Ana Sayfa Blog Sayfa 1223

Joe Biden: Türkiye’nin Suriye’deki operasyonları IŞİD ile mücadeleyi sekteye uğratıyor

ABD Başkanı Joe Biden, Suriye hakkındaki ulusal acil durum halini bir yıl daha uzattı. Biden, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi‘ye gönderdiği mektupta kararın gerekçesini de anlattı.

Mektupta Türkiye‘nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki askeri operasyonlarının IŞİD ile mücadeleye sekte vurduğunu söyleyerek Türkiye’yi eleştirdi.

‘Olağanüstü bir tehdit oluşturmayı sürdürüyor’

Beyaz Saray‘ın internet sitesinde de yayımlanan mektupta Biden, Suriye ile ilgili acil durumun 14 Ekim 2021’den sonra da devam etmesine karar verdiğini kaydetti ve Türkiye’nin tutumuyla ilgili şunları söyledi:

Suriye’deki ve Suriye’ye ilişkin durum, özellikle de Türkiye hükümetinin Suriye’nin kuzeydoğusuna askeri taarruz düzenleme yönündeki eylemleri, IŞİD’i yenilgiye uğratma çabasına zarar veriyor, sivilleri tehlikeye atıyor, ve bunun ötesinde bölgede barış, güvenlik ve istikrarı zedeleme tehdidi barındırıyor, ve ABD’nin ulusal güvenliği ve dış politikasına karşı alışılmadık ve olağanüstü bir tehdit oluşturmayı sürdürüyor”

Ağı Dağı Maden Projesi’ne verilen ÇED olumlu kararı zaman aşımına uğradı

Kazdağları’nda yapılması planlanan “Ağı Dağı Altın ve Gümüş Madeni Kapasite Artışı ve Zenginleştirme Projesi“nin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı zaman aşımından dolayı geçerliliğini yitirdi.

ÇED Yönetmeliği’nin 14-(4) maddesine göre, ÇED olumlu kararı verilen proje için yedi yıl içinde mücbir sebep bulunmaksızın yatırıma başlanmazsa bu karar geçersiz oluyor.

‘Belirtilen süre içerisinde yatırıma başlanmadı’

Bu maddeden yola çıkarak TEMA Vakfı, madenin bölgede bir faaliyet göstermemesi sebebiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’ne ÇED olumlu kararının geçersiz sayılmasına ilişkin 15 Ağustos 2021’de başvurdu.

Başvuruyu değerlendiren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü ise 28 Eylül tarihinde TEMA Vakfı’na yaptığı yazılı açıklamada, Ağı Dağı Altın ve Gümüş Madeni Kapasite Artışı ve Zenginleştirme Projesi’nin ÇED Olumlu Kararı’nın geçerliliğini yitirdiğini bildirdi.

Açıklamada “ÇED Yönetmeliği’nde belirtilen süresi içerisinde yatırıma başlanmadığından 14.08.2014 tarihli ve 3582 sayılı ÇED Olumlu Kararı’nın geçerliliğini kaybettiği hususunda bilgilerinizi ve gereğini arz/rica ederim” ifadeleri kullanıldı.

‘Maden ruhsatlarının iptal edilmesini istiyoruz’

Kararı değerlendiren TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Yöre halkının, Çanakkalelilerin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının bugüne kadar maden projelerine karşı gösterdiği mücadelenin bir eseri” dedi.

Sözlerine “Bununla birlikte, hepimizi sevindiren bu gelişme bile bölgedeki maden tehdidinin tamamen ortadan kalktığını göstermiyor” ifadesini de ekleyen Ataç, açıklamasını şöyle sürdürdü:

Kaz Dağları başta olmak üzere Çanakkale’de yaşam zaman kazandı. TEMA Vakfı olarak 2019 yılında hazırladığımız ‘’Kaz Dağları Yöresinde Madencilik’ raporuna göre yörenin yüzde 79’u madenlere ruhsatlıydı. Ruhsatların hayata geçmesiyle Kaz Dağları doğası, tarımsal üretimi ve kültürel değerleriyle yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalacak.

