Ana Sayfa Blog Sayfa 1251

Kadıköy Çizgi Festivali 24 Eylül’de başlıyor

Kadıköy Belediyesi’nin geçtiğimiz yıl salgın nedeniyle ara verdiği Kadıköy Çizgi Festivali bu yıl 24 Eylül’de Yoğurtçu Parkı’nda düzenlenecek.

Kaan Ertem’e ithaf edilen festival çizer söyleşilerinden canlı çizimlere, sergilerden mezatlara birbirinden renkli etkinliklerle 26 Eylül’e kadar devam edecek.

Moğollar sahne alacak

Kadıköy Çizgi Festivali adıyla üç gün sürecek festivalin açılışı yazar Güven Erkin Erkal’in moderatörlüğünde, Moğollar’ın yeniden bir araya gelmesine vesile olan Kaan Ertem için söyleşi olacak. Söyleşinin konukları Moğollar, saat 19.00’da sahne alacak.

Çocuklar için atölyeler

Festival alanında kurulan stantlarda çizgi roman, karikatür dergileri ve ürünleri de meraklısı ile buluşacak. Festivalde çocuklar da unutulmadı. Çocuk yayınevi stantları ile birlikte çocuklar için atölye çalışmaları yapılacak.

İllüstratörler Platformu tarafından gerçekleştirilecek atölyelerde 24 Eylül Cuma günü saat 15.00’te Çağla Köseoğlu 6-9 yaş arası çocuklarla “Çocuklarla Çizim Atölyesi” düzenleyecek. 25 Eylül Cumartesi günü ise Aysun Neşeli “İllüstrasyon Çizim Atölyesi”nde çocuklarla buluşacak. 26 Eylül Pazar günü de saat 15.00’te İrma Zmiric Çetinkaya, 16.00’da ise Ümit Dizdar çocuklara bir saat boyunca çizim eğitimi verecek.

Mezat Buluşması

Koleksiyonerler için keyifli bir alışkanlık olan mezat bölümünde ise nadir bulunan, çizgi ve karikatür dünyasının dergi ve çizimleri meraklılarına açık artırma yoluyla sunulacak.

Çizgi Roman Okurları Derneği’nin 26 Eylül Pazar günü düzenleyeceği mezat 15.00-18.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek.

Film gösterimleri

Festival programında bu yıl iki filmin gösterimi yapılacak. 25 Eylül Cumartesi günü saat 21.00’de, Oscar ödüllü Japonyalı yönetmen Hayao Miyazaki’nin “Yürüyen Şato” filmi izlenebilecek.

26 Eylül Pazar günü saat 21.00’de de Bob Persichetti, Peter Ramsey, Rodney Rothman’ın yönettiği “Örümcek Adam Örümcek Evreninde” gösterilecek.

Bu yılki etkinliklere katılacak yayınevleri, dergiler, platform ve dernekler şu şekilde sıralandı: Arkabahçe, Aspendos Yayınevi, Baobab Yayınları, Bayan Yanı, Beta Çocuk- National Geographic Kids, Büyülü Dükkan, Çizgi Roman Okurları Derneği, Desen Yayınları, Flaneur, İllüstratörler Platformu, Karakarga Yayınları, Karikatürcüler Derneği, Leman, Marmara Çizgi, Notabene Yayınları, Paralel Evren, OT Dergi, Sırtlan Kitap, Tefrika Yayınları ve Tekir Kitap.

Mahkeme, Asyaport limanının genişletilmesine engel oldu

Haber: Serap Cömertoğlu İşcan

*

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından Tekirdağ‘daki Asyaport Limanı Kapasite Artışı İlave İskele Yapımı, Beton Santrali ve Kırma Eleme Tesisi projesi ile ilgili Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu kararına ilişkin açılan dava sonuçlandı.

Tekirdağ 1’inci İdare Mahkemesi’nde görülen davada, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen ÇED olumlu kararının, hukuka ve mevzuata uygun olmadığı yönünde karar verildi.

Bilirkişi raporuna itiraz kabul edilmedi

Davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve davaya müdahil olan Asyaport A.Ş.’nin bilirkişi raporuna itirazını kabul etmeyen Mahkeme, sunulan bilirkişi raporunun teknik ve bilimsel açıdan yeterli olduğuna karar verdi.

