yüksek derecedeyken, Türkiye gibi gelişmiş ülkelerin emisyon dereceleri düşük kaldı. Dolayısıyla dünyanın buraya gelmesinde, bu noktaya ulaşmasında, sıcaklıkların 1-2 derece yükselmesi sonucu gelecek felaketlere ilişkin, gelişmiş ülkelerin yıllar içerisindeki dahli var, çabaları var, dünyaya ödettikleri bir bedel var. Türkiye’nin sera gazı emisyonuna yapmış olduğu olumsuz etki sınırlıyken bile onu gelişmiş ülkeler statüsünde görerek, bir takım ek maliyetler üstlenmesini sağlamak haksız bir uygulama olur.”

Erdoğan, dün BM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylayacağını duyurmuştu.

‘Finansman desteği sağlanmalı’

Türkiye’nin, Paris İklim Anlaşması’nı onayladığını; ancak şu ana hakkaniyete ilişkin kaygıları nedeniyle Meclis’ten şu ana kadar geçirmediğine işaret eden AKP Grup Başkanı, “Mutlak surette Türkiye gibi ülkelere finansman desteğinin sağlanması gerekiyor. Anlaşma çerçevesinde bir fonda para toplanması ve her yıl bu paranın 10 milyar, 20 milyar dolar olması gerekirken, 8 yıl içerisinde toplanan para 8 milyon doları geçmiş değil. Dolayısıyla gelişmiş olan ülkeler dahi işin finansman boyutuna yönelik ellerini taşın altına koymuyorlar” ifadelerini kullandı.

‘Meclis’in en önemli başlangıç işi olacak’

Bu vahim durumu aşmak ve el birliği ile müşterek bir tavır sergilenmesi gerektiğine dikkat çeken Naci Bostancı, “Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nı imzaladık. Muhalefet partilerine de götüreceğiz. Onların da yaklaşımının müspet olacağını ümit ediyoruz. En hızlı şekilde geçirmeyi planlıyoruz. Meclis’e arz edeceğiz. Hep birlikte bu anlaşmayı geçireceğimizi ümit ediyoruz. Meclis’in en önemli başlangıç işlerinden biri olacak” dedi.

 

 

KuirFest, #Gönlüm10dadır hashtagi ile Ankara’ya geri dönüyor

Bu yıl 10’uncusu düzenlenecek olan KuirFest, Ankara’daki LGBTİ+ etkinlikleri yasağının kaldırılmasının ardından yeniden 23-26 Eylül tarihlerinde Ankara’daki izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor.

Festival, 30 Eylül-3 Ekim tarihlerinde de İstanbul’da olacak.

Festivalin ‘Gökkuşağının Altında’ bölümü

Her yıl kurmaca uzun metrajların programlandığı Gökkuşağının Altında seçkisi, bu yıl göçmenlik, çok aşklılık ve komünite güçlendirici tematik alanlara odaklanacak. ABD, Fransa ve Almanya’dan yapımların ağırlandığı seçkide Dilberim, Güzelim (Ma Belle, My Beauty, 2021), Ölüm ve Bowling (Death and Bowling, 2021) ve Alınmaca Yok (No Hard Feelings, 2020) filmleri yer alacak.

Kuir Belgeseller

Kuir Belgeseller dünyanın dört bir yanındaki hareketleri ve hareketlerin güçlenme pratiklerine dair belgeselleri kadraja alan filmleri bir araya getirecek. Seçkide, Cinsiyet Jenerasyonları (Genderation, 2021), Şöyle Böyle Çizgiler (No Straight Lines, 2021) ve Anne Evi Gibi (Your Mother’s Comfort, 2020) filmler yer alıyor.

Festival,  bu yıl Kuir Diziler seçkisinde Rikke Kolding’in yönettiği 8 bölümlük Danimarka yapımı Minço Ağrısı‘nı (Ondt i Røven, 2019) ağırlayacak.

Festivalin kÜLT, Kuir Diziler ve Ğ bölümleri

Dizinin İstanbul’daki 2 Ekim Cumartesi günkü gösteriminin ardından, Institut français’te Saadat Munir’in katılımıyla bir söyleşi de gerçekleştirilecek.