Bu tehdide karşı Kaz Dağları’nın doğal, tarımsal ve kültürel değerleriyle koruma altına alınmasını ve maden ruhsatlarının iptal edilmesini talep ediyoruz.”

2021 Nobel Barış Ödülü iki gazeteciye verildi

2021 Nobel Barış Ödülü, Filipinler ve Rusya‘da ifade özgürlüğü için mücadele eden gazeteciler Maria Ressa ve Dmitry Muratov‘a verildi. Böylece ödül, 1935 yılından bu yana ilk kez gazetecilere verilmiş oldu.

Norveç Nobel Komitesi Başkanı Berit Reiss-Andersen düzenlediği basın toplantısında, Maria Ressa ve Dmitry Muratov’a “Filipinler ve Rusya’da ifade özgürlüğü için verdikleri cesur mücadeleden dolayı” ödül verildiğini söyledi.

Komite, “Onlar, aynı zamanda demokrasi ve basın özgürlüğünün giderek daha olumsuz koşullarla karşı karşıya kaldığı bir dünyada bu ideale sahip çıkan tüm gazetecilerin temsilcileridir” açıklamasını yaptı.

1935’ten bu yana ilk

Ödül, Alman Carl von Ossietzky‘nin ülkesinin savaş sonrası gizli yeniden silahlanma programını ifşa ettiği için 1935’te kazanmasından bu yana ilk kez gazetecilere veriliyor.

Reiss-Andersen, “Özgür, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik, gücün kötüye kullanılmasına, yalanlara ve savaş propagandasına karşı korunmaya hizmet eder” ifadelerini kullandı.

Maria Ressa hakkında

1963 yılında Filipinler’in başkenti Manila’da doğan Maria Ressa,
1987’de devlet televizyonunda gazeteciliğe başladı.18 yıl boyunca, CNN International’da araştırmacı muhabir olarak çalışan gazeteci, Filipinler’in önde gelen gazetecilerinden biri olarak dezenformasyona, yalan haberlere ve özgür basını susturmaya çalışanlara karşı verdiği mücadeleyle, ülke dışında da tanındı.

2012’de, üç kadın gazeteciyle birlikte, bünyesinde yaklaşık 100 gazetecinin çalıştığı Rappler’ı kurdu.2015’te, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında söyleşi yaptığı Rodrigo Duterte’ye, 1980’lerde, Davao şehrinin belediye başkanıyken üç kişiyi öldürdüğünü itiraf ettirdi.

Dmitry Muratov kimdir?

30 Ekim 1961’de şimdi Samara olarak tanımlanan Kuibyshev’de doğan Dmitry Muratov, Novaya Gazeta gazetesinde 1995 yılından bu yana yayın yönetmenliği görevini yapıyor.

Döneminde Novaya Gazeta, Gazetecileri Koruma Komitesi tarafından “bugün Rusya’da ulusal etkiye sahip tek gerçek eleştirel gazete” olarak adlandırıldı.

 

Google, iklim inkarcılığını destekleyen içeriklerde ve Youtube videolarında reklamı yasakladı

Google bir açıklama yaparak bundan sonra iklim değişikliğiyle ilgili yanlış iddiaları destekleyen içeriklerde ve Youtube videolarında reklam gösterimi yapmayacağını duyurdu.

Şirketin reklam ekibi tarafından alınan karar artık platforma “iklim değişikliğinin varlığı ve nedenleri konusunda köklü bilimsel fikir birliğine aykırı” içerik oluşturan kişilerin reklam üzerinden para kazanamayacağı anlamına geliyor.

Şirket tarafından yapılan açıklamada “Son yıllarda, giderek artan sayıda reklamcı ve yayıncı ortağımız, iklim değişikliğiyle ilgili yanlış iddiaları destekleyen veya birlikte yayınlanan reklamlarla ilgili endişelerini dile getirdi” denildi.

İklim inkarcılığı ilk kez kısıtlanacak

New York Times’ın aktardığına göre politika, iklim değişikliğine bir aldatmaca veya kurmaca olarak atıfta bulunan, iklimin ısınmasına ilişkin uzun vadeli eğilimi reddeden veya sera gazı emisyonlarının veya insan faaliyetlerinin iklim değişikliğine katkıda bulunduğunu reddeden içerikler için geçerli olacak.