Söz konusu davada, bilirkişi raporu ile dosyanın incelenmesi sonucunda; ÇED Yönetmeliği ve Gürültü Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği bağlamında gerek kümülatif değerlendirme eksikliği esas hesaplamalardaki eksiklikler gerekse sınır değerler açısından çevre açısından sakıncalı olacağı ÇED olumlu kararında hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmadığı belirtildi.

Bilirkişi raporunda Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliği bağlamında Nihai ÇED Raporu’nun eksik işlem niteliğinde olduğu bildirilmişti.

ÇED raporu eksikliklerle dolu

Bilirkişi raporuna göre ÇED raporunda eksik değerlendirmeler, eksik hesaplamalar, devamlı, alınacak önlemler ve yöntemler konusundaki eksikliklerin giderilmediği/geliştirilmediği, belirtiliyordu.

Raporda ilgili Mevzuat ve Yönetmelikler esas olmak üzere öngörülen sınır değerlerinin sağlanmadığı takdirde “çevre üzerindeki muhtemel Olumsuz Etkilerinin Kabul Edilebilir Düzeyde Olmayacağı” ifadeleri yer alıyordu.

Toz ve gürültü kirliliği denetimleri yetersiz

Proje sahibince alınan önlemlerin dökme yük kompozisyonu; toz yayılım potansiyeli ve gürültü kirliliği denetimi bakımından yeterli olmadığı da raporda değinilen başlıklardandı.

Ayrıca nihai ÇED Raporu içeriğinde Beton Santrali ve Kırma–Eleme Tesisi kaynaklı toz yayılım potansiyeline yönelik alınacak tedbirlere ilişkin yöntemler konusundaki açıklamalarda tutarsızlık olduğu belirtiliyor ve projenin çevre ve insan sağlığına yönelik zararlar yönünden eksik işlem niteliğinde olduğu ve uygun olmayacağı ifade ediliyordu.

TCMB açıkladı: Politika faizi yüzde 18’e düşürüldü

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizini 100 baz düşürerek yüzde 19’dan yüzde 18’e çekti.

TCMB, Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu‘nun başkanlık döneminde ilk kez faiz indirimine gitmiş oldu.

Kararın ardından Dolar/TL, 8,65’ten 8,80’in üzerine çıktı ve tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

‘Para politikası duruşunda güncellemeye ihtiyaç vardı’

Kararla ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Enflasyonda son dönemde gözlenen yükselişte; gıda ve ithalat fiyatlarındaki artışlar ile tedarik süreçlerindeki aksaklıklar gibi arz yönlü unsurlar, yönetilen/yönlendirilen fiyatlardaki artışlar ve açılmaya bağlı talep gelişmeleri etkili olmaktadır. Bu etkilerin arızi unsurlardan kaynaklı olduğu değerlendirilmektedir. Diğer taraftan, güçlü parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkileri devam etmektedir. Parasal duruşun sıkılığı ticari kredilerde öngörülenin ötesinde daraltıcı etki yapmaya başlamıştır. Bunun yanında, bireysel kredilerin ılımlı seyre dönmesi için makroihtiyati politika çerçevesi güçlendirilmiştir. Kurul, para politikasının etkileyebildiği talep unsurları, çekirdek enflasyon gelişmeleri ve arz şoklarının yarattığı etkilerin ayrıştırılmasına yönelik analizleri değerlendirmiştir. Bu çerçevede para politikası duruşunda güncellemeye ihtiyaç bulunduğu değerlendirmesi yapılmış ve politika faizinde indirim yapılmasına karar verilmiştir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.”

Şahap Kavcıoğlu’nun politika faizinden yaklaşık 200 baz puan daha aşağıda olan çekirdek enflasyona odaklanılacağını açıklaması, faiz indirimi hazırlığı sinyali olarak değerlendirilmişti.

Erdoğan, faiz oranlarının artırılmasını istemiyor

Mart ayında 200 baz puanlık artırım kararı ile faizin yüzde 19’a yükseltilmesi sonrası Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal görevden alınmış ve yerine Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu getirilmişti.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın faiz oranlarının artırılmasına sert bir şekilde karşı olduğu ve bu konuda ısrarcı olduğu biliniyor.