Bu yıl kÜLT seçkisinde Dünya kuir sinemasının öncü isimlerinden Monika Treut’un Cinsiyet Kimlikleri (Gendernauts: A Journey Through Shifting Identities, 1999), festivalin onuncu yılına özel yeniden olacak. Film, 7. Pembe Hayat KuirFest’te de gösterilmişti.

Filmin yönetmeni Monika Treut, 2 Ekim cumartesi günü Feminist Mekan’da düzenlenecek söyleşi ile sevenleriyle buluşacak.

Türkiye’den çıkan kuir yapımların yer aldığı Ğ seçkisinde bu yıl yer alan Hayalimdeki Sahneler (Scenes I Imagine, 2020) ve Patrida (Patrida, 2021) olacak.

Hayalimdeki Sahneler filminin 25 Eylül Ankara ve 3 Ekim İstanbul gösterimleri ve yönetmen katılımlı söyleşileri de olacak.

Türkiye’den kısalar

Festivalin bu bölümünde Kekre, Gullüm, Eve Dönüş, Free Fun, Sudan Çıkmış Balık, MAMAVILLE ve Komşu yer alacak.

Ankara Etkinlikleri

  • Söyleşi: Türkiye’den kısalar / Film ekibi ile söyleşi (24 Eylül Cuma, Goethe-Institut Ankara)
  • Söyleşi: Patrida/Film Ekibi ile söyleşi (24 Eylül Cuma, Goethe-Institut Ankara)
  • Söyleşi: Türkiye’den kısalar/ Oyuncu katılımlı söyleşi (25 Eylül Cumartesi, Goethe-Institut Ankara)
  • Söyleşi: Hayalimdeki Sahneler /Film ekibi ile söyleşi (25 Eylül Cumartesi, Goethe-Institut Ankara)
  • Oturum: Kuir Karikatürler ve “Şöyle Böyle Çizgiler” (26 Eylül Pazar, ​​Goethe-Institut Ankara)

İstanbul Etkinlikleri

  • Oturum: KT Film Yapımcılığı LTD. ŞTİ (1 Ekim Cuma, Institut français)
  • Söyleşi: Eleştirel erkeklik: Trans maskülen deneyimler (2 Ekim Cumartesi, Institut français)
  • Söyleşi: Cinsiyet Jenerasyonları (1 Ekim Cuma, Institut français)
  • Sunum: Minço Ağrısı üzerine (2 Ekim Cumartesi, Institut français)
  • Söyleşi: Cinsiyet Kimlikleri (2 Ekim Cumartesi, Feminist Mekan)
  • Söyleşi: Patrida /Film ekibi ile söyleşi (2 Ekim Cumartesi, Institut français)
  • Söyleşi : Hayalimdeki Sahneler /Film ekibi ile söyleşi (3 Ekim Pazar, Institut français)

Atölyeler

Festival süresince İstanbul ve Ankara’da çeşitli atölyeler yapılacak. Ankara’da yapılacak atölyeler ise şöyle:

  • Atölye: K’nın sesi / Kadınların & Kuirlerin Sesinden Podcast Üretimi (24 Eylül Cuma, Mor Mekan)

İstanbul Atölyeleri de şöyle:

  • Atölye: Vogue! (3 Ekim Pazar, The Circle)
  • Atölye: K’nın sesi / Kadınların & Kuirlerin Sesinden Podcast Üretimi (2 Ekim Cumartesi, Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi)

Festival hakkındaki daha detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

Bursa Su Kolektifi: Müsilaj yüzeyden temizlendi, denizde oksijen kalmadı

Bursa Su Kolektifi üyeleri, müsilaj sorununu bertaraf etmek için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından açıklanan Müsilaj Eylem Planı’nın üzerinden üç ay geçmesine rağmen bütünlüklü çalışma yapılmamasını protesto etti.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde bir araya gelen aktivistlerin yaptığı açıklamada, Marmara Denizi’ndeki kirlilik göstergelerinde çok ciddi artışlar tespit edildiği, sudaki oksijen seviyesinin ciddi düşüş gösterdiği, bazı bölgelerde hiç oksijen kalmadığı, özellikle Ergene deşarjının etki alanı olan orta Marmara Denizi kesitinde anoksik bölgelerin oluştuğu bilgisi paylaşıldı.