Google hali hazırda ateşli silahlarla ilgili videolarda veya trajik ve hassas konularla ilgili videolarda reklamları sınırlıyor veya kısıtlıyor. Bu adımla birlikte şirket ilk kez iklim inkarcılığını listeye eklemiş olacak.

Google’ın dijital reklamcılıktaki birincil rakibi olan Facebook, iklim değişikliğini reddeden reklamları yasaklayan açık bir politikaya sahip değil.

Reklam ajansları tepki gösteriyor

Reklam ajansları, iklim değişikliğiyle ilgili yanlış bilgilerle ilişkilendirilmek istememenin yanı sıra, fosil yakıt müşterileriyle olan ilişkilerini de yeniden değerlendirmeye başladıkları bir döneme girdiler.

Örneğin Forsman & Bodenfors reklam ajansı artık petrol ve gaz üreticileri için çalışmama sözü imzaladı. Fosil sektörünün şehir sokaklarında reklam vermesini ve spor takımlarına sponsor olmasını yasaklamak için çağrılar yaptı.

Davalar açılıyor

Greenpeace ABD ve diğer çevre grupları, bu yılın başlarında Federal Ticaret Komisyonu‘na Chevron’u “imajını sürekli olarak iklim dostu ve ırksal adalet odaklı gibi göstermekle ve ticari operasyonları ezici bir çoğunlukla iklimi kirleten fosil yakıtlara dayanmakla” suçlayarak şikayette bulunmuştu.

Exxon ise birkaç eyalette Demokrat yetkililer tarafından açılan ve tüketicileri iklim değişikliği konusunda aldatmak için reklamları kullanmakla suçlandıkları davalarla karşı karşıya.

Medya kuruluşlarında reklam

British Medical Journal, The Guardian ve İsveç yayınları Dagens Nyheter ve Dagens ETC gibi yayınlar fosil yakıt reklamlarını kabul etmeyi sınırladı veya durdurdu.

New York Times, petrol ve gaz şirketlerinin iklim haber bültenine, iklim zirvesine veya podcast yayınına sponsorluk yapmasını engelliyor. Ancak bu sayılan yerler dışındaki reklamlarına hala izin veriliyor.

.

ODTÜ Onur Yürüyüşü’nün yedinci duruşması: Yargılanan herkes beraat etti

10 Mayıs 2019’da ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne katıldıkları gerekçesiyle yargılanan ODTÜ’den 18 öğrenci ve bir akademisyenin davasının yedinci duruşması bugün Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Mahkeme, yargılanan herkesin suçun oluşmadığı anlaşıldığından beraatine karar verdi. Bir kişi hakkında hakaretten para cezası verildi. Hükmün açıklanması geriye bırakıldı.

‘Bir hak ihlali daha yaşanmasın’

Kaos GL‘nin aktardığına göre, duruşmayı aralarında 17 Mayıs, SPoD, GALADER, Kırmızı Şemsiye, Boğaziçi LGBTİ+, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, MLSA, Civil Rights Defenders, Hollanda, İsviçre, Norveç, ABD, Fransa, Danimarka, Belçika elçiliklerinden ve AB Türkiye Delegasyonu’ndan temsilcilerin de bulunduğu birçok kişi izledi.

Ayrıca, duruşmayı Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, İzmir Milletvekili Murat Çepni ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık da takip etti.

LGBTİ+ aktivistlerinin Avukatı Öykü Didem Aydın‘ın duruşmada polislerin dışarıya çıkarılması talebi kabul edildi. Polislerin dışarıya çıkması üzerine savunmasına başlayan Aydın, “Biz buraya ay beraat ver diye geldik. İki yıldır devam eden bu davanın sonuçlanmasını bekliyoruz. Temel hak ve özgürlükler içerisinde yer alan Onur Yürüyüşü’ne dava açılması bir hak ihlali iken, bir başka hak ihlali daha yaşanmasın ve beraatle sonuçlansın istiyoruz” dedi.

Avukat Aydın ardından mütalaaya ilişkin konuşmaya başladı.