Ağbal da Kasım 2020’de, Temmuz 2019’da göreve getirilen Murat Uysal‘ın yerine gelmişti. Böylece, 21 ay içerisinde üçüncü kez Merkez Bankası başkanı değiştirilmişti.

Zir Vadisi için verilen hukuk mücadelesi kazanıldı: Yargı, haklılığımızı tescil etti

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ankara Sincan‘daki Zir Vadisi’nin yok edilmesine karşı verdiği hukuk mücadelesini kazandı.

Ankara 11’inci İdare Mahkemesi, Zir Vadisi Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım alanına ait sınırlarının güncellenmesini içeren kararlara ilişkin işlemleri iptal etti.

‘Yargı, haklılığımızı tescil etti’

Gazete Duvar‘da yer alan habere göre, mahkemenin kararını değerlendiren Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Yargı, kamu yararını gözeten Zir Vadisi kararıyla bir kez daha haklılığımızı tescil etmiştir” dedi ve açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Zir Vadisi Sincan-Yenikent yerleşkesine 5 km uzaklıkta Ermeni mezarlığının da bulunduğu, ‘ISTANOZ’ yerleşkesi olarak geçen önemli tarihi eserlerin bulunduğu bir alandır. Vadinin her açıdan tartışmasız korunması gerekirken, SİT alanı statüsünün kaldırılmış olması, vadiyi yok edecek, çok kültürlülüğümüzü yapılaşma tehdidi ile karşı karşıya bırakacak kabul edilmez bir durumdu. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak doğal yaşam alanlarımızı, çok kültürlülüğümüzü, Anadolu coğrafyasında birçok kültürle birlikte yaşadığımızı savunmaya devam edeceğiz.”

‘Korunmaya ihtiyaç duyulan bir alan’

Zir Vadisi’nin gerek ekolojik ve görsel değerler, gerek tarihi ve arkeolojik değerleri ile ayrıcalıklı bir öneme sahip olduğunu dile getiren Candan, vadinin ayrıca çok sayıda bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yaptığını da kaydetti:

Zir Vadisi’nin tarımsal özellikleri vardır, jeolojik öne çıkan özellikleri vardır, rekreasyonel özelliklere sahiptir, iki önemli ovayı etkileme ve etkilenme özelliği bulunmaktadır, Ankara yerleşimine yakın mesafededir ve hatta içindedir, mikro klima özelliği göstermektedir.

Zir Vadisi, gerek vadi peyzajının yarattığı ekolojik ve görsel değerler gerek tarihi ve arkeolojik değerleri ile ayrıcalıklı bir öneme sahiptir. Zir Vadisi, bulunduğu bölgede (10 km yarıçaplı bir alanda) yarı doğal ve doğal habitatları barındıran bir peyzaja sahip tek alandır. Bu özelliği ile, peyzaj açısından tabiri caiz ise çölde bir vaha niteliğinde bir alandır.

Zir Vadisi, ayrıca, çok sayıda bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapması nedeniyle, civardaki tahrip edilmiş alanlarda yer alamayan yaban hayatı ve bitkiler için bir biyoçeşitlilik sığınağı özelliğindedir. Vadi civarındaki yerleşimlerin gün geçtikçe artması, yapılmış olan yollar ve madencilik faaliyetleri, Vadinin habitat bütünlüğünü ve kalitesini tehdit etmekte, vadinin gelecekte bu faaliyetlerden olumsuz yönde etkilenme olasılığını artırmaktadır. Zir Vadisi, bu doğrultuda kalıntı bir peyzaj ve bir biyoçeşitlilik sığınağı olarak yüksek seviyede korunmaya ihtiyaç duyulan bir alandır.”

Yeryüzü Derneği: Kömür santralleri insan haklarını yok sayıyor

Kömürlü termik santrallerin bulunduğu sekiz ilde yapılan saha çalışmasına göre santraller; yöre halkının yaşam, barınma, mülkiyet, çevre, sağlık ve eğitim haklarını doğrudan ihlal ediyor ve yok sayıyor.