Çözümler bilimsellikten uzak

Kolektif, geçtiğimiz günlerde Marmara Çevre İzleme Projesi’nin (MAREM) hazırladığı müsilajın etkileriyle ilgili rapordan hareketle Marmara Denizi’nde biyoçeşitliliğin ciddi derecede azaldığına ve önceki yıllara göre canlı türlerinde yok oluşlar olduğuna dikkat çekti.

Bursa Su Kolektifi adına basın açıklamasını okuyan Esen Ocak, “yetersiz” olarak değerlendirdikleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın eylem planı hakkında, “Bilimsel gerçeklerin sesine kulak vermeye başlanılır düşüncesiyle biraz olsun ümitlenmiştik” dedi.

Çevre Bakanı Kurum, Tarım Bakanı Pakdemirli ile birlikte Marmara’da müsilajın tamamen temizlendiğini göstermek için balık ekmek yemişti.

“Müsilaj Eylem Planı’nın 26. gününde Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un ‘Marmara’mızın 26 gün öncesinden daha iyi olduğunu gözle görür hale geldik, 10 bin 500 metreküp müsilajı bertaraf ettik, derin sularda oksijen azalmasına ilişkin herhangi bir emare tespit edilmedi” sözlerini hatırlatan Ocak, yöneticilerin problemlere yüzeysel ve bilimsel gerçeklerden uzak yaklaştıklarını belirtti.

Bakanlık bilimsel açıklamalar karşısında suskun

Ocak, eylem planı üzerinden üç ay geçmesine rağmen hangi çalışmaların yapıldığına ilişkin bilgi paylaşılmadığını da hatırlattı:

“Marmara Denizi üzerine araştırmalar yapan ODTÜ Bilim Gemisi Araştırma Ekibi, MAREM Araştırma Ekibi ve daha birçok bilim insanının yaptığı araştırma neticeleri Marmara Denizi’nin kirletilmesinin bütün hızıyla artarak devam ettiğini, bunun sonucu olarak bu bölgede ekosistemin çöküşünün dramatik boyutlara ulaştığını gözler önüne serdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Müsilaj Bilim ve Teknik Kurulu, tüm yetkililer, ulusal ve uluslararası basında büyük yankılar uyandıran bu bilimsel açıklamalar karşısında neden halen suskundur?”

DSÖ’nün yeni kriterlerine göre, İstanbul’da hava kirliliği limitlerin 3.4, Ankara’da 3.8 kat üzerinde

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bugün hava kirliliği limit değerlerini güncelleyerek düşürdü.15 yıl aradan sonra güncellenen hava kalitesi rehberinde temel kirleticiler arasında bulunan PM10 için yıllık limit değer 20 mikrogramdan 15’e; DSÖ’nün kanserojen madde olarak da tanımladığı PM2.5 için ise 10 mikrogramdan 5’e çekildi. Yeni değerlere göre İstanbul’da hava kirliliğinin limit değerlerinin yaklaşık 3,4 kat; Ankara’da ise 3,8 kat üzerinde kaldı. 

Düşük seviyede hava kirliliği maruziyetinin bile insan sağlığı üzerindeki zararlarını gösteren bulgular artıyor. 2020 yılı sonunda İngiltere Yüksek Mahkemesi Londra’da trafiğin yoğun olduğu bir bölgede yaşayan 9 yaşındaki Ella Kissi Debrah’ın ölüm nedenleri arasında hava kirliliğinin bulunduğuna karar vermişti. Ella, hava kirliliğinin direkt ölüm nedeni olarak kayda geçtiği ilk kişi olurken hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri de net şekilde görülmeye ve resmi şekilde kabul edilmeye başlandı.  