‘Kamu düzenini bozan kampüsü işgal eden polisler’

Savcılık mütalaasında beş öğrencinin beraatini, 12 öğrenci ve bir öğretim görevlisinin ise “kanuna aykırı olan gösteri yürüyüşüne katıldıkları ve kolluk görevlilerince birçok uyarı ve zor kullanmaya rağmen dağılmadıkları” suçlamasıyla cezalandırılmalarını talep ediyordu.

Mütalaaya ilişkin konuşan Avukat Öykü Didem Aydın, Ankara 7. İdare Mahkemesi’nin yasak kararının hukuka aykırı olduğuna karar verdiğini hatırlattı ve “Biz bu kararı dosyaya sunduk. Biz bu kararı dosyaya sunmuşken Ankara 7. İdare Mahkemesi’nin kararı savcılık mütalaasında gözden mi kaçtı?” diye sordu.

Avukat Öykü Didem Aydın savunmasına, “Kamu düzenini bozan kampüsü işgal eden polisler olmuştur. Kamu düzeninin müvekkillerimiz tarafından uzaktan ve yakından zedelenmesi bile söz konusu değilken bu mütalaa neden? Kolluk gücünün oraya gitmesi açık ve yakın tehdit olduğunu değil; kolluk kuvvetinin LGBTİQ+ haklarına ilişkin kötü niyetini gösteriyor. Kolluk görevlisi şenlik havasında geçecek onur yürüyüşüne saldırmış, deyim yerindeyse kampüste terör estirmiştir” ifadeleriyle devam etti.

Aydın, müvekkillerinin daha önceki duruşmalardaki savunmalarını tek tek okuduktan sonra beraat talep ederek konuşmasını sonlandırırken, Aydın’ın ardından sanıklar, savunmalarında daha önceki beyanlarını tekrarladıklarını söyledi.

‘Polis, mahkemeleri kendi düşmanlığına alet ediyor’

Avukat Erkan Çiftçi ise savunmasında, “Yargılaması devam eden dosya hukuki bir dosya değil. Hukuki metinler hukuki gerekçeler içerir. Polis, mahkemeleri kendi düşmanlığına alet ediyor” ifadelerini kullandı.

“Valilikler, özellikle toplumsal olaylar nezdinde iktidarın karakolu gibi çalışıyor” diyen Avukat Çiftçi, öğrencilerin ifade ve toplanma özgürlüğünü hatırlattı ve “Beraat talep ederken esas talep ettiğimiz adalettir. Bir grubun ifade hürriyetini engelleyen silahlı kişilerin mahkemeye getirdiği grup yargılanıyor şu anda” sözlerini de ekledi.

Avukat Candan Dumrul ise, 2911 sayılı kanundan bahsederek “Bu kanun kapsamında bir suçun oluşması mümkün değil. Polisin herhangi bir eylemi kendi kendine kanuna aykırı ilan ederek müdahale etmesi kabul edilemez. Burada söz konusu eylemin barışçıl niteliği kolluk kuvveti tarafından etkilenmiştir” ifadelerini kullandı.

Avukat Hazal Aydın da savunmasında, “Bu dosyalar devletin ve hükümetin LGBTİ+’lara tahammülsüzlüğünün bir sonucu. Yıllarca ben de onur yürüyüşlerine katıldım. Barışçıl buluşmalardı. Ancak kolluğun hukuka aykırı davranması ile bu dosyalar açılmaya başladı” dedi.

‘Buradayım, alışsınlar, gitmeyeceğim’

Yargılanan LGBTİ+ aktivistlerinden Melike Balkan, yürüyüşün yasak olmadığını İdare Mahkemesi kararıyla gördüklerini belirtti ve “Yürüyüşü yasaklama yetkisi olan Rektör, yasak kararını Valilik kararına dayandırmıştı. Ancak ortada hukuka uygun bir Valilik kararı yoktu. Rektör, yetkisini kötüye kullandı” dedi.

