Editörün Seçtikleriİklim KriziManşetTürkiye

Türkiye’den Paris Anlaşması kararı: Altı yılda ne değişti?

Fotoğraf: AA

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na hitap eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Paris İklim Anlaşması’nın önümüzdeki ay Meclis onayına sunulacağını açıkladı.

12 Aralık 2015 tarihinde Fransa’da gerçekleşen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 21’inci Taraflar Konferansı’nda kabul edilmiş, 2016 tarihinde ülkelerin imzasına açılmıştı.

Türkiye o tarihten bu yana anlaşmayı meclise getirerek onaylamayı reddetmiş, anlaşmayı onaylamayan son altı ülkeden biri olarak kalmıştı.

Geç gelen bir karar

Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyesi Prof. Dr. Semra Cerit Mazlum, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada bu kararın oldukça gecikmiş bir karar olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin durumunu kendisine benzeyen ülkeler ile kıyaslayan Cerit Mazlum, “Türkiye, emisyonlardaki sorumluluğunun yüksek olması, G20 ülkesi olması ve OECD ülkelerinde yer alması nedeniyle kendi kategorisine göre bu adımı atmada gecikmiş bir ülke oldu” ifadelerini kullandı.

Ne değişti?

Türkiye’nin anlaşmayı onaylamama konusunda öne sürdüğü en büyük argüman, İklim rejimi içerisinde oluşturulan iklim finansmanına erişme ve bu doğrultuda Ek1 ülkeleri kategorisinden çıkarılma taleplerinin karşılanmamasıydı.

Nitekim Erdoğan da Genel Kurul’daki konuşması sırasında “yükümlülüklerle ilgili adaletsizler nedeniyle” anlaşmayı yürürlüğe koymadıklarını tekrarladı.

Türkiye’nin kendi durduğu yer açısından bir şeyin değişmediğini ve taleplerinin hala karşılanmamış olduğunu belirten Prof. Dr. Cerit Mazlum’a göre Türkiye’nin anlaşmayı imzalamak durumunda kalmasının üç sebebi var: Uluslararası konjonktürdeki değişim, ekonomi ve toplumsal talep.

‘Uluslararası politikanın çerçevesi haline geldi’

Semra Cerit Mazlum, “Paris Anlaşması’nın ve bununla birlikte ülkeler tarafından konulan hedefler, uluslararası politikanın normatif bir çerçevesi haline geldi” ifadelerini kullandı.

Paris Anlaşması, ülkeleri küresel ısınmayı yüzyıl sonuna kadar “iki derecenin altında, tercihen 1,5 derece ile sınırlama” konusunda zorluyordu.

1,5 derece ve 2 derece arasındaki önemli farkları ortaya koyan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 1,5 derece özel raporunun ve artan iklim felaketlerinin 1,5 derece hedefini kaçınılmaz hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Cerit Mazlum, “Böylece bir gezegen politikası haline dönüştü. Devletler de gönüllü ya da gönülsüz olarak uyum sağlamak zorunda kalıyor” dedi.

 

ABD-Çin arası ilişkiler

Prof. Dr. Cerit Mazlum büyük güçler arasındaki siyasi dengelerin de Paris etrafında şekillenmeye başladığına dikkat çekti.

En büyük emisyon kaynağı Çin ile önce anlaşmadan çekilip sonra yeniden katılan ABD arasındaki ilişkilerin merkezinde iklim değişikliği konusu yer alıyor. Tek kutuplu dünya düzeninde bu iki ülke arasındaki gerilim ve ilişkiler de küresel anlamdaki politikaları etkiliyor.

‘Sınırda karbon vergisi Türkiye’yi zorlayacak’

Diğer bir başlık ise ekonomi. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat çerçevesinde hayata geçirdiği mevzuat değişiklerinin Türkiye’yi zorladığını ifade eden Cerit Mazlum, “Sınırda karbon vergisi en büyük ihracatçısı AB pazarı olan Türkiye’yi olumsuz etkileyecek” dedi.

Demir-Çelik, otomativ gibi birçok sektörün bundan etkileneceğini belirten Mazlum Cerit, “Sadece ihracat gelirleri açısından değil istihdam ve vergi kaybı sebebiyle de ekonomide zorluk yaratacak” yorumunu yaptı.

İş dünyasından baskı

İş dünyasının da bu zorlukların farkında olduğunu belirten Prof. Dr. Cerit Mazlum’a göre onlardan gelen baskının da Anlaşma’nın onaylanmasında payı var.

Daha önce Kyoto Anlaşması sırasında büyük iş çevreleri Kyoto’ya katılmanın önemli olduğunu söylerken orta ölçekli işletmeleri temsil eden TOBB gibi kurumlardan çekince geliyordu. Ancak şu anda hem TÜSİAD hem TOBB gibi kurumlar yaşayacakları maddi zorlukların farkında olduğu için uzun süredir Paris için diretiyor.