İstanbul’da kirliliğin bir yıllık faturası 6.6 milyar dolar, 15 bin erken ölüm

Hava kirliliği erken ölüm ve astım, inme, akciğer kanseri, depresyon, şizefreni, erken doğum gibi pek çok sağlık sorunu riskini yükseltiyor. Sağlık etkisi aynı zamanda toplumlara ek bir finansal yük de getiriyor. Hava kirliliğinin sağlık faturası dünyanın bazı bölgelerinde gayri safi yurt içi hasılanın yaklaşık % 14’üne denk geldiği şehirler mevcut. 15 milyonun yaşadığı İstanbul’da hava kirliliğinin 2020’deki faturası 6.6 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Neden olduğu erken ölüm sayısı ise 15 bin kişi.    

DSÖ bugün açıkladığı revizyonla PM10 ve PM 2.5 limit değerini güçlendirirken, Türkiye’de bugün hala PM 2.5 için belirlenmiş bir limit değer bulunmuyor. Gerçekleştirilen hava kalitesi ölçümleri ise yeterli değil. 

Greenpeace: Güvenli bir eşik yok

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Gökhan Ersoy, DSÖ’nün açıklaması sonrasında şu değerlendirmeyi yaptı: 

“Bir tarafta iklim krizinin şiddetlendirdiği afetlerle boğuşurken, öteki taraftan hala kendimizi salgından korumaya çalıştığımız bu krizler çağında temiz bir nefes almak hepimizin müşterek ihtiyacı ancak gezegeni yok eden anlayış temiz hava hakkımızı da gasp ediyor. Bu anlayışın karşısında kirletici faaliyetleri durduracak olan limit değerler kısa vadeli koruma önlemleri için elimizdeki en etkili politika araçları. Ancak bunlar da tek başına yeterli değil. Yıllar içinde gelişen halk sağlığı bilimi ve DSÖ’nün her 10 yılda bir limitlerde revizyona gitme ihtiyacı güvenli bir eşik olmadığını gösteriyor. 

Diğer yandan trafiğin yoğun olduğu karayolları, organize sanayi bölgeleri ve kömür gibi fosil yakıtların kullanıldığı enerji santrallerinin bulunduğu sıcak noktalarda tüm dünyada kirlilik değerleri limitlerin katbekat üstünde olduğu görülüyor. Bu nedenle kömürü, dizel ve benzinli araçları geride bırakacağımız bir takvimi hemen planlamalı ve geçiş döneminde de fosil yakıtların halk sağlığı etkilerini minimize edecek limit değerlere göre temiz hava eylem planlarını uygulamalı, koruma bölgeleri ilan etmeliyiz.” 

Mimar ve akademisyen Prof. Dr. Doğan Kuban hayatını kaybetti

Türkiye’de mimarlık ve mimarlık tarihi denilince akla gelen ilk isimlerden Mimar ve akademisyen Prof. Dr. Doğan Kuban 95 yaşında hayatını kaybetti.

Doğan Kuban’ın ölümünü gazeteci-yazar Orhan Bursalı sosyal medya hesabı üzerinden duyurdu.

Doğan Kuban kimdir?

1926 yılında Paris’te doğan Kuban, 1949 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni bitirdikten sonra fakültenin Mimarlık Tarihi Kürsüsü’nde asistan oldu.

Kuban, daha sonra İtalya’ya giderek Rönesans mimarlığı üzerinde çalıştı ve 1962’de Fullbright bursuyla konuk öğretim görevlisi olarak ABD’deki Michigan Üniversitesi’nde görev yaptı.

Kuban, 1960’lar ve 70’lerde belli süreler boyunca Harvard Üniversitesi’nin bursuyla Washington D.C.’deki Dumbarton Oaks Araştırma Kütüphanesi ve Koleksiyonu’nda çalıştı. 1965 yılında “Anadolu Türk Mimarlığının Kaynak ve Sorunları” adlı çalışmasıyla profesör oldu.

1973-76 yıllarında İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde dekanlık yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü’nün kurulması için çalıştı. 1974’te de kuruluşu tamamlanan enstitünün başkanlığını yürüttü.

Ağa Han Mimarlık Ödülü Yürütme Komitesi üyesi oldu. Türk, İslam, Anadolu mimarlığı ve sanatını konu alan kitaplar ve makaleler yayımladı.