Yargılanan bir diğer isim olan Özgür Gür ise savunmasında, “Ben bu dava başladığında öğrenciydim, bayağıdır öğrenci değilim. Ben bu ülkede polisin şiddetine, hükümetin nefretine maruz kalmış milyonlarca kişiden biriyim” dedi ve şu açıklamaları yaptı:

ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde de sonrasında ben nasıl yalnız hissetmediysem, liseli lubunyalar ve üniversiteli lubunyalar kendisini yalnız hissetmesin diye mücadele ediyorum. Yalnızca bu dava değil; daha geçen gün polis memuru tarafından öldürülen Hande Buse Şeker’in davası vardı. Boğaziçi’ndeki arkadaşlarımız yargılanıyor. Buradayım, alışsınlar, gitmeyeceğim!”

‘Bu devlet benim devletim değil mi?’

Savunması sırasında kendilerine saldıran polislerin salonda olduğunu da söyleyen Gür, Bir polisin “devlet benim” dediğini de hatırlatarak, “Bu devlet benim devletim değil mi? Bayram Sokak’ta evleri mühürlenen seks işçisi trans kadınların devleti değil mi?” diye sordu ve sözlerine şöyle devam etti:

Birileri bizim var olmadığımızı, sözde bizim diye ifade ettikleri kültürde LGBTİ+’ların olmadığını iddia ediyor. LGBTİ+’lar her zaman, her kültürde, her yerde vardır. Bakın buradayız. Sokaklarda, iş yerlerinde, tezgahlarda, emeğin görünmez kılındığı evlerde varız. Onur Yürüyüşü benim hakkım, LGBTİ+’ların hakkı. Ben Onur Yürüyüşü’nde bulunmaktan gurur duyuyorum. Bir gün bu suç olarak ifade edilse de ben tekrar aynı cümleleri söyleyeceğim. Bundan belki üç belki beş yıl sonra insanlar neyle yargılandığımıza inanamayacaklar. Hatta bize saldıranlar bu kürsüde yargılanacak.”

10 Ekim Ankara Katliamı’nın anma programı açıklandı

“Ekim 2015 güneşli, heyecanlı, sevinçli bir gündü. Kitlelerin coşkuyla, barış umuduyla Ankara Garı’na aktıkları bir gün.

Güneşli, kalabalık, coşkulu, heyecanlı, sevinçli gün ve hayat …. saat tam 10.04’te durdu. Bir daha hiçbirimiz aynı olmadık. Bombaların hayatımızı geri dönülemez biçimde değiştirdiği 10 Ekim 10.04’den bu yana tam altı yıl geçti. Saatlerin, günlerin ve yılların kederli akışına adalet isteğimiz eşlik etti. Adalet talebimizi barış talebimizin yanına iliştirdik.

Bu altı yılda istedik ki; yaşadığımız emsalsiz şiddettin arka planı bütün açıklığı ile ortaya çıksın, gerçek sorumlular yargı önüne taşınsın, acımız bilinsin. Bir de bir anıtımız olsun; hayatların söndüğü yerde…

Olmadı. Ama biz direncimizden hiçbir şey kaybetmedik. Israr etmeye, mücadele etmeye her zamankinden daha kararlıyız.

Mücadelemiz inat örüyor, dayanışma örüyor. Bizler bu yıl kuşlar boyuyor, kuşlar uçuruyoruz. Kuşlarla anıyoruz kayıplarımızı. Altıncı yılda alanda bıraktığımız her bir can, bir kuş oldu. Bizim kuşlarımız özgür. Bizim kuşlarımız barışa doğru kanat çırpıyorlar.

Biz arda kalanlar ise inat biriktiriyoruz. Dayanışma biriktiriyoruz. Biz arda kalanlar gidenleri her an hatırlıyoruz. Biriktirdiğimiz inat, güneşli bir Ekim sabahına kuşlar uçuracak yeniden…”

10 Ekim Dayanışması, üzerinden altı yıl geçen 10 Ekim Ankara Katliamı‘nın yıl dönümünde düzenlenecek anmanın programını yayınladı.

Altındağ ilçesinin Ulus semtindeki Ankara Garı kavşağında düzenlenen Barış Mitingine düzenlenen intihar saldırısı nedeniyle toplam 103 kişi ve iki saldırgan hayatını kaybetmişti.