Yeryüzü Derneği, kömürlü termik santrallerin hayata geçirilmesi aşamasında ve sonrasında yaşanan hak ihlallerini ortaya koymak amacıyla sekiz ilde ve 38 köy/mahallede saha ziyaretleri gerçekleştirdi; 300’den fazla kişi ile görüştü.

İstimlak edilme riski taşıyan 40’ın üzerinde köy var

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne göre herkesin yaşam, özgürlük ve güvenlik hakkı olduğunu savunan Yeryüzü Derneği, iklim krizinin en temel sebeplerinden biri olan kömürlü termik santraller nedeniyle haritadan silinen veya yok olma tehlikesi altında olan köylerdeki yaşam ve sorunlar yöre halkının anlatımıyla belgeledi.

Son 30 yılda kömürlü termik santrallerden dolayı Kütahya’da Bozcahöyük, Aslanlı, Seyitömer, Beyeköy, Ömerler; Muğla’da Bağcılar, Eskihisar, Hüsamlar, İkizköy, Karakuyu, Sekköy, Tınaz, Yeşilbağcılar’ın insanların yerlerinden edildiğini belirten Yeryüzü Derneği, saha çalışmalarından hareketle istimlak edilme riski taşıyan 40’ın üzerinde köy olduğuna dikkat çekti.

‘Harekete geçmenin tam zamanı’

En son açıklanan Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporunda, kömürlü termik santrallerin, iklim sistemi üzerindeki etkisine dair güncel kanıtlar sunduğunu hatırlatan Yeryüzü Derneği’nin Sözcüsü Dr. Akif Pamuk, şu çağrıda bulundu:

“Dünyanın vazgeçtiği kömürlü termik santraller, Türkiye’nin enerji üretimi planlarında hâlâ yüksek bir paya sahip. Bununla birlikte, geçici faaliyet belgesi ile ömrünü tamamlamış termik santrallere çalışma izni veriliyor ve bu sayede santraller üretime devam edebiliyor. Parçası olduğumuz doğaya bütüncül bir bakış ekseni etrafında, enerjiden ulaşıma, sanayiden kentleşmeye kadar tüm yaşam, radikal bir dönüşüm olmadığı sürece insanlar, atalarından kalan topraklarını ve yaşanmışlıklarını terk etmek durumunda kalmaya devam edecek. İnsanların bu sorunların büyüklüğünün farkına varmalarını sağlamak yeterli değil, hep birlikte harekete geçmenin zamanı.”

‘Toprağın gerçek bedeli verilmiyor’

Kütahya Seyitömer’den Ömer, istimlaklarla insanların nasıl topraksızlaştırıldığını ve sürecin nasıl işlediğini şöyle ifade ediyor:

“İnsanların toprak kaybı var. İşletme vatandaşın toprağını alıyor, zararına çoğu. Yani kamulaştırmada, istimlak bedelinde hiçbir zaman o toprağın gerçek değeri verilmiyor…‘Anlaşmalı istimlak ediyorum,’ diyor belki kamuoyuna. Kabul etmiyorsan o zaman mahkemeye gideceksin. Benim tarlam, dedemin tarlası, halalarım var. Babam var; ölmüş. Biz beş kardeşiz. Benim oradaki hissem cüzi bir rakam. Ben mahkemeye versem oradan alacağım para zaten mahkemeye gidecek, avukat parasına yetmeyecek.”

‘Bütün sebzelerimiz öldü’

Sağlıklı çevrede yaşama hakkını ihlal eden termik santrallerin tarımsal üretimi nasıl ortadan kalktığını Kınık Köyü’nden Behiye şu sözlerle aktarıyor:

“Sebze meyveyi yapan yapıyor ama mesela işletmeden, santralden gelen suyla suluyorlar. Bizim bir sene bütün sebzelerimiz öldü. Gönderdikleri su yağlı su. İş makinelerinin atık suyu gibi bir şey yani. Yağ süzmüş sebzelerin üzerine, hepsi ölmüşler.”