Alternatif finansman ihtimali

Semra Cerit Mazlum’un dikkat çektiği diğer bir nokta da olası iklim finansmanı ihtimali. Her ne kadar Türkiye’nin Paris çerçevesindeki iklim finansmanına doğrudan erişmesine izin verilmese de birkaç yıldır süren çalışmalar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cerit Mazlum şunları söyledi:

“Aralarında Dünya Bankası’nın ve BM’nin de olduğu bir grup aktör Türkiye’nin rejim içinde olmasa da farklı yollarda kullanabileceği finansman kaynağına erişebilmesinin yollarını arıyorlar. Geçen sene sonuçlanamadı. Bu sene bu yönde gelişme olması bekleniyor. Bu sebeple böyle bir kaynağa erişme ışığını görmüş olabilirler.”

Toplumsal talep

Semra Cerit Mazlum ekonomi ve uluslararası siyasetteki faktörlerin toplumsal talep ile birleştiğini söyledi.

“Son yıllarda daha sık, daha şiddetli yaşadığımız iklim değişikliğine bağlı ani yağışlar, seller, can kayıpları, orman yangınları ve susuzluk toplum içerisinde de tepkiye yol açtı” diyen Cerit Mazlum, toplumun tabanına yayılmış bir farkındalık olduğunu söyledi.

Fotoğraf: AA

Erdoğan’ın konuşmasındaki önemli işaretler

Elbette ki Paris Anlaşması’nın onaylanması tek başına bir anlam ifade etmiyor. Ancak ulusal iklim eylemin başlatıcısı olma potansiyeline sahip. Erdoğan’ın konuşmasında bu yönde birçok işaret bulunuyor.

Semra Cerit Mazlum’a göre konuşmanın kapsamı ilk önemli noktalardan. Çünkü tarihte ilk kez Türkiye Genel Kurul’a hitaben iklim değişikliğini geniş bir çerçeveden ele alarak anlattı.

İklim değişikliğini yerinden olma sorunu ve devletler arasındaki emisyon ve yük paylaşımında adaletsizlik sorunu olarak çerçeveledi. Prof. Dr. Cerit Mazlum, “Yetersiz ve yanlış noktaları da var çünkü herkesi eşit etkilediğini söyledi. Halbuki zenginlerin ve yoksulların farklı etkilendiğini biliyoruz. Ancak gene de önemli bir konuşmaydı” dedi.

1,5 derece hedefi

İkinci önemli husus ise 1,5 derece hedefinin vurgulanması. Bunun Türkiye açısından çok önemli bir gelişme olduğunu belirten Cerit Mazlum, “İklim politikaları 1,5 hedefi çerçevesinde oluşturulacaksa sunduğu ulusal katkı beyanını da güncellemesi gerektiği anlamına geliyor” dedi.

Her ne kadar konuşma içerisinde mevcut beyan üzerinden Anlaşma’ya taraf olunacağı söylense de Semra Cerit Mazlum’a göre Türkiye’nin büyüme tahminlerine göre emisyonları söylediği miktarda yükseltmesinin imkanı yok.

Üstelik 1,5 derece hedefi için de bu güncellenmenin yapılması gerekiyor çünkü araştırmalar mevcut beyanın küresel ısıtmanın 3 derece üzerine taşıyacağını gösteriyor.

Mevcut beyanın Türkiye’ye hareket alanı sağladığı için kaldığını belirten Mazlum Cerit, ülkelerin taahhütlerinin hedeflerle uyumluluğunun inceleneceği 2025 yılı öncesinde Türkiye’den yeni bir açıklama gelebileceği görüşünde.

2053 yılında karbon nötr olma hedefi

Karbon nötr hedefiyle ilgili kısım da konuşmanın diğer önemli kısmını oluşturuyor. Semra Cerit Mazlum, “Glasgow’dan önce 2053 vizyonlu bir hedef olacağını söyledi. Buradan 2053 yılında karbon nötr olma hedefini açıklayacağını anlıyoruz” dedi.

Çoğu ülkenin 2050 yılı için böyle bir hedef koyduğunu belirten Semra Cerit Mazlum, “Türkiye’de hedef 2023 de oldukça fazla kullanılan bir jargondu. Büyük ihtimal karbon nötrlüğünü açıklarken de gene bu siyasal jargona bağlı kalmak istediler. Benzer bir durumu bağımsızlığının yüzüncü yılı için hedef koyan Hindistan’da da görmüştük. Ülkeler bu yönde karar alabiliyor” dedi.

Hem 2053 hedefi hem 1,5 dereceyle sınırlama gerekliliğinin kabulü ise gözleri Ulusal Katkı Beyanı’nda yapılacak güncellemelere çeviriyor.