9 Ekim Cumartesi günü Çağdaş Sanatlar Merkezi‘nde ve 10 Ekim Pazar günü Ankara Tren Garı önünde düzenlenecek anma programın detayları ise şu şekilde:

Panel, söyleşi ve sergiler

Saat 11.00-15.00 arasında düzenlenecek 2015’ten Bugüne Katliamlar ve Cezasızlık Panelinde Diyarbakır, Suruç ve 10 Ekim katliamlarının arka planı ile dava dosyalarında gelişen cezasızlık süreçleri ele alınacak.

16-00 ile 19.00 arasında Barışa Uçan Kanatlar Sergisi ziyaret edilecek. Hayatını kaybeden 104 insanın anısına Hatice Kapusuz tarafından 104 kuş resmi illüstre edildi. Sergideki kuşlar katliamın acısının büyüklüğüne bir yudum ferahlık ve göğe baktıkça hayatını kaybedenleri hatırlamak için yapıldı.

Kuşlar aynı zamanda kaybettiklerimizin barış umuduna bir selam duruşu. Ziyaretçiler sergide yer alan kuş resimlerini kartpostal olarak da etkinlik mekanından edinebilirler.

10 Ekim Barış Battaniyesi

10 Ekim gönüllülerinin ördüğü ve hayatını kaybeden 104 insanın ismini işlediği örgü battaniye sergi alanında yer alacak. Battaniye daha sonra gar önünde yer alan çınar ağacının “anıt ağaç” olarak giydirilmesinde kullanılacak.

Saat 17.00 ile 19.00 arasında düzenlenecek “6 yılda nelere tutunduk?” söyleşisi ise Süreyya Karacabey kolaylaştırıcılığında düzenlenecek.

Gün boyunca kolaylaştırıcılar eşliğinde çocuklar için yürütülecek turna yapımı, kuş boyama, barış hikayesi yazma, maske ve kukla yapma, kitap okuma vb etkinliklerden oluşan atölyeler de olacak.

9 Ekim Cumartesi

11.00–15.00 2015’ten Bugüne Katliamlar ve Cezasızlık Paneli
15.00–16.00 Ara
16.00–19.00 Barışa Uçan Kanatlar Sergisi
17.00–19.00 “6 yılda nelere tutunduk?” Söyleşisi / Kolaylaştırıcı: Süreyya Karacabey

10 Ekim Pazar

09.30 Ankara Tren Garı Önü’nde toplanma
10.04 Anma
10.04 Siyah Balon Uçurma Etkinliği
14.00 Mezar Ziyareti

NASA’dan Salda paylaşımı: Mars’ın milyarlarca yıl önce nasıl gözüktüğünü merak ettiniz mi?

Perseverance ile Mars gezegeninde keşifler yapan ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Kızıl Gezegen’deki Jezero Krateri ile benzer mineral ve tortular barındırdığı için araştırmalarında faydalandığı Salda Gölü‘nü yeniden paylaştı.

“Mars’ın milyarlarca yıl önce nasıl gözüktüğünü merak ettiniz mi?” ifadelerini kullanan NASA, Burdur‘da yer alan ve Millet Bahçesi projesi nedeniyle ağır tahribat altındaki Salda Gölü’nün fotoğrafını paylaştı.

Su altında olduğu düşünülüyor

Bugün Mars’ın yüzeyinin bu büyüleyici su görüntüsünden mahrum olduğunu belirten NASA, “Bizim Perseverance bilim insanlarının 3.5 milyar yıl önce nehir deltası ve gölün aktığını düşündüğü Jezero Krateri’ni keşfetmekle meşgul” ifadelerini kullandı.

Açıklamada “Fotoğraftaki kayalar, Türkiye’deki Salda Gölü’nün sahil şeridini süslüyor. Sudaki mineraller gezegeniminizdeki bilinen en eski fosilleşmiş yaşam kayıtlarından bazılarını sunuyor. Bilim insanları Dünya üzerinde mikrobiyal fosilleri inceleyerek yaşam belirtilerini daha iyi anlayabileceklerini umuyor” denildi.

NASA, Jezero Krateri’ndeki kayaçlarla Salda Gölü’ndeki kayaların birbirine benzediği düşüncesini tekrarladı. Salda Gölü’ndeki mikrobiyalit fosilleri inceleyen NASA’da görevli bilim insanları Mars’ın eski halini daha iyi anlamayı hedefliyor.