2019 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri‘nde “Mimarlık” ödülünün “Türk mimarisinin geçmişine yönelik kuramsal ve kavramsal çalışmaları, restorasyon faaliyetleri, İslam mimarisi içinde Türk eserlerinin kimliğini vurgulayan görüşleri ve bu konulara dair yazdığı kitapları dolayısıyla” Doğan Kuban’a verilmesi uygun görüldü.

Havai fişek fabrikası patlamasında ikinci bilirkişi raporu: Patronlar asli kusurlu

Sakarya’nın Hendek ilçesinde 3 Temmuz 2020 tarihinde havai fişek fabrikasında gerçekleşen patlamayla ilgili ikinci bilirkişi raporu tamamlandı. Raporda, patron Ali Rıza Coşkun ile oğlu Yaşar Coşkun asli kusurlu bulundu.

Yedi kişinin yaşamını yitirdiği, 127 kişinin yaralandığı patlamaya ilişkin raporda, şirket ortakları ve yetkilileri olan sanıkların asli derecede kusurlu, diğer sanıkların ise tali derecede kusurlu olduğu ifade edildi. Raporda iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alındığı takdirde, patlamanın önlenebileceği belirtildi.

‘Patlama önlenebilirdi’

Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı ile Hendek Cumhuriyet Başsavcılığı‘nca başlatılan soruşturmanın ikinci bilirkişi raporu 128 sayfadan oluşuyor. Raporda iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin yeterli olmadığının altı çizilerek “davaya konu olan olayın meydana gelmesinde iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alındığı takdirde yaşanan olayın meydana gelemeyeceği ve olayın önlenebilir olduğu, bu durumda da kaçınılmazlıktan söz edilemeyeceği…” ifadeleri kullanılıyor.

Yaşar Coşkun.

Fabrikanın tüzüğe aykırı şekilde üretim ve depolama yaptığının belirtildiği raporda fabrikanın bazı bölümlerindeki elektrik tesisatının da mevzuata aykırı olduğu, duvarların yanmaz ve sızdırmaz şekilde tasarlanmadığı şeklinde tespitler yer aldı. Bilirkişiler, depolarda aşırı yığılmaların olduğunu, depolama işleminin plansız, düzensiz ve dağınık şekilde yapıldığını, her bir üretim biriminde günlük bulundurulabilecek madde miktarının ne kadar olması gerektiğine yönelik herhangi bir çalışma, plan ve etkin bir denetim, gözetimin olmadığını da tespit etti.

İş güvenliği eğitim planı bulunamadı

Raporda ayrıca evrakların içinde 2020 yılına ait iş güvenliği yıllık eğitim planı bulunmadığı, iş yerinin ‘çok tehlikeli’ sınıfta faaliyet gösteren bir işyeri olmasına rağmen kayıtlarda işçilerin ‘tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalıştırılacakların mesleki eğitimlerine’ dair yönetmeliğin gerekli maddesinde sayılan belgelerin herhangi birine sahip olmadıkları tespit edildi” denildi.

Çalışanların güvenliklerini kendi inisiyatiflerine bırakılması, emniyetsiz çalışmayı önleyecek gözetimin sağlanmaması hususlarının da patlamada etkili olduğu vurgulandı.

Küresel İklim Grevi’ne ebeveynlerden destek: Genç iklim aktivistlerine minnettarız

Parents For Future (Gelecek için Ebeveynler), 24 Eylül’de gerçekleşecek Küresel İklim Grevi öncesi bir video yayımladı.

Parents For Future Global ağından 19 farklı ülkeden ebeveyn iklim aktivistleri hazırladıkları videoda, genç iklim aktivistlerine destek mesajı gönderdi.

‘Çocuklarımızın geleceği tehlikede’

Rodzice dla Klimatu‘dan (Gelecek Polonya için Ebeveynler) üç erkek çocuk annesi bir belgesel yapımcısı olan Kamila Kadzidlowska, hazırladıkları videoyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

Bu videoyu yapmanın ana fikri, iklim adaleti hakkında ve çocuklarımız için daha iyi bir gelecek için bize umut veren ve bizi uyandıran genç iklim grevcilerine minnettarlığımızı ifade etmekti. Ama aynı zamanda iklim krizinin her yerde aileleri etkilediğini göstermenin de bir yolu. Kim olduğumuz veya nerede yaşadığımız önemli değil, çocuklarımızın geleceği tehlikede. Bu yüzden iklim grevcilerini desteklememiz, birlikte hareket etmemiz ve liderlerimizden gerçek sistem değişiklikleri talep etmemiz gerekiyor.”