‘Külkedisi gibi gelirdik eve’

Termik santral bölgelerindeki “atık kül bölge”sinde yaşayan insanların hayat standardı düşüyor ve hava kalitesi açısından bu bölgeler yaşanmaz hâle geliyor. Arslanlı Köyü’nden Naciye kendi deneyimini şöyle aktarıyor:

“Tarlaya giderdik biz. Külkedisi gibi gelirdik akşam eve. Bir gözlerimiz görünüyor, bütün simsiyah geliriz. Evlerin önüne bastık mı iz çıkıyordu. En çok burayı etkiliyor. Buraya bir şey verdikleri yok. Su buradan gidiyor. Külü biz yutuyoruz.”

İnsan hikayeleri paylaşılacak

Derneğin İspaskir.org sitesinde ve Instagram hesabında her çarşamba #islicarsamba etiketiyle paylaşılan insan hikayeleri, kömürün temel yaşam haklarına yönelik ihlalleri engellemek için kamuoyunda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

 

Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliği kılavuz değerlerini güncelledi

Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğinden kaynaklanan milyonlarca can kaybını önlemek için hava kirliliği kılavuz değerlerini güncelledi.

Hava kirliliği, küresel olarak sağlığa yönelik en büyük çevresel tehditlerden, bulaşıcı olmayan ve kronik hastalıklar için beş ana risk faktöründen de biri.

Yapılan kapsamlı araştırmalar sonucunda, hava kirliliğinin sağlık üzerinde sanılandan da büyük bir etkisi olduğunu saptayan DSÖ, bu nedenle hava kirliliği değerlerinde değişikliğe gitti.

Hangi değerler değiştirildi?

İnsan sağlığına en çok zarar veren hava kirleticilerinden, kanserojen ince partikül madde PM2.5 için sınır değer yıllık 10 μg/m3’ten 5 μg/m3’e, günlük 25 μg/m3’ten 15 μg/m3’e indirildi (μg/m3: metreküpte mikrogram).

Bir diğer önemli kirletici olan, kalp damar ve akciğer rahatsızlıklarına yol açan PM10 için ise yıllık değer 20 μg/m3’ten 15 μg/m3’e, günlük değer de 50 μg/m3’ten 45 μg/m3’e çekildi.

Ağırlıklı olarak ulaşımda kullanılan fosil yakıtlardan kaynaklanan azot dioksit (NO2) için ise değer yıllık 40 μg/m3’dan 10 μg/m3’a düşürüldü.

Fotoğraf: AA

ÇİSİP’ten Türkiye’ye çağrı

Çevre, İklim ve Sağlık için İş Birliği Projesi (ÇİSİP) çatısı altında bir araya gelen STK’lar ve kurumlar, Türkiye’nin de bu değerleri sınır değer olarak benimsemesi çağrısında bulundu.

Yapılan açıklamada “DSÖ’nün yeni değerlerine uyulması durumunda, hava kalitesi artacak, hava kirliğinin insan sağlığına olumsuz etkileri de önemli ölçüde bertaraf edilecek” ifadeleri kullanıldı.

‘Ölümlerin yüzde 80’i önlenebilir’

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nden (HASUDER) Dr. Melike Yavuz, “DSÖ’nün önerdiği yeni hava kalitesi sınır seviyelerine ulaşıldığı takdirde, elde edilebilecek sağlık kazanımlarını değerlendirmek için senaryo analizleri yapıldı” dedi.

Buna göre eğer ülkeler PM2.5 için DSÖ’nün önerdiği yıllık seviyeye ulaşırsa, dünyadaki PM2.5 maruziyetine atfedilen ölümlerin yaklaşık yüzde 80’i önlenebilir. Yavuz, “Bu heyecan verici ve gerçekleşmesi mümkün” ifadelerini kullandı.

Temiz hava insan hakkı

ÇİSİP ağındaki uzmanlar, Türkiye’de hava kirliliğinin DSÖ’nün insan sağlığının korunması için tavsiye ettiği sınır değerlerin üstünde olduğuna, yani hava kirliliğinin Türkiye’de alarm verdiğine dikkat çekti.