Erdoğan’dan Kanal İstanbul açıklaması: Fiilen uygulanma aşamasına gelindi

Hayata geçmesi durumunda, bilim insanları tarafından İstanbul için felaket olacağı söylenen ve uzun süredir tartışma konusu olan Kanal İstanbul ile ilgili Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘dan yeni bir açıklama geldi.

12. Ulaştırma ve Haberleşme Şurası‘nda konuşan Cumhurbaşkanı, Kanal İstanbul ile ilgili fiilen uygulanma aşamasına gelindiğini duyurdu.

‘Enine-boyuna konuşuldu ve tartışıldı’

Erdoğan konuşmasında, “Deniz taşımacılığındaki en büyük projemiz Kanal İstanbul’dur. İstanbul Boğazı’nın artan yük trafiğini taşıyamaz hale gelmesi bizi alternatif arayışına yönlendirdi. Kanal İstanbul enine-boyuna konuşulmuş, tartışılmış ve fiilen uygulanma aşamasına gelmiştir” ifadelerini de kullandı.

Erdoğan, Sazlıdere Köprüsü‘nün temelinin atılmasının projenin ilk somut adımı olduğunu söyledi ve “Proje kapsamındaki diğer işleri de plan dahilinde hayata geçireceğiz. Kanalın kazısına da plana göre başlayacağız” ifadelerini de ekledi.

‘Dünya köklü bir değişimin eşiğinde’

Konuşmasında salgın ve iklim krizi konularına da değinen Cumhurbaşkanı, bu gibi krizlerin kendi gerçekliklerini yarattıklarını ifade etti:

Özellikle salgın ve iklim değişikliği gibi son dönemde ağır sancılarıyla daha sık yüzleşmeye başladığımız küresel kriziler kendi gerçeklerini dayatmaktadır. Bu durum diğer alanlarla birlikte ulaştırma ve haberleştirme sektörlerinde de ciddi değişimlere, yeri yönelimlere sebep olmaktadır. Yaşadığımız sürecin tarihi arka planı da bize aynı gerçeği işaret ediyor.

Dünyanın yeni ve gerçekten köklü bir değişimin eşiğinde olduğunu görüyoruz. Şayet bu süreci ülkeler ve toplumlar olarak doğru okur, üzerimize düşen sorumlulukları adil bir şekilde yerine getirirsek insanlığın ortak geleceği adına hayırlı bir iş yapmış oluruz. Eğer bu ortak bilinci harekete geçiremezsek insanlığı sancılı ve ağır maliyetli bir kaos döneminin beklediği açıktır. Türkiye önümüzdeki yeni sürecin öncülüğünü yürütme sorumluluğuyla karşı karşıyadır.”

Birleşik Krallık, Türkiye’de yapılan koronavirüs aşılarını tanıyacağını duyurdu

Birleşik Krallık Ulaştırma Bakanı Grant Shapps, Türkiye‘de yapılan koronavirüse karşı aşıların Birleşik Krallık tarafından tanınacağını duyurdu.

Bu kararla birlikte, Türkiye’den Birleşik Krallık’a giden tam aşılı kişilerin 10 gün boyunca karantinaya girme zorunlulukları kalktı.

Karar, 37 ülke için de geçerli

Karar, Birleşik Krallık’a gelmeden önceki son 10 gün boyunca kırmızı listedeki bir ülkede bulunmamaları koşuluyla, Türkiye’yle birlikte Hindistan, Pakistan, Brezilya ve Güney Afrika‘nın da aralarında bulunduğu toplam 37 ülkeden gelenler için de geçerli olacak.

Ülkeye seyahat ederken tam aşılı sayılabilmek için ikinci aşının üzerinden en az 14 gün geçmiş olması gerekiyor.

Birleşik Krallık, Türkiye’yi 22 Eylül’den itibaren geçerli olacak şekilde kırmızı listeden çıkarmış ve böylece Türkiye’den Birleşik Krallık’a gidenlerin 10 gün boyunca otel karantinasına girmelerine gerek kalmamıştı.

Ancak, buna rağmen ülke Türkiye’nin aşı sertifikasını tanımamıştı.