‘Bu herkesin savaşı’

İklim krizinden en çok etkilenen bölgelerin çoğunda ebeveynler de iklim hareketinde önemli rol oynuyor. Parents for Future Nijerya‘dan Amuche Nnabueze bu konuyla ilgili şunları söyledi:

Nijerya gibi iklim değişikliğinin etkilerini halihazırda hisseden ülkelerdeki gençler için, gezegenin her köşesinden gaz emisyonları ve fosil yakıtların sona erdirilmesini, sera gazlarının azaltılmasını talep etmeye odaklanan ebeveynlerin olduğunu bilmek önemli. Hazırladığımız video, küresel liderlere bunun herkesin savaşı olduğunu ve şimdi harekete geçmemiz gerektiğini açıkça gösteriyor.”

Parents For Future Colombia‘dan Ana Ancines ise, çocuklarının geleceği için tüm ebeveynlerin birleşmesi gerektiğini belirtti ve “Latin Amerika’da Amazon’u, doğal rezervlerimizi ve suyu savunmak zorundayız. Kendi çocuklarım ve çocuklarınızın geleceği hakkında endişeliyim ve bu yüzden 24’ünde genç iklim aktivistlerine katılıyoruz” dedi.

‘Bir arada durmak her zamankinden daha önemli’

Parents For Future Brezilya‘dan Mariana Menezes, ebeveynler olarak bir arada durmanın her zamankinden daha önemli olduğunu kaydetti:

Bütün çocukların gezegenin sağlığıyla ilgili endişeler olmadan oynayabilmeleri ve çalışabilmeleri gerektiğine inanıyoruz. Ancak bazıları zaten yaşanmaz ülkelerde yaşıyorlar ve birçoğu gelecek hakkında giderek daha fazla endişeleniyor. Çocuklarımızın yanlarında duran ve iklim eylemi çağrısında bulunan güvendikleri yetişkinleri görmeleri gerekiyor. COP26’ya doğru ilerlerken hepimizin bir arada durması her zamankinden daha önemli. “

Trabzon’da günlük vaka sayısı 700, yoğun bakımlar doldu

Trabzon‘da Covid-19 vaka sayısı günde 700’lere yükseldi. Kentteki yoğun bakım servisleri ise tamamen doldu. Trabzon İl Sağlık Müdürü Dr. Hakan Usta, “Bu vaka sayısıyla servislerde baş edebiliyoruz ama yoğun bakımlarda sınırdayız” dedi.

Koronavirüs sebebiyle her gün 5-10 vefat yaşandığını açıklayan Dr. Usta, şu bilgileri verdi:

“Yoğun bakımlarımız bir süreçten geçiyor, tamamen dolu olarak hareket ediyoruz. Belli hareketlerle maalesef vefat edenlerle veya düzelip servise çıkanlarla birlikte süreci acillerde çok fazla yığılmadan yönetmeye gayret ediyoruz ama hep sınırda gittiğimizi söyleyebilirim. Servis yataklarımızda henüz öyle bir sıkışıklık yaşamadık ama vakalar aşağıya gelmiyor. Vakalar günlük 500 ile 700 arasında gidip geliyor. Bu vaka sayısıyla servislerde baş edebiliyoruz ama yoğun bakımlarda sınırdayız.”

Kışın işler daha da zorlaşacak

Dr. Usta, kış mevsiminin vaka artışına neden olabileceği uyarısında da bulundu:

“Kapalı alanlarda insanların teması arttıkça ve aşısız olanların aşılarını tamamlamaması durumunda sıkıntıyla karşı karşıya kalacağımızı öngörüyoruz. Şu haliyle de zaten sıkıntı ve sınırda bir tabloyla gidiyoruz. Bunun aşağıya çekilmesi gerekiyor. Bu bağlamda bunu özellikle aşıya bağlayacak olursak, hastalarımızın aşısını tamamlamamış ya da aşısını olmamış kişilerin büyük çoğunlukta olduğunu söylersek gelecekte de böyle devam ederse neyle karşılaşacağımızı vatandaşımızın takdirine bırakmak gerekiyor.”