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı’nda görevli Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan, “Temiz hava solumak hem bir insan hakkı hem de sağlık için en temel gereklilik. DSÖ’nün kapsamlı bilimsel kanıtlara dayanarak belirlediği yeni sınır değerler, tüm dünyada halk sağlığının korunması için gerekli olan hava kalitesi düzeyleri. Ne yazık ki özellikle düşük ve orta gelirli ülkeler başta olmak üzere 2019’da küresel nüfusun yüzde 90’ından fazlası PM2.5 için belirlenen sınır değerlerin aşıldığı bölgelerde yaşıyordu. Yeni açıklanan DSÖ hava kalitesi sınır değerlerine göre, ülkemizde hiçbir yerde hava kalitesi sağlıklı düzeylerde değil. Bu nedenle bir an önce yeni sınır değerleri dikkate alarak hava kirliliği ile mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.

STK’lerin Paris Anlaşması kararı yorumu: Süreci yakından takip edeceğiz

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York‘ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda Türkiye‘nin Paris Anlaşması‘nı onaylayacağını duyurmasının ardından, bu kararla ilgili sivil toplum örgütlerinden ve siyasi partilerden yorumlar gelmeye devam ediyor.

Kararı değerlendiren isimlerden Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Gürbüz, “Bu çok geç de olsa önemli bir adım. Umarız denildiği gibi Meclis’e getirilir ve onaylanır” yorumunda bulundu.

‘Anlaşmanın onaylanmasıyla her şey bitmiyor’

Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylaması için 48 sivil toplum kuruluşuyla birlikte başlattıkları imza kampanyasını, anlaşma Mecliste onaylanana kadar açık tutacaklarını kaydeden Gürbüz, süreci yakından takip edeceklerini ifade etti:

İmza kampanyamıza destek veren 23 bini aşkın insan da bunu talep ediyordu. Elbette anlaşmanın onaylanmasıyla her şey bitmiyor. Anlaşmanın hedeflerine uygun bir şekilde sera gazı emisyonlarının sınırlandırılması, bir noktada Türkiye’nin de karbon nötr olması gerekecek. Bu da enerji başta birçok sektörde yapısal değişiklikler gerektiriyor. Kısacası, daha yapılacak çok işimiz var.”

‘Kararı memnuniyetle karşılıyoruz’

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Genel Müdürü Aslı Pasinli, Türkiye’nin atmış olduğu bu adımı memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti ve şu açıklamalarda bulundu:

Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında küresel işbirliğinin bir parçası olmasına yönelik bu adımı memnuniyetle karşılıyoruz. Paris Anlaşması’nın onaylanmasını takiben küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlandırmaya katkı sağlayacak iddialı ve gerçekçi bir yol haritası hazırlayarak dünyaya liderlik eden ülkeler arasında yer alabiliriz. Bunun için öncelikle, halihazırda karbon emisyonlarında artıştan azaltımı öngören Ulusal Katkı Beyanımızı diğer ülkeler gibi gözden geçirmeli; gerekirse şartlı olarak 2030 yılına yönelik iddialı bir sera gazı emisyonu azaltımı hedefi ortaya koymalıyız.”

‘Önemli bir katkı sunacak’

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz ise, Türkiye’nin anlaşmayı onaylamayan tek OECD üyesi ve G20 ülkesi olduğunu hatırlatarak, gerçekçi bir hedefle sorumluluk almasının iklim krizini durdurma çabalarına önemli bir katkı sağlayacağı görüşünü paylaştı:

Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylamayan tek OECD üyesi ve G20 ülkesi idi. Ayrıca en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16. sırada; küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 1’inden sorumlu olmakla beraber kişi başı emisyon açısından gittikçe artan bir rotada. Dolayısıyla Paris Anlaşması’nı onaylayarak gerçekçi bir hedefle sorumluluk alması, iklim değişikliğini durdurma çabalarına önemli bir katkıda bulunacak. Diğer yandan dünyada iklim krizini tek başına durdurabilecek bir ülke yok, bu yüzden de herkesin sorumluluğu oranında çözüme katkıda bulunması gerekiyor.”