Bundan ötürü de Türkiye’de aşılanmış kişiler Birleşik Krallık’a girdiklerinde aşılanmamış sayılıyor ve 10 gün boyunca kaldıkları yerde karantinaya girmeleri gerekiyordu.

Bu kararla birlikte, Birleşik Krallık kırmızı listeden 47 ülkenin ve bölgenin çıkarıldığını ve listede sadece yedi ülkenin kaldığını da açıkladı.

Bu ülkeler ise Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Haiti, Panama, Peru ve Venezuela.

Şerdil Dara Odabaşı’ndan Kalamış Yat Limanı ihalesine tepki

Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, sonuçlanan Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı ihalesine ilişkin açıklama yaptı.

40 yıllık işletme hakkının özelleştirilmesi için yapılan ihaleyi 2 milyar 531 milyon TL ile en yüksek teklifi veren TEK-ART Kalamış ve Fenerbahçe Marmara Turizm Tesisleri A.Ş kazanmıştı.

Kadıköy Belediyesi’nin de ihaleye girmek istediğini fakat ihaleye alınmadıklarını söyleyen Odabaşı “Burayı biz betona, ranta teslim etmeyeceğiz” diyerek özelleştirme kararına tepki gösterdi.

‘Burası Kadıköylülerin parasıyla yapıldı’

Odabaşı, “Biz, Özelleştirme İdaresi’nin marina ile ilgili yaptığı her şeye karşıydık. Yapılan imar planı değişikliğine karşıydık, buranın özelleştirilmesine karşıydık. Çünkü buranın kamuya terk edilmesini, yani Kadıköy Belediyesi’ne verilmesini istiyorduk” ifadelerini kullanarak gerekçesini ise şu sözlerle anlattı:

“Burayı 1984 yılında Kadıköylülerin parasını harcayarak biz inşa ettik. Buranın tekrar Kadıköy Belediyesi’ne iadesini istemiştik ama ne yazık ki ne iademiz kabul gördü ne de bu özelleştirme uygulaması iptal edildi. Fakat sonra, ‘Bizi ihaleye alın, eğer gerçekten satma niyetiniz varsa burayı biz satın alalım’ dedik. Fakat ne yazık ki o da kabul görmedi. Belki ben bugünkü teklif edilen rakamdan daha yüksek bir rakam teklif edecektim, neden Özelleştirme İdaresi bizi kabul etmedi? Neden rakamın daha da yükselmesi için çaba sarf etmediler?”

‘Derdiniz ne?’

“2-3 yıl önce yapılan ihaledeki rakamın dolar karşılığının 664 milyon olduğunu belirten Odabaşı, “Bugün son verilen teklif, 2 milyar 531 milyon TL, kaba bir hesapla 300 milyon dolara geliyor. Yani bir önceki alınan teklifin de yarı fiyatına verildi. Niye bu kadar acele ediyorsunuz, derdiniz ne?” diye sordu.

Odabaşı, “Bir şeyi satacaksanız en yüksek fiyata satmanız gerekir, neden Kadıköy Belediyesi’nin teklifini almadınız, belki biz yüksek bir teklif verecektik. Biz, belki Kadıköy halkıyla beraber dayanışmayla bu rakamın çok çok üzerinde bir teklif verip bu paranın kamuya kalmasını sağlayacaktık, neden bizi ihale dışı bıraktınız?” tepkisini gösterdi.

‘Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğiz’

Mücadelelerinin bitmeyeceğini belirten Odabaşı, “Bizim davalarımız devam ediyor. Bugün itibariyle ihalenin bu rakamı belli olduktan sonra, benim anayasa hukukçularıyla yapacağım bir toplantım var. Bu süreci Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğiz. Çünkü Anayasa’nın en önemli ilkesi olan eşitlik ilkesine aykırı davranıldı, Kadıköy Belediyesi ihale dışı bırakıldı. Şeffaflığa aykırı davranıldı, bizim teklif vermemiz engellendi” dedi.

Odabaşı, “Bu ihaleyi yaptılar ama ne yapacaklarını halen bilmiyoruz. Burayı biz betona, ranta teslim etmeyeceğiz ve buraya kimsenin çökmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu mücadele bitmedi; olanca hızıyla, bütün gücümüzle devam edecek” açıklamasını yaptı.