‘Türkiye’de kömürün geleceği kalmadı’

26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) öncesi Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında yurtdışında yeni kömür yakıtlı enerji projeleri inşa etmeyeceğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Paris İklim Anlaşması’nı önümüzdeki ay TBMM’de onaya sunacağını söyledi.

Türkiye, OECD ülkeleri içinde inşaat öncesi planlama aşamasında olan kömürlü santral projelerinin %73’üne (12,14 GW) ev sahipliği yapıyor. Her ne kadar dünyada yeni kömürlü termik santral planlayan beşinci ülke olsa da ülkede 2015’ten bu yana planlanan projelerin 69 GW kapasitelik kısmı, 8GW’ı 2021’in ilk yarısında olmak üzere iptal edildi.

Kutluay: Çin’in kararı Türkiye’nin kömür hayallerini söndürecek

Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal) Kampanyacısı Duygu Kutluay, yaşanan gelişmeleri şöyle değerlendirdi: ‘‘Türkiye’de şu anda inşaatı süren tek proje Çin tarafından gerçekleştirilen Hunutlu kömürlü termik santrali. Tüm dünyada finansman kömürden çekilirken Türkiye de geniş kömür planları için Afşin C başta olmak üzere Çin’e güveniyordu. Ancak Çin’in bu kararı Türkiye’nin yeni kömür hayallerini ortadan kaldıracak. Bu karar, güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji teknolojilerinin düşen maliyetleri ve artan finansman olanaklarına rağmen kömür sektöründe direten Türkiye’ye artık elektrik üretiminde kömürün bittiğine dair net bir mesaj veriyor.”

Türkiye’nin dünyada kömüre dayalı enerji üretiminin bitişini ve iklim krizinin önemini artık yadsıyamadığına, Erdoğan’ın Paris Anlaşması açıklamasının da bunu gösterdiğine dikkat çeken Kutluay, ‘‘Yenilenebilir enerji zenginliğine sahip Türkiye’nin bir an önce dünyanın hızla terk ettiği kömürde ısrarını bırakması ve kimseyi mağdur etmeden daha temiz ve adil bir gelecek yaratmak için kömürden çıkış planını hazırlaması gerekiyor’’ dedi.

Baysal: Hunutlu yatırımları durdurulmalı

350.org Türkiye’den Efe Baysal da  Çin’in Hunutlu kömür santrali projesi gibi devam eden kömür yatırımlarını durdurması, kömür santrallerine malzeme ve ekipman tedarikine son vermesi ve sigorta dahil tüm finansal hizmetlerini sonlandırmasını beklediklerini açıkladı.

Baysal, “Ayrıca, Çin’in Kahramanmaraş‘ta Afşin C gibi kamu-özel ortaklığı modeli projeleriyle artık ilgilenmeyeceğini düşünüyor ve  bunun Türkiye’yi benzer projeleri gündemden çıkarmaya teşvik edeceğini umuyoruz’’ diye konuştu.

Katısöz: Türkiye enerji politikalarını revize etmeli

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz ise kömürün hala Türkiye’nin ulusal enerji politikasının merkezinde yer aldığına vurgu yaptı. BM Genel Kurulu’nda Çin ve Türkiye’den  gelen açıklamaların ardından ilk olarak atılması gereken adımın, Türkiye’nin enerji politikasının revize edilerek, yeni kömür inşasının sonlandırıldığının açıklanması ve güneş ve rüzgar hedeflerinin yukarı yönlü güncellenmesi olması gerektiğini kaydeden Katısöz şunları söyledi:

“Buna paralel olarak Cumhurbaşkanının BM Genel Kurulu’nda atıf yaptığı 2053 karbon nötr vizyonuna paralel olarak Türkiye, kömürden çıkış tarihi belirlemeli, kömüre dayalı yerel ekonomilerin ve istihdamın mağdur olmamasını sağlayacak, yeni yerel ekonomik fırsatlar ve kapsayıcı ve insana yaraşır istihdam olanakları yaratacak bir Adil Geçiş Mekanizmasının tasarımına da başlamalı.’’