‘Yeni tüm kömür santrali projelerinin durdurulması bekleniyor’

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Projeler Lideri Burcu Ünal da, anlaşmanın imzalanmasının ardından hükümetin yeni tüm kömür santrali projelerinin durdurulmasının, mevcut kömür madenciliği ekonomilerinin dönüştürülmesinin beklendiğini ifade etti:

Hükümetin, Paris Anlaşması’nı onaylamasının ardından yeni tüm kömür santrali projelerinin durdurulması, mevcut kömür madenciliği ekonomilerinin dönüştürülmesi, ormansızlaşma ve tarım alanlarının kentleşme, sanayi ve madenciliğe açılmasından kaynaklı emisyonların önüne geçmesini sağlayacak politikaların meclisten geçirilmesi ve uygulamaların bakanlıkların programlarına alınması bekleniyor. Ülkenin en büyük enerji ithalat kalemi olan petrol yerine geçecek elektrifikasyon sistemlerinin kurulması ise atılması gereken önemli diğer bir adım olarak öne çıkıyor. Türkiye, İklim değişikliğinden en fazla etkilenen bölgelerden birinde Doğu Akdeniz Havzası’nda yer alıyor ve iklim krizinin etkilerine her geçen gün daha fazla maruz kalıyor. Artık Paris Anlaşması’na taraf olacak bir ülke olarak Türkiye’nin, kömür ve doğalgazdan enerji üretimini sonlandırarak karbonsuzlaşma ve iklim krizi etkilerine uyum için somut ve acil adımlarını bir an önce atılması gerekiyor.”

Beyşehir Gölü kenarındaki sulak alan kurudu: Yüzlerce balık yaşamını yitirdi

İnsan kaynaklı iklim krizinin neden olduğu kuraklık, Türkiye‘nin en büyük tatlı su gölü Beyşehir Gölü kenarındaki Milli Park sahasında bulunan sulak alanı da vurdu.

İçerişehir Mahallesi, Soğla mevkisinde yer alan sulak alan kuruduğu için yüzlerce balık yaşamını yitirdi. Suyun sığlaştığı kesimlerde sıkışan küçük balıklar da balıkçıllara yem olmaya başladı.

‘Burası artık bataklık’

Beyşehir Birliği, Göl, Doğa ve Çevre Koruma Derneği Başkanı Bekir Sami Tan, AA muhabirine, göl yatağının 2016’da liman projesi kapsamında biraz çukurlaştırıldığını, su olduğu için alana balıkların da girdiğini anlattı. Aşırı kuraklık nedeniyle alanın gölle irtibatının kesildiğini dile getiren Tan, şunları söyledi:

“Burada 60 santimetre su olurdu. Sazan balığı, dişli balık, her çeşit balık var burada. Aşırı kuraklıktan dolayı bu çukurun gölle irtibatı kesildi, balıklar, içindeki canlılar öldü. Buradan 500 metre gitsen gölü öyle görürsün. Burası biraz derin olunca balık kendini saklamış, gölle irtibat kesilince de havasız kaldılar, heder oldular. Burası bataklık artık. Susuzluk başlayınca balıklar buradan ağlarla toplanıp öbür tarafa atılabilirdi. Bir dünya balık heder oldu. Haberimiz olmadı. İnsanların pek gelip gitmediği bir yer olduğu için sıcaklar da aniden bastırınca gölle irtibat birden kesildi.”

Fotoğraf: Abdülhamit Yaşar/AA

‘Çürümeye yüz tutmuşalar’

Doğa ve kuş fotoğrafçısı Namık Kemal Kortan da kuş fotoğrafı çekmek için sık sık geldiği göl kıyısında susuzluk nedeniyle yüzlerce ölü balığı görmenin kendisini çok üzdüğünü dile getirdi.

Kuşların da beslenme alanı olarak yaşam sürdüğü alanda kuş fotoğrafları çektiğini belirten Kortan, “Ne yazık ki; buranın kurumuş olduğunu ve balıkların da ölmüş olduğunu gördüm. O kadar büyük balıklar var ki, hepsi ölmüş. Şu anda tamamen çürümeye yüz tutmuşlar. Sazın kenarında çok az bir su kalmış, ak balıkçıllar da sıkışan küçük balıkları yok etmeye başlamışlar, onları yiyorlar. Durum gerçekten de kötü, güzel bir yerdi burası. İnşallah yağışlar bol olur da tekrardan canlanır” dedi.