Yeşiller Partisi: Paris’e onay vermek son değil başlangıç

Yeşiller Partisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda Paris Anlaşması‘nın önümüzdeki ay Meclis gündemine getirilip onaylanacağını duyurmasına ilişkin açıklama yaptı.

“Paris İklim Anlaşması’na onay vermek bir son değil başlangıçtır” ifadelerini kullanan Yeşiller Partisi, Türkiye’nin bundan sonraki iklim konusunda atacağı adımların da yakın takipçisi olacaklarını belirtti.

Altı yıl süren bekleyiş

12 Aralık 2015 tarihinde Fransa’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 21’nci Taraflar Konferansı’nda kabul edilmesinin ardından Paris İklim Anlaşması, 22 Nisan 2016 tarihinde New York’ta düzenlenen üst düzey bir törenle taraf ülkelerin imzasına açılmıştı.

O tarihten bu yana ülkeler anlaşmayı kendi parlamentolarına getirerek onayladı. Türkiye ise anlaşmayı onaylamayan son altı ülkeden biri olarak kaldı.

‘Olumlu ancak yeterli değil’

“İklim hareketinin nerdeyse 20 yıllık mücadelesi ve son 6 yıldaki Paris Anlaşması’nın onaylanmasına yönelik kesintisiz ısrarı, çabası ve uluslararası iklim politikalarının geldiği nokta ile Türkiye ilk kez anlaşmayı herhangi bir ön koşul göstermeden onaylayacağını net bir şekilde ifade etti” denilen açıklamada şu anda onaylama kararı verilmesinin Türkiye’nin uluslararası iklim müzakerelerinde yeniden bir aktör olarak yer alacak olması nedeniyle olumlu olduğu belirtildi.

Öte yandan açıklamada “Ancak, bir anlaşmayı imzalamanın ya da onaylamanın tek başına bir listeye ülke adını yazdırmak dışında faydası olmayacağını da biliyoruz” vurgusu yapıldı.

‘Takipçisi olacağız’

Paris İklim Anlaşması’nın bir prestij anlaşması olmadığı söylenen açıklamada  “‘Evimiz Yanıyor’ dediğimiz o gezegenimizin ve gezegenimizdeki tüm canlıların geleceğini belirleyecek yükümlülükleri olan bir anlaşmadır. Altına atılan bir imza ile bu yükümlülükler yerine getirilmiş olmayacak, aksine yola yeni çıkılacaktır” denildi.

Açıklamada “Biz Yeşiller Partisi olarak, tüm iklim hareketiyle birlikte bu yükümlülüklerin göstermelik değil somut ve kararlı hedeflerle ilan edilmesinin ve ardından da hayata geçirilmesinin takipçisi olacağız” ifadeleri kullanıldı.

‘Kaybedecek bir saniyemiz yok’

Türkiye’nin halihazırda iklim kriziyle mücadelede sera gazı azaltım ve uyum hedeflerinin son derece yetersiz olduğu belirtilen açıklamada bu konuda atılması gereken adımların da takipçisi oluncağı belirtildi. Açıklama şu ifadelerle sonlandırıldı:

“Fosil yakıtların yerin altında kalması, Kanal İstanbul gibi yıkıcı mega projelerden vazgeçilmesi, kömür başta olmak üzere fosil yakıtlardan çıkış stratejilerinin oluşturulması, tüm termik santrallerin kapatılması, Türkiye’nin karbon nötr bir ekonomi olma planını Kaf Dağı’nın ardına bırakmadan mümkün olan en yakın vadede açıklaması Yeşiller Partisi olarak, Paris İklim Anlaşması’nı onaylayacak olan bir hükümetin samimi olup olmadığını görmemiz için en temel beklentilerimizdir.

Tekrarlamak isteriz: Anlaşmaya onay vermek bir son değil bilakis kritik bir başlangıçtır. Bundan sonra hedefler belirleme ve harekete geçme zamanıdır. Hemen harekete geçmeliyiz, bekleyecek zamanımız yok. Çünkü küremizin yaşanabilir olarak kalabilmesi için kaybedecek bir saniyesi bile yok.”