Koronavirüs salgını kömür üretimini vurdu

Türkiye’de ilk vakanın bir buçuk yıl önce görüldüğü koronavirüs salgınının kömür üretimini de vurduğu ortaya çıktı. 2019 yılında 83 milyon tonu geçen Türkiye’deki linyit üretimi, 2020 yılında yüzde 25 oranında düşerek 63 milyon tona geriledi.

Salgın koşullarına bağlanan bu gerileme ile Türkiye linyit üretimi uzun bir aradan sonra yeniden düşüşe geçti ve 2014 yılındaki seviyeye geldi.

Taşkömüründe düşüş sürüyor

Güncellenen Türkiye’de Kömür (turkiyedekomur.org) sitesinde yer alan veriler, taşkömürü üretiminin de gerileyerek 2020 yılında 1 milyon 65 bin tona düştüğünü gösteriyor. Taşkömürü üretimi bir önceki yıl 1 milyon 206 bin tondu.

Türkiye Kömür İşletmeleri’nin “Kömür (Linyit) Sektör Raporu”’nda üretimdeki gerilemenin salgından kaynaklandığı belirtiliyor. 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de elektrik üretiminin yüzde 12’si linyit kömürü yakan termik santrallerden karşılanıyor.

İthal kömürle çalışan santrallerin elektrik üretimindeki payı ise yüzde 20. 2020 yılında yerli kömür üretimi düşerken ithal kömür tüketimi artmaya devam etti. İthal edilen taşkömürün yarısı da termik santrallerde yakıldı. 10 yıl önce ithal kömürün termik santrallerde kullanım oranı yüzde 20’ydi.

Kömürdeki belirsizlikler artıyor

Türkiye’de Kömür sitesini hazırlayan Ekosfer Derneği’nin Yönetim Kurulu Üyesi ve Enerji Analisti Özgür Gürbüz, salgınla birlikte elektrik üretiminde doğalgazın ve ithal kömürün payının arttığına, yerli kömürle çalışan santrallerin payının ise azaldığına dikkat çekti. Gürbüz şu yorumu yaptı:

“Yerli kömür üretiminin salgından ciddi şekilde etkilendiği görülüyor. Bu da kömür üretimi konusundaki belirsizliklere bir yenisini ekliyor. Yerli kömür için görmezden gelinen çevresel sorunlar ve iklim krizi, dönüp dolaşıp ithal kömür ve doğalgaza yarıyor. Doğalgaza ödediğimiz paradan şikayet ediyoruz ama çok yakında ithal kömüre de aynı miktarlarda ödeme yapmaya başlayacağız. Termik santralların üretiminin çevresel eksiklikler ve itirazlar nedeniyle durdurulması, kömürün yenilenebilir enerji karşısında ekonomik açıdan pahalı kalması, salgın, kaza gibi nedenlerden dolayı üretimde yaşanan dalgalanmalar, kömürün güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynakları karşısındaki ‘güvenilir liman’ algısını değiştirdi.”

Bodrum’daki iklim aktivistleri 24 Eylül’de grevde: Bekleyecek zaman kalmadı

24 Eylül Küresel İklim Grevi‘nde Bodrum‘daki iklim aktivistleri de iklim krizi konusunda etkili ve acil eylem talebiyle bir araya geliyor.

İklim krizi konusunda etkili ve acil eylem talep eden aktivistler, 24 Eylül Cuma günü saat 18.00’da Bodrum Merkez‘de Belediye Meydanı Kadın Ağacı önünde iklim grevi gerçekleştirecek.

İklim grevi, Gümüşlük Müzik Festivali Merkezi‘nde kumda ücretsiz “Ben Greta” film gösterimiyle devam edecek.

‘Zamanımız kalmadı’

Bodrum Kent Konseyi‘nden Bodrum İklim Acil çalışma grubu tarafından yapılan çağrıda şu ifadeler kullanıldı:

“Yangınlar, seller, kuraklık, susuzluk… İklim krizi evimizde! Bekleyecek zamanımız kalmadı. Hep birlikte karar alıcılardan bilimin ışığında iklim krizini durdurmak için acil politikalar üretmeleri ve uygulamalarını talep ediyoruz.”